Göç Yolu Avrupa:
Yunanistan’dan Almanya’ya Bakmak…

Ekran-Al%C4%B1nt%C4%B1s%C4%B1-23.jpg
Bugün Avrupa, II. Dünya savaşı sonrasındaki en büyük göç dalgası ile sınanmakta. Özellikle 2015’te en yoğun dönemini yaşayan göç akını Avrupa’yı çok kültürlülük ideali ve “kale Avrupa” miti arasında bir sınava tabi tuttu.

Zorunlu göç bir insan hakkıdır. Tarih boyunca insanlar artık hayatını sürdürülebilir kılamayan coğrafyalardan; daha istikrarlı ve daha güvenli ülkelere doğru göç etmek zorunda kalmışlardır. Arap isyanlarının 2011 yılında kuzey Afrika ve Orta Doğu coğrafyasında oluşturduğu çalkantılar bölgede siyasi ve ekonomik istikrarsızlıkları da beraberinde getirdi. Suriye, Arap isyanları sürecinde yaşanan iktidar mücadeleleri nedeniyle parçalandı ve yaklaşık 13 milyon kişi ülkesini terk etmek zorunda kaldı.

Avrupa Göçmen Krizi

Bugün Avrupa, II. Dünya savaşı sonrasındaki en büyük göç dalgası ile sınanmakta. Özellikle 2015’te en yoğun dönemini yaşayan göç akını Avrupa’yı çok kültürlülük ideali ve “kale Avrupa” miti arasında bir sınava tabi tuttu. Son altı yılda kuzey Afrika ülkelerinden İtalya’ya ve İspanya’ya tutunmak isteyen 18.651 kişi Akdeniz’de boğularak hayatını kaybetti (1). Ege’de ise on altı yılda  hayatını kaybeden göçmen sayısı resmi rakamlara göre 2.000’in üzerindeydi (2). Bu rakamların %30’unu ise maalesef çocuklar oluşturmaktaydı.

Kaynak: BBC

Göç hikayesinin Avrupa’daki ilk durak ülkesi Yunanistan’dı. Yunanistan son dönemde yaşadığı ekonomik kriz nedeniyle göç olgusuna çok da uzak bir ülke değil: 2010 yılında patlak veren ekonomik kriz sonrasında yaklaşık 400.000 Yunan Avrupa ülkeleri ve ABD’ye göç etmişti. Ülke 2015 yılında ise Türkiye’den gelen, çoğunluğunu Suriyeli ve Afgan sığınmacıların oluşturduğu göç akını ile yüz yüze geldi. 2015 ve 2016 yılları arasında 1 milyonun üstünde göçmen Yunanistan topraklarının üzerinden hedef ülke Almanya’ya doğru yöneldi.

Türkiye üzerinden Avrupa’ya yönelen göçmenlerin bu süreçte 2 rotası vardı. Bir kısmı Yunanistan üzerinden İtalya’ya geçerek batı Avrupa’ya ulaştı. Diğer bir kısmı ise karayolu ile Makedonya, Sırbistan, Avusturya ve Macaristan hattını takip etti. Göçmenlerin bu rotada yabancı düşmanlarına karşı ağır bir sınav verdiğini ifade etmek mümkün. Avrupa Birliği’nin gerçekleştirdiği zirveler sonrasında sınır duvarlarını yükselten sonuç bildirileriyle karşılaşıldı. Öyle ki Macaristan’da 2018 yılında sığınmacılara yardım edenlere hapis cezası öngören yasa talepleri gündeme geldi. Nitekim geçiş bölgelerinde tutulan sığınmacılara yiyecek verilmediği gerekçesi ile AB, Macaristan aleyhine ihlal prosedürü başlattı. 2015 yılında başlayan göç AB değerleri ve normları için önemli bir test niteliğindeydi. Krizde özellikle Sırbistan, Macaristan ve Polonya gibi ülkelerin kötü bir sınav verdi ve göçmen karşıtı katı bir tutum izledi.

Avrupa’da göç krizinin büyük yükünün Almanya tarafından sırtlandığının altını çizmek gerekiyor. Almanya çoğunluğu Ortadoğu ülkelerinden gelen yaklaşık 1 milyon sığınmacıyı sınır içine kabul etti.

2016 yılının ardından ise göç akışı giderek azaldı. Avrupa’da göç akışının azalmasında Türkiye ile Avrupa Birliği arasında imzalanan Geri Kabul Anlaşması’nın etkili olduğunu ifade etmek mümkün. Ege üzerinden düzensiz geçişleri önlemek kaygısıyla imzalanan anlaşmada Yunanistan’a ulaşan tüm düzensiz geçiş yapan bireylerin Türkiye’ye iadesi öngörülmüştü. Buna karşılık Türkiye’ye geri gönderilen her düzensiz göçmen için, bir düzenli mültecinin AB ülkelerine kabulü yani 1’e 1 formülü taahhüt edilmişti.

Avrupa’da Sivil Toplum Göçe Nasıl Yaklaştı?

2015 göçmen akışı sonrasında Avrupa’da belirli sivil toplum kuruluşları insani yardım çerçevesinde yerel, ulusal ve Avrupa düzeyinde karar alıcıların politikaların etkilemeye çalışırken; sayıları az da olsa aşırı sağ merkezli organizasyonlar ise göç karşıtı eylemlerle hükümete baskı kurmaya çalıştılar. Özellikle Yunanistan’da göçmenlere karşı pozitif girişimlerin hakim olduğunu ifade etmek mümkündü. Örneğin Youth without Borders, Welcome to Europe ve Village All Together gibi girişimler Yunanistan’ın Midilli adasında göçmenlerin yemek yiyip konaklayabileceği PİKPA adında bir kamp inşa ettiler.

Yunanistan’da ayrıca, Migrant Offshore Aid Station, Medecins sans Frontieres, Sea-Watch, Proactiva Open Arms ve SOS Mediterraneé Ege denizindeki arama kurtarma çalışmalarına bizzat destek verdiler.

Middilli Adasında “Midilli’nin Kirli Kızları” isimli bir grup kadın kamplarda kalan göçmenlerin hijyeni için çöpleri topladılar, bulaşıkları ve giysileri yıkadılar. Bir diğer Yunan STK olan “Çocuğun Gülüşü” ise göçmen kamplarındaki çocuklar için psikolojik destek sağladı.

Yunanistan’da ayrıca Médecins Sans Frontières, International Rescue Committee, Danish Refugee Council, Save the Children, Oxfam, ve Mercy Corp gibi bir çok uluslararası yardım kuruluşu da yer aldı. Yunan makamlarına göre göç süresince 48 yerel ve 6 uluslararası olmak üzere 54 farklı sivil toplum örgütünden yaklaşık 26.000 gönüllü sağlıklı bir göç akışı için mücadele etti.

Mart 2019’da Avrupa’da insani yardım çalışmaları gerçekleştiren önde gelen 25 sivil toplum örgütü Avrupa’nın sınırlardaki insani yardım krizi ile ilgili bir bildiri kaleme aldı. Bildiride Yunan adalarında tutulan yaklaşık 30.000 sığınmacı ile AB üyelerinin ilgili acil eyleme geçmesi gerektiğini vurgulayan STK’lar, Yunan adalarında yaklaşık 20.000 sığınmacının son derece kötü şartlarda olduğunun ve 12.000’in ise kapasitesinin çok üstünde kamplarda kalmak zorunda kaldığının altını çizdiler.

Türkiye üzerinden Yunan adalarına geçerek Avrupa’ya ulaşmaya büyük çoğunluğunu Afgan ve Suriyelilerin oluşturduğu mültecilere ActionAid Hellas, Caritas Hellas, Greek Council for Refugees, JRS Hellas, Greek Helsinki Monitor, Legal Center Lesbos gibi bir çok uluslararası yardım kuruluşu insanı yardım taşımaya devam ediyor. Fakat Yunanistan’daki ekonomik daralma ve kamuoyunun göçün artma ihtimaline ilişkin siyasi endişesi karar alıcıların göçmen kamplarına olan katı yaklaşımını da doğrudan etkiliyor.

Almanya ise 2016 yılında Şansölye Angela Merkel’in “Bunu yapabiliriz” sloganıyla göçmenler için hedef ülke olan ülkesinin kapılarını açtı ve yaklaşık 1.4 milyon sığınmacı mülteci olabilmek için iltica başvurunda bulundu. Alman hükümeti mülteci nüfusunu ülkeye entegre etmek için bir dizi sistem geliştirdi. Federal yetkililer, ülkeye girmek için hangi sınırın geçildiğine bakmaksızın eyaletlerin vergi gelirlerini ve nüfusunu da göz önünde bulundurarak göçmenleri Almanya’nın 16 eyaletine adil bir şekilde entegre etmeye çalıştı.

Göç akışında Almanya’da çeşitli sivil toplum kuruluşları da aktif rol aldı. Örneğin Berlin merkezli Migration Hub, Almanya’ya göç öden sığınmacılar için sivil toplum kuruluşlarının yardım çalışmalarının bir arada yürütülmesini sağlayan bir havuz işlevi gördü. Give Something Back To Berlin platformu göçmenlerin özellikle beslenme ihtiyacı için yardım sağladı. Social Science Works, özellikle göçmen erkeklerin iş hayatına entegrasyonu için projeler geliştirdi. Dikkate değer bir diğer girişim ise CACULA idi. Organizasyon göçmenlere sanat ve tasarım becerilerini geliştirebilmeleri için gönüllü olarak eğitimler verdi.

Fakat Almanya’da bu süreçte aşırı sağ grupların göçmen karşıtı eylemlerinin de artış gösterdiğini ifade etmek mümkün. Sadece 2016’da göçmenlerin yaşam hakkını tehdit eden 900’ün üzerinde ırkçı saldırı polis kayıtlarına geçti.

Göç Önümüzdeki 10 Yılın Gerçeği!

Göç akışı kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinden Avrupa’ya doğru yönelirken, Avrupa’nın sosyal, siyasi ve ekonomik dinamiklerini de derinden etkiledi.  Herkesin yaşam ve beden bütünlüğünü koruma hakkına sahip olduğu küresel sistemde insanlar din, dil ve ırk ayırt etmeksizin “refah coğrafyalarına” doğru yola çıktı. Bu noktada göçü karşılayan sivil toplum zeminine de ağır bir sorumluluğu bulunmakta.  Göç hareketlerinin giderek hızlandığı son on yılda, küresel sistem iklim değişikliği, savaşlar, ekonomik krizler gibi sınavlarla karşı karşıya.

Göçün temel nedeni ise istikrarsız coğrafyalar… Warsan Shire’ın şiirinde ifade ettiği üzere; “Hiç kimse sular karalardan daha güvenli olmadığı sürece çocuklarını botlara koymak zorunda kalmıyor.”

[1] Missing Migrants Project, “Total of deaths recorded”, 13.12.2019 https://missingmigrants.iom.int/

[2] UN Operational portal, “Situtation in Greece”, https://data2.unhcr.org/en/situations/mediterranean/location/5179

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

You have Successfully Subscribed!