Ne Oralı, Ne Buralı, Sivil Alanda Genç Bir Aktör: Sosyal Girişim

gorselimg_1933581435.jpeg
Girişimcilik, girişim, start-up terimlerine artık alıştık, “girişimcilik”i meslek olarak da benimsedik, hatta üniversitelerde girişimcilik dersi verilmesini önemli buluyor, yeni neslin “girişimci gençler”den oluşacağını düşünüyoruz. Bu bahsettiğimiz “ticari girişimcilik”, peki son yıllarda duymaya başladığımız “sosyal girişimcilik” nedir, “sosyal girişimci” kime denir? Ticari girişimcilik varoluşundan bu yana özel sektörün bir parçası iken, sosyal girişimler ve sosyal girişimciler neden ne özel sektörde ne de sivil toplumda kendini yerinde hissetmez?

Türkiye’de bu alanla ilgilenen öncü kuruluşlarla sosyal girişimi ve sosyal girişimciliği konuştuk, öğrendiklerimizi bu yazıda topladık.

İlk Adımlar

Sosyal girişimcilik terimi ilk olarak 1980’lerde İngiltere’de ortaya çıkar, Türkiye’ye gelmesi ise Ashoka Türkiye Vakfı’nın 1990’ların sonunda Türkiye’de faaliyet göstermeye başlaması ve 2000 yılında ilk Ashoka Fellow’u Viktor Ananias’ı seçmesiyle başlar. Viktor Ananias’ın kurduğu, Türkiye’nin adı konmuş ilk “sosyal girişim”i, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’ydi. Buğday, 1990 yılında Türkiye’de Buğday Hareketi olarak yaşamına başladı, 2000 yılında ise Viktor’un ilk Ashoka Fellow’u seçilmesinden sonra 2002 yılında dernek haline geldi. Bilmeyenler için Buğday’ın misyonu, tek tek bireylerde ve bir bütün olarak toplumda ekolojik yaşam bilinci ve duyarlılığı oluşturmak, ekolojik dengelerin geri dönüşü olmayacak hız ve biçimde bozulması sonucunda ortaya çıkan sorunlara çözüm yolları sunmak ve doğa ile uyumlu yaşamı desteklemekti; halâ da öyle, kuruluşundan bu yana değişmedi, ama gelişti. Şu an Buğday’a bağlı olarak yürütülen bir çok proje var, bunlardan tahminimizce en bilineni ise TaTuTa.

Ortaklaşılan Kriterler

Türkiye’de “sosyal girişim” kavramı yasal olarak mevzuatta tanımlı değil (henüz değil umarız), bu sebeple kavramın kapsamı, alandaki kişilerin ve kuruluşların kendi inisiyatifleri ve tercihleri ile belirlenmekte. Örneğin Koç Üniversitesi Sosyal Etki Forumu (Kusif)’e göre “sosyal girişimler”, bir sosyal soruna sistematik ve yenilikçi bir çözüm sunan, sürdürülebilir bir iş modeline sahip ve ürettiği ürün ve / veya hizmet sayesinde toplumda ölçülebilir bir sosyal etki yaratan oluşumlar. “Sosyal girişimciler” ise Ashoka Türkiye’ye göre, odaklandığı ve çözmeye çalıştığı sorunun içinde olduğu sistem dönüşene kadar sosyal girişimini sürdürmeye kendini adamış kişiler.

Türkiye’de alandaki öncü kuruluşlar arasında sosyal girişim dendiğinde ortaklaşılan bazı kriterler mevcut:

  • Sosyal girişim, toplumsal veya çevresel bir soruna inovatif çözüm üretir.
  • Sosyal girişim, sosyal fayda yaratır, ölçülebilir bir sosyal etkisi vardır.
  • Sosyal girişim, sürdürülebilir bir gelir modeline sahiptir.

Tüm bu özellikler toplandığında sosyal girişimin tarifini şu şekilde verebiliyoruz: Sosyal girişim, toplumsal veya çevresel bir soruna sürdürülebilir bir gelir modeli geliştirerek inovatif bir çözüm üreten, bu çözüm sayesinde sosyal fayda yaratan, ve ölçülebilir bir sosyal etkisi olan girişimdir.

Bunlar haricinde sosyal girişimlerin, sivil toplumun diğer aktörlerine göre daha yenilikçi, esnek, dinamik ve hızlı karar alabilen yapılar olduğu noktasında genel olarak herkes hemfikir.

Yasal Mevzuattaki Formlara Dünyadan Örnekler

Türkiye’de sosyal girişim mevzuatta tanımlı değil dedik, dünyada ise hukuki alanda yeri olduğu ülkeler var ve bu ülkelerin genelinde ilgili tanımların karşılığı şirketler “kar amacı gütmeyen şirket” statüsünde. Aşağıda, sosyal girişimlerin Avrupa’daki bazı ülkelerde yasal mevzuat tahtındaki adlandırmaları görülmekte:

Kaynak: Kusif – Sosyal Finansman Rehberi

Görüldüğü üzere sosyal girişimler, Danimarka’da “sosyal girişim”, Lüksemburg’da “sosyal etki şirketi”, İngiltere’de “toplumsal menfaat şirketi (community interest company)”, Belçika’da “sosyal amaçlı şirket” ve Fransa’da “kolektif menfaat kooperatifi (société coopérative d’intérêt collectif)” olarak yasal niteliğe kavuşmuş durumda. Hatta Finlandiya, Litvanya ve Slovenya gibi ülkelerde bağımsız bir Sosyal Girişim Yasası mevcut. Bizim daha ticari girişimcilik için ayrı, bağımsız bir mevzuatımız olmadığını düşünürsek, Litvanya, Slovenya gibi Türkiye’ye nazaran hem ekonomik hem demografik anlamda küçük ülkeler için bu örnek alınması gereken bir başarı ve aynı zamanda bu yapılara ne kadar önem verildiğini gösteren bir faktör. Ülkelerle ilgili daha fazla bilgi için, KUSIF’in Sosyal Finansman Rehberi’ne bakılabilir.  

Türkiye’de, sayılan ükelerdeki gibi kanuni altyapı veya yasal form bulunmadığından, sosyal girişimler ülkemizde dernek, vakıf, şirket (limited, anonim vs.), kooperatif, platform, oluşum, hareket gibi farklı yapısal formlarda kurulabiliyor. Çoğu sosyal girişim, misyonu ve vizyonuna uygun hibrit modellerle hayatını sürdürmekte.

Kâr Odaklılığa Karşı Sosyal Etki Odaklılık

Peki neden sosyal girişimler de ticari girişimler gibi özel sektörün bir parçası olarak görülmüyor / olamıyor? Çünkü özel sektör, ürettiği ve pazarladığı ürün / hizmet doğrultusunda gelir elde etmek ve kâr etmek zorunda, kâr amacı gütmediğinde ayakta kalamaz ve ticari hayatta varlığını sürdüremez. Ticari girişimlerin de ana amacı kâr etmek iken, sosyal girişimlerin gayesi ise her zaman sosyal fayda ve sosyal etki yaratmak. Ki, bu sebeple sosyal girişimci elde ettiği kârı sosyal etkisini ve faydasını artırmak için tekrar ürettiği çözümün kendisine yatırıyor (yahut yatırması bekleniyor diyelim). Diğer bir açıdan, ticari girişimcilikte elde edilen kâr paydaşlar (hissedarlar) arasında dağıtılırken, sosyal girişimlerde hissedarlar kârdan pay almıyor, bu kâr tekrar girişimin kendisine sermaye olarak yatırılıyor. Bu konuyu Tüsev, “sosyal girişimler kâr odaklı değil, sosyal amaç odaklı hareket eder” diyerek özetliyor.

Ancak, sektörde elde edilen kârın nasıl dağıtıldığı ve / veya paylaştırıldığı ile ilgilenmeyenler de mevcut. Mesela İmece’ye göre önemli olan sosyal girişimin finansal sürdürülebilirliği ve sosyal faydayı sağlayabiliyor olması, bu sebeple İmece sosyal fayda üreten kâr odaklı işletmeleri de sosyal girişim olarak değerlendirmekte. Mikado’nun görüşü ise şöyle: “Ticari girişimcilik kârı maksimize ederken, sosyal girişimciliğin amacı kârı optimize etmektir, onun asıl üzerinde çalıştığı sosyal etkisidir, o sebeple sosyal etkisini maksimize etmeye odaklanır”.

Sivil Alanda Genç Bir Aktör

Sosyal girişimlerin toplumsal ve / veya çevresel bir sorunu ortadan kaldırmak ve sosyal fayda sağlamak amaçlarını düşünürsek, sivil toplumun bir parçası olduğu aşikar, peki neden geleneksel sivil toplum kuruluşları ile aynı kategoride değerlendirilmiyorlar? Bunun da cevabı aslında hem bir finansal modele sahip olmalarında, hem de işleyişlerini sürdürürkenki yaklaşımlarında yatıyor. Bildiğimiz üzere sivil toplum kuruluşları (dernekler, vakıflar vb.) kâr amacı gütmeyen, hatta bir gelir modeline sahip olmadıkları için kâr da etmeyen yapılar ancak sosyal girişimlerin öncelikli hedefi kâr olmasa da, sürdürülebilirliklerini sağlamak adına kâr etmek zorundalar. Ayrıca sosyal girişimler, sivil toplumun diğer aktörlerine göre daha yenilikçi, esnek, dinamik ve hızlı karar alabilen işleyişe sahipler ve bu sayede de geleneksel sivil alan aktörlerinden ayrılıyorlar.

Kaynak: Tüsev – “Sosyal Girişim Nedir?” broşürü

Böylelikle, Türkiye’de varolan sosyal girişimlere de bakıldığında, sosyal girişimin özel sektör ve geleneksel sivil toplum kuruluşları arasında orta bir alanı doldurmaya başladığı aşikar. Özel sektörün ürün / hizmet sağlama ve gelir modeli yapısı ile sivil toplumun sosyal fayda ve sosyal etki odaklı yaklaşımını biraraya getirerek, iki sektör arasında yeni bir alan oluşturması ve böylelikle iki taraftan da hem esinlendiği, hem de ilham verdiği açıkça görülmekte. Bu konuda daha detaylı bilgi için Türkiye’de sosyal girişimcilik ile ilgili ilk yazılı metinleri kaleme alan Tüsev’in Sosyal Girişimler ve Türkiye isimli raporu da incelenebilir.

Yıllar geçtikçe sosyal girişimler Türkiye’de çoğaldıkça ve yasal mevzuat tahtında da hukuki bir tanıma ve forma kavuştuklarında, farklı sektör ve yapılardan esinlenerek kurulan hibrit modeller olmasından ziyade, kendine ait bir alanı ve sektörü olmaya başladığını göreceğiz.  

**Bu yazıdaki bilgilerin bir kısmı, Ashoka Türkiye Sosyal Girişimcilik Programları Direktörü İstem Akalp, İmece İş Geliştirme ve Strateji Yöneticisi Duygu Kambur, Impact Hub kurucu ortağı Semih Boyacı, Koç Üniversitesi Sosyal Etki Forumu Proje ve Eğitim Sorumlusu Agata Fortuna, Mikado Sürdürülebilir Kalkınma Danışmanlığı kurucusu Serra Titiz ve Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (Tüsev) Genel Sekreter Yardımcısı Liana Varon ile gerçekleştirdiğimiz röportajlardan sağlanmıştır, ilgili röportaj yazılarına aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz:

Ashoka Türkiye: “Sosyal Girişimler Bugünün ve Geleceğin İş Modelleri Olabilir”

İmece: “Sosyal Girişimler Dinamik Yapılardır”

Impact Hub: “Bir Sosyal Girişimcinin İş Modelindeki Ana Odağı Yatırımcı Değil, Müşteri Olmalıdır”

Kusif: “Türkiye’nin Sosyal Girişimcilik Potansiyeli Çok Fazla”

Mikado: “Sosyal Girişimcilik, Çözümü, Sorunu Yaşayanlarla Birlikte Tasarlamaktır”

Tüsev: “Sosyal Girişimlerin Dinamizmi İle Sivil Toplumun Tecrübesi Birleşmeli”

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

[et_bloom_inline optin_id=”optin_1″]


Send this to a friend