Çocukları değil, karanlığı hapsedelim

27 Şubat 2016
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) ve Türkiye Hapishane Çalışmaları Merkezi (TCPS) tarafından düzenlenen ve iki gün sürecek “Türkiye’de Mahpus Olmak” Konferansı bugün başladı. Bugünkü oturumlarda hapishanede çocuk, kadın ve LGBTİ birey olmak konuşuldu.   Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Bomonti Kampüsü’nde başlayan ve açılışını CİSST/TCPS’den Eva Tanz’ın yaptığı konferansın ilk gün oturum […]

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) ve Türkiye Hapishane Çalışmaları Merkezi (TCPS) tarafından düzenlenen ve iki gün sürecek “Türkiye’de Mahpus Olmak” Konferansı bugün başladı. Bugünkü oturumlarda hapishanede çocuk, kadın ve LGBTİ birey olmak konuşuldu.

 

Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Bomonti Kampüsü’nde başlayan ve açılışını CİSST/TCPS’den Eva Tanz’ın yaptığı konferansın ilk gün oturum konuları Türkiye Hapishaneler, Hapishanede Çocuk Olmak, Hapishanede Kadın Olmak ve Hapishanede LGBTİ Olmak oldu.

Görsel 1

Günün ilk oturumu olan “Türkiye Hapishaneleri” oturumda CİSST/TCPS’den Mustafa Eren, Türkiye hapishaneleri tarihinden, günümüzde hapishanelerin durumundan ve CİSST/TCPS olarak temel taleplerinden ve acil çözülmesi gereken sorunlardan bahsetti. Eren’in anlattığına göre CİSST/TCPS’nin temel talepleri şöyle:

HAPİSHANELER AKADEMİSYENLERE VE ARAŞTIRMACILARA AÇILMALI

  • Ayrıntılı ve anlamlı istatistikler tutulmalı ve kamuoyuyla paylaşılmalı
  • Mahpusların STÖ’lere yazdığı mektuplar ücretsiz olmalı ve engellenmemeli
  • STÖ’lerin hapishanelere girebilmeleri ve çalışma yapabilmeleri yasal güvenceyle teminat altına alınmalı
  • Hapishaneler akademisyenlere ve bağımsız araştırmacılara açık hale getirilmeli.

Eren çözülmesi gereken acil sorunları da şöyle sıraladı:

  • Çıplak arama
  • Ağır hasta mahpusların tahliyesi
  • Sürgün anlamına gelen sevklerin son bulması

Görsel 2

Kapalı mekânlar, şiddet üreten mekânlardır

CİSST/TCPS’nin kurucu üyelerinden Zafer Kıraç da hapishaneler ve sivil toplum, sivil toplum ve kamu bağlamında bir konuşma yaptı. Kıraç özellikle kamuya çağrı yaparak etkinliklerinde kamuyu da görmek istediklerini vurguladı.

“Kapalı mekânlar, şiddet üreten mekânlardır. Günümüzde Yedikule Zindanları’nı nasıl konuşuyorsak, ben inanıyorum ki bundan 10-15 yıl sonra da Silivri’yi konuşuyor olacağız. Oradan iyi bir şey çıkmıyor, iyi şeyler olmuyor. Biz bunu önlemek zorundayız, özellikle bu kurumlarda çalışan insanlar olarak. Kötücül bir ortam oluşturuluyor ve hiç kimse ekmek parası için buna alet olmaya zorlanmamalı. Bugün 3 tane daha çocuk hapishanesi yapılıyor, hangisi için sivil toplum örgütleriyle görüşüldü? Yeni hapishaneler yapılıyor ama hiç kimse sivil toplumla masaya oturmuyor, neden? STÖ’lerin bu mekânların yapılış amaçlarına ve tasarımlarına müdahale etmesi gerekiyor. İnsan hakları bir bütündür, Türkiye’nin her yerinde her hapishanesinde yaşanan ihlaller bizi ilgilendiriyor. Biz bunları anlatmak zorundayız” dedi.

Oturumun son konuşmasını ise Demokrat Yargı Derneği’nden Muzaffer Şakar yaptı. Entegre bir sistem olarak yargılama ve infaz konusuna değinen Şakar, “Yargı meselesini konuşmadan, hapishaneleri konuşmak mümkün değildir. Yargı ve infaz ayrı şeyler olsa da Türkiye’de birbirinin içine geçmiştir” diyerek devam etti.

YILDA ON BİN ÇOCUK HAPİSHANEYLE TANIŞIYOR

Günün ikinci oturumu olan “Hapishanede Çocuk Olmak” oturumu CİSST/TCPS aktivisti Alper Yalçın’ın konuşmasıyla başladı. Son paylaşılan verilere göre Türkiye’de 2380 civarında çocuk mahpus olduğunu belirten Yalçın, şöyle konuştu: “Yıllık verilerde bir yıl içinde kaç çocuk tutuklanıyor bunun bilgisi verilmiyor. Biz en az 10 bin çocuğun hapishaneyle tanıştığını tahmin ediyoruz. Adalet Bakanlığı’na sormuş olmamıza rağmen bunun kesin cevabını alamıyoruz. Bu ülkede 3 tane çocuk hapishanesi 3 tane de eğitimevi var.  Adalet Bakanlığı hangi illerin hangi hapishanelerinde çocuk koğuşu olduğunu bilmiyor, biz de bilmiyoruz. Bu ayrı bir çalışma gerektiriyor ve biz de bu çalışmayı yapmayı kendimize hak olarak görüyoruz.”

Alper Yalçın’ın ardından oturuma Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği’nden Mansur Seyitoğlu’nun “Çocuk cezaevlerinde sosyal hizmetin işlevi-işlevsizliği” konulu sunumuyla devam edildi.

Görsel 5

Çocuk hapishaneleri şiddet ve ölüm getiriyor

Seyitoğlu’nun ardından sözü Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişimi’nden Avukat Selmin Cansu Demir aldı. Neden çocuk cezaevlerinin kapatılması gerektiği konusuna değinen Demir, bugüne kadar yaşanan ve bilinen olaylardan ve Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişimi’nden bahsederek şunları anlattı:

“Çocuk hapishaneleri geçtiğimiz yıllarda konu olarak hepimizin önüne geldi, hepimiz konuştuk. Girişimimizin başlangıç noktası Sincan oldu diyebiliriz. Sincan’da çalışan STÖ’lerin raporlarına yansıdığı gibi, çocukların çalışanlar tarafından kötü muameleye, şiddete, işkenceye maruz kalmasının ardından biz de ‘Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişimi’ altında bir araya geldik. İşkence iddialarına karşı deliller karartıldı, çocuklar sürgün edildiler. Pozantı’da yaşananları ve öncesini de biliyoruz, Sincan da yaşananları Pozantı’da görmüştük. Tabii ki sadece bu ikisi değil, Şakran’da yaşanan kurum içi konuşmaların ve içeride yaşananların ortaya çıkması olayı var. Bunlara ilişkin bir adım atılmadığını da gördük. Buna benzer birçok olayı biliyoruz, şahit olduk. Bu tüm kötü muamele vakalarının çocuklar için hedeflenen amacı sağlamadığı ortada. Çocuk hapishaneleri sadece şiddet üretmiyor, ölümü de getiriyor. Cezaevinde kalan çocuklar intihar ediyorlar veya ihmaller sebebiyle öldürülüyorlar. Çocuklar 7/24 devlet gözetimindeyken eğer ölebiliyorlarsa ya da işkence görüyorlarsa biz bu kurumların çocukların menfaatlerine çalıştığını söyleyemeyiz. Çocuk hapishaneleri kapatılmalı çünkü çocuklar adli sisteme girdiklerinde direk bir ceza tehdidi altında kalıyorlar. Tutuklama kararı en son çare olarak uygulanmalı. Bunu sadece ben değil Birleşmiş Milletler de söylüyor. Türkiye defalarca bu konularda uyarıldı, bu yüzden çocuk hapishaneleri kapatılmalı. Çocuklar devamlı tecritte oldukları ve okula gidemedikleri için çocuk hapishaneleri kapatılmalı. Çocuklar en temel insani ihtiyaçlarını karşılayamadıkları için çocuk hapishaneleri kapatılmalı.”

Görsel 6

Çocukların çocuklukları ellerinden alınmasın

Oturumun moderasyonunu yapan Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı’ndan Füsun Tırman ise konuşulanları şu sözlerle değerlendirdi;

“Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı olarak cezaevlerindeki çocuklarla çalışan ilk sivil toplum örgütüyüz. 20 yıldır çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bugün ve yarın Türkiye hapishanelerini konuştuk, konuşacağız. Oturumumuzun konusu vakfımızın da çalışmalarıyla birebir örtüşen çocuk hapishaneleriydi. 37 sivil toplum örgütünün desteklediği bir platform var; Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişimi. Biz de Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı olarak bu platformun bir bileşeniyiz. Biz diyoruz ki çocuklar kapatılmasın çünkü kapalı kurumlar şiddet üretiyor, çocuklara iyi gelmiyor. Tekrar suç işleyerek hapishanelere geri dönüyorlar. Toplum içerisinde iyileştirilmeleri gerek diyoruz. Çocuklar kapatılmasın, hapsolmasın. Çocuklukları ellerinden alınmasın.”

Kadına şiddet hapishaneye girdiğinde de bitmiyor

Günün üçüncü oturumu olan “Hapishanede Kadın Olmak”, Galatasaray Üniversitesi’nden Seçil Doğuç’un moderasyonuyla başladı. Oturumun ilk konuşmacısı olan CİSST/TCPS’den Av. Ezgi Duman, Türkiye’de mahpus kadınların genel durumunun bir değerlendirmesini yaptı:

“Hapishanelerde ataerkil sistemin sonuçları kadınlar için artarak devam ediyor. Biz kadın mahpusları bu yüzden özel ihtiyaçları olan mahpuslar olarak görüyoruz. Erkekler için yapılmış olan hapishanelerin kadın koğuşlarında kalan mahpus sayısı, kadın cezaevlerinde kalan mahpus sayısından çok daha fazla. Kadın hapishaneleri açılsın demiyoruz ama erkek hapishanelerinde kalıyor olmaları birçok sorunu beraberinde getiriyor. Sorunlardan biri kadın personel yetersizliği. Hem kadın cezaevlerinde hem de diğer cezaevlerinde kadınların ihtiyacına uygun yeterlilikte ve nitelikte kadın personel ihtiyacı var. Türkiye’de hapishane görevlilerin yalnızca %11’i kadın. Bunun dışında şiddet meselesinin dünyada ve Türkiye’de ne kadar yaygın olduğunu biliyoruz. Bu kadın mahpuslar için de geçerli. Bu şiddet hapishanede de bitmiyor, daha fazlasıyla karşılaşabiliyorlar. Kadınların şiddet faillerini şikâyet edebilecekleri gizli bir sistem yok. Diğer bir sorun, çıplak aramalar. Çıplak aramayı yapan kadın da olsa bu aramalar cinsel bir şiddete dönüşüyor. Tarama cihazlarının bu kadar geliştiği bir dünyada çıplak aramaya alternatif birçok yöntem geliştirilebilir. Kadınlar mahkûm edildikleri zaman damgalanmış ve yalnızlaştırılmış oluyor. Ayrıca kadınların sağlığı da hapishanelerde bir sorun. Kadınlara yönelik özgürce sağlık ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri bir sistem yok. Sadece fiziksel değil kadınların ruhsal ihtiyaçları da oluyor. Hapishanelerde psikolog, sosyal hizmet uzmanı personeli sayısı çok yetersiz.”

Duman’ın konuşmasının ardından ODTÜ’den Meral Akbaş’ın kadın mahpusların hikâyelerinden yaptığı alıntılarla oturum devam etti. Kadınlarla Dayanışma Vakfı’ndan (KADAV) Özgül Kaptan ise deneyimlerden yola çıkarak mahpuslarla nasıl bir dayanışma içerisinde olunabileceği konusuna değindi: “Mahpus kadınlarla dayanışma ve mülteci kadınlarla dayanışma arasında sadece kelime farkı var, aslında aynılar. Tahliye sonrası dayanışma meselesi üzerinde daha çok durmak istiyorum. Dayanışmanın önündeki engeller en temelde psikolojik. Korkular en ciddi faktörü oluşturuyor. Bunun yanı sıra çatışmacı ve rekabetçi kültür var. Tıpkı korkmak gibi korkmamak da yayılabilen bir duygu, Gezi örneği gibi. Mahpus kadınlar dışarıdaki kadınlara çok uzaklar aslında. Çok farklı bir dünyadan gelmişler gibi algılanıyorlar. Bunun en temelinde yine korku var, etiketlenme korkusu. Bu anlamda işimiz daha zor. Mahpus kadınlar tahliyelerinin ardından en çok barınma ve iş bulma konularında sorun yaşıyorlar. Bu sorunlar için sistemin biraz dışına çıkabileceğimiz alternatifler düşünmeliyiz. Dayanışmacı alternatif ekonomi modellerini deneyen ülkeler var, görüyoruz. Barınma için de yine alternatif çözümler düşünülmeli. Tahliye sonrası için bir dayanışma ağı oluşturulabilir. Birçok kadın örgütü var, bu dayanışma bu örgütlerle başlayabilir.”

Günün son oturumu ise Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nden Buse Kılıçkaya’nın moderasyonu ile “Hapishanede LGBTİ Olmak” oldu. CİSST/TCPS’den Hilal Başak Demirbaş’ın LGBTİ mahpuslarının güncel sorunlarına değindiği sunumuyla açılan oturum, Kaos GL’den Yıldız Tar’ın ve Lambda İstanbul’dan Av. Fırat Söyle’nin konuşmalarıyla son buldu.

Yarın da Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Bomonti Kampüsü’nde devam edecek olan konferans, ikinci gününde “Hapishanede Hasta Olmak”, “Ağırlaştırılmış Müebbet Hükümlüsü Olmak”, “Hapishanede Yabancı Olmak” ve “Hapishanede Çalışma ve Öğrenim Hakkı” oturumlarına ev sahipliği yapacak.

Şule Serter

Üyelik Tarihi: 18 Şubat 2016
30 içerik
Yazarın Tüm Yazılarını Gör