‘İklim Değişikliği, İnsan Hakları Meselesidir’

'Doğa dediğimizde insanı da içine alan bir bütünlükten bahsediyoruz. İkisini ayırmadığımız, bu hakkı birlikte savunduğumuz bir şekilde konuları çalışmamız lazım. Artık tüm dünyada iklim değişikliği bir insan hakları meselesi olarak ele alınıyor.' Doğa Derneği'nden Özlem Altıparmak ile hazırladıkları Doğa Mücadelesi ve Hak İhlallerinde Birleşmiş Milletler Özel Prosedürlere Başvuru Rehberi üzerine konuştuk. 

Doğa Derneği olarak yayına hazırlanmasını sağladığınız Doğa Mücadelesi ve Hak İhlallerinde Birleşmiş Milletler Özel Prosedürlere Başvuru Rehberi hazırladınız, rehberi  hazırlama hedef ve motivasyonunuzdan bahseder misiniz?

Özlem AltıparmakBirleşmiş Milletler insan hakları mekanizmaları Türkiye’de yeterince bilinmediği için bir savunuculuk yöntemi olarak ne yazık ki kullanılmıyor. Bunun bir sebebi elbette dil engeli, diğeri de BM mekanizmalarının oldukça karışık bir yapıya sahip olması. Kullanılan teknik dil nedeniyle bu konudaki yayınları okuyup takip etmek de oldukça zor. Bizim rehberimizde kullandığımız “özel prosedürler” ifadesi bile insana oldukça yabancı ve anlaşılmaz geliyor.

En basit ifadeyle BM çatısı altında başvuru yapılabilecek komiteler, raportörler ve uzmanlar var. Bir yargılama makamı değil, bir denetim organı olarak düşünebiliriz. Bu mekanizmalar da sivil toplum kuruluşları ve hak sahipleri tarafından kullanılabilir. Biz bu rehberi hazırlarken bu mekanizmaları tanıtmak ve “Doğayı korumak için böyle bir yöntem de var” demek istedik. 

Amacımız çevre savunucuları ve sivil toplum kuruluşlarına yönelik bir kısa yayın oluşturmak ve bu alandaki eksikliği gidermekti.

Davalar açıyoruz, kamu denetçisine başvuruyoruz, kampanyalar yapıyoruz hatta bir bölgesel mekanizma olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni de kullanıyoruz ama BM yapısını ve işlevini ne yazık ki bilmiyoruz ve etkin olarak kullanmıyoruz. Amacımız çevre savunucuları ve sivil toplum kuruluşlarına yönelik bir kısa yayın oluşturmak ve bu alandaki eksikliği gidermekti. Rehberin dilini de oldukça basit tutmaya çalıştık. Çünkü dediğim gibi BM dili zaten yeterince karışık. BM yapısının bürokratik işleyişi, teknik usuller ve de tüm bunların üstüne komplike ifadeler devreye girince, sunduğunuz bilgi de anlaşılmaz hale geliyor.  O nedenle sade ve anlaşılır bir yayın oluşturmaya çalıştık. İstedik ki rehberi okuyan kişi bu başvuruları yapabileceğini, BM mekanizmalarına erişmenin mümkün olduğunu düşünsün. Umarım bunu başarabilmişizdir ve rehberimiz adalete erişim açısından bir araç işlevi görür. 

Rehberde de değindiğiniz Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi (BM İHK), 48. Oturumunda aldığı 13. İlke Kararı ile “güvenli, temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir çevre hakkını, bir insan hakkı olarak kabul etmiştir” ilkesinden yola çıkarak yaşanan ihlallere ve doğa tahribatın önlenmesi için müdahale önerilerinize dair neler söylemek istersiniz?

Çevre konusundaki savunuculuk ve çalışmalara baktığımızda insan hakları bağının oldukça zayıf olduğunu görüyoruz. Bu durum sadece çevre örgütleri için değil insan hakları alanında çalışan sivil toplum kuruluşları için de geçerli. İnsan hakları konusunda çalışan STK’lar için çevre, doğa ve iklim meselesi bir çalışma alanı ne yazık ki değil. Çevre STK’ları da konuyu bir insan hakları meselesi olarak ele alıp, savunuculuğu bu temelde ne yazık ki yapmıyorlar. İnsan hakları alanında özgürlük ve güvenlik hakkı, ifade özgürlüğü veya işkence gibi daha önceliklendirdikleri konular olması, insan hakları örgütlerinin gündemine çevre hakkını almasını bir anlamda engelliyor. Hâlbuki çevre ve doğaya yönelik her ihlalde, yaşam hakkımıza ciddi bir saldırı oluyor ancak konuya bütüncül bakılmadığı için, tüm dünyada doğa koruma ve insan hakları uzunca bir süre birbirinden ayrı olarak ele alınıp çalışıldı ne yazık ki.  

Çevre ve iklim konusunda çalışan kişi ve kurumlara baktığımızda ise, meseleyi sadece bir karbondan çıkış veya ekonomi meselesi gibi ele aldıklarını ve bu eksende bir politika ve söylem geliştirdiklerini görüyoruz. Oysa bu konuların en büyük etkisi insan üzerinde. Doğa dediğimizde insanı da içine alan bir bütünlükten bahsediyoruz. İkisini ayırmadığımız, bu hakkı birlikte savunduğumuz bir şekilde konuları çalışmamız lazım. 

İklim değişikliği en büyük etkisini yoksullar, yaşlılar, çocuklar, kadınlar gibi kırılgan gruplar üzerinde gösteriyor.

Artık tüm dünyada iklim değişikliği bir insan hakları meselesi olarak ele alınıyor. Bahsettiğiniz BM ilke kararı geçtiğimiz Ekim ayında kabul edildi ve BM çatısı altında bu Haziran ayında yeni bir iklim ve insan hakları raportörlüğü kurulacak. Bunlar çok önemli gelişmeler. İklim değişikliği en büyük etkisini yoksullar, yaşlılar, çocuklar, kadınlar gibi kırılgan gruplar üzerinde gösteriyor. İklim adaleti dediğimizde işte tüm bu grupların iklim değişikliği etkilerine karşı dirençli hale getirilmesini kastediyoruz. Bu politikaların hepsi, insan haklarına temas eder ve konunun hak temelli çalışılmasını gerektirir. Biz bu alandaki tüm kararları ve BM raporlarını Türkçeye çevirip kamuoyuyla paylaşmaya çalışıyoruz. İklim değişikliği, bu değişikliğin etkileri ve değişikliğe uyum stratejileri tüm örgütler için bir ortak kesen olmalı. Hepimiz bunun için dertlenmeli ve savunuculuk yöntemleri geliştirmeliyiz. Çünkü artık kuraklık, salgınlar, seller ve afetler derken hepimiz bu krizden gittikçe daha fazla etkilenir halde olacağız. Ben rehberimizin, insan hakları, doğa ve çevre savunuculuğu bağını kuvvetlendireceğini ve bu amaca da hizmet edeceğini düşünüyorum. 

Rehberde yer verdiğiniz  Doğa Mücadelesi ve Hak İhlallerinde Birleşmiş Milletler Mekanizmaları nelerdir?

Birleşmiş Milletler çatısı altında insan hakları korumak ve denetim amacıyla kurulmuş Sözleşmeye dayalı ve Şarta dayalı mekanizmalar var. Sözleşmeye dayalı mekanizmalar, kaynağını BM sözleşmelerinden alıyor. Örneğin Çocuk Hakları Sözleşmesi için Çocuk Hakları Komitesi’nin olması gibi. Pek çoğumuzun adını duyduğu iklim aktivisti Greta Thunberg ve arkadaşları BM Çocuk Hakları Komitesi’ne başvurmuşlardı ve devletlerin iklim değişikliğini önleme konusundaki sorumluluğu ile gelecek kuşakların haklarının korunması açısından bir argüman sunmuşlardı. Benzer şekilde BM sözleşmelerine dayalı Engelli Hakları Komitesi ve İşkenceye Karşı Komite gibi komiteleri de duymuş olabiliriz. İşte bunların tamamı sözleşmeye dayalı mekanizmalardır. 

Diğer denetim mekanizmaları kaynağını Birleşmiş Milletler Şartı’ndan alır ve bu nedenle Şarta Bağlı Denetim olarak adlandırılır. BM Şartının 1. Maddesine göre, Birleşmiş Milletler’in dört ana amacından biri “insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygıyı geliştirmek ve teşvik etmek”tir. Şarta bağlı denetim usulleri BM İnsan Hakları Konseyi (İHK)’ne şikayet ve İHK Özel Prosedürleri olarak ikiye ayrılır. İH Konseyine başvuru için ihlalin çok ağır ve sistematik olması gerekir. 

İHK Özel Prosedürleri ise bağımsız insan hakları uzmanları olan raportörler, bağımsız uzmanlar veya çalışma gruplarının ortak adıdır. Özel Prosedürler, çalışmaları neticesinde raporlar hazırlar, ülke ziyaretleri yapar ve tekil olarak yapılan insan hakları şikayetlerini inceler. Bizim rehberimizde yer verdiğimiz ve bir yöntem olarak kullanılabileceğini belirttiğimiz denetim usulü işte bu Özel Prosedürlere “şikayet” başvuru yoludur. 

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi Özel Prosedürlerine başvuru nasıl yapılır? 

BM Özel Prosedürlere başvuru yapmak isteyenler, BM sistemi üzerinden online bir form doldurarak başvuru yapabilirler. Başvuru için öncelikle buradaki linkten kayıt oluşturmanız gerekiyor. Formda mağdur ve başvurucu bilgileri ile iletişim adresleri mutlaka doldurulmalı. Bu bilgilerin kamuya açık raporlarda ve ilgili devletle yazışmalarda gizli tutulmasını istiyorsanız bu durumu özellikle belirtmeniz gerekiyor. 

Başvuru dili olarak ne yazık ki Türkçe kabul edilmiyor, başvuruları sadece İngilizce, Fransızca veya İspanyolca olarak sunabiliyorsunuz. Başvuru öncesinde ihlal ve insan hakları bağına dair detaylı bir çalışma yapmışsanız ve başvuru metninizi öncesinde hazırlamışsanız, formu doldurmanız çok basit. Başvuru metnindeki karakter limitinin 4000 karakter ile sınırlı olduğunu özellikle belirteyim. Bu nedenle hak ihlaline dair somut, gerçekçi, delillendirilmiş ve özet bilgi sunmakta fayda var. Bu metin dışında üç ayrı görsel, rapor, doküman gibi başvuruyu destekleyici belge sunabilirsiniz. Başvurunun sadece medyada çıkan haberlere dayanmaması gerektiğini ve bu tip başvuruların dikkate alınmayacağını da vurgulamak isterim. 

Rehberinizde başvuru yapacaklara öneriler bölümü yer alıyor, özetle önerilerinizden söz edebilir misiniz?

Doğa tahribatı ve çevresel zararlar söz konusu olduğunda, olayın ve gerçekleşen ihlalin insan haklarıyla olan bağını ve ilgisini mutlaka birlikte düşünmeliyiz. Çünkü insan, doğadan ayrı değil ve aslında doğanın küçük bir parçası. Doğada oluşan tahribat ve ihlallerin, bu doğa içinde yaşam bulan tüm canlıları etkileyeceği açık. İnsan da bu canlıların başında geliyor ve insan eliyle gerçekleşen tahribatın mağdurlarından biri de yine çoğu zaman insan oluyor. 

Eğer çevremizde bir ihlal meydana geldiğini düşünüyorsak, bu ihlalin insan haklarına olan etkisini mümkünse verilerle desteklemeliyiz. Bir su kaynağına zehirli atık döküldüğünü tespit etmişsek; sağlık hakkımızın, suya erişim hakkımızın, yaşam hakkımızın etkilendiğini dikkate almalıyız. Nasıl bir etki oluştuğunu sağlık raporları, uzman görüşleri ve akademik çalışmalarla desteklemeliyiz. İhlalden etkilenen kişilere dair güvenilir ve somut veriye ulaşmak için muhtarlar, yerel sivil toplum kuruluşları ve hizmet sağlayıcı kurumlarla iletişime geçmek ve başvuru konusunda kapsamlı bir çalışma yürütmek faydalı olacaktır. İhlale ilişkin verileri toplarken yaş, cinsiyet, engellilik gibi iklim değişikliğine karşı kırılgan grupların ve kişilerin durumunu mutlaka dikkate almamız gerekir. Çünkü iklim değişikliği ve çevresel zararlar herkesi aynı şekilde ve derecede etkilemez. Krizlere direncimiz her zaman farklıdır. 

Doğa koruma ve iklim konusunda çalışan sivil toplum kuruluşlarının insan hakları odaklı etkin izleme, veri toplama ve raporlama yapması gerekir. Bu çıktıların da objektif ve güvenilir olması çok önemli. Aksi halde bu tahribatlar, hepimizin bildiği ancak bir türlü delillendirip, neden-sonuç ilişkisi içinde sunamadığımız ihlaller olarak kalır. 

Rehberimizde önerileri oldukça detaylı yazdık, kısaca bu şekilde özetleyebilirim. Dediğim gibi form ve başvuru çok karmaşık değil. Önemli olan bir farkındalık sahibi olmak. Çevresel ihlallere ve tahribatlara bakışımızı hak odaklı ve BM denetim mekanizmalarını da devreye sokacak şekilde düşünmemiz gerekiyor. 

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Bu rehber bu ilk çalışma niteliğinde oldu. Umarım doğayı, yaşam alanlarımızı ve haklarımızı koruma konusunda hepimiz için yol gösterici olur.