Barolarda İstenen Değişiklik ve Sivil Toplum

18 Mayıs 2020
Bir önceki yazımızda ele aldığımız DİB-Baro polemiğinden sonra Avukatlık Kanunu başta olmak üzere meslek odalarının seçim usulü ve yapılarında bazı değişiklikler yapılacağına dair yüksek sesten iddialar ve taslaklar ortaya atıldı. TBB başkanı Metin Feyzioğlu da hükümetin böyle bir değişiklik yapma niyetini ve taslağı doğruladı. Konuşulan taslaktaki en önemli konulardan biri ise; baroların ve Türkiye Barolar Birliği’nin seçim sistemlerine ilişkin değişiklik yapılması. Baro yönetimlerinin çoğunluk esasına göre değil nispi esasa göre belirlenmesi amaçlanıyor. 53 ilin baro başkanları ortak bir açıklamayla bu taslağa tepkilerini gösterdiler. 
Değişiklik Ne Getiriyor?

Bu değişiklikle mevcut durumun nereden nereye geleceğini kısa bir infografiyle inceleyelim:

olası değişiklik ve delege sayıları

avukat sayısına göre delege

Grafik göz yormaması amacıyla grafik 20 ille sınırlı tutuldu. Detaylı bilgi için şu link incelenebilir. 

Düzenlemenin politik arka planında özellikle Türkiye’deki toplam avukat sayısının %57’sini oluşturan İstanbul, Ankara ve İzmir gibi muhalif baroların TBB Başkanı seçimindeki etkisini azaltmak yer alıyor. Öyle ki mevcut durumda 137 delegesi olan İstanbul Barosu’nun delege sayısı 49’a düşmektedir. Bu nedenle Anayasa’ya aykırı bir yönünün bulunduğunu da belirtmek gerekir. Ancak Anayasa’nın 67. maddesine göre seçim kanunlarının “temsilde adalet” ve “yönetimde istikrar” ilkelerini bağdaştıracak şekilde düzenlenmesi gerekmektedir.

Konuşulan değişikliklerden biri de 1000 avukatın birleşerek “alternatif” baro kurmalarının yolu açılmasıdır. Özellikle bu durum çok büyük bir risk taşıyor. Zira CMK, adli yardım gibi “zorunlu” ve kamu kamu kaynaklarıyla yürütülen hizmetlerin koordineleri barolar tarafından sağlanmaktadır. Diğer yandan meslek mensupları üzerinde mesleki faaliyete izin verme, mesleki standartları belirleme ve disiplin cezası verme gibi kamusal yetkiler kullanan kuruluşlar oldukları için bu kuruluşların önemi artmaktadır. “1000’i bulanın alternatif baro kurması”, net bir şekilde politik duruşları olan baroların kurulması anlamını taşımaktadır ki bu ciddi bir risk taşımaktadır. Bakanlığın adli yardım-CMK ödeneklerini dağıtırken, “makbul” baroları öncelemesiyle vatandaşa sunulan bu ücretsiz hizmette aksamalar yaşanabilir. Avukatın mensup olduğu baroya göre politik duruşu hakkında fikir sahibi olunması ve mahkeme heyetlerinin ona göre bir peşin hükme sahip olması, baroların politik bir kurum haline gelmesi ve her avukatın bir baroya kayıtlı olma zorunluluğu nedeniyle avukatların kutuplaştırılması gibi sonuçlara neden olabilir. Bu yönüyle de avukatların mesleki denetim ve disiplin yönünden Adalet Bakanlığı’na bağlanma riski vardır. Değinilmesi gereken bir husus da taslağın hazırlanma sürecidir. ‘Çoğulculuğu’ sağlamak amacıyla hazırlanan bir taslağın TBB dahil hiçbir baronun görüşü alınmaksızın yapılması, üstelik 53 başkanın kabul edilemez bulması da sürecin antidemokratik olduğunu göstermektedir.

Avukat sayıları

Baroların Sivil Toplumdaki Rolü

Demokrasiyi çoğulcu ortamlar yaratmaktadır. Çağdaş demokratik toplum, herkesin en geniş şekilde katılma olanağı bulabildiği, çoğulcu örgütlü toplumdur. Burada önemli olan, ekonomik, siyasal, toplumsal yapıların belirlenmesinde tek güç merkezinin mi çok sayıda güç merkezlerinin mi rol aldığıdır. Güç merkezlerinin sayısı arttıkça, demokratik uygulamaların çoğalması da sağlanmaktadır. [1] 

Barolara kaydın zorunlu olması, aidat yükümlülüğü olması gibi nedenlerle gönüllülük esasına tabi olmadığı ve bu nedenle sivil toplum kuruluşu olmadıkları söylenmektedir. Ancak bu durum onların “kamusal” niteliğinden gelmektedir. Barolar bir ayağı sivil toplum içinde diğer ayağı politik toplum içinde, ikili fonksiyonu olan özel kurumlardır. Binlerce üyesi vardır. Bu anlamda bir kitle örgütüdürler. Demokratik kitle örgütü olup olamama durumu, üyelerin bilinciyle ilgili bir konudur. Barolar sadece ekonomik-mesleki talepleri dışında aynı zamanda demokratik taleplerde yoğunlaşmaya başladığı zaman doğaldır ki demokratik kitle örgütü tanımına yaklaşırlar. Fakat sivil toplum kuruluşu olmaması baroların çeşitli olaylarda sivil toplum inisiyatifi göstermesi önünde bir engel de teşkil etmez. Çeşitli olaylar karşısında Sivil Toplum inisiyatifi göstermesi sadece bir baronun ve üyelerinin yüksek bilinç düzeyini gösterir. [2] Sonuç olarak, baroların alternatifinin olması onları politize edecektir. Barolar, yukarıda da açıklandığı üzere anayasal dayanağı olması ve kamu görevi yürütmesi nedeniyle alelade hukuk dernekleri olarak algılanamaz, değerlendirilemez. Aksine barolar ve avukatlık, hukuk devleti adına daha da güçlendirilmelidir. Devletin üç unsuru yasama-yürütme-yargıdır. Yargının kurucu üç unsurundan birisi ise savunmadır, avukatlardır. Öyle ki, avukatlar ‘yargı’nın tek sivil kurucu unsurudur. Zira, HSK’nın yapısı ve işleyişi gereği iddia makamı savcıların ve hakimlerin sivil ve bağımsız olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu konudaki eleştirilerimizi özellikle Denge ve Denetleme Ağı’nın politika belgelerinde de dile getirdik. [3]

Anayasa m.135 uyarınca barolar, kaynağını Anayasa’dan alan “Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşlarından” birisidir. Baroların görevleri arasında, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak korumak ve bu kavramların sözde değil özde var olması ve işlemesi de vardır. Avukatlık Kanunu’nun 95/21. maddesine göre baro yönetim kurullarının görevlerinden biri de, ilgili yasada ifade edildiği biçimiyle “hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak” olarak tanımlanmıştır. Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder. Avukatların bağımsız ve dengeleyici olmadığı bir yargı sisteminde, yargının adalet dağıtması mümkün değildir. 

Barolar başta olmak üzere meslek odaları, özellikle hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, sosyal devlet perspektifiyle, hak temelli faaliyet ve duruşlarıyla, ihlallerin önüne geçmeye çalışmış, belgelemiş, haykırmışlardır. Çalışmaları yaşam, çocuk, kadın, LGBTİ+ hakları, ifade, toplanma özgürlüğü gibi birçok hak alanıyla doğrudan ilişkilidir. Bu yönüyle meslek kuruluşu olmakla beraber sivil toplumun en önemli seslerinden de biridir. Özellikle insan hakları merkezleri aracılığıyla yürütülen bu çalışmalar, Türkiye’deki insan hakları durumunun gelişiminin niteliksel açıdan izlenebilmesi için gereklidir ayrıca uygulama açısından diğer avukatların çalışmalarını geliştirmeleri için bir temel oluşturacaktır.

Ne Olmalı?

Halihazırdaki seçim sisteminde her ilin barosu kendi başkanını seçerken, liste usulü TBB’ye göndereceği delegeleri de seçmekte, bu delegeler de TBB Başkanı’nı seçmektedir. Eğer baroların ve TBB’nin yönetiminin daha çoğulcu bir şekilde seçilmesi isteniyorsa, delegelik sistemi kaldırılmalı, TBB Başkanı tüm avukatların oylaması sonucunda seçilmelidir. Diğer yandan kamu görevi yürüten avukatların politize edilmemesi için barolar bölünmemeli ve baroya kayıtlı olma zorunluluğu devam etmelidir. 

Yazarın bir önceki yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

[1] Gülşen Alp, “Toplumsal Yapılarda ve Demokrasilerde Meslek Odalarının Yeri ve İşlevi”, Türkiye Mühendislik Haberleri, Aralık 1997.

[2] Haluk İnanıcı, “21. Yüzyılda Avukat ve Baro: Eleştirel Bir Değerlendirme”, Birikim Dergisi, 16 Mart 2007.

[3] http://www.birarada.org/upload/Node/22676/files/DDA-PolitikaBelgesi-No9.pdf

http://www.birarada.org/upload/Node/27294/files/Bagimsiz_Yargi_icin_Bagimsiz_HSK-_Meclis_Uyeleri_Nasil_Secmeli.pdf

http://www.birarada.org/upload/Node/24488/files/DDA_Yargi_Bag_imsizlig_i_Politika_Metni.pdf

Kadri İnce

Üyelik Tarihi: 15 Kasım 2019
9 içerik
Yazarın Tüm Yazılarını Gör