Türkiye Röportaj

Giresun’un son bıçak ustalarından Haluk Yücesan: Daha fazla desteğe ihtiyacımız var

Giresun’da yaşayan 57 yaşındaki Haluk Yücesan, kendisine has ürettiği el yapımı bıçak çeşitleri ile adını dünyaya duyurmuş bıçak ustalarından biri. Ankara Etnografya Müzesi’nde dokuz adet bıçağı sergilenen Yücesan, “Bunlar bizim yöremizin geçmişini kültürünü yansıtan değerlerimiz. Gönül isterki ben bu bıçaklardan daha çok üreteyim fakat benim daha çok üretmem için biraz destek sağlanması gerekir” diyor.

Bıçakçılık mesleği ile nasıl tanıştınız?

Uzun süre İstanbul’da çalıştıktan sonra 40’lı yaşlarda Giresun’a döndüm. Giresun’un tek bıçak ustası ile karşılaştık ve artık yaşlandığını Çin malı bıçaklarla baş edemediğini söyledi. “Bu meslek benimle beraber bitiyor” dedi.  120 yıllık bir geleneğin son temsilcisi olan Ömer Usta’nın mesleği bırakması ve bu mesleğin biteceğini söylemesi beni çok duygulandırdı. Birine öğretmesini önerdim. Ancak, etrafında öğretebileceği biri yoktu. Ben de “Bana öğret o zaman” dedim. Güldü, gözlerinin içi parladı, ‘meslek ölmüyor’ der gibi derin derin baktı bana. “Yarın gel başla” dedi. Ertesi gün gittim. Bana iki yıl boyunca bıçakçılık mesleğinin tüm inceliklerini öğretti sonra vefat etti.

Sizi diğer bıçak ustalarından ayıran en önemli özellik nedir?

Ben, Türkiye’de çok nadir olan, makas bilemesini bilen ustalardan biriyim. Terzi makası, berber makası, ustura… 3000 yıllık bir geçmişi olan bıçakçılık mesleğinin 120 yıllık bölümünü bana Çavuş Ömer lakaplı Ömer Saraçoğlu aktardı. Ben de mümkün olduğunca bu mesleği geliştirmeye çalıştım. Benim bir inancım var bu tarz meslekleri, zanaatleri geliştirecek insanlar sanki seçiliyorlar. Tüm dünyada bu geçerli ülkelerin gelişimini ve ekonomilerini meslek erbapları ayakta tutacak. Bu mesleklerle üretilen malzemelerle ürünlerle ayakta kalacağız ve gelişeceğiz.

Sizin açınızdan bu mesleğin bir sırrı var mı?

Mesleğin devam edebilmesi için de yapacağın işlere mutlaka kendinden bir şey katman gerekiyor. Mesleğin geleceğe uygulanması için bu çok önemlidir. Küçük bir örnek vereyim eskiden bıçak köstere ile bilenirdi ben zımparayla biliyorum. Ben bıçaklara konik ağız açıyorum hiç körelmeden 15 sene kullanılabiliyor. Bunu ben buldum ve dünyanın hiçbir yerinde yapılamıyor. Çünkü yöntem, sistem, teknik farklı. Herkes kendi tarafına dönen çarkla bıçak biler. Ben terse dönen çarkla bıçak biliyorum.  Terse dönen çarkla bilenen bıçaklar ikonik olduğu  için ve kalından inceye gittiği için kolay körelmiyor.

Sizin bıçaklarınızı özel kılan şey nedir?

Birçok yörenin kendine has özel bıçakları vardır. Bizimde kendi yöremize ait farklı özellikte bıçaklarımız var. Örneğin pancar bıçağımız var şekil amaç olarak diğer bıçaklardan faklı. Bu bıçağı benim ustamın babası icat etti. Çeliğin ayrı bir özelliği var. Çeliğe verdiğimiz suyun yöntemi bile farklı. Bizim çeliklerimizin farkı şudur; çeliklerimizi Giresun Saydaş mevkiinin yukarısındaki Kaman Tepesi’ne gömeriz. Bu aynı zamanda bizim efsanemizdir. Bu tepede bulduğumuz düz bir alana nisan, mayıs aylarında, yağmur zamanlarında bıçaklık çeliklerimizi dikeriz. Şimşek çakıp, yağmur yağana kadar bekleriz. Şimşek çakınca çelik bunu emer ve kıpkırmızı olur. Yağmur yağınca da çelik suyunu alır. Bu çeliklere ustamın babası ‘yıldırım çeliği’ der. Sonra çeliklerimizi bıçak olarak işleriz. Bu bıçaklar hiç körelmeden 15 yıl rahatlıkla kullanılır. Bu yöntem bıçaklarımızın keskinliği ve kalitesiyle doğru orantılıdır. Çünkü çeliklerimizin doğal yoldan aldığı şimşek ve saf su bıçaklarımızı öyle bir sertleştiriyor ki, bu işin sihri bu. Bu bıçaklar kolay kolay körelmez. Doğa öyle güçlü ki bu güçten yararlanıyoruz. Bizi ayakta tutan da doğa. Yıldırım çeliğinin özelliği budur ve dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok tamamen Giresun’a özgüdür.

Bıçaklarınızın özel bir ismi ve kullanım amacı var mı?

Pancar bıçağı, Kanun bıçağı, Yılan Dili Çubuk bıçağı var, fındık sepeti yapımında kullanılır aynı zamanda eskiden eşkıyalardan korunmak için silah olarak da kullanırdı. ‘Giresun Saldırması’ var ‘koltuk altı bıçağı’ olarak da tabir edilir. Savaşlarda düşmana saldırmak ve kendini korumak amacıyla kullanılan bir bıçaktır. Kobra Başlı Çuvaldız bıçağı var. Benden başka kimse bu bıçağı bilmiyor. Bende ustamdan öğrendim. Gerçekten kobranın kafasını andıran aynı zamanda arkaya doğru sivrilen, çuvala girdiği yeri asla zedelemeyen, çıkarken de ipin geçtiği yerden geçebilen bir bıçak. Bunun parmak kalınlığında boru şeklinde bir kını var ve bele takılır. Fındık çuvallandıktan sonra hamal başının çuval dikmesi mühür sayılırmış, ustam bana öyle anlattı. Bu bıçakla dikilip ağzı kapatılan çuvalda ilerde bir sorun olursa bundan hamal başı sorumlu tutulurmuş. Kobra Başlı Çuvaldız bıçağı silah olarak güvenlik amaçlı da kullanılmış. Kanun Bıçağı ise sivri uçlu bıçakların taşınmasının yasaklanması sonucunda bıçağın ucunu oval olarak yaptığımız bıçaktır. Düşünün biz bıçaksız yapamıyoruz. Bir çeşit ihtiyaç. Bunlar bizim yöremizin geçmişini kültürünü yansıtan değerlerimiz. Gönül isterki ben bu bıçaklardan daha çok üreteyim fakat benim daha çok üretmem için biraz destek sağlanması gerekir.

Son olarak vermek istediğiniz mesaj nedir?

İnsanlar geleneklerine, göreneklerine sahip çıksınlar. Zanaatleri bitmiş bir ülke zaten kültürel ve ekonomik olarak yok olmak üzeredir. Gençler de aç kalmak istemiyorsa mutlaka kendilerini bir mesleğe yönlendirmeli ve üretmeliler.

Yorum Yap

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

E-Bültenimize Abone Olun

E-Bültenimize Abone Olun

You have Successfully Subscribed!