Meclis’teki Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu Ne İşe Yarar?

Ekran-Al%C4%B1nt%C4%B1s%C4%B1-24.png
Geçtiğimiz hafta, Türkiye'de bir ilk olarak, TBMM'de hayvan hakları ile ilgili bir araştırma komisyonu kurulmasına karar verildi. Parlamentoda grubu bulunan beş siyasî parti grubunun ortak önergesiyle kurulan araştırma komisyonu, hayvanlara uygulanan şiddet ve kötü muamele olaylarının incelenerek, bu olayların önlenmesi için alınacak tedbirleri belirleyecek.

Hayvan hakları savunucuları olarak, Meclis’te grubu bulunan üç partinin; Ak Parti, HDP ve CHP’nin daha önce vermiş oldukları araştırma önergelerine rağmen, hayvan hakları ihlâllerini araştırmak üzere, araştırma komisyonunun neden ısrarla kurulmadığını sorguluyorduk. Birincil talebimiz, aylardır gündemi meşgul eden, Hayvanları Koruma Kanunu’nun değişikliğine dair kanun teklifinin sivil toplumun talepleri doğrultusunda, hayvanların lehine hazırlanmasıydı. Geçtiğimiz hafta, aylardır hayvanlara yönelik şiddete karşı duyarsızlığı ve tepkisizliği ile eleştirdiğimiz parlamento, nihayet adım attı.

Eski TBMM Başkanı Binali Yıldırım, Ak Parti’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adaylığı nedeniyle istifa etmeden önce iki araştırma önergesine imza atmıştı. Bu araştırma önergelerinden biri de hayvan hakları ihlâlleri ile alakalıydı.  Binali Yıldırım’ın araştırma önergesini TBMM Başkanlığı’na sunmasının hemen ardından, 20 Şubat tarihli TBMM Genel Kurulu’nda, parlamentoda grubu bulunan beş siyasî parti grubunun ortak önergesi ve desteğiyle hayvanlara uygulanan şiddet ve kötü muamele olaylarının incelenerek, bu olayların önlenmesi için alınacak tedbirleri belirlemek üzere araştırma komisyonu kuruldu.

Hayvan hakları için parlamentoda araştırma komisyonu kurulması, 350 STK’nin desteğiyle ve Hayvanları Koruma Kanunu değişikliği ile ilgili yasama sürecine müdahil olmak için özel olarak kurulan Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu tarafından memnuniyetle karşılanırken, bazı hayvan koruma gönüllüleri ve STK’ler, araştırma komisyonunu “seçim yatırımı”, “oyalama taktiği” olarak tanımladı. Hükûmetin yedi senedir hayvan hakları mücadelesi veren STK’lere ve aktivistlere verdiği sözlerin tutulmadığını ve 15 senelik yasanın varlığına rağmen her gün basında ve sosyal medyada yer bulan hayvanlara yönelik şiddet haberlerini düşündüğümüzde insanın doğal olarak bir umudu, beklentisi kalmıyor, kalamıyor! Bu hissiyatı ben de çok iyi biliyorum ama hayvanlar ve onların hakları için mücadeleye devam etmek zorundayız ve mücadeleyi sokaklar, barınaklar, belediyeler, adliyeler, bakanlıklarda sürdürdüğümüz kadar parlamentoda da sürdürmek zorundayız. Parlamentodan her ne kadar ümidi kessek, parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçsek de yasaların yapıldığı, tartışıldığı, kabul edildiği yer hâlâ Türkiye Büyük Millet Meclisi… Hayvan haklarını savunan sivil toplum örgütleri olarak, parlamentoda varlığımızı bugüne kadar göstermeseydik, “işimiz Meclis’e mi kaldı”, “bu Meclis’ten hiçbir hayır gelmez” deseydik, komisyon toplantılarına katılmak için diretmeseydik muhtemelen bugün sokakta bir tek hayvan dahi bırakılmamış olacaktı.

Kötücül ve örgütlü gücün farkına varamazsak…

Bakanlıklarda, parlamentoda hayvanlar için verdiğimiz mücadele, dışarıdan görülmeyebilir ya da etkisiz görülebilir ancak içeride öyle bir mücadele veriliyor ki bunu, bu mücadelenin içinde olmayan kolay kolay anlayamayabilir ya da göremeyebilir… Hayvandan yana saf tutan, hayvanları önemseyen herkesin şunu anlaması gerekiyor: Karşımızda sokakta bir tek hayvan dahi bırakmak istemeyen, kötücül ve örgütlü bir güç var! 1910 Hayırsızada Sokak Köpeği Soykırımı’ndan bu yana, devlet geleneğinde ne yazık ki hiçbir değişim yok. Değişim olsaydı bugün sokak hayvanlarının da onları korumaya çalışan insanların da durumu çok farklı olurdu. Bireysel ya da kurumsal, hayvanları korumaya çalışan insanların, karşımızda nasıl bir muhatabın olduğunu iyi analiz etmesi gerekiyor. Bu durum tespitini yapamadığımız ve hayvan hakları konusunda, en azından müşterekte, stratejik ortaklıklar geliştirmediğimiz sürece, her zaman olduğu gibi, olan yine hayvanlara olacak. Türkiye’deki hayvan hakları hareketi, bu gerçeği görmek ve hayvanlar için hak mücadelesinde birleşmek zorunda… Biz bunu, zor da olsa Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu’nda yaptık, yapabildik. Uzun yıllar hayvan hakları konusundaki fikir ayrılıkları yüzünden yan yana gelemeyen birçok insan, hayvanlar için birçok tehlikeyi, tehdidi barındıran bu yasa yapım sürecinde bir araya geldi; buna mecbur olduğumuzu hissettik ve harekete geçtik.

“Hobi” mi, yaşam hakkı mücadelesi mi?

Çuvaldızı biraz da kendimize batırmamız gerekiyor artık! Neredeyse görüştüğümüz tüm bürokratlar ve kanun yapıcılar, hayvan koruma ve hayvan hakları mücadelesini sanki kendilerine dert edinmiş gibi, hep aynı yorumu yapıyor: “Ama siz daha kendi aranızda anlaşamıyorsunuz”. Hayvan koruma/hayvan hakları mücadelesi verenler, eminim en az bir kez bu yorumu duymuştur. Gerçekliği olan bu yorum, kamu erkinin bir yaklaşımı olarak karşımıza çıkıyor ve bu gerçeklik, maalesef bizlere karşı kullanılıyor. Gündelik/özel hayatımızdan, maddî imkânlarımızdan, yaşam enerjimizden, zamanımızdan feragat ederek verdiğimiz mücadele, adına “kanun yapıcı”, “bürokrat” denilen kişilerce yok sayılıyor. Toplumun büyük bir çoğunluğu -muhalif kesimler bile- da politikacılar ve bürokratlar da verdiğimiz mücadeleye “hobi” olarak yaklaşabiliyor. Ve bu cüreti, onlara biz veriyoruz maalesef!

Tahammülsüzler ordusu ve barınakları “beş yıldızlı otel” sananlar…

Hayvanları Koruma Kanunu’nun yedi senedir değiştirileceği söyleniyor, her defasında konu dönüp dolaşıp sokak hayvanlarının toplatılmasına geliyor. Evet, Türkiye’de yüzyıllara dayanan, sokak hayvanlarıyla ortak yaşam kültürümüz var ama bugün kentin de kırsalın da dinamikleri oldukça değişmiş durumda. Milyonlarca insan, bu ortak yaşam kültürünü benimseyip buna sahip çıkarken milyonlarca insan da sokaklarda hayvan görmek istemediğini beyan ediyor. Modern/steril şehirler yaratılacağı bahanesi ile insanlara “hayvansız şehirler” fikri empoze ediliyor, bunun adına da medeniyet deniliyor! Öyle bir noktaya geldik ki milyonlarca insan, sokağındaki kuytu bir köşeyi, mahallesindeki çalılığı, ormanlık alanı sokak hayvanlarına çok görmeye başlamış durumda. Evet, bu kadar çok tahammülsüz, bencil insanla yaşıyoruz ve bu insanlar, belediyelere hesap sormaktansa bizlere, hayvan koruma gönüllülerine ve hayvan hakları aktivistlerine hesap soruyor. Sanki hayvanları bizler doğurup sokaklara terk etmişiz gibi… Ve bu insanlar, 15 senedir yürürlükteki yasayı uygulatmayı değil; her gün belediyeleri arayarak, CİMER’e başvurularda bulunarak sokak hayvanlarının toplatılmasını talep ediyorlar. Belediyeler hayvanları toplamazsa alenen zehirleyeceklerini söylüyorlar. Karşımızda kötücül ve örgütlü bir güç var derken bu tahammülsüzler ordusunu da dâhil etmiştim. Bir de barınakları, yani toplama kamplarını “beş yıldızlı otel” sanan bir grup olduğunu hatırlatmamda fayda var. Toplumun durumu bu kadar vahimken, bizlerin; hayvanların, yani her gün zulümle karşılaşanların tarafını tutanların, müşterekte buluşmama, stratejik ortaklık kurmama, güç birliği yapmama gibi bir lüksü olduğunu kesinlikle düşünmüyorum.

Yeniden konumuza, yani meclis araştırma komisyonuna dönecek olursak… Yıllardır hayvanlar için parlamentoda, bakanlıklarda mücadele verenler, yani her türlü kirli oyunu görenler olarak, tabii ki bu araştırma komisyonundan da medet ummuyoruz, komisyona bel bağlamıyoruz. Ancak bu komisyonun çalışması, çalıştırılması da bizim boynumuzun borcu olmalı. Mücadeleye devam diyorsak bu fırsatı (?) değerlendirmeliyiz. Yaşamlarını, haklarını korumaya çalıştığımız hayvanlara bunu borçluyuz en azından…

Hayvanlar bizim komisyonun alanına mı giriyor?”

Biliyorsunuz, Meclis’te siyasî parti ayırt etmeksizin, milletvekilleri ile görüşüp hayvanların sorunlarını, hayvan hakları ihlâllerini bıkmadan, usanmadan anlatıyoruz. Bunu yaparken öyle anlar yaşıyoruz ki bazen şok oluyoruz, bazen de elimizi, ayağımızı titretecek kadar sinirleniyoruz, üzülüyoruz, öfkeleniyoruz. Meclis’in durumunu, duyduğumuz bir soru üzerinden özetleyecek olursam, yine yasa ile ilgili endişelerimizi bir milletvekiline aktarırken milletvekilinden şöyle bir tepki aldık: “Bana niye geldiniz ki, ben Çevre Komisyonu üyesiyim, hayvanlar bizim komisyonun alanına mı giriyor?”.

Yasa teklifinin içeriğine göre komisyonlara yapılan havaleler değişse de TBMM Çevre Komisyonu, hayvanları ilgilendiren birincil ihtisas komisyonlarından biri… Bu komisyonda durum böyleyken, TBMM Genel Kurulu’nda hayvanlar ya da hayvan hakları ile ilgili yasa teklifini oylayacak olan milletvekillerini siz düşünün. Deneyimlerime dayanarak söylüyorum, vekillerin hayvanlara dair sizlere aktarabilecekleri bilgi, evlerinde birlikte yaşadıkları hayvanlarla olan iletişimleri, ilişkileri, hikâyeleri ya da avcılık deneyimleri olacaktır… Hayvan davranışları, hayvan hakları, yaban hayat, hayvanları ilgilendiren mevzuat, savcı ve hâkimlerin hayvanlara yaklaşımı, hayvanlara yönelik linç ve nefret kültürünün sebepleri gibi birçok konuda hiçbir bilgisi olmayan vekillerin yasa teklifini oylamasından, hayvanların tam anlamıyla yararına bir şey çıkacağını beklememeli kimse… Meclis koridorlarını, kulisleri, parti gündemlerini, ülkenin batık durumunu, parlamentonun yapısını bir kez olsun, düşünün; bugüne kadar hiç düşünmediyseniz yıllardır hiçbir zorunluluğu olmamasına rağmen “hayvanları bu yıkımdan en az zararla nasıl kurtarırız”ın hesabını yapanlara kulak verin.

“Vicdan muhasebesi komisyonu”

Bu araştırma komisyonu, apayrı gündemleri olan; çoğu, hayvanları umursamayan vekilleri, onların gözünün içine baka baka bilgilendirdiğimiz, kendi partilerinin yönettiği belediyelerin sokak hayvanlarına uyguladığı zulmü teşhir edeceğimiz bir platform olacak, olmalı en başta. Vekiller, parlamentoda yaptığımız sunumlarda gösterdiğimiz videoları, ya izleyemediler, ya izlerken mideleri bulandı, ya da gözleri doldu. Bu araştırma komisyonu, aynı zamanda bir “vicdan muhasebesi komisyonu” olacak. Bu yüzden, hayvanların derdini anlatmak ve yakında gündeme gelecek yasa teklifini mümkün olduğunca hayvanlar lehine dönüştürmek için var gücümüzle, bıkmadan usanmadan çalışmaya devam etmeliyiz. Bu araştırma komisyonu çalışmalarını tamamladığında ise parlamentonun vicdanı ortaya çıkacak. Araştırma komisyonu, bir anlamda turnusol kâğıdı görevi görecek. Elimizden geleni yaparken, yasa yapmakla görevli olan vekillerin vicdana sahip olup olmadıklarını da göreceğiz.

En başından beri müdahil olmaya çalıştığımız, yakından takip ettiğimiz bu yasama süreci, Türkiye’nin toplumsal vicdana sahip olup olmadığını bizlere gösterecek. Eğer toplumumuz, sokaklarda yaşam mücadelesi veren, her gün sistematik zulme maruz bırakılan hayvanları gözden çıkarmaya karar verirse bu ülkeden ümidimi tamamen keseceğim. Çünkü ben, hiçbir şeyden haberi olmayan hayvanların sürgüne, esarete, ölüme gönderilmesini hiçbir şekilde anlamlandıramıyorum, böyle bir kötülüğü kafamda bir yere koyamıyorum.

Çok az bir zamanımız var, bu yüzden hayvanları önemseyenlerin de hayvanları önemsemeyip kendi toplumunu önemseyenlerin de bir karar vermesi gerekiyor. Yaşamdan yana mı saf tutacaklar, yoksa sürgünden, ölümden yana mı saf tutacaklar? Toplumumuzun bu kararını hep birlikte öğrenecek ve bu kararın sonuçlarını hep birlikte yaşayacağız.

Türkiye’nin geri dönülemeyecek bir toplumsal çöküntü dönemine girmemesini, hayvanları dahi düşmanlaştıracak bir şuursuzluğu yaşamamasını diliyorum.

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

[et_bloom_inline optin_id=”optin_1″]


Send this to a friend