Sivil Alanı Tahrip Edecek Yasa Teklifi Geri Çekilmeli!

25 Aralık 2020
Öngörülen düzenleme İçişleri Bakanlığı’na derneği faaliyetten alıkoyma, organ veya organlarındaki üyelerin görevden uzaklaştırılması yetkisi verilmektedir. Üstelik soruşturma ve kovuşturma akıbeti beklenmeksizin bu yetkinin kullanılabilmesi de masumiyet karinesi gibi en temel haklardan birinin de hiçe sayıldığının göstergesi. Taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ve Anayasa tarafından güvence altına alınan ‘örgütlenme özgürlüğü’ öngörülen düzenlemelerle çiğnenmektedir.

Geçtiğimiz hafta TBMM Başkanlığı’na sunulan 129 sayılı, “Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun” Teklifi sivil toplum kuruluşlarını doğrudan ilgilendiren pek çok önemli düzenlemeyi barındırıyor. Yasa teklifi farklı görüşlerden yüzlerce STK tarafından tepkiyle karşılandı. Kitle imha silahlarının finansmanı ve sivil toplum; bu iki konu arasında doğrudan bir ilişki kurmak pek mümkün değil. Bu nedenle kanun gerekçesi ve maddelerini irdelemekte yarar var.

Kanunun Gerekçesi

Kanun teklifinin gerekçesinde kaba bir anlatımla uluslararası kara para aklama ve terörizmin finansmanı ile mücadele kuruluşu FATF tarafından Türkiye’ye verilen tavsiyelerin uygulanmasının amaçlandığı ifade edilmiştir.[1] Yapısı itibariyle 43 maddeden oluşan bu “torba” kanunun 11 maddesi Dernekler Kanunu ve Yardım Toplama Kanunu’nda değişiklik öngörüyor. Her kanunun amaç, uygulama gibi prosedürel maddelerinin olduğu düşünüldüğünde, düzenlemelerin önemli bir kısmının STK’larla ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Madde gerekçeleri incelendiğinde ise bu kanunlarda değişiklik yapılmasına yönelik ihtiyacın ne olduğunun açıklanmadığı, kuru ve yüzeysel bir gerekçeye yer verildiği görülmektedir.[2] 

Gerekçe ve madde içeriklerine bakıldığında, kapsamı “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanması ve terörizmin finansmanı” olan kanunda öngörülen amacın aşıldığı, denetleme ve sınırlama düzenlemelerinin genel bir boyuta taşındığı ve bu genelliğin herhangi bir meşru amaçla ilişkilendirilmediğini ifade etmek gerekir. Oysa kanunla getirilen düzenlemelerin kanunun amacı ve gerekçeleriyle orantılı ve amaç çerçevesinde olması gerekir.

Düzenleme Neler Getiriyor?

Teklif ile yapılan değişiklikler Dernekler Kanunu’nda;

  • Merkezleri yurt dışında bulunan vakıfların Dernekler kanunu kapsamına alındığı ve İçişleri Bakanlığı denetimine girmesi,
  • Kamu haklarından geçmişte yasaklanmış olanların geçmiş cezaları affedilmiş olsa dahi; 6415 sayılı Terörizmin Finansmanın Önlenmesine Dair Kanun kapsamındaki suçlardan veya uyuşturucu ticareti, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklaması nedeniyle hüküm giyenlerin dernek, vakıf yöneticisi olmasının yasaklanması;
  • Derneklerin denetimlerinin periyodik yapılmasını teminen, yapılacak risk değerlendirmelerine göre denetimlerin üç yılı geçmeyecek şekilde her yıl ve herhangi bir kamu personeli eliyle yapılabilmesi;
  • Denetim görevi kapsamına giren hususla sınırlı olarak ilgili bilgi ve belgelerin kurum ve kuruluşlardan istenebileceği, denetim sırasında gerek duyulması halinde bilirkişi görevlendirilebileceği, denetçilerin talep etmesi halinde tüm kamu kurum ve kuruluşları ile bankalar ve diğer kuruluşların; “görev kapsamıyla sınırlı olmak üzere” bilgi ve belgeleri vermekle yükümlü olması;
  • Yurt dışına yapılacak yardımlarla ilgili, “yurt dışına yardım yapılmadan önce dernekler tarafından mülki amire bildirilmesi” düzenlemesi getirildiği, düzenlemeye aykırı hareket edenlere 5 bin TL’den 100 bin TL’ye kadar para cezası kesilebilmesi;
  • Derneğin faaliyeti çerçevesinde Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun ile Türk Ceza Kanunu’nda yer alan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlarından dolayı derneğin genel kurulu dışındaki organlarında görevli olanlar veya ilgili personel hakkında soruşturma başlatılması halinde bu kişiler veya bu kişilerin görev yaptığı organların geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılabileceği, burada belirtilen tedbirin yeterli olmaması ve gecikmesinde sakınca bulunması durumunda İçişleri Bakanının, derneği geçici olarak faaliyetten alıkoyabileceği ve derhal mahkemeye başvuracağı gibi düzenlemeler öngörmektedir.

Yardım Toplama Kanunu’nda öngörülen değişiklikler ise kısaca;

Teklif, İçişleri Bakanlığı ve valiliklere izin almadan yardım toplandığını düşündüğü internet siteleri için Sulh Ceza Hakimliğine başvurmak, hakimliğe de başvuruyu 24 saat içinde duruşma yapmaksızın karara bağlama görevi verilmesi,

Yurt içine ve yurt dışına yapılacak yardımlara ilişkin usul ve esasların yönetmelikte düzenleneceği,

Denetim sırasında bilgi ve belge talebine karşılık vermenin zorunlu olduğu ve aykırı davranışların cezai yaptırımları şeklinde ifade edilebilir.

Riskler ve Öneriler

Bu düzenlemeler her şeyden önce kapsamının ve amacının belirsiz olması nedeniyle STK’lar açısından önemli tehditler barındırıyor. Mevcut haliyle kanunlaşması halinde ‘STK’ların idarenin güdümü altına gireceğini söylemek’ yanlış olmayacaktır. Zira derneklerin denetimiyle ilgili bazı maddelerde “görev kapsamıyla sınırlı olmak üzere” ifadeleri yer alsa da bu görevin ne olduğu açıkça ifade edilmemiştir. Kitle imha silahlarının finansmanı dışındaki herhangi bir konunun da görev kapsamına girebilmesi kanuna göre mümkündür. Bu bağlamda kanunda yer alan düzenlemelerin “kitle imha silahlarının finansmanı” amacında ve çerçevesinde kısıtlanması gereklidir.

 

‘Kayyımcılık’ STK’lar için de hayata geçirilmek istenilmektedir. Taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ve Anayasa tarafından güvence altına alınan ‘örgütlenme özgürlüğü’ öngörülen düzenlemelerle çiğnenmektedir. Düzenlemedeki bu hüküm tamamen gözden geçirilmelidir.

STK’ların yardım toplama ve yardım etme alanında yaşadıkları sorunlara kapsamlı bir çözüm üretilme ihtiyacı mevcuttur. Yardım Toplama Kanunu’nda yer alan yardım toplama kıstaslarının zorluğu, idarenin keyfiliğine açık bir şekilde toplanan yardımların başka yere aktarılabilmesi, yardım ve bağış kavramlarının yeterince açıklanmaması ve ortaya çıkan yorum sorunları bunlara örnek olarak gösterilebilir. Öngörülen düzenleme ile bu sorunlar bir yana, yeni engeller ve kısıtlar getirilmektedir. İlk kez STK’ların yapacakları yardımların da sınırlanması öngörülmektedir. Kanaatimizce STK’ların yardım alma ve verme faaliyetlerini kayıt çerçevesinde tutmak ve teşvik etmek amacıyla bu konudaki şartların daha esnek tutulduğu, idarenin keyfiliğinin azaltıldığı yeni düzenlemelerle Dernekler Kanunu ve Yardım Toplama Kanunu bu kanundan ayrı bir şekilde tek başına düzenlenmeli, STK’ların görüş ve önerileri alınmalıdır. Mevcut düzenleme ve gündemdeki düzenleme ile STK’ların yardım faaliyetlerini kayıt dışılığa itilebilme ihtimali düşünülmelidir.

Öngörülen düzenleme İçişleri Bakanlığı’na derneği faaliyetten alıkoyma, organ veya organlarındaki üyelerin görevden uzaklaştırılması yetkisi verilmektedir. Üstelik soruşturma ve kovuşturma akıbeti beklenmeksizin bu yetkinin kullanılabilmesi de masumiyet karinesi gibi en temel haklardan birinin de hiçe sayıldığının göstergesi. Ayrıca bu kararı veren merciinin adli değil de idari bir makam olması da ilginçtir. Bu yönüyle idarenin keyfi gerekçelerle ‘sakıncalı’ gördüğü dernekler üzerinde baskı kurması mümkün hale gelmekte, örgütlenme özgürlüğüne dönük müdahalelerin yolunu açılmakta ve buna dair yeterli bir güvence öngörülmemektedir. Diğer bir deyimle ‘kayyımcılık’ STK’lar için de hayata geçirilmek istenilmektedir. Taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ve Anayasa tarafından güvence altına alınan ‘örgütlenme özgürlüğü’ öngörülen düzenlemelerle çiğnenmektedir. Düzenlemedeki bu hüküm tamamen gözden geçirilmelidir.

Belirtilmesi gereken bir diğer husus da bazı suçlardan hükümlü olanların STK yönetiminde yer almalarının yasaklanmasıdır. Düzenleme bu yönüyle de bireylerin örgütlenme özgürlüğünü ihlal eder niteliktedir. Zira ceza hukukunun amacı toplumsal düzeni korumak ve toplumsal barışı sağlamaktır. Bireyin sivil haklarını kısıtlayıp toplumdan soyutlamanın hükümlüler üzerinde iyileştirici bir etkisinin olmayacağı açıktır. Aksine bu hükmü de hak savunucuları için ‘aba altından sopa gösterme’ olarak nitelendirmek mümkündür. Zaten kitle imha silahlarının finansmanını önlemek amaçlı getirilen birtakım düzenlemeler bu konudaki denetimi yeterince sağlayacaktır. Bu nedenle bahse konu hüküm yersizdir.

Son olarak belirtmek gerekir ki; kanun teklifinin oluşturulma aşamasında STK’ların görüş ve önerilerinin alınmaması, sürecin katılımcılık karşıtı bir şekilde yürütüldüğünü göstermektedir. Oysa öngörülen düzenlemenin doğrudan muhatabı sayıları 120.000’i aşan STK’lar ve bu kurumlarda gönüllü ve profesyonel olarak yer alan kişilerdir. Düzenlemenin STK’ları ilgilendiren kısımları bu düzenlemeden ayrı bir şekilde düzenlenmeli, teklif edilen hükümler üzerine taraflarca tartışılmalı ve müzakere edilmelidir.

[1] FATF’ın bahse konu tavsiyesi 7. Maddede şu şekilde ifade edilmiştir: “Ülkeler, kitle imha silahlarının yayılmasının ve bunun finansmanının önlenmesi, bastırılması ve ortadan kaldırılmasına ilişkin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararlarına uymak amacıyla hedeflenen finansal yaptırımlar uygulamalıdır. Bu kararlar ülkeleri Birleşmiş Milletler Şartının VII. Kısmı gereğince Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından veya bu Konseyin yetkisi dahilinde belirlenen kişi ya da kuruluşların fonlarını veya diğer malvarlıklarını gecikmeksizin dondurmaya ve herhangi bir fon veya malvarlığının bu kişi veya kuruluşların menfaatine doğrudan veya dolaylı olarak sunulmamasını temine zorunlu kılmaktadır.”

[2] Gerekçede STK’lara ilişkin düzenleme ihtiyacı “Ayrıca, 23/6/1983 tarihli ve 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu ile 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununda değişiklikler yapılarak, denetimlerin artırılmasına ve idari yaptırımların daha etkili uygulanabilmesine yönelik hükümler düzenlenmektedir” şeklinde açıklanmıştır. 

Kadri İnce

Üyelik Tarihi: 15 Kasım 2019
12 içerik
Yazarın Tüm Yazılarını Gör