‘Risk Değerlendirme Sistemi’ Üzerine

Haziran ayı başında, 8 Haziran 2022 tarihinde İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü sivil toplum kuruluşlarına 'Kara Paranın Aklanması (KA) ve Terörün Finansmanı (TF) ile Mücadele' konusunda bir 'farkındalık' eğitimi gerçekleştirdi. 7262 sayılı Dernekler Kanunu’ndaki değişiklikler ve bu süreçte sivil toplumun yükselttiği sesler hatırımızda.

Bu değişikliklerin sonuçlarını kademe kademe yaşadığımız bir ortamda, bu eğitimde, denetimler için kurumların seçimine zemin olarak ifade edilen risk değerlendirme süreçleri ve bu süreçlerde dikkate alınan kriterler katılımcılarla paylaşıldı. Burada bahsi geçen risk değerlendirmesinde risk puanı yüksek derneklerin “Karaparanın Aklanması ve Terörizmin Finansmanı amacıyla kullanılması riskinin daha yüksek olduğu” ifade ediliyor.

Bahsi geçen kriterler şöyle:

  • Faaliyetin türü
  • Coğrafi faaliyet alanı
  • Personel sayısı
  • Yıllık gelir
  • Adli ve idari işlemler
  • Yurtdışından alınan yardım sayısı
  • Yurt dışına gönderilen yardım sayısı
  • Yurt dışı alımlar (alınan ve gönderilen) ortalaması

Bu kriterlere kısaca bakıldığında yurtdışından tüm meşru yöntemlerle ve belgelendirmelerle de olsa fon alan, Türkiye’nin doğusunda bir sivil toplum kuruluşu daha riskli olduğu için daha fazla denetlenecek. İnsani yardım alanında çalışmak ve özellikle yurtdışına yardım göndermek de risk faktörü.

Bir de bu süreç öncesinde bazı kurumlara “risk puanlarını düşürmek” için gerçekleştirdikleri projelere ilişkin belgeleri kuruma ibraz edebileceklerine yönelik bilgilendirme eğitimde de hatırlatıldı. Ancak burada da belgeleri ibraz risk puanının düşmesini garanti etmiyor, süreçte de puanın düşüp düşmediğini öğrenip öğrenmeyeceğimiz muallak.

Buradan da görüldüğü üzere belirli bir alanda, yurtdışından fon alarak, belirli bir coğrafyada çalışmak bir STK’yı “tehlikeli” kategorisine sokuyor. Aynı zamanda belirli özel bankaların da dernek ve vakıf hesaplarına döviz hareketini durduğuna dair bilgiyi kurumlara iletmeye başladığını biliyoruz

Peki Burada Alternatif Yol Ne Olurdu?

Birincisi: Derneklerin böylesi bir faaliyette aracı olabileceğine dair ön kabulün ortadan kaldırılması gerekiyor. Dernekler sivil toplum kuruluşu özellikleriyle böylesi bir sürecin parçası olmasın diye kısıtlamak her düşündüğümde daha da akla aykırı geliyor. Buradaki yasadışı faaliyetlerin kendisini takip ve dernekleri bu alanda korumak temel motivasyon olmalı. Buradaki bakışın kendisi hem korku ve geri çekilişe neden olabiliyor, hem de korku atmosferini güçlendiriyor.

İkincisi: Yurtdışı bildirimler ve beyanname tüm teknik detayları ile devlete bildiriliyor. Her sene beyannamelerle yurtdışı bildirimleri karşılaştırmak ve burada bildirilmeyen bir para girişi durumunda tespite dayalı denetlemeleri gerçekleştirmek bu kadar mı zor? Bunun için teknoloji alanında çalışan kişiler seve seve destek verecektir. Biz zaten devlete bildirdiğimiz ve resmi olarak karşılığı olan ve genelde uluslararası kuruluşlardan aldığımız para sebebiyle neden günlerce çalışmalarımızı sekteye uğratan bir denetleme geçirmek durumunda kalalım?

Üçüncüsü: Faaliyet türü ve coğrafyanın risk değerlendirmede bir faktör olarak yer alması ayrımcılıktır. Buna ek olarak bir şey söylemek gerekmiyor bile. Bir kurum faaliyet türünden ya da coğrafyasından ötürü daha riskli oluyorsa Türkiye kendi yapısını ve alandaki eksiklerini gözden geçirmeli, bu kurumları denetlemek yerine onlara nasıl destek olacağının peşine düşmeli.  

Dernek yasasındaki değişimin sonuçlarını her geçen gün farklı farklı şekillerde deneyimliyoruz ve risk değerlendirme gündemi de bunlardan biri. Burada kısaca özetlemeye çalıştığıma benzer onlarca konuyla her gün mücadeleye rağmen sivil toplumda varlıklarına devam eden ve tüm bu çileleri birlikte omuzlayan sivil toplumcularla daha fazla dayanışacağımız günler umuduyla.

Rumeysa Çamdereli

Üyelik Tarihi: 02 Ocak 2017
25 içerik
Yazarın Tüm Yazılarını Gör