Rosatom’u Tanıma Dersleri (1)

11 Haziran 2020
Bugünümüzü ve yarınımızı ipotek altına almaya muktedir konumundaki, nükleer kaza sicili kabarık; iklim krizi şartlarında yüzen nükleer santraliyle, kutuplarda nükleer buz kırıcısıyla dolaşan, Techa Nehri'ni radyasyona boğan bir şirket olacak...

Türkiye tarihinde  ilk kez ticari bir nükleer santralin kurulması için atılan adımların inşaat sürecine kadar evrilebildiği bir projede usul usul ilerleniyor. Evril-e-bildiği diyorum çünkü dönemine özgü şartlara sahip olmakla birlikte tarihsel izleğine aykırı düşmeyen şekilde siyasi, sosyal ve ekonomik sorunlarla çevrelenmiş bir ortama rağmen “durmak yok yola devam”sloganının hakkını verme çabası belirleyici.  Öyle ki dünya Covid 19’dan kırılırken 6500 civarında taşeron işçinin çalıştığı Akkuyu Nükleer Güç Santrali(NGS) şantiyesindeki faaliyetler askıya alınmak bir yana “siyasi iktidarın temsilcileri tarafından “Akkuyu inşaatı  atom çekirdeği üzerinde yükseliyor!” nidasıyla kamuoyuna duyuruluyor.

Esasen, Akkuyu NGS Projesi’ne gölge etmesi muhtemel engellerin yok farz edileceği hükümetlerarası anlaşmanın icat edilmesiyle kendini göstermişti. Nitekim bu anlaşma için imzaların atılmasını yasama ve yargı süreçlerinin projenin önünü açan şekilde işletilmesi ve akabinde yatırım kararlarının “mega projeler” adı altında serbestçe uygulamaya konması izledi. Bu aşamada da 18 yıl önce elde ettiği hükümet olma hakkını bugün de sürdüren siyasi iktidarın her türlü engeli  aşmaya dönük  gayretinin belirleyici olduğu aşikar. Ne var ki  Akkuyu NGS ‘nin kurulmasına yönelik ilk resmi adım olan hükümetlerarası anlaşmanın diğer tarafını oluşturan, Rusya devleti tarafından görevlendirilen Rosatom şirketi tarafındaki gelişmeler de gözardı edilmemeli. Zira %100 ya da en az %51 hisse sahipliğiyle Akdeniz’in kıyısına konuşlandırılan bu nükleer santrali işletecek olan şirket gerek Türkiye gerekse bulunduğu coğrafya itibariyle tarihe damgasını vuracak . Bugünümüzü ve yarınımızı ipotek altına almaya muktedir konumundaki, nükleer kaza sicili kabarık; iklim krizi şartlarında yüzen nükleer santraliyle, kutuplarda nükleer buz kırıcısıyla dolaşan, Techa Nehri’ni radyasyona boğan bir şirket olacak…Biraz da bu nedenle önceden yazılarımda yer yer değindiğim  Rosatom’la ilgili paylaşımları  ilk örneğini okumakta olduğunuz biçimiyle (düzenli olmayan fakat aynı çatı altında toplanabilecek şekilde) “Rosatom’u Tanıma Dersleri” başlığı altında tekrara kaçmamayı da umarak ele alma gereği duyuyorum.

Rosatom2000’li yıllardan itibaren Rusya Devleti’ne ait Atom Enerjisi Şirketi olan Rosatom, kuruluşu 1940’lara uzanan ve  SSCB ‘nin ömrünü tamamlamasıyla 1991 yılı itibariyle Rusya Federasyonu’na devrolan askeri ve sivil nükleer programın idaresini elinde tutan şirket. Dolayısıyla bugünkü Rosatom’u Rusya devletinin tarihi nükleer programın mirasçısı olduğu kadar nükleer başarısızlıklarının vebalinin mirasçısı olarak görmek mümkündür. Bu açıdan Akkuyu NGS ‘de operasyona başlamadan kirlilik hasıl olurken üretime geçilmesiyle yaşanabilecek ekolojik felaketlere dair fikir vermesi için işletmecinin sabıkalı siciline bakmak bile yeterli olabilir. Kaldı ki Rusya ve nükleer felaket kelimeleri yan yana geldiğinde akıllara ilk olarak Çernobil Nükleer Felaketi  geliyorsa  konuya daha aşina olanlar için  1957 yılında Mayak  Nükleer Santral Tesisi’nde tarihe Kyshtym Kazası olarak geçen nükleer kaza  gelir. Kyshtym Kazası, Nükleer atıkların soğumaya bırakıldığı tesisteki patlama nedeniyle binlerce kişinin tahliye edildiği ve  30 köy haritadan silinirken gerçeklerin dünya kamuoyundan 1990’lara kadar  saklandığı bir olaydır. Bununla birlikte nükleer santrallerde kayıt altına alınmayan  kazalar yaşandığı üzere kaynaklar Mayak Nükleer Santrali’nde meydana gelen irili ufaklı kazaların sayısının 132’ye vardığını göstermektedir.  Buna ek olarak  Greenpeace Rusya tarafından 2014 yılında sunularak 2017 yılında güncellenen rapora göre de Rosatom 1948’lerden itibaren Mayak Nükleer Tesisi’nin bulunduğu bölgenin içme suyu da olan Techa Nehri’ne radyoaktif atıklarını boşaltmıştır. Hatta kimi kaynaklara göre bu kirlilik 2004 yılına kadar, kimi kaynaklara göre ise bugün de devam eden bir şekilde ve çevre halkı dahil bu nehirden yaşam bulan yüz binlerce canlının geri dönüşü olmayan şekilde sağlıklı bütünlüğünü kaybettiği bir gerçektir. Öte yandan Rosatom’u değerlendirirken son dönemde meydan gelerek ayrıntılı bir şekilde ele aldığmız Nenoksa olayı ve karşısındaki sorumsuzluklarını da anımsamak yerinde olur. 

Geçmişi böylesine karanlık olan Rosatom’un bugünkü operasyon ve yatırımlarına  bakacak olursak web sitesinde yer alan bilgiye göre halihazırda ülke sınırları içinde 11 nükleer tesiste toplam 36 reaktörü bulunuyor [1]. Ne var ki nükleer endüstrinin genel olarak aktif olmayan reaktörlerini hesabın dışına almaya cesaret edemediği üzere 7 reaktörün ömrünü tamamlamış olarak devreden çıkarılmış olduğu detayına Web sitesinde pek yer verilmemiş. Bununla birlikte Yeryüzü Dostları Derneği Rusya  tarafından Rusya’daki nükleer karşıtı mücadelenin değerlendirildiği rapora göre de Rusya’daki reaktörlerin bir çoğu 1970’lerde ömürleri 30 yıl olarak dizayn edilmiş olan dolayısıyla üretim lisansları uzatılmış olan reaktörlerdir. Nitekim siyasi iktidarların reaktörleri devreden çıkarmayı mümkün olduğunca erteledikleri ortamda Rusya’da da halihazırda operasyonda bulunan reaktörlerin %70’inin lisansları yenilenmiştir [2].

Öte yandan şirketin yurt dışı operasyonları da web sitesinde yer alan bilgiye göre 35-36 civarında görünse de Rosatom’un takibine alan sivil toplum örgütü Ecodefense Rusya’nın nükleer enerjinin  geliştirilme süreçlerinden  vazgeçmesini, mevcut nükleer enerji santrallerini kapatarak devreden çıkarmasını talep etmesiye kendisin de Rusya Hükümeti’nin hedefi haline gelmiştir.  Ecodefense’in tespitlerine göre anlaşma yapılmış olan projeler Macaristan, Finlandiya, Beyaz Rusya, Çin ve Türkiye dahil 12 ülkede olmak üzere  toplam 26 reaktör için söz konusudur. Bu noktada Ecodefense Rosatom’un hedefinde olmayı hak edercesine Rosatom’un üstlenmiş olduğu bu yatırımların toplamının 133 milyar Dolar’a tekabül etmesine karşın şirketin finansal alt yapı ve kaynaklarının en fazla 90 milyar Dolar civarını karşılayabilecek durumda olduğuna işaret eder. 

Rusya’daki aktivistleri Rosatom ile yakın dönemde direkt karşı karşıya getiren önemli  bir olay ise Krasnoyarsk şehrinde Rosatom’un yüksek tehlikeli radyoaktif atıklar  için bir depo kurmayı planlaması oldu. Bu deponun inşaatı yurt dışı projelerinden elde edilecek nükleer atığın depolanması için gerekli görülmesi ise tartışmaları “nükleer sömürgecilik yapılıyor”iddiasını  doğurdu. Bu nedenle de şehre yalnızca 40 kilometre  mesafede Sibirya’nın Yenisei Nehri kıyısının seçildiği bu operasyonu çevre aktivistleri  gelecek kuşaklara karşı işlenen suç kategorisine alınmasını talep ediyor. Krasnoyarsk halkı yaşadıkları yerin nükleer çöplüğe çevrilmesine karşın bu konuda 7 yıldır mücadele veriyor ve toplanılan imza sayısı ise bugün 146 bine ulaşmış durumda. 

Nerede bir nükleer santral varsa beraberinde nükleer atık korkusunun salındığı aşikar olduğu üzere nükleer endüstrinin başını çeken Rosatom’un nükleer atıklarıyla gerek kendi gerekse Kazakistan gibi komşu ülkelerin topraklarında nasıl bir çevre felaketine yol açtığı da sır değil. Bu noktada daha önceki bir yazımızda okuyabileceğiniz gibi Akkuyu NGS’de inşaat halindeyken dahi inşaat işçilerinin foseptiğini direkt köyün içinden geçen Çağlayık Deresi’ne verip Akdeniz’i kirleten Rosatom’un bu ülke topraklarında radyoaktif atıklarla, ihmalkarlıklarıyla yapabileceklerini hayal etmek maalesef güç değil. 

 

[1]http://rosatom.ru/about-nuclear-industry/global-presence

[2]http://rusecounion.ru/eng

Pınar Demircan

Üyelik Tarihi: 24 Temmuz 2019
23 içerik
Yazarın Tüm Yazılarını Gör