Canlı Hayvan Ticareti Yasaklanmalı

DSC08360-1280x850.jpg
Hayvan hakları aktivistleri şarbon kriziyle gündeme gelen canlı hayvan ticareti ile ilgili açıklamalarda bulunarak canlı hayvan ticaretinin yasaklanmasını istedi.

Şarbon ucuz et politikasının bir sonucu

Hayvan Hakları Topluluğu ve Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) canlı hayvan ticareti ve şarbon hastalığı konusunda 10 Eylül’de basın toplantısı düzenledi. İnsan Hakları Derneği İstanbul şubesinde yapılan toplantıya gazeteci yazar Zülâl Kalkandelen, veteriner Burak Özgüner ve uzman doktor Oğuzcan Kınıkoğlu katıldı. Hayvan hakları savunucuları canlı hayvan ticaretinin bir sonucu olarak gördükleri şarbon krizini hayvan hakları yönüyle inceleyerek, Türkiye’nin ‘ucuz et’ politikasının hayvanlara işkence, insanlara hastalık ve çevreye felaket olarak döndüğüne dikkat çekti.

Talebimiz hayvanların özgür bırakılması

Şarbon kriziyle ve hayvanların kötü koşullarda taşınmasıyla gündeme gelen Brezilya menşeili NADA gemisinde 25 bin 175 sığır bulunuyor. 2011 senesinden beri canlı hayvan ticaretinin yasaklanması için bir dizi girişimde bulunduklarını söyleyen Özgüner, “Hayvanların üst üste bindirilerek, dışkı ve idrarları içinde günlerce yolculuk yaptırılması normal bir şey değil. Okyanus ötesinden ya da örneğin Kars’tan bile İstanbul’a bile böyle bir sevkiyatın yapılması hayvan sağlığı açısından çok ciddi riskler taşıyor. Yurt dışından sürekli sevkler var. 2018 yılı sonuna kadar 975 bin canlı hayvan Türkiye’ye zorla, işkence altında taşınacak. Bu kadar hayvanın Türkiye’ye taşınması, hayvanların canlı değil de sanki bir moloz muamelesi yapılması çok sıkıntılı bir durum.” diyerek bunu normalleştirmediklerini vurguladı. Gazeteci-yazar Kalkandelen ise , “Biz canlı hayvan ticaretine karşı mücadele ederken hiçbir şekilde bu hayvanlar daha iyi bir şekilde gelsin demiyoruz. Çünkü biz hayvan ticaretine, sömürüsüne tümüyle karşıyız.” diyerek hayvanların yaşam hakkının tanınması ve özgür bırakılmasını istedi.

Özgüner: Şarbon ucuz et politikasının sonucu

Hayvan hakları savunucuları canlı hayvan ticaretinin 2011’de ithal etteki verginin sıfırlanmasıyla farklı bir boyuta ulaştığına dikkat çekti. Kamu otoritelerini yıllardır uyardıklarını ancak uyarılarının dikkate alınmadığını ifade eden veteriner sağlıkçı Özgüner “Dikkate alınmadığı için de bugün şarbon vakalarıyla karşı karşıyayız. Maalesef hükümet bunun birincil dereden sorumlusu, çünkü bir ucuz et politikası söz konusu.” dedi.

Canlı hayvan ticaretinin topluma yansıması ağır olur

Sivrisineklerden bile bulaşabilir

Hayvan hakları savunucuları dünyanın farklı ülkelerinden hayvan ithal edilmesinin sonuçlarını tartıştı. HAKİM koordinatörü Özgüner “Bu kadar hayvanın Türkiye’ye taşınması, hayvanların canlı değil de sanki bir moloz muamelesi yapılması çok sıkıntılı bir durum. Toplumu da etik olarak bambaşka bir yere taşıyor ve bunun çok büyük sıkıntılarını yaşıyoruz ve yaşayacağız. Şarbon aslında bunun topluma bir yansıması. Sivrisinekle de doğrudan hepimize bulaşabilecek bir hastalık.Kamu sağlığına çok ciddi tehditler, tehlikeler var.” şeklinde konuştu. Özgüner, “Zoonoz hastalıklar stres faktörü ortaya çıktığında bu hayvanlar hastalanabiliyorlar. Çünkü hayvanlar tıkış tıkış, istiflenmiş bir şekilde Türkiye’ye taşınıyor. Bağışıklık sistemleri son derece düşüyor ve birçok yönden başta hayvan sağlığı olmak üzere tehdit oluşturuyorlar. Bu yanlıştan bir önce dönülmesi gerekiyor. Başta hayvanların haklarını ihlal ettiği için, ikinci derecede kamu sağlığını tehdit ettiği için bunun bitmesi yasaklanması gerekiyor.” diyerek yaşam hakkının her şeyden önemli bir mevzu olduğunun altını çizdi.

Hayvan ticareti 21. yüzyılın köle ticaretidir

Şarbon hastalığı ile ilgili görüş ve açıklamaların tamamında, okyanus ötesinden gerçekleştirilen hayvan ticaretine “normal” bir uygulama gibi yaklaşılmasını ve “ölüm yolculuğu” sırasında yaşanan hayvan hakları ihlallerinin görmezden gelinmesini eleştiren hayvan hakları savunucuları canlı hayvan ticaretini 21. yüzyılın köle ticareti olarak tanımladı. Aktivistler “Türkiye’nin de taraf olduğu Hayvanların Uluslararası Nakliyat Sırasında Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’ne aykırı olan bu ticaret, 21. Yüzyılda hayvan köleliğini devam ettirip, insan sağlığını hiçe saymakta ve ekolojik felaketlere yol açmaktadır.” dedi. Kalkandelen ise “Ben bir hayvan özgürlüğü aktivistiyim. Benim açıdan konunun en önemli kısmı hayvanlara yapılan eziyet. Şarbon vakaları olduğu için elbette halk sağlığı önemli bir konu. Ama o hayvanlara yapılan eziyet halkı harekete geçiremedi. Bizim o hayvanlara bunu yaşatmaya hakkımız yok. Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmeye de zaten aykırı. Ama diyelim ki sözleşmeye uygun bir ticaret yapıldı, yani hayvanlar dışkıya idrara bulaşmadan getirildi. Bu köle ticaretini desteklemek istiyor musunuz? Bunu sormamız lazım. Bu 21. Yüzyılın köle ticaretidir. Okyanus ötesinden haftalarca süren uzun bir yolculukla öldürmek için getiriliyor bu hayvanlar.” diyerek tepkisini dile getirdi.

Hayvan ve hayvan ürünlerini tüketmemiz şart değil

Ne yiyip ne içeceğimize medya karar veriyor

Şarbon hastalığının türleri hakkında bilgi veren uzman doktor Oğuzcan Kınıkoğlu ise günümüzde insanların yeme-içme alışkanlıklarına medyanın yön verdiğine dikkat çekti. Kınıkoğlu “Bugün ne yiyip ne içeceğimize karar veren medyadır. Dünya Sağlık Örgütü et tüketiminin kanser riskini artırdığını söylerken, hemen ertesi gün bizim et tüketicileri et kesinlikle kanser riskini artırmaz diye açıklama yapıyor. “ dedi.  İnsan biyolojisinin otçul bir bünyeye sahip olduğunu söyleyen Kınıkoğlu, “Bizim hayvan ve hayvan ürünlerini tüketmemiz şart değil. Hayvansal ürünleri tüketmeyerek, et, süt, yumurta, peynir tüketmeyerek de sağlıklı olabiliriz.” dedi.

Şarbon vakalarına en çok Türkiye’de rastlanıyor

Veteriner sağlıkçı Özgüner, “Batı dünyasında son 20-30 yılda hayvanlardan bulaşan şarbon sayısı azalmış olduğu söyleniyor ancak resmi verilere göre Baltık ve Akdeniz ülkelerinden en fazla Türkiye’de şarbon vakalarına rastlanıyor.” dedi. Özgüner, “Tarım ve Orman Bakanlığı’nın bakan ve il müdürlerinin risk olmadığı ve şarbonun kontrol altına alındığına dair açıklamaları var. Böyle bir şeyden net olarak bahsedemeyiz çünkü hastaneye intikal eden insanlar var bu konuda. Şarbonun etkinliğine baktığımızda bakterinin asla yok edilemeyeceğini söyleyebiliriz çünkü sporla çoğalan bir bakteri bu. “ diyerek tehlikenin devam ettiğine işaret etti. Özgüner ayrıca  HAKİM olarak 2017 yılına dair ulaştıkları zoonoz hastalık sayılarını açıkladı: Şarbon114, sığır bruzellosu 778, kuduz 422, şap 315, koyun keçi çiçeği 166, koyun keçi bruzellosu 128, PPR 100.

“Kırmız et yemem olur biter” demek yeterli değil: Balıklar da tehdit altında, süt ve süt ürünleri de risk taşıyor

Şarbon hastalığı insan sağlığı ve çevre sağlığı açısından da büyük tehdit oluşturuyor. Kırmızı et yememek şarbon hastalığını önlemek için yeterli değil. Gazeteci Kalkandelen, “O gemilerdeki hayvanların bir kısmının denize salındığını biliyoruz. Gemilerde birtakım düzenekler kurulmuş, hastalanan hayvanları rendeleyip denize salıyorlar. O mikrobun balıklara da bulaşması muhtemel. Zaten onlardan yapılan süt ve benzeri ürünlere geçmiş olma olasılığı var.  Dolayısıyla kırmızı et yemem olur biter gibi bir durum söz konusu değil. Çok ciddi bir konu.” diyerek bu duruma işaret etti. Uzman doktor Kınıkoğlu ise bu hayvanlardaki hastalığın su ve toprak yoluyla da taşınabileceğini belirterek hayvan ticareti ve hayvansal hastalıkların insan ve çevre sağlığını tehdit ettiğini ifade etti.

Milletin vekilleri bile limana giremedi

Gelen hayvanlar denetlenmiyor

Canlı hayvan ticaretinde veteriner kontrolü durduruldu

Canlı hayvan ticareti konusunda denetim sıkıntısı yaşanıyor. Hayvan hakları savunucuları hukuki, siyasi ve tıbbi açıdan hiçbir denetim yapılmadığını belirtiyor. Geçtiğimiz haftalarda Mersin Veterinerler Odası’nın yaptığı açıklamaya değinen Kalkandelen son 6 ayda Tarım ve Orman Bakanlığı’nın canlı hayvan ticaretinde veteriner kontrolünü durdurduğunu belirtti. Kapıkule’de ağustos ayı başında yaşanan bir olaya değinen Kalkandelen, kontrollerin önemine dikkat çekti. Buna göre Kapıkule’de Çek Cumhuriyeti’nden ithal edilen 56 damızlık hayvanın kulaklarındaki küpelerden Fransa menşeili olduğu son anda fark edildi. Çek Cumhuriyeti’nde mavi dil hastalığı görülmediği için bu aşıya gerek duyulmuyor ama Fransa’da bunun yapılması gerekiyor. Mavi dil hastalığı riski taşıdığı için hayvanlar 10 gün boyunca sıcakta, kamyonlarda aç bekletildi. Et ve Süt Kurumu da “Biz alalım, en yakın mezbahada keseriz, sonra bakarız hastalık olduğuna.” dedi.

Burak Özgüner ise Nada gemisi Mersin Limanı’na geldiği zaman yaşadıklarını aktardı: “Biz Mersin’de hiçbir şekilde limana alınmadık, yaklaşamadık bile. Müthiş bir dezenfektan kokusu vardı kokuyu gidermek için. Eğer canlı hayvan ticareti, ihaleler ve hükümetin girişimleri bu kadar meşruysa bunun şeffaf olması gerekiyor. Bu kadar meşruysa görelim. En azından et yiyenler görme hakkına sahip olmalı. Brezilya’da bağımsız teknik bir heyet girebildi. Ancak gemilere hiçbir şekilde sokulmuyoruz.  Bizi geçtim milletin vekilleri bile giremedi. Bu aslında çok ciddi bir durum. Hukuk devletinin ve sivil denetim gibi bir mekanizmaların olmadığını gösteriyor.” dedi.

Yürürlükte iki tane sözleşme var, ikisine de uyulmuyor

Canlı hayvan ticareti konusunda uluslararası yasal düzenlemeler bulunuyor. Türkiye Hayvanların Uluslararası Nakliyat Sırasında  Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’ni 1974 yılında imzaladı. Vateriner Özgüner, “Türkiye uzun zamandır bunun imzacısıydı. 26. yasama döneminde yeni bir ulusal sözleşme kabul etti Türkiye. Yürürlükte iki tane uluslararası sözleşme var. Ancak ikisine de uyulmuyor.” diyerek bu duruma dikkat çekti.

Hayvan hakları dernekleri bu konuyla ilgilenmedi

Hayvan hakları savunucuları hayvan hakları derneklerinin Nada gemisinde kötü koşullarda taşınan hayvanlarla ilgili

Özgüner, “ Maalesef hayvan hakları mücadelesi veren örgütlerin birçoğu bu konuyu sahiplenmiş değil. Bir tarafta sürekli cereyan eden hayvan hakları ihlalleri var. Kediler, köpekler. Bunlara karşı ses geliyor ancak mezbahalarda, gemilerde yaşatılan zulüme sessiz kalınıyor.” dedi. Kalkandelen ise 7 ay önce Nada gemisi Mersin’e geldiğinde hayvan hakları derneklerinin sessiz kalmasını eleştirdi. Kalkandelen, “Hayvan hakları dernekleri dava açmadı. Yapmadıkları için de bugün sorumluluk hanesinde onlar da var. Hayvan hakları derneklerinin bunu mahkeme salonlarına taşımasını, insan sağlığı açısından da Türk Tabipler Birliği’nin harekete geçmesi için çağrıda bulunuyorum.” şeklinde konuştu.

Avustralya’da yasaklandı

Hayvan hakları savunucularına göre canlı hayvan ticaretine karşı uluslararası bir mücadele yürütülmesi gerekiyor. Dünyanın farklı yerlerinde canlı hayvan ticaretine karşı yürütülen mücadele ile ilgi bilgi veren gazeteci-yazar Kalkandelen, “Avustralya senatosunda canlı hayvan ticaretinin yasaklanması ile ilgili karar kabul edildi. Temsilciler Meclisi’nde onaylanması bekleniyor.” diyerek her ülkenin bunu yapması gerektiğini dile getirdi.

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

[et_bloom_inline optin_id=”optin_1″]


Send this to a friend