“Herkes barış için kendi koşulunu öne sürüyor”

“Barış dediğinizde herkes evet diyor. Çünkü ahlaklı olan bu. Ancak nasıl barışacağımız sorusuna hemen herkesin ‘ama’ ile başlayan bir ek cümlesi var. Barış olsun ama… Yani herkes barış için kendi koşulunu öne sürüyor. Bizce bu ‘ama’lı cümleleri anlamadan, dinlemeden, analiz etmeden bu ülkede barış kültürünü yeşertemeyiz”

Barışı konuşmanın zorluğuna dikkat çekmek amacıyla ‘ne yenilir, ne yutulur, ne ezilir baş eğer’den hareketle kurulan Demir Leblebi Derneği’nden Sevna Somuncuoğlu ile çalışmalarını ve Ankara, İzmir, Sivas ve Diyarbakır’da farklı görüşlerden kadınların katılımıyla düzenlenen barış toplantılarını konuştuk.

Demir Leblebi nasıl oluştu?

Sevna Somuncuoğlu

Demir Leblebi müzakere sürecinin sonlandırılmasının ardından, ülkenin en büyük ihtiyacının barış ve barış kültürünün yeşertilmesi olduğu düşüncesiyle doğdu. Bir grup aktivist, feminist bir araya gelerek önce kavramlar üzerine konuştuk. Kavramlar üzerine konuşmalarımız neticesinde birkaç çalışmanın gerekli olduğu kanısına vardık. Örneğin barıştan ne anladığımız ve kadınların nasıl bir barış istedikleri ya da toplumda giderek derinleşen ötekileştirme, ayrımcılık ve kutuplaşmanın dilimize nasıl yansıdığı ve medya aracılığı ile nasıl bu söylemin normalleştirildiği dikkatimizi topladığımız başlıklar oldu.

Kadınların barışı nasıl tarif ettikleri, nasıl bir barış talep ettikleri meselesinde şimdilik dört kentten kadın örgütü temsilcileri ile bir araya geldik ve odak grup çalışması yaptık. Dört ayrı yöreden çıkan sonuçlardaki ortaklıkları ve tabi farklılıkları raporladık. Önümüzdeki günlerde web sitemiz aracılığı ile yayınlayacağız. Bu çalışmaya devam ediyoruz. Nihai hedefimiz her kentten yani 81 ilden kadınlarla bir araya gelmek. Çünkü barışı konuşmaya başladığınızda barışı hayal de etmeye başlıyorsunuz. Barışı hayal edemeyenler kuramazlar. Bu nedenle hayallerimize yol vermek çok önemsediğimiz bir nokta. Umudumuz bu toplantıların yerel barış inisiyatiflerine evrilmesi ki, bu yolda adım atan kentler oldu.

Medyadaki nefret söylemi ve ötekileştiren dil konusunda ise “toplumsal cinsiyete duyarlı barış gazeteciliği” perspektifini yerel gazeteciler ile paylaşıyor ve bu perspektiften haber yapılması imkanlarını irdeliyoruz. Şimdilik yedi kentten 75 yerel gazeteciye ulaştık. Önümüzdeki hedefimiz 80 kadar daha yerel gazeteciyi bu topluluğa katmak. Bu konudaki yayınımıza da web sitemizden yakın bir zaman içinde ulaşılabilecek.

Kadınların barış süreçlerindeki önemi nedir sizce?

Kadınlar işin içinde olmadan barışın tesisinin mümkün olmadığı hemen hemen bu konuda kafa yoran herkesin hemfikir olduğu bir nokta. Dünya üzerinde yürütülen barış müzakerelerinde kadınların masada olmadığı süreçler maalesef barışın tesisi ile noktalanmıyor ancak ateşkes söz konusu ve tabi bu da çatışmanın her an yeniden başlaması demek. Dünyada birçok ülke örneği kadınların barış görüşmelerinin, başlamasına, sürmesine ve barışın tesisi ile sonlanmasına yaptığı katkılar bugün artık başarı hikâyesi olarak anlatılıyor. Liberya, İrlanda, Güney Afrika’da olduğu gibi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1325 sayılı tavsiyesi çatışma süreçlerinin her aşamasında kadınlar ve kız çocuklarının göz önünde bulundurulması ve süreçlere katılımı konusunda yayınlanmış çok önemli uluslararası bir belge. En son CEDAW Komitesi’nin Türkiye raporu hakkında mütalaasında 1325 ile ilgili bir an önce eylem planının hazırlanması ve yürürlüğe sokulması var. Bizim de hedefimiz önümüzdeki günlerde çalışmalarımızı bu yönde yoğunlaştırmak.

“Ölmekten Çok Yorulmuşuz”

Dört ayrı ilde toplantılar yaptınız bu projenin amacı neydi, şimdi hangi aşamada?

Yukarıda sözünü ettiğim odak grup çalışmaları dört ilde tamamlandı. Barış ve barışmak ya da kadınların barıştan anladıkları nedir sorularına cevap aradığımız toplantılardı. Barış dediğinizde herkes evet diyor. Çünkü ahlaklı olan bu. Ancak nasıl barışacağımız sorusuna hemen herkesin ama ile başlayan bir ek cümlesi var. Barış olsun ama… Yani herkes barış için kendi koşulunu öne sürüyor. Bizce bu ‘ama’lı cümleleri anlamadan, dinlemeden, analiz etmeden bu ülkede barış kültürünü yeşertemeyiz. Kadınlar barışı silahlı çatışmanın olmadığı bir durum olarak tarif etmiyor. Barış derken daha kapsamlı şiddetsiz bir yaşam ortamını kast ediyorlar. Bunun içinde bedenlerinin güvenliğinden, gelecek için umutlu olmaya kadar geniş bir yelpaze var. Örneğin genç bir kadın “Gece eve geç gittiğimde annem beni merak etmemişse barış gelmiştir” diyor.  Başka bir kadın ise “Yeniden ağaç dikmeye başlarsam barış gelmiş demektir” diye tarif ediyor hayalindeki barış ortamını.

Bu çalışma henüz bir pilot çalışma. İsteğimiz her kentte odak grup çalışması yapmak ve barışın konuşulduğu ortamlar hazırlamak. Bu günlerde barıştan konuşmak ve birlikte barışı hayal etmek bile yeterli bir eylemlilik hali. Maalesef.

Bu toplantılarda illerdeki genel ortaklaşma ve ayrışma konuları neydi?

Kadınlar için barışının ateşkeş demek olmadığı ancak sıcak bir çatışmayı da görmezden gelemeyeceğimizin altı hep çizildi. Artık ölmekten hepimiz çok yorulmuşuz. Her kentte söylenen ilk şey buydu. Yeter artık. Barışın çok acil ihtiyaç olduğu ve artık kimsenin ölmediği bir ortamın sağlanması gerektiği ortaklaşılan diğer bir talep. Farklılıklar bunun nasıl sağlanacağı konusunda başlıyor. Öte yandan nasıl sağlanırsa sağlansın temelinde eşitlik olması gerektiği ve barışın bir sonuç değil bir süreç olduğu bütün kadınların hem fikir oldukları noktalar.

Kalıcı ve toplumsal bir barış için sizce sivil topluma ne gibi görevler düşüyor özellikle kadın sivil toplum kuruluşları açısından?

Eninde sonunda barış bu ülkeye gelecek. Sürece nasıl katılacağımız, katıldığımızda taleplerimizin ne olacağı konusunda hazırlıklı olmamız gerek. Öte yandan bu hazırlık barış talebimizi yükseltmenin, duyurmanın ve kamuoyu baskısı yaratmanın da bir aracı. Kadınlar bu sürecin merkezinde yer almadığında daha önceki girişimlerin sonuçlarını hep birlikte deneyimledik. Artık bir taraf olarak kadınlar seslerini ve taleplerini duyurmalılar.

Son olarak ileriye dönük çalışmalarınızı sorayım…

Halen sürdürmekte olduğumuz çalışmaların yanı sıra bu ülkede barış içim kafa yoran, çalışan başka kurum ve kuruluşlar da var. Hepimiz bir araya gelerek neler yaptığımızı, neyi hedeflediğimizi ve bunun ötesinde birlikte neler yapacağımızın yol haritasını çizmek zorundayız. Böyle bir toplantı için görüşmeler yapıyoruz. Aldığımız cevaplar çok olumlu. Sanırım sonbaharda bir çalıştay ve yol haritası için adım atılmış olacak.

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

You have Successfully Subscribed!



Send this to a friend