<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Rize arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/rize/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/rize/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Apr 2020 12:38:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Rize arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/rize/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Hemşehri Dernekleri Temel Haklara Erişim Tecrübesine Sahip”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/30/hemsehri-dernekleri-temel-haklara-erisim-tecrubesine-sahip/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jul 2019 08:15:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[YADA]]></category>
		<category><![CDATA[hemşehri dernekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[Rize]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşama Dair Vakıf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41075</guid>

					<description><![CDATA[<p>"Hemşehri Deyip Geçme" dosyamızın son röportajında hemşehri dernekleri ve sivil toplumun diğer aktörleri arasındaki ilişkiyi değerlendiren YADA Vakfı Kurucusu Mehmet Ali Çalışkan, "Hemşehri dernekleri temel haklara erişim tecrübesine sahip" diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/30/hemsehri-dernekleri-temel-haklara-erisim-tecrubesine-sahip/">“Hemşehri Dernekleri Temel Haklara Erişim Tecrübesine Sahip”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Hemşehri derneklerinin bir araya gelme motivasyonunu nedir sizce?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hemşehri derneklerinin ortaya çıkışı 60-70 yıllık bir geçmişe dayanıyor. Dernek formu olarak, statü olarak ortaya çıkmaları daha yakın zamana dayanıyor fakat bir sivil toplum kuruluşu olarak hemşehri derneklerine baktığımızda, Türkiye&#8217;deki iç göçün sonucu şehirlere göçmüş kırsal nüfusun şehre tutunma ihtiyacını karşılamak için yurttaş girişimi olarak ortaya çıkıyorlar. Tüzel kişilik olan dernekler değil ama aynı mahallenin etrafında toplanmış; aynı köyden, aynı şehirden gelmiş olan göçmenlerin geldikleri yerde hayata tutunabilmeleri için bir dayanışma ihtiyacı oluyor ve bu sayede ortaya çıkıyorlar. Benim hemşehri derneklerine ilişkin aslında çok sembolik olarak gördüğüm ortaya çıkış hikayelerinden bir tanesi, bir grup göçmenin mahallesinde hemşehrilerinden biri hayatını kaybettiğinde onun cenazesini köye götürmek için arabaya, paraya, topluluğu köye taşıyacak kaynağa ihtiyaç duymaları. Yani önce cenazesini köye götürmek için bir ihtiyaç duydular. Aslında bu çok önemli bir dayanışma halinde ortaya çıkar. Dernek olmuyorlar ama aralarında para toplayıp araba tutuyorlar. Bu sayede hem cenazelerini hem de hemşehrilerini köye götürebiliyorlar ve cenazelerini orada defnediyorlar. Dolayısıyla hemşehri derneklerinin bir dernek formu olarak ortaya çıkmadan önce, bir grup yurttaşın ortak meselelerini çözmek için geliştirdikleri bir dayanışma formu olarak görüyoruz. </span></p>
<p><b>Hemşehri derneklerinin sivil toplum sektörü içinde ikinci sınıf olarak görüldüğüne dair bir tespit var. &#8216;Lokallerde pişpirik oynamaktan öteye geçemediklerine&#8217; dair bir kanı var. Bu algının sebebi nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-2223" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2016/02/Turkiyede-oyun-oynayan-yetiskin-olmadigi-icin-oyun-oynayan-cocuk-yok.-Mehmet-Ali-Caliskan-Aktif-Yasa-e1455662344608.jpg" alt="" width="276" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/02/Turkiyede-oyun-oynayan-yetiskin-olmadigi-icin-oyun-oynayan-cocuk-yok.-Mehmet-Ali-Caliskan-Aktif-Yasa-e1455662344608.jpg 491w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/02/Turkiyede-oyun-oynayan-yetiskin-olmadigi-icin-oyun-oynayan-cocuk-yok.-Mehmet-Ali-Caliskan-Aktif-Yasa-e1455662344608-320x417.jpg 320w" sizes="(max-width: 276px) 100vw, 276px" />Bunun sebebi Türkiye sivil toplum dünyasının kendi iç yapılanmasındaki bir takım dinamikler olabilir. Daha kentli arka plana sahip olan yurttaşların oluşturdukları yapılar, bu derneklerle karşılaştırıldığında görece seçkinci bir performans ortaya koyuyor. Mesela onlar daha hobi odaklı, hizmet odaklı ya da savunuculuk odaklı kuruluşlar kuruyorlar. Yani kendilerinin mağdur olmadıkları meseleler hakkında mağdurların hakkını savunmak üzere bir yapı kuruyorlar. Bu da ortak bir bilgi birikimine ihtiyaç duyuyor. Bir tür kentli ortak sosyallik ya da mağduriyet tarifine dayanıyor. Dolayısıyla ya hayırsever bir yaklaşım ya da belli bir kültürel arka plandan gelen kuruluşlar ortaya çıkıyor (hobi gibi). Daha çok da bir bilgi birikimine ve yurttaşlık kültürüne dayanan, bilginin üzerine inşa edilmiş bir entelektüel form ortaya çıkıyor. Şimdi bu formları üretenler, kendilerine benzemeyen; hem sınıfsal olarak kendilerinin temsil ettiği orta-orta üst sınıfın kültürel kodlarına uymayan hem de kültürel olarak kentlilikle arasında mesafe gördükleri kuruluşlara bir küçümsemeyle bakabiliyorlar. Eğer Türkiye sivil toplum dünyasının içerisinde bir ikinci sınıflaştırma söz konusuysa, bunu yapanların kendilerini birinci sınıf olarak görmesiyle ilgili. Bu sadece hemşehri topluluklarına yönelik bir küçümseme değil aslında. Mesela hangi konuyla ilgileniyor olursa olsun -çevre, insan hakları, kent hakkı vs.- bu seküler kuruluşlar da daha inanç eksenli örgütlenmiş olanları da aynı şekilde sivil toplum dışı olarak görebiliyor.. Ya da savunuculuk odaklı, hak eksenli olarak kendisini tarif eden kuruluşlar kendilerine benzemeyen kuruluşları &#8220;hizmet eksenli&#8221; ya da &#8220;hayırsever eksenli&#8221; kuruluşlar olarak görüyorlar. Oraya yönelik bir talileştirici bakış ortaya koyabiliyorlar. Sivil toplum kuruluşları arasında bir değer hiyerarşisi üretiyorlar. İlgilendikleri konunun sofistike, rafine ve kentli bir konu olduğunu düşünüyor ve buna uygun olmayanları; yani kentli bulmadıkları, rafine bulmadıkları, bir uzmanlık kategorisinin dışında buldukları, daha kültürel, daha inanç odaklı buldukları ya da daha kırsal buldukları şeylere dair bir değer hiyerarşisi yarattıklarını ve bu değer hiyerarşisi içerisinde kendilerini yukarıda yerleştirdiklerini düşünüyorum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yani hemşehri dernekleri kendilerinin ikinci sınıf görmezler ama kendilerini birinci sınıf bulanlar onları ikinci sınıf olarak konumlandırır. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Hemşehri derneklerinin de hak eksenli kuruluşlar kadar hakla ilgili kuruluşlar olduklarını düşünüyorum. Çünkü mesela cenazeyi köyüne götürme girişimi aslında hak bağlamında değerlendirilmeli. Ya da kendi köyünden hemşehrisi şehre göçtükten sonra onun gecekondusunu onunla birlikte yapmak için inşaat çalışmasına destek verme girişimi, barınma hakkıyla ilgili bir girişim. </span></p></blockquote>
<p><b>Dosya için görüşlerini bildiren Ulaş Bayraktar da buna yakın tespitlerde bulunmuştu. Sivil toplumun, hemşehri derneklerinin nasıl bir potansiyele sahip olduklarının farkında olmadığını ifade etti. Bu potansiyeli nasıl değerlendiriyor sunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye sivil toplum dünyasında özellikle ayrımı şu şekilde yapma eğilimi çok güçlü; hak eksenli olanlar, hizmet eksenli olanlar ve hayır eksenli olanlar diye ayrım yapma davranışı. Bunu böyle ayırdığımızda hizmet eksenli ya da hayır eksenli olanların hakla bir bağı olmadığını varsaymış oluyoruz. Bu tasnifin kendisini problemli buluyorum. Çünkü Türkiye&#8217;nin sivil toplum yapısına ve tasnifine uygun bulmuyorum. Hemşehri derneklerinin de hak eksenli kuruluşlar kadar hakla ilgili kuruluşlar olduklarını düşünüyorum. Çünkü mesela cenazeyi köyüne götürme girişimi aslında hak bağlamında değerlendirilmeli. Ya da kendi köyünden hemşehrisi şehre göçtükten sonra onun gecekondusunu onunla birlikte yapmak için inşaat çalışmasına destek verme girişimi, barınma hakkıyla ilgili bir girişim. Ya da birlikte enformel, kayıt dışı işler yapıp hayatını geçindirmeye çalışan yoksul bir hemşehri mahallesinin yaptığı şey bir istihdam hakkı girişimi. Zamanla bu derneklerin şehre tutunmasıyla, refahtan daha fazla pay aldıkça, göçtükleri yerdeki çocukların, gençlerin eğitime daha fazla katılması için dayanışma geliştirmeye başlıyorlar. Bu eğitim hakkıyla ilgili bir girişim. Dolayısıyla hak eksenli, hizmet eksenli ayrımı yaptığınızda bunun hakla ilgisini görmüyorsunuz. Bunu bir sosyal dayanışma ya da hizmet gibi görebiliyorsunuz. Bu ayrımın kendisi çok problemli olduğu için biz hemşehri derneklerinin hakla kurdukları bağdaki potansiyeli göremez hale geliyoruz. Fakat ayrımı hak eksenli-hizmet eksenli diye yapmaktan çıkarıp konu eksenli ayrım yapmaya başlarsak, mesela barınma hakkıyla, eğitim hakkıyla, inanç haklarıyla ilgili meseleler olarak görmeye başlarsak hemşehri derneklerinin çok önemli bir potansiyel ortaya koyduklarını görüyoruz. Kürt şehirlerinden gelen hemşehrilerin kurdukları derneklerde Kürtçe konuşulur. Suriyelilerin bugün Türkiye&#8217;de kurduğu derneklerde Arapça konuşulur ya da Kafkas derneklerinde Kafkas dilini koruma etkinlikleri yapılır ve sonraki nesle de aktarılır bu diller aynı zamanda. Bu ana dil hakkıyla çok ilgili bir faaliyet aslında. Dolayısıyla bu ayrımın kendisi onların esas potansiyellerinin ortaya çıkmasını engelliyor ve kendini hak eksenli olarak tarif edenlerin kendilerini izole etmelerini de aşamıyor. Bu yüzden asıl potansiyelin, onların haklarla olan bağının görünürleştirilmesiyle ortaya çıkacağını düşünüyorum.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Hemşehri kuruluşlarının, açıkça haklarla çok doğrudan bir bağı var. Bir katkısı var bu alana, bir tecrübe katkısı var. Örneğin bütün haklar devletle müzakere edilerek elde edilemeyebiliyor, onu uygulayarak elde edilebiliyor. Hemşehri dernekleri bize barınma, istihdam, eğitim gibi hakların müzakereci, savunucu odaklı; görece daha orta üst sınıflara ait, batılı yurttaşlık kültürünün içerisindeki bir tarzdan farklı olarak tecrübeyle, bu tür uygulamalarla elde edilebileceğini gösteriyor. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir potansiyel daha gördüğümü söylemek istiyorum. Hemşehri kuruluşları şehirdeki refahtan daha fazla pay almaya başladıkça, kendilerinden başka hemşehri gruplarıyla da temas etmeye başlıyorlar. Dolayısıyla bu, bir arada hayatı mümkün kılacak olan diyalog kanallarının oluşma imkanını da sağlıyor. Yani Türkiye&#8217;nin göç hakikatine baktığımızda gördüğümüz önemli bir dinamik var. O da, Türkiye göçünü şehirlerden topluca yapan bir ülke. Yani Sivas&#8217;tan, Kars&#8217;tan, Tokat&#8217;tan, Rize&#8217;den topluca göçüyor insanlar. Burada küçük topluluklar oluşturuyorlar. Küçük Sivas, Küçük Kars, Küçük Tokat&#8230; Fakat yeni kuşaklar için böyle değil. Başlangıçta birbirinden uzak, kendi izole hayatlarını kuran ve bu küçük, izole topluluklarının içerisindeki dayanışma ağlarıyla haklara erişmeye çalışan topluluklar iken, yeni kuşakların yeni formlar yaratmalarıyla beraber, diğerleriyle temas ettikleri, köprüler kurdukları, diyalog kurdukları bir araca dönüşüyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birinci büyük potansiyelin hakla kurdukları bağda olduğunu inanıyorum. İkincinin ise şehirlerdeki farklılıkların birbiriyle diyaloglarını kurabilme kanalları oluşturduklarını ve birlikte bir hayatın nasıl inşa edileceğine ortak tecrübeyle karar verme verme potansiyeli olduğunu düşünüyorum.</span></p>
<p><b>Yaptığım görüşmelerde, özellikle KAFFED&#8217;le yaptığım görüşmede, şunu gördüm ki; gençlerin hemşehri derneklerine ilgisi çok az. Ya burs almaya gidiyorlar ya çocukken babalarıyla bir kez gitmişlerdir. KafDer gibi dil ve folklor kurslarının olduğu bir kuruluş yine gençlerin ilgisini daha çok çekiyordur ama daha küçük çaplı dernekler, gençlerin gözünde babalarının sosyalleşme alanından ibaret. Bu durum hemşehri derneklerinin eleştirilmesi gereken bir yönü mü sizce?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu bence hemşehri derneklerinin sorunu değil, bu Türkiye sivil toplum dünyasındaki dernek formunun bir sorunu. Yani dernek ya da vakıf statüsü şeklinde örgütlenen, devletten bir statü talep eden, onun formal prosedürünü izleyerek kurumsallaşan bütün yapıların sorunu bu. Türkiye&#8217;deki genç kuşaklar çevre odaklı derneklere de aktif bir şekilde katılmıyor. Ya da hak eksenli kuruluşlara da aktif katılmıyor. Yani Türkiye&#8217;nin insan hakları camiası genç kuşaklardan yeterince insan kaynağı elde edebiliyor mu ki hemşehri dernekleri buradan yeterince insan kaynağı elde edemiyor diye bunu onların sorunu olarak görelim? Bence buradaki konu esas olarak, Türkiye sivil toplum dünyasının vakıf, dernek, kooperatif vesaire gibi formlarının; bir statü ile kurulmuş formlarının artık eskimiş olduğunu ve yeni kuşakların bu formlarla ilişki kurmak istemediğini gösteriyor. Esas üzerine düşünülmesi gereken şey de bu. O zaman soruyu şöyle sormalıyız, hemşehri derneklerinin fonksiyonlarını yerine getirmek için kullandıkları bu araçlar, genç kuşaklar tarafından itibar görmüyor ve buraya katılım ortaya koymuyorlarsa o zaman bu gençler o performansı nerede ve nasıl icra ediyorlar? Bu, bir yurttaşlık tavrının olmadığı anlamına gelmez. Gözlemlerimden yola çıkarak söylüyorum, Türkiye&#8217;nin çevre meseleleri çevre kuruluşlarının dışında gençler tarafından da tartışılıyor, konuşuluyor. Fakat o formlarda değil. Bu kent hakları, hayvan hakları gibi meseleler için de geçerli. Gençler bu konuşlarda yeni formlar ortaya koyuyorlar. Yani kurumsal yapılar artık statüsüzleşerek sivil toplumun kendini yeniden ortaya koymasını sağlıyor. Kurumlar statüsüzleşiyor, genç kuşaklar statüsüz sivil toplum girişimleri kuruyorlar. Mesela internette bir Facebook grubu kuruyorlar. O Facebook grubu içerisinde kendi kültürlerini de konuşuyorlar, kendi dilleriyle alışverişte bulunuyorlar ya da kent hakları konusunda gidip bir dernek kurmuyor ama bisiklet topluluğu olarak hayata bir performans geçiyor. Onunla birlikte &#8216;farkındalık sürüşleri&#8217; diye sürüş yapıyor. Yani 50 tane genç Facebook&#8217;ta konuşup kararlaştırıyorlar ve mesela &#8220;Bugün Ümraniye&#8217;de bir farkındalık sürüşü yapacağız&#8221; diyorlar ve 50 tane genç bisikletleriyle Ümraniye&#8217;den, trafiğin içerisinden geçiyorlar ve yurttaşlara &#8220;bisikletin trafikte bir yeri vardır&#8221; farkındalığı kazandırmaya çalışıyorlar Dolayısıyla bence gençler katılmıyorlar demek doğru değil, gençler katılıyorlar. Neye katılıyorlar? O konuya katılıyorlar. Hemşehri dernekleri açısından düşünürsek, gençler kendi memleketlerinin lokal jargonunu öğreniyorlar. Nereden öğreniyorlar? Dernekteki yetişkinden öğrenmiyorlar ama internetten öğreniyorlar. Kendi coğrafyalarından, oradaki kültürden, geçmişlerinden haberdar olmadıklarını söyleyemeyiz. Bunlardan haberdar oluyorlar ama bilgiyi kendi araçları üzerinden elde ediyorlar. Yetişkinler gibi dernekler, buluşmalar üzerinden değil sosyal medya üzerinden yapıyor. Onun için buradaki esas konu, hemşehri derneklerinin gençlerini kapsayıp kapsayamadığı değil. Gençlerin hemşehri derneklerinin mevcut formu yerine ne koyduğuyla ilgili. </span></p>
<p><b>İkinci potansiyeli ele alalım. Hemşehri derneklerinin bulundukları şehirlerde iletişim köprüleri kurabilme potansiyelinden bahsediyorsunuz. Bana göre bunu ikinci nesil üstlenmeli, çünkü onların sırası geldi. Fakat diğer yandan ikinci nesil de hemşehri derneklerinin yöntemleri yerine daha yeni yöntemlere yönelmiş durumda. Bunların yanı sıra, az önce kendilerini birinci sınıf olarak addettiklerini söylediğin sivil toplum sektörüyse sosyal medyayı kullanma konusunda daha başarılı. Buradan şöyle bir çözüme varamaz mıyız? Sivil toplum sektörü bir şekilde hemşehri dernekleriyle irtibata geçmeli ayrıca gençlerle birinci nesil arasındaki iletişimi sağlamalı. Bu şekilde şehir içi diyalogun gerçekleşmesi mümkün diyebilir miyiz?</b></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Fonlara, insan kaynağına, mekansal kaynağa ulaşan ve kendini hak eksenli olarak tanıtan kuruluşların bence Türkiye&#8217;deki temel açmazlarından bir tanesi bu. Kendilerini değer hiyerarşisinin tepesinde konumlandırdıkları için kendilerinin dışında olan her sivil toplum yapısıyla ilişkisini de o hiyerarşiyle kuruyor, tepeden bir dille, üstten bir akıl olarak, bilen olarak bilmeyene öğretmeye çalışan akıl olarak&#8230; Bizim buradaki ilişkideki bu birinci, ikinci sınıf tutumunu ortadan kaldırmaya ihtiyacımız var. Aradaki ilişkiyi daha eşitlikçi kılmaya ve birbirinden öğrenen bir ilişki haline getirmeye, ortak bir tecrübe arayışına ihtiyacımız var. </span></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8220;Sivil toplum hemşehri dernekleriyle irtibata geçmeli&#8221; cümlesine bir itirazım var. Çünkü, sanki sivil toplum içerisinde gerçekten birinci sınıf diye bir şey varmış da hemşehri dernekleri de ondan ayrı bir sivil toplum olmayan bir şeymiş gibi konuşuyoruz.</span></p>
<p><b>Fakat diğer yandan, eleştirsek de kabullensek de kendini ayrı bir yere konumlandırmış durumda. Fonları onlar alıyor, sosyal medyayı onlar kullanıyor&#8230;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tam da buna değinmek istiyorum. Böyle konumlandırdığımızda birinci grubun ikincisine öğretecek bir şeyi varmış gibi yorumlamış oluyoruz. Yani bilgi orada, kaynaklar orada, paraya onlar erişiyor, vasıflı insan kaynağına onlar erişiyor. Dolayısıyla bütün kaynaklar orada konsantre oluyormuş gibi düşünüyoruz. Böyle düşününce de onların ötekilere öğretecek bir şeyi varmış gibi kuruyoruz. Şimdi ilişkiyi böyle tahayyül ettiğimizde, çok tahakkümcü ve hiyerarşik bir ilişki olur. Oysa benim argümanım şu; bu &#8220;birinci sınıf&#8221; kategorisinin, hemşehri dernekleri gibi yapılarla ilişkisinde öğreteceklerinden daha çok öğrenecekleri şeyler var. Çünkü tecrübe orada, temel haklara erişim tecrübesi de orada. Biz oradaki lokal tecrübeyi değersizleştirdiğimiz için, burada ürettiğimiz bilgiyi hakiki bilgi olarak konumlandırdığımız için onlara haklara nasıl erişeceklerini anlatmaya gidiyoruz. Fonlara, insan kaynağına, mekansal kaynağa ulaşan ve kendini hak eksenli olarak tanıtan kuruluşların bence Türkiye&#8217;deki temel açmazlarından bir tanesi bu. Kendilerini değer hiyerarşisinin tepesinde konumlandırdıkları için kendilerinin dışında olan her sivil toplum yapısıyla ilişkisini de o hiyerarşiyle kuruyor, tepeden bir dille, üstten bir akıl olarak, bilen olarak bilmeyene öğretmeye çalışan akıl olarak&#8230; Bizim buradaki ilişkideki bu birinci, ikinci sınıf tutumunu ortadan kaldırmaya ihtiyacımız var. Aradaki ilişkiyi daha eşitlikçi kılmaya ve birbirinden öğrenen bir ilişki haline getirmeye, ortak bir tecrübe arayışına ihtiyacımız var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eski kuşakla yeni kuşak arasında da benzer bir ilişki görüyoruz. Eski kuşak kendini şöyle konumlandırıyor; diyelim hemşehri derneklerindeki yönetici &#8220;Gençler artık çok yozlaştı, buraya hiç gelmiyorlar. Kendi kültürlerini merak etmiyorlar&#8221; diyebiliyor. Aynı o hak eksenli kuruluşun hemşehri derneğiyle kurduğu ilişkiye benziyor ve o yetişkin, gence bir şey öğretmek istiyor. Buradaki varsayım da şöyle, &#8220;Gençler buna ilgi göstermiyor.&#8221; Bu varsayımın da doğru olmadığını düşünüyorum. Sorunun şöyle olması gerekiyor; &#8220;Gençler bu tutumlarını nasıl gerçekleştiriyorlar? Yani kendi kültürleriyle bağlarını hangi araçlarla kuruyorlar? Hangi yaratıcı, yenilikçi yöntemleri kullanıyorlar?&#8221; Eski kuşak yeni kuşağa böyle yaklaşsa, yeni kuşaktan öğrenecek şeyleri var. Yaşlının gence öğrettiği bir halden çıkıp ikisinin arasında görece daha eşitlikçi ve ortak tecrübe üretmeye dönük bir ilişki haline getirecek olsalar, gençlerinin araçlarının o derneklerde yer bulma imkanları oluşur. Dolayısıyla bu meselenin arkasındaki temel problemin katılım eksikliği değil, değer hiyerarşisinde kendilerine biçtikleri yer olduğunu düşünüyorum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İletişimi kurma rolü de gençlere düşmüyor bana kalırsa çünkü gençler için bu önemli değil. Gençler oraya gidip de hayatlarını oraya vakfetmek istemiyorlar. Gençler çevre kuruluşlarına da hayatlarını vakfetmek istemiyorlar, hemşehri kuruluşlarına da. Geçmişteki dernek kurma davranışına baktığımızda, insanların oraya kendilerini, enerjilerini, zamanlarını vakfettiklerini görüyoruz. Gençlerin katılım mekanizmalarına baktığımızdaysa artık bunu görmüyoruz. Daha esnekler. Üç beş gün çevre meseleleriyle ilgili bir şey yapıyor, ondan sonra gidiyor bir koruma projesinde çalışıyor veya başka bir şey yapıyor. Yani konudan konuya geçiyor. Nasıl dernek formu statüsüzleşiyorsa, enformelleşiyorsa, bir dernek mekanında olmaktan çıkıyor ve sosyal medyada bir mecra haline geliyorsa katılma mekanizmalarında da bir esneklik yaşıyor. Onun için bu esnekliğin inkar edilmemesi ve buna uyum sağlanması gerekiyor. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Savunuculuk odaklı kuruluşları iyi rapor yazarlar, bilgi üretirler, bir konuyu gündemleştirmeyi iyi bilirler. Ötekiler ise daha geniş topluluklara erişmeyi, onların mekanlarına ulaşmayı daha iyi biliyorlar. Bu iki yaklaşımın ve mekan kullanımının aralarında bir etkileşime ihtiyaç var. Dolayısıyla hemşehri kuruluşlarının siyasi angajmanlarını gözden geçirmeleri ve yeniden bir toplumsal kuruluş olarak faaliyet göstermeye ihtiyaçları var, sivil toplumun savunuculuk odaklı çalışanlarının ise hemşehri derneklerinin mecra, mekan kullanımlarını, geniş kitlelere erişme olanaklarını anlamaya ve onunla bir etkileşim kurmaya ihtiyacı var. </span></p></blockquote>
<p><b>Sonuç olarak bir iletişim gerekliliğinden bahsettik. Sivil Sayfalar da sivil toplum içerisinde iletişim ve haberleşme sağlamayı hedefleyen bir platform olarak geçti hayata. Bu dosya yayınlandıktan sonra, okuyacak olan insanlar &#8220;Evet burada bir potansiyel var ve bu potansiyelin değerlendirilmesi lazım. Hak temelli kuruluşların hemşehri derneklerine, hemşehri derneklerinin de gençlere ulaşmak konusunda inisiyatif alması lazım&#8221; diyecek belki. Fakat sonuçta somut bir ilk adım nasıl gerçekleşmeli?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bence burada birkaç dinamik var. Birincisi, hemşehri derneklerinin kendini gözden geçirmesi gereken bir alan var. Hemşehri dernekleri, toplumsal bir ihtiyaçla ortaya çıkmış ama günümüzde daha siyasi angajmanlara girmeye başlamış bir özellik gösteriyor. Özellikle de Türkiye&#8217;nin girdiği seçim dönemlerinde, şu geçtiğimiz 10 yılda da sık seçim gerçekleştiği için, siyasi partiler Türkiye&#8217;deki seçmenin oy verme davranışının da kolektif olduğunu varsaydığı için hemşehri derneklerini, kitlesel oyu iknada bir araç olarak görmeye başladılar. Yani Sivaslılara tek tek, birer yurttaş olarak seslenen propaganda dilinden ziyade gidip Sivaslı dernekleriyle, Erzurumlu dernekleriyle, Ordulu, Trabzonlu dernekleriyle bütün o memleketlilerin oyunu almaya çalışan bir araç olarak görmeye başladılar. Siyasetçiler için bu çok kullanışlı bir araç, yani daha az enerjiyle daha büyük bir kitleye seslenebiliyorsunuz. Siyasetin keşfettiği bu imkanı sivil toplumun da keşfetmesi gerekir. İki düzeyi var bunun, hemşehri derneklerinin siyasi araç angajmanı olmaktan çıktıkları, daha toplumsal bir rol üstlendikleri, farklılıkların bir arada yaşamasına yönelik yeni tecrübeleri ürettikleri bir mecraya  dönüşmeleri gerekir. Siyasetle arasındaki mesafeyi yeniden tarif etmeleri gerekir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye sivil toplum dünyasının, özellikle savunuculuk ve hak eksenli gibi kategorilerinin de, oradaki tecrübeden öğrendiklerini kendi projelerine yansıttıkları bir yeni düşünme tarzına geçmeleri gerekir. Mesela orada gördüğüm çok önemli şeylerden bir tanesi şu, proje odaklı çalışan sivil toplum kuruluşlarının mekanları ofisleri ve toplantı yaptıkları salonlardır. Hemşehri derneklerinin hedef gruplarıyla buluşma mekanları ise mahalleleri, dernek lokalleri, piknik alanlarıdır. Buradaki mekansal mesafe bana çok önemli geliyor. Aşılabilir olduğunu düşündüğüm şeylerden bir tanesi de bu. İkisinin de kendi mecralarından biraz ötekilerin mecrasına geçmeye ihtiyaçları var. Çünkü salonlarda yapılan önemli bir iş var ya da ofislerde üretilen önemli bir bilgi alanı var. Savunuculuk odaklı kuruluşları iyi rapor yazarlar, bilgi üretirler, bir konuyu gündemleştirmeyi iyi bilirler. Ötekiler ise daha geniş topluluklara erişmeyi, onların mekanlarına ulaşmayı daha iyi biliyorlar. Bu iki yaklaşımın ve mekan kullanımının aralarında bir etkileşime ihtiyaç var. Dolayısıyla hemşehri kuruluşlarının siyasi angajmanlarını gözden geçirmeleri ve yeniden bir toplumsal kuruluş olarak faaliyet göstermeye ihtiyaçları var, sivil toplumun savunuculuk odaklı çalışanlarının ise hemşehri derneklerinin mecra, mekan kullanımlarını, geniş kitlelere erişme olanaklarını anlamaya ve onunla bir etkileşim kurmaya ihtiyacı var. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/30/hemsehri-dernekleri-temel-haklara-erisim-tecrubesine-sahip/">“Hemşehri Dernekleri Temel Haklara Erişim Tecrübesine Sahip”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2018 İş Cinayetleri Raporuna Göre En Çok Ölüm Tarım ve İnşaatta</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/31/2018-is-cinayetleri-raporuna-gore-en-cok-olum-tarim-ve-insaatta/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsa Uğur Erdogan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Jan 2019 07:45:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Aksaray]]></category>
		<category><![CDATA[Amasya]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Ardahan]]></category>
		<category><![CDATA[Artvin]]></category>
		<category><![CDATA[bartın]]></category>
		<category><![CDATA[Batman]]></category>
		<category><![CDATA[Bayburt]]></category>
		<category><![CDATA[Bilecik]]></category>
		<category><![CDATA[Bingöl]]></category>
		<category><![CDATA[Bitlis]]></category>
		<category><![CDATA[Burdur]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale]]></category>
		<category><![CDATA[Çankırı]]></category>
		<category><![CDATA[Çorum]]></category>
		<category><![CDATA[Denizli]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Düzce]]></category>
		<category><![CDATA[Edirne]]></category>
		<category><![CDATA[elazığ]]></category>
		<category><![CDATA[Erzincan]]></category>
		<category><![CDATA[Erzurum]]></category>
		<category><![CDATA[Eskişehir]]></category>
		<category><![CDATA[gaziantep]]></category>
		<category><![CDATA[Giresun]]></category>
		<category><![CDATA[Gümüşhane]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkari]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[Iğdır]]></category>
		<category><![CDATA[iş cinayetleri raporu]]></category>
		<category><![CDATA[iş cinayetleri raporu 2018]]></category>
		<category><![CDATA[İş Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[İSİG]]></category>
		<category><![CDATA[İSİG Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Isparta]]></category>
		<category><![CDATA[Kahramanmaraş]]></category>
		<category><![CDATA[Karaman]]></category>
		<category><![CDATA[Kastamonu]]></category>
		<category><![CDATA[Kayseri]]></category>
		<category><![CDATA[Kırıkkale]]></category>
		<category><![CDATA[Kırklareli]]></category>
		<category><![CDATA[Kırşehir]]></category>
		<category><![CDATA[Konya]]></category>
		<category><![CDATA[kütahya]]></category>
		<category><![CDATA[Malatya]]></category>
		<category><![CDATA[Manisa]]></category>
		<category><![CDATA[Mardin]]></category>
		<category><![CDATA[Nevşehir]]></category>
		<category><![CDATA[Niğde]]></category>
		<category><![CDATA[Osmaniye]]></category>
		<category><![CDATA[Rize]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[Şanlıurfa]]></category>
		<category><![CDATA[Siirt]]></category>
		<category><![CDATA[Sinop]]></category>
		<category><![CDATA[Şırnak]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas]]></category>
		<category><![CDATA[Tekirdağ]]></category>
		<category><![CDATA[Tokat]]></category>
		<category><![CDATA[trabzon]]></category>
		<category><![CDATA[tunceli]]></category>
		<category><![CDATA[Yalova]]></category>
		<category><![CDATA[Yozgat]]></category>
		<category><![CDATA[zonguldak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=34741</guid>

					<description><![CDATA[<p>İSİG Meclisi'nin hazırladığı 2018 yılı içerisindeki iş kazalarında yaşamını yitiren işçilere dair rapor yayınladı. "Hangi Savaşta Bu Kadar Arkadaşımızı Kaybediyoruz” başlığıyla sunulan rapora göre 1923 işçi geçtiğimiz yıl içerisinde yaşamını yitirdi. Ölümlü kazaların büyük çoğunluğu inşaat ve tarım sektöründe yaşanırken, ölümlerin yüzde 98 oranında sigortasız işçilerde yaşanması dikkat çekti.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/31/2018-is-cinayetleri-raporuna-gore-en-cok-olum-tarim-ve-insaatta/">2018 İş Cinayetleri Raporuna Göre En Çok Ölüm Tarım ve İnşaatta</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İş Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), 2018 yılı İş Cinayetleri Raporunu açıkladı.</p>
<p>Ulusal ve Yerel Basın Organları, işçilerin mesai arkadaşları, işçi aileleri, iş güvenliği uzmanları ve sendikalardan gelen bilgilerin derlenmesi ile oluşturulduğu belirtilen 2018 İş Cinayetleri Raporu; &#8220;Hangi Savaşta Bu Kadar Arkadaşımızı Kaybediyoruz&#8221; başlığı ile yayınlandı.</p>
<p><strong>Tarım ve İnşaat Sektörü Ölüm Yaşanan İş Kolları.</strong></p>
<p>İSİG&#8217;in hazırladığı rapordaki bilgilere göre; yıl boyunca toplam 1923 işçi yaşamının kaybederken,  yaz mevsiminde kayıpların daha çok olduğu görüldü, en çok ölüm vakası ise Temmuz ayında (201 ölüm vakası) yaşandı.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-34750" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işciniayeti-640x298.jpg" alt="" width="640" height="298" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işciniayeti-640x298.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işciniayeti-1024x476.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işciniayeti.jpg 1133w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Ölümlerin en çok yaşandığı iş kolları Yüzde 24&#8217;lük oranla tarım ve orman işleri oldu.  Yüzde 23&#8217;lük oran ile inşaat ve yol işleri ikinci sırada yer aldı.  Yaşamını kaybedenlerin büyük çoğunluğunun sendikasız çalışan işçiler olduğu dikkat çekti ki bu oran yüzde 98 civarında.</p>
<p>2018 yılında iş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı şöyle:</p>
<ul>
<li>Trafik, Servis Kazası nedeniyle 408 işçi;</li>
<li>Ezilme, Göçük nedeniyle 379 işçi;</li>
<li>Yüksekten Düşme nedeniyle 325 işçi;</li>
<li>Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 200 işçi;</li>
<li>Elektrik Çarpması nedeniyle 113 işçi;</li>
<li>Şiddet nedeniyle 112 işçi;</li>
<li>Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 82 işçi;</li>
<li>İntihar nedeniyle 73 işçi; Patlama,</li>
<li>Yanma nedeniyle 50 işçi;</li>
<li>Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 40 işçi;</li>
<li>Kesilme, Kopma nedeniyle 24 işçi;</li>
<li>Diğer nedenlerden dolayı 117 işçi yaşamını yitirdi.</li>
</ul>
<p><strong>67 Çocuk İşçi Yaşamını Yitirdi</strong><br />
Raporda yer alan verilere göre 14 yaş ve altı 23, 15- 17 yaş aralığında 44 çocuk işçi yaşamını yitirdi. 65 yaş üstünde çalışan 98 işçi iş cinayetine uğrarken 28-50 yaş aralığındaki işçilerde %49 çoğunlukla ölüm oranı gözlendi.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-34745" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti5-640x298.jpg" alt="" width="640" height="298" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti5-640x298.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti5-1024x476.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti5.jpg 1133w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Cinsiyetlere göre dağılımda ise 199 kadın işçi yaşamını yitirirken, 1804 erkek işçi yaşamını kaybetti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-34744" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti4-640x298.jpg" alt="" width="640" height="298" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti4-640x298.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti4-1024x476.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti4.jpg 1133w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><strong>Mülteci İşçiler de Raporda Yer Aldı</strong><br />
Mülteci işçilerden 110 kişi yaşamını yitirirken, ölümlerin büyük çoğunluğu Suriyeli ve Afganistan’lı işçilerden oluşuyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-34746" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti6-640x301.jpg" alt="" width="640" height="301" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti6-640x301.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti6-1024x481.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti6.jpg 1122w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><strong>İstanbul İş Cinayetlerinin En Çok Yaşandığı İl</strong></p>
<p>Rapora göre:</p>
<ul>
<li>226 ölüm İstanbul’da;</li>
<li>81 ölüm Kocaeli’nde;</li>
<li>70 ölüm Manisa’da;</li>
<li>69 ölüm Bursa’da; 68 ölüm</li>
<li>Antalya’da; 66 ölüm</li>
<li>İzmir’de; 56’şar ölüm Ankara ve Aydın’da;</li>
<li>50 ölüm Gaziantep’te;</li>
<li>48 ölüm Adana’da;</li>
<li>45 ölüm Denizli’de;</li>
<li>43’er ölüm Konya ve Şanlıurfa’da;</li>
<li>39 ölüm Samsun’da;</li>
<li>35’er ölüm Mersin ve Sakarya’da;</li>
<li>33’er ölüm Balıkesir ve Tekirdağ’da;</li>
<li>31 ölüm Zonguldak’ta;</li>
<li>29’ar ölüm Hatay ve Muğla’da;</li>
<li>27 ölüm Çorum’da;</li>
<li>25’er ölüm Kütahya ve Trabzon’da;</li>
<li>23’er ölüm Adıyaman, Elazığ ve Sivas’ta;</li>
<li>22’şer ölüm Bolu ve Kastamonu’da;</li>
<li>21 ölüm Kahramanmaraş’ta;</li>
<li>20’şer ölüm Karabük ve Mardin’de;</li>
<li>19’ar ölüm Diyarbakır ve Kayseri’de;</li>
<li>18’er ölüm Eskişehir ve Osmaniye’de;</li>
<li>17 ölüm Ordu’da;</li>
<li>16’şar ölüm Çanakkale, Düzce ve Malatya’da;</li>
<li>15 ölüm Isparta’da; 14’er ölüm Burdur, Niğde ve Şırnak’ta;</li>
<li>13 ölüm Aksaray’da;</li>
<li>11’er ölüm Afyon, Artvin, Bartın, Giresun ve Rize’de; 10 ölüm Bitlis’te;</li>
<li>9’ar ölüm Erzincan, Erzurum, Hakkari, Kars, Siirt, Uşak, Tokat ve Van’da;</li>
<li>8’er ölüm Edirne ve Kırşehir’de;</li>
<li>7’şer ölüm Bilecik, Iğdır, Kırıkkale ve Kırklareli’de;</li>
<li>6’şar ölüm Amasya, Ardahan, Karaman ve Sinop’ta; 5’er ölüm Batman, Gümüşhane ve Nevşehir’de;</li>
<li>4’er ölüm Yalova ve Yozgat’ta;</li>
<li>3’er ölüm Ağrı, Bingöl, Çankırı, Muş ve Tunceli’de;</li>
<li>1’er ölüm Bayburt ve Kilis’te;</li>
<li>33 ölüm ise Yurtdışında gerçekleşti.”</li>
</ul>
<p><strong>İSİG’in Acil Talepleri</strong></p>
<p>İşçilere örgütlenme çağrısında bulunan İSİG Meclisi acil olarak gerçekleşmesi gereken taleplerine rapor sonunda yer verdi.</p>
<p>1- Ölen işçilerin yüzde 98’i sendika üyesi değildir. Yani sendikasız çalışmak ölüm demektir. İş cinayetlerinin önlenmesi, sağlıklı ve güvenli çalışmanın ön koşulu işçi katılımıdır. İşçiler ancak sendikalaşarak bunu sağlayabilir. Ülkemizde sendikaya üye olan işçiler işten atılıyor, sermaye işyerlerinde sendika istemiyor ya da istediği sendikayı getiriyor. Devlet daha ileri giderek sendikaların yapacağı basın açıklamalarını, toplantıları ve grevleri yani toplu pazarlık hakkını yasaklıyor. Bu noktada işyeri İSİG kurulları, çalışan temsilciliği ve genel olarak sendikal örgütlenme üzerindeki baskılar sona erdirilmelidir. Grev yasaklarına son verilmelidir&#8230;</p>
<p>2- İşyerlerinde işçilere keyfi bir biçimde iş tanımı dışında işler yaptırılıyor. Çalışma saatleri günde 10-12 saate ulaşıyor. Mesai ücretleri, izin hakları vb. verilmiyor. Özellikle taşeron işçiler bu koşullarda çalışırken şimdi taşerona rahmet okutacak kiralık işçilik gibi kölelik uygulamaları getiriliyor. Özelde veya kamuda tüm taşeronlaştırma ve kiralık işçilik uygulamalarına son verilmelidir&#8230;</p>
<p>3- İş cinayetlerinin sorumlusu patronlar, bürokratlar ve siyasiler yargılanmıyor. Yargılananlar ise çoğunlukla günah keçisi haline getirilen iş güvenliği uzmanlarıdır. Yine mahkemeler iş cinayetlerini cezalandırmıyor, failleri &#8217;24 taksitli para cezası vererek serbest bırakıyor&#8217;. İş cinayetlerinin sorumlusu patronlar, bürokratlar ve siyasiler yargılanmalıdır&#8230;</p>
<p>4- ILO ve WHO verilerine göre 1 ‘iş kazası sonucu ölüm’ karşılığında yaklaşık 6 ‘meslek hastalığı sonucu ölüm’ olmaktadır. Ancak SGK verilerine göre her yıl ortalama 500 civarı işçi meslek hastalığına yakalanmakta ve neredeyse hiç bir işçi de ölmemektedir. Meslek hastalıklarının gizlenmesinden vazgeçilmeli ve bu noktada sağlık örgütlerimizin yürütücülüğünde tespit eden/önleyen bir yaklaşım hayata geçirilmelidir&#8230;</p>
<p>5- Çalışma yaşamının denetiminde görev yapan iş müfettişlerinin siyasi iktidara olan bağımlılığının önüne geçilerek, ‘İş Teftiş Kurulu’nun yönetiminde emek örgütlerinin ağırlığı olacak şekilde sosyal taraflardan oluşan bağımsız bir üst kurul haline gelmesi sağlanmalıdır&#8230;</p>
<p>6- Emeğin korunmasının temellerinden ikisini iş güvencesi ve insanca yaşayacak bir ücret oluşturur. Asgari ücret insanca yaşanabilir bir seviyeye yükseltilmeli, işten atmalara son verilmeli ve işsizlik önlenmelidir&#8230;</p>
<p>7- İşçilerin sağlıklı yaşamak ve can güvenliklerini sağlamak için ulaşım, barınma ve beslenme hakları vazgeçilmezdir. İşçi servisleri uygun araçlardan oluşmalı, işçilere kalacak lojman sağlanmalı ve gıda zehirlenmelerini önlenmelidir. Yine toplu taşıma, konut ve gıda fiyatları konusunda adımlar atılmalıdır&#8230;</p>
<p>8- Her yıl 60-70 çocuk çalışırken yaşamını yitirmektedir. 2018 yılı ‘çocuk işçilikle mücadele yılı’ ilan edilmesine rağmen 67 çocuk işçi can vermiştir. Bu noktada özellikle sanayinin ucuz emek gücü ihtiyacını karşılayan 4+4+4 eğitim sistemine son verilmeli ve çocuk işçilik yasaklanmalıdır&#8230;</p>
<p>9- Ülkemizde küçük yaşlarda çalışma hayatı başlamakta ve neredeyse ömür boyu sürmektedir. Emekçilerin belli bir çalışma yılından sonra emekli olma hakları vardır ve bu da çalıştıkları mesleğe ve cinsiyetlerine göre belirlenmelidir. Emekliliğin yaşa takılmasına ve kademeli olarak 65 yaş olarak belirlenmesine yani mezarda emekliliğe son verilmelidir&#8230;</p>
<p>10- Kadın emeği; tarımda, sanayide, hizmet sektöründe ve evde görünmez hale getirildi. Oysa her yıl 120-130 kadın çalışırken yaşamını yitiriyor. Kadını temel alan bir işçi sağlığı anlayışı tanımlanmalıdır&#8230;</p>
<p>11- Ülkemizde milyonlarca mülteci/göçmen işçi bulunmaktadır. Temel düzenlemelerden mahrum bırakılan mülteci/göçmen işçilerin çalışma, sağlık, barınma, ücret vb. güvenceleri sağlanmalıdır. Türkiyeli işçilerle mülteci/göçmen işçileri karşı karşıya getiren ücret ve çalışma politikalarından vazgeçilmelidir. Yine bu noktada bölge ülkelerini savaşın içine sürükleyen politikalardan uzak durulmalıdır&#8230;”</p>
<p><strong>Raporun Tamamına Ulaşmak İçin : <a href="http://guvenlicalisma.org/19796-hangi-savasta-bu-kadar-arkadasimizi-kaybediyoruz-2018-yilinda-en-az-1923">http://guvenlicalisma.org/19796-hangi-savasta-bu-kadar-arkadasimizi-kaybediyoruz-2018-yilinda-en-az-1923</a></strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-34752" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işsicinayeti1-640x298.jpg" alt="" width="640" height="298" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işsicinayeti1-640x298.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işsicinayeti1-1024x476.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işsicinayeti1.jpg 1133w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-34751" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işkazası-1-640x396.jpg" alt="" width="640" height="396" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işkazası-1-640x396.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işkazası-1.jpg 686w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" />  <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-34749" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti8-640x905.png" alt="" width="640" height="905" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti8-640x905.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti8-1024x1448.png 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti8.png 1280w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-34748" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti8-640x304.jpg" alt="" width="640" height="304" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti8-640x304.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti8-1024x486.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti8.jpg 1110w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-34747" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti7-640x301.jpg" alt="" width="640" height="301" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti7-640x301.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti7-1024x481.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti7.jpg 1122w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" />    <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-34743" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti3-640x298.jpg" alt="" width="640" height="298" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti3-640x298.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti3-1024x476.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti3.jpg 1133w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-34742" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti2-640x298.jpg" alt="" width="640" height="298" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti2-640x298.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti2-1024x476.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/işcinayeti2.jpg 1133w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/31/2018-is-cinayetleri-raporuna-gore-en-cok-olum-tarim-ve-insaatta/">2018 İş Cinayetleri Raporuna Göre En Çok Ölüm Tarım ve İnşaatta</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meydan Söyleşileri: &#8220;Ayrımcı Dille Mücadele Etmemiz Şart&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/01/meydan-soylesileri-ayrimci-dille-mucadele-etmemiz-sart/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seçil Türkkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Nov 2018 09:00:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata Destek]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Batman]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata Destek Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Mardin]]></category>
		<category><![CDATA[Meydan buluşmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Meydan Söyleşileri]]></category>
		<category><![CDATA[Rize]]></category>
		<category><![CDATA[Şanlıurfa]]></category>
		<category><![CDATA[Serkan Denli]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=31999</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil toplum kuruluşlarıyla yeni bir diyalog ve müzakere modelini hayata geçirmek üzere konuşmak için YaDa Derneği ve Sivil Sayfalar’ın düzenleyeceği Meydan Buluşmaları’nın ikincisi, 13 Kasım’da mülteciler ve bir arada yaşamı konuşmak için Ankara’da yapılacak. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/01/meydan-soylesileri-ayrimci-dille-mucadele-etmemiz-sart/">Meydan Söyleşileri: &#8220;Ayrımcı Dille Mücadele Etmemiz Şart&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">Göç ve mültecilik alanında çalışmaya başlayan ilk sivil toplum örgütlerinden olan Hayata Destek Derneği Savunuculuk ve Koordinasyon Yöneticisi Serkan Denli ile hem bu dönemde yaptıkları çalışmaları hem de, gündem önerilerini konuştuk. Denli: “Toplumsal alanda ise ayrımcı söylemle önce kendi dilimizden başlayarak mücadele etmemiz ve birlikte bir yaşam dilini kurmamız gerekiyor. Medya ve kanaat önderlerine bu noktada büyük görev düşüyor. Bir diğer hayati önemdeki konu da çocuklar. Geleceği inşa edecek bireyler olarak çocukların güçlendirilmesi ve eğitime erişimi tüm ilgili paydaşların önceliği olmalı.” diyor.</p>
<p dir="ltr">Türkiye’nin meseleleri  üzerine konuşmak ve müzakere etmek için STK Temsilcileri, konu hakkında çalışan akademisyenler ve aktivistlerin bir araya geldiği Meydan Buluşmaları serisinin ikinci etkinliğinde “Mülteci Meselesi Kimin Meselesi?” sorusuna yanıt aranıyor.</p>
<p dir="ltr">Katılımcı kuruluşların birbiriyle tanışmalarına da vesile olan bu buluşma serisi, bir arada yaşam tahayyüllerini konuşmak için alan açıyor. Meydan Buluşması&#8217;nın katılımcılarından Hayat Destek Derneği Savunuculuk ve Koordinasyon Yöneticisi Serkan Denli ile buluşmadan hemen önce,  gündemlerini konuştuk.</p>
<p dir="ltr"><strong>Mültecilerle ilgili çalışan en eski STK&#8217;lardan birisiniz. Yürüttüğünüz Mülteci Destek Programını biraz anlatır mısınız?</strong></p>
<p dir="ltr">Hayata Destek Derneği olarak insani yardım alanında 2005’den bu yana çalışmaktayız. Mülteci Destek Programımız altında ise özellikle Suriyeli mültecilerin temel hak ve ihtiyaçlarına erişimini sağlamayı amaçlıyoruz. Mültecilere yönelik toplum temelli koruma çalışmalarının yürütüldüğü toplum merkezlerimizde bireyin güçlendirilmesi ve sosyal uyuma katkı sunmak amaçlanırken bireysel koruma faaliyetlerimizde mültecilere temel hak ve hizmetlere erişimlerinde birebir destek ve bilgilendirme hizmeti sağlamaya çalışıyoruz. Mülteci nüfusun ihtiyaçlarına uzun erimli ve kalıcı çözüm üretebilme amacıyla hayata geçirilen geçim kaynağını destekleme projelerimiz kapsamında ise mesleki kurslar, istihdama katkı ve çalışma izni edinme sürecinde destek sağlama gibi faaliyetler yürütüyoruz. .</p>
<p dir="ltr">Toplum temelli koruma çalışmaları Hayata Destek Evi adı verilen toplum merkezlerinde, bireysel koruma çalışmaları ise Hayata Destek Noktası adı verilen merkezler aracılığıyla Türkiye’nin 8 ilinde (İstanbul, Hatay, Adana, Mersin, Diyarbakır, Mardin, Batman Şanlıurfa) yürütüyoruz.</p>
<p dir="ltr"><strong>Çalışmalarınızı yaparken zorluk yaşadığınız alanlar neler?</strong></p>
<p dir="ltr">Suriye Savaşı, 2. Dünya Savaşından sonra insanlığın tanık olduğu en büyük insani krize yol açtı. Bir ülke nüfusunun yarısı savaş yüzünden yerinden edildi. Bu krize ne sivil toplum kuruluşları ne de ülkeler hazırdı. Türkiye bugün resmi verilere göre 3,5 milyonun üzerinde mülteciyi ağırlıyor. Bazı şehirlerimiz kendi nüfusları kadar, hatta daha büyük oranda mülteci nüfusunun yaşam mücadelesine tanıklık ediyor. Kentler bu nüfusu barındırmakta, altyapı sağlamakta zorlanıyor. Temel ihtiyaçlara ve hizmetlere erişimde kapasite eksiklikleri en büyük engellerden biri oluyor.</p>
<p dir="ltr">Zorluklar, birlikte yaşamak durumunda olan toplulukların birbirlerine tahammülünü de azaltmaya başlıyor. Mevcut ekonomik sıkıntılar, yeni gelen nüfusun da istihdam ihtiyacıyla derinleşiyor. Özellikle hayatı idam ettirmek için gerekli geçim kaynağı imkânlarının kısıtlılığı, ev sahibi toplum ile mülteci nüfus arasında sosyal uyumun kurulmasının önünde engel teşkil edebiliyor. “Birlikte bir gelecek” sloganıyla çalışma yürüttüğümüz bölgelerde gözlediğimiz önemli sorunlardan biri ekonomik sıkıntıların toplulukların arasındaki diyaloğa bu olumsuz yansıması. Ancak elbette bu, aşılamaz bir sorun değil.</p>
<p dir="ltr">Mottomuzdan da anlaşılacağı gibi biz “birlikte bir gelecek” inşasına katkı hedefiyle çalışmalarımızı yürütüyoruz. Bu idealin temelleri sağlam şekilde hayata geçirilebilmesi için sosyal, politik ve ekonomik düzeyde atılması gereken adımlar var. Süreci düzgün yürütebilmek içinse hem sivil toplumun hem de kamunun birbiriyle konuşan, belirsizliklerden uzak, uyuma yönelik politika ve uygulamaları içeren kapsamlı bir göç yönetimine ihtiyaç duyduğunu düşünüyoruz.</p>
<p dir="ltr">“ANKARA’DA OFİS AÇACAĞIZ”</p>
<p dir="ltr"><strong>İşbirliklerine açık bir yapılanmanız olduğunu söyleyebilir misiniz?</strong></p>
<p dir="ltr">Hayata Destek Derneği olarak bizim çalışma pratiğimizde işbirlikleri bir öncelik olarak şekilleniyor. Çünkü etkin bir sivil toplumun ancak iş bölümü ve bilgi paylaşımının verimli şekilde yapılabildiği bir ortamda işleyebileceğine inanıyoruz. Elbette bu işbirliğinin bir sacayağı var: sivil toplum, kamu ve özel sektör. Tüm çalışmalarımızda ilgili kurumlarla kurduğumuz işbirliği ve ortaklıklar daha fazla hayata, daha etkili biçimde destek olabilmemizi sağlıyor.</p>
<p dir="ltr">Hayata Destek, yerelliğinden güç alan, saha deneyimi yüksek bir insani yardım kuruluşu. Bu deneyimi artırmak ve paylaşmak da ancak yerel ve ulusal ölçekte ilgili kurumlarla dirsek teması içindeyken mümkün. Tam da bu nedenle çalışma sahalarımızın haricinde Ankara’da bir ofis açarak, yeni dönemde burada koordinasyon çalışmalarını yerinden yürütmeye başlayacağız.</p>
<p dir="ltr">“BU KRİZE HERKES HAZIRLIKSIZ YAKALANDI”</p>
<p dir="ltr"><strong>Genel anlamda sivil toplumun &#8220;Bir arada Yaşam&#8221; konusunda verdiği sınavı nasıl buluyorsunuz?</strong></p>
<p dir="ltr">Daha önce de belirttiğim gibi bizim kurum olarak mottomuz “birlikte bir gelecek.” Bu ideale erişmek için önce bir arada yaşamayı başarmak gerekiyor elbette. Dezavantajlı kesimlerin yer aldığı toplumsal yapılarda bir arada yaşam kültürünün güçlenebilmesi ihtiyaç duyulanlar aslında oldukça belli; fırsat eşitliği içinde temel hak ve hizmetlere erişimin mümkün olduğu, kişilerin kendi ayakları üzerinde onurlu bir yaşam kurabilmelerine destek mekanizmalarının işlediği bir çerçevenin oluşturulması. Bu krize sivil toplumun ve aslında ulusal ya da uluslararası tüm ilgili paydaşların hazırlıksız yakalandığını önce kabul edelim. Ancak hak temelli belirlenen ihtiyaçlara cevap verebilmek için bir destek kuvvet olarak sivil toplum bu gibi süreçlerde etkin rol oynar, Türkiye’de de resim farklı değil. Temas içinde olduğumuz tüm sivil toplum paydaşlarımızın gündeminde uyuma katkı sağlayacak proje ve etkinliklerin yer alması da tam olarak bu motivasyonun göstergesi. Ancak gidilecek daha çok yolumuz var.</p>
<p dir="ltr"><strong>Konu, sizce STK&#8217;larla çözülebilir mi yoksa STK&#8217;ların devletleri de harekete geçirmesi mi gerekir? Mülteciler günümüzde bir devlet politikasına da işaret ettiğini görüyoruz.</strong></p>
<p dir="ltr">Bir insani yardım kuruluşu olarak Hayata Destek, insani krizlere müdahalede hak temelli ihtiyaç belirlemeyi ve insani yardım ilkeleri çerçevesinde krize cevap vermeyi bir çalışma pratiği olarak sahipleniyor. Bugünün ihtiyacı olarak önümüze çıkan uzun erimli iyileştirme faaliyetlerine ağırlık vermek. Tabi yürütülen faaliyetlerin kalıcı çözümlere katkı sağlayabilmesi için yukarıda da bahsettiğimiz gibi ilgili tüm kurumların kendi yükümlülük alanlarında benzer şekilde ihtiyaç analizleri çerçevesinde hareket etmesi gerekiyor. Öncelikle sosyal uyum odaklı, kapsayıcı ve dinamik bir göç yönetim politikasına ihtiyacımız var. Örneğin geçici bir çözüm olarak görülmesi gereken mülteci kamplarının kapatılması yönünde alınan karar önemli bir adım. Uzun erimli planlama ihtiyacına öncelik verildiğinin bir göstergesi.</p>
<p dir="ltr">İyileştirmeler yapılıyor ancak resmin değişebilmesi için hala hayati bir ihtiyaç olarak servis sağlayıcılarının kapasitelerinin artırılması gerekiyor. Toplumsal alanda ise ayrımcı söylemle önce kendi dilimizden başlayarak mücadele etmemiz ve birlikte bir yaşam dilini kurmamız gerekiyor. Medya ve kanaat önderlerine bu noktada büyük görev düşüyor. Bir diğer hayati önemdeki konu da çocuklar. Geleceği inşa edecek bireyler olarak çocukların güçlendirilmesi ve eğitime erişimi tüm ilgili paydaşların önceliği olmalı.</p>
<p dir="ltr"><strong>Siz de Meydan toplantısına katılacak isimlerdensiniz. Ön plana çıkarmayı planladığınız sorunlar/tespitler ya da çözüm önerileriniz neler?</strong></p>
<p dir="ltr">Meydan buluşmasında, yukarıda bahsettiğimiz sorun alanları ve çözüm önerileri ışığında “birlikte bir gelecek” için yaptıklarımızı ve yapmayı planladıklarımızı, mevcut sosyal, politik ve ekonomik koşullar içinde değerlendirebilmeyi diliyorum.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/01/meydan-soylesileri-ayrimci-dille-mucadele-etmemiz-sart/">Meydan Söyleşileri: &#8220;Ayrımcı Dille Mücadele Etmemiz Şart&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rize&#8217;de Barışa Oyna Atölyesi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/31/rizede-barisa-oyna-atolyesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Oct 2018 11:45:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BoMoVu]]></category>
		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Barışa Oyna]]></category>
		<category><![CDATA[bomovu]]></category>
		<category><![CDATA[Çukulit Yeni Hayat Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Rize]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=32047</guid>

					<description><![CDATA[<p>BoMoVu (Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği), Çukulit Yeni Hayat Derneği ev sahipliğiyle, Rize’de Barışa Oyna Atölyesi gerçekleştiriyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/31/rizede-barisa-oyna-atolyesi/">Rize&#8217;de Barışa Oyna Atölyesi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fındıklı ilçesine bağlı Çukulit’de yer alacak atölyeye tüm öğretmenler, eğitimciler, çocuklar ile çalışanlar, pedagoglar ve ilgili bölümlerde okuyan öğrenciler davetlidir.</p>
<p>Atölyeye katılmak için 10 Kasım 2018 tarihine kadar başvuru yapabilirsiniz: <a href="https://goo.gl/forms/Vavz40HhjRCwSWFM2">https://goo.gl/forms/Vavz40HhjRCwSWFM2</a></p>
<p>Başvurular 15 Kasım tarihine kadar değerlendirilecektir.</p>
<p>Atölyenin duyurusu şu şekilde;</p>
<p>Bu atölye, Barışa Oyna projesinden yola çıkarak <b>sınır algısı ve çocuklar</b> üzerine düşünmek, üretmek için bir araya gelen<b> 10 katılımcı </b>ile gerçekleşecek. Atölye içeriğini; Barışa Oyna uygulamaları ve deneyimlerin yanı sıra çeşitlilik, kültürel miras, sınır ve sınır ötesi algısı, sınırın toplumsal cinsiyet kimliklerinin inşasındaki rolü, pedagoji yöntemleri etrafında kurgulamayı hedefliyoruz.</p>
<p>Bu atölyeyi kimliklerin birlikte yaşamaya dair deneyimleri ve çocuk oyunlarının yatarttığı ortaklıkları, çocuklarla hak temelli çalışmalar, bedensel faaliyet ve oyun üzerinden öğrenme gibi başlıkları içerecek şekilde planladık. Geçtiğimiz aylarda Fındıklı, Ardeşen, Çamlıhemşin, Hemşin, Rize Merkez gibi ilçeleri ve köyleri içeren ziyaretlerimiz sırasında yaşlılarla bir araya gelerek eski oyunların izini sürdük, bu kişilerden çocukken oynadıkları oyunları dinledik. Bu atölyenin katılımcıları ile beraber bu görüşmeleri geliştirmeyi ve oyunları yaygınlaştırmayı istiyoruz. Oyunların yaygınlaştırılması, 8-13 yaş arası çocuk gruplarıyla bu oyunları paylaşacağımız uygulamalar şeklinde olacaktır. Atölye sırasında hem araştırma sürecinin gözden geçirilmesi ve geliştirilmesi hem de uygulamaları destekleyecek atölyelere yer verilecektir. Katılımcılarla birlikte oyunları derleme, deneyimleme ve çözümleme soruları hazırlama konusunda somut çalışmalar yapılacaktır. Ayrıca yayınlanması planlanan “Rize’de Barışa Oyna” kitapçığı konusunda katılımcılarla birlikte yol haritası çıkarmayı umuyoruz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/31/rizede-barisa-oyna-atolyesi/">Rize&#8217;de Barışa Oyna Atölyesi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TBMM&#8217;de İlk Lazca Konuşma</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/28/tbmmde-ilk-lazca-konusma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Feb 2018 09:26:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Lazca]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Bekâroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Rize]]></category>
		<category><![CDATA[Tbmm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=24830</guid>

					<description><![CDATA[<p>21 Şubat Uluslararası Anadil Günü dolayısıyla TBMM Genel Kuruluna hitap eden CHP Milletvekili Prof.Dr. Mehmet Bekaroğlu, bir ilki gerçekleştirdi. Bekaroğlu, TBMM Genel Kurulunu Lazca selamladı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/28/tbmmde-ilk-lazca-konusma/">TBMM&#8217;de İlk Lazca Konuşma</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>21 Şubat Uluslararası Anadil Günü dolayısıyla TBMM Genel Kuruluna hitap eden CHP Milletvekili Prof.Dr. <a href="http://www.ardesen.com/haber/29160/tbmmde-ilk-lazca-konusma.html">Mehmet Bekaroğlu</a>, bir ilki gerçekleştirdi. Bekaroğlu, TBMM Genel Kurulunu Lazca selamladı.</p>
<p>TBMM&#8217;de genel kurulu Lazca selamlayan Bekaroğlu, 17 Kasım 1999&#8217;da 21 Şubat 1952 anısına UNESCO tarafından Uluslararası Anadil Günü olarak ilan edildiğini söyledi.</p>
<h2><strong>7 Bin Farklı Dil</strong></h2>
<p>UNESCO&#8217;nun bildirdiğine göre dünya üzerinde 7 bin farklı dil konuşulduğunu söyleyen Bekaroğlu, bunların 2 bin 500&#8217;ünün öldüğünü, bir o kadarının da ölüm tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Bekaroğlu şöyle devam etti:</strong></p>
<p>&#8221; Yine UNESCO&#8217;nun bildirdiğine göre Türkiye&#8217;de 36 dil ve lehçe var. Bunların 18&#8217;i lmüş, bir kısmı da ölmek üzere&#8230; Bunlardan bir tanesi de benim bölgemde; Rize&#8217;de, Fındıklı&#8217;da yaygın konuşulan Lazca ve yine yukarılarda konuşulan Hemşince dilleridir. Konuşmamın başında sizden yardım istedim; dedim ki, Lazca ve birçok dil ölmek üzeredir. Bugün Türkiye&#8217;de 200 bini bölgede (Doğu Karadeniz), diğerleri Türkiye&#8217;nin değişik yörelerinde olmak üzere 500 bin civarında Laz var. Bunların ancak 200 bin&#8217;i Lazca konuşabiliyor. &#8221;</p>
<p><strong>Dedem Lazca Konuşurdu</strong></p>
<p>&#8221; Benim dedem Lazca konuşuyordu değerli arkadaşlarım. Annem ve babam da Lazca konuşuyordu. Ben de Lazca konuşabiliyorum, çocuklarım sadece anlayabiliyor, torunlarım ise ne anlayabiliyor, ne de konuşabiliyor. Diğer dil ve lehçeler de aynı durumdadır. Niçin böyle, niçin bu ülkenin zenginlikleri böyle ölüyor? Bir dilin ölmesi ile insanın ölmesi arasında ne fark var? Modernlik, şehirleşme, medya, televizyon ve en önemlisi de bugüne kadar tekçi devlet uygulamaları dolayısıyla ölüyor bu diller. &#8221;</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.ardesen.com/haber/29160/tbmmde-ilk-lazca-konusma.html">Ardesen.com</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/28/tbmmde-ilk-lazca-konusma/">TBMM&#8217;de İlk Lazca Konuşma</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Lazca&#8217;nın iade-i itibara ihtiyacı var&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/27/lazcanin-iade-i-itibara-ihtiyaci-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Evrim Kepenek]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2017 13:46:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[Adnan Avcı]]></category>
		<category><![CDATA[Ardeşen]]></category>
		<category><![CDATA[Arhavi]]></category>
		<category><![CDATA[Fındıklı]]></category>
		<category><![CDATA[Hopa]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Koyuncu]]></category>
		<category><![CDATA[Laz]]></category>
		<category><![CDATA[Lazca]]></category>
		<category><![CDATA[Mihriban M'çaputolepeşi]]></category>
		<category><![CDATA[Rize]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20361</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Lazlar hep gülünen, komedi öğesi, anlamayan biri olarak tarifleniyor. Şu anda bile güncel dizilere bakınca durum böyle. Laz’ın dilini yok sayarak bir ‘gülme’ objesi haline getirme durumu var. Lazların hapsedilmeye çalışıldığı Temel karakteri bile Laz değil, Temelis ya da Temelois ismi ile Pontuslu bir Rum. Bunu biraz olsun Kazım Koyuncu ile aştık&#8221; Rize’nin Pazar, Ardeşen, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/27/lazcanin-iade-i-itibara-ihtiyaci-var/">&#8220;Lazca&#8217;nın iade-i itibara ihtiyacı var&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Lazlar hep gülünen, komedi öğesi, anlamayan biri olarak tarifleniyor. Şu anda bile güncel dizilere bakınca durum böyle. Laz’ın dilini yok sayarak bir ‘gülme’ objesi haline getirme durumu var. Lazların hapsedilmeye çalışıldığı Temel karakteri bile Laz değil, Temelis ya da Temelois ismi ile Pontuslu bir Rum. Bunu biraz olsun Kazım Koyuncu ile aştık&#8221;</strong><span id="more-21434"></span></p>
<p>Rize’nin Pazar, Ardeşen, Fındıklı ilçeleri ile Artvin’in Hopa ve Arhavi ilçelerinde konuşulan Lazca’yı bugün yaklaşık 250 bin kişinin bildiği söyleniyor. Ancak, Karadeniz’in diğer kadim dilleri gibi Lazca da asimilasyon politikalarının etkisi altında. Yerel dillerin güçlendirilmesi için 2013 yılında başlatılan çözüm sürecinde Rize’nin ilçelerinde başlayan seçmeli ders olan Lazca dersi talep azlığı nedeni ile kapanmış durumda. Ancak, Lazca’nın peşinden giden bir grup genç İstanbul’da Lazca üzerine çalışmalar yapıyor, Laz kimliği üzerine araştırmalar yapıyor. Bu gençlerden Adnan Avcı ve Mihriban M&#8217;çaputolepeşi, Laz dilinin geleceği ve önemini Sivil Sayfalar’a anlattı. “Doğayı koru Lazca’yı yaşat” diye mesaj veren ikili, Lazca’nın iade-i itibara ihtiyacı olduğu görüşünde.</p>
<figure id="attachment_20362" aria-describedby="caption-attachment-20362" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-20362 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/11/IMG-20171125-WA0004-01-300x242.jpeg" alt="" width="300" height="242" /><figcaption id="caption-attachment-20362" class="wp-caption-text">Adnan Avcı</figcaption></figure>
<p>Yok olan her dil ve kimlik için sorumlu olarak cumhuriyetin kuruluş yılları gösterilir. Adnan Avcı, buna, 1910’lu yıllarda da Lazlar’ın kendi dillerine yabancı olduğu bilgisini de ekliyor. “Bunu Rus dil bilimci  Nikolay Marr&#8217;ın 1910’da yazdığı kitapta verilen örneklerden anlıyoruz” diyen Avcı’nın sözlerine Mihriban M&#8217;çaputolepeşi şu cümleleri ekliyor: “Evet dilin yasaklanması söz konusuydu. Bazı öğretmenler okullara geldiklerinde çocukları Lazca konuşunca azarlıyordu. Aileler fakirdi ve çocuklarının dışlanmasını istemiyorlardı, Türkçe öğrenip okumasını istiyorlardı. Anne ve babalar çocuklarının Lazca konuşmasını istemiyordu. Biz, o anne ve babaların çocuklarıyız”</p>
<p>Avcı ve M&#8217;çaputolepeşi dili aile içinde öğrenip kendi çabaları ile geliştirmişler. Elbette yaşadıkları coğrafyanın da büyük katkısı olmuş kendi dillerini öğrenmelerinde ancak, her ikisi de özellikle kendi kimliklerini fark ettiklerinden bu alana daha çok yoğunlaşmışlar. M&#8217;çaputolepeşi bu konudaki bir anısını şöyle anlatıyor: “İlkokula gittiğimde okulda Kürt ve Ailevi çocuklar vardı. Onlar bunu saklıyordu. O zamanki çocuk aklımla Kürtlüğün ve Aleviliğin kötü bir şey olduğunu düşünüyordum. Lazca’ya kayan bir şivem yoktu ama Laz olduğumu biliyordum. Ergenlik dönemlerimde tam olarak dilimi öğrenmem gerektiğini düşündüm ve yoğunlaştım”</p>
<p><strong>‘Kazım Koyuncu Laz diline yeni bir ivme kazandırdı’</strong></p>
<p>Avcı’ya göre Laz dilinin en acil ihtiyacı iade-i itibar. Cumhuriyet döneminden önce de Hacivat Karagöz gibi oyunlar da dahil Laz kimliğinin bir gülme öğesi olarak kullanıldığını anlatan Avcı, “Lazlar hep gülünen, komedi öğesi, anlamayan biri olarak tarifleniyor. Şu anda bile güncel dizilere bakınca durum böyle. Laz’ın dilini yok sayarak bir ‘gülme’ objesi haline getirme durumu var. Lazların hapsedilmeye çalışıldığı Temel karakteri bile Laz değil, Temelis ya da Temelois ismi ile Pontuslu bir Rum. Bunu biraz olsun Kazım Koyuncu ile aştık. Lazlar’ın&#8217; celiyrum cidiyrum&#8217; şivesinde konuşmayan farklı bir dili olan halk olduğunu anlatabildik” diyor. Mihriban da Lazca’nın iade-i itibarının ancak somut adımlarla olabileceğini belirterek, “Mesela aileler Lazca konuşmaya başlamalı. Lazca öğrenilme noktasındaki engeller kaldırılmalı. Seçmeli Lazca dil dersleri artırılmalı” diyor.</p>
<figure id="attachment_20363" aria-describedby="caption-attachment-20363" style="width: 229px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-20363 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/11/IMG-20171125-WA0008-229x300.jpg" alt="" width="229" height="300" /><figcaption id="caption-attachment-20363" class="wp-caption-text">Mihriban M&#8217;çaputolepeşi</figcaption></figure>
<p>“Eğer iade-i itibar olursa aileler çocuklarının Lazca öğrenmesi için harekete geçer. Lazca’yı korumak o coğrafyayı korumaktan da geçer. Bu nedenle doğayı koru Lazca’yı yaşat ” diyen Avcı’nın sözünü Mihriban M&#8217;çaputolepeşi tamamlıyor: “İngilizce öğrenmek nasıl önemli bir hale getirildiyse Lazca da ancak bu şekilde önemli hale gelir. Lazca’nın utanılacak bir dil olmadığı resmi kurumlarca da kabul edilmesi Lazca tabelaların olması, hayatın Lazca ilerlemesi, Laz dilinin daha da geniş kitlelere yayılmasına neden olacaktır”</p>
<p>Avcı, Lazca&#8217;ya itibarının iade edilmesi için acil olarak yapılması gerekenleri şu şekilde sıralıyor: Yer adlarının ve soyadlarının iadesi ile beraber resmi tabelaların da çok dilli olması , TRT gibi devlet kurumlarının Lazca yayın yapması, Lazcanın ana sınıfından yüksek öğretime eğitim hayatında yerini alması ve belirli üniversitelerde Laz dili eğitim ve araştırma kürsülerinin kurulması, resmi dairelerde Lazca dilekçelerin kabul edilmesi ve hepsinin yanında Lazca&#8217;nın Türkiye&#8217;de konuşulan diğer diller gibi anayasal güvence altına alınması.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/27/lazcanin-iade-i-itibara-ihtiyaci-var/">&#8220;Lazca&#8217;nın iade-i itibara ihtiyacı var&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>FOMUBİRLİK Başkanı Gürkan: Karadeniz’de Her Evde Çernobil Var</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/14/fomubirlik-baskani-gurkan-karadenizde-her-evde-cernobil-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Evrim Kepenek]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Sep 2017 06:30:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[FOMUBİRLİK]]></category>
		<category><![CDATA[karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Rize]]></category>
		<category><![CDATA[tarım ilaçları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=18359</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fındıklı Organik Meyve Üreticileri Birliği (FOMUBİRLİK) Başkanı Mehmet Gürkan, Karadeniz’de zehirli ilaçların (raid vs.) halk arasında yaygın olarak kullanıldığına dikkat çekerek, “Bu ilaçlar Çernobil kadar zehir saçıyor. Karadeniz’de neredeyse her evde bu ilaçlardan var. Tarım ürünlerini yok ettiği gibi doğaya da kalıcı zarar veriyorlar. Bu ilaçlar asla kullanılmamalı” uyarısı yaptı. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/14/fomubirlik-baskani-gurkan-karadenizde-her-evde-cernobil-var/">FOMUBİRLİK Başkanı Gürkan: Karadeniz’de Her Evde Çernobil Var</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fındıklı Organik Meyve Üreticileri Birliği (FOMUBİRLİK) Başkanı Mehmet Gürkan, Karadeniz’de zehirli ilaçların (raid vs.) halk arasında yaygın olarak kullanıldığına dikkat çekerek, “Bu ilaçlar Çernobil kadar zehir saçıyor. Karadeniz’de neredeyse her evde bu ilaçlardan var. Tarım ürünlerini yok ettiği gibi doğaya da kalıcı zarar veriyorlar. Bu ilaçlar asla kullanılmamalı” uyarısı yaptı.</strong><span id="more-19025"></span></p>
<p>Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bölüm Başkanı Prof.Dr. Celal Tuncer’in verdiği bilgilere göre, Türkiye’de  yıllık yaklaşık olarak 40.000 ton tarım ilacı kullanılıyor. Bölgelere göre kullanılan ilaç oranı da değişiklik gösteriyor. Mesela, Akdeniz bölgesi ilaç kullanım oranı  % 30 iken bu oran  Marmara Bölgesi’nde % 19, Ege’de  % 18, İç Anadolu’da % 17, Karadeniz’de % 3.</p>
<p>Doğu Karadeniz Bölgesi’ne ait yöresel meyvelerin (karayemiş, böğürtlen, likapa) ve çay tarımının organik koşullarda yetiştirilmesi için Rize’nin Fındıklı ilçesinde faaliyet yürüten Fındıklı Organik Meyve Üreticileri Birliği (FOMUBİRLİK), bölgede organik tarımın öncülüğünü üstlenen sivil toplum kurumlarının başında geliyor. Analize gönderilmek üzere üreticilerden kivi ve yöresel meyveleri toplayan FOMUBİRLİK, bu analizler sonucunda çiftçilere de doğru ve organik tarım hakkında bilgilendirmeler de bulunuyor.</p>
<figure id="attachment_18365" aria-describedby="caption-attachment-18365" style="width: 171px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-18365 size-medium" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/09/Mehmet_gürkan1-e1505330650293-171x300.jpg" alt="" width="171" height="300" /><figcaption id="caption-attachment-18365" class="wp-caption-text">FOMUBİRLİK Başkanı Mehmet Gürkan</figcaption></figure>
<p>FOMUBİRLİK Başkanı Mehmet Gürkan, Doğu Karadeniz’de yaygın olarak kullanılan zehirli ot ve böcek ilaçlarının tehlikesine dikkat çekerek, bu ilaçların insan sağlığına zarar verdiği gibi doğaya da kalıcı zararları olduğunu belirtti. Doğu Karadeniz’de artan hastalık oranlarının tek nedeninin Çernobil Faciası sonrası oluşan radyasyon olmadığını, baş nedenlerinden birinin zehirli ot ve böcek ilaçları olduğunu belirten Gürkan’a göre bu ilaçlardan Doğu Karadeniz’de yaygın olarak kullanılıyor ve üstelik birçok ziraat odası dahil bu konuda gerekli bilgiden yoksun. Bu zehirli ilaçların girdiği alanlarda organik tarım yapılamayacağını vurgulayan Gürkan, sonraki nesillere bırakılacak toprakları zehirlemeye kimsenin hakkı olmadığını savunuyor. “Kendimiz için olmasa da çocuklarımız için bu zehirli ilaçları kullanmayalım” diyen Gürkan, bu ilaçların Avrupa’da 27 yıldır yasak olduğunu hatırlatıyor.</p>
<p>Dernek olarak üreticilerin tarlalarını gezdiklerini söyleyen Gürkan, bir çok yerde bu ürünlere rastladıklarını ve bunun kendisini çok üzdüğünü belirtiyor. “Çünkü bu ilaçlar Çernobil demek Doğu Karadeniz’de her evde neredeyse Çernobil var. Bu ilaçlar Çernobil kadar zehir saçıyor. Karadenizliler bu ilaçları asla kullanmamalı. Tarım ürünlerini yok ettiği gibi doğaya da kalıcı zarar veriyorlar. Bu ilaçlar asla kullanılmamalı” diyen Gürkan, yurttaşlara da derneklerine gelerek bilgi almaları çağrısı yapıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-18364 size-medium" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/09/zehirli_tarım-İlacı1-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" /><strong>Zehirli ilaçlara dair</strong></p>
<p>1985 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından yasaklanan ve Kocaeli Derince İlçesinde Koruma Tarım&#8217;a ait depoda saklanan Merkim A.Ş’ ye ait zehirli BHC ve DDT isimli zehirli tarım ilaçlarının bertarafına ilişkin meclise soru önergesi veren CHP Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’a verilen yanıt tehlikenin halen devam ettiğini ortaya koymuştu. Akar’ın soru önergesine cevap veren Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki geçen 11 yıl içerisinde 515 ton zehirli atığın Almanya’ya gönderildiğini belirtmişti. Yaklaşık 2500-3000 ton olan BHC ve DDT isimli zehirli atığın 2006 yılından bugüne kadar yalnızca 515 tonunun Almanya’ya gönderilmesine tepki gösteren Akar, 11 yılda zehirli atığın yarısının dahi taşınmamasının kabul edilemez olduğunu ifade etmiş ve  bu kafa ile devam edilirse 50 yıl da bunun bertaraf edilemeyeceğini vurgulamıştı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/14/fomubirlik-baskani-gurkan-karadenizde-her-evde-cernobil-var/">FOMUBİRLİK Başkanı Gürkan: Karadeniz’de Her Evde Çernobil Var</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rize’de Havalimanına Evet, Taş Ocağına Hayır</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/23/rizede-havalimanina-evet-tas-ocagina-hayir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Evrim Kepenek]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Jul 2017 12:10:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Artvin]]></category>
		<category><![CDATA[ÇED raporu]]></category>
		<category><![CDATA[Çevresel Etki Değerlendirmesi]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[Rize]]></category>
		<category><![CDATA[Rize - Artvin Havalimanı]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşil Yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=17013</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rize’nin Pazar ilçesinde, Rize &#8211; Artvin Havalimanı&#8217;nda kullanılacak malzemeler için bölgede taş ocağı açılmasına çevreye verilecek zarar sebebiyle tepki gösteren vatandaşlardan İbrahim Karaca ve eşi Yurdanur Karaca, “Bu bölge bizim değil bizden sonraki nesillerin” hatırlatmasında bulunuyor.   Rize’nin Pazar ilçesinde deniz doldurularak yapılması hedeflenen ve Avrupa’nın en büyüğü olacağı iddia edilen havalimanı için yaklaşık 88.5 [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/23/rizede-havalimanina-evet-tas-ocagina-hayir/">Rize’de Havalimanına Evet, Taş Ocağına Hayır</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Rize’nin Pazar ilçesinde, Rize &#8211; Artvin Havalimanı&#8217;nda kullanılacak malzemeler için bölgede taş ocağı açılmasına çevreye verilecek zarar sebebiyle tepki gösteren vatandaşlardan İbrahim Karaca ve eşi Yurdanur Karaca, “Bu bölge bizim değil bizden sonraki nesillerin” hatırlatmasında bulunuyor.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-17018 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/ibrahim-karaca-1.jpg" alt="" width="293" height="167" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/ibrahim-karaca-1.jpg 4160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/ibrahim-karaca-1-640x364.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/ibrahim-karaca-1-1024x583.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/ibrahim-karaca-1-1280x729.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/ibrahim-karaca-1-610x347.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/ibrahim-karaca-1-320x182.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 293px) 100vw, 293px" />Rize’nin Pazar ilçesinde deniz doldurularak yapılması hedeflenen ve Avrupa’nın en büyüğü olacağı iddia edilen havalimanı için yaklaşık 88.5 milyon taşa ihtiyaç duyuluyor. Ancak yöre halkı, sadece yolcu uçaklarının değil NATO’ya ait savaş uçaklarının da kullanım alanı olacağı iddia edilen alan için bu kadar taşın yetersiz olacağı görüşünde.</p>
<p><span id="more-17013"></span></p>
<p>Havalimanı inşaatında kullanılmak üzere Pazar’ın güzellikleri ile ünlü Subaşı, Hisarlı ve Sivrikale köylerini kapsayan alanlarda taş ocakları yapılması için harekete geçildi. Bu alanların tercih edilmesinde en büyük etken, havalimanına olan yakınlık. Şirket, buralardan taş çıkardığında ulaşım maliyetini de düşürmüş oluyor. Bu nedenle de şimdiden, yol yapımı çalışmalarına başladı. Şirketin yol yapımına başladığını duyan bölge halkı ve yaşam savunucuları 12 Temmuz’da soluğu köylerinin girişinde tuttu. Önce, nöbet tutmak için çadır kurdular ardından şiirler okudular. Jandarma müdahalesi ile dağılan yaşam savunucularından şair İbrahim Karaca, bir gece gözaltına kaldı. İfadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı ve soluğu yine yaşam savunucularının arasında aldı.</p>
<p>Karaca, taş ocaklarından çıkartılan taşların taşınabilmesi için bölgede yeni yollar yapılmaya başlandığını hatırlatarak, bu yolların da sadece bu taş ocakları için değil Yeşil Yol adı altındaki ekolojik katliam için de olabileceğini söylüyor. “Taş ocağı kurmak isteyen şirketlerin tek amacı taş ocağı değil, bölgeyi tamamen kullanmak” diyen şair Karaca, “Sadece taşı alıp yıkıntı da olsa size bırakacağız demiyorlar. Sonra o araziyi düzeltip sonuna kadar kullanacaklar. Bu havaalanı 3 yıl sonra bitecek deniyor ancak burayı 10 yıllığına kiraladılar. Burayı tamamen öldürmek istiyorlar” diyor.</p>
<figure id="attachment_17019" aria-describedby="caption-attachment-17019" style="width: 254px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-17019" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/DSC04524-1.jpg" alt="" width="254" height="143" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/DSC04524-1.jpg 4032w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/DSC04524-1-640x361.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/DSC04524-1-1024x577.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/DSC04524-1-1280x721.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/DSC04524-1-610x344.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/DSC04524-1-320x180.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 254px) 100vw, 254px" /><figcaption id="caption-attachment-17019" class="wp-caption-text">Yurdanur Karaca</figcaption></figure>
<p>Şair Karaca’yı eşi Yurdanur Karaca da, ekoloji mücadelesinde yalnız bırakmıyor. “Bu bölgeye kıyılır mı?” diyen Yurdanur Karaca, bölge halkının havalimanına karşı olmadığını ancak taş ocaklarına karşı olduklarını söylüyor. “Bu bölge bizim değil bizden sonraki nesillerin” diyen Karaca, yurttaşların bu konuda daha duyarlı olması gerektiğini de ifade ediyor.  Yaşam savunucuları, ağustos ayının ilk haftasında Rize’de Çevre Müdürlüğü önünde bir basın açıklaması yapmayı da şimdiden ajandalarına ekledi.</p>
<p><strong>Hukuki sürece dair…</strong></p>
<p>Şuana kadar, üç taş ocağına izin verildi. Yasal olarak 25 hektardan büyük arazilerde Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporu gerekli olması nedeniyle taş ocaklarını ÇED’den muaf tutabilmek için vadi 21, 13 ve 17 hektarlık üç ayrı parsele ayrıldı. Pazar ilçesinin üç köyünden 97 köylü “ÇED gerekli değildir” kararını yargıya taşırken, hava limanı için yapılan acele kamulaştırma kararlarına da dava açıldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/23/rizede-havalimanina-evet-tas-ocagina-hayir/">Rize’de Havalimanına Evet, Taş Ocağına Hayır</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neşe Karahan: Yaylalar imara açılınca nefes alacak yerimiz kalmayacak</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/02/07/nese-karahan-yaylalar-imara-acilinca-nefes-alacak-yerimiz-kalmayacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2017 13:12:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Artvin]]></category>
		<category><![CDATA[Ayder Yaylası]]></category>
		<category><![CDATA[Ekolojik Sistem]]></category>
		<category><![CDATA[kentsel dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[neşe karahan]]></category>
		<category><![CDATA[Rize]]></category>
		<category><![CDATA[yeşil artvin derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=11291</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rize&#8217;nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı olan Ayder Yaylası imara açılıyor. &#8220;Kentsel gelişim ve dönüşüm&#8221; projesiyle 110 hektarlık alanın imara açılması hakkında Yeşil Artvin Derneği Başkanı Neşe Karahan&#8217;ın yorumlarını aldık. Ayder Yaylası ilk olarak 1987&#8217;de Turizm Merkezi ilan edilmiş, 1994 yılına gelindiğinde Milli Park, 1998&#8217;de ise Doğal Sit alanı olmuş ve koruma altına alınmıştı. Ayder, Karadeniz&#8217;in en [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/02/07/nese-karahan-yaylalar-imara-acilinca-nefes-alacak-yerimiz-kalmayacak/">Neşe Karahan: Yaylalar imara açılınca nefes alacak yerimiz kalmayacak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="b-article__lead"><strong>Rize&#8217;nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı olan Ayder Yaylası imara açılıyor. &#8220;Kentsel gelişim ve dönüşüm&#8221; projesiyle 110 hektarlık alanın imara açılması hakkında Yeşil Artvin Derneği Başkanı Neşe Karahan&#8217;ın yorumlarını aldık.</strong><span id="more-17642"></span></p>
<p>Ayder Yaylası ilk olarak 1987&#8217;de Turizm Merkezi ilan edilmiş, 1994 yılına gelindiğinde Milli Park, 1998&#8217;de ise Doğal Sit alanı olmuş ve koruma altına alınmıştı. Ayder, Karadeniz&#8217;in en bilinen yaylası son olarak 2006&#8217;da Bakanlar Kurulu Kararı ile &#8216;Kültür ve Turizm Koruma Gelişim Bölgesi&#8217; ilan edilmişti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11302" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/02/nese-karahan.jpg" alt="" width="800" height="531" /></p>
<p>Bugün imara açılması hakkında Neşe Karahan &#8220;Rant için imara açıldığını düşünüyoruz. Olacak iş değil. Zaten yaylanın alt kesimlerinde yapılaşma var, yapılaşmayı bir de bu alanlara, dağlara taşırsak nefes alacak yer kalmaz.&#8221; dedi.</p>
<p>Rize ve Artvin&#8217;deki ormanlık alanların özelliğine dikkat çeken Karahan &#8220;Korunması gereken bölgeler bunlar. Rize ve Artvin dağlarında Doğu Karadeniz&#8217;e özel bir ekosistem var. Buradaki doğal yaşlı ormanlar tahrip edilirse bu ekosistem yok olacak&#8221; dedi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11301" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/02/ayder-yaylasi-1024x768-e1486472554480.jpg" alt="" width="900" height="675" /></p>
<h4>Böyle bir adım bölgenin bütün &#8220;turistik&#8221; unsurlarını yok edecek</h4>
<p>&#8220;Bindiğimiz dalı kesiyoruz bir an önce buna bir dur demek lazım. Orman sadece ağaç demek değil. Yayladaki otlağıyla, bitki örtüsüyle, hayvanıyla ormandır. Dağlarda zaten ağaç yok fakat dipteki bitki örtüsünü de yok ederlerse bölgedeki doğal yaşama ciddi ölçüde zarar vermiş olurlar. Dağ diplerindeki bitki örtüsü orman için bir ihtiyaç&#8221;</p>
<p>Neşe Karahan imar sebebi hakkında da yorum yaptı &#8220;Dağcılık yapan veya bu bölgeleri turistik amaçlarla ziyaret edenlerin talebi karşılığında bölgenin imara açıldığı söyleniyor ama bu akıl alır şey değil. Böyle bir adım bölgenin bütün &#8220;turistik&#8221; unsurlarını yok edecek.&#8221;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/02/07/nese-karahan-yaylalar-imara-acilinca-nefes-alacak-yerimiz-kalmayacak/">Neşe Karahan: Yaylalar imara açılınca nefes alacak yerimiz kalmayacak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
