Kadınlar Adil Geçişin Neresinde?

İklim değişikliğinin zorluklarını ve yükünü en çok taşıyanlar kadınlarsa, adil geçiş adımlarının ortaya çıkartacağı potansiyel fırsatların da en büyük paydaşı kadınlar olmalı. En çok yükü taşıyanların kadınlar olması durumuna en yakın örneklerden biri Ermenek. Madenler aniden kapandığında ya da erkekler işsiz kalıp göç ettiğinde, kadınların üzerindeki ücretsiz bakım yükü katlanıyor ve kadınların güvencesiz/kayıt dışı işlere (mevsimlik tarım vb.) itilmesi riski somut bir tehlike haline geliyor . Bu bir örnek. Daha kapsamlı şekilde kadınların hayatının adil olmayan bir geçiş sürecinde nasıl etkilendiğini anlamak için daha fazla çalışmaya ihtiyacımız var.

YADA Vakfı olarak bir süredir “Adil Geçiş” konusuna kafa yoruyoruz. Kişisel olarak, kavramın tam olarak ne ifade ettiğini ve neyi kastettiğini anlamakta zorlandım. Her ne kadar bir süredir ekoloji/çevre konusunda Türkiye’nin farklı yerlerinde saha çalışmaları yapmış, çok farklı alt konularda çok farklı insanlarla konuşmuş olsam da “geçiş”in nereden nereye olduğunu, burada adil olanın ne olarak tanımlandığını anlamam zaman aldı.

Rehberde uzun uzun bahsettiğimiz için adil geçiş kavramından ve tarihçesinden bahsetmeyeceğim. Ama kısaca adil geçiş, “iklim değişikliğine yönelik atılan adımların, özelde de kömürden çıkış gibi adımların sorumluluğunu bu sektörlerde çalışan işçilerin omuzlarına yıkamazsınız!” şeklinde özetlenecek bir uyarıyla tartışılmaya başlanmış. İklim krizi diye bir şey var, evet. Bu durumu gözetmek, var olan koşullara uyum sağlamak ve dünyayı tüm canlılar için daha yaşanabilir bir hale getirmek için adımlar atmak gerekiyor, evet. Ama bu adımları atarken “eski düzen”in ekmek yedirdiklerini ekmeksiz bırakmak ya da yeni düzene yeni yoksulluk katmanları eklemek çözüm olamaz. Ortada, zaman içinde zorunluluğu daha da bariz hâle gelen bir “geçiş” var. Bu geçişten fayda sağlayacaklar ve zarar görecekler kimler olacak, bu fayda nasıl eşit bölüşülecek, zarar nasıl bir kesimin üzerine yıkılmayacak, bunları düşünmek gerekiyor. İşte burada da “adil” kavramı devreye giriyor.

Kısacası, “adil geçiş” bir tahayyül. Adaletten ne anlıyorsak, adil olan da o oluyor. O zaman adaletten cidden ne anlıyoruz? Bu “geçiş” adaleti de yeniden düşünmek için bir araç haline gelebilir mi?

Bu soru kulağa fazlasıyla naif gelebilir. Ama toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın hareketleriyle ilgili okuduğum her şey, bana özellikle toplumsal cinsiyet eşitliğine dair elde edilen neredeyse tüm kazanımların ciddi “kriz” dönemlerinde sağlandığını gösteriyor. 1. Dünya Savaşı’nın tüm karmaşası içerisinde Avrupa’da elde edilen oy hakkı, Türkiye’de ’80 Darbesi’nin tüm zorluklarının içerisinden yükselen kadın hareketi ve daha birçok örnek, zor zamanlardaki potansiyel toplumsal dönüşüm “çatlaklarının” en iyi şekilde kadınlar tarafından “kullanıldığını” gösteriyor.

Şimdi de iklim kriziyle karşı karşıyayız. İklim krizini en büyük güç odakları, sermaye ya da merkezi karar vericiler dahi görmezden gelemez noktada. Bir adım atılması gerektiği konusunda ortada sadece bir “söz” dolaşıyor; ancak uluslararası konjonktür, savaşlar, ekonomik zorluklar vb. birçok etmen bu konunun merkeze gelmesine engel olarak görülüyor. Tam da burada ortada dolaşan “sözü” toparlayacak, ona yön verecek ve bunu taleplere dönüştürecek bir potansiyel “kazanım” alanı var.

İklim değişikliğinin zorluklarını ve yükünü en çok taşıyanlar kadınlarsa, adil geçiş adımlarının ortaya çıkartacağı potansiyel fırsatların da en büyük paydaşı kadınlar olmalı. En çok yükü taşıyanların kadınlar olması durumuna en yakın örneklerden biri Ermenek. Madenler aniden kapandığında ya da erkekler işsiz kalıp göç ettiğinde, kadınların üzerindeki ücretsiz bakım yükü katlanıyor ve kadınların güvencesiz/kayıt dışı işlere (mevsimlik tarım vb.) itilmesi riski somut bir tehlike haline geliyor[1]. Bu bir örnek. Daha kapsamlı şekilde kadınların hayatının adil olmayan bir geçiş sürecinde nasıl etkilendiğini anlamak için daha fazla çalışmaya ihtiyacımız var.

Ancak eş zamanlı olarak, iklim adaletinin temel prensiplerinden biri olan bu denge anlatısında kadınlara net bir yer ayırmak, toplumsal cinsiyet eşitliğini iklim adaleti tahayyülünün de merkezine nakşetmek çok ama çok kritik.

Soru çok net:

“Ekolojik bir dünya hayali, erkeklerin rüzgâr türbini inşa ederken kadınların sessizce dinleyip ekmek yaptığı ve halı silktiği bir toplumla mı gerçeğe dönüşecek?”[2]

Adil bir geçişten söz edeceksek, bu adaletin yalnızca erkekler düşünülerek inşa edilmediğinden nasıl emin olacağız? İlk adımlar şunlar olabilir:

  • Geçiş sonrası gündeme gelecek sektörel dönüşümlerde, yeni oluşacak “yeşil” iş alanlarında kadınların varlığını mümkün kılacak düzenlemeler şart. Örneğin, kadınların hiç istihdam edilmediği madenler kapatıldığında ve yerlerine yeni işler kurulduğunda bu yeni işlerde kadınların da istihdam edildiğini görmemiz gerekir. Sadece istihdamla da sınırlı kalmadan, finansmana, toprağa, enerji kooperatiflerine ve yeşil girişimcilik mekanizmalarına eşit erişim talebi en öncelikli talepler arasında yer almalı.
  • Kadınların bakım yükü üzerine kurulu bir ekonomik düzende yaşıyoruz. Bu geçişin ardından yeni sektörel dönüşümler, bu yükü görebilecek şekilde tasarlanmalı. Bakım işlerinin “gerçek” işler olarak konumlandırılması ve bakım yükünü kadınların sırtından alacak “mor ve yeşil” bir ekonominin ilk adımlarını bu geçiş sürecinde atmalıyız.

Bu adımların ardından, inşa sürecinin her aşamasında kadınların varlığını güvenceye alır, katılımcılığı sembolik temsilden çıkarıp gerçek bir söz hakkına dönüştürebilirsek, hep birlikte kadınlar için de adil bir geçişten bahsetmek mümkün olabilir.

O zamana kadar bizlere düşen de bunu bir “hayal” değil, potansiyel bir geçiş kazanımı olarak görmek olacak diye düşünüyorum. Şimdiden bu talepleri yeşertip dünyanın girdiği bu zorunlu ‘yeşil’ hatta eklemleyebilirsek, sonuçlarını görmek cidden hayal mi?

 

[1] Mekânda Adalet Derneği. Adil Geçiş İçin Ermenek’ten Dersler. İstanbul: Mekânda Adalet Derneği Yayınları, 2025. https://mekandaadalet.org/wp-content/uploads/2025/01/Adil_gecis_icin_Ermenekten_dersler_web.pdf

[2] Alman Yeşiller Partisi kurucusu Petra Kelly’nin bir sözü. Kaynak: Begüm Şeren Güler, “Avrupa’da Kazananlar, Kaybedenler ve Adil Geçişin Toplumsal Cinsiyet Boyutu Üzerine”, Sefia Blog, https://sefia.org/blog/avrupada-kazananlar-kaybedenler-ve-adil-gecisin-toplumsal-cinsiyet-boyutu-uzerine/

*Görsel yapay zekâ ile hazırlanmıştır.

Rumeysa Çamdereli

Üyelik Tarihi: 02 Ocak 2017
28 içerik
Yazarın Tüm Yazılarını Gör