Taşınmaz Kültür Varlıklarında Devir Tartışması Sürüyor

07 Nisan 2021
Ülke genelinde 1014 taşınmaz kültür varlığının Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilmiş olmasıyla ilgili tartışmalar sürüyor. İBB, Gezi Parkı ve Galata Kulesi kararıyla ilgili dava açarken TMMOB, KORDER gibi sivil toplum örgütleri, hangi taşınmazların vakıflara devredildiği listesinin şeffaf biçimde açıklanmasını talep ediyor.

Önce Galata Kulesi, ardından Gezi Parkı’nın Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce el konulduğunun duyulması ve ardından gelen açıklamayla ülke genelinde toplamda 1.014 taşınmazla ilgili bu kanunun uygulanmış olduğunun ortaya çıkması; kültürel, mimari ve tarihi taşınmaz varlıkların idaresinin kimin elinde olması gerektiğini tartışmaya açtı. 

İBB, Gezi Parkı ve Galata Kulesi kararıyla ilgili dava açarken TMMOB, KORDER gibi sivil toplum örgütleri, hangi taşınmazların vakıflara devredildiği listesinin şeffaf biçimde açıklanmasını talep ediyor. 

Kanunun 30. Maddesi Sebep Gösteriliyor

gezi parkı2008 yılında yürürlüğe giren Vakıflar Kanunu, temelde tarihi yapıların vakfa devredilerek korunmasını amaçlıyor. Kanun gereği ihtiyaç görüldüğü halde, kültürel ve tarihi değere sahip bir taşınmaz Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilebiliyor. Bu karar genelde cami, medrese gibi yapılar için uygulanmaktaydı. Bu kanunu tartışmalı biçimde kamuoyunun gündemine gelmesi, Mayıs 2019’da Galata Kulesi’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin elinden alınıp Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilmesiyle başladı. Vakıflar Genel Müdürlüğü, Galata Kulesi ile ilgili devir talebini, Vakıflar Kanunu’nun “Vakıf yoluyla meydana gelip de her ne suretle olursa olsun Hazine, belediye, özel idarelerin veya köy tüzel kişiliğinin mülkiyetine geçmiş vakıf kültür varlıkları mazbut vakfına devrolunur” ifadesini içeren 30. Maddesi uyarınca yaptığını açıklamıştı. İBB, kulenin Cenevizlilerce yaptırıldığını ve bu kararın usulsüz olduğunu beyan etti ve açtığı dava dilekçesinde şu ifadelere yer verdi: “Bir kültür varlığının vakfına tescil edilebilmesi için öncelikle vakıf yoluyla meydana gelmiş olması şartına bağlanmıştır. İkinci şart ise vakıf kültür varlığı olmasıdır. Bu hüküm incelendiğinde iki şartın da dava konusu tescil işleminde gerçekleşmediği çok açık anlaşılmaktadır.” İBB tarafından açılan dava halen sürmekte. 

Toplamda 1.014 Taşınmaz, Vakıflar’a Geçmiş

19 Mart 2021 tarihine gelindiğinde ise Vakıflar Genel Müdürlüğü, bu kez etki alanı ve uyandırdığı yankısı çok daha geniş olan bir karar açıkladı. Buna göre aralarında Gezi Parkı’nın da bulunduğu ülke genelinde 1049 taşınmaz, Vakıflar’a devredildi. Müdürlük yaptığı açıklamada Gezi Parkı ile ilgili “2008’de yapılan 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 30. Maddesi gereğince İnönü Meydanı 751 ada 1, 2 ve 3 parsel, Cumhuriyet mevkii 751 ada 4 parselin mülkiyeti, ‘Sultan Beyazıt Hanı Veli Hazretleri Vakfı’na geçti” ifadelerini kullandı. Müdürlüğün açıklamasına göre 2008 yılından bugüne ülke genelinde toplam 1014 taşınmazın Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne geçişi sağlanmış. Bu taşınmazların arasında Gezi Parkı, Galata Kulesi, Sait Halim Paşa Yalısı, Selimiye Kışlası, Vefa Lisesi, Pera Palas Oteli, Şişli Etfal Hastanesi gibi yerler bulunuyor. 

İBB Galata Kulesi ve Gezi Parkı Kararlarını Mahkemeye Taşıdı

Mahir PolatÖzellikle İstanbul’u ve Beyoğlu bölgesini etkileyen bu kararlar sonucunda İBB, itirazlarını yükseltti. İBB’nin Galata Kulesi’nin devrine yönelik açtığı dava sürerken Mart ayı içinde bir dava da Gezi Parkı için açıldı. İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, Sözcü Gazetesi’nden Özlem Güvemli’ye yaptığı açıklamada “Yasa maddesinin işletilebilmesi için vakıf yoluyla kurulması ve vakıf kültür varlığı olması gerekir. Gezi Parkı, Beyazıt döneminde boş arsaydı. 3. Selim döneminde kiralanarak Topçu Kışlası yapıldı. Topçu Kışlası da vakıf tarafından yapılmadı” açıklamasında bulundu. RS FM’de Ali Çağatay’la Seyir Hali programına da katılan Güven; Gezi Parkı’nın devrinin Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün İstanbul Şubesi ve Beyoğlu Tapu Müdürlüğü arasında geçen bir günlük bir yazışma ile olduğunu, eğer kendilerine de söz hakkı tanınsaydı en azından II. Beyazıt’la Gezi Parkı arası 450 sene olduğunu hatırlatabileceklerini söyledi. 

“Taksim Meydanı Projemize Başlamamız Engellendi”

Polat, Gezi Parkı kararının yakında başlamayı planladıkları Taksim Projesi’ni engellemek için alındığı görüşünde: 350 bin insanın oylayarak seçtiği Taksim Meydanı projemiz başlayamıyoruz çünkü Gezi Parkı bu projenin içindeydi. Taksim Meydanı tarihi sit alanıdır. Bu alanda yapılacak bütün uygulamalar Koruma Bölge Kurulu’na gider yani Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün de bağlı olduğu Kültür Bakanlığı’nın onayını bekliyorduk. Onayımızı beklerken bu gelişme ile karşı karşıya kaldık”

Mimarlar Odası Büyükkent Şubesi: “Arka Planda Başka Niyetler Var”

TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin 6 Nisan’da yaptığı yazılı basın açıklamasında; Gezi Parkı’nın Vakıflara devredilmesinin arkasında parka Topçu Kışlası yapma idealinin yeniden gündeme alınması olduğunu söylenirken, 1014 taşınmazın da ivedilikle kamuoyuyla paylaşılması çağrısı yaptı. Şubenin paylaştığı konuşma metninde ayrıca şu ifadelere yer verildi: “13 yıldan beri yürürlükte olan 5737 sayılı yasanın 30. maddesine, son 1-2 yılda yoğun bir şekilde işlerlik kazandırılmasının arka planında başka niyetler olduğu son derece açıktır. Her ne kadar Vakıflar Genel Müdürlüğü, kendisine emanet edilen vakıf mallarına sahip çıkmayı, vakıf kurucularının emanet ettiği, her biri bir şaheser olan eserleri koruyup ihya etmeyi ve bu köklü mirası gelecek nesillere aktarmayı amaçladığını bildirse de; özellikle esasen toplumsal kullanışa ayrılmış kamu malı yaşamsal ve toplumsal bir donatı alanı olarak kullanılan ve üzerinde yaşayan kültür varlığı yapı bulunmayan Gezi Parkı’nın da bu devir işlemine konu olması, söz konusu idarenin, kör bir siyasi hesaplaşma ve iktidara güç katma girişimine aracı olarak amacını kötüye kullandığının bir göstergesi olmuştur.

Temmuz 2018’de Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanmıştı. 26 Mart 2021 tarihinde yayımlanan ve 2005 tarihli yönetmeliğe değişiklikler getiren Kültür ve Turizm Bakanlığı Yönetmeliği’ne (Alan Yönetimi ile Anıt Eser Kurulunun Kuruluş ve Görevleri ile Yönetim Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik) de bakıldığında, bu bakanlığın yetki ve sorumluluklarını ölçüsüzce artırma yönünde bir eğilim olduğu görülmektedir. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2021 genel bütçesinden aldığı payın yalnızca binde 5 olduğu hatırlandığında da, kültür varlıkları için daha da çok endişe duymak kaçınılmaz olmaktadır. Ayrıca, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne “emanet” edilen Galata Kulesi’nde yapılan ve kültür varlığına kalıcı zarar veren yanlış müdahaleler de bu endişemizin haklılığını ortaya koymaktadır.”

KORDER: “Bu Karar Hukuksal Bir Hak Arayışı Sürecine Dönüşecektir”

korderKoruma ve Restorasyon Uzmanları Derneği (KORDER) Yönetim Kurulu sözcüleri, taşınmaz kültür varlıklarının Vakıflara devredilmesi kararını değerlendirdi. Her şeyden önce KORDER de hangi 1014 varlığın vakıflara devredildiğini de öğrenmeye çalıştık ancak basında yer alan bilindik yapılar dışında herhangi bir bilgiye ulaşamamış.

Kurul, Gezi Parkı’nın vakıf mülkiyetine geçmesinin öncelikle kentin önemli kamusal açık alanlarından birinin artık topluma açık olmayacağı için büyük bir sorun oluşturduğunu söyleyerek başladıkları sözlerine bu kararın hukuksal hak arayışı sürecine döneceğini söyleyerek devam ediyorlar: “Kamusal alanların özel (vakıf) mülkiyete geçirilmesinin anayasanın hangi maddesine dayanılarak yapıldığını anlayabilmek bizim açımızdan çok zor. Bunun hukuksal bir hak arayış sürecini (kamu davası) de başlatacağı açık gözüküyor. Gezi Parkı’nın sembolik önemi ve Topçu Kışlası’nın rekonstrüksiyonu tartışmaları da göz önüne alındığında önümüzdeki günlerde yalnızca mülkiyet değişimiyle kalınmayacağı ve yeni tartışmaları doğacağını söylemek mümkün. Belediye ve hazinenin elindeki bazı kültür mirası taşınmazların vakıf mülkiyetine geçmesi ise daha çok bu taşınmazların hakim miras pratikleri doğrultusunda yeniden işlevlendirileceği ihtimalini akıllara getiriyor.”

“Süreçler Tepeden İnmeci Bir Yaklaşımlar Yönetiliyor”

“Taşınmaz varlıkları hem korumak hem de etkin biçimde hayata dahil etmek nasıl mümkün olabilir?” sorusunun 19. yüzyıldan beri koruma disiplininin ana sorularından birisi olduğunu ifade eden KORDER üyeleri, tarihi yapıların günümüzün konfor koşulları ile ihtiyaçlarını karşılamamaları nedeniyle güncel müdahalelere ihtiyaç duyduğunu belirtiyorlar. Ancak KORDER’e göre güncel durum bu ihtiyacı karşılamaktan uzak: “Maalesef günümüz Türkiye’sinde taşınmaz kültür varlıkları, hem ekonomik fayda hem de hakim miras söyleminin öncelikleri neticesinde nitelikli olmayan müdahaleler görmekte, hatta yok olmaktadırlar. Söz konusu süreçler tepeden inmeci bir yaklaşımla yürütülmekte olup, STK’ların ve aslında tüm toplumun koruma uygulamalarında söz sahibi olması gerekmektedir. Çünkü tarihi yapılar, sahip oldukları tarihi, anı, eskilik gibi çeşitli değerleri nedeniyle toplumsal bellekte yer edinmişlerdir. Bu nedenle, çağdaş ve evrensel koruma ilkeleri ile örtüşen yeni müdahalelerle, ülkemizde de iyi örneklerini çokça gördüğümüz bir şekilde, tarihi yapıları topluma kazandırmak mümkündür.”