Sivil Çatlaklar 1 Mayıs’ta: “Hak Arayanların da Hakkı Var”

Sivil Çatlaklar: Başka bir sivil toplum mümkün.

Sivil Çatlaklar kendisini şöyle anlatıyor:

Sivil Çatlaklar 2025 Mart ayında tohumları atılmış, 2026 yılı başlangıcından itibaren yeni kimliğiyle ivme kazanmış bir oluşum. Sivil Çatlaklar sivil toplumun daha etkili hale gelmesi, etrafındaki meselelere daha güçlü şekilde ses çıkarabilmesi ve dolayısıyla da asli misyonuyla daha uyumlu hale gelmesi için kafa yormak isteyen bir grup sivil toplumcu tarafından kuruldu. Sivil topluma yönelik derdinin yanı sıra bir topluluk oluşturma misyonunu da zamanla kazandı. Farklı tematik alanlarda, farklı kurumlarla çalışmalar yapan sivil toplumcuların birlikte hareket ettiği, birbirlerine katkı sağladığı bir platforma olan ihtiyaç, oluşum adım attıkça daha da belirginleşti.

Sivil Çatlaklar çatısı altında bir araya gelen sivil toplumcular en temel ihtiyaçlarının sivil toplum içerisinde çalışan haklarına yönelik herhangi bir sistematik çalışmanın olmaması olarak tespit ettiler. İlk dönem çalışmalarını da bu konuya ilişkin yürütmeye karar verdiler. 

 

1 Mayıs’ta da “Hak Arayanın da Hakkı Var” sloganıyla alanlara çağrı yaptılar:

“Bizler yıllardır hakları korumak, uygulamak ve genişletmek için çalışıyoruz. Kimi zaman sahada, kimi zaman ofislerde, kimi zaman toplantı odalarında, kimi zaman krizlerin tam ortasında.

Sivil toplumda çalışmayı hiçbir zaman sadece “bir iş” olarak görmedik. Savunduğumuz değerleri, bazen büyük bir naiflikle, gerçekten hayata geçirmeye çalıştık. Toplumsal fayda için emek verdik. İnsanların, hayvanların, doğanın, hakların, yaşamın yanında durduk.

Ama çoğu zaman kendi emeğimiz görünmedi.

Kaynaklar kesildiğinde ilk “tasarruf kalemi” biz olduk.
Proje bazlı çalıştık; iş güvencesinin ne olduğunu çoğu zaman hiç deneyimleyemedik.
Sabahlara kadar çalıştık.
Kimi zaman çocuğumuzla geçireceğimiz zamandan, kimi zaman eğitimimizden, kimi zaman dinlenmekten, kimi zaman kendi hayatımızdan vazgeçtik.

Gönüllülükle yapılabilecek işler, çoğu zaman üzerimize zorunluluk olarak kaldı. Takatimiz kalmadığında bile devam etmemiz beklendi. Mobbinge maruz kaldık. Kararlarda yok sayıldık. İyi niyetimiz, emeğimizin değersizleştirilmesine gerekçe yapıldı.

Bütün bunları yaşarken otoriterliğin baskısını da sivil toplumda en yakından hissedenlerden olduk. Emek emek çalıştığımız kurumlar kapandı. Alanlarımız daraldı. Sözümüz kısıldı. Savunduğumuz haklar hedef alındı; biz de o baskının altında çalışmaya devam ettik.

Kimi zaman sahada yardım faaliyeti yürüten arkadaşlarımızın da desteğe ihtiyacı olduğu unutuldu. Kimi zaman “bu işi zaten gönülden yapıyorsunuz” denilerek insanca yaşama isteğimiz yalnız bırakıldı.

“Ne iş yapıyorsun?” sorusuna yanıt verdiğimizde, çoğumuzun ilk duyduğu şey şu oldu:
“Peki maaş alıyor musunuz?”

Ne işverenler, ne yakınlarımız, ne de bazen biz kendimiz yeterince yüksek sesle söyledik:
Biz de yaşıyoruz. Biz de geçinmek zorundayız. Biz de işçiyiz.

Depremlerde, ekonomik krizlerde, hak mücadelelerinde, yasaklarda, baskılarda, kapanan alanlarda, fon krizlerinde, dayanışma ağlarında tek tek hepimiz olmasak da mutlaka birimiz vardık. Bu yükleri çoğu zaman ilk günkü naifliğimizle, iyi niyetimizle, inancımızla taşıdık.

Ama bu yükü taşırken iş yerlerimiz ütopya olmadı. Hak savunan kurumların içinde de güvencesizlik vardı. Anlam vardı ama düşük ücret de vardı. Dayanışma vardı ama tükenmişlik de vardı. “Kaynak yok” sözünü çok duyduk; ama çalışanlar için kaynak arandığını çoğu zaman duyamadık.

Bütün bunların üstüne, işveren karşısında sendikaların bile bizi “bayramdan bayrama” hatırlamadığı bir yalnızlığa bırakıldık.

Ama biliyoruz: 1 Mayıs, yalnız bırakılanların birbirini bulduğu gündür. Görünmeyen emeğin görünür olduğu gündür. “Ben de buradayım” deme günüdür.

Bizler, kimi zaman otoriteyle, kimi zaman işverenle, kimi zaman dünyanın küresel sorunlarıyla, kimi zaman da kendi kurumlarımızın içindeki çelişkilerle mücadele ettik. Sırtımızdaki yük ağırdı. Ama taşıdık.

Bu 1 Mayıs’ta, sivil toplum çalışanları olarak birbirimizin bayramını kutluyoruz.

Yalnız değiliz.
Emeğimiz görünmez değil.
Hakkımız lütuf değil.

Ve biliyoruz:

**Başka bir sivil toplum mümkün.**”