Kadınlar ve Gençler Değişimin İtici Gücü…

SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği’nin, Operation 1325 iş birliğiyle kadınların sesini sosyal medyada yükseltmek amacıyla gerçekleştirdiği “Kadın SES’i” projesinin 4. Elçiler Buluşması, 22 Ekim Perşembe günü yapıldı. Buluşmada, İstanbul Politik Araştırmalar Enstitüsü Genel Direktörü Seren Selvin Korkmaz ve SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği Başkanı Gülseren Onanç, erkek egemen siyaset sistemine ve popülist liderlere alternatif oluşturan kadın liderliği üzerine konuştular. Buluşmada konuşan Seren Selvin Korkmaz, popülizmin bütün üslubunun siyaseti alt üst ettiğini, popülist liderlerin egemen olduğu, kutuplaştırıcı bir düzenle karşı karşıya olunduğunu belirterek, “Burada şu çok önemli: Popülist uğrakta demokratik kurumları, demokrasi dışı emelleri uğruna kullanan liderlerle karşı karşıyayız ve baş etmesi biraz daha zor bu liderlerle. Ama gittikçe artan popülist yönetimlerle mücadele yöntemleri de gelişiyor. Benim gördüğüm tabloda, dünyada popülist eğlimler, popülist liderler gittikçe artarken, örneğin 1993’te on üç milyon kişi popülist bir iktidarın yönetimindeyken bugün, 2018 itibariyle 180 milyon kişi popülist iktidarlar tarafından yönetiliyor. Yani bir demokratik erozyon süreci var. Eskiden olduğu gibi, bir darbeyle veya çok keskin bir dönüşümle biz bu süreçleri yaşamıyoruz. Türkiye’de de deneyimlediğimiz gibi, Temel hak ve özgürlüklerimiz, başımıza her gün gelen, yargı organının verdiği tavizler, toplumun verdiği tavizler, bize bir geri çekilme alanı yaşatıyor. Siyasal alan ve aynı zamanda hak ve özgürlüklerimiz daralıyor. Şiddetin de önünü açan bir cüretkarlıkla karşı karşıyayız. Biz tabii Türkiye’deki dertlerimize gömülürken, dünyayı unutuyoruz. Ama biz bazı sorunları çok daha derin yaşarken, bu yaşadığımız sorunlar dünyadan çok da kopuk değil. ” diye konuştu.
“Siyasete Katılım Talebi Artıyor”
Dünyadaki sosyal ve siyasal adalet eksikliğinin popülist liderlerin boşluğu doldurmasına sebebiyet verdiğini kaydeden Korkmaz, “İlk olarak eşitsizlikler meselesi var. Kadınlar bunu hayatın her alanında, en derinden yaşayan gruplardan biri. Hem ekonomik anlamda, hem de toplumsal anlamda. İkincisi, temsil ve katılım süreçleriyle ilişkili siyasal adalet meselesi. Biz öyle adlandırmasak bile, demokratik yönetimler var, seçimlerin yapıldığı, siyasal yarışın olduğu ama bu siyasal yarışın eşit koşullarda olmadığı rejimler bunlar.  Ama bir taraftan da bizim Batılı ülkelerde, popülist yönetimler olsa dahi demokrasinin daha yerleşikleşmiş, denetleme mekanizmalarının daha iyi işlediği ülkelerde dahi, gençlerin veya düzenden memnun olmayan geniş grupların artık siyasete katılım taleplerinin arttığını görüyoruz. Çünkü var olan siyasetçilerin kendilerini temsil etmediklerini düşünüyorlar. Bu yüzden de siyasetin ana temsilcileri olan geleneksel siyasal partilerin de geriye gittiğine şahit oluyoruz.  Geriye gidemediği ülkelerde yeni aktörlerin ön plana çıktığını görüyoruz. Örneğin, ABD’deki Ocasio Cortez’in temsil ettiği Demokratik Sosyalistler, var olan partiler içinden dönüşüm gerçekleştirmek istiyorlar. Ama ortada temsil ve katılım sorunu var.” Dedi.
Yeni Dil Ve Üslup Ne Olmalı?
Kutuplaşmadan çıkmak ve kutuplaştırıcı dili beslememek için yeni bir dil ve üsluba ihtiyaç olduğunun altını çizen Korkmaz, “İki gruptan bahsetmek istiyorum. Kadınlar ve gençler, değişimin itici gücü olarak görüyorum. Kadınlar, dünyanın farklı yerlerinde yapılan anketlere baktığımızda, popülist liderleri daha az destekliyorlar. Bunun yanı sıra, kadın hareketleri, popülistlerin egemen olduğu ülkelerde, popülizme karşı direnen, onların otoriter eğilimlerine karşı hala sokakta olan, hala çeşitli yaratıcı yollarla bütün muhalefete çok öğretici alanlar çizen hareketler. Dolayısıyla kadın hareketi bu açıdan önemli. Bir diğer özelliğiyse, popülizmin beslendiği kutuplaşmayı aşan, çok farklı kimliklerden, çok farklı sosyal sınıflardan kadınları bir araya getirebilen ortak dil kurmadaki başarısı. İkincisi gençler. Türkiye’de seçimler 2023’te yapılırsa, 6 milyon yeni genç seçmen oy kullanacak. Bunu duyan siyasal partiler hemen gençlerle iletişim kurma çabasına girişti. Ama bu çabalar çok da samimi görünmüyor. Türkiye’de gençlerin yüzde 70’i ülkeyi terk etmek istiyor. En temel kaygıları güvencesizlik ve geleceksizlik ve artık Türkiye’de liyakatleri ölçüsünde bir yere gelemeyeceklerini düşünmeleri. Dolayısıyla ortada çok büyük bir belirsizlik hikayesi var. “ dedi. Korkmaz, yaşanan tüm sorunlara rağmen demokrasiyi arzu edenlerin yüksek bir kesim olduğunu belirten ve umut veren hareketlere, onların deneyimlerine bakılarak yeni bir yol haritası hazırlanması gerektiğini de kaydetti.
“Sistem Krizi İçindeyiz”
SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği Başkanı Gülseren Onanç da konuşmasında kadın liderliği kavramı üzerinde durdu. İçinde bulunduğumuz krizi bir sistem krizi olarak tanımlayan Onanç, bu sistemin hem ülkemizde hem de dünyada artık devam edemeyeceğini savundu. Yeni sistem ihtiyacını en çok kadınların vurguladığını dile getiren Onanç, “Pandemi sürecinde öne çıkan kadın liderler üzerine yazılar çıktı çeşitli uluslararası gazetelerde, akademik çalışmalar yapıldı. Bu liderler, toplumsal cinsiyet eşitliğe başta olmak üzere bütünsel eşitliğe inanıyorlar. Kendileri de bir kadın olarak eşitlik mücadelesi verdikleri için mağdur ile empati yapabiliyorlar. Barışı, yaşamı, insanı, doğayı, çocuğu, göçmeni savunuyorlar ve onlara ilişkin politika öneriler geliştiriyorlar. Dürüst, empati yeteneğine sahip, sahici, mütevazı ve samimiler. Hızlı karar alabiliyorlar. Atik, çevik ve becerikliler. Takım çalışmasına, liyakata önem veriyorlar, Kendilerine sadık kişilerle değil yetkin bağımsız, bilimsel danışmanlar ile çalışıyorlar. Katılımcılık ile yönetimi benimsiyorlar, kararlarını geniş bir kitleye danışarak alıyor ve kararlarını geniş kitle ile paylaşıyorlar. Kendi kişisel siyasi geleceklerine değil toplumun ve dünyanın geleceğine öncelik veriyorlar. Sorun çözebiliyorlar, şefkatli ve kucaklayıcılar, sosyal devleti savunuyorlar, etkinler, ehiller, uzmanlar. Böyle bir potansiyel kadın liderliğinden söz ediyoruz.” Diye konuştu.

İlgili İçerikler