“Eğitim Sistemini Radikal Bir Şekilde Değiştirmemiz Gerekiyor”

Bilim Virüsü platformuyla “Avrupa’nın en iyi 100 Kadın Sosyal Girişimcisi’ listesine seçilen Şule Yücebıyık ile, kurduğu platformu, eğitimdeki sorunların yanı sıra sosyal girişimciliği de konuştuk. Eğitimin yapısallaşan sorunlarının çözümü için her kurumun elini taşın altına koyması gerektiğini belirten Şule Yücebıyık, “Eğitim sistemini radikal bir şekilde değiştirmemiz gerekiyor.” Diyor.

Bilim Virüsü’nün çıkış noktasında oğlunuzla yaşadığınız bir deneyim var ve “gençleri bilimle desteklemek” vurgusu öne çıkıyor. Çocukları, gençleri bu yönde desteklemek neden önemli?

Çıkış noktasında oğlumun lise giriş sınavlarına hazırlanırken yaşadıkları var. O dönem oğlumu daha fazla etkilenmesin diye okuldan almak zorunda kaldım. O zamanlar TEOG idi sınavın adı. Velilerin büyük kısmı bu baskının iyi bir okul kazanılması için yaşanması gerektiği noktasındaydı. Bu süreçte çocuklar adeta yarış atı gibi çalıştırılıyor, psikolojileri hiç önemsenmiyor. Çocukluklarını yaşayamıyorlar, daha da önemlisi okulda verilen dersleri dersten ibaret görüyorlar. Bir savaş, rekabet duygusuyla matematiğin özüne inemiyor, fiziğin ne olduğunu anlamıyor. Bunlar evrenin dili aslında. Bunları içselleştiremiyorlar. Öğretmenler böyle anlatmıyor, ders kitapları bu şekilde yer vermiyor. Korkunç bir eğitim sistemi var. Sadece bizde değil bütün dünyada böyle ders başarısı eksenli bir hareket var.

Yine okullarda çocuklara 21. yüzyılın ihtiyacı olan yetkinliklerin hiçbiri verilemiyor. Çocuklar takım çalışması yapamıyor, kendini ifade edemiyor. Empati, arkadaşlık, takım çalışması, baskı altında çalışma, çeviklik, bu yetkinlikler yoksa 21. yüzyılda var olmak mümkün değil. Şirketler zaten bu özelliklere bakmaya başladı ama okullarda verilmiyor bu. Bütün bunları düşünürken çocuğumu görece daha az TEOG odaklı bir okula verdim. “Diğer milyonlarca çocuk ne olacak, onlara bilimi nasıl anlatabilirim?” Bu düşünceyle yola çıktım. Bilim insanı değilim ama iyi bir iletişimci olarak yetkinliklerimi kullanarak bir şeyler iletebilirim. ‘Bilim insanları, akademisyenler,  yeni nesil eğitmenlerle ihtiyacı olan çocuklar özellikle dezavantajlı çocuklar arasında  bir köprü oluşturabilirim’ diye yola çıktım. Bir öğrenme platformu kurdum. Ve daha ilk başta ilk geri bildirimlerde çocukların nasıl mutlu olduğunu gördüm.

Bilim insana anlamaktan gelen bir sevinci, mutluluğu yaşatıyor. Amaç duygusu veriyor. En çok ihtiyaç duyduğumuz şey amaç; bu kaotik dünyada özellikle de gençler için amaç duygusu çok önemli.

Ergenlik dönemini düşünürsek bu platformun önemi daha iyi anlaşılıyor. O dönemdeki yaşanan sorunlar için de çözüm sunuyor bir bakıma.

Bilim VirüsüTabii. Biz önce liselilerden başlamıştık sonra üniversitelere de açıldık. Özellikle ergenlik çağlarında çocuklarla bilim çalışıyoruz. Sorularının peşinden koşmayı, merak etmeyi, araştırmayı, sonra onlara bir şeyler üretmeyi anlatabildiğiniz zaman, onlara hayatları boyunca da bir amaç duygusu oluşturmuş oluyoruz. Amaç duygusu öğrenme isteği de veriyor. 21. yüzyılda en önemli yetkinlik öğrenmeyi öğrenmek, bildiklerini unutup yeniden öğrenebilmek. Bilgi her gün değişiyor çünkü. Gençlere bu duyguyu veriyor. Onun yanı sıra bilim hep takımlarla yapılan bir şey. Yanındaki ile birlikte çalışacaksın. Dinden, Öğrenmeyi öğrenmek, bildiklerini unutmak yeniden öğrenmek. Her geçen gün bilgi denilen şey değişiyor çünkü. Bunu veriyor gençlere, bu duyguyu veriyor.

Bu bir yandan da eğitim sisteminin tek tipleştirdiği, hayal gücü sınırlanan çocuklar için alternatif bir alan oluşturma çabası mı?

Kendimizi tanımak, evreni, gezegeni tanımak ve faydalı olabilmek için bilim çok değerli bir metadoloji. Biz Bilim Virüsü’nde herkesin bilim insanı olmasını hedeflemiyoruz. Bilimsel düşünceyi öğrenmesini istiyoruz. Çünkü bilimsel düşünmenin içinde hata yapmak da var. Bizim  kültürümüzde hata yapmak çok feci bir şey olarak görülüyor. Okulda, evde, işte hata yapan cezalandırılır. Bilimde öyle değil, bilimsel icatların büyük çoğunluğu yapılmış hataların sonrasında ortaya çıkmış. Şimdi çocuk bu kavramı yakaladığı zaman, yanlış soru sormaktan korkmuyor, pes etmesi mümkün olmuyor. O korkulardan arınıyor. Bu da çok önemli bir öğreti. Hayal kurmak yetkinliği de böyle. Hayal kurmak çocuklukta yüksek olan ancak yaş ilerledikçe kaybedilen bir yetkinlik. Çünkü korkular geliyor, kaygılar geliyor, öğretmenlerin cezaları geliyor, testler, sınavlar geliyor. Yanlış  bir şıkkı yanlış işaretlediysen bittin. Üniversiteyi bitirip iş dünyasına girene kadar hayal gücü neredeyse bitiyor.

Ondan sonra da kurumlarda, inovasyon, yaratıcılık konuşuyoruz. Türkiye’den markalar çıkarmayı konuşuyoruz. Mümkün değil. O yüzden hayal gücünün bilimsel düşünce ve metadoloji ile mutlaka desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Pandeminin eğitimde var olan fırsat eşitsizliğini derinleştirdiğini görüyoruz. Etkinliklere katılan öğrencilerin ve sizin bu dönemle ilgili gözlemleriniz neler?

Pandemi öncesi ve sonrası arasında dramatik fark var. Fırsat eşitsizliğini arttıran bir süreç oldu pandemi. Bırakın eğitimi internete erişilebilirlik konusunda bile bir fırsat eşitsizliği var. Eğitim, dijital olarak yapılabilecek, sürdürebilecek bir şey değil açıkçası. Çünkü okul bambaşka öğretileri öğrendiğiniz, bir araya geldiğiniz, birlikte çalıştığımız bir yapı. Pandemi açısından bize gelen gençler arasında çok önemli bir değişim olmadı. Çünkü zaten pandemi öncesinde de okullarından son derece rahatsızdılar. Ezberci sınav sisteminden, derslerin baskılayıcı, sınırlayıcı yapısından, derslerde özgür tartışma ortamı yaratılmamasından, kendilerini ifade edememekten, merak ettikleri alanlara ilgili derslerin açılmamasından şikayetçilerdi. Dolayısıyla aynı şeyler devam etti bu süreçte de. Sorduğumuz zaman ‘kamerayı kapatıp uyuyoruz’ diyorlar. Bu kadar net söylüyorlar.

Genel olarak bize gelen çocuklar kendi öğrenme ekosistemlerini yaratan çocuklar, Bilim Virüsü de ekosistemdeki en değerli platformlardan bir tanesi onlara göre. Şu anda Türkiye’nin en büyük bilimsel gençlik platformu diyebiliriz. Yapay zekâdan, genetiğe, biyo teknolojiden matematiğe, kodlamaya kadar birçok konu öğreniyorlar bu ekosistemde.

Ama asıl olarak öğrendikleri başka şeyler var. Bilim Virüsü’nün bir beyin takımı var. Şu an toplam 13-14 kişi. Farklı illerden, farklı okullardan gençler. Henüz üç aydır çalışıyorlar, fiziksel olarak bir araya gelmediler. Ama bu üç ayda yaklaşık 10 eğitimle 4-5 bin çocuğa ulaştılar. Bunlar çok değerli kazanımlar. Yani o çeşitlilik içinde bir arada çalışmak, bilimsel bilimin ortak paydasında dünyaya faydalı çözümler üretmek, akran öğrenmesi, kurumlara, kişilere akademisyenlere, rol modellere ulaşmak ve onlardan ilham, mentörlük, destek almak; Bilim Virüsü’nün faydası buralarda ortaya çıkıyor.

Eğitim sisteminin açmazlarıyla ilgili platformdaki deneyimleriniz üzerinden neler söylersiniz, bu alanda ne gibi düzenlemelerin yapılması gerekiyor? Bu konuda kamu dışındaki kurumlar neler yapabilir?

Bugüne kadar artık yapısallaşmış olan bu eğitim sistemini radikal bir şekilde değiştirmemiz gerekiyor. Yepyeni bir modele geçmemiz gerekiyor. Toplumun digitalleşme anlamında, sosyal fayda anlamında yeniden bir eğitim sürecinden geçirilmesi gerekiyor.

Yepyeni bir zihniyetin şekillenmesi gerekiyor ki Türkiye olması gerektiği yerde olsun. Gençlerimiz böylece ilerleyebilsin, istihdam edilebilsin, bilim üretebilsin ki yol alabilelim.

Bence bütün kurumların, kişilerin elini taşın altına koyması gerekiyor. Eğitim sadece Milli Eğitim Bakanlığı’na bırakılacak bir mesele değil. Herkesin içinde sorumluluğunu taşıması gereken bir mesele. Bilim Virüsü’nden en çok talebi fayda sunmak isteyenlerden alıyoruz. NASA’da çalışan astrofizikçiden x kurumunda çalışan bir beyaz yakalıya kadar herkes bu sistemin içinde olmaya çalışıyor ki gençlere bir şey aktarabilsin. Gerçekten bilgisine, anlatabilme yetkinliğine, öğrenme ve öğretme gücüne inanan herkesi Bilim Virüsü’ne davet ediyorum. İlk çağrımı da buradan yapmış olayım.

Bilim Virüsü bir sosyal girişim. Sosyal girişim alanını genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sosyal girişimcilik ülkemizde yeni yeni anlaşılan, şimdilerde biraz daha kulak kabartılan, içselleştirilen bir mesele. Ve gidilecek daha çok yol olduğunu düşünüyorum. Bilim Virüsü’nu kurmaya karar verdiğimde; ‘nasıl bir yapı kursam, hem misyonunu gerçekleştirse hem gelirini elde etse, bir işletme gibi verimli olsa, verimini sosyal fayda için kullansa’ diye düşünüyordum. Keşfetmeye çalıştığım model; sosyal girişimcilik olarak karşıma çıktı. Dernek ve vakıf gibi kurumsallıklarda; bugünün şartlarında uygun olmayan bir bürokratik yapı ve bir hantallık söz konusu. Çeviklik, hızlı karar alma, hemen dönüşebilme, esneklik bunlar işletmeler için önemli şeyler. Dernek ve vakıf yapılarında bu hemen olmayabiliyor. Çok etkin bir yönetim kurulu olursa belki. Mutlaka istisnalar vardır ama hemen hemen hemen hepsinde problem bu aslında. Sivil toplumda da bu bunu yansımalarını görüyoruz zaten. Öte yandan iş dünyasındaki çevremden destekler alayım ya da fonlara başvurayım gibi kaynak noktasında bir duygum da olmadı. Bu metoda karşı değilim ama içselleştirdiğim bir şey değil açıkçası.

Türkiye ekonomik çalkantılar ülkesi. Bir yıl düzenli kaynak geliştirme yaparsınız ama sonra ertesi yıl bir ekonomik iniş döneminde bunu yapamazsınız ve başka çözümünüz olmadığı için kesintiye uğrar süreciniz.

Bu anlamda sosyal girişimcilik çok yerine oturdu. Sonra biraz daha araştırmayı derinleştirmeye ve dünyada sosyal girişimcilerin aslında ne kadar başarılı olabileceğini gözlemlemeye başladım. Türkiye’de de harika örnekler var.  Sayılarımız az ama çok başarılı olmuş firmalar, sosyal girişimcilik alanında kurumlar var. Bunların başarılı olabileceğini gördükten sonra da o güvenle Bilim Virüsü’nü sosyal girişime dönüştürdüm. Bu modelin şu an dünya için en yararlı model olduğunu düşünüyorum açıkçası. Çünkü kaynaklar çok kısıtlı ve o kaynakları bir amaca doğru yöneltirken sürekli de çoğaltmak lazım. Hatta çok daha ileri vizyon için söylemek istiyorum. Bir gün bütün işletmeler sosyal fayda odaklı olmak zorunda, hatta sosyal girişim olmak zorunda.

Bu anlamda şirketlerin kurumsal sosyal sorumluluk projeleriyle sıyrılamayacağı bir sosyal fayda anlayışının yerleştiğini söyleyebilir miyiz? Özellikle de pandemi sürecinde markaların reklamlarında sivil toplum kuruluşları veya sosyal fayda mesajlarıyla görünür olma çabalarını düşünürsek…

Kesinlikle… ‘Sosyal sorumluluk anlayışı artık tarihe gömülmeye mahkûmdur’ diye düşünüyorum. Burada çok netim ve keskin bir söylemin var. Yıllarca sosyal sorumluluk projeleri yapmış üretmiş ve hayata geçirmiş bir insan olarak söylüyorum bunu. Kurumlar artık sosyal sorumluluk anlayışını bir kenara bırakıp sosyal etkilerini düşünmek, sosyal etkilerini nasıl ölçebileceklerini düşünmek, topluma, çevreye, gezegene nasıl bir fayda sunacaklarını düşünerek harekete geçmek zorundalar.

Kısa vadeli projelerle, reklam kokan, PR kokan projelerle bir yere gitmeleri mümkün değil. Örneğin toplumsal cinsiyet eşitliği noktasında, kadınları güçlendirelim anlayışı tek başına yeterli olmayacak. Kendiniz ne kadar alan açıyorsunuz, eşitliği nasıl sağlıyorsunuz bunu da faaliyet raporunda sunmanız gerek.

İşte ‘ağaç dikelim’ ‘karbon ayak izimi ölçelim” bunlar bir zamana kadar hizmet ettiler ama artık ötesinde bir şeyler yapmak gerekiyor. Toplumun sorunlarını çözmeye katkıda bulunacak, dönüştürecek, değişim odaklı, ölçülebilir bir takım hedefler koymak ve bunları hayata geçirmek gerekiyor sosyal etki boyutunda. Sosyal girişimci de zaten bu amaçla yola çıkıp tamamen değişim ve dönüşüm hedefi olarak ilerleyen bir girişimci modeli.

Itır Erhart ‘Geleceği sosyal girişimci kadınlar kuracak” diyor. Siz buna katılıyor musunuz? Sosyal girişimciliği kadınlar açısından nasıl değerlendirirsiniz?

Geleceği sosyal girişimcilerin inşa edeceği söylemine katılıyorum. Kadınlarla ilgili ise şunu söyleyebilirim: Yapılan araştırmalar kadınların sosyal girişimciliğe eğilimi olduğunu gösteriyor. Türkiye ve dünyada da durum böyle. Kadınların yapısındaki kurtarıcılık, kollamak, şefkat, sorunları düzeltmek, korumak gibi yönlerin sosyal faydayla ilgili konulara daha çok eğilmelerine sebep oluyor. Kurumlarda da böyle; sosyal fayda, sosyal sorumluluk gibi konularla ilgilenenler hep kadın yöneticiler, kadın çalışanlar arasından çıkıyor.  Duyarlılığımız, şefkat ve empati hislerimizle sanıyorum daha farklı yaklaşıyoruz. Hızlı karar alma, hayata geçirme yönüyle sosyal girişimcilik kadınlar için çok doğru bir model. Nitekim açtığımız pozisyonlarda gelen başvuruların çoğunluğu kadınlar oluyor.