Türkiye ile Yunanistan Kıskacında Göçmen Olmak

Türkiye-Yunanistan sınırında mültecilerin günlerdir maruz kaldığı durum, karar alıcıları ağır bir insan hakları sınavına tabi tutuyor. Bu süreçte Avrupa Birliği "değerleri" idealinin inandırıcılığının büyük bir yara aldığını ifade etmek mümkün.

İstikrarsız her coğrafya, sadece kendisi için değil aynı zamanda çevresi için de problem üretiyor. 2011 yılında başlayan Arap isyanların kuzey Afrika ve Orta Doğu’da birçok ülkeyi derinden etkiledi. İsyanlar sonrasında totaliter rejimlerin devrilmemesi ya da Libya örneğindeki gibi düzenin yeniden tesis edilememesi nedeniyle özellikle Libya ve Suriye’den Batı Avrupa yönüne doğru 2015 yılında büyük bir göç akını başladı. Göç rotası Libya kaynağı üzerinden İtalya’ya, Suriye kaynağı üzerinden ise durak ülke Türkiye yoluyla Yunanistan ve Almanya’ya uzandı. 2015 göçünün yolcuları sadece Araplar değildi. Göçmenler arasında 2001 yılında ABD işgali ve Taliban meselesi nedeniyle siyasi ve toplumsal çalkantılarla boğuşan Afganistan uyruklular, özellikle ekonomik sorunlar nedeniyle yeni gelir kaynakları arayan Pakistan uyruklular da yer almaktaydı. 

Yaklaşık 2 milyon kişinin Batı Avrupa yönüne doğru göç ettiği “2015 Göçü”nün ağırlıklı yükünü Almanya karşılamış ve yaklaşık 1.4 milyon sığınmacıyı topraklarına kabul etmişti. Bu dönemde Alman hükümeti sığınmacıları ülkeye entegre etmek için bir dizi sistem geliştirmiş, eyaletlerin vergi gelirlerini ve nüfusunu da göz önünde bulundurarak göçmenleri Almanya’nın 16 eyaletine yönlendirmeye etmeye çalışmıştı.

2016 yılı sonrasında Türkiye ile Avrupa Birliği arasında imzalanan Geri Kabul Anlaşması sonrasında Avrupa’ya yönelen göç akışı giderek azalmış; anlaşma kapsamında Yunanistan’a ulaşan tüm düzensiz geçiş yapan bireylerin Türkiye’ye iadesi öngörülmüştü. Buna karşılık ise Türkiye’ye geri gönderilen her bir düzensiz göçmen için, bir düzenli mültecinin AB ülkelerine kabulü taahhüt edilmişti. Avrupa’yı göç akışı kesildiği beklentisi sarmışken, İdlib’te Türkiye’nin 34 askerinin şehit edilmesi hesapları değiştirdi.

28 Şubat 2020’de Başlayan Göç Dalgasında Yunanistan

Güney sınırından gelebilecek olan yeni bir göç dalgasında karşı olabildiğince temkinli olan Türkiye özellikle İdlib konusunda son derece hassastı. Türkiye’nin güney sınırında Avrupalı komşularına önerisi siviller için güvenli bölgenin oluşturulmasıydı fakat söz konusu öneri uluslararası toplum tarafından destek görmedi. Bunun temelinde Türkiye’nin sınır güvenliğini gerekçe göstererek güney sınırında gerçekleştirdiği operasyonların “genişlemeci” bir hamle olarak algılanması ve güvenli bölge önerisinin “geri göç”ün gerçekleşme ihtimalinin düşük olması nedeniyle inandırıcı bulunmamasıydı. 

27 Şubat gecesinde 34 Türk askerinin şehit edilmesi sonrasında Ankara bir yandan bölgede operasyonlarını derinleştirirken öte yandan batı sınırlarında göçmen kontrolünü kaldırma kararı aldı. Türkiye’nin bu kararının arka planında kendisine güvenli bölge oluşturma konusunda destek vermemenin maliyetini uluslararası topluma gösterme çabası yer almaktaydı. Türkiye, İdlib’te oluşabilecek olası bir insani krizde bir yandan yeni göç dalgasını kaldıramayacağını vurgularken, göçmenlerin hedef ülkeleri Fransa, İtalya ve büyük ölçüde Almanya için kapıları açık tutacağının altını altını çizmekteydi. Türkiye’nin 28 Şubat 2020’de sınır kapılarını açarak göçmen kontrolünü ve Yunanistan’ı göçmenler karşı karşıya bırakması Türkiye’nin “blöf yapmadığı”nı gösterdi.

Sivil Toplum İdlib Olaylarının Tetiklediği Göçmen Krizi’nde Ayakta!

Türkiye Avrupa’ya karşı stratejik bir hamle yaptığını düşünüyorken, göç yolunun riskler barındırması ve Yunanistan’ın daha fazla göçmeni kabul etmemesi nedeniyle “insani bir krize” de kapı aralamış durumda. Dünya çapında 241 farklı sivil toplum kuruluşu Türkiye’den Yunanistan’a göçün 5. gününde seyir halindeki her insanın barış, temel hak ve özgürlüklerini talep eden çok dilli bir bildiri imzaladı. Dokuz ayrı dilde yayımlanan bildiride Türkiye, “Suriye ile sınırını kapalı tutmaya devam ederken kendi topraklarındaki göçmenleri Avrupa’nın kapılarına, belirsizliğe doğru iteklemek”le eleştirilmekte. Bildiriye göre “Binlerce Suriyeli, Afgan, Pakistanlı ve çeşitli Afrika ülkelerinden göçmen ve sığınmacılar Edirne, Çanakkale ve İzmir gibi sınır bölgelerinde beklemekte. […] Yunan polisi gaz ve ses-ışık bombaları ile geçişleri engellemeye çalışmakta. […] ve kara sınırında bekleyen bazı kişilere ise tehlikeli hava koşullarına rağmen bizzat yetkililerce deniz yolu ile geçmeleri istenmekte.”

Irkçılık ve Savaşa Karşı Ulusötesi Dayanışma Bildirisi’ne göre; göçmenlerin, sığınmacıların ve mültecilerin hayatlarının bir tehdit ya da pazarlık unsuru haline getirilmesine, devletlerin seçim kampanyalarında ya da Türkiye ile AB arasındaki ilişkide bir koz olarak kullanılmalarına derhal son verilmeli.

Yakın zamanda Yunan topraklarına ulaşan her yeni sığınmacının alıkonulmasını öngören daha sıkı ve zalimane bir yasa geçiren Yunanistan’da ise durum kötüye gitmekte. “Irkçılık ve savaşa karşı ulusötesi dayanışma!” başlıklı bildiri Yunan hükümetinin Türkiye’nin emriyle tetiklenen “yasadışı göçmenlerin” istilası miti üzerinden nefret ve korku yaymakta olduğunu vurgularken her nerede ortaya çıkarlarsa çıksınlar ırkçılığa, yabancı düşmanlığına ve bunların normalleştirilmesine karşı durulması gerektiğinin altını çiziyor.

Türkiye’den MAZLUMDER ise bildirisinde Türkiye’yi “övülesi ensar duruşuna geri dönmeye ve gitmek isteyenleri sadece güvenli geçiş yollarına yönlendirmeye” davet ettiğini ifade etti. MAZLUMDER, Batı toplumlarını ise “sınırlardaki vahşeti derhal durdurmaya, işkence ve eziyeti bırakarak kapıları açmaya ve uluslararası hukuktan doğan sorumluluklarını yerine getirmeye” çağırıyor.

FRONTEX: “Durum Kötüye Gidebilir!

Avrupa Birliği üyesi ülkelerin komşularıyla olan sınırlarının korunmasını ve güvenliğini sağlamak amacıyla oluşturulan ve tam adı Avrupa Dış Sınırlarda Operasyonel İş Birliği Yönetimi Ajansı olan FRONTEX durumun kötüye gitmesine ilişkin endişeli. Almanya’nın yayın organlarından bir olan The Welt’in gayrı resmi olarak açıkladığı bilgilere göre FRONTEX yetkilileri göç akışı başladığında insanların kitlesel hareketini durduranın son derece zor olacağını düşünüyor. FRONTEX yetkililerine göre “Türk makamlarının insanların sınırı geçmesini önlemek için harekete geçmeleri durumunda bile, önümüzdeki günlerde göç akışında baskının artma ihtimali yüksek.”

Bu nedenle 2 Mart’ta resmi olarak Yunanistan’a AB sınır muhafızlarının hızla konuşlandırılmasında Yunanistan’a en iyi nasıl yardım edileceğini incelediğini ifade eden FRONTEX yetkilileri bu çerçevede önümüzdeki yıla kadar 700 görevlinin daha Avrupa sahillerinin “güvenliğini” sağlamak için görev alabileceğini ifade etti. FRONTEX’in halihazırda Yunan adalarında ve çevresinde yaklaşık 400 personeli, Bulgaristan ve Meriç Nehri bölgesinde 60 kadar görevlisi bulunuyor. 

FRONTEX icra direktörü Fabrice Leggeri’ye göre, “Tüm AB üyesi devletlerinden ve Schengen bölgesine bağlı ülkelerden görevliler ve ekipmanlarla acil destek talep ederek olağanüstü bir durumla karşı karşıya kalan AB üyesi devlete yardım etmek FRONTEX’in bir görevi.” Bu noktada FRONTEX’in müdahale için üye devletlerden ve Schengen bölgesinden 5 ila 10 gün içinde gelmesi umulan bin 500 kadar görevli ve ekipmana bağlı olduğunu vurgulanmakta. 

Akdeniz’de ülkeler arasındaki diyaloğu geliştirmeye çalışan bir diğer sivil toplum kuruluşu olan EuroMed Rights ise mültecilerin bir “pazarlık malzemesi olarak” kullanılmaması gerektiğini vurguluyor. EuroMed Rights’a göre “Halihazırda sığınmacılar Suriye’deki savaşı çevreleyen küresel güç oyununda piyon olarak kullanılıyor. […] Türkiye’nin Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarındaki şiddet mültecileri tehlikeye atmakta. Geçen hafta on dört Avrupa Dışişleri Bakanı tarafından imzalanan İdlib’deki çatışmaların derhal durdurulmasına ilişkin ortak bir bildirinin yayınlanmasına rağmen, AB henüz kendi sınırlarına ilişkin endişesi dışında bir şey önermedi.”

Zorunlu göçün kaynağında “istikrarsız coğrafyalar”ın “refah coğrafyaları”na doğru yürüyüşe geçen mazlum halkları yer alıyor.

İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi Avrupa Birliği değerleri çerçevesinde, Suriye ve diğer ülkelerden gelen mültecilerin Avrupa’ya girmeleri için hızla yasal yollar açması gerektiğinin altını çizen sivil toplum kuruluşu EuroMed Rights, eylemleri hızlandırmak ve insani koridorların açılmasını desteklemek için AB’ye ve üye devletlere çağrılarını yeniliyor!

Avrupa Birliği Göçmen Krizinde Norm ve İdeallerinden Ödün Veriyor

28 Şubat’ta başlayan göçmen krizinin 5. gününde harekete geçen AB yetkilileri “Kale Avrupa” idealine yönelerek sınırları yükseltme yoluna gitti. Yunanistan’ın Türkiye sınırını ziyaret eden Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, “Avrupa’nın birliğini sınamaya çalışanlar hayal kırıklığına uğrayacaktır” ifadesinde bulundu ve Birlik göçmen krizinde Yunanistan’ın yanında olduğunu vurguladı. Yunanistan’a 350 milyon eurosu hemen olmak üzere toplam 700 milyon euro’luk fon sözü verildi. Bunun yanında ülkeye sınır geçişlerinin engellenmesi hedefiyle 100 sınır koruma görevlisi, 7 gemi, 2 helikopter, 1 uçak ve 3 özel araç verileceği duyuruldu.

“Avrupa Birliği Değerleri” söyleminin ve birliğin insan haklarına ilişkin inandırıcılığının büyük bir yara aldığını ifade etmek mümkün.

AB Antlaşması’nın 2. maddesinde bir yandan “insan onuruna saygı ve özgürlük” idealleri üzerine kurulu olduğu kayda geçilmişken öte yandan Birlik, göçmen krizinde insan hayatının ikinci plana atıldığı katı bir tutum izledi. Bu noktada “Avrupa Birliği Değerleri” söyleminin ve Birliğin insan haklarına ilişkin inandırıcılığının büyük bir yara aldığını ifade etmek mümkün. 

Kati Piri’den Türkiye’ye Destek!

Avrupa Parlamentosu’nun eski Türkiye raportörü Kati Piri ise Avrupa Birliği’ni Türkiye’ye verdiği sözleri tutmaması nedeniyle ağır bir şekilde eleştirdi. Piri, sosyal medya hesabı üzerinden “AB’nin Türkiye’den mülteci anlaşmasını uygulamasını beklediği” haberini alıntılayarak Avrupa Birliği’nin gerçekleştirmediği taahhütleri sıraladı. Piri’ye göre (i) 2016 yılında vizeleri kaldıracağını belirten AB, Türkiye için vizeleri kaldırmadı. (ii) 2018’e kadar Türkiye’ye 6 milyar Euro’luk fon sağlayacağını taahhüt edilmişti ancak fonlarda gecikme yaşanıyor. (iii) AB’nin Türkiye için yeni fasıllar açması söz konusu bile değil. (iii) Öte yandan 3 yılda sadece 25 bin mülteci AB ülkelerine yeniden yerleştirildi.

Piri’nin söz konusu paylaşımının ardından Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da paylaşımında Türkiye-AB anlaşmasında Türkiye’nin sorumluluklarını yerine getirdiğini fakat AB’nin ise bu konuda başarısız olduğunu vurguladı.

Yeni Göç Dalgasının Hedefinde Almanya var!

Türkiye’den Avrupa’ya yönelen göç dalgasında Irak, Pakistan, Afganistan gibi ülkelerden özellikle Batı Avrupa ülkelerine doğru göç yolculuğuna çıkan birçok göçmen bulunmakta. Yunanistan göçmenler için durak ülke mahiyetindeyken, Almanya ise iş olanakları ve sosyal güvenlik nedeniyle hedef ülke olma konumunu halihazırda koruyor. 

Herkesin yaşam ve beden bütünlüğünü koruma hakkına sahip olduğu küresel sistemde insanlar din, dil ve ırk ayırt etmeksizin “refah coğrafyalarına” doğru yola çıkmaya devam ederken göçün temel nedeninin ise, “istikrarsız coğrafyalar” olduğunun altını yeniden çizmek gerekiyor.

KAYNAKLAR

“Frontex to launch rapid border intervention at Greece’s external borders”, FRONTEX News Release, 02.03.2020. 

“Common Statement: Transnational solidarity against racism and war!”, Cross Border Solitarity, 03.03.2020.

“Refugees Must Not Be Used As Bargaınıng Chips”, EuroMed Rights, 03. 02.2020.

Selim Vatandaş

Üyelik Tarihi: 18 Aralık 2019
11 içerik
Yazarın Tüm Yazılarını Gör