Etkisiz Yerel Yönetimler, Önemsizleşen Yerel Seçimler

rıdvankaya-1.jpg
Şehir ve yerel seçimler üzerine söyleşilerimize Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya devam ediyoruz. Yerel yönetimlerin yanı sıra Türkiye'nin genel sorunlarıyla ilgili düşüncelerini de paylaşan Kaya, "Belediyenin kendi yardım ve hizmet faaliyetleri de var elbette, bunlar güzel şeyler; ama bunların daha şeffaf, tartışılabilir, denetlenebilir olması gerekiyor. " diyor.

Biliyorsunuz önümüzde yerel seçimler var.  Biz de sizinle şehirler ve yerel yönetimler üzerine konuşmak istiyoruz. Şehirler nasıl olmalı size göre?

Şehir konusuna girmeden önce son dönemdeki sorunlar üzerine konuşmak isterim. Toplumda genel bir huzursuzluk var. 15 Temmuz sonrası sürecinin iyi yönetilmediğini düşünüyorum. Bu süreçte medya ve özellikle de hukuk alanında ortaya konulan yaklaşımların toplumun farklı kesimlerinde huzursuzluk ortaya çıkarttığını görüyorum. Öncelikle benim herhangi bir seçimden genel beklentim, bu huzursuzluğun, kutuplaşmanın giderilmesi. Aslında, kutuplaşmadan çok şikayetçi de değilim, farklı yaklaşımlar olması doğal. Ama kutuplaşma adaletsizliği hoş göstermemeli. Ben diyelim ki ayrı düşünüyorum, farklarım var, farklı olmak da isterim ama farklı olduğum insanın zulüm görmesini istemem.Yerel seçimler bu konunun üzerine kurulmayacak tabi ama doğal olarak seçimler Türkiye çapında olduğu için, bu konuların tartışılmasını, gündemleşmesini arzu ederdim, ama öyle bir hava yok şuan maalesef.

Şehir konusuna yansımalarına dönersek, örneğin trafikte beklerken bir sürü araç geçmeye başladı emniyet şeridinden, sireni çakıp geçiyorlar. Yönetici bir elit oluşuyor, bu geçmişte de vardı tabi, eskiden bunu mesela askerde görürdük. Şimdi de bunu gerek iktidarı, hükumeti temsil eden kişilerde gerekse belediyeleri temsil eden kişilerde görüyoruz. Ayrı bir sınıfın giderek geliştiğini belirginleştiğini görüyorum, bundan rahatsızım. Bu tabi beraberinde bildiğimiz tartışmaları da getiriyor, yolsuzluk tartışmaları: iltimas, torpil, hemşericilik. Çok fazla söylenti var, RTA gibi: yani Rize Trabzon Artvin. Halk arasında giderek rahatsızlık artıyor, bu yıpranmışlık ciddi anlamda sorgulanıyor.

Öte yandan belediyecilik hizmetlerinde genel hatları ile çok sıkıntı görmüyorum. Ama hizmetleri yapan insanların çevresine ayrıcalık, yakınlarına kayırmacılık ya da buna benzer şeyler yapmamaları lazım. Tabi sadece yerel değil genel olarak da ortaya çıkan rahatsızlıklar, mağduriyetler, torpil iddiaları var. Bu yerel seçim ile alakalı bir şey değil ama son dönemlerde mesela mülakat tartışmaları çok ciddi sıkıntı. Şimdi Fetullahçıların en çok suçlandığı konulardan bir tanesi imtihan sistemlerini ifşa etmeleri idi. ÖSYM üzerinden, başka yerlerden bir sürü ayrıcalıklı insan oluşturdular; imtiyazlar, sahtekarlıklar oldu. Tamam, bundan herkes rahatsız. Bundan dolayı hesap veriyorlar, ama şimdi buna karşı önlem adı altında başka bir sistem var. Burada bakıyorsunuz, tam anlamı ile kayırmacılık var, yani parti teşkilatından değilseniz, üye değilseniz veya parti teşkilatından referans getirmiyorsanız kamuya alınmanız zor. Oysa kamu parti değil ki, yani parti iktidara gelmiş olan bir hükumeti yönetebilir ama kamuyu hükümet temellük edemez, benim öncelikle gördüğüm sıkıntılar bunlar diye söyleyebilirim.

Belediyenin kendi yardım ve hizmet faaliyetleri de var elbette, bunlar güzel şeyler; ama bunların daha şeffaf, tartışılabilir, denetlenebilir olması gerekiyor. Ayrıca belediyelerin tüm bütçe konularında daha şeffaf olması lazım. Örneğin isim vermeyeyim, bir belediyede çalışan bir tanıdığım belediye başkanının hanımının şoförlüğünü yapıyor, bu olmaz. Çok basit bir örnek olabilir ama bu bir usulsüzlük. Bu kural dışılığın meşru görülmesi başka kural dışılıkların da gelişmesine yol açıyor.

Siz İstanbul belediye başkanı olsanız neyi değiştirirdiniz?

Bir insan neden İstanbul belediye başkanı olmak ister onu anlamıyorum. Bu kadar çok sıkıntılı bir yükün altına niye girer, buna talip olur. Mutlaka sağladığı bir sürü şey vardır: popülerite, imtiyaz, itibar gibi. Hepsini tam olarak bilmediğimiz için nasıl bir motivasyon olduğunu kavrayamıyoruz. Bu şehirde metropol olmanın getirdiği sıkıntılar, planlama sorunu var. Şehir yalnız yakın vadeyi düşünülerek yönetiliyor. 3 sene sonra ne ile karşılaşacağız ya da 13 sene sonra ne olacak, bunlar üzerinde çok fazla durulmuyor.

Peki neyi farklı yapardınız ya da ben bunu yapmazdım dediğiniz bir şey var mı mevcut belediyelerin yaptığı?

Geçtiğimiz hafta açıkladılar, epey bir para vermiş büyükşehir belediyesi kendine yakın vakıflara. Doğru bulmadığım bir şey. Bir kere vakıfsa kendi imkanları ile gönüllülük temelinde çalışmalı, kamu kaynaklarını bu şekilde kullanılmasını doğru bulmuyorum. Ben bu belediyenin yardım ettiği vakıflardaki evlatlarımızın iyi işler yaptığını düşünüyorum.  Ama tersi de olabilir, yarın belediye değiştiğinde hiç arzu etmediğim faaliyetleri yürüten başka kuruluşlara kamu kaynakları bu şekilde dağıtılabilir. Her ikisine de ilkesel olarak karşı çıkmak gerekiyor. Belediye ne yapabilir derseniz? Doğrudan muhtaçlara, sağlık sorunları yaşayan insanlara yardımlar yapabilir ya da gençlere yönelik eğitim faaliyetleri düzenleyebilir ama gönüllü teşekkül olarak kendisini tanımlamış bir kuruluşa direkt para aktarmasını, kaynak aktarmasını, faaliyet itibarı ile olumlu sonuçlar ortaya çıkacak olsa dahi olumlu bulmuyorum.  Belediyenin kendi yardım ve hizmet faaliyetleri de var elbette, bunlar güzel şeyler; ama bunların daha şeffaf, tartışılabilir, denetlenebilir olması gerekiyor. Ayrıca belediyelerin tüm bütçe konularında daha şeffaf olması lazım. Örneğin isim vermeyeyim, bir belediyede çalışan bir tanıdığım belediye başkanının hanımının şoförlüğünü yapıyor, bu olmaz. Çok basit bir örnek olabilir ama bu bir usulsüzlük. Bu kural dışılığın meşru görülmesi başka kural dışılıkların da gelişmesine yol açıyor.

Bazen belediyeler sivil topluma kendilerini açtıklarını söylüyorlar. Fakat en basit bir eleştiri yaptığınız zaman ilk planda ilişkiyi keserler, örneğin salonunu kullanıyorsanız belirli programlarınız için engel olurlar, kullanamaz hale gelirsiniz. İnsanların gönül rahatlığı ile tartışıp sonuç alabileceği türde denetim süreçlerinin inşa edilmesi lazım diye düşünüyorum.

Güncel bir konudan konuşalım, hatır sayılır bir Suriyeli nüfus var artık İstanbul’ da. Toplumun geri kalan kesimlerinin neden bir gerilimi var Suriyeliler ile.

 Türkiye de toplum Suriyelileri belirli bir olgunluk ile karşıladı diye düşünüyorum. Ayrıca, belediyelerin ya da iktidarın pek çok eleştirdiğim yönü var ama göçmenler ile alakalı yaklaşımlarını olumlu buluyorum. Yaklaşımları, toplumun belirli kesimlerinden çok daha sahiplenici, çok daha müşfik. Muhalefetin söylemi neredeyse ağırlıklı olarak muhacirlik düşmanlığı üzerine kurulu. İnsanlar belki rahatsız olacak bir şey görmüyorlar normalde ama sürekli siz bunu gündeme getirirseniz; onlar geldiler şu kadar para harcandı, ekmeğimizi bölüşüyoruz gibi ifadeleri desteklerseniz, bunlar otomatik olarak kendi tarafınızda bir düşman algısını doğurup besler. Oysa ırkçı söylemin ırkçılık olduğunu vurgulamak lazım, bunu tolere etmemek lazım.

Hayat pahalılığı, yoksulluk bu tür konularda belediyeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

 Yardım kuruluşlarını destekliyorlar, ama sınırlı tabi. Türkiye’de sonuçta yerel yönetimlerin yetkisi çok dar, alanı geniş değil. Bir dönem çok tartışıldı yerel yönetimlere geniş bir özerklik verme hakları falan o zaman BDP’nin bu işten fazlasıyla yararlanabileceği düşüncesi ile vazgeçildi zannediyorum.

Yani siz genel olarak aslında belediyelerin çok muktedir olmadığını düşünüyorsunuz?

Şu an bence bir çift başlılık var: seçilmiş bir belediye başkanı var ama onun üzerinde de bir vali var. Amerika’daki kadar eyalet sistemi gibi olması gerekmiyor. Almanya’da ki gibi eğitimi yerel yönetimlere bırakmak doğru olmayabilir belki ama biraz daha güçlü olmaları lazım yerel yönetimlerin.  Eskiden beri Türkiye’de merkezi yönetim daha güçlüdür. Mesela Eminönü köprüsünü belediyeye bırakıyorsunuz ama gişelerin olduğu Boğaziçi’ni, Fatih’i karayollarına; yani merkezi yönetime. Dolayısıyla ister istemez yerel yönetimler, zaten daha dar bir alana sıkışıyor.Batıda yerel yönetimlerin daha fazla etkisi var, daha geniş bir alanda faaliyette bulunuyorlar. Bu genişleme, insanlarla doğrudan temasının, kalitesinin artmasını sağlar.Şu anda belediye başkanlarının etkisi yok. Bakıyorsun İç İşleri Bakanlığı, mahkeme kararı olmaksızın belediye başkanlarını görevden alabiliyor.

Peki, yerel seçim üzerine konuşalım biraz da, İstanbul’da adayların vaatlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şimdi iktidar partisinin işi zor, çünkü yaklaşık öncesi ile beraber 25 senedir devam eden bir kesintisiz yönetim var. Dolayısıyla 25 yılın yükü de beraberinde geliyor. Bir vaatte bulunduklarında 25 yıldır siz niye yapmadınız denir. Bir sorundan bahsettikleri zaman, bu sorunu sen ürettin denebilir.

CHP’li aday ne vaat ediyor onu bilmiyorum, izlemiş değilim. Ama genel siyasi manzara açısından iyi bir aday olduğunu düşünüyorum. Daha yumuşak bir dil kullanıyor, daha yumuşatıcı olmaya çalışıyor, en azından kendi dar tabanlarının dışındaki seçmene hitap etme mecburiyetini daha fazla hissediyor. Bu iyi bir şey, sonuçta ben bunu taktiksel bir çaba yada sadece siyasal oportünizm olarak görmüyorum. Bence iyi bir şey, en azından süreç içerisinde bu yaklaşım zaten insanları geliştiriyor. Geçmişte, bu ister genel seçim, ister belediye seçimi, ister muhtarlık seçimi olsun, Atatürk’ün resimleri, bayraklar, ulusçuluk, laiklik gibi sloganlarla, Türk duyarlılıklarını harekete geçirerek rakibi ezmeye çalışmak ya da rakibi kriminalize etmek ya da kendine alan açmak gibi taktikler vardı. Bir müddettir o yok, bu iyi bir şey oldu, bu tutumun  devam ettirilmesinden yanayım. Aday tercihlerinde de o gözüküyor, söylemde de değişiklik var. Dolayısı ile de birbirine daha yaklaşan bir dil var, bu anlamda seçim döneminin daha yumuşak geçeceğini tahmin ediyorum. Ben açıkçası CHP’ye oy vermem. Siyasi duruşum, ideolojim, çizgim gereği, ama Ekrem İmamoğlu bana antipatik gelmiyor açıkçası, CHP’nin geçmiş adayları ile, CHP’nin profili ile karşılaştırdığım zaman daha sempatik.

Eskiden beri Türkiye’de merkezi yönetim daha güçlüdür. Mesela Eminönü köprüsünü belediyeye bırakıyorsunuz ama gişelerin olduğu Boğaziçi’ni, Fatih’i karayollarına; yani merkezi yönetime. Dolayısıyla ister istemez yerel yönetimler, zaten daha dar bir alana sıkışıyor.Batıda yerel yönetimlerin daha fazla etkisi var, daha geniş bir alanda faaliyette bulunuyorlar.

Peki o ya da bu adayın kazanması neyi değiştirir İstanbul’da?

 Ben Beşiktaş’ta oturuyorum yıllardır. Tabi oranın sosyolojik yapısı farklı. Örneğin bulunduğumuz ilçe Fatih ile Beşiktaş’ın arasında belirli farklar var ama belediyenin kararlarından, uygulamalarından dolayı sosyal hayatta çok büyük değişiklikler olduğunu düşünmüyorum. Belki kültürel etkinliklerde farklar oluyordur, bunlar da toplumun çok çok küçük bir kesimine hitap eden şeyler. Onun haricinde çok fazla fark yok. Zaten ilçe belediyelerinin çok etkisi yok. Ama metropol belediyesine bakacak olursak onun siyasi anlamı büyük olur. İktidarın İstanbul’u, 25 yıllık bir yeri kaybetmesi, siyasi anlamda muhalefeti güçlendirir, iktidarı da yıpratır. Yalnız değişim olursa CHP’nin uzun bir süre herhangi bir şekilde kendi Kemalist kimliğini yansıtacak eylemlerden kaçınacağını düşünüyorum. Mesela 2009 seçimlerinde AK Parti’den CHP’ye geçen belediyeler oldu İstanbul’da. O seçim sonrasında dikkat çekiciydi CHP’li bu belediyelerin tavrı. Mesela bir belediye CHP’ye geçti daha ilk ayda sözleşmeli başörtülü personelin hepsini işten çıkarttı. Başka bir tanesinde Belediye Başkanının daha göreve gelmeden başörtülü personele haber gönderdiği söylendi o zaman. Bunlar oldu ama bugün için olur mu, olmaz.

Belediyecilik anlamında bir fark olur mu?

 Belediyecilik anlamında, genel olarak AK Partinin başarılı olduğu bir alan var, zihinlerde de onu oturttu. Ama pratikte ben çok büyük değişiklikler olacağını düşünmüyorum. Ama bir hastalık var onu da vurgulamak isterim. Birisi geldiğinde hatta bu aynı partiden değişiklik olduğunda da oluyor, kadroyu bir süpürüyor, önce bir kendi kadrosunu getiriyor. Bunun ortaya çıkarttığı bir güvensizlik, bunun ortaya çıkarttığı bir tedirginlik var. Ama halka doğrudan yansıyacağını düşünmüyorum açıkçası olası bir değişikliğinin.

Vatandaşlar da sizin gibi başarılı buluyor mu belediyeleri?

Belediye ile alakalı vatandaşın çok ciddi bir sıkıntısının olduğunu düşünmüyorum. Ama genel hatlara bakıldığında yerel seçimler, Türkiye’de aslında genel seçim gibi geçiyor. İstanbul büyükşehir belediyesinin ne yapıp ne yapmadığı ile ya da Binali Yıldırım’ın ne yapabileceği ile ilgilenilmiyor, hükumetten memnunsa oy veriyor. İktidar partisinin belki yıpranmışlığının, özellikle son ekonomik krizden kaynaklı, sonuçlara yansıyabileceğini düşünüyorum. Daha önce iktidara oy veren seçmenlerin bir kısmının şu veya bu oranda bir kısmının sandığa girmemesi şeklinde yansıyabilir diye düşünüyorum. Bir geçişken kitle de var,  CHP’li iken AK Parti’ye oy veren, AK Partiliyken CHP’ye oy veren ama bu küçük dar bir kitledir. Asıl daha çok AK Partiden rahatsızlık şöyle olur, boykot eder seçimi. Ya da gönülsüz olduğu için sandığa gitmez ve bu da muhalefetin oranını doğal olarak daha yükseltir.

 

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

You have Successfully Subscribed!



Send this to a friend