Toplumsal Hafıza Türkiye

Tahir Elçi’siz iki yıl…

“Özellikle son iki yılda yaşanan süreç ve günümüzdeki siyasi, toplumsal kırılmalar dikkate alındığında bütün toplumsal kesimlerin ona hala ihtiyaç duyduğunu ve onu aradığını düşünüyorum. Öldürülmesiyle birlikte sadece Diyarbakır değil tüm bölge hatta tüm ülkede sivil toplum adeta bir sessizliğe gömüldü”

Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, 2 yıl önce Diyarbakır’daki Dört Ayaklı Minare önünde öldürüldü. Geçen iki yılda ne sivil toplum çalışmaları o dönemki etkinliğine ulaşabildi ne de onun yokluğuna alışılabildi. Tahir Elçi’nin en yakınındaki insanlardan biri, iş arkadaşı ve aile dostu Avukat Neşet Girasun ile geçen iki yılı Sivil Sayfalar için konuştuk…

Tahir Elçi sizin hemşehriniz, aile dostunuz, iş ortağınız, rol modeliniz idi. Dolayısıyla hayatınızda çok büyük bir yer kaplıyordu. Hayatı bu kadar dolduran bir insanın ardından geçen iki yıl nasıl oldu sizin için, biraz anlatabilir misiniz?

Aradan iki yıl geçmiş olmasına rağmen onun yokluğuna bir türlü alışamadık. Ben ona bir dost, bir sırdaş, bir çalışma arkadaşı olarak neredeyse her gün ihtiyaç duyuyorum. Onu çağrıştıran her şey duygusal anlamda beni yaralıyor.

Tahir Elçi ile aynı köydensiniz ve aranızda bir jenerasyona yakın yaş farkı var. Sizin Tahir Elçi’yi keşfettiğiniz dönemi hatırlıyor musunuz? Mesela hukuk eğitimi almanızda onun etkisi var mı?

Avukat Neşet Girasun

İkimizin de aileleri Cizre’nin Hisar köyünden. Tahir Elçi köyde doğmuş ve çocukluğunu köyde geçirmiş, ben doğduğumda bizimkiler köyden göç etmişti. Ama ailelerimiz köyde de komşuydu, Cizre’de ortaokulu okumak için yerleştiği abisinin evi ile de komşuyduk. Ben ilkokul birinci sınıftayken okuduğum okulun hemen bitişiğinde avukatlık bürosu açmıştı, ilk avukatlık bürosu orasıydı. Hem komşu olmamız hem de her gün bürosunun önünden geçiyor olmam sebebiyle Tahir Elçi ismi benim hafızama kazınmıştı. Bizim köyden avukat olan ilk kişiydi. 92 yılını dikkate aldığımızda Cizre’den de çıkmış sayılı avukatlardan biriydi. Bütün bu sebeplerden ötürü hem bizim mikro çevremizde hem de Cizre’de Tahir Elçi ismi konuşulan bir isimdi. Sonra 93 yılında biz ailecek Diyarbakır’a taşınmak zorunda kaldık. Tahir Elçi de 94 yılında taşındı ve burada avukatlık bürosu açtı. 94 yılında eski PKK’li bir itirafçının ifadeleri doğrultusunda birçok avukatın gözaltına alındığı bir soruşturma vardı. O meşhur avukatlar gözaltısında 20 küsur gün Diyarbakır JİTEM’de işkencelerden geçti. İlginçtir, bu gözaltı ve işkence arkadaşlarından biri de aynı soruşturma kapsamında alınmış olan babamdı. Aynı davada yargılandılar, bir kesişme noktamız da budur. Evlendiğinde düğününe de gitmiştim, hatırlıyorum.  Bütün bu münasebetler sebebiyle yolumuz bir şekilde kesişiyordu. Ama benim için en ilginç anekdot şudur: Sanırım 95 yılıydı, yaz tatili için Cizre’ye gitmiştim. sonbaharda döndüğümde, Cizre minibüslerinin kalktığı yer o zaman Dağkapı Meydanı’ndaydı, eski Bingöl Garajı. Tahir Elçi’nin bürosu da bu garajın tam karşısındaki iş hanındaydı. Otogardan çıkarken gözüm binaya takıldı ve Tahir Elçi penceredeydi. O dönemde pos bıyıkları vardı, yirmili yaşlarını daha bitirmemişti. Gözüm ona takıldı, Tahir Elçi’yi dışarıyı seyrederken gördüm ve ona karşı bir hayranlık besledim. ‘Umarım bir gün ben de Tahir Elçi gibi bir avukat olurum’ dedim. Sonrasında üniversite sınavlarına girdiğimde sadece hukuk fakültesi yazmıştım. İstanbul’da okudum üniversiteyi ve Diyarbakır’a geldiğimde onu ziyaret etmeye özen gösteriyordum.

Okulu bitirdim, İstanbul’da avukatlık yapıyordum. O, baro başkanı seçildikten bir-iki ay sonra, artık olağan bir avukatlık faaliyeti yürütemeyeceğini, eğer Diyarbakır’a gelebilirsem birlikte avukatlık yapabileceğimizi söyledi. Tabi bu beni hemen 95 yılına, hayranlık duyduğum o ana götürdü. Benim için rol model olan, hukuk fakültesini tercih etmemde ciddi bir ilham kaynağı olan kişinin bana ortaklık teklif etmesi benim için hayalden öte bir şeydi. Tabii aradan geçen bütün bu zamanda Tahir Elçi Diyarbakır Baro Başkanı, Türkiye’nin en önemli avukatlarından ve en önemli insan hakları savunucularından biri durumuna gelmişti. Bu benim için inanılmaz bir teklifti. O zaman beş yıllık avukattım ve evliydim, bu kararı eşime bile sormadan İstanbul’daki durumumu ve işlerimi hiç muhakeme etmeden derhal kabul ettim. Görüşmemizden birkaç ay sonra tamamen Diyarbakır’a yerleştim ve öldürüldüğü güne kadar, yaklaşık üç yıl çalışma arkadaşı şeklinde bir ilişkimiz oldu. Ama bunun dışında aynı zamanda aramızda ağabey-kardeş ilişkisinin ötesinde, bir ilişki vardı. Mesela bu ortaklık kararımızdan çok kısa bir süre sonra bir kardeşimi kaybettim, ondan bir buçuk yıl sonra babamı kaybettim. Hem babamı hem kardeşimi çok zamansız bir vakitte kaybettim ama bu zor dönemimde Tahir Elçi’nin benim ayakta kalmam ve hayattan geri durmamam noktasında çok büyük bir etkisi oldu, eksikliklerini hissettirmemeye özen gösterdi. Bunun belki de farkında bile değildi. Ben de bunu ona hiç söylemedim ve bu benim içimde kaldı açıkçası.

“Baronun rutin işlerini yapan, baronun ilgilenmesi gereken toplumsal meselelerle ilgili koşturan, öte yandan çözüm sürecinin bozulmasıyla birlikte sokağa çıkma yasakları ve birçok kırılmanın yaşanmasıyla, baroya yüklenen sorumluluktan ötürü neredeyse her gün başka şehirde olan, olaylara müdahil olan, oradaki insanlarla görüşen, resmi makamlara çağrı yapan, tüm bu yoğunluğun içinde ailesini ihmal etmeyen, mesela tatile çıkan, tatil anlayışı olan biriydi”

Peki, bize Tahir Elçi’nin gündelik hayatı nasıldı? Bize bir gününü anlatır mısınız?

O baro başkanı olduktan ve ben buraya geldikten sonra yoğunluğundan ötürü iş yerinde direksiyonu bana bırakmıştı tabiri caizse. Bazı günler büroya hiç uğramıyordu, uğradığında da işler hakkında ona bilgi veriyordum, istişare ediyorduk. O, avukatlık faaliyetini toplumsal davalar üzerinden yürütüyordu. Faili meçhul cinayetler, Kulp davası, Lice davası, JİTEM dosyaları, avukatların yargılandığı dosyalar, toplumsal olaylarda meydana gelen mağduriyetler gibi dosya ve soruşturmaları takip ediyordu. Ve bu dosyaların tamamını da gönüllülük temelinde, hiçbir ücret almadan takip ediyordu.

Onun bir günü çok hızlı geçiyordu çünkü sıradan, normal birçok avukatın bir haftada yaptığı işi Tahir Elçi bir günde yapıyordu. Çok hızlı çalışıyordu, hızlı çalışmak ve düşünmek onu canlı tutan bir şeydi. Mesela büronun kapısının açılmasıyla benim odama girmesi bir saniye bile sürmezdi. Girer girmez kol saatini çıkarırdı, havalar sıcak olduğunda bir yandan saatini çıkarır bir yandan “Neşet ne yapıyorsun, nasılsın?” diye sorar bir yandan sekretere “kızım bize iki sade kahve” diye seslenir ve lavaboya gidip yüzünü yıkayıp hemen odama dönüp o gün yapacağı bir şeyle ilgili fikrimi sorar, ben daha sözümü bitiremeden hemen başka bir konuya atlardı. Hiperaktif bir yapısı vardı. Bütün bu işleri hızlı yapmasına rağmen çok da rasyonel ve uygulanabilir kararlar veriyordu aslında, işi aceleye getirmiyordu. Aceleye getirmek değil de, hızlı yapıyordu.

Mesela biz, 4-12 Eylül 2015 tarihleri arasındaki Cizre’deki sokağa çıkma yasağını birlikte Anayasa Mahkemesi’ne taşımıştık. Sokağa çıkma yasakları arasında Anayasa Mahkemesi’ne yapılan ilk başvuru budur. Öncesinde Mardin Bölge İdare Mahkemesi’nde dava açtık, bir sonuç çıkmayınca bir gün öncesinde beni aradı ve “artık Anayasa Mahkemesi’ne gidebiliriz, İdare Mahkemesi’nden ses çıkmıyor, Cizre’de durumlar kötüye gidiyor” dedi. Ertesi gün 9’da büroya geldim, ben bir giriş yaptım, sonra o geldi ve o söylüyor ben yazıyorum, o başvuruyu 45 dakikada hazırladık. Olağanüstü motivasyonu vardı. Bazı AİHM başvurularını iki saatte yaptığımızı hatırlıyorum. Telefonlarımızı kapatıp, büro ile bağımızı kesip odaklanırdık. Böyle hızlı pratik bir insandı. aslında her şeyi hızlı yapıyordu; yemek yemeyi de hızlı yapardı merdivenleri de hızlı çıkardı hızlı konuşurdu da. Bir günü çok dolu geçerdi, gün yetmiyordu ona. Baronun rutin işlerini yapan, baronun ilgilenmesi gereken toplumsal meselelerle ilgili koşturan, öte yandan çözüm sürecinin bozulmasıyla birlikte sokağa çıkma yasakları ve birçok kırılmanın yaşanmasıyla, baroya yüklenen sorumluluktan ötürü neredeyse her gün başka şehirde olan, olaylara müdahil olan, oradaki insanlarla görüşen, resmi makamlara çağrı yapan, tüm bu yoğunluğun içinde ailesini ihmal etmeyen, mesela tatile çıkan, tatil anlayışı olan biriydi… Sağlığına da çok önem veren biriydi. Akşam eve gittiğinde yemekten sonra mutlaka yürüyüş yapan, yürüyüşten sonra eve gelip mutlaka kitap okuyan, hayatı dolu dolu yaşayan biriydi.

“Tahir Elçi cinayeti politik bir cinayettir ve soruşturma makamları, ilgili savcı bu cinayeti aydınlığa kavuşturmak istese bile böyle bir yetkisi yok. Biz Türkiye’nin 90’lı yıllardan beri pratiğini biliyoruz. Dolayısıyla ciddi bir siyasi irade ortaya çıkmayana kadar bu cinayetin savcılık faaliyetiyle ve iradesiyle aydınlanabileceğini sanmıyorum, düşünmüyorum”

Birlikte o kadar çalıştınız Tahir Elçi’nin hukuk tekniğini anlatabilir misiniz biraz, onu iyi bir hukukçu yapan neydi?

Sihirli bir formül yok ama Tahir Elçi için bu teknik, onun bazı yönlerinin bileşkesidir bence. Bir kere çok disiplinliydi. Hiçbir işi savsaklamaz, aldığı her işi ciddiyetle takip eder, zamanında ve çok hızlı yapardı. Bir işi başka bir avukat bir hafta bekletebilir ama onda bir hafta, ertesi gün falan yoktur, o hemen yapar. O gün yapar, yarın yoktur ya da en kötü ihtimalle yarındır. Sürekli kendini yenilemesi, bilgilerini güncellemesi, sürekli okuması, mahkeme içtihatlarını ve yasal değişiklikleri takip etmesi bu bileşkenin önemli bir parçasıdır. Cesur olması, özellikle takip ettiği davaları dikkate aldığınızda, 90’lı yılları düşündüğünüzde bu önemli bir özelliktir. Düzenli olması, işini çok önemsemesi, çok zeki bir insan olması… Ve bence en önemlisi,  Tahir Elçi çok sabırlı bir insandı aynı zamanda. Çok hızlı iş yapan, düşünen aynı zamanda sabırlı olmayı bilen biri… Ona gelen işlerin birçoğu uzun soluklu işler, ciddi sabır isteyen işler. O, bunun da farkında olarak kabul ederdi.

Tahir Elçi öldürüldü ve dosyasında bugüne kadar bir ilerleme yok, biliyorum… Her cuma anma ve adaletin sağlanmasıyla ilgili yinelediğiniz çağrı var. Dosyanın durumu nedir, bu dosyadaki gariplikler neler, kısaca bahseder misiniz?

Dosyanın teknik boyutuna girmeyeceğim, ceza muhakemesi bağlamında değerlendirme yapmanın anlamlı olduğunu düşünmüyorum çünkü Tahir Elçi cinayeti politik bir cinayettir ve soruşturma makamları, ilgili savcı bu cinayeti aydınlığa kavuşturmak istese bile böyle bir yetkisi yok. Biz Türkiye’nin 90’lı yılardan beri pratiğini biliyoruz. Dolayısıyla ciddi bir siyasi irade ortaya çıkmayana kadar bu cinayetin savcılık faaliyetiyle ve iradesiyle aydınlanabileceğini sanmıyorum, düşünmüyorum. Politik bir cinayetin aydınlatılması Türkiye’deki durumu göz önünde bulundurduğumuzda soruşturma makamlarının gücünü aşan bir durum. Dolayısıyla dosyada şu oldu/bu oldu, dosyada şu yerine geldi/bu gelmedi gibi şeylerin çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum. Her cuma düzenlediğimiz etkinlik her ne kadar katılım istediğimiz gibi olmasa da anlamlı ve önemli bir etkinliktir. Bu çabanın Tahir Elçi cinayeti aydınlatılana kadar sürmesini umut ediyorum.


Tahir Elçi öldürüldükten sonra çatışmalar bambaşka bir boyuta evrildi. Nitekim geçen sene Sur mağduru kadınlarla bir rapor için yaptığımız görüşmelerde kadınların çoğu o tarihi bir milat olarak veriyordu. Bir teyzenin ew zilam hat kuştin, tofan li me rabû. / ne zaman ki o adam öldürüldü, biz tufana tutulduk” dediğini hatırlıyorum. Bütün Diyarbakır sivil toplumu yaklaşık bir yıl bir fetret dönemi yaşadık. Tahir Elçi’den sonra Diyarbakır Barosu olarak siz neler yapıyorsunuz,

Evet, bizim kişisel ilişkimizin dışında; bir baro başkanı, bir kanaat önderi olarak onun yarattığı boşluğun halen de doldurulamadığını söyleyebilirim. Özellikle son iki yılda yaşanan süreç ve günümüzdeki siyasi, toplumsal kırılmalar dikkate alındığında bütün toplumsal kesimlerin ona hala ihtiyaç duyduğunu ve onu aradığını düşünüyorum. Öldürülmesiyle birlikte sadece Diyarbakır değil tüm bölge hatta tüm ülkede sivil toplum adeta bir sessizliğe gömüldü. Tahir Elçi’nin öldürülmesinden sonra çok korkunç bir çatışma süreci yaşadık, şehirler yıkıldı, yakıldı. Bir iç göç hareketi oluştu. Bazen 90’lı yılları aratacak hak ihlalleri gündeme geldi. Bütün bu tablo toplumun ve toplumsal aktörlerin üzerinde ciddi bir baskı oluşturdu. Aslında Tahir Elçi cinayetinden daha 2-3 gün sonra Sezgin Tanrıkulu’nun ifade ettiği çok manidar bir söz vardı. “Bu cinayetin amacı, ‘Tahir Elçi’yi öldürüyorsak herkesi öldürebiliriz’ mesajı vermektir” diyordu. Bu bir öngörüydü aynı zamanda ve teyit edilmiş oldu. Bütün topluma ya da toplumun aktörlerine, bir şeyler yapmak isteyenlere bu şekilde bir gözdağı veriliyor.

Yaklaşık bir yıl sonra yapılan baro seçiminde yeni başkan, seçildikten hemen sonraki konuşmasında baronun Tahir Elçi çizgisine bağlılığını şu sözlerle vurguladı: “Diyarbakır Barosu yeni bir başkan seçmedi, Tahir Elçi Diyarbakır Barosu’nun ebedi başkanı olarak kalacaktır”. Diyarbakır Barosu’nun Tahir Elçi’nin çizgisinde, güç odaklarının etkisinde kalmaksızın, uluslararası insan hakları perspektifinde mücadelesine kaldığı yerden devam ettiğini düşünüyorum. Tabii ki başta söylediğim nedenlerden dolayı Tahir Elçi’nin belirlediği çıtayı yakalamak zor, ama özünde baromuzun Tahir Elçi’nin perspektifinin doğrultusunda çalıştığını söyleyebilirim.

Tahir Elçi cinayeti ikinci yıl dönümüne giriyor. Bu yılki anma programı nasıl, anlatabilir misiniz?

Bu yılki anma programını kamuoyuyla da paylaştık. Tahir Elçi’nin öldürüldüğü gün ve saatte, 28 Kasım günü saat 10.53’te Dört Ayaklı Minare’nin olduğu sokakta, vurulduğu yerde bir basın açıklamamız olacak. Saat 14.00’de mezarı başında bir anma olacak. Aynı günün akşamında 18.30’da Cegerxwîn Kültür Merkezi’nde bir fotoğraf sergisi ve Tahir Elçi’nin hayatını anlatan belgeselin galası olacak. Ertesi gün ‘Tahir Elçi ve Faili Meçhul Cinayetler’ konulu bir panel olacak. Panelin isminin böyle olmasının bir anlamı var. Tahir Elçi Türkiye’de en çok faili meçhul davası ya da soruşturmasını takip eden avukattır. Mesleki yaşamının neredeyse tamamında, mesaisinin çok önemli bir kısmını bu alana ayırmış biridir. Ve maalesef Tahir Elçi’nin öldürülmesi de şu ana kadar bir “faili meçhul” olarak kabul ediliyor. Hem avukatlık bağlamında takip ettiği davalar hem de kendi akıbetinin bir faili meçhul olması açısından böyle bir isim belirledik. İstanbul’da da 2 Aralık Cumartesi günü 11.30’da birçok baronun da davet edildiği bir yürüyüş olacak, Taksim Meydanı’ndan Galatasaray Lisesi’ne doğru. O da şu açıdan önemli, bu yürüyüş Cumartesi Anneleri’nin eylemine denk getiriliyor çünkü Tahir Elçi aynı zamanda Cumartesi Anneleri’nin de avukatlığını yapan biriydi. Tahir Elçi anmasını İstanbul’da da yapmak ve onu Cumartesi Anneleri ile buluşturmanın anlamlı olacağını düşünüyoruz.

Yorum Yap

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

E-Bültenimize Abone Olun

E-Bültenimize Abone Olun

You have Successfully Subscribed!