Yeni müfredeta sivil toplumdan itiraz

Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir aylık süre için kamuoyunun değerlendirmesine ve katkılarına sunduğu yeni taslak öğretim programlarına sivil toplumdan gelen eleştirileri derlemeye çalıştık…   Milli Eğitim Bakanlığı’nın internet ortamında kamuoyunun eleştiri ve değerlendirmesi amacıyla yayınladığı yeni taslak öğretim programları için verdiği bir aylık süre 13 Şubat’ta sona erdi. Yeni müfredat taslağı medyada  ideolojik alandaki bir-iki tartışmayla […]

Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir aylık süre için kamuoyunun değerlendirmesine ve katkılarına sunduğu yeni taslak öğretim programlarına sivil toplumdan gelen eleştirileri derlemeye çalıştık…

 

Milli Eğitim Bakanlığı’nın internet ortamında kamuoyunun eleştiri ve değerlendirmesi amacıyla yayınladığı yeni taslak öğretim programları için verdiği bir aylık süre 13 Şubat’ta sona erdi. Yeni müfredat taslağı medyada  ideolojik alandaki bir-iki tartışmayla geçiştirilirken, birçok sivil toplum kuruluşu taslakla ilgili geniş değerlendirme raporları hazırlayıp bakanlığa ulaştırdı.

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nın (SETA) düzenlediği Yeni Türkiye İçin Nasıl Bir Müfredat konulu panelde konuşan Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Alparslan Durmuş, bir aylık sürede 200 bin civarında katkı ve görüş aldıklarını, taslakla ilgili bakanlığa 8 bin 850 e-posta gönderildiğini, yüzlerce sivil toplum kuruluşu tarafından (STK) hazırlanan raporların iletildiği ve sosyal medya üzerinden de milyonlarca mesaj aldıklarını ifade etti.  Kendilerine ulaşan tüm görüşlerin Antalya’da düzenlenecek Temel Eğitim Komisyonu’nda değerlendirileceğini belirten Durmuş, taslağın bu değerlendirmeler ışığında son haline ulaşacağını da belirtti. Durmuş’a göre yeni müfredat taslağında üç ana çalışma yapılmış; ‘seyreltme, güncelleme ve değerlerin eklenmesi’. Ancak sivil toplum kuruluşlarının çoğunluğu; yeterli bir sadeleştirme yapılmadığını, aksine önemli kazanımların azaltılırken eğitim programlarına eklemelerin artığını ifade ediyor.

Müfredat taslağıyla ilgili rapor hazırlayan sivil toplum kuruluşlarının çoğunluğu; Milli Eğitim Bakanlığı’nın taslağı görüş ve değerlendirmeye açtığı şeffaflık politikasını önemsemekle birlikte, sürenin azlığı nedeniyle sembolik kaldığını belirtiyor. Söz konusu panelde SETA adına konuşan akademisyen İpek Coşkun, sürenin azlığını vurgularken; temel bir eleştiri olarak da ‘sadeleştirilme’  mevzusunun istenen düzeyde olmadığını, eğitimin en büyük açmazlarından olan müfredatın yetiştirilememe mevzusunun yine yaşanacağını dile getirdi. SETA’nın değerlendirmelerinde; taslakların hazırlanırken disiplinler arası zenginliğin önemi hatırlatılırken, metinlerin birbirini besleyecek alanların yer aldığı komisyonlarda hazırlanmayışının hissedildiği vurgulanıyor. Yabancı dil taslaklarının hazırlanırken, Türkçe, tarih hazırlanırken edebiyattan destek alınması gibi disiplinlerarası bir çalışmanın alan körlüğünü önleyeceği; ortaokul ile ilkokul eğitim taslaklarını hazırlayan komisyonların birbiriyle kopukluğunun metinlere yansıdığı da SETA adına konuşan Coşkun’un sunum içeriğindeki satırbaşları arasındaydı.

Panelde konuşan Prof. Dr. Halil Berktay ise, müfredatla ilgili özellikle sosyal bilimler alanındaki değerlendirmelerin ideolojik yönden olduğunu hatırlatarak, alanıyla ilgili inceleme yaptığı programlarda bu anlamda bir soruna rastlamadığını vurguladı. Müfredatta ünite tasarımlarının başlık ve alt konular olarak başarılı ancak bunun pratiğe yansırken aynı başarıda olamayacağını savunan Berktay; bu durumun temel sebebinin taslak programının yeteri kadar sadeleştirilmemesine bağladı. Berktay’ın diğer eleştirileri ise, tarih taslağının kronolojiden çok tematik anlatıma geçmesini olumlu bulsa da bunda bazı dönemsel durumların anlaşılmasıyla ilgili güçlüklerin yaşanabileceğiyle ilgiliydi. Berktay bunu taslaktaki şu örnek üzerinden açıklıyordu : Osmanlının kuruluş yıllarının anlatıldığı üniteden hemen sonra yeniçeri ocağının kaldırılmasının anlatılması, dönemselliğin anlaşılamaması sorununa yol açabilir.

EZBERCİLİK UYARISI

Tarih Vakfı müfredat taslağıyla ilgili yayınladığı değerlendirmede, işlevini yitirmiş bazı kazanımların çıkartılmasını, programdaki aşırı yükün atılmasını, düşünme becerilerini geliştirmeye dönük bir tarih anlayışı yaklaşımını olumlu bulunduğunu belirtti. Taslağa getirilen eleştirileri ise kısaca şöyle özetlemek mümkün: Taslakta tarihsel bilginin sık sık beş duyu ve sezgisel yolla algılanabileceğinin tekrar edilmesinin; tarihi sosyal bilim değil metafizik bir alan olarak yaklaşılması izlenimi oluşturduğu… Taslak program dilinde karmaşık, anlaşılmaz, çelişik ifadeler ve anlaşılması zor kavramsallaştırmaların yer alması. Taslakta kitap yazarlarına ‘öznel yorumlarını gizli tutmaları’ önerilirken bazı kazanımlarda ciddi biçimde “öznel yargılara” yer verildiğinin saptanması. Türkiye Eğitim Derneği de tarih programlarıyla ilgili değerlendirmesinde, ‘tarihi şahsiyetlerle ilgili kazanımlarda daha çok kişilik özellikleri ve başarıları şeklinde bir yaklaşım olduğu bunun da öğrencilere ezber bilgi yüklemekle sonuçlanacağını’ vurguluyor. Çocukların birbirinden farklı şahsiyetleri başarıları üzerinden değil, üretimlerinin olduğu alanlar içinde öğrenmesinin daha doğru bir yaklaşım olduğu ifade ediliyor. Örneğin Fatma Aliye’yi, eserlerinden biri veya bu eserlerinden bir parça Türkçe veya edebiyat dersinde işlenirken tanımak…

TOPLUMSAL CİNSİYET DAHA ETKİN YER ALMALI

Tarih Vakfı’nın diğer bir eleştirisi ise, toplumsal cinsiyet eşitliğiyle ilgili. Bu konu taslak programla ilgili uzman bir ekiple ayrıntılı bir rapor hazırlayan Eğitim Reformu Girişimi’nin de (ERG) gündeminde yer alıyor.  Program taslağı değerlendirmesinde “Ders kitabı içeriği toplumsal cinsiyet eşitliğini temsil edecek bir yapıda olmalıdır” şeklinde ifade edildiği halde bunun program metinlerine tam olarak yansıtılmadığı vurgulanarak, bu konunun uzman bir ekibin katkısıyla daha derinlikli olarak programa yansıması gerekliliğinin altı çiziliyor.  Taslakta, toplumsal cinsiyet konusu başlığında kadının değeri dile getirilirken eşitlik kavramının kullanılmadığı ve irdelenmediğini de hatırlatan ERG, öğrencinin toplumsal cinsiyet eşitliğini bir değer olarak içselleştirebilmesi için kadınların değerinin ötesinde kadınların ve erkeklerin eşit yurttaşlık hakları olduğu vurgulanması gerektiğini belirtiyor.

Rapordaki diğer değerlendirmeler ise şöyle: Toplumsal cinsiyet eşitliği değer olarak ilkokul öğretim programlarının arasında sadece 4’üncü sınıf İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi ve ilkokul sosyal bilgiler dersinin taslağında belirli üniteler altında bir ya da iki kere ele alınmıştır. Değerler eğitiminde yer alan saygı, adalet gibi toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilişkili başka değerler ise programın geri kalanında yer almamıştır. Buna ek olarak ortaöğretim Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi dersinde ‘yumuşama dönemi ve sonrası’ konusu altında öğrenci ve işçi hareketleri işlenirken kadın hareketlerine değinilmemektedir. Tarihte kadın hareketlerinin toplumsal cinsiyet eşitliği açısından yarattığı olumlu değişimlerin ele alınması çocuk ve gençlerin bu değeri daha iyi anlamasını sağlayacaktır.

Eğitim Reformu Girişimi’nin taslak programla ilgili diğer bir eleştirisi ise kamuoyunda en çok tartışılan evrim teorisiyle ilgili. Raporda, 2004-2005 eğitim öğretim yılının 8’inci sınıf öğretim programında öğrenciler DNA, doğal seçilim, adaptasyon, mutasyon, modifikasyon ve evrim konularını sırasıyla öğrendiği, 2013’te güncellenen fen bilimleri programında bu kavramlardan adaptasyon, mutasyon, modifikasyon ve evrimin ders kazanımlarından çıkarıldığı hatırlatıldı.  Mevcut taslak programlarda da adaptasyon, mutasyon ve modifikasyon kavramları ders kazanımları olarak yeniden konarken evrim kuramı eklenmediği belirtilerek, biyoloji, fen bilimleri, coğrafya gibi dersler evrim kuramıyla işlenebileceği vurgulanıyor.

“DAHA YARAŞIR BİR VİZYON”

Müfredat taslağıyla ilgili değerlendirmelerine temel derslerden olan İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi dersiyle başlayan akademisyen yazar Hidayet Şefkatli Tuksal da,  ders programında yer alan şu cümlelere de hiçbir anlam veremediğini belirtiyor: İnsan Hakları  Yurttaşlık ve Demokrasi Dersi öğretim programı öğrencinin temelde kendisini korumasını ve kendisine zarar vermemesini, diğerlerini korumasını ve zarar vermemesini, bize ait olanı korumasını ve bize ait olana zarar vermemesini sağlayacak bir yapı içerisinde  geliştirilmiştir. Buradaki ‘biz’ kavramsallaştırması Eğitim Reformu Girişimi’nin değerlendirmelerindeki anlaşılamayan kavramsallaştırmaları hatırlatırken Tuksal’ın bu konuda yorumu ise şöyleydi: Doğrusunu söylemek gerekirse, bu cümleyi okuyunca, bize ait olanı koruma amacıyla pek çok insan hakkı ihlalinin nasıl işlendiğini, nasıl cezalandırılmadan hasır altı edildiğini hatırlamadan edemedim. Dersin hazırlanma ve kazanımlarıyla ilgili değerlendirmelerini uzlaşı ve kurallar başlıklarıyla açıklayan Tuksal değerlendirmesinin sonunda şu uyarıda bulunuyor: Bu ders içeriğindeki olumlu bölümlere ve kazanımlara rağmen, genel olarak devletçi, milliyetçi bir üst aklın sınırlandırdığı bir yapıyla maluldür. Dersin adının insan hakları, yurttaşlık ve demokrasi olması, bu kusurları aklamaz, affettirmez. Bu yüzden, dersin adına daha yaraşır bir vizyonla yeniden yazılması gerekmektedir.

Eğitim Reformu Girişimi’nin taslak programlarda engellilerle ilgili uyarısı da önemli. Raporda, mevcut ders kitaplarında engelliliğin, ‘farklılık’ başta olmak üzere belirli temalar altına sıkıştırılması, sıradanlaştırılmaması, engelliliğin acıma, merhamet ve yardıma muhtaçlık ile ilişkilendirilmesi, hak temelli bir bakış açısının yetersiz olmasının önemli sorunlar arasında olduğu hatırlatılarak, “Taslakta da, engelliliğin ele alınışında benzer bir sorun göze çarpıyor. Örneğin, pek çok öğretim programında engelli bireyler göz ardı edilirken, ilkokul Hayat Bilgisi programında, ‘özel gereksinimlilik, farklılıkları ayırt etmekle ve başkalarına yardım etmekle ilgili kazanımlarda ele alınıyor’ ifadelerine yer veriliyor.

PİLOT UYGULAMA GEREKLİLİĞİ

Sivil toplumdan gelen eleştirileri derlemeye çalıştım. Genel itibariyle bakıldığında, Talim Terbiye Kurulu Başkanı Alparslan Durmuş’un taslakla ilgili üç ana değişiklik olduğu değerlendirmesini hatırlarsak sivil toplumdan gelen eleştirilerde ‘güncelleme ve seyreltme’konusunda istenen amaca ulaşılmadığını söylemek mümkün. Bu arada, Durmuş, değerlerin eklenmesinin taslağın ilklerinden olduğunu belirtse de aslında daha önceki taslaklarda  da bunun olduğunu biliyoruz. Yine eleştirilerde ‘değer’ tanımlama ve yorumlarında da sıkıntılar olduğu sıkça yer alıyor. Eleştirilerin çoğunda dile getirilen diğer bir konu ise; taslak programının genel itibariyle ‘eleştirel düşünce’ oluşturma çabasıyla hazırlandığı izlenimine rağmen içeriğin genelinde bunun kazanım ve becerilere dönüşmesinde istenen sonucun yer almaması. Eğitim Reformu Girişimi’nin değerlendirme komisyonunda yer alan Prof. Dr. Aksu Bora’nın belirttiği gibi; bu program davranış değişikliğine, öğrencinin öğrenme sürecine aktif katılımını öngören bir program olsa da bunun elde edilmesi için sadece müfredat değişimi yeterli değil. Yine kendi içinde de aktif katılım ve eleştirel düşünce için nasıl bir donanım ve kazanım sağlayacağı konusunda da tam anlamıyla bütünleyici bir vizyon oluşturabilmiş değil. Ama her şeyden ötesi bunun sağlanması sadece müfredatla ilgili değil, hem ders kitapları başta olmak üzere donanımlı materyale, içeriğe hem de öğretmen kalitesine ihtiyaç var. Öğretmenlerin hem dersi hem de kendilerini rahatça ifade edebilecekleri bir donanım ve ortamda çalışmaları eğitim kalitesi açısından önemli. Son olarak değerlendirme raporlarında sıklıkla dile getirilen bir konunun da pilot uygulamalar olduğunu hatırlatayım. Eğitim gibi önemli bir konuda değişikliklerin pilot uygulamalar, kurum içi eğitimler olmadan başlamasının, oldubittiye getirilmesinin sakıncalarını, öğrenci, öğretmen ve ebeveynler olarak yıllardır yaşıyoruz malum…