<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>göçmen arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/gocmen/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/gocmen/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Mar 2023 12:34:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>göçmen arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/gocmen/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8216;Uluslararası Hukuk Sığınmacıların Haklarının da Korunmasını Gerektirir&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/18/uluslararasi-hukuk-siginmacilarin-haklarinin-da-korunmasini-gerektirir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nursen Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Dec 2021 09:12:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Halkların Köprüsü Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Göçmenler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[göç hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[halkların köprüsü derneği]]></category>
		<category><![CDATA[iltica]]></category>
		<category><![CDATA[sığınmacı]]></category>
		<category><![CDATA[Üstün Reinart]]></category>
		<category><![CDATA[yasadışı göçmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=76982</guid>

					<description><![CDATA[<p>'Son zamanlarda sık kullanılan ‘düzensiz göçmen’ yahut Avrupa basınında sık karşılaştığım ‘yasadışı göçmen’ sözü var. Bu beni çok rahatsız eden bir söz çünkü iltica hakkını tanımamak için kullanılan bir terim. Sığınmacı yahut mülteci olması gereken insanlara yasa dışı göçmen deyip onları suçlu gösterme eğilimini ifade ediyor.' 18 Aralık Dünya Göçmenler Günü dolayısıyla Halkların Köprüsü Derneği Başkanı Üstün Reinart ile mülteci, sığınmacı ve göçmen kavramları, Türkiye ve dünyada göç hareketleri sonucu statü, statüsüzlük durumlarına dair konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/18/uluslararasi-hukuk-siginmacilarin-haklarinin-da-korunmasini-gerektirir/">&#8216;Uluslararası Hukuk Sığınmacıların Haklarının da Korunmasını Gerektirir&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Sizi tanıyabilir miyiz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-76983 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/ustun-reinart-640x645.jpeg" alt="Üstün Reinart" width="289" height="291" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/ustun-reinart-640x645.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/ustun-reinart-160x160.jpeg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/ustun-reinart.jpeg 945w" sizes="(max-width: 289px) 100vw, 289px" />Üniversite yıllarım ve çalışma hayatımın büyük bir kısmı Kanada’da geçti. Kanada radyo ve televizyon kurumu Canadian Broadcasting Corporation’da muhabir, belgesel yapımcısı ve sunucu olarak çalıştım. O yıllarda Kanada’nın yerli halklarının politikalarıyla yakından ilgilendim (yanlış bir söylemle Kızılderili denen halklar). Dene halkının 50’lerde zorla topraklarından koparılıp bir kasabaya yerleştirilmesinin, o zoraki göçün sonucunda ortaya çıkan felaketin hikayesini anlatan bir sözlü tarih çalışması yaptım.  Night Spirits (Gece Ruhları) adındaki bu kitap hala Kanada üniversitelerinin Yerli Çalışmaları bölümlerinde ders kitabı olarak kullanılıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> Türkiye’ye döndüm ve ODTÜ’de Modern Diller Bölümü’nde Öğretim Görevlisi olarak çalıştım. 2003’te, Bergama köylülerinin Ovacık altın işletmesine direnişlerini kendi ağızlarından anlatan Biz Toprağı Biliriz adlı kitabım yayınlandı. </span><span style="font-weight: 400;">Annemleri kaybedince Ankara’dan ayrıldım. 2017 yılından beri İzmir’de faal olan Halkların Köprüsü Derneği’nin üyesi ve gönüllüsüyüm; 2019’ un Eylül ayından beri derneğin başkanıyım.</span></p>
<p><b>Bugün 18 Aralık Dünya Göçmenler Günü, kavramsal olarak çok tartışılan, mülteci, sığınmacı ve göçmen tanımları üzerinden göç nedenine bağlı olarak farklılaşan statülerden kısaca söz edebilir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mülteci, sığınmacı ve göçmen, pek iyi anlaşılmayan, bazen de kötü niyetle yanlış kullanılan kavramlar. </span><span style="font-weight: 400;">Mülteci, 1951’de Cenevre’de imzalanan uluslararası sözleşmeye göre yaşadığı yerde ırkı, politik görüşleri, dini yüzünden hayatı ve güvenliği tehlikede olanlara tanınan hakla başka bir ülkede yaşayan kişiler için kullanılır.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye o anlaşmayı bir çekinceyle imzalamış olduğu için Avrupa dışından, Ortadoğu’dan gelenlere mülteci statüsü vermiyor. </span><span style="font-weight: 400;">Sığınmacı, Türkiye’de birçok kişinin içinde bulunduğu durum; mültecilik için başvurmuş, korunmaya ihtiyacı olan ama daha resmi statüsü olmayan kişiler yahut ‘geçici koruma’ statüsü almış kişiler olabilir. Uluslararası hukuk sığınmacıların haklarının da korunmasını gerektirir.  (Ne yazık ki bu hukuk kuralı dünyanın bir çok yerinde artık ihlal ediliyor). </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Göçmen ise herhangi bir nedenle kendi ülkesinden başka bir ülkede yaşayan kişi olabilir. Eğitim için yahut ekonomik amaçlarla başka bir ülkede yaşamayı seçen kişi göçmendir.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye orta sınıfının gençleri akın akın Avrupa’ya, Kanada’ya gidiyorlar orada üniversiteye gidiyor, iş buluyorlar ya, onlar göçmen oluyorlar. Ben de uzun yıllar Kanada’da göçmendim. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir de son zamanlarda sık kullanılan ‘düzensiz göçmen’ yahut Avrupa basınında sık karşılaştığım ‘yasadışı göçmen’ sözü var. Bu beni çok rahatsız eden bir söz çünkü iltica hakkını tanımamak için kullanılan bir terim.  Sığınmacı yahut mülteci olması gereken insanlara yasa dışı göçmen deyip onları suçlu gösterme eğilimini ifade ediyor.</span></p>
<p><b>Farklı haklar tanıyan statülere bağlı olarak özellikle Avrupa Konseyi ülkeler dışından zorunlu göç nedenleriyle gelmiş kişilerin Türkiye&#8217;deki durumları hakkında neler söylemek istersiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Avrupa Konseyi ülkelerinin dışından gelmiş mülteci statüsüne ihtiyacı olan insanların çoğu ya Türkiye’nin AB ile anlaşmaları kapsamında ‘geçici koruma’ statüsünde ya da hiç bir statüsü yok. Sığınma başvurusu yapmış ve beklemede olanlar var.  Bu insanların büyük çoğunluğu süregiden bir belirsizlik içinde yaşıyorlar.  Geri dönebilecekleri bir yer olmadığı halde geri gönderilme korkusu – tehdidi her zaman var.</span></p>
<p><b>Haklara ve hizmetlere erişimin mümkün olabilmesi ve insan onuruna yakışır bir yaşam sürülebilmesi için statünün önemine dair neler söylemek istersiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Haklara ve hizmetlere erişim ancak girişler düzenlenir, şeffaf süreçler belirlenir, insanlara net bir statü verilirse mümkün olabilir.  Hakları koruyan, insan onurunu koruyan yeni bir uluslararası mutabakat gerekiyor. Şeffaf başvuru mercileri olmalı.  Bu olmayınca haklara ve hizmetlere erişim de güvensizliklerle belirsizliklerle, hatta imkansızlıklarla dolu oluyor.  İçinde yaşadıkları topluma uyum programları olmalı ki mülteciler ayrımcılıkla, nefretle karşılaşmasın.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayrımcılık, nefret demişken eklemek istediğim önemli bir konu şu; ne yazık ki mülteciler artık dünyanın birçok yerinde yaşamın her alanında; barınmada, eğitimde, çalışmada, sağlık hizmetlerine erişimde ayrımcılıkla, hatta nefretle karşılaşıyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Suçlu muamelesi görüyor, tutuklu kalıyor, sınırlardan geri itilirken ölüme itildikleri oluyor. </span><span style="font-weight: 400;">Çalışma izni verilmeyince yeraltı ekonomisi yaygınlaşıyor, mülteciler günümüzün köleleri olarak ucuz işgücü oluşturuyorlar.  Toplumda ekonomik kaygılar artarken bu bile onlara karşı nefreti körüklüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sınırlara duvarlar örüldükçe insan kaçakçılığı daha çok gelişiyor, yollarda ölümler artıyor.  Şu anda Polonya Belarusya sınırında binlerce Ortadoğu’lu mülteci aç, susuz, soğukta bekleşiyor.  15’ten çok ölüm olduğunu öğreniyoruz.  Korkunç.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/18/uluslararasi-hukuk-siginmacilarin-haklarinin-da-korunmasini-gerektirir/">&#8216;Uluslararası Hukuk Sığınmacıların Haklarının da Korunmasını Gerektirir&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suriyelilere Karşı Toplu Şiddet Eğilimi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/03/suriyelilere-karsi-toplu-siddet-egilimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nezih Onur Kuru]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Dec 2021 09:42:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[demokratik katılım]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Göç Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Kriz Grubu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=76515</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağ popülizmin ve otoriterleşmenin Türkiye siyaseti ve medyasına hâkim olduğu son yıllarda göçmenlere yönelik nefret dili ve şiddet eğilimi yaygınlaştı. Bu yazıda Suriyelilere yönelik toplu şiddete zemin hazırlayan sosyo-ekonomik arka planı ve şiddet eğiliminin politik-psikolojik kökenleri arasında yer alan toplumsal cinsiyet ve ataerkil namus/şeref kültürüne bağlılığın etkisini ele alacağım.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/03/suriyelilere-karsi-toplu-siddet-egilimi/">Suriyelilere Karşı Toplu Şiddet Eğilimi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5><b>Belirsizlik ve Tehdit Algısı</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">2011’den beri devam eden Suriye İç Savaşı neticesinde Türkiye, dünyada en büyük mülteci nüfusuna sahip ülke hâline geldi (3 milyon 738 bin Suriyeli). İç savaş uzadıkça Suriyelilerin kalıcı olacaklarına dair inanç da güçlendi. Türkiye’de ekonomik, siyasal ve sosyal sorunlar derinleştikçe bu inanç ve geçici koruma statüsünün getirdiği belirsizlik, tehdit algılarının yayılmasına yol açtı. Tehdit algılarıyla birlikte negatif duygular, toleranssızlık ve şiddet eğilimi yükseldi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Böylelikle Suriyeliler bir sorun başlığı hâlinde çerçevelenerek hem toplumda hem de siyaset sahnesinde öncelikli konular arasına yerleşti. Artan göçmen karşıtlığı ve kamuoyu baskısıyla kamu otoriteleri, Suriyelilere yönelik politikalarını sertleştirdi. Suriyeliler ile sosyal dayanışma gösteren sivil toplum kuruluşları, ulusalcı ve milliyetçi çevreler tarafından tehdit unsuru olarak görülmeye başlandı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Suriyeli sığınmacıların sosyo-ekonomik nedenlerle büyükşehirlerin kenar mahallelerinde gruplar hâlinde yerleşmesinin getirdiği toplumsal değişiklikler gruplar arası rekabet ve çatışmayı tetikledi. Mahalleliler ve Suriyeliler arasında yaşanan herhangi bir tartışmanın çok kısa sürede linç olaylarına dönüşebildiği görülüyor.</span></p>
<h5><b>Suriyelilere Karşı Toplu Şiddet Eğilimi</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplu şiddet eğilimi, kişilerin kendi çevrelerinde normların çiğnendiğini ve sosyal düzenin bozulduğunu algıladıkları durumlarda, norm ihlali gerçekleştirdiği iddia edilen kişi ve gruplara yönelik toplu fiziksel müdahaleleri onaylama ve fiilen katılmaya yatkınlıkları olarak tanımlanabilir. Grup üyelerinin benimsediği normların çiğnenmesi durumunda tetiklenen “adaletin gereğini yerine getirme” güdüsüyle birlikte geleneksel sosyal bağlarla ortaya çıkan toplu reaksiyon, kamu otoritesinin önüne geçebiliyor ve linç olaylarına kadar gidebiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Göçmenler gibi yabancı görülen dış grup üyelerine yönelik bir suç isnadında şiddet eğilimi yükseliyor. Suriyelilere yönelik linçe dönüşen olaylarda en ufak bir söylenti birkaç mahalleye yayılabiliyor. Uluslararası Kriz Grubu’nun verilerine göre Türkiye’de sadece 2017 yılında Suriyeliler ve yerel halk arasında yaşanan 146 şiddet olayında en az 35 kişi hayatını kaybetmiş [1]. 2011-2021 arasında medyada taradığım haberlere göre Türkiye’de Suriyelilere yönelik en az 209 toplu şiddet olayı gerçekleşmiş. Bu olayların 41’i İstanbul’da yaşanmış.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye genelinde en büyük Suriyeli nüfusuna sahip olan İstanbul’da 2021 Kasım itibarı ile 536 bin Suriyeli yaşıyor. BM Uluslararası Göç Örgütü’nün 2019 döneminde gerçekleştirilen araştırmasına göre ise İstanbul’da kayıtlı ve kayıtsız toplam Suriyeli sayısı 963 bine ulaşıyor. Suriyelilerin; Esenyurt, Sultangazi, İkitelli gibi İstanbul’un işgücü rekabeti yüksek kenar semt ve mahallelerinde yoğunlaştığı görülüyor. Kamu hizmetlerinin ve güvenliğinin yetersiz kaldığı bu alanlarda mahalleliler ve Suriyeliler arasında yükselen grup rekabeti çatışmalara ve şiddet olaylarına yol açıyor. Muhtarlarla gerçekleştirilen görüşmelerde, taciz söylentisi gibi sosyal normların ihlal edildiğinin düşünüldüğü durumlarda kalabalık arkadaş-akraba-hemşehri gruplarının kolayca bir araya gelip Suriyelilere karşı toplu şiddet uyguladığı ve mahallelilerin de bu eylemlere katılma eğiliminde olduğu aktarılıyor [2].</span></p>
<h5><b>İstanbul’da Suriyelilere Karşı Toplu Şiddet Eğilimi Araştırması</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">IstanPol için Infakto Araştırma’nın gerçekleştirdiği “İstanbul’da Suriyelilere Yönelik Tutumlar” başlıklı araştırmamızda, şiddet eğilimini anket deneyiyle ölçmeyi amaçladık. Deneyde bir genç erkeğin mahalleli bir genç kadına karşı taciz veya yankesicilikle suçlandığı senaryolarda, genç erkek ve arkadaşlarının mahalleliler tarafından toplu şiddete maruz bırakıldığı aktarıldı ve katılımcılara toplu şiddet eğilimine ne derece katılma eğiliminde oldukları 1-10 skalası üzerinden soruldu. 6 ve üzeri not verenlerin toplu şiddet eğilimi gösterdikleri kabul edildi. Dört farklı deney senaryosunda iki farklı olay tipinde suçlanan kişi “Suriyeli Farid” veya “Mahalleli Hakan” olarak tanıtıldı. Katılımcıların rastgele ve eşit sayıda dağıtıldığı dört deney grubu “taciz-Suriyeli”, “taciz-mahalleli”, “yankesicilik-Suriyeli”, “yankesicilik- mahalleli” olarak adlandırıldı. </span></p>
<figure id="attachment_76547" aria-describedby="caption-attachment-76547" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="size-medium wp-image-76547" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/suriyelilere-yonelik-toplu-siddet-egilimi-640x335.jpg" alt="Suriyelilere Yönelik Toplu Şiddet Eğilimi" width="640" height="335" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/suriyelilere-yonelik-toplu-siddet-egilimi-640x335.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/suriyelilere-yonelik-toplu-siddet-egilimi.jpg 700w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /><figcaption id="caption-attachment-76547" class="wp-caption-text">Suriyelilere Yönelik Toplu Şiddet Eğilimi</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dış grup üyesinin suçlandığı ve daha sert bir norm ihlali iddiasının yer aldığı senaryoda (Suriyeli genç erkek ve taciz) toplu şiddet eğilimi gösterenlerin oranı en yüksek seviyede ve </span><b>tüm katılımcıların üçte birinden fazla</b><span style="font-weight: 400;"> (%35,9). Yankesicilik senaryosunda %31,8. Türk genç erkek için bu oranlar sırasıyla %29,4 ve %23,1’e düşüyor. </span></p>
<h5><b>Suriyelilere Yönelik Şiddet Eğilimi ve Cinsiyet</b></h5>
<figure id="attachment_76548" aria-describedby="caption-attachment-76548" style="width: 632px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="size-full wp-image-76548" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/cinsiyete-gore-siddet-egilimi.jpg" alt="Suriyelilere Yönelik Toplu Şiddet Eğilimi (Cinsiyete Göre)" width="632" height="376" /><figcaption id="caption-attachment-76548" class="wp-caption-text">Suriyelilere Yönelik Toplu Şiddet Eğilimi (Cinsiyete Göre)</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ataerkil namus kültürü ve cinsiyet normlarının hâkim olduğu toplumlarda erkeklerin kadınlara göre daha yüksek seviyede toplu şiddet eğilimi göstermesi beklenir. Araştırmada hem kadınlarda hem erkeklerde en yüksek şiddet eğilimi, taciz ve Suriyeli senaryosunda gerçekleşse de erkeklerde şiddet eğilimi daha yüksek (%38,7’ye %27,8).</span></p>
<figure id="attachment_76575" aria-describedby="caption-attachment-76575" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-76575" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/ataerkil-namus-degerleri-640x336.jpeg" alt="Ataerkil Namus Kültürü Endeksi" width="640" height="336" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/ataerkil-namus-degerleri-640x336.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/ataerkil-namus-degerleri.jpeg 700w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /><figcaption id="caption-attachment-76575" class="wp-caption-text">Ataerkil Namus Kültürü Endeksi</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Araştırmada katılımcıların ataerkil namus kültürünü benimseme eğilimini bir soru seti üzerinden ölçüldü. Katılımcılara eril sertliği ve şiddeti meşrulaştıran 8 ifadeye 1-10 skalası üzerinden ne derece katılıp katılmadıkları soruldu. Katılımcılar, verilen yanıtlara göre ataerkil namus kültürünü benimseme seviyesi üzerinden 3’e ayrıldı (Düşük, Orta, Yüksek). </span></p>
<figure id="attachment_76576" aria-describedby="caption-attachment-76576" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-76576 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/suriyelilere-yonelik-siddet-egilimi-cinsiyete-gore-640x358.jpeg" alt="suriyelilere yönelik şiddet eğilimi" width="640" height="358" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/suriyelilere-yonelik-siddet-egilimi-cinsiyete-gore-640x358.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/suriyelilere-yonelik-siddet-egilimi-cinsiyete-gore.jpeg 700w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /><figcaption id="caption-attachment-76576" class="wp-caption-text">Suriyelilere Yönelik Şiddet Eğilimi (Erkekler, Ataerkil Namus Kültürü Endeksi Seviyesine Göre)</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Suriyelilere yönelik şiddet eğilimi, erkekler arasında ataerkil namus kültürünü benimseme seviyesine göre belirgin bir artış gösterdi. Düşük seviyede benimseyenlerde şiddet eğilimi gösterenler %16, orta düzeyde olanlar ise %55,9 olarak kaydedildi. Suriyelilere yönelik şiddet eğilimi, ataerkil namus kültürünü yüksek düzeyde benimseyenler arasında %60,6’ya ulaştı.</span></p>
<h5><b>Sonuç</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye gibi kişiler arası güvenin çok düşük olduğu, demokratik hak ve özgürlükler ile sivil toplumun baskılandığı bir ülkede, ekonomik kriz ve siyasi kutuplaşma şartlarında dış grup üyelerine yönelik şiddet eğiliminin yaygın olması şaşırtıcı bir sonuç değil. Siyaset ve medyada hâkim olan sağ popülizm neticesinde Suriyelilerin sorun olarak lanse edilmesi, Suriyelilerden kaynaklı tehdit algılarını yaygınlaştırıyor ve şiddet eğilimini meşrulaştırıyor. Kamu hizmetlerinin ve güvenlik birimlerinin yetersiz kalması gruplar arası rekabetin önünü açıyor. Herhangi bir toplumsal normun Suriyeliler tarafından ihlal edildiği iddiasında, ataerkil namus kültürü ve gruplar arası rekabet devreye giriyor, Suriyelilere karşı toplu şiddet akrabalık-hemşehrilik bağlarıyla yayılıyor ve linç olaylarına dönüşüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Medyada nefret diliyle mücadele edilmesi, Suriyeliler ve yerel halk arasında sosyal dayanışmayı sağlayabilecek sivil girişimlere daha çok imkân ve özgürlük tanınması ve Suriyelilerin yoğun olarak yaşadığı mahallelerde kamu hizmet ve güvenlik kapasitesinin sadece Türkiye vatandaşlarının değil göçmen nüfusunun da hesaba katılarak artırılması toplumsal barış ve uyum adına atılabilecek en somut adımlar.</span></p>
<p><em><span style="font-weight: 400;"> [1] </span><span style="font-weight: 400;">International Crisis Group (ICG), Turkey’s Syrian Refugees: Defusing Metropolitan Tensions, Europe Report</span></em></p>
<p><em><span style="font-weight: 400;">No. 248 (Brussels: International Crisis Group 2018)</span></em></p>
<p><em>[2] https://www.istanpol.org/post/i%CC%87stanbul-da-suriyeli-s%C4%B1%C4%9F%C4%B1nmac%C4%B1lara-y%C3%B6nelik-tutumlar</em></p>
<p><em>Görsel: iStock</em></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/03/suriyelilere-karsi-toplu-siddet-egilimi/">Suriyelilere Karşı Toplu Şiddet Eğilimi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Türkiye’de Suriyelilerle Uyumu Artık Konuşmamız Gerekiyor&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/03/turkiyede-suriyelilerle-uyumu-artik-konusmamiz-gerekiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Jul 2021 09:37:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[Göç İdaresi Genel Müdürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[Hilal Barın]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeliler]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal entegrasyon]]></category>
		<category><![CDATA[uyum politikası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=72262</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde Öğretim Üyesi olan Hilal Barın, Türkiye’deki Suriyelilerin uyum sürecinde sivil toplum kuruluşlarının rolünü inceledi. Sivil toplumun Suriyelilerin uyumuna ilişkin sistemli bir akademik çalışmada bulunmadığı kaygısı ile gerçekleştirilen araştırmaya göre; Türkiye’de STK’lar Suriyelilerin uyumunu kolaylaştıracak birincil aktörler arasında yer alıyor. Suriyelilerin uyumu için insani yardım, hukuki destek, danışmanlık, istihdam, sağlık, eğitim, mesleki eğitim, kültür-sanat, araştırma ve konferans gibi çalışma alanlarına yoğunlaşan STK’lar fiili olarak başlayan uyum sürecinin giderek hızlanmasını sağlıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/03/turkiyede-suriyelilerle-uyumu-artik-konusmamiz-gerekiyor/">&#8216;Türkiye’de Suriyelilerle Uyumu Artık Konuşmamız Gerekiyor&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye uluslararası göç akışında kritik bir konumda. Güneyden kuzeye, doğudan batıya ve az gelişmiş ülkelerden gelişmiş ülkelere yönelen göç hareketinde hedef ülkesi Avrupa olan birçok göçmenin yolu Türkiye’den geçiyor. Bu noktada Türkiye’nin hem kaynak, hem geçiş ülkesi hem de bazı göçmenler için hedef ülke olduğunu söylemek mümkün. Nitekim Türkiye’deki akademik göç yazını da göçün getirdiği cereyanların kısa ve orta vadede tartışmaya devam edileceğini vurguluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün sunduğu resmi rakamlara göre halihazırda 3.6 Milyon Suriye uyruklu kişi bulunuyor. Diğer uyruklardan ise 320 bin kişinin Türkiye’de yaşamını sürdürdüğü ifade ediliyor. Gayrı resmi rakamlar ise Türkiye topraklarında 5 milyonun üstüne yabancının olduğunu ifade ediyor. Her ne kadar koronavirüs döneminde uluslararası göç akışı radikal bir şekilde düşüş gösterse de “göç” dünyanın her zaman olduğu gibi kimilerince kabullenilmesi zor bir gerçeği olmaya devam ediyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öyle ki Birleşmiş Milletler dünyada uluslararası göçmen sayısının 2000 yılından beri %50 arttığını ifade ediyor. Dünya üzerinde en az 244 milyon göçmen yer değiştiriyor. Göçmenlerin aslında büyük bir kısmını kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. Durum böyleyken göç akışından neredeyse etkilenmeyen ülke kalmadığını söylemek mümkün.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle yoğun göç akışına sahip ülkeler göçmenleri “misafir” olarak kabul etmenin ötesinde artık “uyum” çalışmalarını da tartışmaya başlıyor. Örneğin, göçmenler için hedef ülke konumunda olan Almanya uyum çalışmalarında önde gelen ülkelerden biri konumunda.</span></p>
<h5><b>Suriyelilerin Kısa Vadede Dönebilmesi Mümkün Değil</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’ye ilk Suriyeli girişinin üzerinden tam 10 yıl geçti. Süreç içinde 680 binden fazla Suriyeli çocuk Türk eğitim sistemine dahil edildi. 1 milyondan fazla Suriyeli aktif olarak çalışmaya devam ediyor. Örneğin TEPAV raporunda Suriyelilerin Türkiye’de 20 Binden fazla şirket kurarak Türk ekonomisine katkı sağladığı ifade ediliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir yandan Türkiye’nin gönüllü geri dönüşü ve üçüncü ülkelere yerleştirmeyi teşvik etmesi gerektiği vurgulanırken bir yandan asıl ihtiyacın kapsamlı uyum çalışmaları olacağının altı da çiziliyor. Çünkü biliniyor ki Türkiye’deki Suriyelilerin gönüllü bir şekilde geri dönme ihtimalleri neredeyse yok. Örneğin </span><i><span style="font-weight: 400;">Save The Children</span></i><span style="font-weight: 400;">&#8216;ın araştırmasına göre, Suriyeli çocukların çoğu geleceklerini kendi ülkelerinde göremiyor ve Suriye&#8217;ye dönmek istese de bu talep halihazırdaki savaş koşulları nedeniyle imkansız görünüyor.</span></p>
<h5><b><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-72291 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/sivil-toplumun-rolu.jpg" alt="" width="251" height="387" />“Artık Resmi Olarak Uyum Çalışmalarının Konuşulması Gerekiyor.”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Dr. Öğretim Üyesi Hilal Barın yaklaşık dört yıl süren doktora çalışmasında kamu kurumları ve saha görüşmeleri neticesinde Suriyelilerin büyük bir kısmının Türkiye’de kalıcı olduğu sonucuna ulaştığını ifade ediyor. Doktora çalışmasını “Türkiye’deki Suriyelilerin Enterasyonunda Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü” başlığı ile kitaplaştıran Hilal Barın ile Türkiye’de göç çalışan STK’ları konuştuk.</span></p>
<p><b>Yaptığınız saha çalışmasına göre STK’larla ilgili öne çıkan en önemli bulgu neydi acaba?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle son yıllarda göçün yoğunlaşması ile STK’lar sundukları hizmetler bağlamında göçmenler için devlet dışı aktörler olarak vazgeçilmez unsurlar haline geldi. Bu kuruluşlar göçmenleri koruma ile ilgili raporların hazırlanması, kamuoyunun ve medyanın haberdar edilmesi; göçmenlere barınma sağlanması, hukuki ve toplumsal danışma ve eğitim programları sunulması; sağlık, kalkınma, danışma, yerleştirilme ve uluslararası yardımlara ulaşma gibi konularda yardım etmeye devam ediyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de de bu gibi süreçleri kolaylaştırmak için özellikle Suriye krizi sonrasında STK’lar tarafından Suriyelilere yönelik sahada gerçekleştirilen yardımlar, programlar, faaliyetler, kampanyalar ve projeler Suriyelilerin toplumsal entegrasyonuna çok büyük rol oynadı. Bu faaliyetlerin yanı sıra devlet ve devletin yardım kurumlarının çalışmalarını ve Türkiye halkını mobilize ederek tüm dünyada krize neden olan Suriyelilerin “de facto entegrasyon” sürecine aracılık ettiler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu çerçevede, Türkiye&#8217;de STK’lar birincil tamamlayıcı aktörler olarak faaliyetleri ile Suriyelilerin entegrasyonunu kolaylaştırmaktadırlar. Nitekim, sahada yaygın olarak STK’lar tarafından gerçekleştirilen bütünleştirici eylemlerin, Suriyeliler ile Türkiye toplumunu bir araya getirme girişimi etrafında odaklandığını müşahede ettim. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">STK’lar, şehirlere yerleşen Suriyeliler için insani yardım, nakit yardımı, psiko-toplumsal destek, istihdam, hukuki danışmanlık, toplumsal hizmetler, sağlık hizmetleri, eğitim ve mesleki eğitim, kültür ve sanat etkinlikleri, farkındalık yaratma kampanyaları, konferanslar, çalıştaylar, hizmetlere erişim hakkında bilgi paylaşımı  noktasında birçok faaliyetler gösterdi. Saha düzeyinde aktif faaliyet gösteren bazı STK’ların, faaliyetlerindeki gönüllülük motivasyonu ile birlikte acil durum anında gece gündüz bu ortamı yaratmak için çalıştıkları söylenebilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Suriyelilerin varlığına dair farklı motivasyon, yöntem ve perspektiflere sahip olmalarına rağmen, farklı ideolojilerden tüm STK’lar (dini [İslamcı ya da Hıristiyan], işçi sendikaları, dayanışma grupları, ‘hak temelli’ STK’lar, ‘ihtiyaç temelli’ hizmet sağlayan STK’lar) olağanüstü koşullar altında aynı sorunun üzerine eğildi. STK’lar tarafından oluşturulan platformlar, ortaklıklar ve koordine edilmiş ekipler -sahada zaman zaman aksaklıklar olmasına rağmen- görece başarılı bir şekilde Suriyelilerin uyumu için çalıştılar. </span></p>
<p><b>STK’ların uyum sürecine etkisi ne derecede?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu süreçte STK’ların Suriyelilere destek olmak için iyi ilişkiler kurma çabaları ve entegrasyon faaliyetlerinin devam ettirilmesi için koordineye dayalı bir yardım ve destek sistemi belirli ölçülerde gerçekleşti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu çalışmada, Suriyeliler özelinde çalışan STK&#8217;ların politikalarını insani yardım, hukuki destek, danışmanlık, istihdam, sağlık, eğitim, mesleki eğitim, kültür-sanat, araştırma ve konferans/atölye gibi çalışma alanlarına yoğunlaştıkları tespit edildi. Bunun yanı sıra göç konusuyla ilgilenen STK’ların toplumsal entegrasyon konusunda birçok çalışması bulunuyor. </span></p>
<p><b>Toplum, uyum sürecinde nerede acaba?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de göç yönetiminde STK’ların da mobilize ettiği toplumun bizatihi kendisidir. Farklı kültürlerin karşılaşmasıyla insanların bir arada hayatlarını sürdürme isteği ile aslında entegrasyon gerçekleşiyor. Toplumsal krizler, patlamalar yaşanmadan hayırseverlik duygularıyla gerçekleşen ve hayırseverliği aşan, toplumsal entegrasyonu sağlayan STK yapılanmaları tabandan bir örgütlenmeyi mümkün kılmış yeni bir toplumsal olgudur. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplumsal entegrasyonun gerçekleşmesi için STK’lar süreçte aktif olarak yer almış devlet ve yerel halkla uyumlu çalışmalar yürütmüştür. Bununla birlikte toplumsal kabulün yüksek olması ve devam etmesi söz konusu olsa da durumun hep bu seviyede ilerleyeceğini düşünmek yanıltıcı olur. Doğru politika ve stratejilerin belirlenmesi ve bu yönde hareket edilmesi gerekmektedir. Bu amaçla, entegrasyonun gerçekleşebilmesi için çift taraflı bir uyum söz konusu olmalı ve yerel halka güvenlik kaygıları yaşamamaları için yaşam standartlarında herhangi bir düşüş yaşanmayacağı noktasında da garantiler verilmelidir.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-72293 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/uyum-politikasi.jpg" alt="uyum politikası" width="598" height="339" /></p>
<p><b>Uyum politikası artık zaruri mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Suriye’de Mart 2011’den bu yana yaşanan iç savaşın bir ürünü olan Türkiye’deki Suriyelilerin kalıcılık ihtimalinin her geçen gün daha da artması geleceğe yönelik uyum politikalarının da ele alınmasını zorunlu kıldı. Uyum sorununa kısa vadeli politikalarla çözüm bulunamayacağını savunan bu çalışmalarda Suriyelilerin entegrasyonuna yönelik kurumsal düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Çünkü, sorun artık Suriyelilerin salt temel ihtiyaçlarını karşılanmasıyla çözülebilecek bir sorun olmaktan çıktı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’deki Suriyeliler siyasal, sosyal ve ekonomik yönleriyle bir uyum ve güvenlik sorunu haline geldi. Yaşanan sorunlar sadece Suriyelilerle mâl edilmez ve çözüm için Türkiye halkının da katıldığı iki taraflı uyum sürecinin başlatılması gerekiyor. Bu konuda yapılacak idari-yasal düzenlemelerin yanı sıra Suriyelilerin Türkiye’nin sosyal, ekonomik, kültürel, demografik ve güvenlik yapılarına nasıl entegre edileceği hususunda uyum çalışmaları yapılması elzem. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Entegrasyon konusu, Türkiye genelinde sürekli olarak yükselen bir halk ve politika tartışması haline geldi. Suriyeliler özelinde başarılı bir uyum sürecinin nasıl olacağı ve uyumun neleri içereceği ve toplumsal hayata nasıl uyum sağlanacağına ilişkin bir uyum politikası herkesin eşit bir şekilde katılacakları bir süreç olarak algılanmalıdır. </span></p>
<p><b>Türkiye için uyum sürecinde model bir ülke var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplumu oluşturan gruplar arasında ahengin sağlanması ancak kamu uyum politikaları ve grupların uyum stratejilerinin sosyal politika bağlamında ele alınması çerçevesinde birbirleriyle dengede tutularak sağlanabilecektir. Uyum stratejisinin; Avustralya, Kanada ve ABD gibi göçmen toplumlarda en fazla tercih edilen ve başarılı uyumu, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya gibi bazı ülkelerde, devletin ekonomik ihtiyaçları entegrasyon çabalarının üstüne çıkmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kendine yeterlilik ve ekonomik bağımsızlık, dil bilgisi ile (bazen daha göç etmeden kaynak ülkede test edilmektedir) birlikte en üst seviye entegrasyon önceliklerindendir. Letonya, Romanya ve Hollanda gibi bazı ülkelerde entegrasyon stratejilerinde toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamına aktif katılıma özel önem verilmektedir. Finlandiya, Estonya, İrlanda, Lüksemburg, Polonya, Portekiz, İspanya gibi ülkelerde ise ev sahibi toplum ile göçmenler arasında pozitif ilişkilere odaklanılmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Örneğin Belçika’da devletin entegrasyon ile ilgili en önem verdiği konu, 2012 yılı Temmuz ayındaki kanun değişikliğinden itibaren entegrasyonun son basamağı olarak görülen Belçika vatandaşlığının elde edilmesidir. Finlandiya’da mevcut entegrasyon politikası ise farklı halk grupları arasında olumlu davranışlar ve işleyen ilişkileri esas almaktadır. Bu konu vatandaşların, siyasi karar alıcıların ve diğer kamusal aktörlerin bir sorumluluğu olarak görülmektedir. Polonya’da ise ülkeye girişlerin geçici olduğu vurgulanmakta ve dil bilgisi ile iş yaşamına giriş entegrasyonun temel önkoşulları arasında tanımlanmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu örneklerin biri yahut hepsi bize uyar denemez, her ülkenin kendi gerçeklikleri doğrultusunda tarihsel ve toplumsal dinamikler göz önüne alınarak kendine özgü bir model oluşturması gerekmektedir.</span></p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td><b>Gelecekte Neler yapılabilir?</b></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Uyum için STK çalışanlarının eylem planı hazırlaması gerekiyor.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, AFAD ve diğer ilgili kuruluşları da uyum çalışmaları yapan STK’ları  eylem planına  dahil edebilir.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Suriyelilere karşı yerel halkın tepkisini ölçecek araştırmalar yapılarak, olası risklere karşı halkı bilgilendirmeye yönelik projeler başlatılabilir.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">STK’larla belediyeler arasındaki iletişimin güçlendirilmesi ve paydaşlıklar kurulması Suriyelilerin entegrasyonunun yönetiminde kolaylaştırıcı rol oynayacaktır.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Suriyelilerle ilgili çalışma yapan STK sayısı oldukça yüksek olmasına rağmen, bu kuruluşlar arasında genel bir koordinasyon bulunmuyor. STK’lar daha sık bir araya gelmeli.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Suriyelilerin hukuki mevzuat dâhilinde sahip olduğu haklar konusunda STK’lar aracılığı ile bilinçlendirilmesi gerekiyor.</span></li>
</ul>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><b>Kaynaklar</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><a href="https://www.tepav.org.tr/tr/calismalarimiz/s/399" target="_blank" rel="noopener">“TEPAV Suriye Sermayeli Şirketler Bülteni” Türkiye Ekonomi Politikaları Vakfı</a> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">‘Türkiye’deki Suriyelilerin gönüllü bir şekilde geri dönme ihtimalleri yok’, Hürriyet, 02.05.2021. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><a href="https://www.dw.com/tr/ara%C5%9Ft%C4%B1rma-suriyeli-%C3%A7ocuklar-geri-d%C3%B6nmek-istemiyor/a-56812073" target="_blank" rel="noopener">“Araştırma: Suriyeli çocuklar geri dönmek istemiyor”, Deutsche Welle, 09.03.2021.</a> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Barın, Hilal (2021). Türkiye&#8217;deki Suriyelilerin Entegrasyonunda Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü, Kadim Yayınları: 1-368.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Erdoğan, M.ve Ünver, C. (2015) Türk İş Dünyasının Türkiye’deki Suriyeliler Konusundaki Görüş, Düşünce ve Önerileri, TİSK, Ankara, s. 8.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/03/turkiyede-suriyelilerle-uyumu-artik-konusmamiz-gerekiyor/">&#8216;Türkiye’de Suriyelilerle Uyumu Artık Konuşmamız Gerekiyor&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Medya ve Göç Derneği’nin İlk Çalışması Proje Sessiz Yayında!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/26/medya-ve-goc-derneginin-ilk-calismasi-proje-sessiz-yayinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Jun 2021 07:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Medya ve Göç Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Ayrımcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Friedrich-Ebert-Stiftung Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[nefret suçu]]></category>
		<category><![CDATA[Proje Sessiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=72026</guid>

					<description><![CDATA[<p>Medya ve Göç Derneği’nin yürüttüğü Proje Sessiz’in ilk serisi yayınlandı. Türkiye’de mülteci ve göçmenlerin karşılaştıkları nefret söylemi ve ayrımcılıkları kendi cümleleriyle betimledikleri anlatılardan oluşan Proje Sessiz, dijital bir hafıza merkezi oluşturmayı hedefliyor.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/26/medya-ve-goc-derneginin-ilk-calismasi-proje-sessiz-yayinda/">Medya ve Göç Derneği’nin İlk Çalışması Proje Sessiz Yayında!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Friedrich Ebert Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği desteği ile yürütülen Proje Sessiz’in yayınlanan ilk serisinde “İnsanlar Bizi Nasıl Görüyor?”  “Onlara Göre Biz Hiçbir Şeyiz.” ve “İnsan Bile Değil!” başlıkları ile mülteci ve göçmenler karşı karşıya kaldıkları nefretin günlük hayatlarındaki etkilerinden bahsediyor.</p>
<p>Proje, mülteci ve göçmenlerin &#8220;Türkiye’de hangi ayrımcı/ötekileştirici durumlarla karşı karşıya kaldınız?&#8221; sorusuna cevap olarak aktardıkları deneyimleri video ve podcast formatında hikayeleştirerek nefret söylemine dikkat çekmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Proje Sessiz’in yayınlanan ilk serisi ayrımcılık hikayelerinde dile getirilen üç temayı baz alıyor:</p>
<h5><strong>1-İnsanlar Bizi Nasıl Görüyor?</strong></h5>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-72028 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/insanlar-bizi-nasil-goruyor.jpg" alt="" width="238" height="237" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/insanlar-bizi-nasil-goruyor.jpg 414w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/insanlar-bizi-nasil-goruyor-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 238px) 100vw, 238px" />Kadın olmaktan daha zoru kadın mülteci veya göçmen olmak…Mülteci ve göçmen kadınlar yalnızca ayrımcılığın ve nefret söyleminin değil aynı zamanda toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin de hedefi oluyorlar.</p>
<p>Türkiye’ye henüz yeni göç etmiş olan Wafaa çalıştığı tekstil atölyesindeki ilk gününde iş yeri sahibi tarafından uğradığı tacizi anlatıyor. Wafaa’nın anlatısında yer alan ’’İnsanlar Bizi Nasıl Görüyor ?’’  sorusu mülteci ve göçmenlere yönelik algıyı sorgulamanın önemini hatırlatıyor.</p>
<p>İnsanlar Bizi Nasıl Görüyor videosunu <strong><a href="https://youtu.be/iBNYuCRnLeg" target="_blank" rel="noopener">buradan</a></strong> izleyebilirsiniz.</p>
<p>‘’Ya başıma birşey gelirse diye internetsiz asla dışarı çıkmam. Mülteci kadınların ‘’maddi ihtiyaçları’’ var diye kolay sanıyorlar&#8230;’’ diye anlatıyor Nur, mülteci kadınların günlük hayatlarında yaşadığı tedirginliği.</p>
<p>Nur’un hikayesini <strong><a href="https://open.spotify.com/episode/73yJSwyTyxUhpkSLl8PrnF?si=dwDl6LUXQYKHI6KUJs5uMw&amp;dl_branch=1" target="_blank" rel="noopener">buradan</a></strong> dinleyebilirsiniz.</p>
<h5><strong>2- Onlara Göre Biz Hiçbir Şeyiz…</strong></h5>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-72029 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/onlara-gore-biz-hicbirseyiz.jpg" alt="" width="269" height="268" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/onlara-gore-biz-hicbirseyiz.jpg 415w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/onlara-gore-biz-hicbirseyiz-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 269px) 100vw, 269px" />Nefret, aynı sokakta yaşanan, her gün aynı yolda yürünen insana bile kendini öteki hissettirebilecek kadar güçlü bir olgu…</p>
<p>Anadilini konuştuğunda mülteci olduğunun anlaşılacağını düşündüğü için konuşmaktan kaçınan, sokakta ayrımcılıkla karşılaşmamak için yolunu değiştirerek yürüyen Rahaf ‘’Onlara göre biz hiçbir şeyiz’’ diye tarif ediyor mülteci ve göçmenlerin hissettiklerini.</p>
<p>Rahaf’ın hikayesini <strong><a href="https://youtu.be/GDPAtriM53A" target="_blank" rel="noopener">buradan</a></strong> izleyebilirsiniz.</p>
<p>İsmail mülteci ve göçmenlere en sık yöneltilen ‘’İşimizi elimizden alıyorsunuz! ‘’, ‘’Neden savaşmıyorsunuz!’’ Türkiye’deki hayatı üzerindeki etkilerini anlatıyor.</p>
<p>İsmail’in hikayesini <strong><a href="https://open.spotify.com/episode/1wLoBg9KLFfqhO3W1OSypW?si=fb61aee605b647f2" target="_blank" rel="noopener">buradan</a></strong> dinleyebilirsiniz.</p>
<h5><strong>3- İnsan Bile Değil!</strong></h5>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-72030 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/insan-bile-degil.jpg" alt="" width="250" height="247" />Yıllarca emek verilerek kurulan ev, aile, kariyer, arkadaşlıklar&#8230; kısacası hayatta insanca var olabilmek için gerekli herşey.  Mülteci ve göçmen olmanın en zor yanı ise tüm bunları geride bırakıp göç edilen yerdeki önyargı ve kalıplarla baş etmek.</p>
<p>Tanınmayan veya yanlış tanınana dair olan nefretin günlük hayattaki karşılığını ‘’Araplar insan bile değil.’’ ile yaşıyor Ahmad.</p>
<p>Ahmad’ın hikayesini <strong><a href="https://www.youtube.com/watch?v=I-b7WegIhLw" target="_blank" rel="noopener">buradan</a></strong> izleyebilirsiniz.</p>
<p>Ahmad’ın Türkiye’de geçirdiği üç senenin ardından kurduğu yaşamı geride bırakıp Libya’ya dönüş hikayesi mülteci ve göçmenlerin insan bile olmadıklarını var sayacak boyuta ulaşan ayrımcılığı gözler önüne seriyor.</p>
<p>Ahmad’ın Libya’ya dönüş hikayesini ise <strong><a href="https://open.spotify.com/episode/7CBg3M9wuAmUl54pfoT6Z6?si=78575bbe7c8e44cf" target="_blank" rel="noopener">buradan</a></strong> dinleyebilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/26/medya-ve-goc-derneginin-ilk-calismasi-proje-sessiz-yayinda/">Medya ve Göç Derneği’nin İlk Çalışması Proje Sessiz Yayında!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyanın En Fazla Mülteci Barındıran Ülkesinde Göçmenler Günü</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/18/dunyanin-en-fazla-multeci-barindiran-ulkesinde-gocmenler-gunu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2020 19:26:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli mülteciler]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Göçmenler Günü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=62782</guid>

					<description><![CDATA[<p>UNESCO tarafından çevrimiçi ortamda organize edilen Türkiye'de Zorunlu Göç: Bilgi Üretimi, İnsanlar ve Politikalar başlıklı panele katılan akademisyenler, göç alanında uluslararası terminolojinin mevcut durumu ifade etmede sınırlı kaldığından bahisle, Türkiye’nin özgün tecrübesini ve bu tecrübeye karşılık gelecek yeni kavram önerileriyle çalışmalarından ulaştıkları bulguları paylaştılar.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/18/dunyanin-en-fazla-multeci-barindiran-ulkesinde-gocmenler-gunu/">Dünyanın En Fazla Mülteci Barındıran Ülkesinde Göçmenler Günü</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye son yıllarda dünyanın en fazla mülteci nüfusunu ev sahipliği yapan bir ülke olarak göç, sosyal uyum ve entegrasyon konularından kendi özgün uygulamalarını hayata geçirirken, bu bir yandan da akademik çalışmalarda yeni ve özgün kavramların ortaya çıkmasına vesile oluyor.</p>
<p>UNESCO tarafından çevrimiçi ortamda organize edilen Türkiye&#8217;de Zorunlu Göç: Bilgi Üretimi, İnsanlar ve Politikalar başlıklı panele katılan ve bu alanın önde gelen akademisyenleri, göç alanında uluslararası terminolojinin mevcut durumu ifade etmede sınırlı kaldığından bahisle, Türkiye’nin özgün tecrübesini ve bu tecrübeye karşılık gelecek yeni kavram önerileriyle çalışmalarından ulaştıkları bulguları paylaştılar.</p>
<p>Panelin katılımcılarından Türk-Alman Üniversitesi’nden Prof. Dr. M. Murat Erdoğan, “Türk Toplumunun Mültecilerle 9 Yıllık Tecrübesinin Muhasebesi ve Uyum Süreçleri” başlıklı konuşmasında gelecek yılın Nisan-Mayıs aylarında yayınlamayı planladıkları Suriyeliler Barometresi 2020 çalışmasından ve mevcut tabloda gözlemlerinden söz etti. Dünyanın göçmenlerle tecrübesi olduğunu ancak Türkiye’deki gibi yüksek sayıda bir mülteci nüfusuna dair tecrübesi olmadığını vurgulayan Erdoğan, yeni durum karşısında yeni kavramalara duyulan ihtiyacı ve Batılı ülkelerin deneyim sahibi olmadıkları bu konuda literatüre katkı sunamayacaklarını belirtti. Batılı ülkelerin kotalar dahilinde mülteci kabul ettiğini bununda 1 yılda en fazla 100 bin civarında olduğunu kaydeden Erdoğan, dünyada mülteci nüfusunun %85’inin gelişmemiş ülkelerde yaşadığının altını çizdi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-62784 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Murat-Erdogan-640x361.jpg" alt="Murat Erdoğan" width="413" height="233" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Murat-Erdogan-640x361.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Murat-Erdogan.jpg 700w" sizes="auto, (max-width: 413px) 100vw, 413px" />Türkiye’nin kendi içinde de 3 milyona yakın bir iç göç hareketliliği yaşadığını belirten Erdoğan, sadece geçen yıl 450 bin düzensiz göçmenin Türkiye’ye geldiğini, pandemide sayıların azalmasına karşın düzensiz göçmen sayısının 1 milyon üzerinde olduğunun sanıldığını belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Erdoğan tarafından yapılan önemli tespitlerden bir diğeri, devam eden Suriyeliler Barometresi çalışması çerçevesinde Türkiye toplumu ve Suriyeler arasındaki ayrışma ve buna karşın “Suriyelilerin Türkiye’de adı konulmamış bir uyum sürecinde “oldukları idi. Buna göre, Türk toplumu Suriyelilerden uzaklaşırken, Suriyeler kendilerini eskisine oranla Türkiye’de daha mutlu ve yerleşik görmeye başladılar. Türkiye’de Suriyelilere yönelik olumsuz tavrın “göz ardı etme- ignorance” şeklinde nitelendiren Erdoğan, Türklerin mültecilere karşı aktif bir tutum almadığını şikâyet ederek pasif bir yaklaşım sergilemekle yetindiğini vurguladı.</p>
<p><strong> </strong><strong>“Etkileşimli Toplumsal Bütünleşme “</strong></p>
<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi’den Prof. Dr. Ayhan Kaya ise, “Türkiye’de Yerel Yönetimlerin Birlikte Yaşama Pratiklerine Katkıları” adlı konuşmasında, 18 belediye ile çalışarak <a href="http://www.reslogproject.org/yayinlar/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">3 kitap yayınladıklarını</a> ve bunların 9 tanesinin büyükşehir belediyesi olduğunu söyledi. Kitlesel göçün başladığı ilk yıllarda yerel yönetimlerin çok dahil olmadığı bir süreç varken, son birkaç yılda yerel düzeyde sorumluluk alan belediyelerin arttığını belirtti. Merkezi idarenin yerel yönetimlere siyasi iktidarı devretmeyen ancak sorumluluk devreden tutumuna ve tüm finansal sorunlara rağmen, belediyelerin çok başarılı projeleri hayata geçirdiklerini belirten Kaya, bunun Belediye Kanunu’nun 13. maddesinde “hemşehrilik” ilkesine dayanılarak başarıldığını vurguladı. Kaya ayrıca “siyaseten uyum şu an çok sahiplenilmiş olmasa da sorunların asıl yaşandığı yerel düzeyde çözümlerin de üretildiğini, mahalle düzeyinde interkültüralist bir yaklaşım” görüldüğünün altını çizdi.</p>
<p>Bilkent Üniversitesi’nden Doç Dr. Saime Özçürümez de, Türkiye’de Zorunlu Göç Olgusu: Kavramların, Modellerin ve Göstergelerin Sınırları” adlı konuşmasında Türkiye’de Suriyeli mülteci akınının ilk yıllarında &#8220;insani koruma&#8221; modelinden “etkileşimli toplumsal bütünleşme” olarak ifade ettiği yeni bir kavramla ifade ettiği modele geçildiğini belirterek,  kamu politikalarının ilk dönemde insani korumaya yöneldiğini;  son yıllarda bunun &#8220;etkileşimli toplumsal bütünleşme&#8221; modeline evrildiğini kaydetti. Özçürümez, Türkiye’nin mülteci deneyimi ve son yıllarda gelişen olgular ile yeni kavramalar kullanarak katkıda bulunmaya çalıştıklarını belirtti.</p>
<p><strong>Küresel Göç İstatistikleri</strong></p>
<p>18 Aralık 2001 yılında Uluslararası Göçmenler Günü&#8217;ne dair küresel düzeyde bazı öne çıkan veriler şunlar :</p>
<ul>
<li>Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) 2020 Dünya Göç Raporu&#8217;na göre, dünyadaki göçmen sayısı 272 milyona yükseldi. Yerinden edilen insan sayısı: 79,5 milyon.</li>
<li>Göçmenler, dünya nüfusunun yüzde 3,5&#8217;ini oluşturuyor. Dünyada her 30 kişiden 1’i göçmen olarak yaşamak zorunda.</li>
<li>Doğduğu ülke dışında yaşayan insan sayısı, 230 milyon.</li>
<li>26 milyon göçmen savaş ve kriz nedeniyle mülteci olarak ülkesini terk etti.</li>
<li>Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (BMMYK), savaş, çatışma ve zulüm dolayısıyla yerinden edilen toplam insan sayısı 80 milyona ulaştı.</li>
<li>Dünya genelindeki mültecilerin % 40’ı çocuk.</li>
<li>Uluslararası Göç Örgütü&#8217;ne göre dünyanın en fazla göç veren ülkeleri, Hindistan, Meksika, Çin, Rusya ve Suriye.</li>
<li>2050 yılına kadar iklim krizi nedeniyle 1milyardan fazla insanın göç etmek zorunda kalacağı öngörülüyor.</li>
<li>Türkiye’de çoğu Suriyeli 4 milyondan fazla göçmen yaşıyor. Göçmenlerin yarısı ise çocuk.</li>
<li>Türkiye’de Afganistan gibi ülkelerden gelen düzensiz göçmen sayısının ise 1 milyona yakın olduğu tahmin ediliyor.</li>
<li>Türkiye’de 3,6 milyon kişi geçici koruma statüsünde; 869 bin göçmen ikamet sahibi; 324 bin kişi uluslararası koruma sahibi statüsünde.</li>
<li>Türkiye’de 125 bin uluslararası öğrenci var</li>
</ul>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/18/dunyanin-en-fazla-multeci-barindiran-ulkesinde-gocmenler-gunu/">Dünyanın En Fazla Mülteci Barındıran Ülkesinde Göçmenler Günü</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HASUDER&#8217;den Pandemi Sürecinde Mülteciler Raporu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/17/hasuderden-pandemi-surecinde-multeciler-raporu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2020 11:41:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[HASUDER]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=52749</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) COVID-19 ile mücadelenin herkesi kapsayacak şekilde yürütülmesini sağlamak üzere, Türkiye’deki uluslararası göçmen ve mültecilerle ilgili son durumu raporlaştırdı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/17/hasuderden-pandemi-surecinde-multeciler-raporu/">HASUDER&#8217;den Pandemi Sürecinde Mülteciler Raporu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>HASUDER’den yapılan açıklamada, salgın durumunda özel gereksinime sahip savunmasız gruplara yönelik özel politikaların geliştirilmesi ve hizmetlerin titizlikle ele alınmasının önemli olduğu hatırlatılarak, “COVID-19 ile mücadele herkesi kapsayacak şekilde ve tüm tarafların ortak çaba ve dayanışması ile gerçekleşebilir. Bu amaçla farklı kaynaklardan yararlanarak bu kısa durum değerlendirme raporu hazırlanmıştır” denildi.</p>
<p>Türkiye’deki mültecilere ve uluslararası göçmenlere dair istatistikler ilgili bilgilerle başlayan raporda, sağlık hakkı ve sağlık hizmetlerine erişim, COVID 19 kapsamında mültecilere sunulan sağlık ve sosyal hizmetler, COVID 19 ve alınacak önlemler konusunda bilgilendirme,  COVID 19 sürecinde yaşanan sorunlar ve bu sorunların sağlık koşullarına etkisi ile çözüm önerileri yer alıyor.</p>
<p>HASUDER’in mültecilerle ilgili son durumu derlediği rapora ulaşmak için <a href="https://korona.hasuder.org.tr/pandemi-surecinde-gocmenler-ve-multecilerle-ilgili-durum/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">tıklayınız.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/17/hasuderden-pandemi-surecinde-multeciler-raporu/">HASUDER&#8217;den Pandemi Sürecinde Mülteciler Raporu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye ile Yunanistan Kıskacında Göçmen Olmak</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/04/turkiye-ile-yunanistan-kiskacinda-gocmen-olmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2020 14:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[EuroMed Rights]]></category>
		<category><![CDATA[Fronteş]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[idlib]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan sınırı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=48432</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye-Yunanistan sınırında mültecilerin günlerdir maruz kaldığı durum, karar alıcıları ağır bir insan hakları sınavına tabi tutuyor.  Bu süreçte Avrupa Birliği "değerleri" idealinin inandırıcılığının büyük bir yara aldığını ifade etmek mümkün.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/04/turkiye-ile-yunanistan-kiskacinda-gocmen-olmak/">Türkiye ile Yunanistan Kıskacında Göçmen Olmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">İstikrarsız her coğrafya, sadece kendisi için değil aynı zamanda çevresi için de problem üretiyor. 2011 yılında başlayan Arap isyanların kuzey Afrika ve Orta Doğu’da birçok ülkeyi derinden etkiledi. İsyanlar sonrasında totaliter rejimlerin devrilmemesi ya da Libya örneğindeki gibi düzenin yeniden tesis edilememesi nedeniyle özellikle Libya ve Suriye’den Batı Avrupa yönüne doğru 2015 yılında büyük bir göç akını başladı. Göç rotası Libya kaynağı üzerinden İtalya’ya, Suriye kaynağı üzerinden ise durak ülke Türkiye yoluyla Yunanistan ve Almanya’ya uzandı. 2015 göçünün yolcuları sadece Araplar değildi. Göçmenler arasında 2001 yılında ABD işgali ve Taliban meselesi nedeniyle siyasi ve toplumsal çalkantılarla boğuşan Afganistan uyruklular, özellikle ekonomik sorunlar nedeniyle yeni gelir kaynakları arayan Pakistan uyruklular da yer almaktaydı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaklaşık 2 milyon kişinin Batı Avrupa yönüne doğru göç ettiği “2015 Göçü”nün ağırlıklı yükünü Almanya karşılamış ve yaklaşık 1.4 milyon sığınmacıyı topraklarına kabul etmişti. Bu dönemde Alman hükümeti sığınmacıları ülkeye entegre etmek için bir dizi sistem geliştirmiş, eyaletlerin vergi gelirlerini ve nüfusunu da göz önünde bulundurarak göçmenleri Almanya’nın 16 eyaletine yönlendirmeye etmeye çalışmıştı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2016 yılı sonrasında Türkiye ile Avrupa Birliği arasında imzalanan Geri Kabul Anlaşması sonrasında Avrupa’ya yönelen göç akışı giderek azalmış; anlaşma kapsamında Yunanistan’a ulaşan tüm düzensiz geçiş yapan bireylerin Türkiye’ye iadesi öngörülmüştü. Buna karşılık ise Türkiye’ye geri gönderilen her bir düzensiz göçmen için, bir düzenli mültecinin AB ülkelerine kabulü taahhüt edilmişti. Avrupa’yı göç akışı kesildiği beklentisi sarmışken, İdlib’te Türkiye’nin 34 askerinin şehit edilmesi hesapları değiştirdi.</span></p>
<p><b>28 Şubat 2020’de Başlayan Göç Dalgasında Yunanistan</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-48434 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/1.jpg" alt="" width="390" height="248" />Güney sınırından gelebilecek olan yeni bir göç dalgasında karşı olabildiğince temkinli olan Türkiye özellikle İdlib konusunda son derece hassastı. Türkiye’nin güney sınırında Avrupalı komşularına önerisi siviller için güvenli bölgenin oluşturulmasıydı fakat söz konusu öneri uluslararası toplum tarafından destek görmedi. Bunun temelinde Türkiye’nin sınır güvenliğini gerekçe göstererek güney sınırında gerçekleştirdiği operasyonların “genişlemeci” bir hamle olarak algılanması ve güvenli bölge önerisinin “geri göç”ün gerçekleşme ihtimalinin düşük olması nedeniyle inandırıcı bulunmamasıydı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">27 Şubat gecesinde 34 Türk askerinin şehit edilmesi sonrasında Ankara bir yandan bölgede operasyonlarını derinleştirirken öte yandan batı sınırlarında göçmen kontrolünü kaldırma kararı aldı. Türkiye’nin bu kararının arka planında kendisine güvenli bölge oluşturma konusunda destek vermemenin maliyetini uluslararası topluma gösterme çabası yer almaktaydı. Türkiye, İdlib’te oluşabilecek olası bir insani krizde bir yandan yeni göç dalgasını kaldıramayacağını vurgularken, göçmenlerin hedef ülkeleri Fransa, İtalya ve büyük ölçüde Almanya için kapıları açık tutacağının altını altını çizmekteydi. Türkiye’nin 28 Şubat 2020’de sınır kapılarını açarak göçmen kontrolünü ve Yunanistan’ı göçmenler karşı karşıya bırakması Türkiye’nin “blöf yapmadığı”nı gösterdi.</span></p>
<p><b>Sivil Toplum İdlib Olaylarının Tetiklediği Göçmen Krizi’nde Ayakta!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye Avrupa’ya karşı stratejik bir hamle yaptığını düşünüyorken, göç yolunun riskler barındırması ve Yunanistan’ın daha fazla göçmeni kabul etmemesi nedeniyle “insani bir krize” de kapı aralamış durumda. Dünya çapında 241 farklı sivil toplum kuruluşu Türkiye’den Yunanistan’a göçün 5. gününde seyir halindeki her insanın barış, temel hak ve özgürlüklerini talep eden çok dilli bir bildiri imzaladı. Dokuz ayrı dilde yayımlanan bildiride Türkiye, “Suriye ile sınırını kapalı tutmaya devam ederken kendi topraklarındaki göçmenleri Avrupa’nın kapılarına, belirsizliğe doğru iteklemek”le eleştirilmekte. Bildiriye göre “Binlerce Suriyeli, Afgan, Pakistanlı ve çeşitli Afrika ülkelerinden göçmen ve sığınmacılar Edirne, Çanakkale ve İzmir gibi sınır bölgelerinde beklemekte. […] Yunan polisi gaz ve ses-ışık bombaları ile geçişleri engellemeye çalışmakta. […] ve kara sınırında bekleyen bazı kişilere ise tehlikeli hava koşullarına rağmen bizzat yetkililerce deniz yolu ile geçmeleri istenmekte.”</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;"><a href="https://crossbordersolidarity.com/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Irkçılık ve Savaşa Karşı Ulusötesi Dayanışma Bildirisi</a>’ne göre; göçmenlerin, sığınmacıların ve mültecilerin hayatlarının bir tehdit ya da pazarlık unsuru haline getirilmesine, devletlerin seçim kampanyalarında ya da Türkiye ile AB arasındaki ilişkide bir koz olarak kullanılmalarına derhal son verilmeli.</span></p></blockquote>
<p>Yakın zamanda Yunan topraklarına ulaşan her yeni sığınmacının alıkonulmasını öngören daha sıkı ve zalimane bir yasa geçiren Yunanistan’da ise durum kötüye gitmekte. “Irkçılık ve savaşa karşı ulusötesi dayanışma!” başlıklı bildiri Yunan hükümetinin Türkiye’nin emriyle tetiklenen “yasadışı göçmenlerin” istilası miti üzerinden nefret ve korku yaymakta olduğunu vurgularken her nerede ortaya çıkarlarsa çıksınlar ırkçılığa, yabancı düşmanlığına ve bunların normalleştirilmesine karşı durulması gerektiğinin altını çiziyor.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’den MAZLUMDER ise<a href="https://world.mazlumder.org/en/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/call-to-turkey-and-all-humanity-on-refugees/13778" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> bildirisinde</a> Türkiye’yi “övülesi ensar duruşuna geri dönmeye ve gitmek isteyenleri sadece güvenli geçiş yollarına yönlendirmeye” davet ettiğini ifade etti. MAZLUMDER, Batı toplumlarını ise “sınırlardaki vahşeti derhal durdurmaya, işkence ve eziyeti bırakarak kapıları açmaya ve uluslararası hukuktan doğan sorumluluklarını yerine getirmeye” çağırıyor.</span></p>
<p><b>FRONTEX: &#8220;Durum Kötüye Gidebilir!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Avrupa Birliği üyesi ülkelerin komşularıyla olan sınırlarının korunmasını ve güvenliğini sağlamak amacıyla oluşturulan ve tam adı Avrupa Dış Sınırlarda Operasyonel İş Birliği Yönetimi Ajansı olan FRONTEX durumun kötüye gitmesine ilişkin endişeli. Almanya’nın yayın organlarından bir olan The Welt’in gayrı resmi olarak açıkladığı bilgilere göre FRONTEX yetkilileri göç akışı başladığında insanların kitlesel hareketini durduranın son derece zor olacağını düşünüyor. FRONTEX yetkililerine göre “Türk makamlarının insanların sınırı geçmesini önlemek için harekete geçmeleri durumunda bile, önümüzdeki günlerde göç akışında baskının artma ihtimali yüksek.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu nedenle 2 Mart’ta resmi olarak Yunanistan&#8217;a AB sınır muhafızlarının hızla konuşlandırılmasında Yunanistan&#8217;a en iyi nasıl yardım edileceğini incelediğini ifade eden FRONTEX yetkilileri bu çerçevede önümüzdeki yıla kadar 700 görevlinin daha Avrupa sahillerinin “güvenliğini” sağlamak için görev alabileceğini ifade etti. FRONTEX’in halihazırda Yunan adalarında ve çevresinde yaklaşık 400 personeli, Bulgaristan ve Meriç Nehri bölgesinde 60 kadar görevlisi bulunuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">FRONTEX icra direktörü Fabrice Leggeri’ye göre, “Tüm AB üyesi devletlerinden ve Schengen bölgesine bağlı ülkelerden görevliler ve ekipmanlarla acil destek talep ederek olağanüstü bir durumla karşı karşıya kalan AB üyesi devlete yardım etmek FRONTEX’in bir görevi.” Bu noktada FRONTEX’in müdahale için üye devletlerden ve Schengen bölgesinden 5 ila 10 gün içinde gelmesi umulan bin 500 kadar görevli ve ekipmana bağlı olduğunu vurgulanmakta. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Akdeniz’de ülkeler arasındaki diyaloğu geliştirmeye çalışan bir diğer sivil toplum kuruluşu olan EuroMed Rights ise mültecilerin bir <a href="https://euromedrights.org/publication/refugees-must-not-be-used-as-bargaining-chips/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">“pazarlık malzemesi olarak”</a> kullanılmaması gerektiğini vurguluyor. EuroMed Rights’a göre “Halihazırda sığınmacılar Suriye&#8217;deki savaşı çevreleyen küresel güç oyununda piyon olarak kullanılıyor. […] Türkiye&#8217;nin Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarındaki şiddet mültecileri tehlikeye atmakta. Geçen hafta on dört Avrupa Dışişleri Bakanı tarafından imzalanan İdlib&#8217;deki çatışmaların derhal durdurulmasına ilişkin ortak bir bildirinin yayınlanmasına rağmen, AB henüz kendi sınırlarına ilişkin endişesi dışında bir şey önermedi.”</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Zorunlu göçün kaynağında “istikrarsız coğrafyalar”ın “refah coğrafyaları”na doğru yürüyüşe geçen mazlum halkları yer alıyor.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi Avrupa Birliği değerleri çerçevesinde, Suriye ve diğer ülkelerden gelen mültecilerin Avrupa&#8217;ya girmeleri için hızla yasal yollar açması gerektiğinin altını çizen sivil toplum kuruluşu EuroMed Rights,</span> <span style="font-weight: 400;">eylemleri hızlandırmak ve insani koridorların açılmasını desteklemek için AB&#8217;ye ve üye devletlere çağrılarını yeniliyor!</span></p>
<p><b>Avrupa Birliği Göçmen Krizinde Norm ve İdeallerinden Ödün Veriyor</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">28 Şubat’ta başlayan göçmen krizinin 5. gününde harekete geçen AB yetkilileri “Kale Avrupa” idealine yönelerek sınırları yükseltme yoluna gitti. Yunanistan&#8217;ın Türkiye sınırını ziyaret eden Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, &#8220;Avrupa&#8217;nın birliğini sınamaya çalışanlar hayal kırıklığına uğrayacaktır&#8221; ifadesinde bulundu ve Birlik göçmen krizinde Yunanistan’ın yanında olduğunu vurguladı. Yunanistan&#8217;a 350 milyon eurosu hemen olmak üzere toplam 700 milyon euro’luk fon sözü verildi. Bunun yanında ülkeye sınır geçişlerinin engellenmesi hedefiyle 100 sınır koruma görevlisi, 7 gemi, 2 helikopter, 1 uçak ve 3 özel araç verileceği duyuruldu.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">“Avrupa Birliği Değerleri” söyleminin ve birliğin insan haklarına ilişkin inandırıcılığının büyük bir yara aldığını ifade etmek mümkün.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">AB Antlaşması’nın 2. maddesinde bir yandan “insan onuruna saygı ve özgürlük” idealleri üzerine kurulu olduğu kayda geçilmişken öte yandan Birlik, göçmen krizinde insan hayatının ikinci plana atıldığı katı bir tutum izledi. Bu noktada “Avrupa Birliği Değerleri” söyleminin ve Birliğin insan haklarına ilişkin inandırıcılığının büyük bir yara aldığını ifade etmek mümkün. </span></p>
<p><b>Kati Piri’den Türkiye’ye Destek!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Avrupa Parlamentosu&#8217;nun eski Türkiye raportörü Kati Piri ise Avrupa Birliği’ni Türkiye’ye verdiği sözleri tutmaması nedeniyle ağır bir şekilde eleştirdi. Piri, sosyal medya hesabı üzerinden “AB’nin Türkiye’den mülteci anlaşmasını uygulamasını beklediği” haberini alıntılayarak Avrupa Birliği&#8217;nin gerçekleştirmediği taahhütleri sıraladı. Piri’ye göre (i) 2016 yılında vizeleri kaldıracağını belirten AB, Türkiye için vizeleri kaldırmadı. (ii) 2018&#8217;e kadar Türkiye’ye 6 milyar Euro’luk fon sağlayacağını taahhüt edilmişti ancak fonlarda gecikme yaşanıyor. (iii) AB’nin Türkiye için yeni fasıllar açması söz konusu bile değil. (iii) Öte yandan 3 yılda sadece 25 bin mülteci AB ülkelerine yeniden yerleştirildi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Piri’nin söz konusu paylaşımının ardından Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da paylaşımında Türkiye-AB anlaşmasında Türkiye’nin sorumluluklarını yerine getirdiğini fakat AB’nin ise bu konuda başarısız olduğunu vurguladı.</span></p>
<p><b>Yeni Göç Dalgasının Hedefinde Almanya var!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’den Avrupa’ya yönelen göç dalgasında Irak, Pakistan, Afganistan gibi ülkelerden özellikle Batı Avrupa ülkelerine doğru göç yolculuğuna çıkan birçok göçmen bulunmakta. Yunanistan göçmenler için durak ülke mahiyetindeyken, Almanya ise iş olanakları ve sosyal güvenlik nedeniyle hedef ülke olma konumunu halihazırda koruyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Herkesin yaşam ve beden bütünlüğünü koruma hakkına sahip olduğu küresel sistemde insanlar din, dil ve ırk ayırt etmeksizin “refah coğrafyalarına” doğru yola çıkmaya devam ederken göçün temel nedeninin ise, “istikrarsız coğrafyalar” olduğunun altını yeniden çizmek gerekiyor.</span></p>
<p><b>KAYNAKLAR</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Frontex to launch rapid border intervention at Greece’s external borders”, FRONTEX News Release, 02.03.2020. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Common Statement: Transnational solidarity against racism and war!”, Cross Border Solitarity, 03.03.2020.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Refugees Must Not Be Used As Bargaınıng Chips”, </span><i><span style="font-weight: 400;">EuroMed Rights</span></i><span style="font-weight: 400;">, 03. 02.2020.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/04/turkiye-ile-yunanistan-kiskacinda-gocmen-olmak/">Türkiye ile Yunanistan Kıskacında Göçmen Olmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hepimiz Göçmeniz Platformu: &#8216;Göçmenler İstedikleri Yerde Yaşayabilmelidir&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/03/hepimiz-gocmeniz-platformu-gocmenler-istedikleri-yerde-yasayabilmelidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Feb 2020 09:32:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Hepimiz Göçmeniz, Irkçılığa Hayır]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[Hepimiz Göçmeniz - Irkçılığa Hayır]]></category>
		<category><![CDATA[koruma statüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=47500</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hepimiz Göçmeniz  ve Irkçılığa Hayır Girişimi valiliklerin Suriyelilerle ilgili uyarı genelgelerine karşı yaptığı basın açıklamasında, "Göçmenler istedikleri yerlerde yaşayabilmelidir" dedi. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/03/hepimiz-gocmeniz-platformu-gocmenler-istedikleri-yerde-yasayabilmelidir/">Hepimiz Göçmeniz Platformu: &#8216;Göçmenler İstedikleri Yerde Yaşayabilmelidir&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-47501 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/02/rsw_1280-640x316.jpg" alt="" width="404" height="200" />Valilikler geçici koruma sahibi Suriyelilere son tarih 13 Mart olacak şekilde ikamet adreslerini güncellemeleri, yapmamaları halinde kamu kurumları, eğitim, sağlık vb. yerlerden yararlanmada zorluk yaşayabilecekleri ve bazı durumlarda kamu hizmetlerine erişimlerinin askıya alınacağını belirten bir uyarı genelgesi yayınladı.</p>
<p>Genelgenin üzerine açıklama yapan Hepimiz Göçmeniz Platformu, Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesine göre, “Herkes, ulusal yasalar ve uygulamalarda belirtilen şartlar çerçevesinde koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkına ve tıbbi tedaviden yararlanma hakkına sahiptir” maddesinin altını çizerek devletlerin bu hakkı garanti edecek faaliyetleri tanımlamak ve uygulamakla yükümlü olduğunu belirtti.</p>
<p>Açıklamada, devletlerin, uluslararası sözleşmelerle göçmenler/sığınmacılar için tanınan hakları iç hukuklarına yansıtmakla yükümlü oldukları, sağlık hizmetlerinin, herkese eşit ve ayrımcılığa izin vermeksizin planlanması, sunulması, riskli gruplara özelleşmiş hizmetler verilmesi gibi evrensel ilkelerin gözetilmesinin zorunlu olduğu hatırlatıldı.</p>
<p>Suriyelilere yönelik bu ikamet uyarısının yetersizlik göstergesi olduğuna değinilen açıklamada, Suriye’den gelen büyük insan gruplarının geçimlerinin temin edilmesi, geçimlerini temin ederken istismar edilmemeleri, ailelerin sosyal ve kültürel ihtiyaçlarının giderilmesi gibi meseleler karşısında devletin bugüne kadar çözüm üretmemesiyle beraber kısıtlamaların söz konusu olduğu belirtiliyor.</p>
<p>Göçmenlerin kayıt olmalarından çok sağlık, barınma, beslenme hakkı gibi temel yaşam haklarına ulaşımlarının kolaylaştırılması gerektiğine dikkat çekiliyor.</p>
<p>Yapılan uygulamayı göçmenlerin daha sağlıklı yaşayabileceği yerlerde değil, devletin kendi istediği yerlerde ikamet etmeye zorlaması olarak tanımlayan Hepimiz Göçmeniz Platformu açıklamasını, göçmenleri sağlıksız yaşayacağı yerlerde ikamet etmeye zorlamanın insan haklarına aykırı olduğu ve bundan vazgeçilmesi gerektiğiyle bitiriyor.</p>
<p>Açıklamanın tamamına <a href="https://gocmeniz.org/f/gocmenler-istedikleri-yerde-yasayabilmelidir?">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/03/hepimiz-gocmeniz-platformu-gocmenler-istedikleri-yerde-yasayabilmelidir/">Hepimiz Göçmeniz Platformu: &#8216;Göçmenler İstedikleri Yerde Yaşayabilmelidir&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2018’de 115 Bin Mülteci-Göçmen İşçi Çalışma İzni Alabildi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/08/2018de-115-bin-multeci-gocmen-isci-calisma-izni-alabildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metehan Ud]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jan 2020 10:20:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Çalışma Ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Geçici koruma statüsü]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci işçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=46631</guid>

					<description><![CDATA[<p>2018’de çalışma izni alabilen mülteci-göçmen işçi sayısı 115 bin 837 olurken, sadece 34 bin 573 Suriyeli mülteci işçi çalışma izni alabildi. Mülteci-göçmen işçilerin büyük bir oranı kayıt dışı çalıştırılmaya devam ettiriliyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/08/2018de-115-bin-multeci-gocmen-isci-calisma-izni-alabildi/">2018’de 115 Bin Mülteci-Göçmen İşçi Çalışma İzni Alabildi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Aile Çalışma Ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğü 2018 yılında çalışma izni alabilen göçmen ve mülteci işçi sayısını açıkladı. Bakanlığın verilerine göre 2018’de 115 bin 837 mülteci-göçmen işçiye çalışma izni verildi. 2011’de çalışma izni işçi sayısı 17 bin 466 iken, Suriyeli mültecilere çalışma izninin düzenlendiği 2016’da 73 bin 549, 2017’de 87 bin 182’ye yükseldi.</span></p>
<p><b>Göçmen-Mülteci Kadın İşçilerin Oranı 41,5</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-46633 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/y%C4%B1llar-640x343.png" alt="" width="422" height="226" />Çalışma izni alan 115 bin 837 işçinin 48 bin 85’ini kadın işçiler oluştururken çalışma izni alan erkek işçilerin sayısı 67 bin 752 oldu. Yasal çalışma izni olan mülteci, göçmen işçilerin  yüzde 41.5’ini kadınlar oluşturabildi. 2015 yılına kadar kadın işçiler daha çoğunlukta iken Suriyeli mültecilerin çalışma izni alabilmesi ile birlikte erkek işçilerin oranları her sene daha da arttı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çalışma izni alabilen 34 bin 573 Suriyeli mültecinin sadece 3 bin 47’si kadınlardan oluşuyor. Yasal çalışma izni olan Suriyeli mülteci erkeklerin sayısı Suriyeli mülteci kadın işçilerin sayısından 9 kat daha fazla.  Ancak Ukranya, Türkmenistan, Gürcistan, Özbekistan, Rusya, Moldova, Filipinler ve Endonozya ülkelerinden çalışma izni alabilen göçmen işçilerin büyük bir çoğunluğunu kadın işçiler oluşturuyor. </span></p>
<p><b>Önemli Bir Kısmı Lise ve Üniversite Mezunu</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-46634 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/egitim-640x363.png" alt="" width="409" height="232" />Çalışma izni alanların 27 bin 21’i üniversite mezunu iken 38 bin 10’u lise mezunu. Çalışma iznini alan mülteci, göçmen işçilerin en yoğun olduğu yaş aralığı 25-29. 25-29 yaş aralığındaki çalışma izni alan sayısı 22 bin 352 iken, 30-34 yaş aralığında 20 bin 942,  20-24 yaş aralığındaki sayı ise 19 bin 723. </span></p>
<p><b>En Çok Suriyeli Mülteci İşçiler İzin Alabildi</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ülkelere göre dağılımda ilk sırada Suriyeli mülteci işçiler bulunuyor. 34 bin 573 Suriyeli mülteci çalışma izni alabilirken Suriyelileri, 13 bin.452 ile Kırgızistanlı göçmen işçiler, 7 bin 321 ile Gürcistanlı göçmen işçiler, 6 bin 394 ile Ukranyalı göçmenler ve 5 bin 547 ile Türkmenistanlı göçmen işçiler takip ediyor. </span></p>
<p><b>En Çok İstihdam Konaklama Sektöründe</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çalışma iş kollarına göre mülteci-göçmen işçilerin büyük bir çoğunluğu konaklama (20 bin 16) ticaret (11 bin 757) , inşaat (8 bin 183) , büro (5 bin 757), sağlık (4 bin 144), ev içi hizmet (3 bin 538), eğitim (3 bin 658) ve giyim (2 bin 958) sektörlerinde çalışıyor. Mülteci-gömen işçilerin 42 bin 759’u İstanbul’da çalışırken, 23 bin 666’sı Antalya’da,  9 bin 274’ü Ankara’da, 5 bin 967’si İzmir’de, 5 bin 269’u Bursa’da, 4 bin 846’sı Antep’te çalışıyor. </span></p>
<p><b>Rakamlar Kayıt Dışılığı Ortaya Koyuyor</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-46635 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/Cinsiyet-ve-Ya%C5%9F-Aral%C4%B1%C4%9F%C4%B1na-G%C3%B6re-Da%C4%9F%C4%B1l%C4%B1m.png" alt="" width="346" height="214" />Birleşmiş Milletler’e bağlı Ekonomik ve Sosyal İşler Organizasyonu (DESA), yayınladığı 2019 raporuna göre Türkiye’deki toplam mülteci-göçmen sayısı 5 milyon 678 bin 800. Kayıtsız olanlarla birlikte bu rakam daha da büyüyor. Yine aynı rapora göre Türkiye’deki göçmen ve mültecilerin yaş ortalamasının da 32,4 ve yüzde 71,4’ü 19-65 yaş arasında. Rakamlar hala mülteci ve göçmen işçilerin tamamına yakınının kayıt dışı çalıştırıldığını ortaya koyuyor. </span></p>
<p><b>Çalışma İzni Çözüm Olamadı</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre Türkiye’de sadece Geçici Koruma Statüsü’nde 3 milyon 576 bin 370 . Ocak 2016’da çıkan “Geçici Koruma Sağlanan Yabancıların Çalışma İzinlerine Dair Yönetmelik ise çözüm sağlamadı. Çocuk işçiler de dahil olmak üzere 1,5 milyonun üzerinde Suriyeli mültecinin çalışma hayatında olduğu tahmin ediliyor. 2017’de 20 bin 966 Suriyeli mülteci için çalışma izni alabilirken bu rakam 2018’de 34 bin 573’e çıkabildi. Çalışma izni için işverenlerin başvurması gerekiyor.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/08/2018de-115-bin-multeci-gocmen-isci-calisma-izni-alabildi/">2018’de 115 Bin Mülteci-Göçmen İşçi Çalışma İzni Alabildi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
