Savunuculuk Haberler

Zor Zamanlarda İnsani Güvenlik…

Balkanlar ve Türkiye genelinde günlük hayatta insani güvenliği iyileştirmek ve sınır ötesi sivil bir etkileşim alanı oluşturmak için altı ortak organizasyonun girişimiyle 2013 yılında başlayan İnsani Güvenlik İçin Yurttaşlar Ağı projesi, Atina’da yapılan “Zor Zamanlarda İnsani Güvenlik: Balkanlar, Türkiye ve Avrupa Süreci” başlıklı konferansla sona erdi…

Yurttaşlık Derneği’nin Bosna Hersek, Kosova, Karadağ, Bulgaristan ve Sırbistan’dan sivil toplum kuruluşlarıyla Aralık 2013 tarihinden beri ortak yürüttüğü İnsani Güvenlik İçin Yurttaşlar Ağı projesi, Yunanistan’ın başkenti Atina’da düzenlenen üçüncü bölgesel konferansla sona erdi.

Başkent Atina’daki Panteion Üniversitesi’nde düzenlenen ‘Zor Zamanlarda İnsani Güvenlik: Balkanlar, Türkiye ve Avrupa Süreci’ başlıklı ve iki gün süren konferansa, proje ortağı ülkelerden sivil toplum kuruluşları (STK) temsilcileri ve akademisyenlerin yanı sıra Avrupa’nın farklı ülkelerinden katılımcılar da hazır bulundu.

Toplantının açılışında konuşan Panteion Üniversitesi Rektörü Ismini Kriaris, toplantıya ev sahipliği yapan siyaset bilimleri fakültesinin Yunanistan’ın bu alandaki ilklerinden olduğunu belirterek, bölgesel iş birliği ve iletişimin önemine işaret etti. Ülkeler arası hem toplumsal hem de akademik ilişkilerin sürmesini temennisinde bulunan Kriaris, “Aynı denizi ve gökyüzünü paylaşıyoruz” diye konuştu. Üniversite bünyesindeki Modern Tarih Araştırma Merkezi Direktörü Christina Koulouri ise konuşmasında Avrupa’da yükselen yabancı düşmanlığına dikkat çekti. Avrupa’nın yine az sayıda ayrıcalıklı insanın kalesi olmaya çalıştığını belirten Koulouri, bu eğilimin Avrupa Birliği’ne (AB) olan inancı azalttığını vurguladı. Aşırı sağ partilerin ilgi görmesine değinen ve yabancı düşmanlığının artığına işaret eden Koulouri bunun tüm bölge ve dünya için tehlikeli bir gidişat olduğunu da ifade etti.

Yurttaşlık Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ahmet İnsel ise konuşmasında Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana devletlerin güvenliğinin artığını ama bunun aksine bireylerin güvenliğinin azaldığını dile getirdi. Güvenliğin insan haklarının başlangıç kavramlarından olduğunu belirten İnsel, insani güvenliğin ise bunun ötesine geçmek demek olduğunu belirtti. Devletlerin güvenliğinin insanların güvenliği anlamına gelmeyeceğini nükleer enerji santrali ve sınırlar üzerinden örneklendiren Ahmet İnsel, devletlerin güvenliği için önem teşkil eden iki durumun da insanların güvenliği için sıkıntı doğurabileceğine dikkat çekti. İnsel, projenin amacının güvensizlik algılamaları arasında her hangi bir hiyerarşi oluşturmadan; sosyal, çevresel, politik ve ekonomik sınırlamalar getirmeden; insani güvenlik kavramını tüm boyutlarıyla kamusal bir tartışma konusu haline getirmek olduğu ifade etti. Projenin bu niyetle aşağıdan yürütülen bir demokratikleşme programı olarak gerçekleştirildiğini vurgulayan Ahmet İnsel; temel amacın, bireylerin yaşamlarını cehenneme çevirebilen, günlük hayatı etkileyen şiddet biçimleri üzerine karar vericileri hassaslaştırmak olduğunu da ekleyerek “İhtiyaçları karşılanan, özgürlükleri sağlanan, adil ve onurlu bir şekilde yaşanabilen ortamlarda şiddetin ve çatışmaların önüne geçilebileceğine inanıyoruz” dedi.  Konferansta; Barış, Uzlaşma ve İnsani Güvenlik için Yurttaş Ağı’nın odaklandığı işyeri, yerinden edilme ve gençlik, kamusal sisteme güven, yönetişim / hesap verebilirlik gibi spesifik konulara ek olarak konferans, göç ve bölgedeki mülteci hareketlerinin artmasıyla ilgili konular üzerinde duruldu. Oturum ve konuşmalara asıl damgasını vuran konu da mülteci meselesiyle bölgedeki ülkelerde ve Avrupa’da yükselen yabancı düşmanlığı ve ırkçı girişimler oldu. Karadağ’dan katılan İgor Miloseviç, ABD’de Trump’un seçilmesi ve AB ülkelerindeki radikal sağ ve milliyetçi cepheye kayışların özellikle Balkanlar’a olumsuz etkileri olacağını dile getirdi.

BARIŞ, UZLAŞMA VE İNSANİ GÜVENLİK İÇİN YURTTAŞ AĞI

Aralık 2013’de başlayan projede; insani güvenlik meseleleriyle ilgili ülke (Bosna Hersek, Kosova, Karadağ, Türkiye, Bulgaristan ve Sırbistan), bölge (Balkanlar ve Türkiye) ve Avrupa düzeyinde savunuculuk faaliyetleri artırıldı. Proje kapsamında bölgesel toplantılar, arama konferanslarının yanı sıra ülkelerde insani güvenliğin farklı boyutlarıyla ilgili araştırmalar yapıldı. Bu konuyla ilgili makale, rapor ve kitaplar yayınlandı. Projenin en önemli kazançlarından biri de proje ve bölgede insani güvenlik meseleleri üzerine rehber içerikler sunan faal ve kullanıcı dostu bir web sitesinin (www.cn4hs.org) kurulması oldu. Projenin omurgasını oluşturan insani güvenlik yaklaşımı, çatışmaların önlenmesi, kriz yönetimi, sivil-asker ilişkileri gibi geleneksel güvenlik alanlarını kapsarken, bir yandan da ‘güvensizliğin’ somut halleri üzerinden analizine insan hakları ve insani kalkınma perspektiflerini ve bu alanı genişletmeyi sağlamaktadır.

 İNSANİ GÜVENLİK KAVRAMININ KÖKENİ

İnsani güvenlik kavramı ilk olarak Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın 1994 tarihli İnsani Kalkınma Raporu vasıtasıyla sivil alanın radarına girdi. İnsani güvenliğin yedi bileşeninin belirtildiği raporda (ekonomik güvenlik, gıda güvenliği, sağlık güvenliği, çevre güvenliği, kişisel güvenlik, topluluk güvenliği ve siyasi güvenlik) hedef güvenlik kavramını dışsal askeri tehditlere karşı devletin güvenliğinden ibaret dar çerçeveden çıkarmaktı. Devlete endeksli bu geleneksel güvenlik anlayışına göre güvenlik ancak devletin polis ve asker gibi kurumları tarafından sağlanırdı. Soğuk Savaş sonrası dönemde yolsuzluk, etnik çatışmalar, insan ve silah ticareti, hassas bilgi sistemleri, adalete erişim gibi yeni tehditler devletin kontrolü dışında cereyan ederken, eski güvenlik kurumlarının bunlarla mücadelede verimsiz kaldığı görülüyor. Gittikçe karmaşıklaşan dünyada ulusal sınırlar artık güven ile güvensizlik arasında belirleyicilik teşkil etmiyor. Avrupa Birliği yeni üye devletlerin katılımıyla ‘sınır aşırı bir yurttaşlık’ anlayışı çerçevesinde genişlerken yeni ve karmaşık güvenlik sorunlarıyla karşılaştı. Kavram 2000’li yıllarda bu bağlamda AB’nin gündemine girdiğinde bu güvensizlik yaratan sorunları çözmede geleneksel güvenlik araçlarının yetersizliği anlaşılmaktaydı. Buna karşılık insani güvenlik ‘korkudan azade olmak’ ve ‘onurlu yaşam hakkı’ boyutlarıyla birey ve toplulukların güvenliğine referans verir, aşağıdan yukarı bir yöntem ile ‘güvenliği insanileştirir’. Böylece insani güvenlik, sınır aşırı ve sınır ötesi boyutları olan yeni güvenlik meselelerini ele almak için bir çerçeve sunmaktadır.

Yorum Yap

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

E-Bültenimize Abone Olun

E-Bültenimize Abone Olun

You have Successfully Subscribed!