Denetleme Görünümlü Sivil Kuşatma

24 Aralık 2020
Kanun taslağında sivil toplum ruhuyla örtüşmeyen birçok nokta vardır. ilk olarak; Türkiye’nin insani yardım kuruluşlarının milli diplomasiyi tamamlayan fonksiyonlarını işlevsiz bırakacak bir kanun içeriği tedirgin edicidir.

Ülkemizde sivil toplumun özgünlüklerini, farklılıklarını ve potansiyellerini dikkate alan çalışmalar beklenirken, bugün sivil toplum kuruluşlarının finansal kapasitesine odaklanan bir sınıflandırma çabası düşündürücüdür. TBMM’ye gelen “Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin” kanun teklifi bu yönüyle incelendiğinde; “insani yardım çalışması yapan sivil toplum kuruluşlarının işleyişini, yapısını ve uluslararası hayır faaliyetlerini olumsuz yönde etkileyecek” bölümleriyle dikkat çekmektedir.

STK’ların kurumsal, hukuksal ve etki kapasitesini artırmak amacıyla faaliyet göstermesini teşvik edecek tasarılar hazırlamak yerine, uluslararası insani yardım kuruluşlarının “denetleme” üzerinden hedef alınması manidardır. Üstelik son dönemde dış dünya ile sistematik bir iletişim kurma başarısı gösteren bu kuruluşların kanun teklifinde “Mali Eylem Görev Gücü FATF’ın ve BMGK’nın rapor ve çalışmalarının hareket noktası” olarak alınması ise yeni bir “sivil kuşatma” hamlesidir.

Kanun taslağında sivil toplum ruhuyla örtüşmeyen birçok nokta vardır. ilk olarak; Türkiye’nin insani yardım kuruluşlarının milli diplomasiyi tamamlayan fonksiyonlarını işlevsiz bırakacak bir kanun içeriği tedirgin edicidir. Bununla birlikte sivil toplum kuruluşlarının uluslararası faaliyetlerinin G7 ülkelerinin uygunluk denetimine sunmak, yeni bir egemenlik sorunudur. Ayrıca insani yardım yapılan bölge ve toplumun; terör yaftası ile BMGK raportörlerinin tasarrufuna bırakılamaz.

Kanun teklifinde yer alan; “yurt dışına yapılacak tüm yardımlar, yardım yapılmadan önce dernekler tarafından mülki idare amirliğine bildirilir” ifadesi, kurumlara arası istişare ile gerçekleştirilen acil insani yardım yapısı ile tezat oluşturmaktadır. Yine teklifin 36. maddesinde; “listelenen kişi, kuruluş veya organizasyonların tasarrufunda bulunan malvarlığının dondurulması” gibi kararlar, BMGK’nin kararlarını meşruiyet ve müdahalenin mutlak odağı haline getirmektedir. Daha da önemlisi; kanun yoluyla İçişleri Bakanı marifetiyle STK’lara kayyum ve benzeri nitelikte görevden uzaklaştırma yetkisi tanınması gönüllülük ruhunu yaralamaktadır.

Denetleme ve kontrol açısından günümüz “tekno-yatırım”ları örnek alınarak sivil topluma daha şeffaf ve hesap verebilir bir yapı kazandırmak varken, tartışmalı kurumların kararlarını mutlaklaştırmak çözüm olamaz. Bu açıdan, ilgili kanun teklifinin STK’larla ilgili kısmı çıkartılmalı ve tarafların ortak gayreti ve katkıları ile yeni bir süreç yürütülmelidir. bu kapsamda, sivil toplum ile girişimciliğin ortak deneyimlerini değerlendirecek, yeni araçlar geliştirecek, insanlar arasındaki eşitsizlikleri azaltacak, kapsayıcılık ve çeşitlilik içeren uygulamalara hız verilmelidir.

Bugüne kadar dünya çapında iyi ve örnek modeller geliştirerek kamu diplomasisi gücümüz olarak çalışan uluslararası insani yardım kuruluşlarının iş birliğini güçlendirecek adımlara yönelmeliyiz. STK’ların özellikle de insani yardım kuruluşlarının dayanışma için paydaşlara kendilerini anlatma ve diyaloglar geliştirme çabalarının bu kanun taslağıyla sınırlama ve gözetim altına alınma çabası durdurulmalıdır.