Sivil Toplumun Fazileti…

Brooks-CivilSocietyTW-1600x800-1280x640.jpg
Politik toplumdan sivil toplum fikrine doğru ilerlerken ortaya çıkan cumhuriyet düşüncesinin tarihsel gelişimi, politik canlı olan insandan politik özne olan gerçek kişiye doğru ilerledi. Aslında bu aşama, erdemli kişinin ortaya çıktığı asgari düzeyi gösterir.

Aristoteles ile başlatılabilecek politike koinonia (politik toplum) tartışmasının societas civilis (sivil toplum) haline dönüşmesi, iki kavramsal birimin uzun bir tarihsel sürecin içerisinde ve sürekli-yeniden tanımlanmalarıyla gerçekleşti. Bunlardan ilki, felsefenin konusu olan insan kavramından sosyolojinin konusu olan zoon politikon (politik canlı/varlık) kavramına geçiştir. İnsan türünün diğer türlerden farklı olarak siyaset yapabilen tür olması, onun doğa ve kültür ile ilişkisini biçimlendirdi ve diğer canlılarda var olmayan özelliklerinin gelişmesini ve açığa çıkmasını sağladı. Politik varlık olarak insanın yönetim ilişkileri içerisinde yer almasının bir diğer sonucu ise etiktir. Politik alan, hiçbir zaman salt-politik kurulmaz. Her zaman etik-politik eylemlerin ve önermelerin bileşkesinde düzenlenir. Bunun bir adım sonrası ise hukuktur.

Sivil toplum kavramına geçiş sürecinin bir diğer uğrağı ise polis (şehir) ve mekândır. Politik toplumun ortaya çıkabilmesi için toplumun polis koinonia (kent toplumu) haline gelmesi gereklidir. Politik olanın gerçekleşmesi için şehir kadar şehirlinin de var olması gerekir. Şehir, şehrin mekân olmasını sağlayan tümel yeniden üretim düzenlemeleri sayesinde bütün sosyal alanların (ailenin, dinin, eğitimin, ekonominin, siyasetin vb.) yeniden üretilmesini sağlar. Bu nedenle şehir, politik toplumdan sivil topluma ve politik canlıdan şehirliye geçişin mekânıdır. 

Aristoteles devlet ile toplum arasında bir ayrım gözetmediği ve devlet ile toplumu birbirinin tümleyeni olarak değerlendiği için haneyi toplumun, toplumu devletin ortak öze sahip farklı formları olarak değerlendiriyordu. Sosyalliğin merkezine yerleştirdiği oikos (hane) polis sayesinde dayanışma, birliktelik ve etkileşim içerisinde bulunabiliyordu. 

Toplumların karmaşıklığını açıklamak için yeterli olmayan bu analizlerin erken dönem eleştirileri Roma’da ortaya çıktı. Bunun nedenlerinden biri kent devletlerine özgü analizlerin imparatorluk rejimlerini açıklamak için yetersiz olmasıydı. Societas civilis (sivil toplum) kavramının politik toplum kavramı yerine kullanılması ve zamanla res publica (devlet/cumhuriyet) kavramından bağımsızlaşarak evrilmesi, sosyo-politik mücadelelerin gelişimiyle doğru orantılıdır. Res publica bir bilinç uğrağıdır, politik canlının tarihsel-toplumsal gelişiminde bir evreyi, özel ile kamu arasında fark gözetmeyi başarabildiği aşamayı betimler. Cumhuriyet, bu farkın siyasal temsilidir.

Cumhuriyet, erken dönem siyaset düşüncesi açısından devlet anlamına gelir. Roma’nın res publica’sı efendilerin, kralların, imparatorların egemenliğinin halkın egemenliği olarak tanımlandığı bir cumhuriyetti. Özel alanın ya da özel alanla bağlantılı olduğu varsayılan her şeyin kamusal alandan ayrılmasının, ilkesel olarak devlet ile kişi arasındaki ayrımın siyasal rejime dönüşmesidir. Bu özel-kamusal ayrımı sayesinde Aydınlanma düşüncesi cumhuriyeti yeniden ele alır ve egemenliğin yönünü değiştirir. Halkın egemenliği biricik hale gelirken efendilerin egemenleri halkın egemenliğine bağlanır. Bu nedenle cumhuriyet düşünen insanların rejimidir. Düşünen insan, özgürlük fikrine sahip olan insandır. Özgürlük fikri, düşünen insanın siyasal egemenlik tarafından tanınmasını dayatır. Öyleyse cumhuriyet fikri, her şeyden önce düşünen insanın özgürlüğü fikrinin bir ifadesidir.

Politik toplumdan sivil toplum fikrine doğru ilerlerken ortaya çıkan cumhuriyet düşüncesinin tarihsel gelişimi, politik canlı olan insandan politik özne olan gerçek kişiye doğru ilerledi. Aslında bu aşama, erdemli kişinin ortaya çıktığı asgari düzeyi gösterir. Kendi doğrularını, kendi değerlerini, kendi sesini ve sözünü yaratan insan. Belki de cumhuriyet bu nedenle fazilet ya da erdem olarak kabul edilebilir, kendisi olarak insan fikrini gerektiğinde devlete rağmen taşıdığı için. Bu fikir, bir süredir saldırı altında olsa da siyasal düşüncelerin ve tartışmaların, analizlerin ve fikirlerin içerisinde hala gücünü korumaya devam ediyor. Tıpkı erdemli insanın mümkün olduğu fikri gibi devam ediyor. 

Az şey midir?

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

[et_bloom_inline optin_id=”optin_1″]


Send this to a friend