HRW: Türkiye güneydoğudaki ölümlerin soruşturulmasını engelliyor
İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch-HRW), yaptığı açıklamada Türkiye hükümetinin güneydoğuda sivil ahaliye karşı yapılan kitlesel hak ihlallerinin bağımsız ve tarafsız bir şekilde soruşturulmasını engellediğini belirtti. Yapıldığı iddia edilen hak ihlalleri arasında sivillere yönelik kanunsuz öldürmeler, sivillerin kitlesel olarak zorla yerinden edilmesi ve özel mülke yönelik yaygın ve hukuksuz tahribat gibi ihlaller de var. […]
İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch-HRW), yaptığı açıklamada Türkiye hükümetinin güneydoğuda sivil ahaliye karşı yapılan kitlesel hak ihlallerinin bağımsız ve tarafsız bir şekilde soruşturulmasını engellediğini belirtti. Yapıldığı iddia edilen hak ihlalleri arasında sivillere yönelik kanunsuz öldürmeler, sivillerin kitlesel olarak zorla yerinden edilmesi ve özel mülke yönelik yaygın ve hukuksuz tahribat gibi ihlaller de var. Hükümetin Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin bölgeye girmesine ve konuyu kendi standartları çerçevesinde araştırmasına hiç vakit kaybetmeden izin vermesi ve faillerin yargılamasını engelleyen yasanın iptal edilmesi isteniyor.
İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye araştırmacısı Emma Sinclair-Webb “Türkiye hükümeti’nin güneydoğuda bir çok bölgeyi fiilen abluka altına almış olması, bir şeylerin örtbas edilmeye çalışıldığına ilişkin şüpheleri besliyor” şeklinde konuşuyor ve devam ediyor: “Türkiye hükümeti Birleşmiş Milletler’in ve sivil toplum gruplarının orada olup bitenleri belgelendirmek amacıyla bölgeye girmesine hemen izin vermelidir.”

Örgütün açıklamasına göre ölümlerin, yıkımların ve kitlesel yerinden etmelerin önemli bir bölümü, aralarında Cizre’nin de bulunduğu dokuz farklı kentte gerçekleşti. 355 binden fazla insan, kent veya ilçelerin içindeki bazı mahallelere, yakınlardaki başka kentlere veya Türkiye’nin başka bölgelerine gitmek zorunda bırakılarak, geçici olarak yerlerinden edildi. Güvenlik güçleri ile PKK ile bağlantılı Sivil Savunma Birlikleri (YPS, Yekineyen Parastina Sivil) arasında silahlı çatışma yaşanan yerlerde en az 338 sivil öldürüldü.
İnsan Hakları İzleme Örgütü Cizre’de görev yapan avukatların derlediği ölüm listelerini inceledi. Bu listeler 14 Aralık ile 11 Şubat arasında, aralarında 11 çocuğun da bulunduğu en az 66 Cizrelinin ateşli silahla vurulma veya havan topu patlaması sonucu öldüğünü gösteriyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün görüştüğü tanık ve mağdurlar, güvenlik güçlerinin bazı vakalarda ellerinde beyaz bayrak taşıyan sivillere de ateş açtığını anlatıyorlar. Eldeki bilgiler, güvenlik güçlerinin kuşattıkları üç binanın bodrumlarında mahsur kalmış, aralarında silahsız sivillerin ve yaralı savaşçıların da bulunduğu 130 civarında insanı öldürdüklerini de gösterir nitelikte.
Cizre’deki sivil ölümlerinin büyük bir çoğunluğu YPS’nin barikat kurduğu ve hendek kazdığı ve güvenlik güçlerinin silahlı gruplarla çatıştığı mahallelerde vuku bulmuş. Ancak çatışma yaşanmayan veya barikat bulunmayan mahallelerde öldürülmüş bazı siviller de var.
İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün mağdur aileleriyle ve ölümlere tanıklık etmiş kişilerle görüşmesi, nisan ayında polis tarafından engellendi. Ancak yetkililerin İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün faaliyetlerini engellemesinin öncesinde, İnsan Hakları İzleme Örgütü Cizre’deki sekiz sivil ölümünü ayrıntılı bir şekilde tespit etme fırsatı bulmuştu. Buna ilaveten İnsan Hakları İzleme Örgütü 2015 Eylülü’nde, yine sokağa çıkma yasağı ve güvenlik operasyonları sırasında vuku bulmuş sekiz ölümü daha tespit etmişti.
İnsan Hakları İzleme Örgütü, bunun dışında Cizre’de özel mülklerin yaygın bir şekilde ve hukuksuz olarak tahrip edildiğini belgelendirdi ve çatışmalar sırasında evleri ve özel mülkleri hasar görmüş, bazı bölgelerdeyse sonradan tamamen yıkılmış insanlarla görüştü.

2016 yılının Şubat ve Haziran ayları arasında kaydedilmiş uydu görüntülerine dayanarak İnsan Hakları İzleme Örgütü, Cizre’de yaşanan yıkımın kapsamını değerlendirdi ve toplamda yaklaşık 95 bin metrekareden (9,5 hektardan) oluşan, yıkım yaşanmış belirli iki bölge tespit etti. Bina yıkımlarının çoğu, şubat ayının sonlarıyla mayıs ayı sonları arasındaki dönemde gerçekleşti ve yıkımın en yoğun gerçekleştiği mahalleler Cudi ve Sur mahalleleri oldu. Daha küçük kapsamda bir bina yıkımı, mayıs ayı sonları ile haziran ayı başları arasındaki dönemde Nur mahallesinde gerçekleşti.
Türkiyeli savcıların Cizre ve güneydoğudaki diğer kentlerde yaşanan sivil ölümlerine ve özel mülk tahribatlarına yönelik etkin bir soruşturma yürüttüklerine ilişkin pek az belirti var. Cizre savcısı İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne bazı soruşturmaların başlamış olduğunu söyledi, ancak İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün konuştuğu ailelerden hiçbiri, aralık ve şubat ayları arasında öldürülmüş akrabalarıyla ilgili olarak savcılığa ifade vermek için çağrılmış değildi. Cizre Kaymakamı ise Cizre’deki olayları ve araştırma bulgularını kendisiyle görüşmek ve tartışmak amacıyla kendisinden randevu isteyen İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün bu taleplerini yanıtsız bıraktı.
Sinclair-Webb, “Aralarında çocukların da bulunduğu, beyaz bayrak sallayan ya da bodrumlarda mahsur kalmış sivillerin, Türkiyeli güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğü yönünde inandırıcı anlatımlar var ve bu anlatımların varlığı alarm zillerinin yüksek sesle çalmasına neden olmalıydı” şeklinde konuşuyor ve devam ediyor:
“Cizre savcılığının, mağdurların adalet arayışına yanıt verebilecek tam, etkin ve bağımsız bir soruşturma yürütmesi gerekiyor.”

Türkiye hükümeti BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeid Ra’ad Hussein’in ne mayıs ayında kamuoyuna yaptığı açıklamaya, ne de güvenlik güçlerinin PKK ile bağlantılı silahlı gruplara karşı yürüttüğü askeri operasyonlardaki olası hak ihlallerini incelemek üzere, BM ekibinin bölgede tetkiklerde bulunabilmesi için izin istediği mektubuna yanıt vermedi. Hükümet Zeid’in kendisinin ülkeyi ziyaret edebileceğini belirtmekle yetindi. İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre, Türkiye’nin uluslararası ortakları, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserinin erişim izni talebini desteklediklerini acilen açıklamalı. Çünkü bölgedeki olayların Birleşmiş Milletler ile yerel ve uluslararası insan hakları grupları tarafından incelemesinin engellenmesi, hak ihlallerini örtbas etmeye ve ağır suçlar için hesap verebilirlik ilkesinin işletilmesini önlemeye yönelik bir hamlenin söz konusu olduğu kaygısına yol açıyor. Bu kaygıları artıran bir diğer husus da 23 Haziran 2016 tarihinde Meclis’ten geçen ve terörle mücadele operasyonları sırasında suç işlediği iddia edilen askerlerin ve devlet görevlilerinin soruşturulmasını veya yargılanmasını, zan altındaki görevlinin rütbesine bağlı olarak yerel idari amirin veya başbakanlığın ön iznine tabi kılan yeni yasa. Açıklamada, “Türkiye, insanların yaşam hakkını, beden bütünlüğünü ve güvenliğini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) ve Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin taraflarındandır. Türkiye geçmişte güneydoğudaki kanunsuz öldürmeleri, özellikle de devlet görevlilerinin sorumlu olduğu iddia edilen öldürmeleri etkin bir şekilde soruşturmak konusunda zafiyet göstermiş ve bu zafiyet nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir dizi vakada Türkiye’nin yaşam hakkını ihlal ettiğine hükmetmişti” deniyor.
Açıklamanın tamamı için tıklayınız
Kaynak: Human Rights Watch
Bizi Takip Edin