<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Seda Baştuğ Dilli, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/seda-bastug-dilli/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/seda-bastug-dilli/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 27 Nov 2019 11:19:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Seda Baştuğ Dilli, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/seda-bastug-dilli/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Genç Alevi Dedesi Hüseyin Ağa Yılmaz: ‘Dedeler Kendini Geliştirmeli’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/28/genc-alevi-dedesi-huseyin-aga-yilmaz-dedeler-kendini-gelistirmeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seda Baştuğ Dilli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Jun 2019 09:35:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[alevi dedesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Ağa Yılmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40122</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gençlerin Alevilik yol ve ritüellerinden uzak kalması nedeniyle inançlarından uzaklaştığını söyleyen Alevi dedesi Hüseyin Ağa Yılmaz, “Eğitim ailede başlar.  Bunun yanı sıra dedelerimiz de gençler karşısında eksiktir. Dedelerimiz ve cem evleri kendini geliştirebilir. Dedelerimiz daha çok okuyup araştırabilir” diyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/28/genc-alevi-dedesi-huseyin-aga-yilmaz-dedeler-kendini-gelistirmeli/">Genç Alevi Dedesi Hüseyin Ağa Yılmaz: ‘Dedeler Kendini Geliştirmeli’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Alevilerin toplumsal hayatta pek çok sorunu, konuşması gereken konusu var. Gençlerin Alevi inancı ve kültürüyle ilişkisi ise Alevi toplumunun önemli konularından. Bu konuda daha önce Üniversiteli Alevi Gençler Derneği İstanbul temsilcisi Ada Çiçek Aksoy ile <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/25/genclerin-alevi-kulturunu-yasatmak-icin-destege-ihtiyaci-var/" target="_blank" rel="noopener">bir röportaj</a> gerçekleştirmiştik. Bugünkü röportajımız ise bir dede ile. Hüseyin Ağa Yılmaz, Alevi toplumunun genç dedelerinden. Kendisiyle dedeleri, gençlerin dedelerle ilişkisini ve Alevi gençlerin Alevilikle ilişkisini konuştuk. </span></p>
<p><b>Dedelik kurumunu hiç bilmeyenler için tanımlayabilir misiniz? Dedeliğin temsil ettiği misyonu anlatabilir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-40124 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/hüseyin-ağa-yılmaz2.jpg" alt="" width="284" height="284" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/hüseyin-ağa-yılmaz2.jpg 537w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/hüseyin-ağa-yılmaz2-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 284px) 100vw, 284px" />Dede, hiç bilmeyen bir insan için Alevi inancında yol yürüten önderdir. Eline, beline, diline, eşine, aşına, işine sahip olma yolunu gösterir. Güzel ahlak sahibi olmayı, doğruluktan, hakikatten, mazlumdan yana olma yolunu gösterir. Dede, 4 kapı 40 makam yoluyla, insan-ı kâmil mertebesine ulaşmak için yol gösterendir. Misyonu, cem ibadeti yürütmek, ibadetteki kuralları öğretmektir. Yol taliplerine önderlik etmektir. Onlara yol ve erkan içindeki kuralları öğretmektir. İnsan sevgisiyle 72 millete bir nazarda bakmayı aşılamaktır. Hak Muhammed Ali yolunda, yol ehli olmaya sevk etmektir.</span></p>
<p><b>Bazı dedelerin gençlerin inançlarına ilgisiz olduklarına yönelik eleştirileri var. Katılıyor musunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu konuda gördüğüm, tespit ettiğim izlenimler var. Günümüzde gençlerimiz, ne yazık ki Alevilik yol ve ritüellerinden uzak kalması sebebiyle inançtan uzaklaşmıştır. Cem evlerimiz gençlere yönelik çalışmalarında zayıf kalmış, gençleri sadece cem ve cenaze ile cem evlerine çekmeye çalışmıştır. Fakat gençler çağımızda internetten her bilgiye ulaşıyor. Dedelerimiz de maalesef bu konularda çok eksik kalmıştır.</span></p>
<p><b>‘Eğitim Ailede Başlar’</b></p>
<p><b>Dedelerin kırsaldaki pozisyonunu kentte devam ettiremediği ifade ediliyor. Buna katılıyor musunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Katılmıyorum. Az önce de açıkladığım gibi, gençlerimiz maalesef küçük yaştan eğitilmediği, ailede inancın ilk ışığını almadığı, öğretilmediği için inançtan uzak kalmıştır. Unutmamak gerek, eğitim ailede başlar.  Bunun yanı sıra dedelerimiz de gençler karşısında eksiktir. Kulaktan dolma bilgilerle cem evlerimizde anlatım yapılmaktadır. Gençler baş tacıdır. Gençlere bu konuda suç bulamıyorum. Geç kalmış da değiliz. Dedelerimiz ve cem evleri kendini geliştirebilir. Dedelerimiz daha çok okuyup araştırabilir.</span></p>
<p><b>Dedelerin kırsaldaki pozisyonunu kentte devam ettiremediği ifade ediliyor. Buna katılıyor musunuz? Neden?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-40125 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/semah1-640x360.jpg" alt="" width="377" height="212" />Katılıyorum. Çünkü aileler kente göçtüğünde gerek ekonomik sıkıntılar, gerekse ülkedeki sorunlardan dolayı ibadetlerini yapamamış, dedelik kurumundan, yoldan uzak kalmıştır. Bunlara birçok sebep olabilir. Daha sonrasında da yeni gelen neslin ailelerinden görmedikleri için büyükleri gibi gitmeleri, dedelerin de şehirde talip kitlesini boş bırakmaları, bunlara sebeptir. </span></p>
<p><b>Kentte Kırsaldaki Saf Alevi İnancına Sahip Çıkılamadı</b></p>
<p><b>Kırsaldaki dedelik ile kentteki dedeliğin farkları günlük hayatta nedir? Anlatabilir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kırsaldaki Alevilikte, herkes aynı köyde olduğu için herkesin saf, temiz, etkileşime uğramamış bir inancı vardı. Fakat şehirlere göçte, kentleşmede bu yok oldu. Komşu inançlardan etkileşimler, buna çok müdahil oldu. Şu anda dahi Muharrem ayımız, bazı cem evlerinde birer Ramazan’a, cemlerimiz de birer namaza dönüştü. Talip dedeyi, dede talibi tanımaz hale geldi. Ve maalesef kentlerde kurulan cem evleri de bu saf, temiz Alevi inancına sahip çıkamadı.</span></p>
<p><b>Dedelerin Alevi gençlerin kültürüne ve inancına olan ilgisini artırmasına yönelik olarak yapabilecekleri nelerdir?    </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle dedeler gençleri anlamaya, onların anladığı dili çözmeye çalışmalı ve anlayışlı olmalıdır. Dedeler eski kulaktan dolma bilgileri bir kenara bırakıp daha çok okuma ve araştırma yoluna gitmelidir. İmam Ali’nin dediği gibi, çocuklarınızı kendi yetiştiğiniz zamanın şartlarına göre değil, onların yaşayacağı zamanın şartlarına göre yetiştirin. Yine Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaşi Veli’nin dediği gibi, ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. O yüzden dedelerimiz gençleri anlamak için zamanın şartlarına uymalı, ilim yolunu takip etmelidir.</span></p>
<p><b>Sizin hayatınız içerisinde, dedelik nasıl gelişti? Çocukluğunuzdan bu yana bir dede olarak deneyimlerinizi ve düşüncelerinizi anlatabilir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocukluğumdan beri yoluma, inancıma çok bağlıyım. Her zaman dedelerin yanında oturup onları dinlemiş, muhabbetlerde bulunmuş ve sorular sormuşumdur. Çalınan telli Kuran’ın benim hafızamda her zaman bir etkisi ve o telli Kuran’da çalınan deyiş duvazların ruhumda hep bir kalıcı etkisi olmuş, bu yolla onları hep anlamaya çalışmışımdır. Daha sonra kirvem Ali Doğan dedeyle tanışmamla beraber, yolumuzla ilgili muhabbet yapmamız ve muhabbetlere katılmamız, yolumuzu okuyup anlayıp araştırmamız, benim için çok büyük bir katkı olmuştur. Canlı Kuran dediğimiz, büyüklerimizle sohbetlerimiz ve kirvemle çeşitli cem evlerinde muhabbet cemleri yapmamız, açıkçası kirvemle tanışmam da bu yola girmeme ve bu yola hizmet etmeme en büyük ışık olmuştur. Ona buradan saygı, sevgi ve hürmetle aşk-ı muhabbetlerimi sunuyorum. Daha sonra Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli Dergâhı Serçeşme Postnişinimiz Veliyettin Hürrem Ulusoy’la tanışmam ve ondan feyizler almam da bu yola büyük hizmetler etmeme katkı sağlamıştır.</span></p>
<p><b>‘Gençler Çekinmeden Her Şeyi Sormalı’</b></p>
<p><b>Sizin gençlere yönelik bir eleştiriniz ya da çağrınız var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eleştirim yok. Fakat gençlerimize Alevi yolundan, erkânından ayrılmamalarını, bu konuda her zaman okuyup araştırmalar yapmalarını, dedelere sorular sormalarını, cem evlerinde dedelerden çekinmeden, merak ettikleri her türlü konuyu saygı ve sevgi çerçevesinde sormalarını tavsiye ediyorum. Geleceğimiz gençlerimizdir. Bu yolu gelecekte yürütecek, sürdürecek olan onlardır. Gençliği olmayan bir toplumun geleceği olmaz.</span></p>
<p><b>Alevi sekülerleşmesi diye bir kavram var. Toplumun genelinde olduğu gibi, Alevilerde de böyle bir durum olduğu belirtiliyor. Siz buna nasıl bakıyorsunuz? Alevi gençlerin neredeyse tamamı, Alevi olduğunu söylüyor. Fakat inanç boyutunda değil, kimlik boyutunda bir Alevilikten söz ediliyor. Buna katılıyor musunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kesinlikle katılıyorum. Gün geçtikçe Aleviliğin inancı değil, sadece adı kalıyor. Toplumumuz gittikçe yolundan, erkânından uzaklaşmakla beraber, başka inançlara meylediyor.  Gençler konusunda da kesinlikle katılıyorum. Öncelikle ailelerde bir eğitim-öğretim olmadığı için gençlerimiz de maalesef inancını tanımıyor. Sadece Aleviyim, demekle yetiniyor. Fakat bu tanımamazlık, bir boşluk hissi yaratıyor ve bu boşlukta da Aleviliği komşu inançlarda arar hale geliyorlar. Bu arayış da zamanla gençlerimizin Şiileşmesi, Sünnileşmesi, ailelerinden dahi uzaklaşmasına sebep oluyor. Bu bağlamda, öncelikle aileler çocuklarına, gençlerimize sahip çıkmalı ve eğitimin küçük yaşta başladığını, bir çocuk 15 yaşını geçtiğinde ona artık bir şey veremeyeceğini, öğretemeyeceğini iyi anlamalıdır.</span></p>
<p><b>‘Alevi Anne Babadan Doğmak Kişiyi Alevi Yapmaz’</b></p>
<p><b><img decoding="async" class=" wp-image-40126 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/hüseyin-ağa-yılmaz3-640x853.jpg" alt="" width="304" height="405" />Alevi kültürünü yaymak ve yaşatmak adına hem gençlere, hem dedelere, hem de toplumun tüm kesimlerine söylemek istedikleriniz nelerdir?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alevilik bir kültür değildir. Alevilik bir inançtır. Bunu da ancak yaşayarak ve yola ikrar vererek öğrenirsiniz. Alevi anne babadan doğmak, bir kişiyi Alevi yapmaz. Alevi olabilmek için yola ikrar vermek gerekir. Öncelikle burada dedeleri ve aileleri ele alalım. Çünkü en büyük görev onlara düşüyor. Ailelerin yapması gerekenler, çocuklara ve gençlere inanç boyutunda daha çok önem vermek, eğitici, öğretici olmak. Bir aile inançtan uzak kalırsa, o ailedeki çocuk da uzak kalır. Çünkü eğitim ailede başlar. Örneğin çocuk yaştayken bir Hak Muhammed Ali üçlemesini öğretmek, sabah erken kalkıp on iki imamı zikrederek dua etmek, Muharem ayında İmam Hüseyin’i ve davasını anmak, lokma kokusunu o çocuğa hissettirmek ve bunları dili döndüğünce anlatmak, gençlik çağına geldiğinde o çocuğa çok önemli bir ışık olacaktır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dedeler konusunda ise, dedelerimiz daha çok okumalı, araştırmalı, kendisini geliştirmeli, internet çağına uymalı, kulaktan dolma bilgilerle gitmemeli, ilim nerede ise, onu takip etmelidir.  Gençlerin diline hitap etmelidir. Bunun yanı sıra cemlerimizde muhabbetler unutuldu. Muhabbetlerden uzaklaşıldı. Sadece perşembeden perşembeye deyiş söyleyip gülbank okumak haline geldi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yüzden de insanlarımız, toplumumuz cemlerden uzaklaştı. Dedelerimiz cemlerde muhabbetlere daha çok eğilim vermelidir.  Ceme gelen canlara, çekinmeden merak ettikleri her şeyi sordurmalı, gençlere yönelik çalışmalar yapmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplumun tüm kesimine söylemek istediğim; sevgili canlar hak ve hakikat yolundan ayrılmayın, ayrıştırıcı değil birleştirici olmaya gayret edin. Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş-i Veli’nin dediği gibi: Bir olalım, iri olalım ve diri olalım.</span></p>
<p><b>‘Yolumuz Giderek Erkekleşiyor’</b></p>
<p><b>Sizin söylemek, eklemek istediğiniz bir şey var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yolumuzda, günümüze baktığımızda ana bacılar konusunda büyük bir eksiklik vardır. Maalesef yolumuz giderek erkekleşmeye başlamıştır. Dedelerimiz ve toplumumuz da buna seyirci kalmaktadır. Cemin, muhabbetin yürütülmesi için mutlaka dedenin yanında ana bacı oturmasının, cemi birlikte yürütmelerinin toplumda daha birleştirici olacağına ve bu yolun kuşaklara aktarılmasında önemli bir rol oynayacağına eminim.  Bu yolda Fatıma Ana’yı, Zeynep Anayı, Kadıncık Ana’yı iyi anlamak gerekir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu konularda yine Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş-i Veli’nin şu sözlerine kulak verelim: </span></p>
<p><b>Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde,</b></p>
<p><b>Hakkın yarattığı her şey yerli yerinde,</b></p>
<p><b>Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yoktur,</b></p>
<p><b>Eksiklik noksanlık senin görüşlerinde.</b></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/28/genc-alevi-dedesi-huseyin-aga-yilmaz-dedeler-kendini-gelistirmeli/">Genç Alevi Dedesi Hüseyin Ağa Yılmaz: ‘Dedeler Kendini Geliştirmeli’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerin Alevi Kültürünü Yaşatmak İçin Desteğe İhtiyacı Var</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/25/genclerin-alevi-kulturunu-yasatmak-icin-destege-ihtiyaci-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seda Baştuğ Dilli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Jun 2019 07:46:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Üniversiteli Alevi Gençler Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Ada Çiçek Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi gençler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39903</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aleviliğin daha açık konuşulup tartışılmaya ihtiyaç duyduğunu söyleyen Üniversiteli Alevi Gençler Derneği İstanbul temsilcisi Ada Çiçek Aksoy, “Alevi kültürünün yaşatılmasına yönelik çalışmaların hem inançla, hem kültürle, hem zanaatla yapılması gerekiyor. Madımak: Carina’nın Günlüğü filmi çekildi. Aleviler tarafından eleştirildi. Alevi kültürü araştırılarak yapılmış çalışmalar değildi. Özellikle bizim sinema, televizyon mezunu arkadaşlarımızda böyle bir çalışma yapma isteği vardı ama bugün onu yapmak güç. Yetersiziz” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/25/genclerin-alevi-kulturunu-yasatmak-icin-destege-ihtiyaci-var/">Gençlerin Alevi Kültürünü Yaşatmak İçin Desteğe İhtiyacı Var</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Üniversiteli Alevi Gençler Derneği İstanbul temsilcisi Ada Çiçek Aksoy ile röportajımızın dünkü bölümünde, bir önceki nesilden ve dedelerden beklentilerini konuşmuştuk. Bu bölümde Alevi kültürünü yaşatmak için yaptıkları çalışmaları ve ihtiyaç duydukları destekleri konuştuk. </span></p>
<p><b>‘Aleviliği Daha Açık Konuşup Tartışmak Gerekiyor’</b></p>
<p><b>Aleviliğin şehirlerdeki durumu, zamanla yeni bir forma oturacak mı?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Oturur inşallah, ama bunun için şu olması gerekiyor, demek pek mümkün değil. Her yere cem evi yapılıyor, bu demek ki yeterli bir şey değil. Daha bilinçli toplum yetiştirmek, Aleviliği daha açık konuşmaya, tartışmaya hazır bir hale getirmek gerekiyor. İnsanların orada her alanda söz sahibi olabilmesi lazım. Eski Bektaşi sistemine bakıyoruz, çok güzel bir toplum yapısı var. Toplumu öyle bir içine almış ki içinde inanç var, zanaat var, toplumun tartışma alanları var. Kadınların birlikte hareket ettiği özellikle Bâciyân-ı Rûm hareketi bizim kadın birliği içinde çok önemli bir yer alır. Bu noktada toplumun her kesimini bir arada, aktif bir şekilde tutabilmesi lazım. Bunu hem inançla, hem kültürle, hem zanaatla yapması lazım. </span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39905 alignleft" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/06/t24-1.jpg" alt="" width="414" height="207" />Alevi Kültürüne İlişkin Sanat Atölyeleri Düzenliyorlar</b></p>
<p><b>Alevilerin kültür sanat hayatı çok zengin. Alevilerin de bilmeye, duymaya ihtiyacı var ama farklı inançlardan insanlara da ulaşmak mümkün. Kültür sanatla ilgili Alevilerin yaptığı çalışmaları yeterli buluyor musunuz? Siz neler yapıyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kesinlikle bir şeyler yapılmalı. Benim sadece eleştirdiğim nokta bugün birçok Alevi deyişi, bazı programlarda formatı değiştirilerek hoplamalı zıplamalı bir hale getirilip toplumun her kesimine hitap ediyor ama yanlış bir şekilde hitap ediyor. Söylediği sözlerle ritim birbirine hiç uymuyor. Bütün değer yargıları gidiyor. Ciddi manada son zamanlarda Alevilere ait deyişler, türküler, şiirler gündeme gelmeye başladı. Zenginliğinin temel nedeni bu; yazılı kaynakları çok az, sözlü edebiyatı çok fazla ve bunları şiirselleştiriyorlar. Özellikle Şah Hatayi’nin bütün deyişleri bizim inanç sistemimizin hemen hemen tüm öğretilerini verir. Zaten cem erkanın büyük çoğunluğu da Şah Hatayi’nin deyişleriyle devam ettirilir. İnancımızda mesela Kur’an-ı Kerim’de geçen bazı ayetlerin açıklamaları şiirsel bir dille verilmiş. Bunu topluma açmak gerekiyor. Peki biz ne yapıyoruz? Geçen bir resim sergisi yapmıştık, sanatın farklı alanlarıyla ilgileniyoruz ama özellikle müzikle ilgileniyoruz. Resim bölümünden arkadaşlarımızla onların soyut çalışmalarını yapmaya çalışıyor. Sergiye gelen misafirlere de anlatıyoruz, özellikle soyut çalışmalarda. Mesela portre sabittir ama soyut çalışmaların bir anlamı, hükmü olması lazım. Biz yerellerde eğitimde deyiş analizlerini veriyoruz özellikle. Ben bir eğitim koordinatörüyüm aynı zamanda. Ya da Yedi Ulu Ozanlar eğitimini şu şekilde veriyoruz; resim, tiyatro ve müzik olarak. Resimde Seyyid Nesimi’yi, tiyatroda Pir Sultan Abdal’ı, geri kalan ulu ozanlardan 2-3’ünü müzik, diğerlerini de şiir olarak veriyoruz. Amacımız ne?  Seyid Nesimi’yi resim olarak verirken, onun yaşamını öğrenmemiz lazım önce. Bunu bilen arkadaşlar önce bunu araştırıyorlar. Arkadaşlara bunu anlatıyorlar. Sonra da onu resmedip resmi anlatıyorlar. Onun dışında Pir Sultan Abdal’ın tiyatrosu, tiyatro gösterimi. Bu eğitimler 1 saatlik. Bu sürede hem araştırıyorlar, hem yapıyorlar. Atölye çalışmaları bunlar. Müzikte de Ulu Ozanlarımızın hayatları ve onların müzikleri oluyor. Genelde Şah Hatayi, Kul Himmet’in müzikleri; Virani, Yemini gibi kişilerin de hem hayatları anlatılıyor, hem de şiirleri okunuyor. Böyle bir atölye çalışması yapıyoruz. Kopmamaya çalışıyoruz. Geçen bir muhabbet gecesi yapmıştık Maltepe’de. Nirçok cem evinden zakir arkadaşlarla. Güzeldi. Müzik alanında yapılan işlerin geliştirilmesi gerekiyor. Her alanda böyle ama bugün müzik çok popüler. Çünkü Anadolu’yu besliyor, Alevi kültür yapısının içindeki bu sanatsal figürler. </span></p>
<p><b>‘Medyada Alevilikle İlgili Yayınlar Boğucu ve Eksik’ </b></p>
<p><b>Medyada yer bulmaya çalışıyor musunuz? Arzu ettiğiniz gibi yer bulabiliyor musunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pek mümkün değil. Ulusal kanallarda zaten böyle bir şeyin imkânı yok. Yerel kanallar da kendini ifade etme alanında çok zayıf. Formatı gereği kullanıldığını da düşünmüyorum. Ne yapılabilir, ne yansıtılabilir noktasında eksik kalınıyor. Ya da bazı programlar biraz boğucu oluyor. Daha akıcı anlatılabilir. Yörelerin inançsal yapıları üzerinde durulabilir. Bizim değer yargılarımız çok önemli. Yol bir, sürek binbir diyoruz. Her renk bizim için önemli. Bu televizyon programları varsa şayet Alevilik içinde neler var, tarihi nedir, süreği nedir? Biz neden Aleviyiz? Özellikle bu soru üzerinde durulması gerekiyor. Alevi türkülerini söyleyip de kerbela’yı anlatmakla, Muharrem ayı sohbetlerinin üzerinde duruyoruz. Ama bizim çok önemli olan tarihimiz var. :ok iyi bilmemiz lazım. Değer yargılrımızı bilmeliyiz. Abuzer Gaffari kimdir? Çok önemli bir kişi, Alevi inancı içerisinde. Ali’ye Selman olasın deniyor. Peki hangi Alevi Selman-ı Farisi’yi biliyor?  Artık bunlar üzerinde durulması gerekiyor. Ayrıca Aleviliği bir bütün olarak göstermek gerekiyor. Medyanın da tartışılan noktası bir yandan bu. Gösterdiğiniz şeyle yaşanan şey uyuyor mu? Kime göre? Ali’siz Alevilik kavramı. Ben kesinlikle kabul etmiyorum. Ali’nin olmadığı yerde Alevilik yoktur. Hak Muhammed Ali diyen bir toplumuz. Medya kesinlikle yeterli değil. Umarım alan bulabilir. Özellikle Alevi sorunları ve çözüm yollarıyla ilgili bol bol program ve panel yapılması gerektiğini düşünüyorum. </span></p>
<p><b>‘Sanatsal Çalışma Yapmak İsteyen Alevi Gençlerin Gücü Yok’</b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39899 alignright" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/06/cicekaksoy1-1.jpg" alt="" width="315" height="457" />Sinemada, dizilerde Aleviler yok. Üniversiteli gençler arasında bu alanlarda okuyan ve çalışmak isteyenler var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Madımak: Carina’nın Günlüğü filmi çekildi. Aleviler tarafından eleştirildi. Alevi kültürü araştırılarak yapılmış çalışmalar değildi. Özellikle bizim sinema, televizyon mezunu arkadaşlarımızda böyle bir istek vardı ama bugün onu yapmak güç. Yetersiziz. Yapmaya pek imkânımız yok. Birkaç dizinin içerisinde bazen yer alıyor. Bazen hakaretvari şeyler oluyor ama çok eksik. Geçen bir belgesel çekildi, onu da Kültür Bakanlığı hazırladı. Tam olarak karşılayacak bir şey değil. Bir Alman saz belgeseli çekiyor ve içinde senin inancına yer veriyor. Türkiye’de yoğun bir eksiklik var ama yapılması için de mücadele verilmiyor. </span></p>
<p><b>‘Gelin Canlar Bir Olalım’</b></p>
<p><b>Kültürel olarak Alevi olan ama Aleviliği bilmeyen genç arkadaşlara bir öneriniz var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gelin canlar bir olalım. Çok genel bir çağrı. Alevilik çatısı çok geniş. Önce kültürel yönünü benimsiyorsunuz, zamanla inançsal yönünü de benimsiyor insanları buna açıksa şayet. O yüzden önce tanımak, anlamlandırmak ve yaşamak gerekiyor. Yaşamadan anlatılmaz. Böyle arkadaşlar varsa, kendilerini davet ediyoruz. Sadece çay içip sohbet edip bu konular üzerinde çözüm yolu bulmak bile çok keyifli. Alevilik şiirsel edebi, sanatsal her alanda geniş bir konu. Onu dinlemek insanı rahatlatıyor, ruha terapi gibi. Şiddetle tavsiye ediyorum, isteyen herkesi bekliyorum. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/25/genclerin-alevi-kulturunu-yasatmak-icin-destege-ihtiyaci-var/">Gençlerin Alevi Kültürünü Yaşatmak İçin Desteğe İhtiyacı Var</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alevi Gençler Söz Hakkı İstiyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/24/alevi-gencler-soz-hakki-istiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seda Baştuğ Dilli]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Jun 2019 08:21:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Üniversiteli Alevi Gençler Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Ada Çiçek Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi gençler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39892</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alevi gençlerle bir önceki nesil, özellikle dedeler arasındaki iletişimsizlik hakkında konuşan Üniversiteli Alevi Gençler Derneği İstanbul temsilcisi Ada Çiçek Aksoy, Alevi inancını devam ettirecek bir genç nesil olduğunu söyleyerek, “Bu genç neslin gelip erkan görmesi gerekiyor ki içtihatını bilsin. Ama bu noktada gençlerin de şöyle talepleri var: Biz, aynı sohbetleri duymak istemiyoruz. İnancımızın ritüelleri sabittir, ona bir şey demiyoruz. Gençliğe söz hakkı verilen, onların sorularını net bir şekilde cevaplayabilecek, daha bilimsel, daha çalışmaları kuvvetli bir dede misyonu olmalı. Özellikle dedelerin misyon olarak kendilerini geliştirmeleri çok önemli. Çünkü bu nesil çok sorguluyor” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/24/alevi-gencler-soz-hakki-istiyor/">Alevi Gençler Söz Hakkı İstiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Aleviler pek çok alanda sorunlarını tartışıyor, farklı açılardan değerlendirmelerde bulunuyor. Aleviliği gerek inanç, gerekse kimlik bazında geleceğe taşıyabilecek olanlarsa genç Aleviler. Buradan yola çıkarak, Üniversiteli Alevi Gençler Derneği İstanbul temsilcisi Ada Çiçek Aksoy’a Alevi gençlerin bir önceki nesilden beklentilerini ve Alevi kültürünü yaşatmak amacıyla neler yaptıklarını sorduk. İki bölüm halinde yayınlanacak röportajımızın ilkinde Aksoy, dernek olarak yaptıkları çalışmaları, Alevi gençlerin Aleviliğe hem inanç, hem de kimlik bazında nasıl baktığını ve beklentilerini paylaştı.  </span></p>
<p><b>Yaptığınız çalışmalar nelerdir son dönemde? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39899 alignleft" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/06/cicekaksoy1-1.jpg" alt="" width="299" height="434" />Bu geniş bir çerçeve. Özellikle üniversite gençliğinin Aleviliğe bakış açısını değiştirdik, büyük ölçüde. Bu bence en büyük kazanım. Onun dışında artık genç bireylerin Alevilik çatısı altında çalışma yürütmesini kolaylaştırıyoruz. Sadece cem evlerinde hizmet etmek ya da cem hizmeti etmek değil, artık bilimsel çalışmalarda, araştırmalarda, yeri geldiğinde herhangi bir sempozyumda, kongrede konuşmacı statüsüne gelecek kadar kendisini yetiştirmesine imkân tanıyoruz. Dergimizin son sayısında yazmıştık; muhakkak bir bilgiye kapı aralayan kişi olma statüsüne ulaştırmaya çalışıyoruz. Çünkü toplumun genç bireylerinin artık söz sahibi olması lazım. Büyük ölçüde de oluyorlar. Bizim için en büyük avantaj bu. Bugün sorunlar üzerine konuşabiliyoruz ve çözüm yollarını karşılıklı olarak tartışabiliyoruz. Sesimiz gür çıkıyor. </span></p>
<p><b>‘Büyükşehirlerde Şaşalı Hayat Aleviliğe İlgiyi Azaltıyor’</b></p>
<p><b>Üniversitelerde faaliyetlerinizi rahatça yürütebiliyor musunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üniversite içinde pek mümkün olmuyor. Daha önce Sivil Sayfalar’da yaptığımız röportajda da aynısını söylemiştim. Mesela Pir Sultan Abdal Oratoryosu yapılmıştı. O yapılıyor ama belli kısımları eksik bırakılıyor. Üniversiteden üniversiteye değişiyor. Munzur Üniversitesi’nde çok rahat hareket edebilirsiniz, Nevşehir Hacıbektaşi Veli Üniversitesi bir oda açmıştı, o da çok rahat hareket edebilirsiniz. İstanbul, Ankara’da pek mümkün olmuyor. Diğer yerlere göre eksik kaldığımız yerler büyükşehirler. Gençlik noktasında da eksik kalıyoruz. Buranın o kadar güzel bir şaşalı hayatı var ki, gençlerin ulaşabileceği alanlar çok fazla. Alevilik bu sıralamada belki 6’ıncı, 7’inci sırada geliyor. Ama küçük şehirde okuyan arkadaşlarımız daha çok ilgileniyorlar bu konuyla. Karabük gibi bir yerden çıktı bu oluşum. Bugün İstanbul’daki topluluğumuzda genellikle üniversite öğrencileri var, ama diğer şehirlerdeki üniversitelerden mezun olmuş İstanbullu arkadaşlarımız da var. Şu an birçok arkadaşımız çalışan statüsünde. </span></p>
<p><b>Derneğin Türkiye genelinde kaç üyesi var? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaklaşık 3000 kişi. Somut olarak toplantılara katılan 1500 kişi kadar. Ama sürekli ilişkisi devam eden, toplantılara katılamayan, zaman zaman katılan kişilerle 3000 kişi. 6 yıllık süreç içerisinde 3000 kişiye ulaştık. </span></p>
<p><b>‘Alevilik İnsanlara Bakışımızı Değiştiriyor’</b></p>
<p><b>6 yıl içinde değiştirebildiğinizi düşündüğünüz şeyler var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kendimizi değiştirdik. Aleviliği felsefi ve kültürel olarak yaşayan bireydim ben. Ailemden aldıklarım çok azdı. İnançsal boyutuyla çok fazla ilgilenmeyip çok fazla bilgilenmedim. Daha çok siyasi fraksiyonların içerisinde yer almıştım dönem dönem. Bunların içinde tabii sekülerizm de bu noktada bağdaşık. Alevilik bir inanç öğretisi olarak sanki diğerleriyle aynıymış gibi gelip biraz daha insanı uzaklaştıran bir mevzuydu, ama içine girdiğim zaman 6 yıl içinde bugün bana kattığı şey şu: Alevilik bir inanç öğretisi, bir dünya sistemi, bir yaşam felsefesi. Bunların hepsini içerisinde barındıran yegâne bir sistem. Bakış açımız değişiyor insanlara karşı. Bu noktada 6 yıl önemliydi bizim için. </span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39901 alignright" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/06/genc1-640x360.jpg" alt="" width="434" height="244" />‘İlk Etapta Fişlenme Korkusu Yaşayanlar Vardı’</b></p>
<p><b>Alevi gençlerden nasıl geri dönüşler aldınız? Alevi gençlerde geçmişte yaşananların da etkisiyle Alevi inancını tanımlamaktan çekinen gençler vardı. Bu anlamda bir değişim gözlemlediniz mi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin yakın tarihi zaten Alevilerin bir katliam ve ezilme süreci. Osmanlı döneminde de bu isyanların başlaması, Celali isyanları özellikle Alevilerin yoğunlukta olduğu bölgelerden başlamıştır. Toplantılarımıza ilk etapta gelen arkadaşların pek çoğu, fişlenmek ve mimlenmek korkusu içerisindeydi ki bu keza haklı bir gerekçe. Buna hak veriyorum, çünkü Türkiye’nin devlet dairelerinde çalışan Alevi nüfusu yüzde 10 bile değil. Bunun bir kotası var illa ki devlette ve buna göre ayarlanıyor. Bu noktada çekinceler çok vardı. Bir de şu vardı; kulaktan dolma bir Alevilik. Ben Alevi olduğumu biliyorum. Bir arkadaşımız vardı mesela, ben Aleviyim ama Sünniler kimler onları bilmiyorum, diyordu. Korkular, baskılar bu dönemde biraz daha az. Çünkü son 20 yılda biraz daha rahat söylenebiliyor. Bir grup daha var, benim karşı çıktığım bir grup: Acılardan ve katliamlardan beslenen grup. Bu çok zararlı, yani kinle, sert. Oysaki bizim inancımız çok yumuşak. Evet, bize yapılan şeyleri unutmayacağız, ona göre adım atacağız. Bunu kinle beslemeyeceğiz. Biz bu tarafları harmanlayarak olabildiğince kıvama getirme çabası içerisindeyiz. Bir Alevi gencinin nasıl olması gerektiğine dair kendi aramızda sürekli tartışıyoruz. Kendi inancını bilmeli, topluma karşı sorumluluklarını yerine getirmeli. Her şeyden önce kendini tanımalı. Kul Osman’ın bir beyiti var; Senden sana gitmek uzun bir yoldur, kendini bilmeden göçme ha göçme. Bizim inanç öğretimizde 4 kapı, 40 makam temeldir. İnsan kendini bilmeden, kimseye bir faydası olmaz. Bizim önceliğimiz, kendimizi bilmemize yardımcı olmamız. </span></p>
<p><b>Daha önce Aksaray Üniversitesi Öğretim üyesi Volkan Ertit ile yaptığımız röportajda kendisi, yeni dönemde inanç bazında değil, kimlik bazında bir Aleviliği tartışacağımızı ve Alevi gençlerin de inançtan ziyade kimliği benimsediğini söylüyor.  Buna katılıyor musunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">90’lı yıllarda Sovyetlerin çöküşüyle beraber artık ideolojiler önemini yitirdi. Postmodernizm diye bir şey çıktı ki post modernizm de der ki; artık insanlar, toplumlar içerisinde, kendi kimliklerini ifade etmekte güçlük çekiyordu. Daha küçük cemaatlere ve topluluklara ayrıldılar. Biz bunların yansımalarını 80’li yıllarda özellikle İslami cemaatlerin yoğun şekilde ortaya çıkmasından görüyoruz. Ya da Kürt kimliğinin, Türk kimliğinin yoğun bir şekilde söylem olarak yükselmesini görüyoruz. Ben bu noktada hem katılıyorum, hem katılmıyorum. Biz Alevi kimliğini yoğun bir şekilde yaşıyoruz. Alevi tutumu daha fazla, kimlik bazında. Bunu bugün benimseyip üst kimlik olarak bunu kendimize çerçeve edinmeye çalışıyoruz. Çünkü artık bir ideoloji sağ ya da sol. Bunun içerisinde Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Çerkez, kadın, erkek hepsi vardı. Hepsinin ideolojisi birlikteydi ama bireysel ya da küçük toplum çıkarlarında bunlar artık tutmadı. Kürtler, artık kendi etnik kimliklerine göre, Aleviler kendi inancına göre, Çerkezler kendi toplum yapılarına göre olmak istediler. Özellikle son 20-25 yıldır Aleviler içerisinde bu böyle. Yani artık Alevi kimliğimi üste çıkararak Alevilik temelinde bir mücadele yürütüyorlar. Devletçilerdir zaten temelde Aleviler. İnançlarına devletin engel olmadığına inanırlar. Bu zaten laiklik ve sekülerizmi temelde pekiştiren bir nokta. Dünya çapında birçok yazarın Alevi inanç öğretisini kendilerine referans almaya çalıştıklarına dair birkaç yazı da okudum. Zamanla bence bu değişecek. Tamam, İslam toplumu içerisinde bu yok; ama Hıristiyan toplumunda bu çok yaygın, Alevi inanç öğretisini iyice irdelemeye başlıyorlar. Lübnanlı bir Hıristiyan olan George Jordac, ‘Adalet sesi Hz. Ali’ adında bir kitap yazdı. Yavaş yavaş inançlar sorgulanmaya başladığı zaman o küçük, arada kalmış, İslam’ın ötekileştirilmiş olan cemaat toplumu Aleviler, artık bugün toplumsal düzenin yegâne parçası olarak gözükmeye başladı. </span></p>
<p><b>‘Amacımız İnancımızı Yaşamak ve Gelecek Kuşaklara Aktarmak’</b></p>
<p><b>Aleviliksiz Alevilik diye bir tanımı vardı Volkan Ertit’in röportajda&#8230;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aleviliğin hiçbir şeyini yaşamazsınız, sadece ben Aleviyim dersiniz. Alevilerin bu toplumda bir misyonu var. Bugün aydın toplum içerisinde Aleviler üst noktadalar. Niye, aydın kimlikleri var, insan ilişkileri kuvvetli. Bundan faydalanarak bir Alevi misyonu çizildi. Ankara’da bir kitapçı çocukla tanıştım. Diyor ki ben Aleviyim, ailem de Alevi, ama Alevilikle ilgili hiçbir bağım yok. Fakat birisi, Alevilere bir şey söylese ben en büyük Alevi olurum. Bu da öyle bir şey. Genç neslin Aleviliğe bakışı giderek uzaklaşıyor ve bu noktada bu söylem haklı çıkabilir. Bizim amacımız bu değil. Bizim amacımız inancımızı yaşamak, yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarabilmek.</span></p>
<p><b>‘Bu Nesil Soruyor, Konuşmamız Lazım’ </b></p>
<p><b>Alevi toplumunda yaşlılardan, özellikle bazı dedelerden gençlere bazı eleştiriler var. İnançlarından kopuyorlar, cem evlerine uğramıyorlar, şeklinde. Siz bununla ilgili ne düşünüyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dedelerin haklı olduğu nokta şu; bu süreyi devam ettirecek bir genç nesil var ve bu genç neslin gelip erkan görmesi gerekiyor ki içtihatını bilsin. Ama bu noktada gençlerin de şöyle talepleri var: Biz, aynı sohbetleri duymak istemiyoruz. İnancımızın ritüelleri sabittir, ona bir şey demiyoruz. Daha gençliğe söz hakkı verilen, onların sorularını net bir şekilde cevaplayabilecek, daha bilimsel, daha çalışmaları kuvvetli bir dede misyonu olmalı. Özellikle dedelerin misyon olarak kendilerini geliştirmeleri çok önemli. Çünkü bu nesil, çok soru soruyor, çok sorguluyor. Bu noktada belki rahatsızlıkları vardır. Biz saygı duyuyoruz. Birçok dede de babasından atasından öğrendiği kadarıyla devam ediyor, ama bugün özellikle yetişebilecek, 30’lu 40’lı, 50’li yaşlarındaki dedeler genç dededir. Hala araştırmaya açıktır. Bu noktada birlikte bir çalışma yürütülebilir. Dede diyebilir ki, gençler bugün bu konuyla ilgili araştırma yapıyoruz. Birlikte tartışalım. Bahane bulmak çok kolay. Hem gençler, hem de dedeler açısından. Oturup sorunu karşılıklı konuşmak lazım. Bir dede derse, benim burada gençlerim var ama cem evine gelmiyorlar. Bütün gençleri toplayıp diyecek ki arkadaşlar sıkıntınız nedir? Gençler de dedelerin gerekçelerini dinlemeli ve ortak bir çözüm bulunmalı. </span>Bazen bazı dedelere soru soruyoruz, böyle soru mu olur diyorlar. Ya da şimdi zamanımı, sözümüzü bölüyorsunuz falan&#8230;<span style="font-weight: 400;"> Genelleme yapılamaz tabii. </span></p>
<p><b>‘Anlam Kargaşalarımız Fazla ve Frekansımız Tutmuyor’</b></p>
<p><b>Alevilik daha önce kırsalda yaşanıyordu ve kendine ait bir sistemi vardı. Orada dedelerin misyonu çok daha farklıydı. Şimdi dedelerin mahkemeye verilebildiği bir dönemdeyiz. Böyle bir düzende şehirde yaşanan Alevilik, kırsalda yaşananla aynı şekilde yürümüyor. Gençlerle dedelerin belki anlaşamamasının temelinde bu yatıyor olabilir mi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kesinlikle öyle. 70’lerden itibaren kentleşen bir Alevilik gerçeği var. Tokat’ta yaşanan Alevilikle, Adıyaman’da yaşanan farklı. Alevilik sadece inançsal değil, kültürel bağları da içerisinde bulunduruyor. Geliyorsunuz kente, bir yüzleşme var. İnsanlar farklı inanç sistemlerindeki insanlarla da karşılaşıyorlar ve düşünmeye ve söz söylemeye başlıyorlar. Ama köyde yaşarken senin sığındığın tek limandır. Ama kent yaşamında alternatifler çok fazla. Onu sorgulamaya ve belki de önem değerini düşürmeye başlıyorsun zamanla. Dede, cem evinde hizmet yürütürken önemli , ama onun dışında herkesin kendi bireysel hayatında sığındığı limanları var. Biz gençlere, o soydan geldikleri için dedelerin küçük çocuklarının ellerine gitmek tuhaf geliyor. Ama yaşlılarımız hiç gocunmazlar. Onların itikadi bağları çok kuvvetli. Ama verilen mesaj da farklı, kimse bize bunu anlatmadı. O çocuğa değil, onun yürüteceği yola, geldiği soya niyaz edilir. Bu noktada anlam kargaşaları çok fazla ve frekansımız tutmuyor. Bugün bir Kerbela acısını gençler yaşayamıyor, anlamlandıramıyor. Çünkü çok alışmışız bunları duymaya, ama içselleştirmeye alışık değiliz. Kulaktan duyduk, aman aman yaşamadık. İnsanlar köylerde, Muharrem ayı geldiğinde her şeyi kapatıp sabit işlerini bile yavaşlatıyorlarmış ama kentte bu mümkün değil. O yüzden bunu hissetmek de mümkün değil. Bugün İmam Hüseyin’e ağlayan yaşlılarla gençler arasında dağlar kadar fark var. Bugün cemde ağlayıp çıktığım zaman her tarafta müzik çalan kulüplerin önünden geçiyorum. Ya da yeri geliyor, Muharrem ayında düğünlere gidiyoruz. Normalde bu mümkün değil köylerde. Bu farklılıklar önemli değer yargılarını inceltiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yarın: Alevi kültürünü yaşatmak için farklı alanlarda neler yapılması gerekiyor?  </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/24/alevi-gencler-soz-hakki-istiyor/">Alevi Gençler Söz Hakkı İstiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Dünyada Bir Faşist Enternasyonal Var’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/12/dunyada-bir-fasist-enternasyonal-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seda Baştuğ Dilli]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Jun 2019 10:21:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Ekrem İmamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Mihail Vasiliadis]]></category>
		<category><![CDATA[Pontus]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39541</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Ekrem İmamoğlu üzerinden gelişen ‘Pontus’ polemiği ve Yunan basınındaki İmamoğlu haberleri hakkında görüştüğümüz İstanbullu Rum gazeteci Mihail Vasiliadis, “Bir sosyalist enternasyonal var. Tamamen lafta kalan bir olay. Aksine, dünyada faşist enternasyonal diye bir şey duyamazsın. Çünkü faşist zaten kendi çıkarına, bölgesine bakar. Ona göre herkes öteki. Buna rağmen, ismi olmayan bir enternasyonal var, faşist enternasyonal. Bu kişilerin düşünce biçimi, faşist düşünce biçimi; tamamen insancıl, beşeri unsurlardan arınmış. Yüzlerce benzer olayın bir tanesi de bu” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/12/dunyada-bir-fasist-enternasyonal-var/">‘Dünyada Bir Faşist Enternasyonal Var’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Bir süredir Yunan basınında yer alan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Ekrem İmamoğlu haberleri ve Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu’nun açıklamaları gündemi meşgul ediyor. Bu konuda pek çok kişi bugüne dek açıklamalarda bulundu. Fakat Rumların, Yunanların bu konuda ne düşündüğü konusu gündeme gelmedi. Doğma-büyüme İstanbullu bir Rum olan ve İstanbullu Rumların cumhuriyetle yaşıt gazetesi Apoyevmatini’yi uzun yıllardır çıkaran Mihail Vasiliadis ile bu konuyu konuştuk. </span></p>
<p><b>Ekrem İmamoğlu üzerinden gelişen ‘Pontus’ polemiği hakkında ne düşünüyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir sosyalist enternasyonal var. Tamamen lafta kalan bir olay. Aksine, dünyada faşist enternasyonal diye bir şey duyamazsın. Çünkü faşist zaten kendi çıkarına, bölgesine bakar. Ona göre herkes öteki. Buna rağmen, ismi olmayan bir enternasyonal var, faşist enternasyonal. Mesela, Türkiye ile Yunanistan’ı ele alalım. Her iki ülkede de kendine göre güçlü veyahut güçsüz, böyle faşist temayüller var. Yunanistan’daki faşistler bekler ki, ‘Ya şu Türkler ne zaman bir Rum mezarlığına girip de 1-2 mezar kıracak. Türkiye’deki gazeteler, ne zaman Rumlar aleyhinde bir şey yazacak.’ Bunu özler, ister ve bunlar olduğu anda da hemen öbür taraf, aynı şeyleri, ‘Onlar bunu yaptı’yı mesnet kabul ederek aynı şeyleri yaparlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu kişilerin düşünce biçimi, faşist düşünce biçimi; tamamen insancıl, beşeri unsurlardan arınmış. Benden sonra tufan… Bizim işimize geliyorsa, bu iyidir. Oysa sosyalist enternasyonal var. Bir türlü tam olarak anlaşıp ötekileştirmenin uzağında kalamıyor. Yüzlerce benzer olayın bir tanesi de bu.</span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39543 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/journo.com_.tr_-640x374.jpg" alt="" width="351" height="205" />‘Aklı Başında Olan Bunlara Önem Vermemeli’ </b></p>
<p><b>Tevfik Göksu’nun açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçen gün Artı TV’deki programımızda Garo Paylan konuğumuzdu, aynı şeyleri konuştuk. Abdullah Gül hakkında ‘annesi Ermeni’ denilmişti. O da “Nasıl olur?” demişti. Bunun cevabı, “Diyelim ki Ermeni’yim, ne olacak ve ne var bunda?” olmalıydı.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aklı başında olanlar bunlara önem vermemeli. Bunlar her ülkede var, bizde de var. Ama burada Garo Paylan’ın meclis konuşması vardı. Adam İmroz’daki olay için çok doğru konuştu. Birileri çıktı dedi ki aferin, gerçek bir Rum gibi konuştu. Hop dedim, dur. Garo Paylan gerçek bir Rum gibi konuşmadı, Ermeni gibi de, Kürt ya da Türk gibi de. Gerçek bir milletvekili gibi konuştu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Benim köyümün adı Potamiya, diyen kimdi? Bugünkü cumhurbaşkanı. Abdullah Gül için Ermeni denmişti. Bu kişi o dönem aynı şekilde hareket etti mi? Bu adam çifte standart uyguluyor. Bu adamı ben niye ciddiye alayım? </span></p>
<p><b>Bu tarz söylemleri duyduğunuzda kırılıyor musunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Artık kırılmıyorum, gülüyorum. Çok absürt şeyler. Fakat zamanında kırılıyordum. </span></p>
<p><b>‘Bu Haberlerle Türkiye’yi Kışkırtmaya Çalıştılar’</b></p>
<p><b>Yunan basınında konuyla ilgili çıkan haberlerle ilgili ne düşünüyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yunan basınında derken hangi basını kast ediyoruz? Bir iktidar yanlısı gazeteler var, bir iktidar karşıtı gazeteler var. Eğer bir olay kendi çıkarlarının bağlı olduğu kurumları zarara uğratıyorsa, tamamen ona karşı çıkıyor. Ona faydalı ise esasında bu olaydan masumiyetini ispat edemeyecek duruma düşenler olsa bile, umurlarında değil. Çünkü maksat vatansa gerisi teferruattır, düşüncesi hâkim. Peki, vatan neden var olur? İnsanların mutlu olması için. Bu düşünce yok. Bu düşünce doğuya doğru gittikçe daha da güçlenen bir düşünce. Maalesef son yıllarda göçlerin neticesi, bazıların patlayıcıları sarıp vücutlarına kendilerini havaya uçurmaları, beraberinde insanları öldürmeleri, orada da bu şekilde düşünme eğilimini güçlendiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunun temelinde önyargı var. Benim için bu olay, faşist düşünceli kesimin belki de bilmeden birbiriyle paylaşmasıdır. </span><i>Yunan basınında bu haberleri yapanlar, Türkiye’yi rahatsız edebilecek haberler yaparak Türkiye’yi kışkırtmaya çalıştılar.</i><span style="font-weight: 400;"> Bu kişiler arasında buna karşı çıkacak kişiler var. Alışkanlık haline gelince onlar da öyle düşünmeye başlıyor. </span></p>
<p><b>‘Etnos’taki Başlıktan Çıkarılacak Anlam Mantaliteye Bağlı’</b></p>
<p><b>Yunan medyasında hangi yayınlarda çıktığını takip ettiniz mi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Vallahi hiç önem vermedim. Bir tek Etnos’ta çıktığını biliyorum. Başka yerde de çıktığını biliyorum. Etnos Gazetesi, büyük gazeteler arasında sayılabilir. Onun attığı başlık her türlü algılanabilir. ‘Pontuslu İmamoğlu İstanbul’u fethetti’ diyordu. Esasında bu başlık bu şekilde tercüme edilebilir belki, ama lügata bakarak çevireceksen, Pontus deniz demek. Karadeniz özellikle Pontus olarak tabir edilir. Pontus yalnız Karadeniz değildir, bütün denizlerdir. Amerikalılara da Hiper Pontius, yani Süper Pontus denir. Koskocaman bir denizin ötesinde anlamında. Bunu yalnız bir Karadenizli için kullanmış olduğunu iddia etmek, tamamen öyle olduğunu ifade etmez. İmamoğlu için bunu kullandığına göre, Trabzon için kullandığı akla gelebilir. Bir kelime oyunu yapılmış. Bir de Alosi kelimesi bir şeyi fethetmek anlamına geliyor. Seçimi kazanmak için bu kelime rahatça kullanılabilir. Pontuslu bir aday, İstanbul belediye seçimlerini kazandı, olarak rahat rahat tercüme edilebilir. Pontus da coğrafi bir terim. Ama aynı şekilde tarihi açıdan gelen anlamları ön plana almak istersen fethetti dedin mi, bir de fethetmek kelimesini İstanbul için kullandın mı, orada daha başka anlamlar da çıkartılabilir ama bu okuyanın mantalitesine bağlı. </span></p>
<p><b>‘Yunanistan’da Bir Hassasiyet Var’</b></p>
<p><b>Yunan medyası İmamoğlu’nu neden önemsedi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gelmiş aklına, Yunanistan’da bu konuda bir hassasiyet var. Koskoca başbakan Makedonya’yla olan bir büyük yarayı ortadan kaldıracak bir anlaşma yapmayı başardı. Bunun neticesinde de seçimleri kaybetti. Bence Çipras’ın Yunanistan’a yaptığı en büyük hayır, bu anlaşmazlığı ortadan kaldırabilmesidir. Vay efendim ihanet etti, diyorlar. Kardeşim, vermeden almak bütün dinlere göre Allah’a mahsustur. Hepsi benim olacak, deniyor. Her şey benim diye anlaşma yaparsan, belki şu anda güçlüsün ama bu sürmez. Bu Makedonya’da da öyledir, Fransa-Almanya arasında da öyledir. Makaryos döneminde Rum tarafı her şey benim istediğim gibi olacak diye yapılan bir anlaşmayı bozdu. Şimdi aynı şey kendisini güçlü olarak gören tarafından yapılıyor. Çipras’a dediler Makedonya ile anlaştı, şimdi Türkiye’yle de anlaşıp o bizim Akdeniz’deki, Ege’deki haklarımızı satar, diyorlar. Kim diyor bunu, her şey benim düşündüğüm gibi olsun, diyenler. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin nasıl kendi içinde gündemleri varsa Yunanistan’ın da var. Bir tarafta aklıselim insanları, bir tarafta ırkçıları var.</span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39544 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/agos.com_.tr_.jpg" alt="" width="344" height="251" />‘Yunan Pontuslarla Lazların Dili Ortak’</b></p>
<p><b>Karadeniz’deki Pontus kültüründen bahsedebilir misiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ben Patrik ile birlikte Sümela’da yapılan ilk ayine gittim. Oraya Yunanistan’dan binlerce kişi gelmişti. Rusya’dan da Pontuslular gelmişti. Bir de yerli Türk, Lazlar vardı. Öğleyin bir yere yemeğe gittik. Yunanistan’dan gelenler Türkçe bilmiyor. Oradaki garsonlar Yunanca bilmiyor, Rusça bilmiyor. Konuşamıyorlar. Derken bir ara Yunan Pontuslular Yunanca Pontusça’yı konuşmaya başladılar aralarında. Türkçe Pontusça konuşanlar, hemen cevap vermeye başladı. Hepimiz şaşırdık. Aynı lisan, dilbilgisinde biraz değişiklik var ama kelimeler aynı. O lokantada da hep genç kızlar servis yapıyor. Bu lokanta ana yolun üzerinde, en yakın köyden geliyorlar. Meğer onlar da evlerinde hep bu lisanı konuşuyorlarmış. Lazca diyorlar. Öbürleri de Pontusça konuşuyor. Bu arada Türkler, Laz olmayanlar, Yunanlıların konuşmasını anlamıyor. Pontuslu olmayan Yunanlılar da anlaşamıyordu. Bu konuda Yorgo Andreadis’in Tamama isimli bir kitabı var. Bu kitap zamanında toplatıldı. Kendisi Trabzon’a defnedilmek istedi ama izin verilmedi. Bunun için Türkiye’de imza kampanyası düzenlenmişti, ben de imzalamıştım. Aynı Türkiye’de bir grup yasaklama yoluna gidiyor, bir grup da bu doğru değil, bu adamın hakkıdır buraya defnedilmek diyor. </span></p>
<p><b>İmamoğlu’na ‘Pontuslu Rum’ denmesi konusunun özeti nedir sizce? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İmamoğlu, Pontuslu olabilir. Hatta ve hatta gerçekten de Rum kökenli olabilir. Ama ben onun belediye başkanı olarak ilan edildikten sonraki ilk konuşmasını dinledim. Tamamen bir imamın oğlunun söylemini kullandı. Ramazan, din, vs. İçten ve inanarak söyledi. Tamamen bir Müslüman. Ne olacak yani, İslamiyet ne zaman çıktı? İslamiyet’ten önceki ecdadın ne? Haç çıkardığın zaman mı kendini huzurlu hissediyorsun, yoksa Müslüman olarak dua ettiğinde mi? </span></p>
<p><b>Ekrem İmamoğlu’nun konuyla ilgili açıklamalarını nasıl buldunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İmamoğlu ben Rum olsam ne olur, deseydi, Abdullah Gül de zamanında bunu söyleseydi, ben çok sevinirdim ve eli öpülür, derdim. Ama neticesi ne olurdu? Lehine mi olurdu, aleyhine mi? Tekrar edilen seçimde alacağı oyun 4’te 1’ini bile alamazdı. </span></p>
<p><b>Yerel seçimlerle ilgili Apoyevmatini’de haberler yaptınız mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yerel seçimlerde haberler yapmıştık, ama gazeteyi oğluma devrettim artık. Gazete benim değil. Vasiyetim, haberleri sıfat kullanmadan vereceksin, dedim. Kamuoyu oluşturma konumunda değilsin. İsim ve fiille haber verilecek. Sıfatı yorum yazısı yazarsan kullanabilirsin ama önce haberi olduğu gibi vermek zorundasın. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/12/dunyada-bir-fasist-enternasyonal-var/">‘Dünyada Bir Faşist Enternasyonal Var’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alevi Medyası Sorunlarını Tartıştı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/31/alevi-medyasi-sorunlarini-tartisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seda Baştuğ Dilli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 May 2019 07:36:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[YADA]]></category>
		<category><![CDATA[alevi medyası]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilerin medyadaki görünürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[sivil sayfalar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşama Dair Vakıf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39263</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşama Dair Vakıf ve Sivil Sayfalar, Alevi medyasının mensuplarını buluşturdu. Gazeteciler ve fikir liderleri, Alevilerin medyadaki görünürlüğünü artırmak için kültür sanat faaliyetlerinin artması ve yerel basına önem verilmesi gerektiğini düşünüyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/31/alevi-medyasi-sorunlarini-tartisti/">Alevi Medyası Sorunlarını Tartıştı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39343 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/LRG_DSC06514-640x428.jpeg" alt="" width="310" height="207" />Alevilerin medyadaki görünürlüğü ve iletişim performansları üzerine geçtiğimiz yıldan bu yana çalışan Yaşama Dair Vakıf (YADA) ve Sivil Sayfalar, Alevi medyasından temsilcilerin katıldığı “Alevilerin İletişim Performansları” başlıklı bir çalıştay düzenledi. </span>Çalıştaya alevilerin iletişim çalışmalarına katkı sağlayan basın mensupları ve fikir liderleri katıldı.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alevilerin iletişim tecrübelerini paylaştığı çalıştayda, medyada Alevilerin performansı, iletişim problemleri ve çözüm önerileri tartışıldı. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Çalıştayın ilk bölümünde, Aleviler ve iletişim deneyimlerinin nasıl görüldüğü konuşuldu. Alevilere yönelik son 4-5 yılda medyada fiili ambargo olduğu söylenirken, bütçelerin yetersizliğinden bahsedildi. Yerel ve ulusal Alevi medya arasında iletişim olmadığı belirtilirken bütün kamuya seslenecek bir Alevi medyası oluşturmanın zorluğu ifade edildi. </span></p>
<p><b>Çözüm Mikro, Niş, Parçalı Yayın</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çözüm önerilerinin konuşulduğu ikinci bölümde, Alevilerin başta sinema olmak üzere kültür sanat faaliyetlerini artırması ve medyayla iletişim kurulması gerektiği belirtildi. Medya içi dayanışmanın önemine vurgu yapılan çalıştayda, mikro, niş, parçalı yayının daha etkili olacağı, bu nedenle yerel yayıncılığa daha fazla önem verilmesi gerektiği belirtildi. Yerelden genele haber akışının sağlanması gerektiği kaydedildi, Alevi medyasının siyasetten uzaklaşıp gazeteciliğe yaklaşması üzerinde duruldu. </span></p>
<p><b>Ali Duran Topuz/ Gazete Duvar:</b><span style="font-weight: 400;"> Alevilerin birçok sorunu var, bunların bir kısmı medyayla ilgili. Dolayısıyla Alevilerin ve Alevi dostu kurumların bu meseleyi konuşması, tartışması her zaman faydalıdır. Buraya gelirken bu kadar yararlı bir çalışma içine geleceğimi bilmiyordum. Son derece iyi bir çalıştay olduğu kanaatindeyim.</span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39344 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/LRG_DSC06515-640x428.jpeg" alt="" width="333" height="223" />‘Bize Ayna Tuttuğunuz İçin Teşekkür Ederim’</b></p>
<p><b>Hatice Çevik/Serbest Gazeteci:</b><span style="font-weight: 400;"> Bu çalıştaya davet edildiğimde gerçekten heyecanlandım. Çünkü hiç gündeme getirilmedi, hiç tartışılmadı. Kendi aramızda konuştuğumuz şeyler var tabii. Daha önce pek çok çalıştaya katıldım ama Alevi medyası alanında hiç katılmamıştım. Bizim dışımızda bir kurumun böyle bir taleple gelmesi gerçekten heyecan verici. Çünkü tarafsız bir gözden bakıp onun moderatörlüğünde kendi içimizdekini tartışmak bizler için çok verimli oldu. Aleviler zaten çok dertli, gazeteciler iki dertli. Cemal cemale gelip birbirimize ayna tutmamız, özeleştiri yapmamız güzeldi. Bu aynayı bize gösterdiğiniz için teşekkür ederim. Demek ki bu alanda çok sorunlar varmış. Bu ortaya çıktı. </span></p>
<p><b>‘Alevi Medyası Çoğaltılmalı’</b></p>
<p><b>Nilgün Mete/ PİRHA:</b><span style="font-weight: 400;"> Beklediğim gibi oldu, verimli geçti. Daha iyi olabilirdi. Alevi kurumların genel başkanları gelebilirdi ama davet etmişsiniz, gelmemişler. Gelmemelerini eleştiriyorum, keşke gelselerdi. Güzel oldu, daha sık yapılabilir. Aleviler kendilerini anlatsınlar. Aleviler ve medya konusunda çalıştayda hemen hemen her şey vurgulandı. Çözüm önerileri konusunda belki daha iyi şeyler vurgulanabilirdi. Eksik kaldı. Geniş katılımlı toplantılarda böyle oluyor. Alevi medyasının ihtiyaç olduğu vurgulandı, bu çok önemliydi. Alevi medyası mutlaka olmalı. Alevilerin sesi olacak bir basın mutlaka yaşatılmalı. Çoğaltılmalı.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/31/alevi-medyasi-sorunlarini-tartisti/">Alevi Medyası Sorunlarını Tartıştı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Sorunun Aleviler Olmadığını Görmek İstemediler’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/29/sorunun-aleviler-olmadigini-gormek-istemediler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seda Baştuğ Dilli]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 May 2019 08:44:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Geçmez]]></category>
		<category><![CDATA[Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Madımak Katliamı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39179</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alevi açılımında dönemin hükümetinin samimi davranmadığını savunan Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez, “Hep Aleviliğin tarifinden yola çıkarak sorunu çözmeye çalıştılar. Bir türlü sorunun Aleviler ve Alevilik olmadığını görmek istemediler” diyor.</p>
<p>Röportajımızın dünkü bölümünde, Ercan Geçmez’le cem evlerine yasal statü verilmesi ve zorunlu din dersinin kaldırılması konularını konuşmuştuk. Bugünkü röportajda Madımak Katliamı’nı ve 2010-2011 yılları arasında gerçekleşen Alevi açılımını görüştük.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/29/sorunun-aleviler-olmadigini-gormek-istemediler/">‘Sorunun Aleviler Olmadığını Görmek İstemediler’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Yıllardır Madımak Katliamı&#8217;nın failleri yargılanmıyor. Madımak Oteli&#8217;nin müzeye dönüştürülme talebi de hayata geçirilmedi. Yakın zamanda Ankara&#8217;da bir Madımak Müzesi kurulması çalışmalarına başlandı. Bu konuda ne söylersiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39180 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/orumhabergazetesi-e1559115044800.jpg" alt="" width="346" height="180" />Yıllardır Madımak faillerinin yargılanmaması ve yakalanmaması Türkiye’de hukukun tarafsızlığını yitirmesi ve siyasetçilerin toplum arasında kin ve nefret dilini sıkça kullanması buna sebep olmuştur. Madımak Oteli’ni müzeye dönüştürmek isteme talebi de bu siyasetçiler tarafından hep bu şekilde bir tehdit olarak kullanılmıştır. Ankara’da bir Madımak Müzesi kurulması çalışmasını önemli buluyorum. Dilerim bütün toplum buna duyarlılık gösterir, bir yüzleşme gerçekleştirebiliriz. </span></p>
<p><b>‘Acıyı Paylaşmazsak Bu Ülkede Birçok Madımak Yaşanır’</b></p>
<p><b>Sizce bugünün Türkiye&#8217;sinde ikinci bir Madımak yaşanır mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alevilerin Sivas Madımak Oteli’nin ‘Utanç Müzesi’ne dönüştürülmesini istemesi, kimi çevrelerin savlarının aksine, Alevi topluluklarının yas ve acıyı edebileştirmek arzusundan kaynaklanmamaktadır. Bilindiği gibi Sivas katliamı, bu ülkede tekil bir örnek değildir. Aksine Cumhuriyet dönemini de kapsayan, Aleviliğin yüzlerce yıllık tarihinin barındırdığı katliamlar zincirinin bir halkasından ibarettir. Ancak artık ülkemiz bu ayıbıyla yüzleşmeye ve acının bütün yükünü ve ağırlığını tek başına yaşayan Alevi toplumunun sırtından almak zorundadır. Bu doğrultuda Madımak Oteli’nin müze yapılması talebi, aynı zamanda acının paylaşılması ve katliamın utancıyla yüzleşmesi talebidir. Madımak Oteli müze yapılmalıdır ki gelecek kuşaklar ve bu katliamı yaşayan, tanık olan, paylaşan herkes Alevilere ve Aleviler gibi ayrımcı uygulamalara ve acılara uğratılmış topluluklar karşısında başımızı utançla eğebilelim. Ama aynı zamanda bir daha böylesi olayların yaşanmaması için gerekli dersi almak üzere Alevilerin sırtına yüklenen anımsama yükünü paylaşabilelim. Şayet bunlar gerçekleştirilemezse ne yazık ki bu ülkede birçok Madımak daha yaşanır. </span></p>
<p><b>‘Alevi Açılımında Dönemin Hükümeti Samimi Davranmadı’ </b></p>
<p><b>Alevi açılımının yaşandığı dönemde, cem evlerine ibadethane statüsü verilmesi konusu neden çözülemedi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu tamamen o dönemin hükümetinin bakış açısıyla ilgili bir durumdu. O dönem Türkiye’yi yönetenler, sadece Alevi açılımı değil, birçok demokratik açılımdan bahsederek ülke içerisinde tam da bahsettiğimiz gibi toplumsal bir barışa ihtiyaç olduğunu düşünerek bu sorunları çözeceğini bütün topluma beyan etti. Biz de vakıf olarak bu açılımın çok kıymetli olduğunu ama samimi olması gerektiğini ve bazı kuşkularımızın olduğunu belirterek katılacağımızı beyan ettik. Bu açılımda hükümetin elini rahatlatmak amacıyla, belki de hiçbir Alevi örgütünün yapmadığı büyük bir rapor hazırladık. Bu rapor içerisinde sorunların nereden kaynaklandığını, nasıl çözülebileceğini belirten önemli tespitler vardı. Hatta dönemin bakanı bizzat vakfa teşekkür ederek birçok sorunun çözümünün bizim sunduğumuz raporda olduğunu beyan etmişti. Bunlardan bir tanesi de cem evlerinin ibadethane statüsüyle ilgili çözümdü.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ama ne yazık ki hükümet, başında da belirttiğimiz gibi samimi davranmayıp sorun çözme yerine, sorun üretmeye gitti ve hatta kendilerinin yayınladığı raporlarda bırakın Alevilerin Cem evlerini, İslam’ın da sorun olduğunu belirten cümleler kurarak bir rapor yayınladılar. Kısacası sorun olmayan bir sorun. Hükümet tarafından sorun yapılarak çözülmek istenmedi.</span></p>
<p><b>‘Alevi Çalıştayları, Çalıştay Dışında Her Şeye Benziyordu’</b></p>
<p><b>Geçtiğimiz hafta,</b><b> Alevi Açılımı Koordinatörü Necdet Subaşı ile<a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/08/necdet-subasi-aleviligi-tanimak-isteyenler-icin-aciklayici-bir-dile-ihtiyac-var/" target="_blank" rel="noopener"> bir röportajımız</a> yayımlandı. Subaşı röportajda, Alevi açılımının tamamlandığını söyledi. Röportajı okudunuz mu? Ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Necdet Subaşı’nın röportajını okudum. Kendisi de zaten bu açılımların koordinatörüydü. Alevi açılımın aslında birinci çalıştayda tamamlandığını, daha doğrusu bittiğini bizzat kendileri oradaki davranışlarında göstermişlerdi. Tam da sayın Subaşı’nın Sivil Sayfalar’da bahsettiği gibi, kendisi modernitenin yetiştirdiği bir akademisyendir. Onun içindir ki, sürekli devlet gözüyle baktı işe. Hep Aleviliğin tarifinden yola çıkarak sorunu çözmeye çalıştılar. Bir türlü sorunun Aleviler ve Alevilik olmadığını görmek istemediler. Sivil Sayfalar’da yaptığı röportajından da bunu çok net görebiliriz. En nihayetinde Alevi Çalıştayları, çalıştay olmak dışında her şeye benziyordu. Alevi katliamlarında adı geçmiş kişiler dahi, Alevi çalıştaylarında görüş bildirip konuşmaya başladılar. Herkesin dinini ve ilahiyatını kendisine bir devletli görev edinen ilahiyatçılar tarihten, atadan devraldıkları mirasla Alevilere ve Alevi örgütlerine parmak sallayarak, ‘öyle değil, böyle olacaksınız’ diyorlardı. Bunlar da tam da Necdet Bey’in yetiştiği modernitenin elemanlarıydı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Necdet Bey ve arkadaşları, sorunun çözümünden ziyade, Alevilere yeni bir diyanet oluşturmaya heveslendiler. Tam da bu noktada sorun çözülmedi. Alevilik İslam’ın içi mi, dışı mı gibi abuk sabuk bir tartışmayı, başkalarının İslam’ın neresinde olup olmadığını sormadan direk Alevilere sorarak, sorunu çözmek istemediler. Gerçi sorun bizim sorunumuz değil, ama bunu da görmek istemediler. Kısacası Necdet Bey’in size verdiği röportaj modernist, popülist ve muktedir bir röportaj olarak bizim açımızdan algılanabilir.</span></p>
<p><b>‘Alevi Toplumu ‘Benim Kâbem İnsan’ Demeyi Unutmamalı’</b></p>
<p><b>Alevi derneklerine ve Alevi toplumuna konuyla ilgili bir mesajınız var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ne olursa olsun insanları dinlerinden, ırklarından, cinsiyetlerinden veya renklerinden ayrı tutmamak gerekir. İnsan hakları, bütün insanlar içindir. Şayet insan haklarıyla ilgili ihlalleri gördüğünüz yerde sözünüz yoksa ne bir Alevi derneği olabilirsiniz, ne de bir Alevi toplumu. Çünkü Aleviliğin temeli insandır. Uluların buyurduğu gibi “Benim Kâbem insandır” demeyi asla Alevi toplumu ve Alevi dernekleri unutmamalıdır. Milliyetçiliğin, ümmetçiliğin ve ayrımcılığın giderek yaygınlaştığı bir dünyada, Aleviliğin sözlerinin ne kadar gerekli ve doğru olduğu bir kez daha önümüzde temmuzun güneşi gibi durmaktadır. Alevi dernekleri ve Alevi kamuoyu, bilimin ışığında hukukun, demokrasinin ve eşit yurttaşlığın yolundan çıkmamalıdır. Yüzyıllardır nasıl ki Hüseyin’i, Pir Sultan’ı, Nesimi’yi, Hallacı Mansur’u, Şeyh Bedrettin’i ve Hacı Bektaş gibi önderlerin söylediği sözler ve gösterdiği davranışlar halen insanlığa yol oluyorsa, Alevilerin ve Alevi örgütleri de bu yolu daha yaygın bir şekilde topluma yansıtmalıdır. </span></p>
<p><b>‘Toplumsal Yüzleşme için Demokratik Anayasaya İhtiyaç Var’</b></p>
<p><b>Türkiye&#8217;deki kamuoyuna bu konuda ne söylemek istersiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye kamuoyuna gelince; birlikte yaşamanın yolu eşitlikten geçer. Onun için de devletli değil, toplumsal bir barışın kaçınılmaz olduğu gerçektir. Bu toplumsal barış, birilerini birilerine benzetmek için değil, tam da bunu reddedip o birisini olduğu gibi kabul etmekten geçer. Onun içindir ki dönem dönem siyasetçilerin kendi çıkarlarını öne çıkarmak için kullandıkları kin ve nefret dilini, onların kursaklarında bırakmak gerekir. Şayet Türkiye toplumu bu toplumsal barışı sağlayamazsa, ne yazık ki acılarımız hep omuzlarımızda yük olarak kalacaktır. Oysa bu acıları, omuzları paylaştığımız sürece bir daha böyle acılar yaşamayabiliriz. Bu anlamıyla Türkiye’nin geleceği için toplumsal yüzleşmenin gerçekleşeceği bir demokratik anayasaya ihtiyaç olduğu aşikârdır. Hep birlikte hukukun üstünlüğü, demokrasi ve laik ve sosyal bir anayasanın oluşması için çaba sarf etmeliyiz. Bu çaba, gelecekte bu ülkede yaşayacak insanlara bırakabileceğimiz en büyük mirastır.</span></p>
<p><strong>Röportajın ilk kısmı için <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/28/mevcut-anayasa-zorunlu-din-dersinin-kaldirilmasi-icin-yeterli/?fbclid=IwAR01YTsjLb3V-e-MZrXJH-XkDC4EfRSQ605v3uzE1eyLGhxW4t-qbXB6HKc" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız.</a> </strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/29/sorunun-aleviler-olmadigini-gormek-istemediler/">‘Sorunun Aleviler Olmadığını Görmek İstemediler’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Mevcut Anayasa Zorunlu Din Dersinin Kaldırılması İçin Yeterli&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/28/mevcut-anayasa-zorunlu-din-dersinin-kaldirilmasi-icin-yeterli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seda Baştuğ Dilli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 May 2019 08:14:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Cem evleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Geçmez]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39153</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cem evlerine ibadethane statüsü verilmesi için yasal değişikliğe ihtiyaç olmadığını belirten Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez, mevcut anayasada din dersinden muafiyet olanağına ilişkin güçlü bir dayanağın mevcut olduğunu söylüyor.</p>
<p>Cem evlerine yasal statü verilmesi ve zorunlu din dersinin kaldırılması, uzun yıllardır Alevilerin en önemli taleplerinin başında geliyor. Cem evleri konusunda hukuki mücadeleler veren ve zorunlu din dersiyle ilgili sivil itaatsizlik eylemlerini sürdüren Ercan Geçmez’le iki bölüm haline yayınlayacağımız röportajın ilkinde cem evleri ve zorunlu din dersini konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/28/mevcut-anayasa-zorunlu-din-dersinin-kaldirilmasi-icin-yeterli/">&#8220;Mevcut Anayasa Zorunlu Din Dersinin Kaldırılması İçin Yeterli&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı olarak faaliyetlerinizden bahseder misiniz? Sorunlarınızın çözümü adına yakın zamanda yürüttüğünüz çalışmalar var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39155 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/antalyahilal.jpg" alt="" width="382" height="254" />1994 yılında kurulan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın kuruluş amacı belirtildiği gibi asırlardan bu yana çeşitli medeniyetlerin yaşadığı bu topraklarda, bu medeniyetlerden bir tanesi olan Alevi Bektaşi kültürünün taşıyıcılığını yapan büyük düşünür Hacı Bektaş Veli’nin yaşamını, taşıdığı kültürün, geçmişten günümüze yansımalarını ve felsefesini gerek yurt içinde, gerek yurt dışında araştırıp geliştirip insanlığa sunmaktır. Bu amaçla vakfımız Türkiye genelinde birçok yerde şube açmış, 50’nin üzerinde kültür merkezi inşası yapmış, şimdiye kadar sayısızca sempozyumlar, paneller, söyleşiler, kültür sanat etkinlikleri, mitingler, çalıştaylar, kurultaylar, akademik çalışmalar, alan araştırmaları ve buna benzer etkinlikler gerçekleştirmiştir. Yukarıda bahsettiğimiz çalışmaların tamamı, zaman gözetmeksizin halen merkezimizde ve şubelerimizde yapılmaktadır.</span></p>
<p><b>‘Yurttaşların İbadet Yapacağı Mekânı Seçme Hakkı Var’</b></p>
<p><b>Cem evlerine yasal statü verilmesi noktasında çalışmalarınız sürüyor mu? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Cem evlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi anlamında 2004 yılında Ankara 7. İdare Mahkemesine ilk davayı Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı açmıştır. Ankara 7. İdare Mahkemesi Cem evlerinin ibadethane olarak kabul edilmeyeceğini Diyanet İşleri Başkanlığından görüş alarak reddetmiştir. Daha sonra vakfımız, buna istinaden, Danıştay 10. dairesine dava açıp Cem evlerinin ibadethane olmasını talep etmiştir. Danıştay da Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan görüş alarak Cem evlerinin ibadethane olmayacağına karar verip Türkiye’deki yargı yollarının tamamını kapatmıştır. Biz vakıf olarak bu işin toplumsal bir iş olduğunu düşünerek ancak toplumsal bir barışla çözülebileceğini, bunun için gerek siyasi partilere, gerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Cem evlerinin ibadethane olmasıyla ilgili görüşlerimizi ve raporlarımızı sunduk. Daha sonra Türkiye’nin değişik yerlerinden birçok sivil toplum örgütü, akademisyen ve halkın katıldığı paneller ve söyleşiler yaptık; ama Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bununla ilgili herhangi bir yasa geçmedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39156 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/cemevi-640x360.jpg" alt="" width="347" height="195" />Oysa bu konuyla ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gitmeye gerek kalmadan, aslında sorun Türkiye-Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde yapılmış olan imar yasası kanun değişikliğiyle çözülebilirdi. İmar yasasında, ibadethane kısmında parantez içerisindeki belirtmeleri yapmasaydı, sorun kendiliğinden çözülmüştü.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bize göre eşitlikçi bir anlayış gereği Cem evlerinin ibadethane olmasıyla ilgili herhangi bir sorun mevcut değildir. Çünkü gerek anayasanın ilgili maddelerinin belirttiği gibi yurttaşların dini inançlarını özgürce yapma hakkına sahip olması, yurttaşların bu ibadetleri yapacağı mekânları seçme hakkının var olmasına rağmen devleti yönetenler anayasaya uymamaktadır. Cem evleri somut olarak ibadethane işlevi yanında, çeşitli sosyal işlevleri de üstlenmektir. Buradan hareketle hiçbir siyasi aktör, cem evlerinin ibadethane olmadığını ileri süremez. Bu ölçü üzerinden bakılırsa, camilerin de ibadethane statüsü olma vasfı tartışılabilir hale gelir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Cem evlerinin statüsünün ibadethane olarak kabulü için sıkça ileri sürüldüğü gibi anayasanın temel hükümlerinden olan ve inkılap kanunları içinde sayılarak güvence altına alınan 174. Maddenin 3. Fıkrasında 1341 tarih ve 677 sayılı (tekke ve zaviyelerle türbelerin seddine…dair) yasanın değiştirilmesine ihtiyaç yoktur. Cem evlerine yasal statü verilmesi ile ilgili yaptığımız çalışmaları gerek siyasetçilere, gerekse toplumun diğer kesimine sık sık her platformda hatırlatıyoruz.</span></p>
<p><b>Cem evlerinin tarihinden bahseder misiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Cem evleri Alevilerin mekânsal olarak toplandıkları yerlerdir. Bu inancı yerine getiren herkesin yüzyıllardır kullandıkları mekânlardır. Bu mekânlar, toplumun kırsal kesiminde yaşarken dar bir çerçeve içerisinde kendi evleri veya uygun buldukları bir yerdi. Bu anlamda, tarihsel olarak toplanma yerleri veya cemale gelme yerleri ya da birlikte olma yerleri olarak anılan Cem evleri çok eski bir tarihe sahiptir. Şehre yerleşmeyle birlikte Alevilerin oluşturduğu kültür merkezlerinin içerisinde Cem evleri görevi yürüten bölümler de bulunmaktadır. Aynı zamanda buralar toplumun diğer alanlarda da (kültür sanat, eğitim, düğün, ölüm, kurban ritüelleri vb.) etkinliklerini gerçekleştirdikleri mekânlardır.</span></p>
<p><b> ‘Anayasada Muafiyet İçin Güçlü Bir Dayanak Mevcut’</b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39157 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/zorunlu-din-dersi-640x348.jpg" alt="" width="359" height="195" />Zorunlu din dersleri konusuna ilişkin şu anda Aleviler ne yapıyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anayasanın 24. maddesi ile getirilmiş zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin özellikle Alevi yurttaşların vicdan özgürlüğüne ağır bir müdahale teşkil ettiği, iyi bilinen bir konudur. Bu anlamıyla zorunlu din derslerine derhal son verilmelidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nitekim AİHM’in 09.11.2008 tarihli, kesinleşmiş olan Hasan ve Eylem Zengin- Türkiye davasına ilişkin kararında, bir ülke olarak mevcut din kültürü ve ahlak bilgisi eğitimi pratiğinin Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi, 1’inci ek protokolü, 2’inci maddesinde güvenceye alınan, velilerin inançlarına uygun eğitim hakkını ilan edici nitelikte olduğu hükme bağlanmıştır. Ve yine daha sonra, o dönem vakfımızın genel başkan yardımcısı olan Ali Kenanoğlu’nun kendi çocuklarıyla ilgili Avrupa İnsan Hakları mahkemesinde açtığı davayı kazanmasına rağmen, Türkiye Cumhuriyeti 12 Eylül cuntasının getirdiği bu psikolojik işkence yasasını kaldırmadığı gibi, Avrupa Birliği’ne sunduğu gerekçelerle yanlış bilgiler vererek Avrupa Birliğini de yanıltacağını düşündü. Yine sanki Türkiye’de din dersleri azmışçasına müfredata 4 tane de seçmeli din dersi yerleştirildi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aleviler zorunlu din derslerine karşı Türkiye’nin değişik yerlerinde her yıl okullar açılırken davalar açıyor. Kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla Alevi örgütleri ortak eylemlilikler gerçekleştiriyor. Ve yine Alevi örgütleri olarak, anayasanın belirttiği eşitlikçi kavramları siyasetçilere hatırlatarak bu sorunun zihinlerde çözülmesi gerektiğini belirtmekteyiz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kaldı ki Avrupa İnsan Hakları sözleşmesine gitmeden de mevcut anayasada muafiyet olanağına ilişkin güçlü bir dayanak mevcuttur. Bu çerçevede anayasanın 13. Maddesine göre temel hak ve özgürlüklere ilişkin getirilecek sınırlamalar anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz, hakkın özüne dokunamaz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zorunlu din dersi temel bir hakka müdahale olduğuna ve anayasanın ilgili hükmü “Herkes din dersini zorunlu olarak alır” ibaresine yer vermediğine göre, buna göre yorumlamaya kalkışmak bizzat mevcut anayasaya aykırıdır. Bu aykırılığın düzeltilmesi için mevcut anayasanın tümünün değiştirilmesini beklemeye gerek yoktur.</span></p>
<p><b>Sivil İtaatsizlik Eylemleri Sürüyor</b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-39158 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/sendika.rog_.jpg" alt="" width="382" height="238" />Zorunlu din dersine karşı sivil itaatsizlik eylemi öneriniz vardı. Bu öneriniz karşılık buldu mu? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zorunlu din derslerine karşı olarak vakfımız birçok sivil itaatsizlik eylemi gerçekleştirdi. Som olarak, Türkiye’nin 15 ilinde bulunan Alevi dergâhlarından Ankara’ya bir ay süren bir yürüyüş gerçekleştirdi. Bu yürüyüşün sonunda yine Ankara’da büyük bir miting gerçekleştirdik.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Vakfımız ve diğer Alevi örgütleri, her yıl eğitim-öğretim yılı başlamadan önce, değişik illerde bir hafta zorunlu din derslerine katılmamak şartıyla sivil bir itaatsizlik eylemi gerçekleştiriyor. Geçen yıl İzmir Narlıdere’de, 45 veliyle birlikte, 70’e yakın çocuk 1 hafta boyunca derslere katılmadı ve aileleriyle birlikte okul bahçelerinde “Zorunlu din dersleri psikolojik bir işkencedir” sloganı altında eylem gerçekleştirdik.</span></p>
<p><b>‘Alevilik Asla İktidar Dini Olmamıştır’ </b></p>
<p><b>Aleviler ve Sünniler tarihten bugüne neden bu konularda anlaşamıyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her dinin Tanrı’yı algılaması, hayata bakışı, insana bakışı, devlete bakışı ve diğer topluluklara bakışı farklı olduğundan bu hususlarda da aynı düşünemiyorlar.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alevililik asla bir iktidar dini olmamıştır. İktidar dini olmayı hep reddetmiştir. Temeline ‘kâmil insan olma’ hedefini koymuştur. Bu anlamıyla Hacı Bektaş’ın da dediği gibi “72 millete aynı nazardan bakmayan kapıma gelmesin” desturuyla birlikte Yunus Emre’nin “Din, dil, ırk, renk ayrımı yapanlar asla bizim inancımızda yer alamazlar” ve yine büyük ozan Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi “Zalimin yanında yer almaktansa darağacındaki ipi yeğlerim” gibi birçok Alevi önderinin Alevi inanışıyla ilgili söylediği sözler, Aleviliğin genel olarak Sünnilikten temel ayrı noktalarını göstermektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Oysaki tarihin içerisinde, herkesin bildiği bir Kerbela vakası vardır ki tam da bizim yukarıda bahsettiğimiz gibi iktidar olmak mı lazım, yoksa mazlumun yanında olmak mı lazım… İşte Aleviler hep Hüseyin gibi, iktidardan ziyade mazlumla birlikte olmuşlardır. Bu yüzdendir ki bu konularda anlaşamıyorlardır.</span></p>
<p><b>‘Alevi Örgütleri Ortak Duruş Sergiliyor’</b></p>
<p><b>Bu iki konu özelinde, Alevi toplumu ve Alevi dernekleri topyekûn bir duruşa sahip mi? Bu duruşa sahip olmak adına, özellikle kentlerde, gençlere yönelik, Aleviliğin anlatıldığı çalışmalarınız mevcut mu? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Elbette ki bu konularla ilgili olarak, Alevi örgütleri ve dernekleri genel olarak aynı duruşa sahiptirler. Özellikle Alevilerin sorunlarıyla ilgili olarak tamamı ortak bir duruş sergilemektedir. Diğer konuya gelince, Aleviler için çeşitlilik önemlidir. Bizim için asıl olan yolun birliği, yolun içerisindeki süreklerin yaşamasıdır. Onun içindir ki Aleviliği anlamayanlar, ikide bir kamuoyuna çıkıp ‘Aleviler de bu konularda anlaşamıyor’ gibi sözlerle, çoğunlukla taraflı medya ve siyasetçiler tarafından kamuoyuna lanse edilmektedir. Her toplumda olduğu gibi, Alevi toplumunda da az da olsa yoldan çıkmışlar bulunmaktadır. Ama bu yoldan çıkmışlar asla Alevilerin sözü, geleneği ve çeşitliliğini temsil etmediklerini, dönemin siyasetçileri tarafından kullanıldıklarını kendileri de belli bir zaman sonra itiraf etmektedirler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Elbette ki Alevi gençlerin sıkça kullandıkları Cem evleri sadece ibadetlerin yapıldığı değil aynı zaman kültür, sanat, panel ve söyleşilerin yapıldığı yerlerdir. Yine Cem evleri Alevilerin en önemli kaynağı olan sözlü kaynağın aktarıldığı mekânlardır. Buralarda kuşakların buluşması ve o buluşmada olan sohbetlerde gençler ciddi anlamda nasiplenmektedirler. Ve yine birçok sanatsal ve kültürel etkinliğe buralarda ücretsiz olarak katılım sağlamaktalar. Ve yine birçok Cem evinde bulunan kütüphanelerden yararlanmaktadırlar.</span></p>
<p><b><i>Yarın:</i></b><i><span style="font-weight: 400;"> Ankara’daki Madımak Müzesi projesi, Alevi açılımı</span></i></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/28/mevcut-anayasa-zorunlu-din-dersinin-kaldirilmasi-icin-yeterli/">&#8220;Mevcut Anayasa Zorunlu Din Dersinin Kaldırılması İçin Yeterli&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Dönemde Aleviliksiz Aleviliği Tartışacağız</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/24/yeni-donemde-aleviliksiz-aleviligi-tartisacagiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seda Baştuğ Dilli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 May 2019 09:12:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Aksaray]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi gençler]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Aleviliksiz Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Volkan Ertit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39069</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sekülerleşme ve Alevilerin sekülerleşmesi konusundaki çalışmalarıyla tanınan Aksaray Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim üyesi Dr. Volkan Ertit, Türkiye’deki tüm inançlar gibi, Alevilerin de modernleşmeden etkilendiğini ve değiştiğini söylüyor. Kentleşme ve teknolojiyle birlikte Alevi inancında da değişim yaşandığını ifade eden Ertit, “Alevi gençler dedelerini tanımıyorlar, tanıyorlarsa da ‘takmıyorlar’. Özellikle şehirde yaşayan Alevi gençlerin hayatını 1 hafta boyunca 7/24 izleyin, Aleviliğe dair neredeyse hiçbir şey görmeyeceksiniz” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/24/yeni-donemde-aleviliksiz-aleviligi-tartisacagiz/">Yeni Dönemde Aleviliksiz Aleviliği Tartışacağız</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">2010’da yayınlanan tezi Türkiye Sekülerizm Tarihi ve 2017’de yayınlanan tezi Türkiye Alevilerinin Sekülerleşme Süreci ile tanınan Aksaray Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim üyesi Dr. Volkan Ertit ile sekülerleşmeyi ve bunun Aleviler üzerindeki etkilerini konuştuk. </span></p>
<p><b>Öncelikle sekülerleşmeden başlayalım. Sizin sekülerleşme tanımınız genel tanımdan biraz farklı. Sekülerleşme nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39071 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/sekülerleşme-teorisi-kapak-640x844.jpg" alt="" width="272" height="359" />Sekülerleşme yanlış şekilde ‘din’ merkezli tanımlanıyor. Din merkezli tanım oldukça eksik ve toplumsal dönüşümü açıklamaktan uzak bir tanım. Sekülerleşme tanımının merkezinde din değil, dini de kapsayan ‘doğaüstü’ vardır. Sekülerleşme, belli bir toplumda belli bir zaman dilimi içerisinde ‘doğaüstü’ alanın, yani dinin, dinimsi yapıların, halk inançlarının, astrolojinin ve bunlara benzer diğer tüm doğaüstü öğretilerin toplumu etkileme gücünün azalması demektir.</span></p>
<p><b>‘Günün Dindarları Güzel Zamanlarını Yaşıyor’</b></p>
<p><b>Türkiye&#8217;nin sekülerleştiğini söylüyorsunuz. Bunun nedeni nedir ve elinizde veri var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kentleşme, üniversitelileşme, modern tıp, teknoloji, kapitalizm… Bu dinamiklere bir arada modernleşme deniyor. Modernleşme nasıl ki Batı toplumlarını sekülerleştirdi ise, aynı süreç şimdi Türkiye’de deneyimleniyor. Özellikle yeni kuşakların gündelik yaşamı kendi ebeveynlerine kıyasla doğaüstü anlatılardan oldukça uzak. Eski kuşaklar yaşamını yitirdikçe, bu dönüşüm çok daha sert şekilde ortaya çıkacak. Şimdi iki kuşak bir aradalar. Ama bundan 20-30 sene sonra günün seküler kültürle büyümüş gençleri 50-60 yaşında olacaklar. Bana öyle geliyor ki günün dindarları, muhafazakârları güzel zamanlarını yaşıyorlar; eğer modernleşme süreci sekteye uğramaz ise 20 sene sonraki Türkiye’deki gündelik yaşamı görmek isteyeceklerinden emin değilim. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Elimizde veri var mı? Çok var. Hatta aksini iddia eden tek bir çalışma dahi yok. Türkiye’de kuşaklar arası farklılıklara dair yapılan tüm akademik çalışmalar sekülerleşme sürecini ortaya koyuyor. İnanç, ibadet, eşcinsellik, geleneksel aile yapısı, kıyafet kodu, yeme-içme kültürü ve diğer dinamiklerde İslam’ın gerileyişi akademik çalışmalar ile ortaya konulabilir durumda. Daha detaylı bir okuma için 2019’un başında yayımlanan “Sekülerleşme Teorisi” kitabımı önermek istiyorum. Kaynakçadaki 500’ün üzerindeki eser ile Türkiye sekülerleşme sürecinin oldukça detaylı analizini yapmaya çalıştım.</span></p>
<p><b>‘Din Adamlarından Bekleneni Modern Tıp Yerine Getiriyor’</b></p>
<p><b>Sekülerleşme, Alevi dünyasında da tartışılan bir konu. Bunu genel durumla bağdaştırabilir miyiz? Yoksa bu konunun kendi içerisinde farklı dinamikleri var mı? Sünni Müslümanlar ile Alevilerin sekülerleşmesi arasında ne gibi farklar mevcut?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin sekülerleşmesinin sebebi modernleşme süreci. Aleviler bundan muaf değiller. Ülke neyi deneyimlediyse, Aleviler de aynısı deneyimledi. Sünniler de köyden kente göç ettiler, Aleviler de. Sünniler de üniversitelileşti, Aleviler de. Akıllı telefon sahibi olmayan kaldı mı? Sosyal medya sadece Sünnilerin bulunduğu bir mecra değil. Modern tıbbın ve teknolojinin gelişimi mezhep farkı olmaksızın herkesin hayatını değiştirdi. Her inanç grubunun eski kuşaklarının ‘din adamlarından’ beklediği şeyi artık modern tıp yerine getiriyor.</span></p>
<p><b>‘Geleneksel Alevilik Yok Oluyor’</b></p>
<p><b>Aleviler içerisinde, eski nesil, özellikle dedeler, gençlerin kendi kültür ve inançlarından uzaklaştığını düşünüyor. Türkiye toplumunun genelinde olduğu gibi, bir önceki nesille yenil nesil arasında, Alevi toplumunda da bir kopuş var mı? Neden? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39072 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/Volkan-Ertit-3-640x561.jpg" alt="" width="413" height="362" />Çok sert bir kopuş var hem de. Rıza (Yıldırım) hocamın Cafer Solgun’a verdiği <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/21/alevi-bellegi-kayboluyor/" target="_blank" rel="noopener">röportajda</a> da göreceksiniz, ‘geleneksel Alevilik’ yok oluyor yavaşça. Nasıl ki Hollanda’da hem Protestanlar, hem de Katolikler için din günden güne hayattan çekiliyorsa, Türkiye’de de hem Sünniler, hem de Aleviler için sert bir geriye gidiş var. Alevi gençler dedelerini tanımıyorlar, tanıyorlarsa da takmıyorlar. Özellikle şehirde yaşayan Alevi gençlerin hayatını 1 hafta boyunca 7/24 izleyin, Aleviliğe dair neredeyse hiçbir şey görmeyeceksiniz.   </span></p>
<p><b>‘Alevilerdeki Değişimin Nedeni Kentleşme’</b></p>
<p><b>Doktora tezinizde bir önceki Alevi nesil ile genç Alevi nesil arasında ciddi farklılıklar olduğu göze çarpıyor. Türkiye&#8217;nin geneliyle kıyaslarsak, bu kadar ciddi bir uçurum söz konusu mu? Değilse, Alevilerin nesiller arası sağlık, eğitim ve yaşam biçimi arasındaki derin farklılıkları neye bağlayabiliriz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Açıkçası doktoramı Türkiye’deki Aleviler değil de Süryaniler üzerine yapmış olsaydım, ya da Sünniler üzerine olsaydı da benzer hikâyeler ile karşılaşacağımı düşünüyorum. Zira farklılığın bu kadar sert olması köy ve kent yaşamının farklılığından kaynaklanıyor. Evet, Alevilik kırsala ait ama sadece Aleviler değil köyde yaşayanlar. Zaten ülkenin yüzde 80’ininden fazlası köylerde yaşıyordu 50 sene önce.</span></p>
<p><b>Alevi gençlerin düşkünlük kurumunu bilmediğini söylüyorsunuz, tezinize dayanarak. Bu durum, genel midir? Eski nesil anlatmıyor mu, yoksa yeni neslin ilgisini mi çekmiyor Alevi inancı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alan araştırmam sırasında karşılaştığım en ilginç detaylardan biri buydu. Aleviliğin kendini yeniden ürettiği, gençlerin Alevileştirildiği kurumlar vardır. Örneğin evlenirken musahibinizin yani yoldaşınızın olması gerekirdi Alevi olmak için. Şimdi ya musahipleri yok ya da varsa da kurumun içi boşalmış durumda. Eskiden dedenin aforoz etme yetkisi vardı aynen Katolik inancında olduğu gibi. Eğer dede sizi ‘düşkün’ ilan ederse, neredeyse yaşama devam etmeniz mümkün olmazdı ve köyü terk etmek zorunda kalırdınız. Bir genç katılımcıya ‘düşkünlük kurumu’ hakkında ne düşünüyorsunuz, diye sorduğumda “yaşlılardan mı bahsediyorsunuz?” diye karşılık vermişti. Sanırım tezimi özetleyen cümle o idi. Yeni kuşaklar Aleviliğin esas kurumlarını dahi bilmiyorlar, bilseler de gündelik yaşamlarını etkileyecek durumda değil.</span></p>
<p><b>‘Dedelik Kurumu Köye Ait, Kentte Etkisiz’</b></p>
<p><b>Peki dedenin gücü neden azalıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">E çünkü kent hayatında Alevi olup olmamanız gündelik yaşamınızı devam ettirmek için anlamlı bir kimlik sunmuyor. Köyde düşkün ilan edilirseniz köydekiler size sırtını döner, alışverişi keserler, muhabbeti keserler, evlenmezler, evlendirmezler. Köyü terk etmek zorunda kalırsınız. Ancak kentte düşkün ilan edilirseniz, marketteki fiyatlar değişmez, bankaların faiz oranları da, çocuğunuzu yazdıracağınız okul da, yapacağınız iş de… Siz düşkün ilan edildiğiniz için dekanlık sizi görevden uzaklaştırmaz, müdürünüz yevmiyenizi kesmez, kafeler size masalarını kapatmaz… Yani hayat kaldığı yerden tüm hızı ile devam eder ve dede de sizi düşkün ilan etmesiyle kalır. Dede tarafından düşkün ilan edilmeniz üniversite sınavında az ya da çok puan getirmez. Dedelik dediğimiz kurum köye aittir, kentte etkisiz eleman haline geliyor dedeler. O sebeple zamanında Ali’nin yeryüzü temsilcisi olan ve sözü Sünni devletin üstünde olan dedeler, artık kendi talipleri tarafından devletin mahkemelerinde yargılanmak üzere dava ediliyor yer yer. Böyle bir süreç 1970’lerde yaşayan Alevilerin anlayabileceği bir durum değil.</span></p>
<p><b>‘Her Toplumun Muhafazakârı Mutsuz’</b></p>
<p><b>Geleneklerin yaşatılmasındaki düşüş, geçmişteki tehditlerin azaldığı düşüncesinden kaynaklanıyor, demek mümkün mü? (Osmanlı döneminde Alevilerin sistem dışına itilerek, kendi hukuk ve ceza sistemlerini kurmak zorunda kalması ve böyle bir durumun günümüzde var olmaması)</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sanırım benim tutumum daha toptancı. Geçmişte tehdit yaşamış ya da yaşamamış, herkesin geleneği modernleşme ile çözüldü, çözülüyor. Hem modernleşen, hem de geleneklerini devam ettiren topluluklar var mı halen? Ben tanık olmadım. Açıkçası akıllı telefon ve internet ile ortaya çıkan yeni yaşam şekilleri ile her toplumun gelenekselcilerinin, muhafazakârlarının mutsuz zamanlar yaşadığını düşünüyorum. </span></p>
<p><b>‘Canlanan Alevilik Değil, Alevi Kimliği’</b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39073 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/doktora-kapak-640x849.png" alt="" width="334" height="443" />Siz Alevi sekülerleşmesi olduğunu iddia ediyorsunuz, ama Alevi canlanması olduğunu iddia eden akademisyenler de var. İkisi zıtlık barındırmıyor mu? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yok, barındırmıyor. Aleviler geçmişe kıyasla çok daha cesur, çok daha özgüvenli şekilde Alevi olduklarını söylüyorlar. Kendilerini daha az saklıyorlar. Radyoları, televizyon kanalları, dernekleri, sosyal medyada oluşumları var. Alevi canlanması olduğu doğru. Ama gündelik yaşamlarında Alevilik var mı, derseniz, o zaman iş değişiyor. Örneğin Adana’da yaşayan Arap-Aleviler’ de (Nusayriler) gençler artık Alevi namazlarına katılmıyorlar, ama sorarsanız Alevi olmalarından gurur duyduklarını belirtiyorlar, sosyal medyada Alevi sayfalarını paylaşıyor ve Alevi kimliklerini saklamıyorlar. Canlanan Alevilik değil, Alevi kimliği. Sanırım yeni dönem Aleviliksiz Alevi tartışmaları ile geçecek.  </span></p>
<p><b>Peki, zaman içerisinde bu durumun gideceği yer ile ilgili bir öngörünüz var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eğer modernleşme süreci devam ederse, yani iç savaş çıkmaz ya da ülke sıcak bir savaşa girmez ise, Türkiye’nin tüm bileşenlerinin sekülerleşme sürecinin devam etmesini bekliyorum. Ve eğer süreç bu hızla devam ederse, çok da uzak olmayan bir sürede Aleviliğin tarih kitaplarında yazan Türkiye’deki bir inanç sistemi olarak okutulacağını düşünüyorum.  </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/24/yeni-donemde-aleviliksiz-aleviligi-tartisacagiz/">Yeni Dönemde Aleviliksiz Aleviliği Tartışacağız</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABF Başkanı ve Alevi Dedesi Güzelgül: ‘Güvenimiz Kalmadı’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/22/abf-baskani-ve-alevi-dedesi-guzelgul-guvenimiz-kalmadi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seda Baştuğ Dilli]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 May 2019 11:05:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Bektaşi Federasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Cemevi]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Güzelgül]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=38948</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı ve Alibeyköy Cem evi Dedesi Hüseyin Güzelgül, Alevilerin haklarıyla ilgili devletin tutumunu değerlendirirken, “Kendilerine Alevi kurumları olarak güvenimizin kalmadığını belirtir, kadimden beri var olan bu inançta, kabul etseler de etmeseler de cem evleri ibadet yerimiz, ibadetimiz de Cem’dir. Kıblemiz insandır” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/22/abf-baskani-ve-alevi-dedesi-guzelgul-guvenimiz-kalmadi/">ABF Başkanı ve Alevi Dedesi Güzelgül: ‘Güvenimiz Kalmadı’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Alevi Bektaşi kültürünün tanıtılması ve sorunlarının çözülmesine yönelik olarak çalışan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı ve Alibeyköy Cem evi Dedesi Hüseyin Güzelgül ile gündemlerini konuştuk.</span></p>
<p><b>Alevi Bektaşi kültürünün anlatılması ve tanıtılması yönünde yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-38950 alignleft" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/05/evrensel.net_-640x427.jpg" alt="" width="355" height="237" />Alevi Bektaşi kültürünün tanıtılması konusunda, federasyonumuza bağlı Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri ve bağımsız kurumlar, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nı temsil eden Alevi Bektaşi inanç kurulunu kurdum. İstanbul’dan başlayarak Muş-Varto’ya kadar erkânlarımızın özüne uygun yürütülmesi konusunda eğitimler verildi. Avrupa’da ve Türkiye’de paneller, konferanslar yapılarak, Aleviliğin tarihçesi konusunda bilgi verildi.</span></p>
<p><b>Diğer Alevi dernekleriyle yürüttüğünüz ortaklaşa çalışmalar nelerdir? Bir bütünlük içinde sorunların çözümüne yönelik adımlar atılıyor mu? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı ve ben Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı birlikte dört genel başkan olarak Türkiye’de sekiz bölgede Alevilerin genel sorunların adı altında toplantılar düzenleyip, canların öneri ve taleplerini, eleştirilerini dinleyip, ona göre hareket etmek amacıyla çalışmalar yaptık. Alevilerin öncelikli talebi tüm Alevi kurumları arasında birlikteliğin sağlanması oldu. Dört genel başkanın birlikte halkın huzurunda olmasının toplumu ne kadar mutlu ettiğini gördük. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunun üzerine tüm Alevi kurumlarının genel başkanlarını, Ankara’daki genel merkezimize çağırarak, halkın talebinin birliktelik olduğunu ve birlikteliğin sağlandığı takdirde eşit yurttaşlık mücadelemizin daha güçlü olacağı konusunda fikir birliğine vardık. Bunun devamı açısından kendi aramızda ikrar vererek “Asimilasyon Politikaları Ve Alevilere/Aleviliğe Yönelik Saldırılara Karşı Alevi Kurumları Ortak Bildirgesi” başlıklı bildirgemizi medya karşısında yayınladık. </span></p>
<p><b>‘Dünya Var Oldukça Bu İnanç Yok Edilemez’</b></p>
<p><b>Bir röportajınızda, &#8220;Alevileri yok edemediler, dönüştürmeye çalışıyorlar&#8221; diyorsunuz. Sizce başarılı oluyorlar mı ya da olacaklar mı? Siz bu konuda neler yapacaksınız? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde Aleviler katledilerek yok edilmeye çalışıldı, ama bunu başaramadılar. Alevi yol erkânını katliamlarla yok edemeyeceklerini anlayınca, Aleviliği özünden kopararak asimilasyon yoluyla dönüştürmeye çalıştılar ve hâlâ devam ediyorlar. Dünya var oldukça, temelinde insan sevgisi ve yaşamı kutsal ve evrensel olarak gören bu inancı, hiçbir zihniyetin yok etmeye gücü yetmez. Bizler bu anlamda yıllardır sürdürdüğümüz gibi bundan sonra da mücadelemizi gerekli yerlerde sürdürmeye devam edeceğiz. </span></p>
<p><b>Alevi toplumunun kenetlenmesi ve bir arada hareket etmesinin sorunların çözümüne nasıl etkileri olur? Siz bu kenetlenme adına neler yapıyor ve yapacaksınız? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eskiden baskı ve zulüm altında ibadetlerimizi sürdürmekteydik. 2 Temmuz 1993’te yaşadığımız dehşet verici katliamda sessiz kaldıkça daha fazla katliamlar yaşayacağımızı gördük ve inancımızı da ibadetimizi de daha açık yaşamamız gerektiğini anladık. Bu durumda ibadet yeri ihtiyacı doğurduğundan, cem evlerimizin varlığı önem kazandı. Dünyanın her yerinde cem evleri inşa ederek, özgürce ibadetimizi yaparak, ecdadımıza atılan, inancımızı karalayan iftiraları çürütmüş olduk; ama hâlâ bakı ve ötekileştirme günümüzde de devam etmektedir. </span></p>
<p><b>‘AİHM Kararları Bir An Önce Uygulanmalı’</b></p>
<p><b>Aleviler bir dönem kimliğini gizliyordu, sizce kimliğini gizlememe, açıkça ifade edebilme anlamında olumlu bir değişim yaşandı mı?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizler inancımızı yüzyıllardır yaşayan ve bugünlere getiren bir toplumuz. Kimseye inancımızı kabul ettirmek ya da tarif ettirmek gibi bir çabamız yok. Biz varız, bu ülkenin insanlarıyız ve haklarımızın eşit olmasını istiyoruz. Bu anlamda da inanç yerlerimiz olan cem evlerimizin yasal statü kazanmasını, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını ve bunun yasayla güvence altına alınmasını istiyoruz. Türkiye’nin de içinde bulunduğu 48 ülkenin altına imza attığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) bu konuda mahkûm ettiği karara rağmen, gereği yapılmamıştır. Zorunlu din dersleri konusunda da mahkûm edilmesine rağmen, katmerleştirerek devam etmektedir. Bir an önce AİHM kararlarının uygulanmasını talep ediyoruz.</span></p>
<p><b>Alevi kimliğinin resmen tanınmasını istiyorsunuz. Bundan tam olarak kastınız nedir? (Yasayla güvence altına alma, resmi ağızdan onay vb&#8230;)</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her seçimden önce Alevilerden devşirmeyle oy alma adına yasal statünün verileceğine dair beyanatları duyuyoruz. Daha evvelinde bu konuda 7 tane çalıştay yapıldı. Sonuç alınamadı. Bundan dolayı kendilerine Alevi kurumları olarak güvenimizin kalmadığını belirtir, kadimden beri var olan bu inanç kabul etseler de etmeseler de cem evleri ibadet yerimiz, ibadetimiz de Cem’dir. Kıblemiz insandır.</span></p>
<p><b>‘Kendi Mekânlarına Hapsetmek İsteseler de Aleviler Vardır’</b></p>
<p><b>Zorunlu din derslerinin kaldırılmasıyla ilgili de bir talebiniz mevcut. Bu talepte gelinen son aşama nedir? Bu sadece Alevilerin talebi değil aslında. Sizce neden kaldırılmıyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm inançlar, kültürler güzel ahlak ve sevgi üzerine inşa edilmiş ve varlığını onun üzerinde devam ettirmektedirler. Fakat ülkemizde güzel ahlak ve sevgi deforme edildiği için kendi inancından başka hiçbir inancı kabul görmeyen bir zihniyetle hareket edilmektedir. Alevi toplumunun inancını rencide edici, suç teşkil edecek söylemlerle Aleviler ötekileştirmeye, asimile edilmeye çalışılmaktadır. Son yıllarda ahlak ve edep kavramları tamamen ortadan kalkmıştır. Bu da toplumun kirlenmesine ve ayrışmasına sebep olmaktadır.  Alevilik hiçbir mekâna sığmayan lamekân bir inançtır. Kendi mekânlarına hapsetmek gibi çalışmaların içine girseler de dünyanın her yerinde Aleviler vardır, Alevilik haktır. Alevilik 72 millete bir nazarla bakan, merkezine insanı, yaşamı ve sevgiyi koyan bir inançtır. Bu sebeple kimseyi ayrıştırması söz konusu değildir. Bu dili kullananlar bellidir ve bu insanlar güzel ahlak ve sevgiden nasibini alamamıştır.</span></p>
<p><b>‘Çocuklarını Alevi Çocuklarla Oynatmayan Veliler Var’</b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-38951 alignright" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/05/milliyet.com_.tr_.jpg" alt="" width="414" height="232" />Alevi vatandaşların kimliklerinden ötürü yaşadığı zorluklar nelerdir? Yakın zamanda örnekleri var mı? İşten atılma, tehdit vs&#8230; </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hemen her gün ülkemizin bir yerinde bu anlamda bir ayrıştırma ya da ötekileştirme haberi almaktayız.  Devletin hiçbir kademesinde Alevileri göremediğimiz gibi, şu anda kamuya alınanlar liyakat esasına göre değil, biat esasına göre alındığı için Alevi çocukları başarılı olmalarına rağmen işe alınmamaktadır. Alevi olduklarını tespit ettiklerinde görevlerinden ihraç edilmektedirler. Okullarda öğrenciler inançlarından dolayı ötekileştirilmekte. İçinde bulunduğumuz Ramazan ayı sebebiyle yemek yedikleri için hem arkadaşları, hem de öğretmenler tarafından rencide edilmekteler. Çocuklarını Alevi çocuklarla oynatmayan veliler bile var. </span></p>
<p><b>Devletin Aleviliği devletleştirmekten vazgeçmesi gerektiğini söylüyorsunuz federasyon olarak. Aleviliği devletleştirmek ne anlama geliyor? Devlet bununla neyi amaçlıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Devletin asimilasyon çalışması dediğimiz tam olarak bu zaten. Bizleri yok edemediği yerde, kendi Alevi’sini yaratmaya çalışmakta; bunun için de kendine yandaş Alevi kurumlarını kurarak, Aleviliği istediği şekilde tarif edip dönüştürmeye çalışmaktadır. Bizler inancımızı yüzyıllardır yaşayıp yaşatarak, özüne göre bu günlere getirdik. Özünden koparıp, kendilerine benzetmeye çalışmaktadırlar. </span></p>
<p><b>‘Çıkar Peşinde Koşanlarla Alevilerin Talepleri Karşılanamaz’</b></p>
<p><b>Alevi derneklerine, Alevi toplumuna ve Türkiye&#8217;deki kamuoyuna konuyla ilgili bir mesajınız var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizim davamız; haktan yana, emekten yana, paylaşımdan yana, dayanışmadan yana, barıştan yana, özgürlükten yana, insan haklarından yana, adaletli bir dünya kurmaktır. Buna da inancımızda “Rıza Şehri” diyoruz. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Gönlümüzdeki “Rıza Şehri” için eşit yurttaşlık istiyoruz, inancımız ayrımcılığa uğramasın istiyoruz. İbadethanelerimiz resmen tanınsın. Çocuklarımıza okullarda Sünnilik öğretilmesin ve çocuklarımızın asimile edilmeye çalışılmasına son verilsin. Dergâhlarımızın geri verilmesini istiyoruz. Üstelik kendimiz için istediğimiz her şeyi ülkemizde ve dünyada yaşayan tüm inançlar için istiyoruz. Ve Türkiye’de devlet Alevileri artık görmek ve duymak zorundadır. Bunun için Alevilerin siyasal alanda da inançsal alanda da muhatapları bellidir. İçi boş yandaş kurumlarla yolun değil, çıkarlarının peşinde koşanlarla Alevilerin taleplerini karşılayamaz, sorunlarını çözemezler.</span></p>
<p><b>‘İfade Özgürlüğü Aleviliğin Temel Değeridir’</b></p>
<p><b>Eklemek istediğiniz bir şey var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yolumuz inancımız olan Alevilik, evrensel bir inançtır. Kendimizle birlikte tüm dünya toplumları için laik, demokratik, eşitlikçi, barıştan yana, çağdaş hukuk değerlerinden yana bir yaşamı savunuruz ve benimseriz. Alevilik kinden, nefretten, ayrımcılıktan, şiddetten, yasaklardan, baskıcılıktan uzak bir inançtır. İnanç özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü Alevilerin temel değerleridir. İnancımız yetmiş iki millete bir gözle bakmayı gerektirir. Bizim inancımızda Hak birdir, bir Hıristiyan, bir Musevi, bir Müslüman için Hak ne ise Alevilerin inandığı Hak da odur. Cümle dinlere saygımız vardır. Orta Asya’dan İran’a, Yemen’den Mezopotamya’ya, Anadolu’dan, Avrupa’ya, Amerika’ya, Avustralya’ya tüm dünyada Aleviler vardır, Hak inancına sahiptir. Hak birdir. Bununla birlikte bizim Hakk’a varmayı düşlediğimiz yol farklıdır. Yolumuz, inancımız, bilinen kalıpların içine sığmaz. Mezhep, din, içine, dışında kavramları ve tartışmaları Aleviliği anlamak için yeterli değildir. Aleviler Şah-ı Merdan Ali’den, Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli’ye, Pir Sultan’a, cümle erenlere Pirliğine aşk ile bağlıdır. İnancının temel değerlerini, yolunu, erkanını kırklar meclisinden alır. Dört kapı-kırk makamdan ilham alırız. Alevilik hem itikadi olarak, hem de yorum olarak kendine özgü Bâtıni görüşleri olan müstakil bir inançtır. Aleviler, Alevi inancının temel düsturu olan “Yol bir, sürek bin bir” ilkesiyle kendi içinde farklılıkları bir saymış ve birleştirmiştir. Ayrıca Alevilik bir inanç olmakla birlikte, bir kimlik ve yaşama biçimidir. Deyiş ve nefesler Hak kelamıdır. Bağlama Alevilikte kutsal bir sazdır. Hak için semah döneriz ve rızalık önemlidir. Aleviler korkuyu yenip, sevgiyle Hakk’a varmayı yeğler. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/22/abf-baskani-ve-alevi-dedesi-guzelgul-guvenimiz-kalmadi/">ABF Başkanı ve Alevi Dedesi Güzelgül: ‘Güvenimiz Kalmadı’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
