Haberler Yazılar

Şiddetten bahsederken “ne diyeceğini bilemeyenler” için: Kavramlar Sözlüğü

Kiminle ilgili olursa olsun, şiddetten bahsederken; güncel politik dilin kaygısıyla başbaşa kalabiliriz. Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nin bu kaygılar için bir kavramlar sözlüğü var. “Kurban” sıfatının nelere tekabül ettiğini, rıza ve rıza inşası arasındaki ilişkiyi, son yıllarda tanımlanan bir şiddet biçimi olarak “gashlighting”i inceleyen sözlüğe buyrun birlikte bakalım:

1. Hayatta Kalan

Hayatının bir döneminde cinsel şiddetin herhangi bir biçimine maruz bırakılmış olan.

İngilizce’de survivor kelimesinden gelmektedir. Cinsel şiddete maruz bırakılmış bireyler için, “mağdur” ya da “kurban” yerine daha güçlendirici olan “hayatta kalan” kelimesinin kullanılması tercih edilir.

Hayatta kalmak; yaşanılan şiddet ve yarattığı travmanın ölçüsü ne olursa olsun, içimizdeki güçle, kendimize tutunarak ve çevremizden destek alarak şifa bulabileceğimizi, daha tatminkar ve üretken bir hayat yaşayabileceğimizi bize anlatır. Yaşanılan travmanın hayatınızı ele geçirmesine izin vermiyorsanız, bir şekilde bu metne ulaşmış ve okuyorsanız, zaten en kötüsünden kurtulmuşsunuz demektir. Siz kurban değil hayatta kalansınız.

2. Rıza

Kişinin belirli bir davranışı özgür iradesiyle, sözlü veya bedensel ifade yoluyla onaylaması.

Cinsellik içinde rıza kavramı cinsel davranışlar çerçevesinde kullanılır. Cinsel davranışın tam olarak başladığı an kişiler için son derece farklı olabilir. Bu nedenle rıza aynı zamanda iletişim, çok soru sorma, birbirini dinleme ve birbirinin sınırlarına saygı gösterme anlamına gelir.

Daha önce rıza gösterilen bir cinsel eylem her tekrarlandığında rıza olacak demek değildir. Eğer herhangi bir noktada rıza geri çekilmiş ya da devam etmek için sürdürülmemişse bu da HAYIR anlamına gelir. Sessizlik rıza göstergesi değildir, hiçbir zaman EVET anlamına gelmez. Sürekli cinsel talebin ya da tehdidin olduğu; baskı içeren koşullarda rızadan bahsedilemez. Hukukta rıza cinsel suçların belirlenmesinde ölçütse de; rıza olmaması “bağırma, yardım isteme, fiziksel direnç gösterme” gibi fiillerle sınırlanarak, failin ve hayatta kalanın koşullarının yok sayıldığı yanlış kararlar verilmektedir.

Rıza kişinin kendini dinlemesi, sınırlarını keşfetmesi ve her zaman kolay olmasa da “hayır” diyebilmesini sağlayan bir güçlenme ve özgürleşme sürecidir. Rıza kavramı, birbirimizle ilişkilenirken saygılı ve temkinli yollar bulmamız demektir. Rıza hepimiz içindir: cinsiyeti, cinsel yönelimi ve cinsiyet ifadesi ne olursa olsun.

3. Rıza İnşası

Kişinin rıza göstermediği herhangi bir cinsel davranıştaki ‘hayır’ı ‘evet’e çevirmek için kullanılan ve “fiziksel zorlama içermeyen” bütün yöntemler.

Bu yöntemler ısrar (sürekli talep etme), manipülasyon (rahatlatıcı yalan söyleme), duygusal tehditler (rıza verilmezse başkalarına gitme tehdidi), ikna süreçleri (hediyeler, maddi destek ve ikram), duygusal baskı (kişiye kendini suçlu hissettirme), kaygıyı azaltma (birliktelik üzerine verilen güvenceler) vb. olabilir.

Oysa her birey cinsiyetinden bağımsız olarak, cinsel davranışlara rıza göstermeyi veya göstermemeyi seçer. Rızanın inşa edilmesi, bu seçimlerin bulanıklaşmasına ve hayatta kalanın maruz bırakıldığı şiddeti çok sonra fark etmesine sebep olabilir.

Arzu ve rıza birbirine karıştırılmamalıdır. Arzunun varlığı görüldüğünde “rıza da var” önkabulü, birçok dinamiğin yok sayılarak fiziksel zorlamanın olmadığı bir cinsel şiddetin oluşması riskini taşır. “Tecavüz kültürü” denilen toplumdaki eril şiddet yaklaşımını da besler.

Rıza inşasını başkaları üzerinde kurabildiğimiz gibi, kendimiz üzerinde de kurabiliriz. Rıza inşasının sorgulanması; kendimizi ve birbirimizi dinleme, iletişim kurma, bilgilerimizi değil duygularımızı anlama ve ifade etme, sınırlara saygı gösterme üzerine bir güçlenme ve özgürleşme sürecidir.

4. Tecavüz Kriz Merkezi

Tecavüz Kriz Merkezi (TKM); İngilizce Rape Crisis Center (RCC) ifadesinden çevirilmiştir. Türkiye’de henüz Tecavüz Kriz Merkezleri olmadığından, bu hizmeti verecek merkezler için de henüz net olarak belirlenmiş bir isim yoktur. Bazı savunucular “Tecavüz Kriz Merkezleri” olarak, bazıları da Cinsel Şiddet Kriz Merkezleri olarak ifade etmektedir.

Tecavüz Kriz Merkezleri; tecavüz, cinsel istismar ve cinsel şiddete maruz bırakılan kişilere destek hizmeti veren, toplum-temelli işleyen sivil kurumlardır. Verdikleri hizmetler, hayatta kalana ve yakınlarına hukuki-adli süreçte destek sunulması, acil kriz hattı hizmetiyle başvuruların alınması ve takibi, sosyal destek koruyucu-önleyici programları ve topluma yönelik farkındalık arttırıcı eğitim programları olarak kategorilendirilebilir. Amerika’dan Japonya’ya, Avrupa ülkelerinden Kanada, Tayland, Yeni Zellanda, Peru gibi ülkelere kadar, birçok farklı ülkede bulunan TKM’lerin farklı organizasyon ve hizmet modelleri vardır.

TKM’ler her zaman hastane içinde bir birim olarak bulunmazlar. Farklı ülkelerde farklı uygulamaları da bulunabilir. Bir ulusal ağ’a bağlı ülke genelinde çalışabilir ya da yerel hizmet verebilirler. Bağımsız çalışan ve stratejik ortakları olan kurumlar olarak çalışabilirler. Bir sığınma evi veya kadın danışma/dayanışma merkezi içerisinde bir birim olarak çalışabilirler. Bakanlık veya belediyeye bağlı bir merkez olarak hizmet verebilirler. Yurt dışında TKM’lerin Governmental/Non-governmental (Devlete bağlı-Devlete bağlı olmayan) bu tür örnekleri bulunmaktadır.

5. Gaslighting

Birini bilinçli şekilde sürekli manipüle ederek onun gerçekliğinin yerine kendi gerçekliğini koymak. Bir kişiyi kendi algısından ve hafızasından şüphe duyacak hale getirerek delirtme girişimi.

Gaslighting terimi 1944 yapımı Gaslight filmiyle ortaya çıktı ve daha sonra psikolojide “gaslighting kavramı” olarak kullanılmaya başlandı. Aslında spesifik olarak o filmdeki mağdura yaşatılan bir psikolojik şiddet türünü tarifliyor. Ancak bugün flört ve aile gibi yakın ilişkilenmelerde yaşanan duygusal şiddet biçimlerinin birçok türü de “gaslighting” olarak ifade edilmeye başlandı. Böylece duygusal şiddetin sadece bir biçimi olan manipülasyon ve manipülasyonun sadece bir türünü ifade eden gaslighting, şemsiye bir kavram gibi algılanır oldu. Duygusal bir şiddete maruz bırakıldığını hisseden ama ne olduğunu tanımlayamayan birçok insan “evet ben de bunu yaşadım!” diyerek bu kavrama tutunuyor.

Gaslighting’de; failin bilinçli hareket etmesi ve bir duygusal/maddi çıkar elde etmeyi amaçlaması ölçüttür. Gaslighting için sabit olan, failin uyguladığı yöntemden çok –çünkü farklılaşabiliyor- maruz bırakılanın yaşadığı üzerinden “sürekli kendi gerçekliğinden, algı ve hafızasından şüpheye düşmesi” denilebilir.  Ancak suçlu hissettirilme ve yaşadığı sorunu dile getirmek isterken kendini özür dilerken bulma gibi durumlar da, failin bilinçli/bilinçsiz hareket etmesine bakılmadan gaslighting olarak nitelendirilebiliyor.

6. Tecavüz Kültürü

Tecavüz ve cinsel şiddet biçimlerinin çok yüksek oranda görüldüğü kültürlerde tecavüzün ataerkil normlar ve yanlış inanışlar yoluyla normalleştirilmesi ya da doğallaştırılması.

Tecavüz kültürü İngilizce’de “Rape Culture” olarak aktif kullanılan çeviri bir kavram. Ancak Türkçe’de yerelleştiği söylenemez. Kökeni “üretmek, yetiştirmek” anlamına gelen “Kültür” kavramına İngilizce’de daha tarafsız, Türkçe’de ise daha çok olumlu ve aidiyete yönelik anlamlar yüklendiğinden, tecavüz kelimesiyle birlikte kullanılması farklı noktalardan ve farklı gerekçelerle sorunsallaştırılıyor. Kavramın tecavüzü meşru kıldığı, normalleştirdiği gerekçesi bunlardan biri, anlam olarak kültür olmadığının söylenmesi de bir başka gerekçe diyebiliriz.

Tecavüz kültürü ifadesi; tecavüz bir kültür olmasa da, yüzyıllar boyunca toplumun derinine işleyip kemikleşen ve erkeğin tecavüzünü normalleştiren ataerkil algıyı örgütleyip beslemesi açısından eleştirel bir yerden kullanılıyor. Bireysel sahiplenmeyi değil, toplumdaki o genel kabul ve yadırgamama üzerinden kodlanıyor. Tecavüzün normal olduğu yaklaşımının (erkektir yapar, kadın kuyruk sallamıştır vb.) kadının güvenilmez olduğu algısının (kadının sözüne güvenilmez, kadın aldatır, şeytandır vb.) erkeğin doğal suçsuzluğuna olan inancın (erkeklerin hormonlarının, beyinlerinin, cinsel dürtülerinin kontrol edilemez olduğu iddiası) hayatın her alanında sosyal olarak inşa edilerek aktarılmasına tecavüz kültürü deniliyor.

7. Onay Kültürü

Duygulara ve cinselliğe dayalı tüm ilişkiler ve ilişkilenmelerde rızanın varlığının sorgulandığı ve konuşulduğu bir iletişim biçiminin toplumda normalleşmesi, doğallaşması.

İngilizce’de “consent culture” olarak kullanılan bu kavramı Türkçe‘ye “onay kültürü” olarak çevirmeyi tercih ediyoruz. Rıza kavramı hem Türkçe’de hem de İngilizce’de olumlanan onayı, ya da olumlayarak istemeyi tam olarak karşılamadığından ve daha çok hukukta kullanıldığından bu tercih yapılmaktadır.

Onay kültürü, her zaman ve her koşulda cinsel davranışlara onay verilmesi demek değildir. Aksine; her zaman ve her koşulda, bir cinsel davranışa yönelik olumlanan onayın olup olmadığının sorgulanması ve kişilerin birbirinin sınırlarına saygı duymalarına dayalı bir iletişimin o toplumun kültürüne yerleşmesi demektir.

Onay kültürü; çocukların hayır ya da evet derken kendilerini dinlemeleri ve kendi sınırlarını keşfetmeleri üzerine yetiştirildiği, toplumsal cinsiyet rollerine göre ayrıştırılarak kişilerin arzularını ifade etme veya gizleme üzerinden baskılanmadığı, onayın olmadığı cinsel davranışların teşvik edilmediği ve şiddetin çeşitli gerekçeler ve yanlış inanışlar aktarılarak kişilere öğretilmediği bir kültürü yansıtmaktadır.

8. Mağdur Suçlayıcılık

Yaşanılan bir mağduriyette çeşitli gerekçelerle kabahati o mağduriyeti yaşayan kişiye yapıştırarak faili aklayan yaklaşım.

Mağdur suçlayıcılık İngilizce’de “Victim-blaming” olarak kullanılıyor. Cinsel şiddet durumlarında, mağdur olan kişide kusur ya da kabahat bulmaya çalışılarak mağduriyetin kendisinin o kusur üzerinden ortaya çıktığı mesajı verilir. Mağdur suçlayıcılar “hiç kimse cinsel şiddeti hak etmez” yerine “bazı insanlar cinsel şiddeti hak eder” düşüncesinden beslenir. Çoğu zaman açıktan suçlamada bulunmaz, örtük olarak mağdurun şiddeti hak ettiğini telkin ederler. Ancak “şunu yapan tacizi hak eder”, “bunu giyen tecavüzü hak eder” gibi açıktan mağdur suçlayıcılar da bulunmaktadır. Mağdurun cinsel şiddeti hak etmediğini ispata çalışan çeşitli ahlaki-toplumsal gerekçeler sunulması da aynı yaklaşımı (bazıları yaptıklarıyla cinsel şiddeti hak eder) beslediği için dolaylı olarak mağdur suçlayıcılıktır.

Türkiye’de hiç kimsenin kendinden utandırılmadan ve açıktan “ben cinsel şiddete maruz bırakıldım” diyememesinin, yaşadığı şiddeti gizlemek zorunda kalmasının birinci sebebi mağdur suçlayıcılıktır. Cinsel şiddetin sürekli mağdur olan kişi üzerinden konuşulmasına sebep olduğu için; failler yok sayılarak toplumda cinsel şiddetin sebebi belirsiz ve çözümü olmayan bir gerçeklik olarak algılanması sonucunu da doğurmaktadır. Cinsel şiddet üzerine konuşan, yazan, yorum yapan herkesin, kendinde ve diğerlerinin yaklaşımında mağdur suçlayıcılık olup olmadığını sorgulaması ve üzerine farkındalık geliştirilmesi, en az rızanın varlığının sorgulanması kadar önemlidir.

Kavramların görselleştirilmiş hâline buradan ulaşabilirsiniz.

Kaynak: KAOSGL

Yorum Yap

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

E-Bültenimize Abone Olun

E-Bültenimize Abone Olun

You have Successfully Subscribed!