Şehirdeki Ortak Alanlar Nasıl “Herkesin” Olur?

Geçtiğimiz haftalarda sivil toplum kuruluşları için yeni bir diyalog ve müzakere modelini hayata geçirmek üzere Yaşama Dair Vakıf’ın düzenlediği Meydan buluşmasına “Hepimize ait şehirleri hep birlikte konuşmak için” bir araya geldik.

Gün içerisinde şehre dair konuşulan birçok temadan biri de “Şehirde Ortak Alan”dı. Benim de katıldığım oturumda şehirde ortak alan, kamusal alan, özel alanlar, tüm bunlar nedir, kime neyi çağrıştırır, kimler bu alanlara ne kadar katılabilir konuları üzerine tartıştık.

Şehirde ortak alan deyince akla birçok kavram geliyor. Park, özgür hissettiğin mekan, erişimi olan mekan, ibadethane, cinsiyetsiz yer, toplu taşıma araçları, sosyalleşme gibi şehirde ortak alanın hepimiz için başka çağrışımları var. Ortak alan her ne kadar çoğunlukla etkileşim ve sosyalleşmeyi çağrıştırıyor olsa da kimisine göre yalnızlık, kimisine göre huzur, kimisine göre kargaşa… Yani ortak alanın hisleri de var ve bu hislerin hepsi kişiye, kimliğe özel ve hepsi bir arada. Çünkü şehirde ortak alan demek aslında çeşitlilik demek, çok kültürlülük, herkesin katılımına açık olan mekân demek. En azından tecrübe etmeyi arzuladığımız şekliyle böyle.

Peki bu durumda ortasında bahçesi, havuzu olan siteler veya sosyalleşmek için inşa edilen alışveriş merkezleri de şehrin ortak alanları mıdır? Bir açıdan bakıldığında sosyalleşme, etkileşim gibi çağrışımları düşünürsek bu alanlar tanımlandığı şekliyle ortak alan sayılabilir. Ancak kapısında güvenlik olan ve her kesimden insanın giremediği mekanlara ne kadar ortak alan diyebiliriz tartışılır. Burada aslında kamusal alan kavramına da bakmak gerekir. Kamusal alanın tanımına baktığımızda basitçe “belli bir kişiye ait olmaması” diyebiliriz. Bir sitenin bahçesi, orada yaşayan insanlar için ortak alandır ama dışarıdan biri giremeyeceği için kamusal alan denemez, aynı şekilde alışveriş merkezleri de herkese açık gibi lanse edilse de belli kimlikler, yaşam biçimleri o kapılardan içeri asla giremez. Bu durumda kamusal alan olarak elimizde kalan parklar, sokaklar, ibadethaneler, toplu taşıma araçları tam olarak kamusal alanlardır diyebilmemiz gerekir. Tabi meseleye bir de kimlik eksenli ve toplumsal kesimler açısından baktığımızda durum değişir. Kamusal alanlara eşit katılımı ele aldığımızda; bir kadının istediği her saatte her parkta oturamaması veya camilerde istediği alanda namaz kılamaması, bir Alevi’nin yaşadığı bölgede cemevi olmadığı için ibadet edememesi, bir Kürt’ün toplu taşımada ana dilini rahatça konuşamaması, bir LGBTİ bireyin sevgilisiyle rahatça sokaklarda dolaşamaması gibi durumlarla karşılaşıyoruz. Bu da aslında bize kamusal alanların kullanımı ve kullanım hakkı üzerine de derinlemesine tartışmamız gerektiğini gösteriyor.  

Tüm bunları tartışırken en çok sosyalleştiğimiz, topluluklarla bir araya geldiğimiz ve kendimizi ifade edebildiğimiz teknolojik alan “sosyal medya” da bir ortak alan mıdır sorusu çıktı karşımıza. Burada da durum farklı değil tabi, sosyal medyada varız var olmasına ama ne kadar çeşitlilikle sosyalleştiğimiz, kendimizi ne kadar özgürce ifade edebildiğimiz ve orada ne kadar güvende olabildiğimizi düşününce; tıpkı istediğim sokakta istediğim saatte olamadığım ya da belli bir kimlikle bana benzemeyenlerle bir parkta sohbet edemediğim gibi “sosyal medya” da benim için bir ortak alanı ifade etmeyebilir. Ortak alanlar birlikte hareket etmeyi teşvik eder, burada hepimiz hem fikiriz, peki sosyal medyada birlikte hareket ettiğimizi düşündüğümüz kişilerin ne kadarı bizden ya da ne kadar başka mahalleden? Yani orada etkileşimde olduğumuz topluluklar ne kadar çeşitli? Ben ne kadar kendimden olmayanla diyalog kuruyorum ya da istesem de kurabiliyorum? Hani ortak alanlar çok kimlikli, çok kullanıcılı, evrensel bağlar kurabildiğim mekanlardı? O zaman sosyal medya nasıl bir ortak alan?

Oturum boyunca tüm bu sorular üzerine uzun uzun tartıştık. Kavramlara ve tecrübelere bir de şehir planlama ekseninden bakmak adına konunun uzmanlarından birinden de görüş istedim. Mimar Çağlar Gökbulut bu tartışmalar için bakın ne diyor: “Kamusal alanla ortak alan ayrışması enteresan… Ortak alan birbirine benzer sosyolojik, ekonomik ve etnik sınıfların bir araya gelme alanı iken, kamusal alan pratikte toplumun farklı bireylerinin eşit bir şekilde varlığını ifade edebilme alanıdır. Yani aslında bugün bizim çeşitli mahalle ve semtlerde gördüğümüz meydanlar, avm’ler, parklar homojen kimliklerin ortak alanıdır. Kamusal mekan bir toplumsal uzlaşma zeminidir ve çoğu muhafazakar iktidarlar tarafından tercih edilmez. Çünkü toplumun farklı sosyolojik bileşenleri kamusal mekanda bir araya geldiğinde pey der pey birlikte yaşama kültürünü geliştirir. Ancak kutuplaşmadan beslenen iktidarlar bunu istemez. Bu açıdan kent için öngörülen kamusal mekanlar aslında bir ideolojik şehirciliğe işaret eder. Eğer bugünkü şehircilik pratiğinde kamusal mekanı birer toplumsal uzlaşı alanına dönüştürmek istiyorsak, kentin farklı sosyolojik, ekonomik ve etnik sınıf bölgelerinin esiklerine veya kesişim noktalarına göre kaliteli kamusal alanlar tasarlamamız gerekir. Çünkü aslında gerçek bir kamusal mekan bireyler arası uzlaşmayı zorunlu kılar. Ancak diğer taraftan sosyal medyada bu uzlaşma bireyin tercihindedir. Dolayısıyla sosyal medyada toplumsal uzlaşı aramak biraz hayalciliktir. Empati eksikliğinin olduğu bir alanda böyle bir uzlaşıdan bahsedemeyeceğimiz gibi, internette bireylerin kendilerini hakikatle ifade ettiği de hatalı bir varsayımdır. Yani toplumsal uzlaşı ve birlikte yaşama kültürü bireylerin fiziksel olarak bir araya gelebildiği kamusal mekanlarda ve yapılarda oluşabilir. Şehircilik pratiği ve politik ideolojiler birbirine göbeğinden bağlıdır ve kamusal mekanlar da bunun en büyük oyun alanıdır”.

Kısacası kamusal mekanlar, ortak alanlar tüm ilişki biçimlerini barındırabilir diye tanımlandığını varsaydığımızda, hepimizin şehre eşit katılabildiği, meydanların sadece turistik tarihsel ögeler olarak kalmadığı, ortak alanlarda tüm kimliklerimizle var olabildiğimiz şehir planlamalarına ihtiyacımız var. Şehir planlamaların kent sosyolojisiyle ele alındığı bütüncül politikalar geliştirilmesi için hepimizi önce kendi kapsayıcılığımızı gözden geçirmeye ve benden olmayanın şehirle ilgili ne gibi meseleleri var diye düşünmeye davet ediyorum.

Etiketler