“Görüyorsak, duyuyorsak, sorumluyuz”

18952747_1403543889753366_8239677008947010194_n.jpg

“Ali Denizci’nin Balat’ta on, on beş kadar deliyi hamama götürmesi, üstlerini giydirmesi, üç öğün karınlarını doyurması ile başlıyor her şey. Sayı arttıkça, lokantada yedireceğimize, kendimiz pişirelim fikri ortaya çıkıyor…”

 

İstanbul merkezli ‘Derviş Baba’ gönüllük hareketinin İzmir temsilcisi Semiha Fikret ile yardım çalışmalarını konuştuk…

 Öncelikle size biraz tanıyabilir miyiz?

Semiha Fikret

Adım Semiha Fikret.  İzmir doğumluyum. Bir şeyler yapmanın tadına henüz varıyorum. “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz”ını idrak yıllarındayım yani. Ege Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdim. Şu anda da Türk Edebiyatı alanında doktora öğrencisiyim. Üç yıl öğretmenlik yaptım, şimdi tekrar öğrenciyim.

Derviş Baba İstanbul’da kurulan bir oluşum değil mi?

 Evet. Ali ağabey’in (Ali Denizci) Balat’ta on, on beş kadar deliyi hamama götürmesi, üstlerini giydirmesi, üç öğün karınlarını doyurması ile başlıyor her şey. Sayı arttıkça, lokantada yedireceğimize, kendimiz pişirelim fikri ortaya çıkıyor. Ali Denizci, Hürriyet Gazetesi yazarı Musa Dede ve Tayyar usta ile birlikte üç kişi olarak “Derviş Baba Deliler, Abdallar, Meczuplar ve Aşıklar Kahvehanesi”ni kuruluyor bundan tam sekiz yıl önce. Balat’ta bir viraneden kafe oluşturuluyor, inşaatını da kendileri yapıyor. Sonraları büyüyen Derviş Baba, Cihangir’de, Kadıköy’de ve Koca Mustafa Paşa’da, bugün ‘külliye’ denilen kültür sanat merkezine kavuşuyor.

Neden “Derviş Baba  Deliler, Abdallar, Meczuplar ve Aşıklar Kahvehanesi”  ismi verilmiş?

 Ali ağabey ve arkadaşları istemişler ki deliler, abdallar, meczuplar ve aşıklar bir çatı altında toplansın. Delisi, velisi, abdalı, meczubu, aşığı yan yana gelsin ve iyi işler için bir olsun. Ali ağabeyin hep söylediği bir cümle vardır: Sevmek lazım, çok sevmek lazım. Biz de istedik ki bir araya gelelim ve en önce kendimizi sevmeyi öğrenelim. Kabul etmek gerekir ki, biz milletçe, öğüt vermeyi ya da eleştirmeyi severiz ama iş yapmaya gelince ortada kimse kalmaz. Derviş Baba’nın delileri, aşıkları, meczupları işi başkasından beklemeyen, yapan, girişen, elini taşın altına koyan, sorumluluk alan ve en önce de sevmeye kendinden  başlayan insanlardır, diyebiliriz. ‘Derviş Baba’da başkasına yardım yoktur’ der Ali ağabey; burada kişi önce kendine yardım eder. Kendini sevmeyi, insanları, yaratılmışı sevmeyi öğrenir.

Gönüllülüğün esas olduğu bir hareket…

Evet. Derviş Baba’da hizmet eden herkes gönüllü yapar işini ve tek kuruş talep etmez. Paranın, hırsın, rekabetin, bencilliğin bunca pohpohlandığı çağda birileri kalkıp hiç çıkarsız, kendi inancı, görüşü ne ise ona dayanarak durmadan çabalıyor. Aramızda İslam inancını taşıyan da var ateist olan da. Bu bizim için olması gereken bir durum. Örneğin ben Allah’a olan şükrümü böyle yapmayı tercih ediyorum, bir başka arkadaşımız topluma olan sorumluluğunu bu şekilde yerine getiriyor.

Bu çalışmaları yürütürken neye dikkat ediyorsunuz.

 İhtiyaç sahiplerini tespit etmek işin en önemli kısmı. Çünkü bağış verenlerin hakkı ve sorumluluğu oluyor üzerimizde. Derviş Baba’nın  amacı yolda kalanın yola devam edebilmesini sağlamak. Örneğin yeni boşanmış bir kadın veya çocukları, engelli maaşı alamayan bir yaşlı, işinden ayrılmış bir erkek ya da kadın, iflas etmiş bir aile, bursu kesilmiş bir öğrenci vb. durumlara maruz kalanlar, yardım ettiğimiz aileler arasında. Öncelikle gönüllüler olarak adrese gidip aileyi evinde ziyaret ediyoruz. Aile ziyareti formumuz var, gerekli tüm bilgiler oraya yazılıyor. Gözlem ve sorular çok önemli. Komşularla iletişim sağlanıyor. Siyasi veya dini çıkarı olabilecek herkes bizim uzak durduğumuz kişilerdir sormak, danışmak için. Çünkü Derviş Baba asla siyasî ve dinî bir sorgulama yapmaz. Bunu sıklıkla belirtiyoruz. Yardım edilecek aileye kesinlikle dini inancı ya da siyasi görüşü yahut da milliyeti sorulmaz. Bizim için insan vardır ve karnı aç mı tok mu, biz ona bakarız. Bu kural Derviş Baba’daki tek kuraldır. Yaratılmışı bir görüyoruz çünkü. Ailelerin dinî ve siyasî tercihi sorulmadığı gibi, ırkı ve milliyeti de asla sorgulanmaz. Mülteci, Türk, Afgan, Türkmen, Avrupalı, Amerikalı, Ermeni ya da Müslüman, Yahudi, Hristiyan, Mecusi vs. her kimse kimdir. Bizim için insandır ve birdir. Tek bir kıstasımız vardır: Kişinin ya da ailenin yolda kalmış olması, uzanacak bir ele ihtiyacı olmasıdır.

En son olarak da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan ailenin verdiği bilgiler teyit edilir. Yardım kararı, düzenli yapılan buluşmalarımızda görüşülür, nihayete erdirilir. En çok altı ay destek olunması uygundur. Fakat istisnalar var ise altı aydan fazla yardım yapıldığı da olur.

Yardımlar nasıl temin ediliyor?

İsterse kişiler gıda alışverişini yapıyor, bize haber veriyor ve dağıtım günü gelip dağıtıma katılabiliyorlar. Bu bizim en çok sevdiğimiz yardımdır; çünkü dağıtıma katılmak, ailelerin evlerine kadar gitmek, onlarla sohbet etmek, onlara dokunmak işin en güzel tarafı. Her ayın belli bir gününde, bir marketten aldığımız gıda paketlerini gönüllülerimizin araçlarına yüklüyor ve bölgedeki evlere tek tek götürüyoruz. Bu anlamda hem gönüllüye hem araca ihtiyacımız oluyor her ay. Duyurulur yani. Şimdilik ayda 40 ve üzeri aileye ulaşabiliyoruz. Her ay aile sayısı artıyor ne mutlu ki! Fakat gelmeye vakit bulamazlarsa bağışçılarımız, gıda yardımını alıp gönüllülere de ulaştırabilirler istedikleri zaman. Biz muhafaza edip aylık dağıtımda onları teslim ediyoruz. Tüm bu ve benzeri yardım sorularını sosyal medyadaki ‘Derviş Baba İzmir” Facebook sayfamıza yazarak yanıt alabilir herkes. Mesajlara aktif olarak cevap veriliyor sayfada.

İleriye dönük hedefleriniz nelerdir?

 “Derviş Baba İzmir” çok yeni bir oluşum, ikinci sene henüz doldu. Bir arada olmaya, sürekliliği sağlamaya çabalıyoruz. Bir mekânımız yok örneğin. Alsancak herkes için ortak nokta olduğundan buluşmalarımızı Alsancak’ta bir kafede yapıyoruz. Aslında Derviş Baba şimdilik İzmir’de seyyar denilebilir. İzmir’de merkezi bir bölgede toplantılarımızı yapabileceğimiz,  gıda paketlerini, gelen giysi yardımlarını düzenleyebileceğimiz ufacık da olsa bir mekana/depoya/ofise ihtiyacımız var.  İstanbul gibi bir kahvehanemiz olsun, dersler verecek sınıflarımız olsun, toplantılar, seminerler yapabileceğimiz sınıflarımız olsun, biz de tamamen gönüllü esaslı bir açık okul gibi olalım. Hedefimiz İstanbul Derviş Baba’nın yoludur. Onları örnek alıyoruz. Ve inanıyoruz ki İzmir’de de iyi işleri destekleyecek büyük bir potansiyel var.

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

[et_bloom_inline optin_id=”optin_1″]


Send this to a friend