<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>istanbul politikalar merkezi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/istanbul-politikalar-merkezi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/istanbul-politikalar-merkezi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 07 Jul 2021 13:03:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>istanbul politikalar merkezi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/istanbul-politikalar-merkezi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8216;AB İlişkilerinde Kısır Döngüden Çıkarak Geleceğe Odaklanılmalı&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/07/ab-iliskilerinde-kisir-donguden-cikarak-gelecege-odaklanilmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Jul 2021 13:03:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[AB ilşkileri]]></category>
		<category><![CDATA[İPM]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul politikalar merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[salgın ve toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=72491</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Politikalar Merkezi (İPM)’nin, başlattığı “Salgın ve Toplum” webinar serisinin sezon finali 'AB Zirvesi ve Türkiye' başlığıyla gerçekleşti. Webinara katılan uzmanlar, Türkiye-AB ilişkilerinde artık kısırdöngüden çıkılarak geleceğe odaklanılması gerektiğine dikkat çekti. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/07/ab-iliskilerinde-kisir-donguden-cikarak-gelecege-odaklanilmali/">&#8216;AB İlişkilerinde Kısır Döngüden Çıkarak Geleceğe Odaklanılmalı&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İPM’nin koronavirüs salgını sebebiyle bu süreçte karşılaşılan sorunlara birlikte çözüm bulmak, olası ortak zeminleri analiz etmek ve akademik araştırmalarla desteklenen fikir alışverişi için başlattığı webinar serisi kapsamında düzenlenen toplantının moderatörlüğünü Sabancı Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve İPM Direktörü <strong>Fuat Keyman </strong>yaptı.</p>
<p>Bu<strong> </strong>yılın son webinarına, İPM Araştırma ve Akademik İlişkiler Koordinatörü <strong>Senem Aydın Düzgit</strong>, 2020/21 Mercator-İPM Kıdemli Araştırmacısı <strong>Atila Eralp, </strong>AB Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi <strong>Selim Yenel</strong> ve Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) AB Çalışmaları Merkezi Direktörü <strong>Nilgün Arısan Eralp </strong>konuşmacı olarak<strong> </strong>katıldı.<strong> </strong></p>
<p>Webinar’ın moderatörlüğünü yapan<strong> Fuat Keyman,</strong> Joe Biden’ın ABD Başkanlığı ile birlikte liderden lidere ilişkilerin yerini kurumların almaya başladığını vurgulayarak, AB üyeliği olmayacaksa bile Türkiye’nin bunun kararını verip AB ile ilişkilerini düzgün bir şekilde yürütmek zorunda olduğunu söyledi.</p>
<p>Webinarda konuşan <strong>Avrupa Birliği Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Selim Yenel</strong>, son yapılan AB zirve sonuçlarını tatminkar bulmadığını belirterek, AB’nin Türkiye’ye bakışının şüpheci, güvensiz ve temkinli olduğunu söyledi. Türkiye’nin tercihini 100 yıl önce batıdan yana yaptığını ve başka tarafa gitmesine gerek olmadığını söyleyen Selim Yenel, AB üyeliğimize uzun vadede ihtimal vermediğini ama önemli olanın AB ile gergin olmayan sürdürülebilir bir ilişki içine girmek olduğunu ekledi.</p>
<p>Türkiye-AB ilişkilerinin son 5 yıldır çok gergin ve sıkıntılı olduğunu hatırlatan Selim Yenel, son 6 aydır bir dönüşüm başladığını hatırlattı.</p>
<p>&#8220;Bunu sadece Biden yönetimiyle bağdaştıramayız. Türkiye, AB’nin samimi olup olmadığını merak ediyor.&#8221; diyen Yenel, Gümrük Birliği’nin modernize edilmesi vize muafiyeti ve üyelik müzakeresi konularına değindi. Mevcut Gümrük Birliği’nin işleyişinde hem AB hem Türkiye tarafından sorunlar olduğunu kaydeden Yenel, &#8220;GB müzakerelerine daha çok zaman gerekecek, bu aşamaları kat ettikten sonra Kıbrıs konusu başımıza kalacak. Vize konusunda da gelişme yok. Türkiye, yapılması gereken 72 kriterin 6’sını 6 yıldır yerine getirmedi. Üyelik müzakerelerinden bahsedilmediği gibi Türkiye’nin adaylığından bile bahsedilmiyor. Türkiye aday değilmiş gibi bir tanımlama içinde duruluyor. Bunun kanıksanmasından endişe duyuyoruz. GB’deki tıkanıklık müzakereleri de etkiliyor.” diye konuştu.</p>
<p>Webinar’ın konuşmacılarından<strong> İPM Araştırma ve Akademik İlişkiler Koordinatörü Senem Aydın Düzgit ise, </strong>bir tarafta<strong> </strong>Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki son manevralarıyla yumuşama ortamı ortaya çıksa da bunun AB nezdinde çok ciddi bir davranış değişikliğine neden olduğunu söylemenin güç olduğunu belirtti. Türkiye&#8217;nin ‘Dış İlişkiler’ başlığı altında ele alındığını ekleyen Yenel, &#8220;Genişlemeye ve üyeliğine referans yok. Konsolide olan bir üçüncü ülke statüsü var gibi. Mülteci iş birliğini ise sadece maddi yardıma indiriliyor” dedi.</p>
<h5><strong>Paris Anlaşması&#8217;nın Onaylanmaması Sıkıntı Yaratır</strong></h5>
<p><strong>İPM Kıdemli Araştırmacısı Atila Eralp</strong> son yapılan zirvelerde ilk kez NATO ve AB’nin aynı yaklaşım içine girdiğini ve ikisinde de ‘Yeşil Dönüşüm’ konusunun en plana çıktığını hatırlatarak, şöyle konuştu:</p>
<p>“Ortam değişikliği hem NATO hem AB’de gelecek tartışmalarına denk geldi. Demokrasi ve çok taraflılık vurgusu var. İlk kez NATO ve AB ‘de aynı yaklaşım, ‘Yeşil Dönüşüm’ ön plana çıkıyor. Türkiye ab ilişkileri zamanın ruhuna uygun değil. Türkiye kendi içine dönük kısırdöngü içindeki tartışmalarla zaman kazanmaya çalışıyor. AB’nin de zaman kazanmaya çalıştığını gözlüyoruz. İlişkilerde fonksiyonel is birliği hâkim. Küçük açılımlar var ama çok etkili değil. Özellikle Gümrük Birliği konusunda. Dış politikada değişim, bir yumuşama var. Bu gerekli ama yeterli değil ilişkileri ilerletmek için. Bu ilişkilerde demokrasi vurgusu çok önemli. Ayrıca Türkiye, Paris İklim Anlaşması’nı onaylamayan bir konumda. Burada da ciddi sıkıntı var. Türkiye-AB ilişkilerinin kısırdöngüden çıkması ve geleceğe dönük ‘Yeşil Dönüşüm” gibi ilişkilere odaklanması lazım.”</p>
<p>Atila Eralp, Türkiye’nin Kıbrıs konusunda ise Birleşmiş Milletler parametreleriyle hep avantajlı konumda olmasının önemli olduğunu hatırlatarak, “Bundan vazgeçip 2 devletli bir konuma ilerlemesi konunun daha zor bir duruma gitmesine yol açar. BM parametreleri çerçevesinde devam etmesinde fayda görüyorum” dedi.</p>
<p><strong>Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) AB Çalışmaları Merkezi Direktörü Nilgün Arısan Eralp, </strong>Türkiye’nin artık ortak değil ilişkilerin devam ettirilmesi ve kontrol altında tutulması gereken üçüncü ülke olarak görüldüğünü söyledi. Eralp, GB modernizasyonu konusunda bir teknik çalışmanın başlamasının kendisini umutlandırdığını belirtti. AB Komisyonu&#8217;nun yeni bir tasarı üzerinde çalıştığını ve Paris Anlaşması’nı onaylamayan ülkelerle yeni bir ticaret ve yatırım anlaşması yapılmamasının gündemde olduğunu ekleyen Eralp, &#8220;Türkiye, Paris Anlaşması’nı onaylamamakta ısrar ederse GB modernizasyonunda önüne engel olarak çıkacak. Önümüzdeki olanak nedir? Yeşil Mutabakat’a uyum Türkiye’nin önünde önemli bir fırsat çerçevesi, global anlamda rekabet gücümüzü korumak istiyorsak buna uymak zorundayız. Türkiye gerçekten uluslararası alanda saygın bir ülke olmayı amaçlıyorsa çevre alanında gerekli adımları atmalı, öncelikle Paris Anlaşması’nı onaylamalı.” dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/07/ab-iliskilerinde-kisir-donguden-cikarak-gelecege-odaklanilmali/">&#8216;AB İlişkilerinde Kısır Döngüden Çıkarak Geleceğe Odaklanılmalı&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye-AB İlişkileri: Sivil Toplumun Katkısıyla Yeni Bir Soluk</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/10/turkiye-ab-iliskileri-sivil-toplumun-katkisiyla-yeni-bir-soluk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Jun 2021 11:47:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Atila Eralp]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa’nın Geleceği Konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa’nın Geleceği Tartışması]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul politikalar merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil toplum ve AB]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye-AB ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşil Dönüşüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=71226</guid>

					<description><![CDATA[<p>"Türkiye ‘karmaşık ve dayanıklı toplum yapısıyla’ geleceğe dönük yeni bir ‘anlatıya’ ihtiyaç duyuyor." Prof. Dr. Atila Eralp içinde bulunduğumuz çalkantılı dönemde ivme kazanan ‘Avrupa'nın Geleceği’ tartışmalarına dair sivil toplum ekseninde bir bilgi notu yayınladı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/10/turkiye-ab-iliskileri-sivil-toplumun-katkisiyla-yeni-bir-soluk/">Türkiye-AB İlişkileri: Sivil Toplumun Katkısıyla Yeni Bir Soluk</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-71255 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/avrupanin-gelecegi-tartismasi.jpg" alt="Türkiye-AB İlişkileri: Sivil Toplumun Katkısıyla Yeni Bir Soluk" width="257" height="269" />İstanbul Politikalar Merkezi, Prof. Dr. Atila Eralp tarafından hazırlanan <strong>“Avrupa’nın Geleceği Tartışması: Değişen Küresel Bağlamda Türkiye-AB İlişkilerini Yeniden Canlandırmak”</strong> başlıklı bilgi notunda, Türkiye – Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin geleceği, demokrasi, çok-taraflılık ve yeşil dönüşüm kavramları ekseninde ele alınıyor. Türkiye’nin yeni bir “anlatıya” ihtiyacı olduğunu söyleyen Eralp, sivil toplumun bu anlatının inşasına katkı sunmasının hem Türkiye’nin geleceğini şekillendirmek hem de tıkanan Türkiye-AB ilişkilerine yeni bir soluk aldırmak için gerekli olduğunu kaydediyor.</p>
<p>Uluslararası sistemin çalkantılı dönemlerinde gelecek tartışmalarının ivme kazandığını kaydeden Eralp, <a href="https://ipc.sabanciuniv.edu/Content/Images/CKeditorImages/20200506-01050841.pdf" target="_blank" rel="noopener">pandeminin ve derinleşen sosyo-ekonomik kriz ortamının yaratacağı değişikliklerin</a> önümüzdeki dönemin en can alıcı sorunu olarak tespit ediyor. Uluslararası düzeyde çok-taraflı işbirliğinin ABD’de Joe Biden’ın seçimleri kazanmasıyla yeniden canlandığını düşünen Eralp’a göre, yeni çok-taraflılığın geleceğini, otoriter/popülist yaklaşımlarla mücadele ile Çin ve Rusya gibi ülkelerin çok-taraflı yaklaşımlara dâhil edilme çabası belirleyecek.</p>
<p>Küresel düzeydeki bu tespitlerine AB’nin mevcut durumunu dahil eden Eralp, salgının AB’yi ve üye ülkeleri hazırlıksız yakaladığını kaydediyor. Pandemi sürecinde işsizlik gibi önemli konulara AB ve üye ülkelerin yeterince çözüm üretemediğini söyleyen Eralp, bunun Avrupa’da toplumsal tepkileri artırarak popülist eğilimleri güçlendirdiği tespitini yapıyor. Avrupa’nın çoklu-kriz ortamından geçtiğini kaydeden Eralp, ayrıca salgının ve artan sosyo-ekonomik sorunların, AB’nin toplumsal meşruiyetini, bütünleşme ve çok-taraflı yaklaşımının geleceğini tehlikeye attığını savunuyor.</p>
<p>Söz konusu gelişmeler nedeniyle Eralp, bu yıl 9 Mayıs Avrupa Günü’nde başlayan <a href="https://www.aa.com.tr/tr/dunya/ab-avrupa-gununde-gelecegine-odaklanmak-istiyor/2233320" target="_blank" rel="noopener">Avrupa’nın Geleceği Konferansı’nın</a> çalışmalarını, yeşil ve dijital dönüşüm gibi temel konuların tartışılacak olması nedeniyle kritik buluyor.</p>
<h5><strong>Sivil Toplum Türkiye’nin ‘Yeni Anlatı’ İhtiyacına Katkı Sunmalı! </strong></h5>
<p>Türkiye’nin, AB ile uzlaşmazlık konuları artan “üçüncü ülke” ve komşu statüsüne kaydığını belirten Eralp’e göre Türkiye-AB ilişkileri tıkandı. Bu kısır döngü içerisinde, Türkiye’nin ulusal ve uluslararası eğilimlerine hâkim olan otoriter/ popülist ve tek-taraflı yönelişler Türkiye’yi yalnızlaştırdı ve “geleceğini” sorunlu hale getirdi. Bu da Türkiye’nin STK’larını ve vatandaşlarını yordu.</p>
<p><a href="https://www.epc.eu/en/programmes/European-Politics-and-Institutions~ff5f0?&amp;page-38=&amp;page-36=&amp;page-34=" target="_blank" rel="noopener">Avrupa’nın Geleceği Konferansı’nın</a> tam da bu çerçevede, hem AB-Türkiye ilişkilerini yeniden düşünmek hem de gelecek tartışmalarına katkıda bulunmak için uygun bir zemin olacağını düşünen Eralp, Türkiye’de özellikle STK’ların bu tartışmaları yakından izlemeleri ve katkılarda bulunmaları gerektiğinin altını çiziyor.</p>
<p>Türkiye’nin “karmaşık ve dayanıklı toplum yapısıyla” geleceğe dönük yeni bir “anlatıya” ihtiyaç duyduğunu kaydeden Eralp, sivil toplum ve vatandaşların böyle bir anlatının inşasına katkı sağlayarak hem Türkiye’nin geleceğini şekillendirebileceğini, hem de tıkanan Türkiye-AB ilişkilerine yeni bir soluk aldırabileceğini söylüyor.</p>
<p>Eralp, yazısının <strong>‘<em>Geleceğe Yönelik Öneriler’</em></strong> kısmında ise kapsayıcı demokrasi ve kapsayıcı çok-taraflı işbirliğinin yaratılmasında yeşil dönüşümün artan önemi ile sivil toplumun bu bağlamda üstlenmesi gereken role de dikkat çekiyor. Hem <em>Paris İklim Anlaşması’nın onaylanması</em> hem de yeşil dönüşüm politikalarının Doğu Akdeniz’de yaygınlaştırılmasında STK’lara önemli görev düştüğünü kaydediyor. Sivil toplumun bu alandaki katkısı sayesinde Eralp, AB-Türkiye ilişkilerini tıkayan Kıbrıs sorununda da yeşil dönüşüm politikaları üzerinden yeni açılımlara vesile olabileceğini öneriyor.</p>
<p>Bilgi Notu&#8217;na <a href="https://www.sivilsayfalar.org/raporlar/avrupanin-gelecegi-tartismasi-degisen-kuresel-baglamda-turkiye-ab-iliskilerini-yeniden-canlandirmak/" target="_blank" rel="noopener">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/10/turkiye-ab-iliskileri-sivil-toplumun-katkisiyla-yeni-bir-soluk/">Türkiye-AB İlişkileri: Sivil Toplumun Katkısıyla Yeni Bir Soluk</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil Toplum Kuruluşları Hareketlilik Programı Başvuruları Başladı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/11/sivil-toplum-kuruluslari-hareketlilik-programi-basvurulari-basladi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Dec 2019 09:05:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Hrant Dink Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul politikalar merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Olof Palme International Center]]></category>
		<category><![CDATA[STK Hareketlilik Programı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=45586</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avrupa Birliği’nin finansal desteğiyle, Olof Palme International Center ve İstanbul Politikalar Merkezi işbirliğiyle yürütülen Hrant Dink Vakfı STK Hareketlilik Programı’na başvurular başladı. Son başvuru tarihi 15 Ocak.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/11/sivil-toplum-kuruluslari-hareketlilik-programi-basvurulari-basladi/">Sivil Toplum Kuruluşları Hareketlilik Programı Başvuruları Başladı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu program, Türkiye’deki sivil toplum çalışanlarının Avrupa, ABD, Afrika, Güney Amerika ve Asya gibi dünyanın farklı yerlerinde faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarında dönemsel çalışarak deneyim kazanmalarını, yenilikçi yöntemlerden ve iyi örneklerden yararlanmalarını, işbirlikleri kurmalarını ve uluslararası alanda hareketlilik sağlamalarını amaçlıyor. STK Hareketlilik Programı aynı zamanda hak temelli çalışan kurumlar arasında köprü kurmayı, güçlü, yenilikçi ve yaratıcı bir sivil topluma katkı sunmayı hedefliyor..</p>
<p>Sivil toplum çalışanları, dünyanın farklı bölgelerindeki insan hakları, LGBTI hakları, göç çalışmaları, işçi hakları, çocuk ve gençlik hakları, çatışma çözümü, hafıza çalışmaları, ifade özgürlüğü, kültürel çalışmalar, medya, sanat ve kültürel miras alanında faaliyet gösteren kuruluşlarda uluslararası düzeyde deneyim kazanacaklar.</p>
<p>Program, katılımcıların hak temelli örgütlerin yürüttüğü çeşitli projeler ve etkinliklerde yer alabilmelerine, yeteneklerini geliştirmelerine, ayrımcılıkla mücadelede, farkındalık yaratmada ve savunuculukta yenilikçi yöntemlerden yararlanmalarına olanak sağlayacak.</p>
<p>STK Hareketlilik Programı8 ila 12 hafta ile sınırlıdır ve 16 bursiyer kabul edilecektir. Başvurular <a href="https://form.jotform.com/93361374689975" target="_blank" rel="noopener noreferrer">çevrimiçi başvuru formu</a> üzerinden İngilizce olarak kabul edilecektir.</p>
<p><strong>Başvuru Belgeleri </strong><br />
<a href="https://hrantdink.org/attachments/article/2135/STK-Hareketlilik-Programi-Basvuru-Rehberi-TR.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Başvuru rehberi</a><br />
<a href="https://form.jotform.com/93361374689975" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Başvuru formu </a><br />
<a href="https://hrantdink.org/attachments/article/2130/NGO-Mobility-Program-Regulation_EN.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">STK hareketlilik programı yönetmeliği </a><br />
<a href="https://hrantdink.org/attachments/article/2135/burs-miktari-tr.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Ülkelere göre burs miktarları</a></p>
<p><strong>Önemli tarihler:</strong><strong> </strong><br />
Başvuruların başladığı tarih: <strong> 9 Aralık 2019</strong><br />
Son başvuru tarihi:  <strong>15 Ocak 2020</strong><br />
Sonuçların açıklanma tarihi: <strong>29 Şubat 2020</strong><br />
Programın süresi: <strong>1 Nisan – 30 Kasım 2020</strong></p>
<p><strong>İletişim: </strong><br />
Sorularınız için <span id="cloak986a36ea1762c08416f80799d4bfe549"><a href="mailto:tutengulkucuker@hrantdink.org">tutengulkucuker@hrantdink.org</a></span> adresine e-posta gönderebilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/11/sivil-toplum-kuruluslari-hareketlilik-programi-basvurulari-basladi/">Sivil Toplum Kuruluşları Hareketlilik Programı Başvuruları Başladı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İklim Kafe Konuşmaları 9:  Enerji Adaletinin İzinde: Türkiye’de Rüzgar Enerjisi Karşıtı Muhalefeti Anlamak</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/26/iklim-kafe-konusmalari-9-enerji-adaletinin-izinde-turkiyede-ruzgar-enerjisi-karsiti-muhalefeti-anlamak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Sep 2019 09:39:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[Cem İskender Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[İklim Kafe Konuşmaları]]></category>
		<category><![CDATA[İPM]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul politikalar merkezi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=42633</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Politikalar Merkezi'nden Cem İskender Aydın'ın konuşmacılığında 9. kez gerçekleşecek İklim Kafe Konuşmaları, 2 Ekim'de İPM Karaköy'de!</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/26/iklim-kafe-konusmalari-9-enerji-adaletinin-izinde-turkiyede-ruzgar-enerjisi-karsiti-muhalefeti-anlamak/">İklim Kafe Konuşmaları 9: &lt;br&gt; Enerji Adaletinin İzinde: Türkiye’de Rüzgar Enerjisi Karşıtı Muhalefeti Anlamak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Küresel ortalama sıcaklıklar arttıkça, iklim krizinin en önemli nedenlerinden biri olan fosil yakıtlar ile enerji üretimiyle ilgili tartışmalar da gitgide büyüyor. Hem küresel hem de yerel ölçeklerde fosil yakıt karşıtı muhalefet ve mücadele güç kazanıyor, günden güne daha görünür hale geliyor. Bu mücadelelerde ise fosil yakıtlara karşı rüzgar, güneş, jeotermal ve biyoyakıtlar iklim değişikliğini engellemek için alternatif enerji kaynakları olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Fakat bu “yenilenebilir” enerji kaynaklarına karşı da süren yerel mücadeleler var. Şu anda dünyanın birçok köşesinde rüzgâr santrallerine, güneş santrallerine ve jeotermal santrallere karşı yerel mücadeleler sürüyor. Dünyadaki ekolojik paylaşım ihtilaflarını belgeleyen Küresel Çevre Adaleti Atlası’na (EJAtlas) göre Eylül 2019 itibariyle dünyada en az 42 noktada bu türden mücadeleler verilmekte. Türkiye’de de Karaburun’da, Çeşme’de, Urla’da, Kazdağı’nda, Cunda’da ve daha başka bir çok noktada rüzgar santrallerine (RES) karşı yerel hareketler bulunuyor.</p>
<p>Bu sunum da temel olarak Türkiye’deki RES karşıtı yerel hareketin öne sürdüğü argümanları daha iyi anlamaya yönelik bir çabanın ve çalışmanın ürünü. Bu kapsamda da konunun enerji adaleti ve enerji demokrasi kavramları penceresinden aşağıdaki sorular kapsamında tartışmaya açılması planlanıyor:</p>
<p>• Türkiye’de Enerji politikaları adil bir şekilde oluşturuluyor mu? Kararlar katılımcı bir şekilde alınıyor mu? İnsanların hakları gözetiliyor mu?<br />
• Enerji üretilirken ortaya çıkan olumsuz etkiler adil dağılıyor mu?<br />
• Enerji tüketilirken insanlar arasında eşit dağıtılıyor mu?</p>
<p>Etkinlik Türkçe gerçekleşecektir. Katılım için lütfen<a href="https://forms.gle/aeCSVkqGd5se9G6JA" target="_blank" rel="noopener"> tıklayınız.</a></p>
<p>Konuşmacı: Cem İskender Aydın &#8211; İstanbul Politikalar Merkezi<br />
Tarih: 2 Ekim 2019, Çarşamba<br />
Saat: 18:00-20:00<br />
Yer: İPM Karaköy &#8211; Giriş Katı</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/26/iklim-kafe-konusmalari-9-enerji-adaletinin-izinde-turkiyede-ruzgar-enerjisi-karsiti-muhalefeti-anlamak/">İklim Kafe Konuşmaları 9: &lt;br&gt; Enerji Adaletinin İzinde: Türkiye’de Rüzgar Enerjisi Karşıtı Muhalefeti Anlamak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Şehirlerin Öncelikli Gündemi İklim Değişikliği Olmalı&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/31/sehirlerin-oncelikli-gundemi-iklim-degisikligi-olmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 May 2019 12:00:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[İklim Duyarlı Kentsel Yapılı Çevre Üretimi]]></category>
		<category><![CDATA[İPM]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul politikalar merkezi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39301</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Politikalar Merkezi (İPM)- Sabancı Üniversitesi-Stiftung Mercator Girişimi, “İklim Duyarlı Kentsel Yapılı Çevre Üretimi” (Production of Climate Responsive Urban Built Environments) konferansına ev sahipliği yaptı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/31/sehirlerin-oncelikli-gundemi-iklim-degisikligi-olmali/">&#8216;Şehirlerin Öncelikli Gündemi İklim Değişikliği Olmalı&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2018/19 Mercator-İPM Araştırmacısı Ender Peker tarafından düzenlenen konferans, iklime duyarlı tasarım ve kentleşme ölçütlerinin politikaya ve şehircilik pratiğine nasıl yansıtılabileceğini tartıştı. Dünya çapında iklim değişikliği alanında çalışan akademisyenleri ortak bir platformda buluşturan üç günlük etkinlik, şehirleşmenin iklim değişikliğine katkısı ve şehirleri bekleyen iklim değişikliği kaynaklı olası riskler ekseninde farklı birçok oturuma ev sahipliği yaptı.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-39305 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/1559256956_HOLLANDA_KONS_1-640x480.jpg" alt="" width="387" height="290" />Konferansın ilk gününde, kentsel tasarım, kentsel ısı adası, termal konfor, enerji tüketimi, yeşil alanlar ve yapılaşma ilişkilerine odaklanan modelleme ve kentlerin geleceğine yönelik tahminlere dayanan araştırmalar sunuldu. Oturumlar, University College Dublin’den Prof. Gerald Mills’in iklim duyarlı kentleşmede yerel ölçekten küresel ölçeğe pek çok farklı alt konunun altını çizdiği çerçeve sunumu ile sonlandı.</p>
<p>İkinci gün sunulan araştırmalar, kentleşmede doğa-tabanlı çözümler, iklim duyarlı kentlere geçiş süreçleri, katılım ve yönetişim gibi konular üzerinde odaklandı. Program, Newcastle Universitesi’nden Prof. Simin Davoudi’nin iklim değişikliği karşısında dirençli kentlerin oluşabilmesi için değişime uyum sağlayan bir planlama yaklaşımının önemine vurgu yaptığı çerçeve sunumu ile sonlandı.</p>
<p>Son gün ise, iklim değişikliği ve kentler bağlamında, dönüşümün sosyal boyutları, kentlilerin farkındalık ve davranış kalıpları üzerine araştırmalar sunuldu. Akademi ile şehir planlama pratiği arasında köprü oluşturmak amacıyla gerçekleşen konferansın kapanış paneli Hollanda Konsolosluğu’nda gerçekleşti.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-39306 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/1559256957_HOLLANDA_KONS-640x480.jpg" alt="" width="347" height="260" />Hollanda Başkonsolosu Bart van Bolhuis ‘in ve IPM araştırma ve akademik ilişkiler koordinatörü Senem Aydın Düzgit’in açılış konuşmalarıyla başlayan son bölümde Sekiz Artı Mimarlık ve Kentsel Tasarım, Vcycle, Sıfır Enerji ve Pasif Ev Derneği ve İmece platformu, farklı ölçeklerde uyguladıkları projeleri paylaştı. Sunumlarda iklim değişikliği sorununun yanı sıra bu soruna karşı şehir planlama ve mimari anlamda ortaya konulan çözümlerden bahsedilerek, hızlı bir şekilde büyüyen ve nüfusun giderek katlandığı büyük şehirlerin iklim değişikliğine karşı mekanizmalar kurmasının gerekliliği üzerinde duruldu.</p>
<p>Program sonunda, Ender Peker moderatörlüğünde, Anlı Ataöv, Simin Davoudi, Gerald Mills ve Bart van Bolhuis’in katılımıyla gerçekleşen kapanış panelinde, politikanın akademiyle olan bağlantısızlığı, bu problemin nasıl çözülebileceği, iklim değişikliğine karşı duyarsız kalan siyasi projeler ve bunlara olan yaklaşımlar ele alındı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/31/sehirlerin-oncelikli-gundemi-iklim-degisikligi-olmali/">&#8216;Şehirlerin Öncelikli Gündemi İklim Değişikliği Olmalı&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi Araştırmacı Arıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/20/sabanci-universitesi-istanbul-politikalar-merkezi-arastirmaci-ariyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Sep 2017 08:28:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İş İlanı]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul politikalar merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[sabancı üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=18563</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Politikalar Merkezi Ankara Ofisi tam zamanlı Araştırmacı/Analist pozisyonu için başvuru almaktadır. İlgilenen kişilerin en geç 25 Eylül 2017′ye kadar Neslihan Uras’a (neslihanuras@birarada.org) başvurularını iletmeleri gerekmektedir. Detaylar için lütfen tıklayınız.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/20/sabanci-universitesi-istanbul-politikalar-merkezi-arastirmaci-ariyor/">Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi Araştırmacı Arıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Politikalar Merkezi Ankara Ofisi tam zamanlı Araştırmacı/Analist pozisyonu için başvuru almaktadır.</p>
<p>İlgilenen kişilerin en geç 25 Eylül 2017′ye kadar Neslihan Uras’a (<strong><em>neslihanuras@birarada.org</em></strong>) başvurularını iletmeleri gerekmektedir.</p>
<p>Detaylar için lütfen <a href="http://ipc.sabanciuniv.edu/wp-content/uploads/2017/09/IPC_Ankara_Research_Analyst_Job-Opening-Announcement.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">tıklayınız</a>.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/20/sabanci-universitesi-istanbul-politikalar-merkezi-arastirmaci-ariyor/">Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi Araştırmacı Arıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ActHuman Sosyal Kapsama İnisiyatifi Konferansı 27 Eylül’de</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/14/acthuman-sosyal-kapsama-inisiyatifi-konferansi-27-eylulde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Sep 2017 12:39:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ActHuman]]></category>
		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[İNGEV]]></category>
		<category><![CDATA[İPM]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul politikalar merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[istihdam]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=18397</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsani Gelişme Vakfı (İNGEV) ve İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) iş birliğinde düzenlenen ActHuman Sosyal Kapsama İnisiyatifi Konferansı, 27 Eylül Çarşamba günü Salt Galata’da düzenlenecek. Konferans, “Suriyeliler Tarafından Kurulan Şirketlerin Türkiye’de İstihdam ve Ekonomiye Katkısını Geliştirmek” konusu altında gerçekleştirilecek. Birçok Suriyeli girişimci, ticaretlerini İstanbul’da ve Türkiye’nin farklı şehirlerinde başlattılar. Resmi rakamlara göre, bugün Suriyeli mülteciler tarafından [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/14/acthuman-sosyal-kapsama-inisiyatifi-konferansi-27-eylulde/">ActHuman Sosyal Kapsama İnisiyatifi Konferansı 27 Eylül’de</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsani Gelişme Vakfı (İNGEV) ve İstanbul Politikalar Merkezi<em> (</em>İPM) iş birliğinde düzenlenen ActHuman Sosyal Kapsama İnisiyatifi Konferansı, 27 Eylül Çarşamba günü Salt Galata’da düzenlenecek. Konferans, “Suriyeliler Tarafından Kurulan Şirketlerin Türkiye’de İstihdam ve Ekonomiye Katkısını Geliştirmek” konusu altında gerçekleştirilecek.</p>
<p>Birçok Suriyeli girişimci, ticaretlerini İstanbul’da ve Türkiye’nin farklı şehirlerinde başlattılar. Resmi rakamlara göre, bugün Suriyeli mülteciler tarafından kurulan (yabancı sermaye şirketi statüsündeki) şirket sayısı 7 bine yaklaşıyor. Kayıt dışı sayılabilecek tarafta bu rakamın 30 bini geçtiği tahmin ediliyor.<span id="more-19033"></span></p>
<p>Bu girişimler için teşvikler, vergi ve muafiyetler, çalışma koşulları, istihdam, iş ağı, resmi çerçeve ve finansal kapsamanın da içinde bulunduğu birçok konu bu özel durum bağlamında değerlendirilebilir. Bu şirketler standart bir yabancı sermaye şirketi statüsü ötesinde bir konum taşıyorlar. Türkiye ekonomisine, istihdamına ve genel olarak entegrasyona katkısını artırmak için, Suriyeli mülteci girişimciliğin nasıl desteklenebileceği önemli bir konu.</p>
<p>Detaylı bilgi ve başvuru için <a href="http://acthuman.org/soskap/program/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">tıklayınız.</a></p>
<p><a href="http://acthuman.org/soskap/konferans-icerigi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Kaynak</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/14/acthuman-sosyal-kapsama-inisiyatifi-konferansi-27-eylulde/">ActHuman Sosyal Kapsama İnisiyatifi Konferansı 27 Eylül’de</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Halk”tan “Vatandaş”a: Vatandaşlık algısındaki dönüşümler</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2016/08/21/halktan-vatandasa-vatandaslik-algisindaki-donusumler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Tol]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Aug 2016 09:08:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Denge Denetleme Ağı]]></category>
		<category><![CDATA[fuat keyman]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul politikalar merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[konda]]></category>
		<category><![CDATA[kutuplaşma]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlık araştırması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=10104</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fuat Keyman ile “Vatandaşlık Araştırması” üzerine, toplumun vatandaşlık algısındaki dönüşümler ve başta 15 Temmuz olmak üzere araştırma sonuçlarının yansımaları üzerine konuştuk: Araştırma sonuçlarına göre vatandaşlık algısında “adam yerine konulalım” dan, “haklarım var”a geçilmiş. Türklük ve Müslümanlık hala güçlü, ama “haklar” onlara eşlik etmeye başlıyor. Öte yandan toplum &#8216;Kürt Sorunu’nda çözüme ikna, anadilde eğitim kabul görüyor. Darbeye [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/08/21/halktan-vatandasa-vatandaslik-algisindaki-donusumler/">“Halk”tan “Vatandaş”a: Vatandaşlık algısındaki dönüşümler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fuat Keyman ile “Vatanda</strong><strong>ş</strong><strong>lık Ara</strong><strong>ş</strong><strong>tırması” üzerine, toplumun vatanda</strong><strong>ş</strong><strong>lık algısındaki dönü</strong><strong>ş</strong><strong>ümler ve ba</strong><strong>ş</strong><strong>ta 15 Temmuz olmak üzere ara</strong><strong>ş</strong><strong>tırma sonuçlarının yansımaları üzerine konu</strong><strong>ş</strong><strong>tuk: Araştırma sonuçlarına göre vatandaşlık algısında “adam yerine konulalım” dan, “haklarım var”a geçilmiş. </strong><strong>Türklük ve Müslümanlık hala güçlü, ama “haklar” onlara eşlik etmeye başlıyor. Öte yandan toplum &#8216;Kürt Sorunu’nda çözüme ikna, anadilde e</strong><strong>ğ</strong><strong>itim kabul görüyor. Darbeye kar</strong><strong>ş</strong><strong>ı insanları sokağa çıkaran temel faktör, kendi, bireyselci, sosyo-ekonomik muhasebeleri. Son yıllarda tüm dünyada sokak, meydan, park eylemleri güçleniyor. Sivil toplum ise bu eylemlerden zayıflayarak çıkıyor, çünkü küresel de</strong><strong>ğ</strong><strong>i</strong><strong>ş</strong><strong>imin hızına yeti</strong><strong>ş</strong><strong>mekte zorlanıyor. </strong><span id="more-17535"></span></p>
<p>“Vatandaş” olmanın, aynı “millet” olmaktan farkı ne? Toplum vatandaşlığı dine mi, dile mi bağlıyor? Türkiye vatandaşı olmak Müslüman olmayı mı gerektirir? Eşitliğe ve farklılıklara bakış nasıl? Toplumun ne kadarı aktif vatandaş, ne kadarı pasif? İstanbul Politikalar Merkezi (İPM), Denge ve Denetleme Ağı (DDA) ve KONDA işbirliğiyle gerçekleştirilen <a href="http://www.konda.com.tr/tr/raporlar/VatandaslikArastirmasiRapor.pdf">“Vatandaşlık Araştırması”</a> bu sorulara yanıt aramış.</p>
<p>Sahası bu yılın Mart ayında gerçekleştirilmiş araştırmanın en temel sonucu, vatandaşlarda, hakları ile ilgili önemli bir uyanış olduğu. Vatandaşlık tanımında ise toplumun %33’ü “ortak gelenekler ve kültür,” %36’sı “din birliği,” %9’u “dil birliği” , %22’si “herkesi bağlayan yasalar” ifadesini öne çıkarıyor. “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak için Türkçe konuşmak gerekir” önermesine toplumun %48’i katılmıyor. Yine toplumunun %55’i, Kürt kökenli vatandaşların anadillerinde eğitim görebilmelerini destekliyor. İyi vatandaş olma algısında, yardım, vergi ve seçimler öne çıkıyor. Öte yandan siyasete katılıma karşı önyargılar azalmış: siyasette aktif olmanın, vatandaşlık için önemli olmadığını düşünenler %33’de kalıyor. Araştırma, aktiflik düzeyi açısından 4 grup vatandaşlık kategorisi ortaya çıkarmış: pasif (%14), utangaç (%26) sorgulayan (%39), eyleme geçen (%21).</p>
<p><strong>Temel sonuçlar bunlar. Hocam, bize ne anlatıyor bu veriler, nasıl yorumlamak gerekir? </strong></p>
<p>Araştırma, hele de darbe girişimini de düşününce ilginç sonuçlar ortaya çıkardı. Hukuktan ziyade hak talebi öne çıkmış durumda. Ayrıca en önemli sonuçlardan biri çözüm sürecinin gerekliliğine, toplumun çözüm sürecine hazır olduğuna dair işaretler oldu. Örneğin anadilde eğitime hazır bir toplum ile karşılaştık. Sivil toplum, medya falan, bu konuya girip çözüm sürecini tartıştıkça, esasında toplumun demokrasiye yatkınlığı, sorunları bu şekilde çözme eğilimi daha da artıyor.</p>
<p>Darbe girişimine gelecek olursak, darbeye her kesim karşı çıktı. Anadolu’dan yeni orta sınıfların ortaya çıktığı görülüyordu, darbeye karşı duruşun bununla ilgilisi var. Esasında Erdoğan’ın çağrısından ziyade, bir maliyet hesabı da o akşam içgüdüsel olarak yapıldı ve darbe başarılı olsaydı sosyo-ekonomik maliyetin yüksek olacağı özellikle görülüyordu. O sebeple direkt olarak bu dinin vesairenin değil de bence, başından beri AK Parti “refah” falan dediği için, sosyo-ekonomik faktörün çok büyük önemi var. İlk vatandaşlık araştırmalarında şu öne çıkardı: “adam yerine koyulmak”. Oradan benim hakkım var, hastanede hakkım vara kadar gitmiş. Ama bunu hukuka veya eşit vatandaşlığa bağlamıyor. O yüzden de esasında burada, o anlamda biraz sekülerleşmiş ve Avrupalılaşmış, ben bu jargonları çok sevmem ama  bir anlamda neoliberal bireyselleşmiş bir vatandaşlık var. Ama onu hiçbir zaman bir adillik çerçevesinde, haksızlığa karşı mücadele gibi, Kürtlerin veya ötekinin hakkı gibi düşünmez. Saf bireyselleşme esasında. Hakların bireysel temelde düşünülmesi yani, ben mahkemeye giderim, ben hastaneye gittiğimde doktoru isterim artık gibi. Tekrar etmek gerekirse ilk yapılanlarda, vatandaşlıkla ilgili ilk çalışmalarda dignity (saygınlık) öne çıkıyordu, mesela adam yerine konmak falan. Hatta bu Ulus gazetesinin “vatandaş plajdan kaçtı halk plaja indi” başlığı zamanından çıkılmış diyebiliriz, ama buna karşın bir eşitliğe gitme durumu da yok. Öte yandan insanlar biraz da şunu düşünüyor yani anadilde eğitim olsa bir şey olmayacak, bunun bana dönen bir zararı olmayacak.</p>
<p><strong>Orada da bireysel olarak dü</strong><strong>ş</strong><strong>ünüyor yani, huzursuzluk sona ersin diyor de</strong><strong>ğ</strong><strong>il mi?</strong></p>
<p>Tabi tabi, düşünüldü yani niye böyle, çözülsün artık diye. Bu son 15 yılın dönüşümünde bu birey temelinde bir haklar değişimi olmuş.</p>
<p><strong>Peki bu de</strong><strong>ğ</strong><strong>i</strong><strong>ş</strong><strong>im nasıl olmu</strong><strong>ş</strong><strong>?</strong></p>
<p>Bunun nasıl olduğunu bu algı araştırmasıyla yanıtlamak zor. Türkiyelilik esasında, milliyetçilik falan olarak ortaya çıkabiliyor, ama hükümet bunları daha iyi yönettiği zaman aşırı milliyetçi olmaya falan gerek yok. Bu bireysellikte hani birazcık milliyetçilik yeter. Belki de AK Partinin, Erdoğan’ın gücü de oradan geliyor. Birazcık milliyetçilik burada, Kürt kardeşim sana da bu hakları kardeşim olarak veririm, ama sen örgütlenme. O yüzden eşitliğe doğru gidebilir, fakat aktiflikte, sosyal sermaye olarak değerlendirecek olursak, halen sorunlar var. Mesela, hala öteki ile olan yakınlık, uzaklık falan sorunlu. Biraz esasında İslamization’dan falan ziyade biraz daha neoliberal bireyselleşme görüyoruz. Artık o “adam yerine koyulma” biraz daha afaki kalmış;  daha çok “civil right” (sivil hak) diyor. Ancak, peki öbürünün de hakkı deyince, orada soru işaretleri oluyor.</p>
<p>Mesela Ankara’da bir hafta kaldım, 15 Temmuz sonrası. Ankara’da bütün laikler, Atatürkçüler, anti-Erdoğancılar, darbeye aşırı şekilde karşı durmuşlar.Korkmuşlar çünkü sabaha kadar ışıkları kapatmışlar, oturmuşlar. Işığı kapatıyorsun, bam bam bam bombalar, işgal oluyor gibi, parlamento mesela bombalandı. Herkesin tepkisini alıyor parlamentonun bombalanması hakikatten. 1980, hani parlamentoyu belli bir süre için lağvediyoruz çünkü güvenlik sorunu var filan diyor, ama bu herif bombalıyor, o zaman bir fark var diyor. O yüzden bence İngilizcedeki “ideation” (düşünce geliştirme) “value” (değer) gibi kavramlardan ziyade, bu sosyo-ekonomik cost analysis (maliyet analizi) daha etkili, çünkü 12 Eylül’le bunun arasındaki fark bence ilk kaybedeceklerin onlar olmasıydı. 80 darbesinde böyle bir tartışma yoktu toplumda, yani darbe olunca kaybederim kazanırım tartışması yoktu. Fakat bugün hakikaten Türkiye’nin geldiği noktada  sosyo-ekonomik anlamda bir kaybetme, bir maliyet hesabı yapıldı orada ve uzlaşmanın, sosyolojik olarak kullandığımız zamk unsurlarının, birleştirici unsurların ötesinde, 16 Temmuzda darbeyle uyanan bir Türkiye’deki benim yerimde otoriterleşme eğilimleri olabilir, bunun farkı maliyeti çok yüksek olur etkili oldu. Bence darbecilerin kaybettikleri en büyük şey de buydu.</p>
<p><strong>Ara</strong><strong>ş</strong><strong>tırma sonuçlarına göre vatanda</strong><strong>ş</strong><strong>lık algısında din ve ortak kültür öne çıkmı</strong><strong>ş</strong><strong>. Dil zayıf çıkmı</strong><strong>ş</strong><strong>. Buradan millet ya da ırk etkisiz yorumuna varmak ne kadar do</strong><strong>ğ</strong><strong>ru. Soru seçenekleri arasında millet uya da ırk yok zira. Ara</strong><strong>ş</strong><strong>tırmalarda genellikle Türkiye vatanda</strong><strong>ş</strong><strong>lı</strong><strong>ğ</strong><strong>ı ile millet, ırk arasında ba</strong><strong>ğ</strong><strong> oldu</strong><strong>ğ</strong><strong>unu görürüz. Bu de</strong><strong>ğ</strong><strong>i</strong><strong>ş</strong><strong>ti mi gerçekten yoksa soruyla mı ilgili bu sonuç?</strong></p>
<p>Evet, Türklük o şekilde sorulmadı. Türklük dendiği zaman birisi Türklük anlıyor, diğeri Türkiyelilik anlıyor birisi düz kimlik anlıyor, bu yüzden o soruda yer verilmedi, ama başka bir yerde ırkçılık konu edildi.  Zaten şu anda Türkiye milleti veya Türkiyelilik gibi kavramlarda da dil birliği yok. Bu anlamda mesela şunu diyebiliriz ırk diyenler de esasında Kürtlerden diğerlerinden farklı bir Türklük düşünmüyor o anlamda.</p>
<p><strong>Kürtleri de Türk sayan, Kürtçe konu</strong><strong>ş</strong><strong>an Türkler olarak tarif edenler hala var ama. </strong></p>
<p>Onu o şekilde görüyor. Fakat anadilde eğitim sorununun, Kürt sorununa barışçıl bir çözümün önünde bir engel olmadığı sonucu çıkmış oldu. Kutuplaşmanın çok arttığı otoriterleşmenin çok fazla tartışıldığı, siyasetten şiddete doğru kayıldığı bir ortamda araştırma yapıldığı halde bu hakların öne çıkması bence çok önemli oldu.</p>
<p><strong>Vatanda</strong><strong>ş</strong><strong>lık algısına tekrar dönecek olursak hem geçmi</strong><strong>ş</strong><strong>le hem batıyla kar</strong><strong>ş</strong><strong>ıla</strong><strong>ş</strong><strong>tırdı</strong><strong>ğ</strong><strong>ımızda Türkiye vatanda</strong><strong>ş</strong><strong>lı</strong><strong>ğ</strong><strong>ının kurucu unsurlarını nasıl tarif ederiz?</strong></p>
<p>3 tane unsur öne çıkıyor: Haklar, ırk ve din. Türklük, Müslümanlık ve haklar diye de söylenebilir. Adam yerine konulmak algısından haklara doğru geçiş var. İkincisi milliyetçiliğin güçlü olduğu, dinsel ve ırksal temelde bir milliyetçiliğin; fakat buna karşı bir hak alanının da genişlediği, dillerin de mesela çok belirleyici olmadığı bir açılım var diye çıkıyor. Bu hak alanı bireysel, kendi alanı. Esasında bunu bence şeyde de görüyoruz Türkler Kürtler Aleviler diye bakarsan bunların hepsinde aslında bir şey var: kimlik çok yükseliyor, kimlik yükselirken bu bir bireysellikle beraber gidiyor. Kimlik var, ama o pazarla tüketimle benim hakkımla ilgili bir şey. Eşit veyahut da aktif vatandaşlığa doğru kayan bir şey değil. Bunu tam yaşama sokanlar var biz onlara aktif vatandaşlar diyoruz. Bunu esasında yaşama sokmak isteyen düşünen fakat tam yapamayan utangaç vatandaşlar var bir de pasif vatandaşlar var.</p>
<p><strong>Yeri gelmişken, o aktiflik değerlendirmesinde bir sorun var gibi: protestolara katılım </strong><strong>ş</strong><strong>eklinde sorulmu</strong><strong>ş</strong><strong> aktiflik. Mesela biz sahada yeni şuna denk geldik: gelir düzeyi görece düşük ve daha dindar olan kadınların siyaseten aktif oldu</strong><strong>ğ</strong><strong>u haller var. AK Parti kadın kollarına gidiyor, belediyeye gidiyor ya da bölgedeki sivil bir faaliyete aslında seküler kadınlardan daha çok katılıyor, ama bu tür sorular onları aktif çıkarmıyor.</strong></p>
<p>Bana göre sivil toplum en genel anlamda aktif vatandaş demek. Seçimden sonra eve gidip oturmak değil. Kendi küçük etrafından büyük etrafa, dünyaya kadar sorunlarla ilgilenen ona angaje olan, onlarla ilgili bir şey yapmak isteyenler aktif oluyor. O noktada aktif vatandaşlık biraz şöyle düşünüldü bu haklar özgürlüklerin, sorumlulukların ötesinde ne kadar belli kolektif etkinliklere, yapılara katılıyorsa sivil topluma doğru kayış oluyor. Benim kendi yaptığım diğer araştırmalara da bağlı olarak, bizim araştırmamız sonuçlarına göre de Türkiye eşit vatandaşlığa gidebilir fakat aktif vatandaş olmadı, yani sivil topluma katılımda sorunlar var diyebiliyoruz, çünkü aktif kısmı daha düşük çıktı.</p>
<p><strong>Aktifli</strong><strong>ğ</strong><strong>in Türkiye’de dü</strong><strong>ş</strong><strong>ük oldu</strong><strong>ğ</strong><strong>una ben de katılıyorum ama aktifli</strong><strong>ğ</strong><strong>i ölçmede de sorun var demek istemiştim, protesto eylemlerine katılıyor musun diye sordu</strong><strong>ğ</strong><strong>unuzda, bu darbeye kar</strong><strong>ş</strong><strong>ı soka</strong><strong>ğ</strong><strong>a çıkanların ço</strong><strong>ğ</strong><strong>u katılıyorum demez.</strong></p>
<p>Demez. İşte o yüzden 15 Temmuz akşamı ve sonrasıyla ilgili düşünüldüğü zaman bizim tipolojideki pasif utangaçlar esasında en çok sokaklarda olanlardı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-10106" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/08/15temmuz.jpg" alt="15temmuz" width="800" height="443" /></p>
<p><strong>Şunu dü</strong><strong>ş</strong><strong>ünüyorum, o utangaç pasif dedikleriniz darbeden önce de kendi alanlarında aktiftiler, ba</strong><strong>ş</strong><strong>ka bir aktiflik tecrübeleri var, belki bu şekilde onu yakalayamıyoruz. Mesela </strong><strong>İ</strong><strong>HH’nın, aktarıldığı kadarıyla 200 bine yakın gönüllüsü, 1 milyon üzerinde ba</strong><strong>ğ</strong><strong>ı</strong><strong>ş</strong><strong>çısı var. </strong><strong>Ş</strong><strong>imdi onlara bu tür sorular sordu</strong><strong>ğ</strong><strong>unda muhtemelen katılmam derler. </strong></p>
<p>Evet, bizim mesela diğer çalışmalarda bunu gördük,  çatışma çözümü ve uzlaşma alanında yaptığımız Türkiye’nin uzlaşma ve dış politika araştırmalarına baktığında esasında, burada mesela katılmam diyen bir sürü insanın, İHH dahil olmak üzere, bir sürü muhafazakar STK ile Afrika’da, Balibar’da falan gidip fiili olarak çalıştığını, katıldığını; gidip oradaki sağlık sektörünün gelişmesinde, oradaki yoksulluğun çözümünde katkı vermede çalışma yaptıklarını görüyoruz. Esasında onlar aktif vatandaşlar, fakat kendi ülkelerinde değiller, ama oradalar. Artı bunu aktif vatandaşlık olarak da görmüyorlar. Hayırseverlik görüyor bunu. Orada çok aktif. Bence bizim yaptığımız bu vatandaşlık temelinde zaten ilk kapsamlı algı araştırması, o yüzden de buradan mesela giderek daha da buna yoğunlaşması ve  kapsamının genişletilmesi lazım. Ama şunu bulmamız önemliydi uzun yıllar Türkiye modernleşmesi vatandaşlığı sadece sekülerlik, okumuşluk ve sistemde belli yere gelmişlikle ele aldı, merkez çevre  paradigması içinde. Esasında Türkiye’nin bugün geldiği noktada Türkiye’ye kimliklerin ötesinde vatandaşlık hakları ve özgürlükleri ile bakabiliriz.</p>
<p>Türkiye’nin bence bu darbe bağlamında da bu araştırmanın gösterdiği gibi, darbeyi de hazırlayan şey bu hukuk eşitlik temelinde yani ötekiyle ilişkide eşitlik temelinde sorunlar olması.  Bir, hukuk çok zayıfladı. İki, kutuplaşma çok yükseldi. Üç, bir parti çok güçlendi ama esasında darbeye çok açık hale geldiğini gördük. Fakat darbeyi örgütleyenler esasında askeriyeden, yargıdan, emniyetten, yani devletten geldiler. Bence haklarla hukuku birleştirmenin, haklarla hukuk temelinde eşit vatandaşlığı tesis etmenin Türkiye’nin kendini güçlü kılmasında ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor.</p>
<p>Esasında laik, orta sınıf, Sünni bir kişi, Aleviden ve Kürtten daha birinci sınıf vatandaş biri oluyor mu? Orada aslında hakların geliştiği fakat hukukun bununla paralel gelişemediği bir boşluk var ve mesela o boşluk bence çözüm sürecini de etkiledi ama çözüm sürecinin başarılı olması o boşluğu doldurabilirdi. Bu darbe girişiminde gördüğümüz gibi yani seçimleri kazanabilirsiniz fakat böyle boşluklar olduğu zaman bütün yapıyı bu tür girişimlere kırılgan hale getirdiğiniz de ortaya çıkıyor. O yüzden bence biraz genel olmakla birlikte son on yılık bu dönüşümün en önemli sonuçlarından biri haklara doğru bir açılma fakat bu haklara doğru açılma ile hukukun birleşmesi gerekir.</p>
<p><strong>Peki vatanda</strong><strong>ş</strong><strong>ın kendi algısında bu hukuk nosyonu var mı?</strong></p>
<p>Yok, ama benim esasında genel vatandaşlıkla ilgili bütün dünyaya dair okumalarıma, karşılaştırmalarıma göre diğer ülkelerde de bu başlangıçta yok. Bu kurumlarla başlatılan bir şey. Batı tarihine de baktığımız zaman reform, rönesanstan başlayıp endüstri devriminden sonra buralara gelen uzun bir yapılaşmanın sorunu. Yüz yıllık bütün araştırmalar gösteriyor ki bu tür eşit vatandaşlığa dönük, insanların diğerlerine bakışındaki şeyler (ki Avrupa’da hala büyük sorunlar var, örneğin homofobi falan temelinde) kurumlarla desteklenen şeyler. Burada tabi bizim bu araştırmalarda her zaman söylenen şey var: siyasi partiler kanunu, seçim kanunu değişmeyen bir Türkiye’nin, bunları çözmesi çok mümkün değil. Yani yerel yönetimlerle ilgili bu desentralizasyonu ya da bu reformu yapamayan bir yapıda, herkesin merkez tarafından yönetildiği bir Türkiye’de, vatandaşların, haklar ve hukuku birleştirmesini bekleyemezsin. Türkiye’ye çok yakın gibi gözüken Fransa’ya baktığımız zaman Fransa anayasasının birinci maddesi, Fransa’nın yönetim yapısı adem-i merkeziyetçiliktir diye yazıyor. Aşırı merkeziyetçilik olan bir yerde vatandaşların hukuksal eşitlik temelinde bakmalarının çok da mümkün olduğunu söyleyemeyiz. Bu yüzden zihniyetle kurumsallaşmanın paralel gitmesi lazım. Bizim araştırmamız bir zihniyet eşiğinde olduğumuzu gösteriyor, ama sizin sorduğunuz soruya dönersek, hukuksal yapıyı sağlamazsan, vatandaşların hukuka güvenmesi zor olur, hukuka güvenmeyen bir vatandaşın farklı kimlikte olana güvenmesi de pek mümkün gözükmüyor.</p>
<p><strong>Gidi</strong><strong>ş</strong><strong>at nasıl olur peki </strong></p>
<p>Gidişat hızlı bir şekilde bizim bu araştırmada ve benim kendi okumalarımda da gördüğüm şey Türkiye’nin çok sıkışması; yani tek elden yönetilmesi, bu Türkiye’yi çok rahatsız eden bir şey. Bence çok daha çoğulcu daha ittifaklı daha birleştirici unsurların temelinde yapılan bir yönetim olması lazım. Onlar aşırı polarizasyona güvendiler ama yani esasında toplumun çok ciddi bir sorunla karşılaştığı zaman esasında polarize olmadığını gördük biz.</p>
<p><strong>Son olarak biraz da sivil toplumla ilgili bir soru sormak istiyorum? 2000’den bu yana sivil toplum alanında birçok proje yapılıyor, kapasite geli</strong><strong>ş</strong><strong>tirme i</strong><strong>ş</strong><strong>leri yapılıyor ama gelinen yerden kimse pek de memnun de</strong><strong>ğ</strong><strong>il. Sivil toplum neden geli</strong><strong>ş</strong><strong>miyor Türkiye’de?</strong></p>
<p>Vallaha bu uzun bir konu, araştırmanın dışında da benim kafamı kurcalayan ve üzerine okuduğum ettiğim. Sadece dünyada değil pek çok yerde, bu gezi olaylarında da (çünkü gezi farklı yerlerde farklı isimlerle de meydan olsun park olsun yaşandı) görüldü, tüm bu temsili demokrasi krizi olması, bu tür hareketlerin ortaya çıkışı. Buna bir araştırma demokratik kopuş diyor. Tüm bunlar bir taraftan bu tür meydan hareketlerini ortaya çıkardı ama aynı zamanda sivil topluma da büyük bir olumsuz etkisi oldu. Sivil toplum bugünkü dünyanın hızına, bugünkü dünyanın sorunlarına tam yanıt veremiyor. Bunun darbeden veya Türkiye’deki otoriterleşmeden bağımsız olarak, bütün bu dönüşümlerle ilgisi var. O yüzden şunu söyleyebiliyorsun gezi hareketinden sonra sivil toplumun güçlenmesini değil zayıflamasını gördük. Sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde bu modernitenin ve demokrasinin krizi var. Esasında sivil toplum demokrasiyi varsayan bir şey, ama demokrasi krizi olduğunda kendisi de krize giriyor. Bu aşırı otoriterleşmelerin dünyanın her yerinde sivil topluma negatif etki ettiğini de görüyoruz; o yüzden mesela buna karşı mücadele Ukrayna’da mesela Maidan olarak görüldü, Atina&#8217;da sokaklarda görüldü, Amerika&#8217;da Wall Street’te görüldü, Türkiye’de gezide görüldü, Mısırda Tahrir’de görüldü filan. Yani bu anlamda demokrasi ekonomi bağlamında dünyanın içinde yaşamış olduğu, 11 Eylül ve 2000 sonrası, 2008’de yaşadığı krizin de bir etkisi var, bu yüzden bence bugünkü dünyada sivil toplumun kendisini de tekrar düşünmesi ve yeniden yapılandırması gerekiyor. Belki de var olan yapısıyla bunu götüremeyecek, spontan şeylerin daha öne çıktığı, belki daha esnek olan yapılanmalara ihtiyaç var; mesela düşünce kuruluşları daha ön plana çıkabilir diye düşünüyorum. Sivil toplumda da mesela bizim yaptığımız araştırmalarda geçmişte devletin demokratik olmaması bir engeldi, fakat şimdi devletin demokratik olmasının ötesine geçildi. Avrupa Birliği falan bunlarla ilgili şeyler oldu ama bunların dışında sivil toplumda da biraz belki de dışsal yapıdan dışarıda bu hıza karşı kendisini nasıl örgütleyebilir onu düşünmeli.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10112 size-large" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/08/wallst-1024x682.jpg" alt="" width="1000" height="666" /></p>
<p><strong>Yani güncel toplumsal ihtiyaçlarına sivil toplum yeti</strong><strong>ş</strong><strong>emiyor mi diyorsunuz?</strong></p>
<p>Evet yetişemiyor. Darbenin de mesela başarılı olamamasının en önemli nedenlerinden biri bence vatandaşlığın haklar temelinde ilerlemesi. Türkiye’nin, yani bizim ilk araştırmaları yaptığımız zamanlardan bu güne kadar da büyük farklılık var, yüzde yetmiş oranında kentlileşmesi ve bu kentliliğin de Anadolu’dan başlayarak gelmesi bunda etken. O yüzden yani 1980 darbesi de merkez çevre paradigmasına göre merkezi kazanırsam tamamdır oldu. 2016 darbe girişimi ise çevre kentleştiği için kazanamadı.</p>
<p><strong>Çok teşekkürler.</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/08/21/halktan-vatandasa-vatandaslik-algisindaki-donusumler/">“Halk”tan “Vatandaş”a: Vatandaşlık algısındaki dönüşümler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
