Mültecilerin Sosyal Uyumu Konusunda STK’ların Faaliyetleri

STK’larla görüşmeler sosyal uyum konusunun sadece mültecilerin Türk toplumuyla yan yana geldiği faaliyetlerle değil daha geniş bir perspektiften düşünülmesi gerektiğini bize gösteriyor.  

Geçtiğimiz on yılda, Türkiye’deki sivil toplumun gündemini en çok meşgul eden konulardan biri mültecilere yönelik çalışmalar oldu. 2011 yılında, Suriye’de iç savaşın başlamasıyla birlikte Türkiye’deki mülteci nüfusu hızlı ve düzenli bir şekilde artmış, 2022 itibariyle, 3.5 milyonu Suriyeli olmak üzere toplam 4 milyona yaklaşmıştır. Bu dönemde, mülteci odaklı çalışan STK’ların yanı sıra eğitim, insani yardım gibi farklı alanlardan birçok STK, mülteci çalışmalarına odaklandı. Aynı zamanda, yerel gruplar, mültecilerin kurduğu STK’lar ve uluslararası STK’lar da bu alanda aktif bir şekilde yer aldı.

Büyük çoğunluğu kamp dışında yaşayan mültecilerin başta insani yardım, daha sonra eğitim, sağlık ve iş hayatına katılım gibi olanaklara erişimlerinde tüm bu STK’lar, ilk günlerden bu yana yardımcı rol üstlendi. Son 4-5 yılda ise Türk toplumundaki mültecilere yönelik artan hoşnutsuzluk dalgasının da etkisiyle, STK’lar mültecilerin sosyal uyumuna yönelik projelere yönelmeye başladı. 

2020-21 yıllarında Mercator Vakfı’nın desteğiyle yürüttüğüm bir araştırmada, ulusal/yerel, uluslararası ve mültecilerin kurduğu STK’ların mültecilere yönelik çalışmalarının genel olarak üç ana grupta toplandığını gözlemledim[1]: (1) sadece mültecilerin katılımına yönelik faaliyetler, (2) mültecileri Türk toplumuyla bir araya getiren faaliyetler, (3) mültecileri yetki sahibi kişi ve/veya kurumlarla bir araya getiren faaliyetler. İlk grupta Türkçe dil dersleri, eğitim, kültürel ve spor faaliyetleri gibi aktiviteler yer alıyor. Bunun yanı sıra ruhsal danışmanlık ve terapi sunmak, mülteci öğrenci, yetim ve dullara burs vermek, yurt ve sığınma evleri açmak da bu gruptaki faaliyetler arasında yer alıyor. Bu faaliyetlerin temel amacı mültecilere güvenli bir ortam yaratmak, onları desteklemek ve diğer mültecilerle bağlarını güçlendirmek. Bunlar, sadece mültecilere yönelik olduğu için sosyal uyuma katkılarının genel olarak olmadığı veya çok dolaylı olduğu var sayılabilir.

İkinci grupta, STK’ların Türk toplumu ve mülteciler arasında karşılıklı hoşgörü ve uyumu artırmaya ve iki toplum arasındaki bağları güçlendirmeye yönelik faaliyetleri yer alıyor. Bunlar, Türk toplumu ile mültecileri bir araya getiren öğrenci kulüpleri, çocuklar ve gençlere yönelik kamplar, kadınlara yönelik yemek pişirme ve el becerileri kursları ve daha genel olarak sosyal faaliyetler, konferanslar, toplantılar, yarışmalar, mesleki eğitim ve beceri kurslarını kapsıyor. Örneğin bir STK, Türk, Suriyeli, Afgan ve İranlı katılımcıların beraber yer aldığı müzik grupları organize etmiş. Hatta bazı STK’lar sadece kişileri değil şirketleri de bir araya getirmiş, Suriyeli KOBİ’lerin Türkiye’deki iş piyasasına daha kolay uyum sağlayabilmeleri ve yeni ortaklıklar kurabilmeleri için Türk KOBİ’leriyle birlikte mentorluk programı kurmuş. Son gruptaki faaliyetler ise mültecilerin alanlarına göre yetki sahibi kişi ve kurumlarla ilişkilerine yardımcı olan faaliyetleri içeriyor. Örneğin mülteci girişimcilere resmi işlemler, vergi ödeme, ilgili kamu kurumları ile ilişkiler üzerine eğitimler; okullara kayıt, evlilik, kimlik sorunları, adli süreçler konusunda bilgi ve yönlendirme sağlayan ve daha genel olarak hak ve sorumlulukların anlatıldığı sosyal koruma masaları bu grupta yer alıyor.

STK’ların bu faaliyetlerine bakıldığında genel beklenti, ikinci gruptaki, mültecileri Türk toplumuyla bir araya getiren faaliyetlerin sosyal uyumu desteklemesidir ancak araştırma, bu tür faaliyetlerin sosyal uyuma etkisinin sınırlı olduğu gösteriyor. Bunun temel olarak üç sebebi vardır. Birincisi, Türk toplumuyla mültecileri bir araya getiren faaliyetlerin katılımcılarının genellikle karşılıklı diyaloga açık kişiler olmasıdır. Ayrıca, diyaloga daha ziyade kapalı olan Türklerin mültecilere kıyasla oranı bu tür faaliyetlerde çok daha azdır. İkinci temel sıkıntı dil bariyeridir. Türkçe dil dersleri birçok sivil toplum projesine entegre edilmiş olsa da çocuklar ve gençler dışında grupların yer aldığı bu tür karma projeler çoğunlukla tercüman aracılığıyla yürütülüyor. Bu da hem aktivitelerde iki toplum arasındaki etkileşimi sınırlıyor hem de kurulan diyalogun proje sonrasında devamına engel oluyor. Son olarak, projelerin ve STK’ların daha genel sürdürülebilirlik sorunu geliyor. Mültecilere yönelik projeler yapan STK’ların birçoğu bunları kurum dışından aldıkları fonlarla yapabiliyor. Birçok STK çalışanı, son yıllarda bu konuda azalan yurt dışı fonların bu tür projelerin devamlılığını olumsuz olarak etkilediğinin altını çiziyor.

Buna karşın mültecileri yetki sahibi kişi ve/veya kurumlarla bir araya getiren, özellikle girişimcilerle iş insanlarını Türk iş piyasasına girmesine yardımcı olan faaliyetlerin sosyal uyuma önemli bir etkisi olduğu söylenebilir. Bunun bir sebebi, bu faaliyetlerin mültecilerin sisteme adapte olmalarını ve resmi bir statü kazanmalarını kolaylaştırmasıdır. Bunun sonucu olarak mültecilerin Türklerle daha istikrarlı ve sürdürülebilir bir ilişki kurabilmeleridir. Örneğin, Türkiye’deki herhangi bir sektörde çalışan Suriyeli bir şirket, Türk muhataplarıyla iş ilişkisine girebilir, tedarik zincirinde yer alabilir veya ortaklık kurabilir. Bu türden ilişkiler, zamanla karşılıklı önyargıların kırılmasına ve sosyal uyuma olanak sağlar. Tabii burada, birçok STK’nın dile getirdiği temel sıkıntı, yerel yönetimlerde ve kamu kurumlarında mültecilere yönelik tavrın büyük değişkenlik göstermesidir. Sivil toplum çalışanları, örneğin bazı kurumların resmi prosedürleri yavaşlatarak mültecilerin şirket açmasını zorlaştırırken, kimi belediyelerin mültecilerin işlerini kolaylaştırmak için Arapça bilen personel istihdam ettiğini vurguluyor. Bu tür tavırlar kişiden kişiye veya kurumdan kuruma değişmekle birlikte, olumsuz tavırların tekil vakalar olmaması, mültecilerin sisteme adapte olmasını ve daha genel olarak sosyal uyumunu olumsuz olarak etkiliyor.

Türkiye’de STK’lar, son on yılda mültecilere yönelik farklı konularda çok sayıda faaliyet yürüttü ve yürütmeye de devam ediyor. Son yıllarda, bu faaliyetler daha ziyade sosyal uyum konusuna odaklandı. Ancak STK’larla görüşmeler sosyal uyum konusunun sadece mültecilerin Türk toplumuyla yan yana geldiği faaliyetlerle değil daha geniş bir perspektiften düşünülmesi gerektiğini bize gösteriyor.  

[1]: Bu araştırmanın sonuçlarıyla ilgili daha detaylı analize buradan ulaşabilirsiniz: Özge Zihnioğlu & Müge Dalkıran (2022) From social capital to social cohesion: Syrian refugees in Turkey and the role of NGOs as intermediaries, Journal of Ethnic and Migration Studies, 48:11, 2455-2472 (https://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/1369183X.2022.2047908).

Özge Zihnioğlu

Üyelik Tarihi: 07 Temmuz 2021
2 içerik
Yazarın Tüm Yazılarını Gör