Etki İçin Diyalog Bugün Neden Daha Önemli?

Bugün Türkiye’nin genel fotoğrafına baktığımızda hepimiz, önümüzde demokrasinin yeniden tesisi, eşitsizliklerin giderilmesi, yoksulluk ve iklim krizi gibi meselelerde kritik bir eşiğe geldiğimizin farkındayız. Bu sorunları artık tek bir kurumun veya aktörün çözemeyeceğini, bize yani sivil topluma eskisinden daha fazla ihtiyaç duyulduğunu da biliyoruz.

Hepimizin toplumsal ve çevresel meseleler için çözüm üretmeye çalıştığı bu atmosferde sivil toplum ve toplumun farklı kesimleri arasındaki diyaloğun güçlenmesi kadar bu paydaşların karar vericilerle olan diyaloğunun güçlenmesi de her zamankinden daha önemli hale geldi. Bu yazıda hem yakın zamanda yürüttüğümüz “Diyalog Haritalaması” araştırmasından elde ettiğimiz bulgulara hem de bundan sonra “etki” için nasıl modeller kurabileceğimize değinmek istiyorum.

Uzun yıllardır sivil toplumun kendi arasında ve diğer paydaşlarla kurduğu diyaloğun daha etkin olabilmesi adına çalışan bir kurum olan YADA olarak, bugüne kadar farklı arka planlara ve dünya görüşlerine sahip paydaşlar arasındaki diyaloğun güçlenmesi için birçok çalışma yürüttük. STK’ların kendi arasında ve diğer paydaşlarla kurduğu diyaloğu irdelediğimiz Diyalog Haritalaması araştırması bu çalışmalardan biri. Bu araştırmada, bulgularımızı Sivil Toplum Diyaloğu, Sivil Toplum – Kamu Yönetimi Diyaloğu ve Sivil Toplum – Özel Sektör Diyaloğu olmak üzere üç başlık altında ele aldık. STK’ların diğer STK’ları nasıl algıladığının yanı sıra, kendi alanında çalışan diğer sivil aktörleri nasıl ve neye göre kümelediği ve sivil alanı tariflerken en yaygın kullandıkları tasnifleri de analiz ettik. Bununla birlikte, bulgularımızın ışığında diyaloğun önündeki engeller ve diyaloğu mümkün kılan etmenlere odaklandık. 

Sivil Toplumun Kendi Arasında Diyalog Kurabilmesi İçin Üç Dikotomi Belirleyici

8 tematik alanda (kadın, çocuk, çevre, mülteci/insani yardım, eğitim, kent, sivil toplum çalışan ve düşünce kuruluşları ile insan hakları) faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarıyla derinlemesine görüşmeler yaparak elde ettiğimiz niteliksel bulgular bize, tüm kategorilerde faaliyet gösteren STK’ların Türkiye sivil toplumunu tarif ederken üç dikotomiye başvurduğunu gösteriyor. Bunları 1) Hak Temelli – Yardım Temelli Dikotomisi, 2) Muhafazakârlık – Sekülerlik Dikotomisi ve 3) Yanlılık-Tarafsızlık Dikotomisi (politik dikotomi) olarak tanımlamak mümkün. Bu dikotomiler STK’lar arasında algısal düzeyde bir hiyerarşi yaratıyor. Bir STK kendini bu tanımlamaların hangi tarafında gördüğüne bağlı olarak kendisine benzemeyeni çoğu zaman bir STK olarak bile tanımlamıyor. Bu da bize Türkiye sivil toplumunun yıllardır aldığı darbelere rağmen hala siyasi kutuplaşmanın etkisinde olduğunu gösteriyor. Başka bir deyişle, sivil toplumun; hükümetlerin, karar vericilerin, siyasetin kararlarını etkileyen bir yapıda olması gerekirken, daha ziyade siyasetin sivil toplumu etkilediği bir atmosferle karşı karşıyayız. Bu durumun, özellikle önümüzdeki seçim dönemine girdiğimiz bugünlerde sivil toplum olarak üzerine daha çok eğilmemiz gereken olgulardan biri olduğunu düşünüyorum. 

STK’lar Arası Diyalog Arzusu Artıyor Ancak Halen Fiiliyata geçmemiş Durumda

Aynı alanda faaliyet gösteren STK’lar arasındaki birlikte çalışma yaklaşımının, önceki yıllarda yaptığımız “Sivil Toplum Kuruluşlarına Yönelik Algı ve Yaklaşımlar” araştırma bulgularına kıyasla daha olumlu olduğunu söyleyebiliriz ancak bugüne kadar gerçekleştirilen temaslar hala düşük seviyede. Başka bir deyişle, STK’lar arası diyalog arzusu artmış, ancak halen fiiliyata geçmemiş durumda. Arzunun pratikte henüz bir karşılığı yok fakat söylemsel düzeyde diğer STK’larla bir araya gelmeye olumlu bakılıyor. Öte yandan, STK’lar kendisinden farklı temalarda çalışan diğer STK’larla bir araya gelme fikrine oldukça muğlak yaklaşıyor. Aynı faaliyet alanında bulunmamak, belli STK’larla bir araya gelmemenin meşru sebebi olarak öne sürülüyor. Diyaloğun ve temasların kurulduğu alanlar STK’ların faaliyet alanı ve çalışma konusu ile sınırlanıyor. Yukarıda bahsedilen dikotomilere referansla STK’ların kendisini bu skalaların neresinde gördüğüne bağlı olarak bu sınır iyice daralıyor. Halbuki, bugün eşitsizlik, yoksulluk, iklim krizi gibi toplumun her kesimini derinden etkileyen sorunları düşündüğümüzde, farklı alanlarda/temalarda çalışmak diyaloğun önünde bir engel olmaktan ziyade etkin bir diyalog için önemli bir zemin yaratıyor. Bu bağlamda, sivil toplumun formal, enformal, ulusal, yerel tüm yapılarının bu çatı meseleler etrafında bir araya gelmesine, her yapının kendi çalışma alanıyla bu tür temel meseleler arasında güçlü bir bağ kurmasına her zamankinden daha çok ihtiyaç var.

Yeni Modellerle, Kararları Etkileyebilecek Zeminler Hala Var

STK’ların söylemsel düzeyde olsa da farklılıklarla diyaloğa daha açık hale gelmesi önemli bir adım. Belli meseleler etrafında farklı görüşteki STK’ları bir araya getirdiğimiz birçok etkinlikte, aslında sivil toplum gönüllüleri veya profesyonellerinin bireysel olarak diyaloğa açık olurken, kurumsal olarak bir arada bulunmaya yanaşmadığını gördük. Kendisini yukarıda bahsedilen dikotomilerin bir tarafında gören kurumlar diğer tarafta gördükleri kurumlarla isteseler de bir arada olmaktan hele de iş birliği yapmaktan oldukça çekiniyor. Bu duruma, sivil toplum alanında çalışan kişilerin yönetim kurullarını ikna etmekten, hitap ettikleri hedef gruplara karşı gösterdikleri politik tutumlarındaki çekincelerine kadar birçok etmen sebep oluyor. Bunu dikkate alarak, değişim arzusu içerisinde olan bu bireylerin çabalarını bir araya getirmek ve meselelerin savunuculuğunu yapmak yeni bir model olabilir. Peki böyle bir modelle kimi ve hangi kararları etkileyebiliriz? 

Araştırmamızdan elde ettiğimiz bulgular, STK’ların karar mekanizmalarıyla ilişkilerini değerlendirdiğinde belediyelerin ve bakanlıkların ortalama %74 ile STK’ların en çok ilişki kurdukları kurumlar olduğunu gösteriyor. Karar mekanizmalarının daha merkezi kurumlarıyla diyalog azalıyor, bir başka deyişle STK’lar merkezi karar mekanizmalarının kapılarının kendilerine kapalı olduğunu ifade ediyor. Öte yandan, araştırma kapsamında görüşülen STK’ların genel anlamda siyasi partilerle diyaloğa açık olduğu görülüyor. Görüşülen STK’ların %70’inden çoğu siyasi partilerle diyaloğa açık olduğunu belirtirken, yaklaşık %11’i diyaloğa kapalı olduğunu ifade ediyor. Bununla birlikte, siyasi partilerle kurulan ilişkiler çoğu zaman çok meşru karşılanmıyor. Meşruiyeti kuran temel pratik “tek bir siyasi parti” değil “tüm siyasi partiler ile” diyalogda kalmak, hepsine erişmeye çalışmak. İlişki veya diyalog kurduğunu ifade eden kuruluşlar, “tüm siyasi partilere kapımız açık” notu ile iş birliği potansiyellerini ifade ediyor. 

Bu noktada, özellikle de önümüzdeki seçim sürecinde sivil toplumun saha bilgisine ve uzmanlığına daha çok ihtiyaç duyan siyasi partilerin kararlarını, söylemlerini veya vaatlerini etkilemek, sivil toplum için yeni bir karar zemini olabilir. Bunu, geçtiğimiz aylarda altı siyasi partinin bir araya gelerek Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem mutabakat metni oluştururken bazı sivil inisiyatiflerin ve sivil toplum profesyonellerinin mutabakat metnine etki ettiğinde görmüştük. Demek ki sivil toplumun gayet meşru bir zeminde siyasi partileri etkilemesi mümkün. Öyleyse, sivil toplum kuruluşlarının kurumsal çekincelerini dikkate alarak, bu alana katkı veren bireylerin siyaseti etkileyebileceği yeni bir diyalog ve müzakere modelini hayata geçirmek için çalışmaları hızlandırmaya ihtiyacımız var.