<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sivil Alan arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/sivil-alan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/sivil-alan/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Feb 2024 10:53:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Sivil Alan arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/sivil-alan/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Proje Yazmanın Sırrı &#8216;Bizim Proje Geçmedi&#8217; Podcast Serisinde!  </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2024/02/29/proje-yazmanin-sirri-bizim-proje-gecmedi-podcast-serisinde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Feb 2024 10:41:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Podcast]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Didem Tekeli]]></category>
		<category><![CDATA[podcast]]></category>
		<category><![CDATA[Proje]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Alan]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=86130</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çok çeşitli alanlarda şahane bir fikriniz var fakat bu fikri bir proje haline getirip hayata nasıl geçireceğinizi bilmiyorsunuz. Veya iyi bir proje hazırladığınızı düşündüğünüz halde projeniz kabul edilmedi. O halde tam size uygun bir podcast serisi var: Bizim Proje Geçmedi. Atölye Tekeli çatısı altında bu alanda uzman bir isim olan Didem Tekeli’nin hazırladığı podcast, proje tasarlarken temel konuları öğrenmek ve sık yapılan hatalara düşmemek için size sunulan bir 'gıda takviyesi' gibi. Didem Tekeli ile podcasti ve proje yazma serüvenleri üzerine konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2024/02/29/proje-yazmanin-sirri-bizim-proje-gecmedi-podcast-serisinde/">Proje Yazmanın Sırrı &#8216;Bizim Proje Geçmedi&#8217; Podcast Serisinde!  </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Neden b</strong><strong>ö</strong><strong>yle bir podcast hazırlama ihtiyacı duydunuz? </strong></p>
<p>Fikrimizi projelendirmek ve bu projeyi yabancıların karşısına çıkarıp gerekliyse onların desteğini istemek, doksanların sonunda yeni bir şeydi. Bu, Türkiye’de doğup yetişmişler için çok tanıdık bir pratik de değildi doğrusu. En azından benim böyle bir pratiğim yoktu. Fakat artık “proje” sözcüğüne de bizden “proje” talep edilmesine de alışığız.</p>
<p>Buna rağmen proje yazanların yaptığı hataların on beş yıldır değişmediğini görüyorum. Şahit olduğum hatalardan yola çıkarak, bir başka deyişle deneyimime bakarak, daha geniş bir kitleye konuşmak istedim.</p>
<p>Kısaca söylersem; proje tasarlanırken aynı hatalar tekrarlanmasın istiyorum. Özellikle sivil alanda ve sosyal fayda sağlamak için fikir üreten insanların projelerinde iyiye doğru bir değişim olduğunu görmek istiyorum. E, yalnız istemekle olmaz. Değil mi? Ben de söz ettiğim, istediğim dönüşüme katkı vereyim diye kolay tüketilebilir bir podcast içeriğini ürettim.</p>
<blockquote><p>Proje yazanların yaptığı hatalar on beş yıldır değişmedi.</p></blockquote>
<p><strong>Proje derken tam olarak neyi kastediyorsunuz? </strong></p>
<p>Harika bir soru! Çünkü görüyorum ki insanların kafasında bambaşka şeyler var “proje” dendiğinde. Sanıyorum bunun temel nedeni “proje” sözcüğünün Türkçe olmaması. Örneğin İngilizce sözlükte “<em>project</em>” sözcüğünü ararsanız, TDK sözlükte yazandan daha net ve tam da kullandığım şekilde anlamını okuyabilirsiniz.</p>
<p>Okuyucularınız podcastimi dinlesin istediğimden önce şöyle demek isterim: Podcastin 3. bölümünde projenin tanımını veriyorum. Öbür bölümlerde de hatırlatıyorum dinleyiciye.</p>
<p>Diyorum ki, proje, kısıtlı zamanda, kısıtlı imkanlarla belli bir sonuca ulaşmak için ortaya konan hizmet ve ürünler silsilesidir. Proje derken demek istediğim şey bu.</p>
<p>Farkındaysanız proje bir plan temelde. Yani yalnızca destek ararken yazdığımız bir şey değil.</p>
<p>Ayrıca, benim söz ettiğim proje mantığı bir iş planı için de geçerli. O yüzden adı “proje” veya “mantığa dayalı plan” veya “iş planı” olabilir. Belirli bir sonuca ulaşmak için yapılan aktiviteler silsilesinden söz ediyorum. Bu aktivitelerin kısıtları olduğunu unutmamaktan söz ediyorum.</p>
<p><strong>Tüm alanları ve kurumları kapsayan projeler mi bunlar? Sadece sivil toplum ya da Avrupa Birliği projeleri ya da uluslararası projeler mi? Medya vb. alanlardaki projeler de buna dahil mi?  </strong></p>
<p>Söz ettiğim planı kimin yaptığının hiçbir önemi yok. Farkındaysanız şunun yaptığına proje denir, bunun yaptığına denmez demiyorum. İster devlet yapsın veya yazsın projeyi, ister sivil toplum örgütü, ister gazeteci veya medya kuruluşu. Fark etmez.</p>
<h5><strong>&#8216;Proje İle İlgili  Terimleri Bilmek Önemli!&#8217;</strong></h5>
<p><strong>Proje jargonunda bazı kavramlar var: hak temelli yaklaşım, hedef kitle, paydaş, proje amacı- proje çıktısı, sosyal fayda vb. Bunları da açıklar mısınız? </strong></p>
<p>Podcastın özellikle iki bölümü var ki, kullanılan dilin ve ifadenin önemi üstünde duruyorlar. Sorunuzu okuyan kişileri, daha geniş cevabımı duyabilmek adına, 4. ve 5. bölümleri dinlemeye davet etmek isterim.</p>
<p>Bir “proje jargonu” var mı gerçekten Türkiye’de? Olsaydı, daha biraz önce dile getirdim, “proje deyince herkes başka bir şey anlıyor,” der miydim?</p>
<p>Ben bir jargondan söz edip edemeyeceğimizi tartışmaya değer bulduğumdan; o jargonun varlığını hemen alıp kabul etmediğimden, proje yazarken kullanılan terimler demeyi tercih edeceğim.</p>
<p>Ve evet, okununca, duyulunca hemen kavranmayan bazı terimler var. Bu terimlerin hemen hepsi başka bir dilden çeviri. İlk bakışta anlaşılmamalarının en büyük nedeni bu olmalı. Proje sözcüğü de, demin dediğim gibi, Türkçe değil.</p>
<p>Sizin verdiğiniz örneklere bakalım. Örneğin, “<em>paydaş</em>.” İstanbul’da, Trabzon’da günlük hayatta ne kadar kullanılıyor bu sözcük acaba? Veya bahsettiğiniz, “<em>hedef kitle</em>.” Hedef kim, kitle nerede; kimin hedefi? Kimin kitlesi? Duralım burada. “<em>Hedef kitle”</em> teriminin İngilizcesi “<em>target group</em>.” Ana dilim İngilizce değil ama İngilizce konuşabilen birisi olarak “t<em>arget group</em>” bana hedef kitleden daha çok şey söylüyor doğrusu. Üstelik “<em>hedef kitle</em>” başka alanlarda başka anlamlara sahip. Bir akademisyen bana, “biz medya araştırmalarında, örneğin bir dizinin, filmin hedef kitlesinden söz ediyoruz. Senin bahsettiğine başka bir şey desek olmaz mı?” diye sormuştu. Haklı. Bence olur.</p>
<p><strong>Bu terimleri bilmek </strong><strong>ö</strong><strong>nemli mi? </strong></p>
<p>Evet, elbette. Çok önemli. Ben size “<em>cqbryeugerıu</em> yapın,” dersem, ne istediğimi anlar mısınız? Anlamanız ve cevap vermeniz için “<em>cqbryeugerıu</em>” ne demek bilmeniz, kavramanız gerekir. Ürettiğim içerik herkes proje terimlerini anlasın, bilsin, hiç olmadı onlarla yakınlaşsın diye var.</p>
<p>Yüzmeye başladıysak, palet, şnorkel, yüzücü gözlüğü arasındaki farkı bilmemiz gerekir. Proje çıktısıyla proje sonucu arasındaki farkı bilmeden anlamlı bir aktivite planı çıkaramayacağımız ortada. Ne dediğimizi bilelim. Aynı şekilde bize denileni anlamamız gerekecek.</p>
<p>Size ne söylendiğini anlamak ve ne dediğinizi bilmek başarının anahtarı mıdır? Evet. Demek ki projenin de başarısı açısından önemli. Bu dediğimi podcast bölümlerinde de dile getiriyorum.</p>
<blockquote><p>&#8216;Sizin proje geçmedi&#8217; dediğimde, projenin mantığının gümlemesinden, sınıfta kalmasından söz ediyorum.</p></blockquote>
<p><strong>Bu terimleri bilmek projenin kabul edilmesini mi kolaylaştırıyor? </strong></p>
<p>“Bizim Proje Geçmedi…” sonuca yönelik atılan, belirli kısıtlar içinde atılan adımlara proje diyor. Sosyal fayda sağlayacak olanlara odaklanıyor. Bir projenin sonuca ulaşması önemli, kabul alıp almaması değil. Tabii eyleme geçmek için bütçe gerekir. O ayrı. Fakat hedef sonuca ulaşmak olmalı, finansal kaynağa değil. Ben bunun altını çizmek isterim. Çünkü bu, “ne için proje yazarız, tasarlarız?” sorusunun da cevabı.</p>
<p>Tekrarlamış olayım: ben, “Bizim Proje Geçmedi…” veya “sizin proje geçmedi,” dediğimde, projenin mantığının gümlemesinden, sınıfta kalmasından söz ediyorum.</p>
<blockquote><p>Proje hazırlayacak kişinin meraklı, öğrenmeye açık ve dolayısıyla araştırmaya, okumaya hazır olması şart.</p></blockquote>
<p><strong>Bir proje hazırlamak isteyen kişi, asgari seviyede proje yazma eğitimi almış olmalı mı</strong><strong>?</strong></p>
<p>Kısa cevabım, hayır. Bir eğitimin şart olduğunu düşünmüyorum. Fakat proje hazırlayacak kişinin meraklı, öğrenmeye açık ve dolayısıyla araştırmaya, okumaya hazır olması şart. Ki Podcastin 1. bölümü bu tezle başlayıp bitiyor. Hatta buna proje yazmanın sırrı, diyorum. Proje yazmak isteyen kişinin en azından internete girip deminden beri konu ettiğimiz terimleri arayıp ne demek istediklerini anlaması gerekecek elbette.</p>
<h5><strong>İyi bir Proje İçin Geçerli Olan Yaklaşım Biçimi </strong></h5>
<p><strong>Projelerin kabul almasında en temel etkenler ve en çok hata yapılan konular neler? Sizin deneyimleriniz ne g</strong><strong>ö</strong><strong>steriyor</strong><strong>?</strong></p>
<p>Bir projenin başarısı benim için “kabul” almakla bir değil. Biraz önce de dile getirmeye çalıştım. Bununla birlikte sahip olunması gereken bir yaklaşım biçimi, bir mantık var. O mantığı bilmekte fayda var. İşte o mantığı, o yaklaşım biçimini anlatabilmek adına 8 bölüme yaydığım bir içerik hazırladım ve podcast olarak sizlerle paylaştım. Merak eden herkesi dinlemeye davet ediyorum.</p>
<p><strong>Sizin </strong><strong>“ç</strong><strong>ok </strong><strong>şahane bir fikir fakat iyi projelendirilmediğ</strong><strong>i i</strong><strong>çin reddedilen&#8221; ya da </strong><strong>“</strong><strong>hiç kabul almaz” deyip </strong><strong>“</strong><strong>kabul edilen” proje başvuruları örneklerinden hatırladıklarınız var mı</strong>?</p>
<p>Bir defa daha altını çizmek istiyorum: ben iyi bir proje tasarımı için bütün dünyada geçerli olan bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Bu mantığa sahip her proje gerçekleşmesi için şansı hak edecektir. Çünkü o proje kapasitesini bilir. Konuşacağı topluluğu bilir vs. Bu nedenle, açıkçası hiç kabul almaz deyip de geçen bir projeye denk gelmedim. Geçsin istemediğim projelerin geçtiği olmuştur; fakat o bambaşka bir durum. Üstelik ben “dünyanın proje otoritesi” de değilim. Ben projenin mantığında yanlış veya eksik görmüşümdür fakat bir başka kişi çok gerekli bulmuştur onu. Olabilir.</p>
<p>“Çok şahane fikir” olup “iyi projelendirilmediği” için kabul edilmeyen onlarca, yüzlerce taslak okudum öte yandan. Bu dediğinizden tonlarca var! Çünkü, hayal, istek, fikir ve proje arasında fark var. Bölüm 2 ve bölüm 3 bu gerçeğe vurgu yapmak için yazıldı ve podcast olarak karşınıza çıktı.</p>
<blockquote><p>Proje yazmak eğlenceli bir iş.</p></blockquote>
<p><strong>Proje yazmak, genelde zahmetli ve deneyim gerektiriyor. Bu işin eğlenceli y</strong><strong>ö</strong><strong>nleri de var mı</strong><strong>?  </strong></p>
<p>Bence proje yazmak tamamen eğlenceli bir iş. Nereye varmak istediğini biliyorsun, o varmak istediğin yere gitmek için oyun kuruyorsun. Her şey sana bağlı. Bu büyük bir fırsat, öyle değil mi?</p>
<p>Sosyal fayda için hazırladığımız projeleri düşünelim. Kolay iş mi bu? Hayır. Sorumluluk almak, öne çıkıp adım atmak, elini taşın altına koymak kolay değil. Ama güzel, zevkli bir iş bu.</p>
<p><strong>Spesifik olarak sivil toplumla ilgili projelerde sorunlar neler sizce? </strong></p>
<p>Ben yekpare bir sivil toplumun var olduğunu düşünmüyorum. O nedenle herkesi kapsayan bir cevap vermem mümkün değil.</p>
<p>Sivil aktörlerin tasarladığı projelerde gördüğüm tökezlemelerden yola çıkarak 8 bölümlük bir podcast içeriği oluşturdum. Ve dinleyin isterim, cevap o bölümlerde bence.</p>
<h5><strong>&#8216;Ekonomik Krizde Proje Bütçesini Hazırlarken Risk Analizi Yapın. Bütçeyi Esnek Tutun&#8217;</strong></h5>
<p><strong>Ekonomik kriz koşullarında, proje bütçeleri hazı</strong><strong>rlan</strong><strong>ırken nasıl bir yol izlenmeli? Euro ve dolar kurunu dikkate alarak, bütç</strong><strong>ede </strong><strong>ö</strong><strong>ng</strong><strong>ö</strong><strong>rülmeyen durumlara karşı nasıl </strong><strong>ö</strong><strong>nlemler alınabilir? </strong></p>
<p>Bütçe yazma konusunda 8. bölümün ikinci kısmında söylediklerimden fazlasını söyleyemem ne yazık ki. Çünkü proje bütçesi proje içeriğine göre şekillenir ve genel açıklamalar yapmak zordur. Benim için zor en azından. Projeden projeye yapılması gereken veya yapılmasında fayda olan değişecektir. Dolayısıyla harcama planı değişecektir. Ne desem, okuyucuya, dinleyene uymaz.</p>
<p>Ayrıca, proje spesifik bir finansal yardımı hak etmek için yarışmaya girecekse, o yarışmanın koşullarına bakmak gerek. Bazı yarışma der ki, ben insan kaynağına para ayırmayacağım. Oysa ben herkese, “insan kaynağına yatırım her şeyin başıdır,” deyip duruyorum. Ne olacak? Didem boş boş konuşmuş olacak.</p>
<p>Dövizdeki dalgalanmalara nasıl cevap vermek gerekir, diye soruyorsunuz. Keşke bilsem de söylesem! Bir tek, “bütçeyi esnek hazırlayın”, diyebiliyorum. Ki bu esnekliğin ne demek olduğunu 8. bölümde örneklerle açmaya çalıştım.</p>
<p>Proje tasarlarken mutlaka risk analizi yapmak gerekir. Bütçe için de yapılmalı bu analiz. A planını bütçeye koyduysanız, B planını da kafada tutmakta fayda var. Örneğin, X marka mikrofon için pazar araştırması yaptınız. Ama X marka piyasadan kalkarsa diye bütçeyi hazırlarken Y markasına da yetecek bir miktar parayı ilgili kaleme eklemekte fayda var. İlk hedef X markayı almak ama Y markaya da yeten bir bütçe.</p>
<p>Risk analizi yapıp, oluşacak riskleri bertaraf etmek için gerekli harcamayı da bütçeye koymak bir başka iyi fikir kanımca. Örneğin çok fazla kişiye telif ödeyeceğiniz bir iş planını yönetebilmek için, telif konusunda bilgili bir avukatın danışmanlığına para ayırmak, gibi.</p>
<p><strong>Podcast yayınınızı dinlemeden </strong><strong>ö</strong><strong>nce, dinleyicilere ne </strong><strong>ö</strong><strong>nerirsiniz? Temel seviyede proje bilgisi eğitimi almış olmaları mı gerekir? </strong></p>
<p>İstedikleri zaman, istedikleri yerde kulaklıklarını takıp beni dinlesinler isterim. İster yürürken, ister koltukta yayılmışken, ister temizlik yaparken, ister bilgisayar başındayken.</p>
<p>Yalnızca meraktan da dinlesinler isterim. Bu çok hoşuma gider. Fakat eğer podcast onlara yol göstersin istiyorlarsa, bugüne kadar proje tasarlama deneyimlerini de gözden geçirebilirler dinlerken. O kadar. Başka hiçbir şeye gerek yok. “Bizim Proje Geçmedi…” Podcast Serisi bir ilaç değil. Bence acı bir tadı da yok. Keyifle dinleyin!</p>
<p>Ek olarak, şunun altını çizmek istiyorum: çalıştığınız alan büyük ihtimalle dallı budaklı, geniş bir alan.</p>
<ol>
<li>Bu alanın her bir kesitine sizin yetmeniz büyük ihtimalle zor. O yüzden kendi güçlü yanınıza göre, alandaki ihtiyaca göre o genişlik içinde spesifik bir yere odaklanmanızı öneririm. Fark yaratabileceğiniz bir alana. Daha önce o konuda yapılanın üstüne taş koyabileceğiniz veya eksiği giderebileceğiniz bir alana odaklanın.</li>
<li>Genişlemeden önce derinleşmeyi düşünün. İnsan kaynağında genişleme, çalışma alanında genişleme, faaliyet alanının/coğrafyanın genişlemesinden önce derinleşmeyi düşünmek anlamlı geliyor bana. Başladığınızı sürdürmek için de iyi bir fikir bence bu.</li>
</ol>
<p>Ve tabii “<a href="https://podcasters.spotify.com/pod/show/atlye-tekeli">Bizim Proje Geçmedi</a>…” adlı podcastı dinleyin. Yorum yapın. Paylaşın. Tartışın.</p>
<p><iframe title="Spotify Embed: BİRAZ ÖZET-BİRAZ BÜTÇE" style="border-radius: 12px" width="100%" height="152" frameborder="0" allowfullscreen allow="autoplay; clipboard-write; encrypted-media; fullscreen; picture-in-picture" loading="lazy" src="https://open.spotify.com/embed/show/3YhOfaN17wc5vm1VrQTXVQ?utm_source=oembed"></iframe></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2024/02/29/proje-yazmanin-sirri-bizim-proje-gecmedi-podcast-serisinde/">Proje Yazmanın Sırrı &#8216;Bizim Proje Geçmedi&#8217; Podcast Serisinde!  </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil Toplumun Daralan Labirenti</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2024/02/26/sivil-toplumun-daralan-labirenti/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2024/02/26/sivil-toplumun-daralan-labirenti/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Feb 2024 11:01:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Örgütlenme Özgürlüğü ve Katılım Hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Alan]]></category>
		<category><![CDATA[STGM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=86113</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Derneği'nin Türkiye’deki sivil toplumun durumunu örgütlenme özgürlüğü ve katılım hakkı bağlamında değerlendirdiği izleme raporu yayınlandı. Rapor, yasal düzenlemelerden kaynaklanan zorluklar, üye bildirim yükümlülüğündeki değişiklikler ve sınırlı kaynaklarla baş etme çabalarının, sivil toplumun faaliyetlerini sürdürme çabasını gölgelediğini belirtiyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2024/02/26/sivil-toplumun-daralan-labirenti/">Sivil Toplumun Daralan Labirenti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5><strong>&#8216;Kuruluştan Üye Kaydına Kadar Hemen Her Başlıkta Sorun Yaşanıyor&#8217;</strong></h5>
<div class="govde">
<div class="container">
<div class="layout row layout-builder__layout">
<div class="col-xl-12 col-lg-12 col-md-12 col-12 col">
<div class="block">
<div class="icerik__body">
<p>Raporda uzun süredir dile getirilen sivil alandaki daralmanın devam ettiği hatırlatılırken, araştırma bulguları her 5 sivil toplum örgütünden birinin yasal düzenlemelerden kaynaklı zorluk yaşadığını gösterdi.</p>
<p>Derneklerin kuruluşu sırasında kanunda yer almamasına rağmen STÖ’lerden ek belge istenirken, araştırmaya katılan STÖ’lerin %21’i ise kayıt sırasında siyasi kriterler çerçevesinde davranıldığını belirtti.</p>
<p>Araştırma, 2020 yılında Dernekler Kanunu’nda yapılan üye bildirim yükümlülüğüne dair değişikliğin olumsuz etkilerinin de devam ettiğini ortaya çıkardı. Araştırmaya katılan derneklerin %12’si üye bildirim zorunluluğu nedeniyle sorunlar yaşadığını dile getirdi. Üye bildirim zorunluluğunun getirilmesi sonrasında dernek üyeliklerinde 4 milyona yakın bir düşüş yaşandı.</p>
<h5>&#8216;Türkiye’deki STÖ Sayısı Avrupa’nın Gerisinde&#8217;</h5>
<p>İzleme çalışması Türkiye’de en yaygın sivil toplum örgütü yapısının dernekler olmaya devam ettiğini gösterdi. İçişleri  Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü&#8217;nün kayıtlarına göre Türkiye’de 101 bin 806 dernek faaliyet gösteriyor.</p>
<p>2022’de Almanya’daki STÖ sayısı 620 bin olurken, Fransa’da sayı 1 milyon 500 bine kadar çıktı. Avrupa ülkeleri arasında nüfusuna oranla STÖ varlığı bakımından İskandinavya ülkeleri açık farkla önde yer aldı. 2022 verilerine göre Danimarka’da 100 bin ve Finlandiya’da ise 108 bin 96 dernek faaliyet gösteriyor.</p>
<p>Araştırma kişi başına en fazla dernek ve vakfın Ankara’da olduğunu gösterdi. Ankara’da 542 kişiye bir dernek düşerken, kişi başına en az dernek düşen iller ise Şanlıurfa, Mardin, Diyarbakır ve Van oldu.</p>
<h5>&#8216;Sivil Alan Gönüllü Katkılarla Var Olmaya Çalışıyor&#8217;</h5>
<p>Türkiye’deki toplam istihdamın sadece yaklaşık %0,3’ü sivil toplum örgütlerinde yer alırken, izleme çalışması kapsamında yapılan saha araştırmasına katılan STÖ’lerin %77’sinde tam zamanlı çalışan bulunmadığı belirtildi.</p>
<p>Raporda sivil toplum örgütlerinin kaynak yaratma olanaklarının sınırlı olduğu, örgütlerin büyük ölçüde üyelerin aidatlarıyla ayakta kalmaya çalıştığı ve mevzuattan kaynaklı sorunların etkisiyle yardım ve bağış toplamakta zorlandığı ifade edildi.</p>
<p>İzleme çalışması kurumsal yapısı güçlü örgütlerin daha fazla çalışanı olduğunu ortaya koyarken, Türkiye’de sivil toplum örgütlerinin profesyonelleşmeden uzak olduğu ve örgütlerin gönüllü katkılarla var olmaya çalıştığı söylendi.</p>
<h5>&#8216;Derneklerin Yarısının Geliri 10 Bin TL’nin Altında&#8217;</h5>
<p>Çalışma derneklerin mali kaynaklardan da yoksun olduğu gösterdi. Anket çalışmasına katılan örgütlerin yarısına yakınının geliri 10.000 TL’nin altında kalırken, Türkiye’de STÖ’lerin kaynak yaratma olanaklarının çok sınırlı olduğu, STÖ’lerin temel gelir kaynağı olan üye aidatları ve bağışların yetersiz olduğu belirtildi.</p>
<h5>&#8216;STÖ’ler Her Şeye Rağmen Çalışıyor&#8217;</h5>
<p>Raporun değerlendirme bölümünde kaynak yaratma sorunlarına, baskıya ve olumsuzluklara karşın hak temelli çalışan örgütlerin sivil toplumun ümidi olmaya devam ettiği belirtildi:</p>
<p>“Bütün bu sınırlılıklara rağmen, ülkemizde STÖ’lerin yaklaşık %15’ini oluşturan hak temelli çalışmalar yürüten örgütlerin, yürüttükleri savunuculuk faaliyetleri, yarattıkları kaynaklar, uluslararası düzeyde kurdukları iş birlikleri ve bütün güçlüklerine rağmen kamu politikaları etkileme çabalarıyla ülkemiz sivil toplumunun ümidi olmaya devam ediyor. Ancak bu örgütler, bir yandan da örgütlenme özgürlüğü alanında yaşanan sorunlardan daha fazla etkileniyor ve daha fazla baskıyla karşılaşıyor.”</p>
<h5>&#8216;STÖ’lere Yönelik Denetimler Her Yıl Artıyor&#8217;</h5>
<p>Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü verilerine göre İçişleri Bakanlığı 2022’de 29 bin 987 derneği denetledi. Denetimlerde derneklerin %10’undan fazlasına adli ve idari işlem yapıldı. Araştırma medyadaki karalama kampanyalarının konusu olmanın veya hedef gösterilen vakıflardan destek almış olmanın da denetlenme sebebi olduğunu ortaya koydu.</p>
<p>Araştırma hak temelli çalışan STÖ’lerin siyasetçiler, kamu görevlileri tarafından tehdit edilme veya hedef gösterilme gibi bir durumla daha sık karşılaştığını ortaya koydu. Bu grup aynı zamanda kamu kurumları tarafından çat kapı denetimleri de sıkça yaşadı. Yine hak temelli yaklaşımı güçlü olan kuruluşlar açıklamaları ve çalışmaları nedeniyle diğer örgütlere göre daha fazla baskı ile karşılaştı. Araştırmaya katılan örgütler çalışmalarına otosansür uyguladığını da söyledi.</p>
<p>Raporda STÖ’lere yönelik sözlü ve fiziki baskıların olduğu örneklerle kayıt altına alındı. Ankara’nın Çankaya ve Mamak ilçelerinde bulunan Cemevi ile Alevi dernek ve vakıflarına yapılan silahlı saldırılar ve Onur Haftası’na destek verdikleri için sözlü taciz ve saldırılarla karşılaşan Havle Kadın Derneği raporda yer aldı.</p>
<p>STÖ’lere yapılan sözlü ve fiziksel saldırıların, herhangi bir sözlü ve fiziksel saldırıya uğramayan sivil toplum örgütlerini de olumsuz etkilediği ve kendilerini baskı altında hissetmelerine yol açtığı vurgulandı.</p>
<h5>&#8216;Devletin Kapıları Sivil Topluma Kapalı&#8217;</h5>
<p>İzleme çalışması STÖ’lerin karar verme süreçlerine katılımının büyük ölçüde sınırlı kaldığını gösterdi. Çalışma kapsamında yapılan mevzuat taramasında STÖ’lerin karar verme süreçlerine katılımıyla ilgili 203 düzenleme ve 309 katılım mekanizması olduğu tespit edildi. Mekanizma çokluğuna rağmen koordinasyon eksikliğinin olduğu ve idareye geniş bir inisiyatif alanı bırakıldığı vurgulandı.</p>
<p>2021-2022 yılları arasında TBMM’de 163 kanun kabul edilerek yürürlüğe girerken, sivil toplum örgütlerinin çalışma alanlarını doğrudan ilgilendiren kanun tekliflerinde sivil toplumun görüşlerine yer verilmediği ortaya çıktı. Araştırma için 2021 yılı için 8, 2022 yılı için 10 Kanuna detaylı olarak bakıldı. Bunlar arasında sadece 2 Kanun için nispeten etkin bir STÖ katılımının sağlandığı söylendi:</p>
<p><em>“Yani komisyonlara geliyorsa bazı şeyler, o komisyonlardaki milletvekilleri tarafından evet bazen erişebiliyoruz onlara. Ama komisyona bile gelmeden yasalaşan bir sürü şey var artık. Dolayısıyla bir noktadan sonra o bile zor. Bir de çok gece yarısı olabiliyor bazı şeyler. O da zor. Ya da komisyonlarda milletvekilleri yeteri kadar katılamıyorlar. Yani orada bulunmayan muhalefet özellikle yoksa orada vekiller orada hazır bulunmuyorsa o da bir sorun gibi. Yani yasalara dair, yasamaya dair konuşacaksak eğer böyle.”</em></p>
<h5>&#8216;Karar Verme Süreçlerine STÖ Katılımı İdarenin İnisiyatifinde&#8217;</h5>
<p>Raporda, katılım mekanizmalarını düzenleyen mevzuatta karar verme süreçlerine STÖ katılımının açık ve net bir şekilde düzenlenmediğine dikkat çekilirken, çalışma gruplarının kurulup kurulmayacağına ve kurulsalar dahi STÖ’lerin bu gruplara katılıp katılamayacağına idarenin karar verdiği aktarıldı.</p>
<p>2021 ve 2022 yıllarında kamu kurum ve kuruluşları tarafından 411 yönetmelik yayınlanırken, araştırma örneklemi için 71 yönetmelik seçildi. Bu yönetmelikler için yapılan bilgi edinme başvuruları sonrasında ise 19’unun hazırlık sürecinde STÖ katılımını sağlamaya yönelik bir çalışma yürütüldüğünü görüldü.</p>
<h5>&#8216;Devlet &#8216;Sektör Dernekleri&#8217;ni Destekliyor&#8217;</h5>
<p>Araştırma özel sektörle yakın ilişki içerisinde olan, yeterli finansal kapasiteye sahip, bürokrasiyi ve siyaseti etkileyebilecek güce sahip sektörel STÖ’lerin katılım süreçlerine daha kolay etki ettiğini de ortaya koydu.</p>
<p>En fazla katılım mekanizmasına sahip olan üç bakanlık Tarım ve Orman Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı oldu. Rapor, bu bakanlıkların katılım mekanizmalarına önemli ölçüde sektör derneği olarak adlandırılabilecek, belli bir alanda ticari faaliyet gösteren şirketlerin ya da profesyonellerin kurduğu derneklerin ya da üst kuruluşların katıldığını gösterdi.</p>
<h5>&#8216;Karar Verme Süreçlerine Katılım Giderek Düşüyor&#8217;</h5>
<p>İzleme çalışması kapsamında kamu kurum ve kuruluşlarının organize ettiği toplantılara katılan STÖ’lerin oranı %18 olurken, kamu kurum ve kuruluşlarının toplantılarına katılmama nedenleri olarak STÖ’lerin toplantılardan haberinin olmaması ve toplantıya çağrılmama olarak belirtildi.</p>
<p>Rapor, Türkiye’de sivil toplumun politika geliştirme ve karar verme süreçlerine yerel ve ulusal düzeyde katılımının yıllar içinde düştüğünü gösterirken, verilere göre STÖ’lerin %80’i katılım süreçlerinin parçası olamıyor.</p>
<p>Sınırlı düzeyde olan iyi niyetli girişimler ise karmaşık bir mevzuat labirentinde ve kamu kuruluşlarının web sayfalarında kayboluyor. Ortalama bir vatandaşın bu az sayıdaki katılım imkanından haberdar olması ve istese bile sürece katkı vermesi imkansız.</p>
<h5>Araştırma Hakkında</h5>
<p>Saha araştırmasında 1003 STÖ ile anket yapılırken farklı kentlerde hak temelli çalışma yürüten 48 sivil toplum örgütü ile de derinlemesine görüşme ve 2 odak grup toplantısı yapıldı. Masa başı araştırması ile desteklenen araştırma için başta TBMM olmak üzere Cumhurbaşkanlığı ve 12 Bakanlık izlendi, büyükşehir statüsüne sahip 30 ilin valiliklerine bilgi edinme başvuruları yapıldı.</p>
<p>Raporun birinci bölümü örgütlenme özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü alanında yaşanan sorunların sivil toplum örgütleri üzerindeki etkisini ele alırken, ikinci bölümü ise STÖ’lerin karar verme süreçlerinde katılım hakkına odaklanıyor.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2024/02/26/sivil-toplumun-daralan-labirenti/">Sivil Toplumun Daralan Labirenti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2024/02/26/sivil-toplumun-daralan-labirenti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ICSNA Sivil Gelişim Seminerleri -1: İletişimcinin Alet Çantası</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2023/06/12/icsna-sivil-gelisim-seminerleri-1-iletisimcinin-alet-cantasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jun 2023 10:52:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[ICSNA]]></category>
		<category><![CDATA[Kenan Dursun]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Alan]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Sivil Toplum Ağı Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[webinar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=84290</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası Sivil Toplum Ağı Derneği (ICSNA), sivil toplumun kapasitesini güçlendirmeyi amaçladıkları webinar serisinin ilkini İletişim Uzmanı ve sivilalan.com'un kurucusu Kenan Dursun ile 6 Haziran'da gerçekleştirdi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/06/12/icsna-sivil-gelisim-seminerleri-1-iletisimcinin-alet-cantasi/">ICSNA Sivil Gelişim Seminerleri -1: İletişimcinin Alet Çantası</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;nin dört bir yanından ve çok farklı alanlarda çalışan sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin katıldığı seminerde Kenan Dursun az zaman ve emek ile sivil toplum çalışmalarımızın etkisini arttırıcı farklı dijital araçları tanıttı.</p>
<p>ICSNA İletişim ve İş Geliştirme Uzmanı Cansın Kuvvet&#8217;in moderatörlüğünde gerçekleşen Sivil Gelişim Semineri sırasında yapay zekanın sivil toplum çalışmalarına nasıl dahil edilebileceği üzerine de konuşuldu.</p>
<p>Seminerin tamamını aşağıdan izleyebilirsiniz.</p>
<p><iframe title="ICSNA Sivil Gelişim Seminerleri -1 İletişimcinin Alet Çantası - Kenan Dursun" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/JIzDm7BMhkI?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/06/12/icsna-sivil-gelisim-seminerleri-1-iletisimcinin-alet-cantasi/">ICSNA Sivil Gelişim Seminerleri -1: İletişimcinin Alet Çantası</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8221;Türkiye &#8216;Doğal Afet&#8217; ile &#8216;Sivil Afeti&#8217; Birlikte Yaşıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2023/02/12/turkiye-dogal-afet-ile-sivil-afeti-birlikte-yasiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Feb 2023 11:47:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Afet]]></category>
		<category><![CDATA[İnsani Yardım]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[AFAD]]></category>
		<category><![CDATA[Ahbap]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Kahramanmaraş]]></category>
		<category><![CDATA[sivil afet]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Alan]]></category>
		<category><![CDATA[Sunay Demircan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=82849</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kahramanmaraş merkezli depremin neden olduğu büyük yıkıma karşın, umudumuzu yeşerten muazzam bir dayanışma da var. Öte yandan siyasi kutuplaşma ve ayrışma, kaçınılmaz olarak sivil alana da yansıyor. Sivil toplumun duayen isimlerinden Sunay Demircan, 1999 depremlerinden farklı olarak Türkiye’nin bugün iki farklı depremi birlikte yaşadığını söylüyor: “Biri doğal afet, diğeri ise toplumsal gerilimlere bağlı, derin kırılmalarla yaşanan sivil afet.” Demircan, AFAD- Ahbap ayrışmasında ise; ''Sorun kamu otoritesinin işlevsizliği ve yarattığı güven algı” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/02/12/turkiye-dogal-afet-ile-sivil-afeti-birlikte-yasiyor/">&#8221;Türkiye &#8216;Doğal Afet&#8217; ile &#8216;Sivil Afeti&#8217; Birlikte Yaşıyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Biz toplum olarak şu an ne yaşıyoruz? 1999 depreminden farklı olan ne? Benzerlikler var mı?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-53115 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/sunay-demircan.jpeg" alt="Sunay Demircan" width="222" height="222" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/sunay-demircan.jpeg 388w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/sunay-demircan-160x160.jpeg 160w" sizes="(max-width: 222px) 100vw, 222px" />1999 yılında, kamu otoritesi ve kurumların (ordu hariç) geç uyanmasına karşılık, seri hareket ederek, olağanüstü bir toplumsal dayanışma sergileyen, eşgüdümlü sayılabilecek yurttaş hareketi vardı. Bugün de yurttaş hareketi var, dayanışma da var ama ortada gözümüze ve gönlümüze saplanmış, sürekli büyüyen kocaman bir başka fay hattı var. Bence mesele de burada. </span></p>
<p><b>Ne kast ediyorsunuz bu ‘başka’ fay hattından?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin şu anda iki farklı depremi birlikte yaşadığını düşünüyorum. Biri, yer kabuğunun hareketlerine bağlı olan doğal afet; diğeri ise </span><b>toplumsal gerilimlere bağlı, derin kırılmalarla yaşanan sivil afet. </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Deprem gibi ortaklaşa yaşanan acıların sivil toplumun kendi içinde ve devletle ilişkisinde, dayanışma temelli iş birliğini güçlendirmesi beklenir; böyle zamanlarda halkın moral desteğine çok ihtiyacı olur ve bu morali oluşturan da tüm tarafların dayanışma temelli bir araya gelmeleridir. </span></p>
<h5><strong>&#8216;Kriz İçinden Kriz Doğuran Kriz Halimiz&#8217;</strong></h5>
<p><b>Bir araya gelmiyorlar mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu depremde gözlediğim üç önemli nokta var. </span><b>Birincisi</b><span style="font-weight: 400;">, canını dişine takmış, gece gündüz tükenmeyen bir umutla çalışan </span><b>gönüllülerin de içinde olduğu bir arama kurtarma, dayanışma seferberliği. Evet, bu açıdan bakınca bir araya gelen büyük bir halk kitlesi var.  </b></p>
<p><b>İkincisi</b><span style="font-weight: 400;">, </span><b>bir türlü beceremediğimiz yerel ve ulusal ölçekteki koordinasyon meselemiz</b><span style="font-weight: 400;">. Olmuyor işte, hala ‘Sistematik nedir, plan ne işe yarar?’ sorularının zihnimizde karşılığı yok. </span></p>
<p><b>Üçüncüsü ise, kriz içinden kriz doğuran kriz halimiz</b><span style="font-weight: 400;">. Nasıl anlatayım, matruşka gibi. Tarafların keskinliklerinden zerre ödün vermedikleri, parçalayıcı dil ve dışlayıcı tavırla, öfke nöbetlerini dalga dalga toplumun üzerine sererek huzur duydukları, nevrotik bir hal bu.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son yıllarda artan siyasi, ekonomik fay hatlarındaki çatlaklar bu felaketle de birleşince, zaten süreç oluşturup yönetme kapasitesinin düştüğü bir dönemde, gidiş ciddi ve kalıcı kayıplara neden olabilir ki</span> söz konusu vatandır; aklımızı başımıza almamız lazım.</p>
<h5><b>Devlet Kurumlarına Güvensizlik, İktidarın Siyasi ve Beşeri Uzantısı  ‘Sivil’ Yapılar</b></h5>
<p><b> “Sivil afet” tespitinizi hangi faktörlerle açıklarsınız? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu şimdinin meselesi değil ki tarihi, kültürel, ideolojik temelleri, geçmişten birikimi olan bir meseleyi, şurada şıpınişi cümle içine sıkıştırıp, ‘ahan da budur’ demek sadece spekülasyon olur. </span><span style="font-weight: 400;">Ortada ciddi bir güven sorunu var. Yurttaşların önemli bölümü devletin kurumlarına, yetkililerine güvenmiyor</span><span style="font-weight: 400;">. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kızılay gibi bu işin zirvesinde olması gereken kuruluşlar da ne yazık ki son yıllarda kendilerine olan güveni sarsmak için epey çaba harcadılar. Bu güvensizlik, kutuplaşmayla el ele vererek, sivil alanda da kendine yer edindi. Hal böyle olunca da </span><span style="font-weight: 400;">her taraf kendi kurtarıcı kahramanını seçmeye başladı</span><span style="font-weight: 400;">.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu sivil alandaki fay hatlarının derinleşmesinde, kamu otoritesinin geçmişe göre çok daha etkili rolü olduğunu düşünüyorum. Daha yeni AFAD’ın <a href="https://www.aa.com.tr/tr/asrin-felaketi/stkler-depremzedelerin-yaralarini-sarmak-icin-tek-yurek-oldu/2814985#" target="_blank" rel="noopener">‘tek yürek STK’lar’</a> diyerek, Anadolu Ajansı üzerinden duyurduğu infografikte gördük bunu. Sadece iktidarın siyasi ve beşeri uzantısı olarak kurgulanmış ‘sivil’ yapılardan bir ‘tek yürek’ oluşturulmuş. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hiç olmazsa şu günlerde, bunu bağırarak duyurmayaydınız. Duyurmalarının da bir sebebi var tabii, kazanamazsa kaybedeceğinden korkuyor. Mesele var oluş, yok oluş ikilemine gelip dayandı, çok tehlikeli, bu nedenle de duramıyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mesela, </span><span style="font-weight: 400;">bu katılaşma halini 1999 depreminde görmemiştik mesela</span><span style="font-weight: 400;">. </span></p>
<h5><b>&#8216;Faylar İçine Sıkışmış Haldeyiz&#8217;</b></h5>
<p><b>Sivil toplum deprem bölgesinde ne yapıyor şu an?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum dediğimiz aslında halk, güruh değil ama, halk. Yani kültür bağlarıyla, ortak değerleriyle bir arada durarak, ortaklaşa medeniyet teşkil etmiş insan grubu. Bu bağlar sivil alanın bin bir emek inşa ettiği ritüelik bağlarıdır,</span> <span style="font-weight: 400;">düğündür, bayramdır, sofradır, yastır…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Daha durun, sivil toplum olarak acımızı yaşamadık ki, şu telaş bitsin gidenleri uğurlayalım, yasımızı yaşayalım, kalanlarla kucaklaşalım, el birliği yıkılanı inşa edelim… Değil mi? Anadolu’da böyle bir sivil medeniyet oluşturmuştuk. Her türlü iktidar zorbalığına rağmen ayakta kalabilen bir halk medeniyetiydi bu. Ne oldu şimdi? </span></p>
<blockquote><p>Nihayetinde meselenin cereyan ettiği mekân sivil alandır; artık ya el birliği ile batacağız açtığımız çukurda, ya da el birliği ile çıkacağız.</p></blockquote>
<p><b>Ne oldu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Deprem işte;  faylar içine sıkışmış haldeyiz. Yarığı derinleştirip, bizi birbirimize bağlayan bağları kopartırcasına çekiştiriyoruz, hele de onlara şiddetle ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde. Bu gerilimde elbette iktidarın rolü var ama şuracıkta birilerini suçlu ilan edip, infaza durmak gibi bir niyetimiz de yok, nihayetinde meselenin cereyan ettiği mekân sivil alandır; artık ya el birliği ile batacağız açtığımız çukurda ya da el birliği ile çıkacağız.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Soruya dönecek olursam, Türkiye’de özellikle son on yıldır, Suriye ağırlıklı mülteci sorunları nedeniyle, insani yardım konularında ciddi bir sivil deneyim oluştu. Bu deneyime sahip kuruluşlar da zaten şu anda sahada var güçleriyle çalışıyorlar.  Onun dışında da teker teker saymayayım ama pek çok kurum sahada, aktifler, tüm güçleriyle çalışıyorlar, ama dediğim gibi</span><b> mesele tepeden başlayarak ülke sathına yayılmış olan şu ayrışma meselesi.  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Manzaraya bak, </span><b>yardım yapacağın kurumu, sahadaki becerisi ve deneyimine göre değil, siyasi duruşu ve popülerliğine göre seçiyoruz</b><span style="font-weight: 400;">. Daha dur, bunun orta ve uzun vadede yapılacak işleri var, milyonlarca insan, yeni bir hayatın inşası… Hiç kolay değil, daha ilk günde ayrışarak işe başlayacaksak, vah halimize! </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Unutmadan şunu da söyleyeyim, 1999 depreminde olmayan bir şey de sosyal medyaydı; sosyal medyanın oluşturduğu bir habitat ve onunla gelenler var. </span></p>
<h5><b>&#8216;En Küçük Hata Sadece Ahbap’a Değil Sivil Alana Zarar Verir&#8217;</b></h5>
<p><b>Ahbap-AFAD tartışmalarını nasıl değerlendirirsiniz? Spesifik olarak Ahbap’ı ve Haluk Levent’i sivil toplum içinde nasıl konumlandırırsınız? Ahbap Türkiye’de sivil toplum aktörlerinin yapamadığı neyi yapıyor? Başarısı, sivil toplum aktörlerine nasıl yansımalı?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ahbap’ın bir sivil toplum örgütü olup olmadığını tartışmıyorum. Haluk Levent’in popüler ve sevilen kimliğinde vücut bulmuş, kişisel / kitlesel yardım ihtiyaçlarında, çağrılara koşarak yardım götüren, dernek statüsünde, işlevsel bir mekanizmadır. Üyelerinin özgür iradesiyle seçilen bir yönetim yapıları var mıdır? Olmak zorunda. Sivil alanda faaliyet yürütüp, etki oluşturuyor mu? Evet, o halde konu kapanmıştır. İlle tartışılacaksa, burada Ahbap üzerinden asıl tartışılması gereken konu başkadır. </span></p>
<blockquote><p>Güvensizlik o boyuta gelmiş ki, Haluk Levent’in kişiliğinde, bir tür güven vorteksi oluştu, çekime kapılıp, hep birlikte gidiyoruz.</p></blockquote>
<p><b>Nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sorun Ahbap değil, Ahbap’ı bugün, bu kadar ön plana çıkmasını sağlayan durumun kendisidir. Yani, bir kuş havada kanadı kırılmış, düşüyor, düşerken de konacak, güvenebileceği bir dal arıyor. Mesele budur, anlatabiliyor muyum?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanlar bu çöküş halinde, güvenip, tutunacakları dala muhtaçlar. Sormuyorlar ki Ahbap bu boyutta kaç tane kamp alanı kurdu? Kaç kere bu kadar karmaşık insani yardım programı kurgulayıp yürüttü? Bu kadar büyük bütçeyi yönetebilecek kapasitesi var mı? </span><b>Güvensizlik o boyuta gelmiş ki, Haluk Levent’in kişiliğinde, bir tür güven vorteksi oluştu, çekime kapılıp, hep birlikte gidiyoruz</b><span style="font-weight: 400;">. </span></p>
<p><b>Sorunlu durum budur, insanların güvenecekleri dalı olmaması. Kamu otoritesinin işlevsizliği ve yarattığı güven algısıdır</b><span style="font-weight: 400;">. Bu güvensizlik sivil örgütlere yönelik de var tabii, sadece kamu otoritesi değil. Maalesef, ülkenin uluslararası görünüm itibarıyla da durum böyle. Kişiler ve kurumlar yapacakları yardımın akıbetinden o kadar kuşkulular ki, “bunlar ne yapacaklarını bilmeseler de hiç değilse dürüstler” deniyor. </span></p>
<p><b>Ahbap bu durumda ne yapmalı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ahbap’ın kısa vadede yönetmesi gereken riskleri var. Tahmininin üzerinde kaynak akışı oluyor, buna uygun süreç planlayıp yönetebilmesi ve bu sırada da hiçbir suistimal olmadan, her kuruşunun hesabını vererek bunu yapabilmesi önemli. Şimdi Haluk Levent açıklama yaptı, dernek bütçesinin bağımsız denetçiler tarafından denetlenerek, raporlanacağını söyledi, önemli bu.   </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gelen saldırılardaki dile dikkat ederseniz, “Bunlara bu parayı yedirmemek lazım” diyen bir dili kıpırdatan akıldan konuşuyoruz. </span><b>Meselenin yemek / yiyememek meselesine kadar indirgendiği politik zeminde, Ahbap’ın titiz ötesi titiz olması gerekiyor</b><span style="font-weight: 400;">. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aksi halde, bu ayrışma ortamında olabilecekleri tahmin edebiliyorum. </span><b>Olabilecek en küçük bir istismar ya da hata sadece Ahbap’a değil, Türkiye’de sivil alanda bunca yıldır inşa edilmiş olan ilişkilere ve güvene de tesir eder. </b></p>
<blockquote><p>Ahbap olarak iki kapılı bir odaya girdiler şu an; diğer kapıdan ‘A’ olarak çıkmayacakları kesin, ne halde çıkmak istediklerini şimdiden tasarlayıp, ona göre bir yol çizmeleri gerek.</p></blockquote>
<p><b>Kapasite derken, neyi kast ediyorsunuz? </b></p>
<p><b>Kurumsal kapasite tabii, konunun kişiyi aşmış olması lazım artık, kurumun teknik, finansal ve idari olarak bu işi yönetecek kapasiteye ulaşmış olması önemli</b><span style="font-weight: 400;">. Diyebilirsin ki, “Nereden biliyorsun o kapasitede olmadığını?” Benimki sadece deneyimlerden hareketle üretilmiş temenni cümleleri; </span><b>bir haftada yağan bu kadar büyük kaynak ve iş yükünü yönetmek hiç kolay değil</b><span style="font-weight: 400;">, umarım vardır, söyledikleri gibi de işleri yoluna koyarlar.   </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sadece finans yönetimi ile bitmiyor ki iş. Yapılanları izleme ve değerlendirme, denetleme başka kapasite istiyor; bunları kamuoyu ve destekçilere raporlama başka kapasite… Acil bir iletişim planı lazım, bunu hazırlayıp yürütmek de kapasite. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşleri zor, morallerini bozmak istemem ama dilerim bu durumun onlar da farkındadırlar.  İki kapılı bir odaya girdiler şu an; diğer kapıdan ‘A’ olarak çıkmayacakları kesin, ne halde çıkmak istediklerini şimdiden tasarlayıp, ona göre bir yol çizmeleri gerek, bak bu da kapasite. Ne diyeyim işleri zor, </span><b>bu gibi durumlarda yardım edenin umulandan öteye yardım ihtiyacı olabiliyor, anlamaya çalışmalıyız. </b></p>
<h5><b>‘Çok Kritik Bir Andayız ’</b></h5>
<p><b>“Muhafazakâr STK&#8217;lar sahada değiller&#8221; çıkışına ve tespitlerine yorumunuz olur mu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kim diyor bunu? Bal gibi sahadalar, İHH başta, hepsi sahada! Benim bildiğim bu ama yanılıyor da olabilirim, yorum yapmam doğru değil.</span></p>
<p><b>Bu koşullarda ve bu iklimde, sivil toplum aktörleri ne yapabilirler? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Esas iş bundan sonra başlıyor. Sivil toplum için uzun ve zor bir yol var önümüzde, restorasyon, rehabilitasyon, yeni yerleşimlerin kurulması, değişen demografiler, tüm bunlar olurken seçim ve ekonomik krizin etkileri, dibimizde ne olacağı belli olmayan savaş gerilimi… </span><b>Soğukkanlı olmalıyız, zor günleri ancak dayanışmayla atlatabiliriz. Kritik, çok kritik bir anda olduğumuzu idrak ederek adım atalım lütfen. </b></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/02/12/turkiye-dogal-afet-ile-sivil-afeti-birlikte-yasiyor/">&#8221;Türkiye &#8216;Doğal Afet&#8217; ile &#8216;Sivil Afeti&#8217; Birlikte Yaşıyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Denge ve Denetleme Ağı, &#8216;Demokrasi Atölyeleri&#8217; için Gönüllü Kolaylaştırıcılarını Arıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/11/29/denge-ve-denetleme-agi-demokrasi-atolyeleri-icin-gonullu-kolaylastiricilarini-ariyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Nov 2022 09:23:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gönüllü]]></category>
		<category><![CDATA[DDA]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi Atölyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Denge Denetleme Ağı]]></category>
		<category><![CDATA[gönüllü]]></category>
		<category><![CDATA[kolaylaştırıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Alan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=82324</guid>

					<description><![CDATA[<p>Denge Denetleme Ağı, Demokrasi Atölyelerinde Türkiye’nin dört bir yanından gönüllü kolaylaştırıcı olacak kişiler için bir 'Kolaylaştırıcılık Eğitimi Programı' gerçekleştiriyor. Eğitim programına seçilecek kişiler, kolaylaştırıcılığın temel ilkeleri, yetişkin eğitimi ve Demokrasi Atölyesi uygulamasına ilişkin eğitim alacak ve sonrasında kendi şehirlerinde Demokrasi Atölyelerini gerçekleştirecekler.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/11/29/denge-ve-denetleme-agi-demokrasi-atolyeleri-icin-gonullu-kolaylastiricilarini-ariyor/">Denge ve Denetleme Ağı, &#8216;Demokrasi Atölyeleri&#8217; için Gönüllü Kolaylaştırıcılarını Arıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5><strong>Eğitimin Amaçları</strong></h5>
<ul>
<li>Sivil toplum gönüllülerinin, illerinde DDA demokrasi atölyeleri gerçekleştirebilmeleri için atölye kolaylaştırıcılığına dair kapasitesini geliştirmek</li>
<li>Vatandaşların karar vericilerden ve ülke siyasetinden  taleplerini, katılımcı bir araçla ve  sivil toplum eliyle ortaya koymak</li>
<li>Bir arada olmanın önemi hatırlamak ve hatırlatmak, ortak sorunlara birlikte somut çözüm önerileri geliştirmek.</li>
</ul>
<h5><strong>Eğitimin İçeriği</strong></h5>
<p>Eğitim bir gün teorik aktarım, iki gün pratik uygulama olmak üzere 3 gün sürecek ve Ankara’da gerçekleştirilecektir. (Ulaşım ve konaklama masrafları DDA tarafından karşılanacaktır.) 3 gün boyunca, teorik ve uygulamalı modüller, deneyim yaşatan egzersizler aracılığıyla atölye kolaylaştırıcılığının temel ilkeleri, yetişkin eğitimine dair teorik bilgiler paylaşılacak ve uygulama becerileri geliştirilecektir.</p>
<h5><strong>Başvuru Kriterleri</strong></h5>
<p>Demokrasi Atölyeleri kolaylaştırıcı eğitimine katılacak kişilerin aşağıdaki kriterleri karşılaması beklenmektedir:</p>
<ul>
<li>Sivil alan aktörü olmak (Bir sivil toplum kuruluşunun üyesi/gönüllüsü/profesyonel çalışanı olmak).</li>
<li>3 günlük kolaylaştırıcılık eğitimine tam katılım sağlayabilecek olmak.</li>
<li>Demokrasi Atölyeleri taahhütlerine uyum sağlayabilecek olmak;</li>
<li>Eğitimi tamamladıktan sonra kendi ilinde en az 2 atölye yapmayı ve atölyeler sonlanana kadar bu sürecin içinde aktif bir şekilde yer almayı taahhüt etmek,</li>
<li>Atölyeleri raporlamak, ilgili belge ve dokümanların DDA profesyonel ekibine zamanında ulaştırmak,</li>
<li>İyi derecede iletişim becerisine sahip olmak ve dijital araçları temel düzeyde kullanabilmek.</li>
</ul>
<p><strong>Eğitim Tarihi: 16-17-18 Aralık 2022</strong></p>
<p>Başvuru kriterlerine uygun niteliklere sahip olduğunuzu düşünüyorsanız ve programa başvurmak isterseniz <strong>4 Aralık 2022</strong> tarihine kadar aşağıda linke tıklayarak başvurunuzu online olarak yapabilirsiniz.</p>
<p><a href="https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLScBfKotc0DspX9MvFMUQ4Gxf1iGDHftwOADkFBYR-f9YIWnmQ/viewform" target="_blank" rel="noopener">Başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/11/29/denge-ve-denetleme-agi-demokrasi-atolyeleri-icin-gonullu-kolaylastiricilarini-ariyor/">Denge ve Denetleme Ağı, &#8216;Demokrasi Atölyeleri&#8217; için Gönüllü Kolaylaştırıcılarını Arıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akademisyen ve STK Profesyonelleri Yazdı: ‘Temel Kavramlarla Sivil Toplum’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/21/akademisyen-ve-stk-profesyonelleri-yazdi-temel-kavramlarla-sivil-toplum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Dec 2021 15:51:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Betül Önay-Doğan]]></category>
		<category><![CDATA[Nihal Kocabay-Şener]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Alan]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Temel Kavramlara Sivil Toplum : Sektörün Kaleminden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=77082</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil toplumdaki temel kavramları, akademisyen ve sivil toplumcuların bilgi ve deneyimleri ile harmanlayarak ele alan 'Temel Kavramlara Sivil Toplum: Sektörün Kaleminden' yayınlandı. Sosyal medya ve sivil toplum, özel sektör ve sivil toplum arasındaki ilişki, STK’larda gönüllülük, kaynak geliştirme ve fon süreçleri gibi pek çok başlıkta 15 yazarın katkı sunduğu yayın, sivil toplum sektörünün çeşitliğini ve alandaki uzmanlık birikimini gösteriyor. Sektörde teorinin pratiğe yansımaları içeren yayını, kitabın editörlerinden Nihal Kocabay-Şener ile konuştuk. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/21/akademisyen-ve-stk-profesyonelleri-yazdi-temel-kavramlarla-sivil-toplum/">Akademisyen ve STK Profesyonelleri Yazdı: ‘Temel Kavramlarla Sivil Toplum’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-77085 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/Nihal-Kocabay-Sener.jpg" alt="" width="241" height="321" />Sivil topluma ilişkin, sınırlı da olsa, çeşitli akademik metinler var. Bu yayın, hangi ihtiyaçtan doğdu? Neden metinleri sivil toplumcular kaleme aldı? </strong></p>
<p>Kitabın editörleri olarak hem Betül Önay-Doğan hem de ben sivil toplum ve iletişim üzerine ders veriyoruz. Verdiğimiz derste neler yaptığımız, ders izlencesine aldığımız konularla ilgili konuşurken temel kavramlara yer veren kaynakların azlığından yakındık birbirimize. Aslında kitap fikri de böyle doğdu. Bu arada şunu eklemeliyim: Çeşitli kuruluşlar tarafından açık kaynak olarak hazırlanmış kaynaklar var. Genelde bu kaynaklar bir konu üzerine yoğunlaşan ve detaylı çalışmalar. Biz ise sivil toplumdaki temel kavramlara değinen ve o kavramlara ilişkin genel bilgiler veren bir çalışma hazırlamak istedik. Ayrıca bu çalışmanın içinde sivil toplumda yer alanlar belirli örnekler üzerinden de teorinin nasıl pratiğe aktarıldığını paylaşabilsinler düşüncesindeydik. Metinleri kaleme alanlar genelde sivil toplumda yer alanlar ancak büyük çoğunluğu akademiyle de teması olan kişiler yani aralarında akademisyen olanlar, yüksek lisans ya da doktorasını sürdürenler var. Aslında hem akademi hem de sivil toplumu harmanlamaya çalıştık.</p>
<p><strong>Temel kavramlar üzerinden sivil toplumu ağırlıklı olarak sivil toplumcuların dilinden anlatmak ve bunu yaparken bütünlüğü korumak için nasıl bir yol izlediniz?  </strong></p>
<p>Öncelikle hangi kavramlara yer vermeliyiz diye tartıştık, karar vermeye çalıştık. Bazı kavramlar yazılırken başka bir yazarın alanına girilebilmesi mümkündü. Mesela kitapta yer alan bölümlerden biri olan içerik yönetimi ile STK’ların sosyal medya kullanımı bölümleri yazılırken birbirlerinin alanına istemeden de olsa girebilirdi. Bunun gibi başka bölümler de vardı.</p>
<p>Bu nedenle kitaba katkı vermeyi kabul eden yazarlarla birlikte bir toplantı düzenledik. Herkes bölümünün sınırlarını o toplantı sırasında çizdi. Bu editörler olarak bizim için çok ayrı bir deneyimdi. Daha önce de editörlü çalışmalar yaptık ama bu denli kolektif bir üretim sanırım başka çalışmalarda gerçekleşmedi. Bu çalışmanın yeri bu nedenle çok ayrı benim için.</p>
<p>Ayrıca yine o toplantı sırasında daha önce fark etmediğimiz ama değinilmesi iyi olabilecek olan bölümler önerildi yazarlar tarafından. Yazarların katkılarıyla da şekillendi kitap. Bir kez de buradan her birine tekrardan teşekkür ederim.<strong> </strong></p>
<h5><strong>‘Kitap, Sivil Toplumda Ne Kadar Karmaşık ve İçiçe Geçmiş Süreçlerin Yer Aldığını Gösteriyor’</strong></h5>
<p><strong>Kitabın hedef kitlesi kimlerden oluşuyor? Kitap sadece sivil toplumcular ve akademisyenler için mi kaleme alındı?  Sivil bu alana ilgili duymayan okuyucuya da ulaşabilir mi? </strong></p>
<p>Biz hedef kitleyi şöyle tanımladık: Sivil toplumla ilgili çalışan akademisyenler ve araştırmacılar, bu alanda çalışma yürütmek isteyen öğrenciler, ve özellikle lisansüstü öğrenciler ve tabii ki sivil toplumda yer alanlar. İlgi duymayan okuyucuya ulaşabilir miyiz? Emin değilim. Kitaba erişebilmeleri tabii mümkün ama bu alana ilgisi olmayan birileri kitabı edinip okumak ister mi, bundan emin değilim. Okursa ve sivil toplum bir kişi daha kazanırsa kendimizi mutlu hissederiz.</p>
<p><strong>Bu kitapta yer alan farklı kavramlar eksenindeki metinleri okuyan bir okuyucu, Türkiye’de sivil toplum ekosistemine dair ne görecek? Neyi anlayacak? </strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-77086 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/akademisyen-ve-stk-profesyonelleri-yazdi-temel-kavramlarla-sivil-toplum-1.jpg" alt="" width="287" height="309" />Kitabın içinde sivil toplum deyince akla gelen kavramları hem teori hem de uygulama açısından ele almaya çalıştık. Kitapta yer alan başlıkları şöyle bir sıralamaya çalışayım: STK’larda hikaye anlatıcılığı, sivil toplum ve medya, STK’ların içerik üretimleri, sosyal medya ve teknoloji ile ilişkileri, özel sektör ve sivil toplum arasındaki ilişki, STK’larda gönüllülük, fon süreçleri, uluslararası karar alma mekanizmalarına nasıl katılım gösterildiği, şeffaflık ve hesapverilebilirlik, kaynak geliştirme, platformlar, kurumsal uyum.</p>
<p>Aslında sivil topluma yeni başlayan bir okur için kitap, sivil toplumun ardında ne kadar karmaşık ve içiçe geçmiş süreçlerin yer aldığını görecek diye düşünüyorum. Tek tek çeşitli örgütler görüyoruz dışarıdan baktığımızda ve STK denince ilk akla gelenler gönüllülük ve bağış belki de ama bambaşka süreçler işliyor, kocaman bir mekanizma var ve hepsi de birbiriyle bağlantılı. Sivil topluma yeni ilgi duymaya başlayan bir okur için bu meraklarını karşılayacaktır kitap. Ancak diğer yandan sivil toplumun içinde yer alan kişiler için de başka STK’ların hikayelerini dinlemek, onların neyi nasıl yapmış olduğunu okumak yani aslında deneyim paylaşımlarını yazılı olarak bulmak yararlı olabilir.</p>
<blockquote><p>Sivil toplum, toplumun zor zamanında ona maddi ya da ayni destek sunan kuruluşlar gibi algılanıyor.</p></blockquote>
<p><strong>Türkiye’de toplumun-kamuoyunun “sivil toplum” kavramına yüklediği anlam ve algıya dair ne söylersiniz?   </strong></p>
<p>Toplumdan daha çok küçük bir topluluktan yola çıkarak bütüne gitmeye çalışayım. Lisansta sivil toplum kuruluşları iletişimi dersi veriyorum, seçmeli bir ders. Öğrenciler çeşitli nedenlerle dersi seçiyorlar. Daha öncesinde bilgisi olup dersi seçenler çok az oluyor. Dersi seçenlere ilk derste “sivil toplumdan ne anlıyorsunuz?” diye sorunca gelen yanıtlar genelde yardımlaşma üzerine oluyor. Bu yardımlaşma da iki konuda yoğunlaşıyor: Yoksullara yardım, diğeri de afet dönemlerinde yardım. Akıllarına ilk gelen sivil toplum kuruluşları da genellikle çok bilinen bir iki tanesi. Toplumdaki algıyı genelleyebilmem elbette mümkün değil ama bu küçük resimde ortaya çıkandan çok farklı olmadığını düşünüyorum. Yani sivil toplum, toplumun zor zamanında ona maddi ya da ayni destek sunan kuruluşlar gibi. Hak temellilik, hakların kullanılması, hakların geliştirilmesi, bilinç yükseltme çalışmaları gibi çalışmalar ilk akla gelen konular sanırım değiller.</p>
<h5><strong>‘Sivil Toplum Bitmeyen Bir Mücadele Alanı</strong><strong> ; O Bitmeyiş Zor Ama Büyüsü Orada’</strong></h5>
<p><strong>Kitabın editörleri olarak, sizin “sivil toplum” algınız ve kavrama yüklediğiniz değeri anlatır mısınız? Bu yayınla birlikte, sizin görüşlerinizde ya da kavrama ilişkin bakışınızda herhangi bir değişiklik oldu mu? </strong></p>
<p>Kitapla birlikte sivil toplumun aslında akademi ile temasa açık olduğunu gördüm. Kitaba katkı sunan yazarların içinde akademide olan ya da teması olan kişiler vardı, ayrıca profesyonel olarak sivil toplumda yer alanlar vardı. Biz kitap teklifi ile gittiğimizde bizi geri çeviren neredeyse olmadı, hatta genel olarak bizi cesaretlendirdiler de. Yayın süreci sivil toplumun kendisini anlatmaya çok açık olduğunu gösterdi bana.</p>
<p>Benim için sivil toplum daha özgür bir alanı çağrıştırıyor. Sözü kurmanın ve yaygınlaştırmanın daha mümkün olduğu bir yer. Birilerine dokunabildiğiniz ve sonuçlarını görebildiğiniz bir alan. Birine dokunmaktan kastım sadece yardım değil tabii, bir grup adına mücadele edebildiğiniz, kazanımlar elde edebildiğiniz bir alan ve bitmeyen bir mücadele alanı. O bitmeyiş zor ama bir yandan büyüsü orada gibi. Sivil toplumla akademik olarak ilgilenmem aslında kısmen yeni. Sivil toplumun içinde yer alışım da yeni sayılır ama kendimi çok ait hissettiğim bir yer ve bu aidiyet duygusu benim için çok önemli.</p>
<p><strong>Kitapta “siyasetin izin verdiği ölçüde özgür ve özerk” olduğunu söylediğiniz sivil toplum, 2022’ye girerken sizce ne durumda? Karşılaştırmalı olarak diğer dönemler ile bu dönem arasında bir analiz yapabilir misiniz?  </strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-77087 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/akademisyen-ve-stk-profesyonelleri-yazdi-temel-kavramlarla-sivil-toplum-2.jpg" alt="" width="294" height="244" />Öncelikle bu soruyu kitaptan bağımsız olarak sadece kendi görüşümü yansıttığını söyleyerek başlamak istiyorum. Bu soru üzerine çok uzun yanıt verebilmek mümkün ama bir kaç başlıkla kısaca toparlamaya çalışayım. 2022’ye girerken herkes gibi birincil endişem ekonomik. Bunun sivil toplum üzerine nasıl yansıyacağını merak ediyorum ve bununla ilgili olarak endişeliyim. STK’lar faaliyetlerine devam edebilmek ya da etkili devam edebilmek için kaynağa ihtiyaç duyuyorlar. Bu bağışların bir kısmı bireysel destekçilerden geliyor. Ekonominin kötüleştiği, insanların alım güçlerinin düştüğü bu zamanda bağışların sürekliliğine ilişkin düşünceliyim.</p>
<p>Diğer sorunu ise demokrasi sorunu olarak görüyorum. Kitapta yazdığım bölüm de sivil toplum ve demokrasiye ilişkindi. Türkiye’de bir demokrasi sorunu var ve elbette bu sivil toplumu doğrudan ilgilendiriyor. Yapılan bazı yasal düzenlemeler sivil toplum üzerinde bir baskıya dönüşüyor. Mesela Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun en tartışılanlardan biri oldu ve etkileri görülüyor.</p>
<p>Başka bir sorun ise sivil toplumdaki bazı alanlar ve bu alanlarda çalışan kuruluşlar zaman zaman hedef gösteriliyor. LGBTİQ örgütleri bunların içinde örneğin, bazı medya kuruluşlarının ve siyasi aktörlerin bu örgütleri hedef gösterdiğini görüyoruz.</p>
<p>Bir de son olarak şunu söyleyebilirim: Türkiye sivil toplum ekosisteminin içinde GONGO’lar da mevcut. Bunların bazılarına ilişkin kamuoyuna yansıyan bazı haberler oluyor. Bu tür olumsuz örneklerin toplum gözünde sivil toplum alanının tümüne yansıtılmasından, böyle algılanmasından endişe ediyorum.</p>
<h5><strong>Sivil Toplumda Yürütülen Tezlere Destek, Yeni Araştırmacıların Alana Katılmasını Sağlayabil</strong><strong>ir</strong></h5>
<p><strong>Sivil alana dair akademik çalışmalar ile STK’ların deneyimlerinin sınırlı olmasının nedeni nedir? Akademisyenlerin de sivil alana ilgisi düşük denebilir mi? Üniversiteler ile STK’lar arasındaki işbirliklerinin ne düzeyde olduğunu düşünürsünüz?</strong></p>
<p>Sanırım üniversiteler ile akademisyenleri / araştırmacıları eş olarak görmemek gerekiyor. Üniversite yapısının dışında kalan ya da bırakılan akademisyenler / araştırmacılar var. Bir gözlem olarak onların sivil toplum ile ilişkilerinin daha gelişmiş olduğunu düşünüyorum. Bu sadece bir gözlemim. Örneğin benim de üyesi olduğum AĞ-DA Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Dayanışma Ağı, sivil toplumu ve akademisyenleri bir araya getiriyor. AĞ-DA’nın akademisyen / araştırmacı tanımlaması geniş ve kapsayıcı bir tanımlama yani illaki bir üniversitede yer almanız gerekmiyor.</p>
<p>Diğer taraftan üniversitede yer alan akademisyenler için yine tanıdığım, çevremde yer alan kişilerden yola çıkarak şunu söyleyebilirim: Sivil toplumda yer almak daha çok meslek örgütleri ya da kendi alanında bulunan araştırmacı derneklerine üye olmakla ilgili gibi. Yani evet sivil toplumla bir bağ var ama bu sınırlı bir bağ. Ancak şunu da ilave etmeliyim akademik çalışma alanlarını sivil topluma çok güzel entegre etmiş akademisyenler var ve çok güzel işler yapıyorlar.</p>
<p>Yine üniversitelerde sivil topluma ilişkin bazı dersler ve lisans üstü programlar yer alıyor. Ancak lisans üstü programların sayısı oldukça sınırlı.</p>
<p>Üniversite ve STK işbirliği dediğimiz zaman ise bambaşka değişkenler işin içine giriyor. Çünkü bu kez bir kurumdan söz etmeye başlıyoruz ve ne yazık ki her üniversitenin kapısı her STK’ya açık değil. Bunu doğru bulduğum için söylemiyorum ama bu bir gerçeklik. Sivil toplumla kurumsal düzeyde yakın ilişkiler kuran bazı üniversiteler var. Ancak bunlar azınlık. Çoğunluğa yayılmasını dilerim.</p>
<p>Akademisyenler / araştırmacılar ve sivil toplum arasındaki ilişkiye dönersek çeşitli şekillerde bu bağ güçlendirilebilir. Birbirlerini bulma konusunda bariyerler olabilir, bu bariyerleri kaldırmak gerekiyor, belki çeşitli ağlar oluşturmak gerekiyor. Benzer girişimler var aslında. Sivil Toplum Geliştirme Merkezi’nin araştırmacı / akademisyen veritabanı var. Buna benzer ağlar yaygın ve işlevsel hale getirilebilir.</p>
<p><strong>Sivil toplumcular, sivil alana dair akademik çalışmaların artması için neler yapabilir? </strong></p>
<p>Sivil toplum alanında yürütülen yüksek lisans ve doktora tezlerine desteklerin genişletilmesi yeni araştırmacıların alana katılmasını sağlayabilir. Belirli alanlarda sağlanan burs destekleri var, belki bunlar yaygınlaştırılabilir. Az önce de söylediğim gibi akademinin ve sivil toplumun bir araya gelebileceği alanların sayısının artması işbirliğinin ve dayanışmanın güçlenmesi için önemli olacaktır.</p>
<p><strong>Yayında, Anadolu kentlerinde yürütülen sivil toplum faaliyetlerine ve hemşehri derneklerine dair bir bölüm ya da tespit var mı? </strong></p>
<p>Hayır yok ama siz bu soruyu sorunca keşke olsaymış dedim. Hemşehri dernekleri Türkiye’deki sivil toplum ekosisteminin en yaygın parçalarından biri. Kitapta STK’ların türlerine değil de kavramlarına odaklandığımız için bu konuya odaklanmadık. Fakat gündeme alınabilirmiş, belki sonraki bir çalışmaya.</p>
<p>Nihal Kocabay-Şener ve Betül Onay-Doğan’ın editörlüğünde “Temel Kavramlara Sivil Toplum : Sektörün Kaleminden” yayına <a href="https://www.nobelkitap.com/temel-kavramlarla-sivil-toplumsektorun-kaleminden-539550.html">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/21/akademisyen-ve-stk-profesyonelleri-yazdi-temel-kavramlarla-sivil-toplum/">Akademisyen ve STK Profesyonelleri Yazdı: ‘Temel Kavramlarla Sivil Toplum’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;İlke ve Değerlere Uygun Kullanılan Fonlar STÖ’lerin Sivilliğine Zarar Vermez&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/26/ilke-ve-degerlere-uygun-kullanilan-fonlar-stolerin-sivilligine-zarar-vermez/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/26/ilke-ve-degerlere-uygun-kullanilan-fonlar-stolerin-sivilligine-zarar-vermez/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jul 2021 14:16:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Chrest Vafkı]]></category>
		<category><![CDATA[şeffaflık]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Alan]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplumda Yabancı Fon]]></category>
		<category><![CDATA[STÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Sunay Demircan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=72927</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil toplumun fon kullanmasına ilişkin tartışmalar sürüyor. Görüşlerine başvurduğumuz uzmanlardan ilki olan sivil toplum alanında deneyimli isim Sunay Demircan, STÖ’lerin fon kullanma konusunu “hainlik” paranoyasından kurtularak, çok boyutlu haliyle görüp, değerlendirmek gerektiğini belirtiyor. Demircan’a göre, Türkiye’de sivil toplumun gelişmesinde ve hakların elde edilmesinde lokomotif görevi gören fonların şeffaf şekilde kullanılmasında etik bir sorun yok.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/26/ilke-ve-degerlere-uygun-kullanilan-fonlar-stolerin-sivilligine-zarar-vermez/">&#8216;İlke ve Değerlere Uygun Kullanılan Fonlar STÖ’lerin Sivilliğine Zarar Vermez&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Son birkaç gündür Türkiye gündeminin üst sıralarında, bazı basın yayın kuruluşlarının ABD merkezli Chrest Vafkı’ından aldığı hibenin “</span><span style="font-weight: 400;">fondaş medya” olarak haberleştirilmesi,</span><span style="font-weight: 400;"> ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un medyada yeni bir düzenleme yapılacağına ilişkin açıklamaları yer alıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Cumhurbaşkanı Erdoğan verdiği röportajda “yalan haberi terörizmle eş düzeyde ve demokrasiye açık bir tehdit olarak gördüğünü” ifade ederek, Ekim ayında Meclisin açılmasıyla yürürlükte olan Sosyal Medya Yasası’na ek olarak geleneksel ve sosyal medyayı içeren yeni bir çalışma yapılacağını açıkladı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Erdoğan’ın açıklamalarına ek olarak Fahrettin Altun, </span><span style="font-weight: 400;">&#8220;Yeni kisveler altında beşinci kol faaliyetlerine müsaade” etmeyeceklerini söyledi ve &#8220;yabancı devletlerin veya kuruluşların fonlarıyla ülkemizde faaliyet gösteren medya kuruluşlarına yönelik bir düzenleme ihtiyacı” olduğunu kaydetti.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu açıklamanın ardından, medyada yabancı fon tartışmalarına cevaben </span><a href="https://www.cnnturk.com/turkiye/rtuk-yerli-ve-milli-medyamiz-yalniz-ve-sahipsiz-degildir"><span style="font-weight: 400;">RTÜK (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu)</span></a><span style="font-weight: 400;"> ise yabancı kurum ve kuruluşların fonlarıyla Türkiye&#8217;de faaliyet gösteren medya organları ile ilgili olarak “düzenleme ve denetleme faaliyetlerinin titizlikle yürütüldüğünü” belirterek, &#8220;Yerli ve milli medyamız yalnız ve sahipsiz değildir&#8221; dedi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Medya üzerinden yoğunlaşan bu tartışmalar, sivil topluma da yansıdı. Türkiye’de sivil toplumda özellikle Batı kaynaklı yabancı fon kullanan STK’lara yönelik 1990’lı yıllardan bu yana “casusluk ve vatan hainliği” gibi suçlamalar zaman zaman gündemde yerini alıyor. Medyascope ve medya üzerinden başlayan Batı kaynaklı fon kullanan kuruluşlara yönelik güncel tartışmada ise bazı yayın organları  “</span><a href="https://www.karar.com/gorusler/yabanci-vakiflar-ve-yerli-milli-hayirseverlerimiz-1625941"><span style="font-weight: 400;">Katar veya İslam Kalkınma Bankası fonlarının desteği ile faaliyetlerini sürdüren bazı STK projeleri ile haber-yorum sitelerini</span></a><span style="font-weight: 400;">”  hatırlatarak, “yabancı fon” polemiğinin gündeme getirilmesindeki samimiyeti sorguluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil alanda yerli ve yabancı fon kullanımını, bunun sivil toplumun sivilliğine olan etkilerini, Batı ve Doğu kaynaklı fon ayrımını ve dahasını Sunay Demircan ile konuştuk.   </span></p>
<p><b>STK’ların, yabancı ülke menşeli kuruluşlardan fon almasında, sivil toplumun sivilliği ve bağımsızlığı açısından bir sakınca var mı? Fon kullanmak sivil toplumun “sivilliğine” zarar verir mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-72931 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/civil-society.jpg" alt="“İlke ve Değerlere Uygun Kullanılan Fonlar STÖ’lerin Sivilliğine Zarar Vermez”" width="346" height="232" />“Sivillik ve sivil toplumun bağımsızlığından ne anlamalıyız?”  önce bunu açıklamak isterim. Öncelikle sivil toplum kavramını kısaca tanımlamamız gerekiyor.  Kavram, yani sivillik bize Roma’dan geliyor.  Temelleri Roma’da atılan insanın akıl, irade ve haklar gibi kavramların yeniden yorumlanmasıyla, yasanın birey – devlet ikiliğinde, bireyin haklarını gözetmesi ve hukukun gündelik yaşamın içine girmesi, özel mekanın da yasayla kamusal alandan ayrılan bir kategoriye kavuşmasıyla, sivil toplum bir medeniyet ve ilişkiler bütünü olarak oluşmaya başlıyor.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil alandaki örgütlü yapılara da biz STÖ, yani sivil toplum örgütü diyoruz. STÖ’lerin bağımsızlığı ve sivilliği için de belli kriterler var, nedir, toplum devletten ve piyasa dediğimiz özel sektörden bağımsız olacak, özerk, demokratik olacak, şeffaf olacak. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunlar kuşkusuz uluslararası ölçekte bilinen kavramlar; bence sivil toplum, değerler ve değerlerin ürettiği bağlar yani ilişkiler üzerine kurulan anlam düzlemi ile var oluyor. Bu anlamı taşıyan dil de önemli elbet.  </span></p>
<p>Bana göre tüm dünyada, günümüzde sivil toplumun yaşadığı temel sorun değerlerin zaman içinde aşınmasıyla, bağların kopuşu; bağlar ve değerler üzerine kurulu anlam düzleminin çökmeye başlaması. İnsanlar köşe bucak anlam arıyorlar ama bulamıyorlar. Düşünsenize, insan insana muhtaç lakin bu muhtaçlık halimizi unuttuk. Bir boşluğa doğru sürükleniyoruz ve sonuç olarak bu halimizi de son derece gergin, öfkeli, iteleyen ve öteleyen bir dille ifade ediyoruz.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hemen etiket hazır, “vatan haini”. Bunu söylemek bu kadar kolay olmamalı değil mi? Adı sanı belli, şeffaf bir biçimde belirtilmiş, gizlisi saklısı da yok; kalk “desteklemiyorum” de, “katılmıyorum” de, “kınıyorum” de, ama “hain” de deme yani. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sonuç itibarıyla  “fon kullanmak sivil toplumun &#8216;sivilliğine&#8217; zarar verir mi?” sorusuna yanıtım şu:</span> <span style="font-weight: 400;">bu bıçak sırtı bir durum. Alan ve veren arasındaki ilişki şeffaf ve denetlenebilir ise, mevcut yasalara da uygunsa, kurumların temel ilkeleri ve vizyonları ile de örtüşüyorsa ve yukarıdaki tanımlar çerçevesinde de sivillik kriterlerine göre yönetiliyorsa, “verir” demek doğru değil. Ama bunlara uymuyorsa ki, bunun örnekleri de çok, o zaman elbette verir. </span></p>
<h5><b>‘Kaynak Sadece Para Değildir’</b></h5>
<p><b>Kaynağı- fonu nasıl değerlendirmemiz gerekiyor?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kaynak sadece para değildir. Hatta para kaynağın sadece az bir bölümüdür. Soyut, somut, doğrudan, dolaylı, küçük ve büyük tüm değerler bence STÖ için kaynaktır. Örgütün ismi, logosu, ürettiği ve paylaştığı bilgiler, deneyimleri, uzmanları da kaynaktır.  Dolayısıyla bir sivil örgütün varlığı başlı başına kaynaktır, buradan hareketle bence bir örgütün gelecek hayali de kaynağa dönüşmek olmalıdır.  Yani, bu kaynak eşittir fon, fon eşittir para denkleminden çıkmak lazım, bu içine kapalı bir döngü. </span></p>
<p><b>STK’lar fon olarak sadece finansal destek mi alıyor? Bir örnek üzerinden gidersek, bir sivil örgütün yabancı ya da yerli kaynaktan fon alması sürecini ve bunun bağımsızlığı üzerindeki etkisini nasıl anlatırsınız?   </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir STÖ, ilkeleri, varoluş amaçları ve ihtiyaçları çerçevesinde kaynak ile arasındaki ilişkiyi kurgular. Kaynak arayışında bağımsızlığına, sivilliğine tehdit oluşturmayan “kaynak yönetimi” ilkelerinin olması önemli.  Hele bu devirde, kaynağın çok daha titiz sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. Sadece menşei itibarıyla değil, ihtiyacın gerçekliği, uygunluğu itibarıyla da.  </span></p>
<p><b>Yabancı kuruluşlar, fon dışında kaynak da sağlıyorlar mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Elbette, bir örnek vereyim hemen, iyi oldu bu soru, hem şu &#8216;yabancı ile ilişki kuran haindir&#8217; konusuna da açıklık getirebilir. 90’lı yıllar, ulusal ölçekte çalışan, çok aktif bir doğa koruma örgütünde (dernek) çalışıyordum, devlet Fırtına Deresi üzerine baraj yapmaya kalktı ve işi de bir şirkete verdi. Biz de “bu baraj yapılmasın, fırtına korunsun” diye kampanya yaptık. Bir gün kapımız çalındı, baktık bir beyefendi, barajı yapacak şirketin sahibiymiş, bize işbirliği öneriyor, proje yapın, biz de parasal destek verelim diyor, ciddi de bir para öneriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bakın, ama demiyor ki, “bu parayı alınca şu baraj itirazınıza da son verirsiniz”. </span><span style="font-weight: 400;">Ne yapacaksınız? Kaynak yerli mi? Yerli. Yasal mı? Yasal. Bağımsızlığıma müdahale ediyor mu? Hayır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ama bir şey var ki, olmuyor, o da “etik kural”; yani örgütün vicdanı sana “dur” diyor. Almadık tabii, teşekkür edip gönderdik, sonra dava açtık ama mahkeme için de bilimsel rapor lazım, o zamanlarda da nehir tipi akışkan santrallere dair Türkiye’de uzman bulamadık, İngiltere’den bu gibi konularda fon sağlayan bir kurulaş başvurduk ve bize İngiltere’den konunun uzmanı bir hidrolog gönderildi. Bakın para yok ortada, sadece uzmanın masraflarını karşıladılar, geldi, çalıştı, raporunu hazırladı, o raporu taraflara sunduk, kampanya başarılı oldu ve zamanın yöneticileri “Fırtına korunacak, barajlar iptal” dediler. </span></p>
<p>Şimdi, duruma nereden baktığına bağlı değişiyor iş, “o baraj yapılmalıydı, İngiliz’in parasıyla geldin başımıza iş açtın hain” diyen çıkabilir (ama çıkmasın lütfen); &#8220;el değmemiş bir nehir kalsın şu ülkede, Allah razı olsun&#8221; diyen de çıkabilir.</p>
<p><b>Yani, yabancı destek olmasından çok, desteğin sizin ilkelerinizle ve ihtiyaçlarınızla örtüşüyor olması önemli diyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Elbette… “Yabancının kendisini de parasını da istemiyoruz” demek her yere yapıştırılacak cümle değil. Yeri geliyor o sevilmeyen yabancı ,senin ülkene senden çok katkı sağlıyor.  Bakın, 1960’larda Davis diye bir İngiliz gelmiş Türkiye’ye, kendi kaynağını da bulmuş, yıllar boyu kalıp, Türkiye’nin florasını çıkartmış. 10 cilt ve sekiz bin küsur tür.  Adam gitti, biz ardından bir cilt ekleyebildik daha. Sonra İngiltere’de vakıf kurdu bu gibi çalışmaları desteklemek için.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eee… Arkeoloji de böyle değil mi? Ülkenin neredeyse tüm tarihi değerlerini onlar çıkarttılar, Göbeklitepe’den Çatalhöyük’e, Efes’den Troya’ya kadar.  Hala da bildiğim kadarıyla 30 küsur alanı yabancı fonlarla, yabancı ekipler kazıyor. Ne diyeceğiz şimdi? “Hırsız onlar gitsinler” mi? Bakın, şu meşhur Salda Gölü’nün kumullarının değerini bile NASA’dan öğrendik. “Aman yabancılar olmasa bittik, yandık, iyi ki varlar” demiyorum elbet, sadece her alanda iş birliğinin kaçınılmaz olduğunu ve iş birliği yapanları da pür telaş hain ilan etmenin anlamsızlığını belirtmek istiyorum.</span></p>
<h5><b>&#8216;Yerli yada Yabancı Fon Kullanmak İlke ve Değerlere Aykırı Değilse Sivil Toplumun Sivilliğine Zarar Vermez&#8217;</b></h5>
<p><b>Yani, “yerli ya da yabancı fon-kaynak kullanmak, ilke ve değerlerine aykırı değilse, sivil toplumun sivilliğine zarar vermez” mi diyoruz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İzin verelim de o örgütün sivilliğine üyeleri, yöneticileri karar versin biraz da. Yargılamaya ve infaza bayılıyoruz.  Mesela AB (Avrupa Birliği) fonları.  Kullananlar çok, o fonlar sayesinde son derece önemli işler de yapıldı, yapılıyor da. Türkiye’de pek çok konuda özgürlüklerin önünü açmış, lokomotif işlevi görmüştür AB destekleri.  Örneğin toplumsal cinsiyet eşitliği konularında yol alındıysa, bunda AB fonlarının ve kadın örgütlerinin çok büyük emeği ve etkisi vardır. Keza engelli haklarında da öyle. AB fonları sayesinde Türkiye’deki pek çok sivil toplum örgütü birbirinden haberdar oldu, kampanya yapmayı, yeni işbirlikleri oluşturmayı deneyimlediler. </span></p>
<blockquote><p>AB fonları Türkiye’de temel hak ve özgürlüklerin önünün açılmasında önemli işlev gördü.</p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de anayasa ve yasalarda yapılan önemli değişiklikler, AB uyum sürecinde elde edilen kazanımlar ve STÖ’lerin mücadeleleri sonucunda elde edildi. Bu nedenle “vatanı sattı” demek çok yanlış. Fon alırken titiz ve şeffaf davranılıyorsa, STÖ aldığı fonun hesabını üyelerine ve destekçilerine veriyor, yasalara uyuyor, etik titizlik gösteriyorsa bir sorun olmamalı. </span></p>
<p><b>Fon alan ve veren ilişkisine dair ne söylersiniz? Fon alan, fon verenin tahakkümüne mi giriyor? Fon alınca ne oluyor? Fon mantığını anlatır mısınız? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-72932 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/eu-fund.jpg" alt="“İlke ve Değerlere Uygun Kullanılan Fonlar STÖ’lerin Sivilliğine Zarar Vermez”" width="284" height="232" /></span>Ortada fon alan, fon veren ve denetleyen olmak üzere üç taraf var. Kaynak ayni veya finansal olabilir. Bu üç tarafın da kendilerince ilkeleri ve mevzuatları var. Veren taraf “sen şu koşullarda harcayabilirsin ve sonuçları bana raporlayacaksın, ben de seni verdiğim desteğin o yönde kullanılıp kullanılmadığıyla ilgili denetleyeceğim” diyor. Ama “senin tüm işlerini denetleyeceğim, yönetimine müdahale edeceğim” demiyor. Derse zaten o zaman ortada kurumun bağımsızlığı kalmıyor. Desteği veren taraf, alana desteği nasıl kullanacağına dair bir yönerge iletir. Bu yönergede destek veren kurumun koşulları belirtilir, bunlar fon veren her kurum için değişebilir, bu normal çünkü o kurum da kendi varoluş ilkeleri çerçevesinde destekler veriyor. Şayet, desteği verenin yönergesiyle belirlediği talepler alan tarafın ilkeleri ve değerleri ile örtüşmüyorsa, bunları kabul etmez ve fonu kullanmaz. Buna rağmen kabul ediyorsa, bu kuşkusuz pürüzlü bir durumdur, &#8220;para olsun da nasıl olursa olsun&#8221; sivil alanın prestijine de leke düşürür ki her alanda olduğu gibi sivil alanda da pürüzlerin olması doğaldır.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Burada esas denetleyen taraf mevcut yasalar üzerinden kamu otoritesi ve o desteğin kullanımıyla ilgili kamu oyudur. Diyelim ki bir dernek hibe aldı ve bir kampanya için kullandı, kampanyanın ilgilendiği sorunun tarafları bu süreci denetlemeli, işin parçası olmalı, aktif katılmalı. Yoksa dernek aldı desteği, İstanbul’dan geldi, iki gün kalıp işi bitirip geri döndü, yereldekilerin de katılımı biraz göstermelik kaldı, bu gibi durumlar da oluyor elbet, işte bunu o sürecin parçası kılınan taraflar denetleyip, sorgulamalı, “arkadaş sen bu işi yapıyorsun da bizim haberimiz neden yok?&#8221; demeli. Sivillik sadece örgütün işi değil, paydaşlarının da sivil aklın ve çözümlerin parçası olması lazım ki, toplumun sivilliğinden söz edelim. </span></p>
<h5><b>‘Fonların Sivil Toplumu İşlevsizleştirecek Yönü de Var</b><b>!’</b></h5>
<p><b>Fonların kullanılması, şeffaflık ve hesap verilebilirlik konusunda Türkiye’de sivil toplumu düzenleyen mevzuat yeterli mi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de sivil alanda örgütlenmeye dair  ciddi problemler var. Bu problemlerin bazıları kamu otoritesi ile sivil toplum arasındaki sorunlardan kaynaklanıyor. Mevzuattan kaynaklanan sınırlamalar, uygulamada yaşanan sorunlar gibi.  Zaten biliyoruz, çünkü sivil alanın gündelik telaşında karşılaşılıyor bunlarla. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizi burada ilgilendiren STÖ’lerin kendi içlerinki problemler. Yani biz STÖ’ler olarak biraz da kendimize bakmalıyız, hatta örgütlerin ötesine geçip toplumun sivilleşme talebine bakılmalı. Bu talebin evrimi ne alemde? “Fırsat vermiyorlar ki” diyerek uzaklaşmamak lazım, durumumuz her haliyle analize muhtaç. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mesela, fon önemli işleve sahip dedik ama, diğer yandan da STÖ’leri işlevsizleştirecek yönü de var. Fona bağımlılık diye bir durum söz konusu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gönüllü katılım gittikçe azalıyor, aslında tüm Dünya’da bireylerin örgütlere katılımı düşüyor, bu düşüş Türkiye’de daha dramatik yaşanıyor. Yani, sivil alanda bir daralma varsa, bunun bazı nedenlerinin de bu tarafta aranması lazım. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fon almak için STÖ proje yazmaya ve kaynak aramaya başlayınca işin rengi değişiyor. Finansal kaynak bulmak için proje yazmak gerekiyor. Bu da teknik bir donanım, kapasite gerektiriyor, kapasiten yoksa, iyi proje yazamıyorsan, sahada ne kadar iyi olursan ol destek alamıyorsun. Buyur işte, çıktı mı bir mesele? Diyelim ki yazdın projeyi aldın desteği, proje başladı, bunun o kadar prosedürü var ki, raporları, izlemeleri, sizi o bilgisayarın başına çakıp bırakır. Bir bakmışsın son geliyor, e o kadar insan proje için işe girmiş, ne olacak? İşten çıkartsan olmaz, ee ofis kirası, elektrik su parası, bir proje daha yazalım en iyisi… Buyurun işte döngüye girildi. Bu döngü örgütü sahadan çekiyor, sahadan çekilmek ne demek? Uğruna mücadele ettiğin çözüm ve soruna dair güncel veri elde edemiyorsun, işbirliklerini canlı tutamıyorsun, oradaki hayatın sürekli içinde kalamıyorsun. Bu da örgütü zaman içinde sentetik bir sürecin parçası kılıyor. Büyük risk.  Sivilleşmenin önünde tehdit aranıyorsa, bence en büyük tehdit budur.  </span></p>
<p><b>Türkiye’de STÖ’lerin fon bağımlılığı ne seviyede?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de STÖ’lerin çoğu bu durumda değil. Türkiye’de sivil toplumun kaynak bulması çok zor. AB fonları dışında fon yok zaten. Kamu, sadece kendi siyasi düşüncesi doğrultusunda olan STÖ’lere destek verdiğinden ve onun dışındakilerin varlığını yok saydığından, o zaman STÖ’ler de AB’nin kapsını çalıyor tabii. </span></p>
<h5><b>‘Türkiye’de Filantropi Alanında Çoğulcu Örgütlü Yapılar Yok!’</b></h5>
<p><b>Türkiye’de kaynak meselesi konusuna filantropiyi nasıl dahil edebiliriz? Hayırseverlik kaynak sorununu çözebilecek potansiyele sahip mi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Filantropiyi hayırseverlik olarak düşünürsek, Türkiye’de hayırseverlik hala çok güçlü ama onun da kendine özgü dinamikleri var. Mesela hayır öncelikle kendinden olana yapılıyor. Yani, kendi gibi olana gidip hayır yapıyor; kendi dininden, kendi mahallesinden, kendi kentinden veya etnik kökeninden olana.   </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir de bağışçı dediğimiz kişi bunu bireysel olarak yapmayı tercih ediyor. Bir yere bağış yapacaksa, bunu aile ya da bir kuruma kendisi yapmayı tercih ediyor. Yani bir STÖ üzerinden bunu yapmıyor (gerçi yapanlar var, özellikle İslami vakıfların uluslararası yardımlarında ciddi örgütlü faaliyetler görüyoruz). Bu nedenle, Türkiye’de filantropi alanında herkese açık, çoğulcu, şeffaf ve geniş yelpazede çalışabilen örgütlü yapılar oluşamıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yalnız, bir konu var ki, hemşehri örgütlerinin öneminin burada vurgulanması gerekiyor. Bu örgütler, sivil alanda ve yerelde çalışan, deneyim sahibi kurumlar, hemşehri örgütleri, basit dayanışma dernekleri gibi küçümseniyor ve sivil alanda yok sayılıyorlar. Bu ciddi bir zaaf ve körleşme hali. Bu dernekler de hak üzerinden hareket ediyorlar; geniş ağlar kuruyorlar ve ciddi kapsayıcılıkları var, “biz hak savunucusuyuz” diyen o büyük örgütlerden çok daha etkili bir kapsayıcılıktan söz ediyorum. Kendi içinde dayanışma geleneği, kuralları, yönetim yapısı, gönüllü hizmet mantığı, kaynak oluşturma teknikleri olan sivil yapılar bunlar. On binlerce var ve çoğu tahminlerin ötesinde aktifler. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hemşehri derneklerinin çalışmalarında anahtar kelime dayanışma. Bu çok önemli; biz dayanışmayı kaybediyoruz. Bu örgütler ise dayanışma ile yürüyor. Projeyi gömülenler diyalog için proje yapıyor ama yan masadaki arkadaşının çocuğunun adını bilmiyor mesela. Sentetikleşmeden biraz da bunu kast etmiştim. </span></p>
<h5><b>‘Demokratikleşme ve Sivilleşme istiyorsak, Kaynağı Batıdan Alacağız</b><b>’</b></h5>
<p><b>Kamuoyunda hep Batı kaynaklı fonlar konuşuluyor ve tartışılıyor. Katar, Çin ve Rusya’dan da bazı STÖ’lerin fon aldığını biliyoruz ama verilere çok hâkim değiliz. Kaynak konusunda Batı &#8211; Doğu vs ayrımı var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-72933 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/turkiyede-ab-fonlu-projeler.jpg" alt="“İlke ve Değerlere Uygun Kullanılan Fonlar STÖ’lerin Sivilliğine Zarar Vermez”" width="290" height="131" />Evet kaynak konusunda Batı ve Doğu ayrımı var. Eğer örgütünüz, demokratikleşme ve ayrımcılığa karşı hak mücadelesi veriyorsa, bunlar için siz ancak Batıdan kaynak alabilirsiniz. Çünkü bu değerler Batının değerleri. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Doğuda Çin’e mi gideceksiniz? Rusya mı?  Körfez ülkeleri mi? Bu ülkeler, insan hakları, çevre ve cinsiyet ayrımcılığı konusunda zaten  sorunlu ülkeler.  Ama doğudan fon gelmiyor demek değil bu söylediklerim tabii. Bu ülkelerden gelen fonlar da var, özellikle mülteciler, göç gibi konularda destekler geliyor. Bu da başka bir sorunlu alan, şimdi girmeyelim isterseniz.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Herkes birbirini tanımamayı marifet belledi. Bu kopukluk sivil alana da yansıdı.</span></p></blockquote>
<p><b>Sivil alandaki temel problem sizce biraz önce söylediğiniz “projecilik” konusu mu? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayır, o konu aslında bir sonuç, biraz sebeplere bakmak gerekiyor ki, sebepler alanı çok boyutlu ve karmaşık oldukça. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bence en temelde içinde bulunduğumuz paradoksun uçları açıldı. Ne demek istiyorum? Şöyle, işin özü- öleceğini bildiğin bir hayatın içine doğuyorsun ve ölmeyecekmişsin gibi yarışın içinde çalışıyorsun. İnsan, sürekli bu paradoksun içinde yaşıyor. Eskiden bu paradoksun uçları yakındı; paradoksun ucu arasındaki mesafenin kısalığı diyalog ve iş birliğini, karşılıklı anlamayı sağlıyordu. Şimdi paradoksun uçları çok açıldı. Dolayısıyla, bu paradoksun uçlarındakiler birbirini tanımıyor. Tanımanın da ötesinde varlığını kabul etmeme durumu var. “Ben onu tanımıyorum; varlığını da kabul etmiyorum.” Tanımamayı ikinci anlamıyla değerlendirirsek, onunla ilgili bilgiye sahip değil onu bilmiyor, anlamıyor ve tanımıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsan insana muhtaç olduğunu unuttu ve birbirinden koptu. Bu paradoksun uçları birbirinden iyice uzaklaştı; herkes birbirini tanımamayı marifet belledi. Bu kopukluk sivil alana da yansıdı. Sonuç da dilde somutlaştı. Buyurun işte, bir anda birbirimize “vatan haini” diyoruz. Aslında birbirimizi tanımıyoruz. Sonuç olarak gerilim büyüyor. Sivil alanda da gerilim büyüdü. Ne yazık ki devlet de piyasa aktörleri de bu gerilimi kendi çıkarları için kullanıyor ve kışkırtıyor. Ve gerilim bir türlü sönmüyor. </span></p>
<h5><b>‘Diğerini Anlamanın Yegâne Yolu Muhabbet’</b></h5>
<p><b>İçinde bulunduğumuz koşullarda, kaynak sorunu yaşayan STÖ’ler, somut olarak ne yapsınlar? Ne öneriyorsunuz. </b><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Muhabbet; birbirlerini ziyaret etsinler. Çalıştıkları konu dışında, birbirine hayatlarını, gündelik meslelerini anlatsınlar. Tanışsınlar. Kimse kimseyi tanımıyor. Kendimizi diğerine anlatamıyoruz; diğerini de anlamıyoruz. Evde bile aile bireyleri birbirlerini tanımaz oldular, kapı komşusunu tanıyan kalmadı memlekette, hale bak. Hızla unutuyoruz bunu, sivil toplumun özü ilişkilere dayanır, üzerinde kendimizi var ettiğimiz anlam düzlemini ilişkiler ve değerler tutuyor, o ilişkiler kopunca ne olacak? Bilgisayar başında nereye kadar gidebiliriz ki? </span></p>
<p><b>Bu koşullarda ve kutuplaşma ortamında muhabbet edebilmek ne kadar mümkün?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gençlerde bu potansiyel var. Bizim nesil, sürekli bölünerek kendimizi parçanın detaylında tanımlamayı öğrendi. Ama yeni nesil, tersini başarabiliyor. Yeni nesil karşıdakinin ideolojisine bakmıyor. Gençlere bu fırsatı vermek lazım. Biz karşıdakini kendimiz gibi tasarlamak istiyoruz. Bu hastalık hali; bundan kopmamız lazım. Sivillik karşıdakini formatlamadan, onu kendin gibi yapmaya çabalamadan, saygıyla kabul etme erdemini gösterebilmek olmalıdır. Dinlemeyi bilmektir, bakın dinlemeye tahammül demiyorum, ne kadar terbiyesizce bir şey değil mi şu tahammül sözü, oysa biz tahammül bile edemiyoruz. “Onun burada ne işi var?” bitti. Çünkü sen doğrusun, sivilsin, güzelsin… Bu riya ile bir yere gidilir de o gidilen yerden çıkma çıkılmaz.  </span></p>
<h5><b>‘Ayrışmayı ve Parçalanmayı Kışkırtan Dille Sivillikle Olmaz’</b></h5>
<p><b>Son olarak eklemek istediğiniz bir husus var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplumun fon alması konusu çok boyutlu bir konu; neresinden çekerseniz oradan uzar. Uzattığınız yerden konuya bakarsanız, yanıt odur diyebilirsiniz ama bu şekilde peşin hükümlere varmamamız gerekiyor. Tüm boyutları görüp, o boyutlar içindeki karmaşık yapıyı anlamak lazım.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/26/ilke-ve-degerlere-uygun-kullanilan-fonlar-stolerin-sivilligine-zarar-vermez/">&#8216;İlke ve Değerlere Uygun Kullanılan Fonlar STÖ’lerin Sivilliğine Zarar Vermez&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/26/ilke-ve-degerlere-uygun-kullanilan-fonlar-stolerin-sivilligine-zarar-vermez/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de Sivil Toplum Çalışanı Olmak (3)  Sivil Alanda İK Politikalarının Önemi Kavranmadı!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/15/turkiyede-sivil-toplum-calisani-olmak-3-sivil-alanda-ik-politikalarinin-onemi-kavranmadi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jun 2021 14:57:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Betül Selcen Özer]]></category>
		<category><![CDATA[gönülü]]></category>
		<category><![CDATA[Sermin Kağan]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Alan]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[STK İnsan Kaynakları Grubu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'de Sivil Toplum Çalışanı Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[ücretli çalışan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=71472</guid>

					<description><![CDATA[<p>60 bin ücretli çalışanı olduğu tahmin edilen, 122 bin dernek ve 5 binden fazla vakıfla faaliyetlerini yürüten ‘üçüncü sektör’ sivil toplumda, İnsan Kaynakları (İK) birimi olan STK sayısı sadece 20. Sivil alandaki kaynak kısıtları ve İK politikalarının öneminin kavranmaması, STK çalışanlarının hak ve kariyer beklentilerinin karşılanması önünde engel teşkil ediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/15/turkiyede-sivil-toplum-calisani-olmak-3-sivil-alanda-ik-politikalarinin-onemi-kavranmadi/">Türkiye’de Sivil Toplum Çalışanı Olmak (3) &lt;br&gt; Sivil Alanda İK Politikalarının Önemi Kavranmadı!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda proje bazlı faaliyetlerin ivme kazanmasıyla sivil toplumun ‘sektör’ olup olmadığı tartışmaları artarken, bu alanda çalışan ve gönüllülerin yaşadıkları sorunlar ile maruz kaldıkları mağduriyetler sıklıkla gündeme geliyor.  <a href="https://www.sbb.gov.tr/istihdam/" target="_blank" rel="noopener">Güncel rakamlara göre</a>, Türkiye’nin 28 milyonluk kayıtlı istihdam oranı içinde 60 bin civarında olduğu tahmin edilen sivil toplumun ücretli çalışanlarının sorunları, karar alıcıların ve hatta sivil alanın kendi iç gündeminde yer bulamıyor. <a href="https://twitter.com/wkusagi" target="_blank" rel="noopener">Sosyal medyada ifşa yoluyla</a> duyurulan ve mağduriyetlerin yaşandığına ilişkin iddialar, birkaç <a href="https://www.birartibir.org/siyaset/2-uncategorised/1152-sanki-stk-degil-kar-odakli-sirket" target="_blank" rel="noopener">haber içeriğine</a> konu olduktan kısa bir süre sonra unutuluyor.</p>
<p>Oysa, <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/28/fark-edilmesi-guc-bir-siddet-bicimi-mobbing/" target="_blank" rel="noopener">özel sektör ve kamu çalışanların maruz kaldıkları mobbing</a> gibi pek çok sorun, çoğu zaman açıkça dillendirilmese de sivil toplumda da yaşanıyor.</p>
<p><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/yillara-gore-sivil-toplum-calisan-sayilari.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-71474" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/yillara-gore-sivil-toplum-calisan-sayilari-640x473.jpg" alt="Sivil Alanda İK Politikalarının Önemi Kavranmadı!" width="522" height="386" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/yillara-gore-sivil-toplum-calisan-sayilari-640x473.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/yillara-gore-sivil-toplum-calisan-sayilari.jpg 686w" sizes="auto, (max-width: 522px) 100vw, 522px" /></a></p>
<p>Türkiye’de <a href="https://www.siviltoplum.gov.tr/illere-gore-derneklerdeki-calisan-sayilari" target="_blank" rel="noopener">resmi rakamlara göre</a>, 2006’da derneklerde tam zamanlı çalışan sayısı 3.943 iken 2020’de bu rakam 41.189’e; 2006’da yarı zamanlı çalışan sayısı ise 616 iken, 2020’de 4.194’e ulaştı. Yine 2006’da derneklerde proje zamanlı çalışan sayısı 542 iken, 2020’de 32.554’e yükseldi. Artan STK sayısına paralel olarak 2006’da gönüllü çalışan sayısı 1.068 iken bu rakamlar 2020’de 35.979 gönüllü çalışana çıktı. Buna karşın Türkiye’de İK birimi olan STK sayısının 20 civarında olduğu tahmin ediliyor.</p>
<p>Yaklaşık 15 yılda çalışan sayısı görünür oranda artan sivil toplumda, insan kaynaklarının doğru ve ilkeli biçimde düzenlenmesi ve yönetilmesi de özellikle çalışanların iş güvenliği ve çalışma koşulları açısından büyük bir ihtiyaç haline gelmiş oldu. Yine de, sivil toplumda bu konudaki girişimler henüz bu ihtiyaca cevap vermiyor.</p>
<p>Zira, İK birimleri olan 12 STK’nın 2011 yılında kurduğu STK İnsan Kaynakları Grubu, sivil toplumda bu alana katkı sunan yegâne yapı. Ancak, bu alanda cevaplanması gereken ve tartışma konusu olmaya devam eden sorular, çalışan ve gönüllü sayıları gibi artmaya devam ediyor.</p>
<p>Sivil toplumdaki bu tablo, insan kaynakları bakış açısıyla nasıl ele alınabilir? Sivil toplum ve özel sektör, insan kaynakları politikaları açısından karşılaştırılabilir mi? Sivil toplum çalışanları, profesyonel bir İK yaklaşımı ile yönetilmeli mi? Sivil alanda İK politikaları ve çalışan hakları, nasıl şekillenmeli?  Sivil toplumda çalışanların sorunları ve olası mağduriyetleri nasıl çözülebilir?</p>
<p>Türkiye’de Sivil Toplum Çalışanı Olmak yazı dizimizin üçüncüsünde hem STK İnsan Kaynakları Grubu çalışmalarında hem de sivil alanda yöneticilik deneyimi olan Betül Selcen Özer ve Sermin Kağan’la bu sorulara cevap aradık.</p>
<h5><strong>Sivil Toplumda İnsan Kaynakları ve İK Politikaları</strong></h5>
<p>Öncelikle sivil toplumun insan kaynaklarına bakışını değerlendiren Özer ve Kağan, sivil toplum ile özel sektör arasında İK politikalarında asıl farkın uygulamada karşımıza çıktığını belirtiyor. Her iki uzman, STK’ların bu alana kaynak ayıramadığı ve İK’nın önemini kavrayamadıkları düşüncesine sahip.</p>
<p>Sivil alanda 20 yıldan bu yana yönetici, koordinatör gibi sıfatlarla çalışan ve geçen yıla dek Tohum Otizm Vakfı Genel Müdürlüğü’nü yürüten Betül Selcen Özer, üçüncü sektör olarak tanımladığı sivil toplumun, kamu ve özel sektörden pek çok konuda ayrıştığını söylüyor. Özer’e göre, iki sektör arasındaki en önemli fark, sivil alanın kâr amacı gütmemesi. Sivil toplum çalışanlarının ücretler, haklar vb. konulara bakışı ve dert edindiği konuların özel sektör çalışanlarından farklı olduğunu düşünen Özer, <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/26/sivil-toplum-calisanlarinin-gonullu-fedakarliklari-ile-haklari-arasinda-gerilim-var/" target="_blank" rel="noopener">bir önceki yazıda Alper Akyüz’ün</a> de ifade ettiği gibi, STK çalışanların bilinçli bir seçimle bu alanda olmayı tercih ettiğini kaydediyor.</p>
<p>İnsan Kaynakları Direktörü olarak görev yapan Sermin Kağan da bu görüşleri paylaşıyor. Sivil toplum çalışanlarını “içten yanmalı motora” benzetiyor Kağan. “Kendi kendilerini motive etme becerileri çok yüksek olmasına karşın, nihayetinde bir noktada tükeniyorlar.”</p>
<p>Halihazırda Esas Sosyal’in geliştirdiği ve yeni mezun gençlerin STK’larda ücretli çalışmalarını destekleyen <a href="http://www.ilkfirsat.org/tr/hakkimizda/hakkimizda" target="_blank" rel="noopener">İlk Fırsat Programı’nın</a> mentörü olan Sermin Kağan, sivil alanda Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı ve Tohum Otizm Vakfı’nda 20 yıl İK yöneticiliği yapmış bir veren STK’larda seçme yerleştirme, performans değerlendirmede, eğitim ve gelişime, ücretlendirme ve yan haklar gibi tüm İK fonksiyonlarında, özel sektör ile sivil toplum arasında kavramsal bir fark olmadığını söylüyor.</p>
<p>2000’li yılların başından bu yana geliştiğine ve buna paralel olarak çalışan sayısının artmasına karşın Özer, Türkiye’de birçok STK’da İK departmanı ya da pozisyonu olmadığını, olanların bile çok yakın tarihte kurulduğunu hatırlatıyor. İK departmanı olmayan STK’larda bu yükün mali işler departmanlarının omuzladığını kaydeden Özer, sivil toplumda İK’nin lüks olarak görüldüğünü belirtiyor. STK’larda İK birimi açılabilmesi için belli bir çalışan sayısı, belli bir bütçe, belli bir büyüklük beklendiğini kaydeden Özer’e benzer şekilde Kağan, sivil toplumun az kaynakla çok iş yapmaya çalışırken İK birimini önceliklendirmediğini belirtiyor.</p>
<p>Gönüllülerin sürece dahil edilmemesini de önemli bir sorun olarak gören Kağan, sivil toplumda insan kaynaklarının sadece profesyoneller ve iş hukuku kapsamındaki çalışanlarla sınırlı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söylüyor. Kağan genel olarak sivil toplumda İK’nın öneminin kavranmadığı, hatta hem özel sektör hem STK’larda İK birimlerini stratejik ortak olarak gören kurum sayısının az olduğu eleştirisini yapıyor.</p>
<blockquote><p>STK İK Çalışma Grubu, sivil alanda İK politikalarına hız ve ivme kazandırdı.</p></blockquote>
<p>Sivil toplumda İK politikalarına bakışlarını bu şekilde özetleyen Özer ve Kağan, 2011 yılında bazı STK’ların girişimi ile kurulan STK İnsan Kaynakları Grubu’nun alana katkısını öne çıkarıyor. STK İK Çalışma Grubu’nun kurulmasına öncülük eden Kağan, Grubun 2011 yılında 12 STK’nın bir araya gelmesiyle kurulduğunu ve en az 25 çalışan ile İK departmanı olan STK’lardan oluştuğunu söylüyor. Grubun kurucuları arasında TEGV, TEMA, İKSV, Darüşşafaka, YADA, TOG, ÖRAV, TEV, TESEV, AÇEV gibi büyük ölçekli STK’ların yer alıyor. Gruba, daha sonra Sabancı Vakfı, Greenpeace, Maya Vakfı ve TİKAV katıldı.</p>
<p>Kağan, yeni STK’ların katılımıyla faaliyetlerini sürdüren Grubun İK etiği ile hareket ettiğini ve özel sektörde deneyim sahibi yöneticilerin de katkısıyla, sivil alanda İK politikalarına hız ve ivme kazandırdığını vurguluyor. Özer de STK İK Çalışma Grubu sayesinde STK’lar arasındaki bilgi ve deneyim paylaşımı yapıldığını; sivil alanda İK politikalarının belirlenmesi, haklar konusunda belli standartların yakalanması ve korunmasını sağlamak için çok önemli adımlar atıldığını kaydediyor.</p>
<h5><strong><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/yillara-gore-calisan-sayisi-gonullu-maasli-sayisi.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-71475" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/yillara-gore-calisan-sayisi-gonullu-maasli-sayisi-640x485.jpg" alt="Sivil Alanda İK Politikalarının Önemi Kavranmadı!" width="572" height="434" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/yillara-gore-calisan-sayisi-gonullu-maasli-sayisi-640x485.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/yillara-gore-calisan-sayisi-gonullu-maasli-sayisi.jpg 686w" sizes="auto, (max-width: 572px) 100vw, 572px" /></a></strong></h5>
<h5><strong>Varlık Mücadelesinden Geçen Sivil Toplumda Çalışan Hakları </strong></h5>
<p>Sivil toplumun İK yaklaşımını bu şekilde değerlendiren Özer ve Kağan, çalışan hakları konusunda düzenleme yapılması ve İK politikalarının öneminin kavranması ihtiyacını vurguluyorlar.</p>
<p>Betül Selcen Özer, sivil toplumun emek yoğun ve özveriyle çalışılan bir sektör olması nedeniyle, çalışan haklarının ve sorunların açıkça konuşulması gerektiğini düşünüyor. Ancak Özer, sivil toplumun  “tam bir varlık mücadelesinden” geçtiği bu dönemin koşulları ve çalışılan STK’nın gerçeğini bilerek değerlendirme yapmak gerektiğini not ediyor ve ekliyor:  “Bağışlarla ayakta durmaya çalışan bir STK’da ücret politikaları ve yan haklarındaki kıyaslamalarımızı özel sektörü baz alarak yapamayız.”</p>
<p>Sivil toplum çalışanlarının hakları ve çalışma koşullarına yöneticilik kariyerinde öncelik verdiğini ve görev aldığı STK’larda bu hassasiyete uygun bir yapıyı kurma şansını yakaladığını belirten Özer, deneyimleri çerçevesinde yapılması gerekenleri paylaşıyor: Sivil toplumda konuşulmayan bazı kuralların yeniden konuşulması, bazı uygulamaların güncellenmesi ve tüm çalışanlar için geçerli ve onları koruyacak düzenlemeler yapılması gerekiyor. Bu gereklilikle birlikte Özer, kuralları yazılı hale getirmenin, hukuki alt yapı oluşturmanın ve tüm çalışanlar için uygulanabilir kılmanın, STK’lar açısından çok emek yoğun ve uzmanlık gerektirdiğini de not ediyor.</p>
<p>Özel sektör ve sivil toplum çalışanlarının haklarını hukuki boyutla açıklayan Kağan, her iki sektörün aynı mevzuata tabi olmasına karşın, iki sektörü ayıran temel noktanın, sivil alandaki maddi kaynak kısıtları olduğunu söylüyor. Kağan’a göre, kaynak sorunu nedeniyle STK’ların insan kaynağı sınırlı kalıyor. Bu da STK çalışanlarının çalışma saatleri daha uzun ve yoğun olmasında ve nihayetinde yıpranmalarına neden oluyor.</p>
<p>Ücretler açısından her iki sektörü değerlendiren Kağan, 2010’lu yıllarda STK’lar ile özel sektör arasında, piyasa verisi olmadığından, ücret kıyaslaması yapılamazken, STK İnsan Kaynakları Grubu’nun ve diğer çalışmaların katkısıyla sivil alanda ücretler, ücret politikaları ve uygulamaları araştırmaları yapılmaya başlandığını söylüyor. Yıllar içinde STK’larda belli pozisyonların ücret bantlarının özel sektöre yaklaştığını, buna karşın yan haklarda STK’ların özel sektörün hala çok uzağında olduğunu söyleyen Kağan, STK’larda önemli bir istihdam oranını oluşturan proje bazlı STK çalışanlarını, tekrar iş arama, kıdem ve yıllık iznini alamama gibi, sorunlarının göz ardı edilmemesi gerektiğini kaydediyor.</p>
<blockquote><p>STK’larda temel sorun, her STK’da IK departmanı ya da IK yöneticisi olmamasından kaynaklı; çalışanın bu konuda muhatap bulamaması, kendini yalnız ve mağdur hissetmesi.</p></blockquote>
<p>Sivil toplum çalışanlarının haklarının korunması ve mağduriyetlerinin giderilmesi konusunda, İK profesyonellerinin duruşunun, bilgi birikiminin ve yetkinliklerinin önemli olduğunu düşünen Kağan’a göre, STK’larda temel sorun, İK departmanı ya da İK yöneticisi olmamasından kaynaklanıyor. Çalışanın bu alanda muhatap bulamaması nedeniyle, kendini yalnız ve mağdur hissettiğini söyleyen Kağan, çalışan haklarının korunması ve iyileştirilmesi için sivil alanı ilgilendiren kanun ve yönetmeliklerin çok iyi bilinmesi ve hukuki anlamda danışmanlık alınması gerektiğini de düşünüyor.</p>
<p>Kağan tarafından dikkat çekilen bir diğer önemli husus, sivil toplumda STK’ların hiyerarşik olmayan yatay yapılanması ve pozisyonların sınırlı kalması nedeniyle, özel sektördeki gibi bir kariyer haritasının olmaması. Bu da gelecek planları yapamayan STK çalışanlarını mutsuz edebiliyor.</p>
<blockquote><p>Salgın sürecinde STK’ların kaynak ve hareket kısıtı arttı. Bu da insan kaynağı kısıtını daha belirgin hale getirdi.</p></blockquote>
<p>Son olarak pandeminin sivil toplum çalışanları üzerindeki etkisini değerlendiren Özer ve Kağan, iş yapış şekillerinin değişmesinin herkes için zorlayıcı olduğunun altını çiziyor. “Salgın sürecinde STK’ların kaynak ve hareket kısıtı arttı” diyen Kağan, bunun da insan kaynağı kısıtını daha belirgin hale getirdiğini belirtiyor. Bu süreçte pek çok STK’nın uzaktan çalışmaya geçtiğini, bazılarının ise hibrit uygulama yaptıklarını kaydeden Kağan, gündemin tartışma konularını, uzaktan çalışmanın getirdiği iç iletişim sorunları, kısa çalışma ödeneği ve nakdi ücret desteğinden kaynaklanan ücret düşüklüklerinin getirdiği motivasyon düşüklükleri olarak sıralıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/15/turkiyede-sivil-toplum-calisani-olmak-3-sivil-alanda-ik-politikalarinin-onemi-kavranmadi/">Türkiye’de Sivil Toplum Çalışanı Olmak (3) &lt;br&gt; Sivil Alanda İK Politikalarının Önemi Kavranmadı!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Sivil Alan Kapsayıcı ve Geniş Olmalı&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/07/sivil-alan-kapsayici-ve-genis-olmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Emin İlbeyli]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Jun 2021 10:20:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Politik Araştırma Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[İSTANPOL]]></category>
		<category><![CDATA[kutuplaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Seren Selvin Korkmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Alan]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=70762</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Politika Araştırmaları Enstitüsü (İstanPol) Genel Direktörü Seren Selvin Korkmaz, sivil alanın 'yankı odalarına' dönüştüğü tespitini yaparak, "Hâlbuki sivil alan dediğimiz konu hem hak savunuculuğu bazında hem politika üretme konusunda kapsayıcı geniş bir alan olmalı.” diyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/07/sivil-alan-kapsayici-ve-genis-olmali/">&#8220;Sivil Alan Kapsayıcı ve Geniş Olmalı&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe loading="lazy" title="&quot;Sivil Alan Kapsayıcı ve Geniş Olmalı&quot;" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/t9Etpvyop30?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul Politik Araştırma Enstitüsü Genel Direktörü ve siyaset bilimci Seren Selvin Korkmaz ile İstanPol deneyimi üzerinden sivil alanla ilgili mevcut durumu ve nasıl genişleyeceğini konuştuk. Korkmaz&#8217;a göre, sivil alanın genişlemesi yankı odalarından çıkmakla doğrudan ilintili.</span></p>
<p><b>İstanbul Politik Araştırma Enstitüsü (İstanPol) ne tür çalışmalar yapıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İstanPol, 2018 yılında kuruldu ama çalışmalarımız daha eskiye dayanıyor. Ekip olarak yaklaşık 6 yıldır birlikte çalışıyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz demokratikleşme, dış politika, insan ve toplumsal kalkınma alanlarında faaliyet gösteren veri temelli politika önerileri üreten bir kurumuz. İstanPol’in aslında temel derdi Türkiye’nin en temel sorunlarını tespit etmek. İkinci olarak da bu sorunların çözümüne dair politika yapıcılara politika önerileri sunmak. </span></p>
<p><b>İstanPol deneyiminden hareketle sivil alan nasıl genişler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle İstanPol gibi kurumlar sivil toplum ile siyaset arasında bir köprü niteliğinde olabilirler. Yani düşünce kuruluşu dediğimiz kurumlarda odaklandığı konulara göre farklı tercihler olabilir ama İstanPol’in yaptığı iş aslında bir köprü görevi görüyor. Bunun sivil alanla siyasetin arasında bir köprü kurmasının bir önceliği var. Öncelikliği sivil toplum kuruluşlarının sahada doğrudan ilgilendiği konulara dair. Örneğin; göç meselesi, Türkiye’de gençlerin güvencesizliği meselesi, yoksulluk meselesi, vergi adaleti meselesi gibi hak savunuculuğu yapılan konularda İstanPol veri tabanlı araştırmalar yapıyor. Evet, bunun hak savunuculuğunu belki yapmıyor ama hak savunuculuğu yapan kurumlara bilgi üreten bir kurum olarak tanımlayabiliriz. İkincisi ise biz bu bilgileri politika önerilerine döküyoruz. İdeal öneriler değil ama uygulanabilir öneriler yani devlet bütçesini göz önünde bulundurularak veya ilgili kamu kurumlarını belediyelerin bütçelerini göz önünde bulundurarak uygulanabilir politika önerileri var. Biz bu politika önerilerini hazırlarken özellikle belli projeler kapsamında sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin de fikirlerini alıyoruz. Çeşitli siyasal partilere mensup kişilerin de fikirlerini alıyoruz.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de mevcut sisteme baktığımızda temel problemlerden bir tanesi kutuplaşma. Dolayısıyla bu kutuplaşmanın yarattığı ortamda herkes kendisine yakın alanlarda, kendi yankı odalarında sivil toplumla diyalog halinde. Yani ne yazık ki bazen şartlar bazen toplumsal kutuplaşmanın verdiği etkiyle birlikte sivil alan daraldı. Yani herkes kendi sivil alanını oluşturdu. Hâlbuki sivil alan dediğimiz konu bana kalırsa hem hak savunuculuğu bazında hem politika üretme bazında kapsayıcı geniş bir alan olmalı. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;"> Dolayısıyla sivil toplum ile siyaset arasındaki bu alanı bir diyalogla örmeye çalışıyoruz. Bu bazen toplantılar aracılığıyla doğrudan diyaloglar olabilir yani toplantının amacı bu olmasa da temsilcileri bir araya getirebilir. İstanPol, böyle bir diyalog mekanizması ve bunun dışında ise dediğim gibi konunun muhataplarıyla dolaylı olarak iletişim kurabilen bir alan. O yüzden ben bizim yaptığımız bu tarz çalışmaların zenginleşmesinin sivil alanı daha genişleteceğini düşünüyorum. Çünkü Türkiye’de mevcut sisteme baktığımızda temel problemlerden bir tanesi kutuplaşma. Dolayısıyla bu kutuplaşmanın yarattığı ortamda herkes kendisine yakın alanlarda, kendi yankı odalarında sivil toplumla diyalog halinde. Yani ne yazık ki bazen şartlar bazen toplumsal kutuplaşmanın verdiği etkiyle birlikte sivil alan daraldı. Yani herkes kendi sivil alanını oluşturdu. Hâlbuki sivil alan dediğimiz konu bana kalırsa hem hak savunuculuğu bazında hem politika üretme bazında kapsayıcı geniş bir alan olmalı. </span></p>
<p><b>Bu alanı nasıl açabiliriz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bence kutuplaşmayı yaratan konuların tam karşında durarak. Yani kutuplaşmanın karşında bir rol alarak açabiliriz. O yüzden daha kapsayıcı diyalog kuran mekanizmalara hepimizin ihtiyacı var. Ben öncelikle bu şekilde alan açabileceğimizi düşünüyorum.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir konuya daha deyineyim -o da gençlikle ilgili-. Mesela; gençler, kadınlar gibi kendi yolunu buldu. Kadın örgütleri, Türkiye’deki en aktif sivil toplum örgütleridir. Ama bir taraftan da Türkiye’nin bizim raporlarla ortaya koyduğumuz gençlerin güvencesizliği gibi genç işsizliği gibi temel sorunları var. Dolayısıyla bu sorunların da aslında bir şekilde kamuoyunda dikkate alınması, medyanın dikkatini çekmesi bana kalırsa sivil alanda güçlendiren ve tartışmaları açan dolayısıyla sivil alanı açan faaliyetler gibi görüyorum. </span></p>
<p><b>Sivil toplum, yerel yönetimler ve siyaset ilişkisi ile ilgili ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Benim baktığım noktada öncelikle sivil alan ve yerel yönetimlerin aslında çok etkin ve aktif diyalog halinde olması gerekiyor. Çünkü belediyeler, sivil toplumda yürütülen çalışmaların doğrudan uygulayıcısı olabilir hem de onlara kaynak sağlayabilir yani bilgi açısından bir kaynaktan bahsediyorum. Mesela; bizim politika üretimi yapmamız için belediyelerle aktif diyalog halinde olmamız, bizi bir sivil toplumda yer alan kuruluş olarak güçlendirir. Bu diğer kurumlar için de geçerli. Bunun dışında özellikle belediyelerde uygulama alanları olabilecek yani örneğin; bir gençlikle ilgili politika üreten sivil toplum örgütü düşünelim. Onların belediyelerle birlikte aktif çalışması hem sivil alanı rahatlatır ve genişletir hem sivil alan için uygulama ortamı sağlar hem de belediyeleri güçlendirir. Örneğin; gençlerle dans atölyesi yapan gruplar. Bu diyalog ortamı hem kamu kurumlarını güçlendiren bir yapıya sahiptir çünkü katılımcılığı arttırır hem de sivil toplumu güçlendirir.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Siyasette hangi parti olursa olsun Türkiye’nin temel sorunlarına çözüm üretmek isteyen siyasal partilerin asıl sivil toplumdan beslenmesi gereken bir dönemdeyiz çünkü sivil toplum çok üretken ve çalışkan.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Medyayla ilişkileri çok önemli buluyorum çünkü biz yaptığımız faaliyetlerde biraz daha su altında kalmış konuları su yüzüne çıkarıp medyanın ilgisini bu konulara çekmeye çalışıyoruz. Biz ele aldığımız konuyu bütün boyutlarıyla araştıran bir kurum değiliz ama konuya dikkat çekmeye çalışıyoruz. Medyanın da şöyle bir artısı oluyor. Örneğin; biz geçtiğimiz hafta yaşlıların güvencesizliğiyle ilgili bir rapor yayınladık ve bu rapor neredeyse bütün gazetelerde yer aldı. Dolayısıyla medyanın ilgisini çekti. Haliyle bu konularda çalışma yapan hak temelli örgütlerin de daha çok sesini duyurmasına, o konu gündeme geldiği için alan açmış olduk. Yani sivil toplum aslında bu tarz ilişkilerle güçleniyor, genişliyor ve birbirini besliyor diye düşünüyorum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Siyasetle ilişkileri de çok önemli buluyorum çünkü siyasette hangi parti olursa olsun Türkiye’nin temel sorunlarına çözüm üretmek isteyen siyasal partilerin asıl sivil toplumdan beslenmesi gereken bir dönemdeyiz çünkü sivil toplum çok üretken ve çalışkan. Hemen hemen Türkiye’nin bütün sorunlarına dair hem veriler var hem de çözüm önerileri var. Dolayısıyla siyasal partilerle diyalog, aslında bugün de gelecek adına da sorunlara çözüm sağlaması için etkili. O yüzden üç noktadaki diyaloğun ben sivil alanı genişleteceğine aynı zamanda kamusal alanları güçlendireceğine inanıyorum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de önümüzdeki süreçlerde sıklıkla tartıştığımız demokratikleşme meselesinin sivil alanın genişlemesinden bağımsız olmadığını düşünüyorum. Yine bununla ilgili sosyal adalet meselesi de sivil toplum alanının genişlemesiyle ilgili. Yani Türkiye’de sorunlar arttıkça aslında bu sorunların çözümünü bulmak biraz daha sivil toplumun genişlemesiyle ilgili ve bu da politika yapım süreçlerinden bağımsız değil.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/07/sivil-alan-kapsayici-ve-genis-olmali/">&#8220;Sivil Alan Kapsayıcı ve Geniş Olmalı&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
