<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Lütfi Sunar arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/lutfi-sunar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/lutfi-sunar/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 May 2022 11:21:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Lütfi Sunar arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/lutfi-sunar/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Gazeteciler İçin Güvenilir Bir Kaynak: Sosyal Veri Platformu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/05/10/gazeteciler-icin-guvenilir-bir-kaynak-sosyal-veri-platformu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurcan Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 May 2022 07:36:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İLKE Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[İlke Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Lütfi Sunar]]></category>
		<category><![CDATA[Nihayetinde Toplumun Görünümü]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Veri Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=80842</guid>

					<description><![CDATA[<p>İLKE Vakfı, hayata geçirdiği Sosyal Veri Platformu'nu, Mart ayında kullanıma açtı. Türkiye toplumunun ekonomik, sosyal ve kültürel seyrini ortaya koyduklarına dikkat çeken İLKE Vakfı Başkanı Lütfi Sunar, 'Birçok şeyin rakamlarla tartışıldığı dünyada okuruna güncel verilerle farklı bakış açıları sunmak isteyen gazeteciler için Sosyal Veri Platformu önemli bir kaynak. Veriye dayalı analizler ciddi bir ihtiyaç. Veri haberlerini destekleyecek olan bu platform; gazetecinin güncel, güvenilir veriye ulaşma ve veri görselleştirme külfetini büyük ölçüde azaltacaktır.' diyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/05/10/gazeteciler-icin-guvenilir-bir-kaynak-sosyal-veri-platformu/">Gazeteciler İçin Güvenilir Bir Kaynak: Sosyal Veri Platformu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">12 kategori, 76 konu başlığı, 250’den fazla grafikle Türkiye’nin son 10 yılının veri haritasını çıkaran İLKE Vakfı, Sosyal Veri Platformu projesiyle; tüm kurum, kuruluş ve araştırmacılar için adeta bir kılavuz vazifesi üstlenerek kullanabilir bütünlüklü veriler sunuyor. İstatiksel verilerle Türkiye toplumunun son on yılına ait panorama sunan proje, dünya basınında nitelikli haberler ortaya koyulması noktasında önemi kavranan ve Türkiye’de de son yıllarda önemi giderek artan veri haberciliği konusunda gazeteciler için önemli bir kaynak olma niteliği de taşıyor. Türkiye’nin Sosyal Veri Platformu’nu İLKE Vakfı Başkanı Lütfi Sunar ile konuştuk. Sunar, projeyi nasıl hayata geçirdiklerini ve projenin hangi alanlara katkı sunacağını Sivil Sayfalar’a anlattı. </span></p>
<h5><b>&#8216;</b><b>Ortaya Çıkardığımız İş Aynı Zamanda Bir Gelecek Yatırımı&#8217;</b></h5>
<p><b>Sosyal Veri Platformu nasıl bir fayda sağlama hedefiyle yola çıktı? Bu projeyi hayata geçirme amacınız nedir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-80844 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/05/lutfi-sunar.jpg" alt="Lütfi Sunar" width="371" height="247" />Türkiye’de veri odaklı araştırma ve incelemelerin kısıtlı olması filhakika bir sorun. Öte yandan veriye dayalı araştırma yapmak isteyen araştırmacılar ise veri elde etme hususunda ciddi problemlerle karşılaşıyor. Toplumsal meselelere dair bütünlüklü veri elde etmenin oldukça güç olduğu düzlemde istatistiksel verileri, </span><span style="font-weight: 400;">kamu kaynaklarından, yerel sivil toplum kuruluşlarına ve uluslararası kurumlara kadar geniş bir yelpazeden derlemeniz gerekir. Ek olarak elde ettiğiniz veriler çoğu zaman analiz için uygun ve işlevsel de değil. Sizin veriyi sağlıklı analiz edebileceğiniz hale getirmeniz gerekir ki bu da ayrıca bir zaman ve motivasyon gerektirir. Tüm bunlardan hareketle Sosyal Veri Platformu, tek bir kaynakta toplumsal meseleleri bütünlüklü bir şekilde izah etmeyi hedefleyerek biraz önce bahsettiğim sorunlara kalıcı bir çözüm üretme çabasının başarılı bir çıktısıdır. Ortaya çıkardığımız iş aynı zamanda bir gelecek yatırımı. Çünkü güncel veriler sürekli olarak siteye eklenecek ve içerik zenginleşecek. Dolayısıyla yıllar sonra baktığımızda geçmişe dair verilerin tek kaynakta muhafaza edilmiş olması ve bunlara kolaylıkla erişilebilmesi, Türkiye’nin sosyal ve ekonomik seyrini anlamlandırmak ve bu doğrultuda proaktif adımlar atabilmek adına ciddi katkı sunacaktır. Bu açıdan Sosyal Veri Platformu’nun nitelikli araştırmalar için de önemli bir kaynak teşkil edeceğini umut ediyoruz. Geliştirdiğimiz ve geliştirmeye devam edeceğimiz öneriler ile müreffeh bir toplum olmak amacıyla veriye dayalı politika üretilerek geleceğin şekillendirilmesini de ayrıca önemsiyoruz ve istiyoruz.</span></p>
<h5><b>&#8216;</b><b>Türkiye Toplumunun Son On Yılına Ait Panorama&#8217;</b></h5>
<p><b>Bu platformda hangi toplumsal odaklara yönelik grafiklere ve verilere ulaşılabilecek? Bu meselelere odaklanmanızın temel motivasyonu nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle şunu söyleyebilirim ki toplumsal meseleler yekpare ele alınacak ve bir çırpıda genel geçer çözüm önerileri geliştirilecek bir husus değildir. Dolayısıyla farklı toplumsal alanları tüm veçheleriyle veri temelli ele almak bizi hem sorunları tespit etme hem de eğilimler ve geleceği saptama noktasında başarıya ulaştıracaktır. Bizim temel ilkemiz maddi ve sosyal gerçekliği birbirinden azade olarak değerlendirmeden Türkiye toplumunun son on yılına ait panoramayı istatistiksel verilerle gözler önüne sermekti. Bunun önemli bir adım olduğu kanısındayız. </span></p>
<h5><b>&#8217;12 Kategori, 25 Konu Başlığı, 250’den Fazla Grafik Mevcut&#8217; </b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Nihayetinde </span><i><span style="font-weight: 400;">Toplumun Görünümü</span></i><span style="font-weight: 400;"> raporunu ve </span><i><span style="font-weight: 400;">Sosyal Veri</span></i><span style="font-weight: 400;"> Platformu’nu incelediğinizde göreceğiniz gibi on yıllık bir periyod bizlere yaşanan değişimi ve önemli kırımları tespit etme imkanı tanıdı. Biz sosyal analizin ilk aşaması olarak toplumun önemli bileşenleri olan alanları belirlemeye gayret ettik. Burada nüfus, aile ve sosyal gruplar, ekonomi ve finans, iş ve çalışma yaşamı, refah ve eşitsizlikler, eğitim, bilim araştırma ve iletişim, şehirler ve şehirleşme, sağlık sistemi ve salgın, göç, hukuk ve suç, yaşam ve kültür gibi toplam 12 kategori, 25 konu başlığı ve 250’den fazla grafik mevcut. Böylece yetkin ve tutarlı bir analiz ortaya çıktığı inancındayız. Bu meseleleri birbiriyle ilintili olarak ele almak ise bize bütüncül bir bakış sağladı ve durumu etraflıca açıklayan, istifade edilebilir bir içerik sundu.</span></p>
<h5><b>&#8216;Sivil Toplumun Gelecek Faaliyetlerini Besleyecek Önemli Bir Adım&#8217;</b></h5>
<p><b>Sağlanan bu hizmet ile sivil toplum alanında hangi boşluğu doldurmayı hedeflediniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerek sivil toplum kuruluşlarının gerek resmî kurumların güncel veriyi elde etme ve veri temelli analiz yapma açısından eksikliklerinin olduğunu söyleyebiliriz. Sürekli ve tutarlı veri eksikliği geçmişe dair analiz yapmayı ve geleceğe dair çıkarımlarda bulunmayı maalesef pek mümkün kılmıyor. İLKE Vakfı’nın bugüne kadar yaptığı çalışmalara baktığınız zaman, toplumsal meselelere dair bilgi ve strateji üretmeyi ve geleceği aydınlatacak bilgi birikimi oluşturmayı esas alan temel gayeyi ve ciddi bir çabayı görmeniz mümkün. Dolayısıyla esasında bu platform, çalışmalarımızın kuşatıcı muhtevasından esinlenen aynı zamanda sivil toplumun gelecek faaliyetlerini de besleyecek olan önemli bir adım. Sivil toplum kuruluşları, toplum yararını gözeten toplumsal gelişme ve iyileşmeye ivme kazandıran bir yapıdır. Sivil toplum kuruluşlarının faaliyet alanlarının çokluğu, toplum üzerindeki pek çok ihtiyaca cevap verilebilmesi açısından önemlidir. Bu hususta toplumsal ihtiyaçları verilerle tespit etmek ve bu ihtiyaçlara binaen öneriler sunmak sivil toplumun faaliyet alanlarına doğrudan sirayet edecek bir nitelik teşkil eder. Böylece toplumun nabzını tutan bu platform sivil toplum alanında niteliksel bir gelişime de ciddi katkı sağlayacaktır.</span></p>
<h5><b>&#8216;Tüm Kurum, Kuruluş ve Araştırmacılar İçin Adeta Bir Kılavuz&#8217;</b></h5>
<p><b>Bu platformu kimler, hangi amaçla kullanabilecek? Sivil toplum dünyasından özellikle takip etmelerini önerdiğiniz alan çalışanları var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-80845 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/05/lutfi-sunar-1.jpg" alt="Lütfi Sunar" width="398" height="265" />Kurum ve kuruluşlar işlerliklerini sürdürürken kayıt tutarak istatistiksel veri üretirler ve var olan istatistiksel verileri kullanırlar. Burada elde edilen kaydın istatistiksel kullanıma uygunluğuna ayrıca dikkat etmek gerekir. Eğer üretilen ve kullanılan veriler istatistiksel kullanıma uygunsa veri kaynağı olarak kullanılabilir. Bu noktada bizim bütüncül bakış dediğimiz şeyi bir örnekle izah edeyim. Ekonomi alanı; eğitim, sağlık, aile, kültür, göç gibi neredeyse bütün alanları etkileme potansiyeline sahiptir. Dolayısıyla birbiri ile ilişkili alanlara dair de bir bilgi birikimine sahip olmamız bir zorunluluk halini alır. Bu nedenle bütüncül bakış açısı ile hazırlanan bu platform, belirli alanlarda uzmanlaşan ve diğer alanlardan haberdar olmak isteyen tüm kurum, kuruluş ve araştırmacılar için adeta bir kılavuz vazifesi üstlenerek kullanabilir bütünlüklü veriler sunuyor. Bu sebeple platformun, toplumsal alana dair veri temelli analiz yaparak toplumsal gerçekliği anlamak isteyen kurum ve kuruluşların yanı sıra, sadece ekonomik göstergelerle değil sosyal ve kültürel göstergelerle toplumsal olguları ele alarak sağlıklı bir gelecek inşa etmek isteyen politika yapıcılar ve karar vericiler açısından da istifadeli olacağını düşünüyoruz. </span></p>
<h5><b>&#8216;Ulusal ve Uluslararası Güvenilir Veri Kaynakları Taradık&#8217;</b></h5>
<p><b>Verilere nasıl ulaştınız? Veriler kaç yılın istatistik bilgilerini içerecek? Veriler kaç yılın verilerini kapsayacak, süre sınırlaması koyduysanız neden koydunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Belirlediğimiz geniş kategorilerdeki mevcut verileri, TÜİK, OECD, ILO, World Bank, çeşitli bakanlıklar gibi sayısını artırabileceğimiz ulusal ve uluslararası güvenilir veri kaynaklarını tarayarak görselleştirdik. Dağınık, eksik ve işlevsel olmayan verileri bütünlüklü ve analize uygun hale getirdik. Açıkça ifade edebiliriz ki bu oldukça zahmetli bir süreçti. Bunun yanı sıra verilerin neler söylediğini ve hangi bağlamda ele alınması gerektiğini literatüre de dayanarak analiz ettik. Bu sayede verilerden bir görüntü elde etmenin ötesinde görülmesi gereken toplumsal gerçekliği de yansıttık. 2010-2020 yılları arasındaki verileri bir süreklilik içinde analiz ettik ki betimsel bir analizin ötesinde yaşanan değişimi açıklayabilelim anlamlandırabilelim ve geleceğimize yön verebilelim. Analize dahil etmenin ciddi önem arz ettiği bazı alanlarda 2010 yılından daha önceki verileri de analize dahil ettik ancak araştırma kapsamının geniş olması hasebiyle tüm kategorilerde bunu yapmak, verilere erişim sıkıntısı ve bunların işlevsel hale getirilip analiz edilmesi gibi biraz önce bahsettiğim handikapları göz önünde bulundurduğumuzda takdir edeceğiniz üzere oldukça güçtü. Ancak yakın hedeflerimiz arasında birçok alanda daha önceki yılların verilerini de sitemize eklemek var. Bu sitenin gelişimini ve zenginleşmesini de içine alan dinamik bir süreç olacak.</span></p>
<h5><b>&#8216;Gazetecinin Güvenilir Veriye Ulaşma Külfetini Azaltacak&#8217;</b></h5>
<p><b>Türkiye&#8217;de basının ve medyanın veri haberciliği konusundaki içeriklerini nasıl buluyorsunuz? Bu platform veri haberciliği konusunda gazeteciler için iyi bir kaynak teşkil edecek mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-80846 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/05/lutfi-sunar-2-640x426.jpg" alt="Lütfi Sunar" width="421" height="280" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/05/lutfi-sunar-2-640x426.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/05/lutfi-sunar-2.jpg 700w" sizes="(max-width: 421px) 100vw, 421px" />Geleneksel habercilik pratiklerinin dijital platformların gelişimi ile değişime uğradığını hemen hemen hepimiz biliyoruz. Geldiğimiz noktada veri haberciliği aslında gazetecilik müktesebatının ve dijital okur yazarlık becerilerinin bir birleşimi olarak önemi ve işlevselliğini her geçen gün artırmaktadır. Veri haberciliği, veriyi elde etmek, elde edilen veriyi analiz ve teyit etmek, bunu yaparken verileri görselleştirmek ve okura bunları etkili bir şekilde aktarmak gibi çeşitli aşamalar içerir. Türkiye’de medyanın veri haberciliği potansiyeline baktığımız zaman, gazetecilerin kullandıkları araçları ve yetenekleri birlikte değerlendirmek gerekir. Ayrıca veriye dayalı analize olan ilgi ve medyanın mevcut ekonomik politik durumu burada önemli olan bir başka etken. Şeffaf veri eksikliği gerek meslek gerek üniversite eğitimleri noktasında mevcut bazı eksikler alandaki olumsuz emarelerdir. Ancak Türkiye’de geleneksel haber araçlarını kullanma eğiliminin azalması ve çevrimiçi platformlara olan ilginin artması, dijitalleşen düzleme adapte olunduğunu gösteren ve veri haberciliğindeki içerikleri güçlendirmeyi zorunlu bir gereklilik haline getiren bir göstergedir. Birçok şeyin rakamlarla tartışıldığı dünyada okuruna güncel verilerle farklı bakış açıları sunmak isteyen gazeteciler için Sosyal Veri Platformu önemli bir kaynak niteliğindedir. Öte yandan veriyi haberleştirmek ise gazetecilik becerisi ile alakalı bir durumdur. Toplumsal gerçeklik, öznel ve ideolojik anlatılardan meydana gelmez. Bu nedenle veriye dayalı analizler ciddi bir ihtiyaçtır. Veri haberlerini destekleyecek olan bu platform aslında gazetecinin güncel ve güvenilir veriye ulaşma ve veri görselleştirme hususundaki külfetini büyük ölçüde azaltacaktır. Platformda mevcut analiz ve grafiklerin doğrudan çevrimiçi ortamlarda paylaşılabilir olması ise, habere çevrimiçi erişimin her geçen gün arttığı bir düzlemde oldukça işlevseldir.</span></p>
<h5><b>&#8216;Demokratik Toplumlarda Sivil Toplum Kuruluşları Önemli Güç Odaklarıdır&#8217;</b></h5>
<p><b>Türkiye&#8217;de gazetecilerin sivil toplum haberlerine olan ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Medyanın sivil topluma olan ilgisizliğinin sebebi olarak hangi eksiklikleri sıralarsınız? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Medyanın sivil topluma ilgisizliği ifadesini aslında çok sağlıklı bulmadım. Bunu bir kayıtsızlık olarak düşünmek ve dile getirmek bence gerçek sorunları ortaya çıkarmayı güçleştirir. Çünkü medyanın sivil topluma zaman zaman artan ve azalan ilgisi siyaseti de içine alan çetrefilli bir durumdur. Çağdaş demokratik toplumlarda sivil toplum kuruluşları aslında önemli güç odaklarıdır. Türkiye odağında sivil toplumu ele aldığımızda ise karmaşık bir yapı ortaya çıkar ki bu da sivil toplumu çok boyutlu bir biçimde ele almayı gerektirir. Türkiye’de sivil toplumun önemli bileşenlerinden olan mesleki kuruluşlar, hemşeri örgütlenmeleri, dayanışma temelli kuruluşlar medya ile daha sıkı ilişkilere sahiptir. Bununla birlikte medyanın savunuculuk, hak ve düşünce temelli kuruluşlarla mesafesi biraz daha açıktır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Medya, sürece etki ettiği gibi süreçten de etkilenir. 1980’lerin sonuna doğru sivil toplumun devletçi kimlikten sıyrılmaya başlayarak yönünü olması gerektiği gibi topluma döndüğünü ve bu sayede hem nicelik hem nitelik artışı yaşadığını söylemek mümkün. Ancak sivil toplum bugün halen hem devlet aktörlerinin hem siyasilerin etki ve söyleminin gölgesinde kalabiliyor. Sivil toplum, siyaset ve medya üçlüsünde sivil toplumu gölgede bırakan bir yapıdan bahsedersek burada siyaset ve medyaya eleştirel yaklaşmanın yanı sıra özdüşünümsel bir yaklaşımla sivil topluma da dönmek gerekir. Devlet ve siyaset sivil topluma genellikle temkinli yaklaşır ve çeşitli müdahaleler ile sivil toplumun alanını daraltabilir. Baskın devlet yapısının karşısında ise sivil toplumun bir açılım sağlaması beklenemez. </span></p>
<h5><b>&#8216;Medya, Çoğu Zaman Sivil Topluma Tarafsız Bir Şekilde Yaklaşmıyor&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Dolayısıyla sivil toplum, devlet ve çeşitli siyasi mekanizmalarla ilişki kurması ya da kurmaması durumunda yaşayacaklarını sürekli olarak muhakeme eder ve bu da aslında özerkliğini zedeler. Hal böyle iken sivil toplum, devletle bütünleşmesi ya da muhalif bir duruş sergilemesi gibi iki karşıt kutup arasında etkisini yitirebilir ya da amacından uzaklaşabilir. Benzer bir durum siyaset ve sivil toplumda olduğu gibi medya ve sivil toplum arasındaki ilişkide de görülebilir. Medya organları çoğu zaman sivil topluma tarafsız bir şekilde yaklaşmamakta ve iş birliği ile muhalefet arasında odaklarını kaybetmektedirler. Böylesi bir durumda siyaset yapan sivil toplum ve siyasi duruşuna göre sivil topluma yaklaşan bir medya karşımıza çıkar ki en başında ifade ettiğim gibi bunu yalnızca bir ilgisizlik olarak okumak bahsettiğim tüm bu ilişkisellikleri ve eksiklikleri göz ardı etmeye sebep olur.</span></p>
<h5><b>&#8216;Toplumun Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Seyrini Ortaya Koyduk&#8217;</b></h5>
<p><b>Bu proje kapsamında diğer sivil toplum kuruluşları ile dirsek temasınız oldu mu? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplumun görünümü raporu ve Sosyal Veri Platformu’nu geliştirme aşamasında başka sivil toplum kuruluşları ile doğrudan bir temasımız olmadı. Ancak özellikle İLKE Vakfı bünyesinde yer alan Sivil Toplum Akademisi aracılığıyla yaygın ve yoğun bir ilişki ağımız mevcut. Bu ağ vasıtasıyla sivil toplum kuruluşlarının önemli ölçüde veri temelli bir biçimde hareket edemediğini gördük. Bu da bizim Sosyal Veri Platformu’nu geliştirirken ihtiyaç tanımlarını yapmamızı kolaylaştırdı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz hali hazırda var olan istatistiksel veriler ile Türkiye toplumunun ekonomik, sosyal ve kültürel seyrini ortaya koyduk. Ancak konuşma boyunca belirttiğim gibi bu yapılmamış olanı yapmak için ilk ve büyük bir adımdı. Sosyal Veri Platformu’na ilişkin ilk çalışmalara başladığımız günden beri platformun kapsamını sürekli olarak genişletmeyi hedefledik ve bunu peyderpey yapacağız. Bu doğrultuda çeşitli sivil toplum kuruluşlarının araştırmalarına ve bu bağlamda elde ettikleri verilere, yerel ve bölgesel analizlere yer vererek içeriği zenginleştirmek adına bundan sonraki süreçte etkileşimde olmayı planlıyoruz. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/05/10/gazeteciler-icin-guvenilir-bir-kaynak-sosyal-veri-platformu/">Gazeteciler İçin Güvenilir Bir Kaynak: Sosyal Veri Platformu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İLKE Vakfı STK’larda Kurumsal Öz Değerlendirme Modeli&#8217;ni Tanıttı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/08/25/ilke-vakfi-stklarda-kurumsal-oz-degerlendirme-modelini-tanitti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Aug 2021 13:36:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[İlke Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Lütfi Sunar]]></category>
		<category><![CDATA[Nihat Erdoğmuş]]></category>
		<category><![CDATA[STK’larda Kurumsal Öz Değerlendirme Modeli]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Düşünce ve Araştırmalar Merkezi (TODAM)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=73781</guid>

					<description><![CDATA[<p>İLKE İlim Kültür Eğitim Vakfı (İLKE) “STK’larda Kurumsal Öz Değerlendirme Modeli” projesi kapsamında hazırladığı web portalını sivil toplumun kullanımına açtı. Model, STK'ların kendi kurumlarını nesnel bir şekilde değerlendirebilmesine ve bir karne alarak sistemin sunduğu seviye önerilere göre geliştirilmesi gereken alanlarını görebilmesine olanak sağlıyor.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/08/25/ilke-vakfi-stklarda-kurumsal-oz-degerlendirme-modelini-tanitti/">İLKE Vakfı STK’larda Kurumsal Öz Değerlendirme Modeli&#8217;ni Tanıttı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İLKE çatısı altında yer alan Toplumsal Düşünce ve Araştırmalar Merkezi (TODAM), “STK’larda Kurumsal Öz Değerlendirme Modeli&#8217;ni 24 Ağustos 2021&#8217;de kamu ve STK temsilcilerinin katıldığı bir programla hayata geçirdi.</p>
<p>Modelin tanıtım toplantısından ilk söz alan İLKE Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Lütfi Sunar , sadece afet anlarında değil normal zamanlarda da sivil toplumun çok önemli bir toplumsal katkı ortaya koyduğunu vurgularken;  gönüllülük ve hayır mantığı ile yapılan çalışmaların ölçülmemesi yada kurumsallaştırılmaması sorununa dikkat çekti.</p>
<p>Dünyanın birçok yerinde yönetim alanında ortaya çıkan yeni modellerin yeni sistemlerin var olduğunu ve bunların sivil toplum alanına da uygun bir şekilde aktarıldığını dile getiren Sunar, Türkiye&#8217;de hayrı gizleme, hesabını yapmama mantığından sıyrılıp dünyanın büyük problemlerini sivil toplumun sınırlı imkanları ile çözmek için kurumların kapasitelerini geliştirmesi gerektiğinin altını çizdi.</p>
<p>İLKE olarak kendilerinin bir öz değerlendirme sistemi geliştirdiklerini söyleyen Sunar, STK’larda Kurumsal Öz Değerlendirme Modeli ile herkesin kendi kurumunu nesnel bir şekilde sisteme girip değerlendirebildiği ve bir karne alarak sistemin sunduğu seviye önerilerine göre geliştirmesi gereken alanlarını görebildiği bir web sitesi hazırladıklarını ifade etti.</p>
<h5><strong>Model, Kurumu Göstergelerle Bütüncül Olarak Görmeyi Sağlıyor! </strong></h5>
<p>İLKE Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı Nihat Erdoğmuş ise konuşmasında,  2017 yılında İLKE bünyesinde kurdukları Kurumsal Yönetim Akademisi’nde; strateji geliştirme, organizasyon, yönetim süreçleri ve insan kaynağı gibi çeşitli araştırmalar yaparak STK’larda Kurumsal Öz Değerlendirme Modeli&#8217;nin fikri alt yapısını oluşturduklarını anlattı.  Erdoğmuş,  &#8220;STK ve yönetim meselesinde hazırladığımız modelli bir araca benzetirsek, bu öyle bir araç ki göstergeleri oluşturulmuş bütüncül bir şekilde aracı göstergelerden takip edebiliyorsunuz ;  her hangi bir arıza olması durumunda deneme yanılma yoluyla değil, direkt göstergelere bakarak gerekli müdahale ve geliştirmeyi yapabiliyorsunuz.” dedi.</p>
<h5><b><strong>STK’lar İçin Öz Değerlendirme Modeli Web Sitesi Açıldı</strong></b></h5>
<p>STK’larda Kurumsal Öz Değerlendirme Modeli, hazırlanan web sitesi ile kurum ve kuruluşların dijital platformda öz değerlendirmelerini yapma fırsatı sunuyor. Sistem kullanıcılara insan kaynakları yönetiminden-etkinlik yönetimine, gönüllü yönetiminden-denetime kadar kapasite gelişimleri için önemli olan on temel başlıktan her biri için ayrı ayrı ayrıca istenirse bütüncül bir şekilde kurumsal öz değerlendirme imkanı sağlıyor.</p>
<p>Kurumlar soruları cevaplandırarak değerlendirmelerini yaptıktan sonra cevaplandırılan başlıklara ait bir kurum karnesi oluşturuluyor, karne içerisinde kuruma geliştirmesi gereken alanlar için yazılı ve görsel geliştirme önerileri sunuluyor.</p>
<p>STK’larda Kurumsal Öz Değerlendirme Modeli web sitesine <a href="https://www.odm.ilke.org.tr/" target="_blank" rel="noopener"><strong>buradan</strong></a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/08/25/ilke-vakfi-stklarda-kurumsal-oz-degerlendirme-modelini-tanitti/">İLKE Vakfı STK’larda Kurumsal Öz Değerlendirme Modeli&#8217;ni Tanıttı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Civil Society Should Focus on Decision-Making Processes and Information Production!’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/08/03/civil-society-should-focus-on-decision-making-processes-and-information-production/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Aug 2021 10:37:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Civil Pages]]></category>
		<category><![CDATA[Civil Society]]></category>
		<category><![CDATA[İLKE Foundation]]></category>
		<category><![CDATA[Lütfi Sunar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=73189</guid>

					<description><![CDATA[<p>İLKE Foundation Chairman Associate Professor Lütfi Sunar thinks that the presidential system opens up space for civil society as well as expanding the responsibility of civil society. According to Sunar civil society should focus more on decision making processes and information production.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/08/03/civil-society-should-focus-on-decision-making-processes-and-information-production/">‘Civil Society Should Focus on Decision-Making Processes and Information Production!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>What is the aim of the Agenda of Civil Society in Turkey, which you started publishing a few months ago? What feedbacks have you been receiving?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">We think learning from one another is more important in civil society. The aim of the Agenda of Civil Society in Turkey </span><span style="font-weight: 400;">(</span><a href="https://ilke.org.tr/turkiyede-sivil-toplumun-gundemi-nisan-2021"><b>Türkiye’de Sivil Toplumun Gündemi’nin</b></a><span style="font-weight: 400;">) is to create a bulletin where CSOs can announce their projects and their wider operations beyond their direct daily activities. What we’ve understood from the feedbacks received on the guide is that we are not aware of the vitality in civil society.</span></p>
<p><b>Why did you feel the urge to publish the Bulletin on Intellectual Accumulation From The Muslim World</b><b>? </b><b>How are the reactions to this publication?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bulletin on Intellectual Accumulation From The Muslim World (</span><a href="https://ilke.org.tr/musluman-dunyadan-fikri-birikimler-bulteni-ocak-2021"><span style="font-weight: 400;">Müslüman Dünyadan Fikri Birikimler Bülteni</span></a><span style="font-weight: 400;">) came out of this finding: we live in an unequal world and  in an intellectual environment where the Western stands out more. In this bulletin, we focus specifically on the activities of non-profit organizations in the Muslim world. From the reactions to this publication, we’ve understood that everyone knows each other very little. We know little about other Muslim countries, but they know us less. Activities carried out in Turkey reflect less on the world. We are very weak in presenting ourselves in the global world.</span></p>
<p><b>How should be the ideal governance system in the civil field? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">The most important thing that distinguishes civil society organizations from any institution is starting off with a purpose. The most important dimension of a civil society organization after the purpose is its organizational dimension and its resource dimension. Fourth, the public management communication and interaction of CSOs is important. The reason for the existence of an CSO is to communicate with the public, to have the right interaction…</span></p>
<h5><strong>“Presidential System Is A Model That Opens Up Space For Civil Society”</strong></h5>
<p><b>The Presidential Government System claimed that it would make the governance in Turkey more effective and would clear up the unwieldness of the system. Do you think this claim has come true?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">It&#8217;s too early to make an evaluation on this. There are various problems in the implementation and operation of the processes in the presidential system. </span><span style="font-weight: 400;">The political environment in Turkey is positioned on &#8220;winner takes all&#8221;. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">When we look at it from the perspective of the civil society, the presidential system is a model that opens up space for civil society. Since this model clarifies the decision-making processes, it makes it possible for CSOs to put more pressure on the relevant institution, since we now know who made which decision better. This expands the space and responsibility of civil society.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">In the old model, the voice of civil society faded away in the corridors of the General Assembly. Law-making processes were more complex. In the presidential system, you will pressure the President on an implementation issue, and the Assembly for a legislative transformation. In other words, the interlocutors of civil society have been formed. However, civil society needs to change its way of organization in order to be effective in this system.</span></p>
<p><b>How should civil society proceed in the new government system?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Civil society needs to devote more time to producing information as well as to local organization and to public communication.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">There needs to be a transition from a sociologist model that produces social services to a civil society focusing on advocacy and knowledge and expertise production. </span></p>
<p><b>What kind of an approach and mechanism is needed for the effective participation of civil society in the decision making of local governments? What roles do civil society and local governments have?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">In fact, it is much easier for local governments to cooperate with civil society organizations than the central government. In this sense, I think that the support and contributions of municipalities to civil society organizations should be somewhat systematized, they should be recordated as well as being purposeful, targeted and open to competition.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Issue-Oriented Collaborations Should Be Established By Considering the Public Interest! </span></p>
<p><b>What should civil society demand first in a government that’s in negotiation with civil the society? What should they negotiate about? What should civil society do?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">We have to accept that the civil society field is not a pure and innocent field. Business-oriented, issue-oriented consortia are very weak among us. This is how society perceive it: unity until the end. So why are you together with this organization on this issue? Because we think closely with that organization on that subject, we do not think the same, we think closely. We can act together on this. We may be completely opposite to each other in another matter. Organizations and actors that look after the public interest can consider this in an issue-oriented way and can make collaborations. </span></p>
<p><b>Is there a need for a new regulation in the civil field?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Turkey is maybe at the best and the most advanced point that could be reached in terms of civil society organizations legislations. The main problem in Turkey in this field is the implementation problem. We have to deal with the implementation of the existing laws first instead of trying to make new regulations.</span></p>
<p><b>What should be done to create an effective public-civil society dialogue?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">It is necessary to nurture multilateral participation. What I mean by multilateral participation, is not only the participation of larger organizations with the capacity to trigger public opinion, but also the participation of individual citizens, initiatives and non-formal bodies. Multilateral interaction and communication processes create very important opportunities for public actors. The level of legitimacy of a public authority who can achieve this would increase as well as the trust of the society. </span></p>
<p><b>Is there anything else you would like to add?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">This is an important issue: how will we increase the general public benefit as civil society? How would we strengthen the weakest of the society, those who are the most distant from information, communication and from defending their rights? If those who act for others have a louder voice, this indicates that the civil society field is functioning correctly. Civil society exists for others. If others are doing well, we can say that civil society is doing well.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/08/03/civil-society-should-focus-on-decision-making-processes-and-information-production/">‘Civil Society Should Focus on Decision-Making Processes and Information Production!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Sivil Toplum Karar Alma Süreçlerine ve Bilgi Üretmeye Odaklanmalı!&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/12/sivil-toplum-karar-alma-sureclerine-ve-bilgi-uretmeye-odaklanmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jul 2021 10:40:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[İlke Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Lütfi Sunar]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Dünyadan Fikri Birikimler Bülteni]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset ve sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’de Sivil Toplumun Gündemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=72663</guid>

					<description><![CDATA[<p>İLKE Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Doç.Dr. Lütfi Sunar, Başkanlık sisteminin sivil topluma alan açtığını ve sivil toplumun sorumluluğunu genişlettiğini düşünüyor. Sunar’a göre, yeni hükümet sisteminde sivil toplum karar alma süreçlerine ve bilgi üretmeye daha fazla odaklanmalı.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/12/sivil-toplum-karar-alma-sureclerine-ve-bilgi-uretmeye-odaklanmali/">&#8216;Sivil Toplum Karar Alma Süreçlerine ve Bilgi Üretmeye Odaklanmalı!&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe loading="lazy" title="&#039;Sivil Toplum Karar Alma Süreçlerine ve Bilgi Üretmeye Odaklanmalı!&#039;" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/MCROULakeVs?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><strong>Birkaç ay önce yayınlamaya başladığınız Türkiye’de Sivil Toplumun Gündemi’nin çıkış amacı nedir? Nasıl geri dönüşler alıyorsunuz? </strong></p>
<p>Sivil toplumda birbirinden öğrenmenin önemli olduğunu düşünüyoruz.  <a href="https://ilke.org.tr/turkiyede-sivil-toplumun-gundemi-nisan-2021"><strong>Türkiye’de Sivil Toplumun Gündemi’nin</strong></a> amacı, doğrudan STK’ların günlük faaliyetlerinden öte, projelerini ve geniş çaplı hayata geçirdikleri faaliyetlerini duyurabilecekleri bir bülten oluşturmak. Rehbere gelen geri dönüşlerden şunu anladık: biz sivil toplumdaki canlılığın farkında değiliz.</p>
<p><strong>Müslüman Dünyadan Fikri Birikimler Bülteni’ni çıkarmaya neden ihtiyaç duydunuz? Bu yayına gelen tepkiler nasıl? </strong></p>
<p><a href="https://ilke.org.tr/musluman-dunyadan-fikri-birikimler-bulteni-ocak-2021">Müslüman Dünyadan Fikri Birikimler Bülteni</a>, şu tespitten ortaya çıktı: eşitsiz bir dünyada, Batılı olanın daha fazla öne çıktığı bir fikri ortamda yaşıyoruz. Bu bültende, Müslüman dünyada özellikle sivil kuruluşların, daha doğrusu kâr amacı gütmeyen kuruluşların gerçekleştirdiği aktivitelere odaklanıyoruz. Bu yayına gelen tepkilerden şunu anladık; herkes birbirini çok az tanıyor. Biz diğer Müslüman ülkeleri az tanıyoruz ama onlar bizi daha az tanıyorlar. Türkiye’den yapılan faaliyetler dünyaya daha az yansıyor. Biz, küresel dünyada kendimizi sunmada çok zayıfız.</p>
<p><strong>Sivil alanda ideal bir yönetim sistemi nasıl olmalı? </strong></p>
<p>STK’ları herhangi bir kuruluştan ayıran en önemli husus bir gayeye matuf olarak başlamış olmasıdır. Bir STK’nın amacından sonra, örgütlenme ve kaynak boyutu önemlidir. Dördüncü olarak, STK’ların kamuoyu yönetimi iletişimi ve etkileşimi önemlidir. Bir STK’nın varlık sebebi, kamuoyu ile iletişim kurmak, doğru etkileşim kurmak…</p>
<h5><strong>“Başkanlık Sistemi, Sivil Topluma Alan Açan Bir Model” </strong></h5>
<p><strong>Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi’nin Türkiye’de yönetimi daha etkili kılacağı ve sistemi hantallıklarını çözeceği iddiasını taşıyordu, sizce bu iddia gerçekleşti mi?</strong></p>
<p>Bu konuda değerlendirme yapmak için henüz erken. Başkanlık sisteminde uygulamada ve süreçleri işletmede çeşitli sorunlar var. Türkiye’de siyasal ortam, “kazanan her şeyi alır” üzerine konumlandırılmış vaziyette.</p>
<p>Sivil toplum açısından baktığımızda Başkanlık sistemi, sivil topluma alan açan bir model. Bu model, karar alma süreçlerini netleştirdiği için, hangi kararı kimin verdiğini daha iyi bildiğimizden, ilgili kurum üzerinden STK’ların daha fazla baskı yapması mümkün oluyor. Bu da sivil toplum alanını ve sorumluluğunu da genişletiyor.</p>
<p>Eski modelde sivil toplumun sesi Meclis koridorlarında kayboluyordu. Yasa yapma süreçleri daha karmaşıktı. Başkanlık sisteminde, uygulama ile ilgili bir konuda Başkana baskı yapacaksınız; yasama ile ilgili bir değişiklik için ise Meclise baskı yapacaksınız. Yani sivil toplumun muhatapları şekillenmiş vaziyette. Ancak bu sistemde etkili olabilmesi için sivil toplumun örgütlenmesini değiştirmesi gerekiyor.</p>
<blockquote><p>Sosyal hizmet üreten, cemiyetçi modelden, karar alma süreçlerine odaklanan bir sivil topluma geçiş olması gerekiyor.</p></blockquote>
<p><strong>Sivil toplum yeni hükümet sisteminde nasıl bir yol izlemeli? </strong></p>
<p>Sivil toplumun bilgi üretmeye daha çok vakit ayırması; lokal örgütlenmeye, kamuoyu iletişimine daha fazla vakit ayırması gerekiyor. Sosyal hizmet üreten, cemiyetçi modelden, karar alma süreçlerine odaklanan, savunuculuk ve bilgi üretme, uzmanlık üretmeye odaklı bir sivil topluma geçiş olması gerekiyor.</p>
<p><strong>Yerel yönetimlerde sivil toplumun karara etkin katılımı için nasıl bir yaklaşıma ve mekanizmaya ihtiyaç var? Sivil topluma ve yerel yönetimlere nasıl roller düşüyor? </strong></p>
<p>Aslında yerel yönetimlerin STK’larla işbirliği yapması, merkezi yönetimden çok daha kolay. Belediyelerin, STK’lara destek ve katkılarının biraz daha sistematik hale getirilmesi; biraz daha kayıtlı, amaçlı, hedefli, rekabete açık hale getirilmesi gerekiyor.</p>
<h5><strong>Kamu Faydasını Gözeterek Mesele Odaklı İş Birlikleri Kurulmalı!</strong></h5>
<p><strong>Sivil toplumla müzakere halinde bir yönetimde, sivil toplum öncelikle ne talep etmeli? Neleri müzakere etmeli? Sivil toplum ne yapmalı?  </strong></p>
<p>Sivil toplum alanının pür, saf, masum bir alan olmadığını kabul etmemiz gerekiyor. İş odaklı, mesele odaklı konsorsiyumlar bizde çok zayıf. Toplumda şöyle algılanıyor: ölümüne birlik. “Şu konuda şu kuruluşla niye bir aradasınız?” Çünkü o konuda o kurumla yakın düşünüyoruz ama aynı düşünmüyoruz.  Başka bir konuda, o kurumla birbirimizden tamamen zıt düşünebiliriz. Bu yaklaşımla, kamu faydasını gözeten kuruluş ve aktörler, mesele odaklı düşünebilir ve iş birlikleri kurabilirler.</p>
<p><strong>Sivil alanda yeni bir düzenleme ihtiyacı var mı? </strong></p>
<p>Türkiye sivil toplum mevzuatı açısından şu anda gelinebilecek en ileri noktalarda bulunuyor. Türkiye’de bu husustaki sorun, uygulama sorunu. Bu nedenle, yeni düzenlemeler çıkarmaya çabalamak yerine, önce mevcut yasaların uygulanması ile uğraşmamız gerekiyor.</p>
<blockquote><p>Sivil toplum başkaları için vardır. “Başkalarının durumu iyiyse, sivil toplumun da durumu iyidir.</p></blockquote>
<p><strong>Etkili bir kamu-sivil toplum diyaloğunu oluşturmak için ne yapılmalı? </strong></p>
<p>Çok taraflı katılımı beslememiz gerekiyor. Çok taraflı katılımla kastım, sadece kamuoyunu harekete geçirecek kuruluşların değil, tekil olarak vatandaşların, inisiyatiflerin, formel olmayan oluşumların da katılımının sağlanması. Çok taraflı iletişim ve etkileşim süreçlerini işletmek, kamu aktörleri için çok önemli imkanlar doğuruyor. Bunu yapan kamu otoritesinin meşruiyet düzeyi çok yükselir, toplumda güven artar.</p>
<p><strong>Eklemek istediğiniz başka bir husus var mı?  </strong></p>
<p>Şu önemli bir sorun: biz sivil toplum olarak genel kamu faydasını nasıl artıracağız? Toplumun en zayıfları, en güçsüzleri, bilgiye, iletişime ve kendi haklarını savunmaya en uzak olanları, nasıl güçlendiririz? Başkaları için çalışanların gücü ve sesi daha fazla çıkıyorsa, bu sivil toplum alanının doğru işlediğini gösterir. Sivil toplum başkaları için vardır. “Başkalarının durumu iyiyse, sivil toplumun da durumu iyidir” diyebiliriz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/12/sivil-toplum-karar-alma-sureclerine-ve-bilgi-uretmeye-odaklanmali/">&#8216;Sivil Toplum Karar Alma Süreçlerine ve Bilgi Üretmeye Odaklanmalı!&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pandeminin Sosyal Etkileri, Aşılamaya Karşı Kararsızlık ve Şüphe</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/19/pandeminin-sosyal-etkileri-asilamaya-karsi-kararsizlik-ve-suphe/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Jan 2021 11:09:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[Lütfi Sunar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Yapı Araştırmaları Programı (TYAP)]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’de Toplumsal Yapı ve Değerler Araştırması”]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=64208</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Medeniyet Üniversitesi Toplumsal Yapı Araştırmaları Programı (TYAP) kapsamında Sosyoloji Bölümünden Doç. Dr. Lütfi Sunar’ın yürütücülüğünde, Covid-19’un sosyal etkileri ile Covid-19 aşısı hakkında toplumun yaklaşımları belirlendi. 12 ilde bin 17 (1017) kişiyle gerçekleştirilen araştırma sonuçlarına göre, pandemide artan gelecek kaygısı insanların kendini daha az güvende hissetmesine neden olurken, aşılamaya karşı kararsız olan çoğunluk ve Çin aşısına karşı şüpheli bir yaklaşım söz konusu. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/19/pandeminin-sosyal-etkileri-asilamaya-karsi-kararsizlik-ve-suphe/">Pandeminin Sosyal Etkileri, Aşılamaya Karşı Kararsızlık ve Şüphe</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ARGETUS Araştırma Şirketinin gerçekleştirdiği, Doç. Dr. Lütfi Sunar ve Prof. Dr. Yunus Kaya’nın yürütücüsü olduğu gerçekleştirilen araştırma kapsamında “Pandeminin Sosyal Etkileri ve Toplumun Aşı ile İlgili Yaklaşımları” raporu ile Covid-19’un sosyal etkileri ve aşıya dair toplumun algısı analiz edildi.</p>
<p><strong>12 ilde 1017 kişiyle</strong> yüz yüze görüşme tekniği ile yapılan araştırma, salgındaki sosyal ilişkilerin ve gündelik yaşamın kapsamlı bir fotoğrafını çekiyor. Son zamanlarda yoğunlaşan aşı tartışmalarına da ışık tutacak şekilde, araştırma kapsamında bireylerin aşılamaya yönelik düşünceleri ve aşı tercihleri de soruldu. Türkiye’de farklı meslek, yaş grubu, eğitim düzeyine göre farklılıkları yansıtacak şekilde bir örneklem seçilerek gerçekleştirilen araştırmada, salgının sosyal hayat üzerindeki etkisini görmek mümkün oldu. Araştırmayla birlikte Covid-19’un etkisini farklı toplumsal bileşenlere göre analiz etme imkânı ortaya çıktı.</p>
<p>Araştırmanın öne çıkan temel bulguları şunlar:</p>
<ul>
<li>Toplumun % 75,7’si Kovid-19 salgın döneminde “Ailemin değerini daha fazla anladım.”,</li>
<li>% 70,1’i “Geleceğe yönelik kaygılarım öncekine göre çok arttı.”,</li>
<li>% 61,5’i ise “Kendimi artık daha az güvende hissediyorum.” diyor.</li>
<li>Büyük çoğunluk aşı olma konusunda kararsız ve Çin aşısına şüpheyle bakılıyor.</li>
</ul>
<h5><strong>Aşılamaya Karşı Kararsızlık</strong></h5>
<p>Analiz raporunda Türkiye’de aşılamaya karşı farklı eğilimler tespit edildi.</p>
<p>Kovid-19 aşısı olmak konusunda, toplumun;</p>
<ul>
<li>%16,5’i “Hemen aşı olmak istiyorum.”,</li>
<li>% 26,0’sı “Aşının etkisi kanıtlandıktan sonra aşı olmak istiyorum.”,</li>
<li>% 24,6’sı ise “Aşı olmayı hiç düşünmüyorum.” diyor.</li>
</ul>
<p>Aşı olmayacağını söyleyenlerin, görüşülenlerin dörtte biri kadar olması, uygun bir iletişim ve bilgilendirme ile aşıya yönelik şüphelerin giderilebileceğini gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Pandeminin-Sosyal-Etkileri-ve-Toplumun-Asi-ile-Ilgili-Yaklasimlar.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-64213" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Pandeminin-Sosyal-Etkileri-ve-Toplumun-Asi-ile-Ilgili-Yaklasimlar-640x450.jpg" alt="Pandeminin Sosyal Etkileri ve Toplumun Aşı ile İlgili Yaklaşımları " width="334" height="235" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Pandeminin-Sosyal-Etkileri-ve-Toplumun-Asi-ile-Ilgili-Yaklasimlar-640x450.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Pandeminin-Sosyal-Etkileri-ve-Toplumun-Asi-ile-Ilgili-Yaklasimlar.jpg 668w" sizes="auto, (max-width: 334px) 100vw, 334px" /></a></p>
<h5><strong>Çin Aşısına Karşı Şüphe: Sadece % 2,8 Sinovac Aşısını Tercih Ediyor </strong></h5>
<p>Katılımcılara, tercih hakkı verilirse hangi aşıyı olmak istedikleri de soruldu. Buna göre aşı olmayacağını beyan edenleri de kattığımızda:</p>
<ul>
<li>Araştırmaya katılanların %47’sinin aşılarla ilgili bir fikri veya tercihi yok.</li>
<li>Tercih şansı olsa katılımcıların %33,2’sinin Türkiye&#8217;nin geliştireceği yerli aşıyı</li>
<li>%13,7’si Almanya ve ABD menşeli Biontech-Pfizer aşısını,</li>
<li>Halihazırda Türkiye’de kullanılmaya başlanan ve Çin’in geliştirdiği Sinovac aşısının ise araştırmaya katılanların sadece %2,8’i tarafından,</li>
<li>Rusya menşeli Sputnik, ABD’de geliştirilen Moderna ve İngiltere’de Oxford ve Astra Zeneca tarafından geliştirilen aşı ise sadece %3,3’ü   tarafından tercih ediliyor.</li>
</ul>
<p>Sonuçlar birlikte düşünüldüğünde, aşılamaya karşı oluşan şüphe ve çekincenin kaynağının tercih edilen aşının menşei olduğu; yerli aşının uzun vadede geliştirilebilecek olmasının toplumun endişesinde etkili olduğu tespit edildi.</p>
<p><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/TYAP-guvensizlik.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-64214" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/TYAP-guvensizlik-640x447.jpg" alt="Pandeminin Sosyal Etkileri ve Toplumun Aşı ile İlgili Yaklaşımları " width="376" height="263" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/TYAP-guvensizlik-640x447.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/TYAP-guvensizlik.jpg 740w" sizes="auto, (max-width: 376px) 100vw, 376px" /></a></p>
<h5><strong>Geleceğe Yönelik Güven Azaldı, Kaygılar Arttı  </strong></h5>
<p>Araştırmada pandeminin aileyi, sosyal ilişkileri ve hanelerin sosyo-ekonomik durumunu olumsuz etkilediği; salgının gelecek kaygısını arttırıp güvende olma hissini zayıflattığı bulgusuna ulaşıldı.</p>
<ul>
<li>Araştırmaya katılanların %70,1’i geleceğe yönelik kaygılarının öncekine göre çok arttığını;  katılımcıların % 61,5’i kendisini artık daha az güvende hissettiğini,</li>
<li> %12,8’i ise bu durumla başa çıkabilmek için profesyonel psikolojik destek almayı düşündüğünü ifade ediyor.</li>
<li>Süreçteki ekonomik ve sosyal kayıplar nedeniyle artan kaygı ve güven, araştırmaya katılanların %34,2’si işini kaybetme riski yaşadığını belirtmesiyle daha net anlaşılıyor.</li>
<li>Hali hazırda işsizler ve işini kaybetmiş olanlarla birlikte düşünüldüğünde toplumun % 60’ının salgınla birlikte iş ve gelecek kaygısı yaşamaya başladığı görülüyor.</li>
</ul>
<h5><strong>Sosyal İlişkiler Zayıfladı Teknolojik Yeniliklere İlgi Arttı</strong></h5>
<p>Araştırmada pandeminin bireylerin sosyal ilişkilerinin önemli ölçüde etkilendiği görülüyor. fazla anladığını söylüyor.</p>
<ul>
<li>Katılımcıların  %24,4’ü Covid-19 salgını sürecinde &#8220;aile içi iletişimim zayıfladı&#8221;;</li>
<li>%75,7’si de bu süreçte &#8220;ailemin değerini daha fazla anladım&#8221; diyor.</li>
</ul>
<blockquote><p>Salgının aile yapısı ve ilişkileri üzerinde kalıcı etkiler bırakacağı, başka pek çok araştırma gibi bu araştırmada da ortaya çıkıyor.</p></blockquote>
<p>Pandemide uzun süren kapanmalar, uzaktan çalışma ve eğitim, kısıtlamalar ve fiziksel mesafeye dayalı oluşan sosyal mesafe, bireylerin gündelik sosyal ilişkilerini ve sosyalleşme örüntülerini bu süreçte ciddi bir biçimde etkiliyor.</p>
<ul>
<li> Katılımcıların % 51,2’si bu süreçte arkadaşlarının değerini daha fazla anladığını;</li>
<li>%41,7’si sosyal çevresinden uzaklaşmanın kendisine iyi geldiğini düşünüyor.</li>
<li>%39’u da sosyal çevresinden uzaklaşmanın kendisine iyi geldiğini düşünmüyor.</li>
<li>Pandemide bireylerin teknoloji ile ilişkilerinin değiştiğini gösteren veriler bu araştırmada da var.</li>
<li>Araştırmaya katılanların %49,7’si teknolojik yeniliklere daha açık hale geldiğini söylüyor.</li>
</ul>
<p>Araştırmanın tüm sonuçları birlikte değerlendirildiğinde, aile içi ilişkilerin ve sosyal hayatın salgın sürecince çok önemli ölçüde sarsıldığını ve değişim seyri içerisinde olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Araştırma kapsamında yapılan detaylı analizlere ve ayrıntılara rapora <a href="https://tyap.net/asianaliz" target="_blank" rel="noopener">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/19/pandeminin-sosyal-etkileri-asilamaya-karsi-kararsizlik-ve-suphe/">Pandeminin Sosyal Etkileri, Aşılamaya Karşı Kararsızlık ve Şüphe</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Salgın Eşitsizlikleri Büyütüyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/29/salgin-esitsizlikleri-buyutuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2020 08:20:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Cavidan Soykan]]></category>
		<category><![CDATA[Ertan Karabıyık]]></category>
		<category><![CDATA[Evren Balta]]></category>
		<category><![CDATA[Lütfi Sunar]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal eşitsizlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=53173</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hüsnü Özyeğin Üniversitesi’nden Evren Balta, virüsün yol açtığı ölümlerde toplumsal eşitsizlik ve kırılganlıkların ön planda olduğunu vurgularken, İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nden Lütfi Sunar, yaşanan sürecin toplumun yoksul ve güvencesiz kesimleri için özel bir dikkatle değerlendirilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Akademisyen Cavidan Soykan, korunmadan, izolasyon süreçlerine kadar ‘sınıfsal’ ayrımların salgınla birlikte görünür olduğunu belirtirken, Kalkınma Atölyesi’nden Ertan Karabıyık da salgının eşitsizlikleri ‘turnosol kağıdı’ gibi görünür kıldığını vurguluyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/29/salgin-esitsizlikleri-buyutuyor/">Salgın Eşitsizlikleri Büyütüyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Lütfi Sunar, Toplumsal Yapı Araştırmaları Programı’nının </span><a href="https://tyap.net/korona-analizleri"><span style="font-weight: 400;">‘hayat için sosyoloji’</span></a><span style="font-weight: 400;"> başlığıyla yayınladığı korona analizlerinde,  salgınla mücadelede ilk eşik olan </span><a href="https://tyap.net/sgmi"><span style="font-weight: 400;">‘eşitsizlikler’</span></a><span style="font-weight: 400;"> konusunu gündeme getiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-53175 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/lutfi-sunar.jpg" alt="Lütfi Sunar" width="289" height="289" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/lutfi-sunar.jpg 429w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/lutfi-sunar-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 289px) 100vw, 289px" />İnsanların biyolojik olarak hastalıklara eşit açıklıkta veya dayanıklı olmadıkları gibi sosyoekonomik nedenlerle de sağlığını koruma, evde kalma, izolasyon, tedavi ve rehabilitasyon anlamında eşit fırsatlara sahip olmadıklarını belirten Sunar, “Bugün ilk aşamada uygulanan evde kalma gibi tedbirler özellikle sabit gelirli ve iş garantisi olan orta sınıflar için anlamlı görünse de salgının çok sayıda esnafın zora girmesine, işçilerin işini kaybetmesine ve düzensiz işlerde çalışanların gelirlerinden bütünüyle mahrum kalmalarına yol açacağı görülüyor. Sosyoekonomik eşitsizlikler farklı kesimler için sağlığa erişimi ve hastalığa yakalanma ihtimalini çok ciddi bir biçimde etkilediği gibi salgın sürecinde bu döngü katlanarak artacak.” diye belirtiyor. Sunar’a göre, sorunun aşılabilmesi için öncelikle eşitsizliklerin oluşumunun ve kaynağının farkında olmak ve  eşitsizliklerin salgından daha kapsamlı sorunlar oluşturduğunu görmek gerekiyor.</span></p>
<p><b>“Yayılma Dinamikleri Eşitsizlikler Üzerinden İlerliyor”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-53177 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/evren-balta.jpg" alt="Evren Balta" width="340" height="340" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/evren-balta.jpg 340w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/evren-balta-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 340px) 100vw, 340px" />Virüsün yayılma dinamiklerine bakıldığında yoğun yerleşimin olduğu büyük kentlerde salgının daha fazla olduğunun görüldüğünü belirten Evren Balta, “Büyük kentlerin her tarafı eşit değil. İnsanların çalışmak için evden çıkmak zorunda olduğu yerler, işçilerin yoğun olarak yaşadığı, daha yoksul nüfusun yoğun olduğu bölgelerde salgının arttığını görüyoruz.” diyor. Bu kesimlerin yaşama ve beslenme açısından bağışıklık sistemlerinin daha düşük olduğunu da vurgulayan Balta, “Virüsün en büyük etki dinamiği sınıfsal eşitsizliklerle şekilleniyor. Kimi yerlerde kent yoksulluğunun ırkla ya da göçmenlikle üst üste geldiğini söylemek de mümkün. Örneğin Amerika’da virüsten  ölenler arasında siyahların sayısının daha fazla olmasının temel nedeni yoksulluğun ırkla birleşmiş olması, siyahların daha yoksul olması.” Dedi. Balta, virüsün potansiyel olarak herkesi etkilediğini ancak ölüm olanlarının ve salgının artış hızının yüksek olduğu yerlere bakıldığında toplumsal eşitsizliklerinin ve kırılganlıklarının ön plana çok çıktığını vurguluyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“</span><b>Sağlık Önlemleri Herkesi Değil Sağlıklı Olanı Kapsıyor”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-53178 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/cavidansoykan.jpg" alt="Cavidan Soykan" width="275" height="273" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/cavidansoykan.jpg 476w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/cavidansoykan-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 275px) 100vw, 275px" />Virüsten korunmak için gerekli malzemelere erişimin bile eşit olmadığını belirten Cavidan Soykan, ‘evde kalabilmenin’ de herkes için eşit olmadığına vurgu yaparak, “Sokağa çıkmadan da bir gelir elde edenler, evden işlerini yürütebilen orta üst sınıf, evden çalışmalarına izin verilen beyaz yakalılar gibi&#8230; Evlerinden çıkmadan çeşitli yollarla sanal alışverişe gücü yetenler, diğer bir deyişle interneti ve bu imkanı kullanmaya izin veren bir teknolojik aygıtı olanlar. Boşuna internet bir insan hakkı olarak tanınmalı tartışmaları yapılmadı yıllardır. Tam da bugünler içinmiş. Eğitim hakkına erişim için bile en basitinden bir televizyona ihtiyaç var devlet okullarında okuyan çocuklar için. Herkesin evinde bu imkanların olduğunu varsayan bir sistem ile karşı karşıyayız. Ama aslında gündelik hayatın sürdürülebilmesi için çalışmak zorunda olanların evde kalması mümkün değil. Bu konuda da ilk başı sağlık çalışanları çekiyor ve ne yazık ki onlardan da kayıplar verdik. Sonrasında ilk aklıma gelenler, isyan eden kargocular, market çalışanları, temizlik işçileri, belediye çalışanları, özellikle de şoförler, üretime hiç ara vermeden devam eden fabrikalarda hasta da olsa çalışmak zorunda olanlar ve en kötüsü de hizmet sektöründe çalışıp, işten atılan veya ücretsiz izne yollanan on binler belki de yüz binler var karşımızda&#8230;” diyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Salgından korunmada bağışıklık sisteminin güçlü olması gerekliliği ve bunun için de yeterli, dengeli beslenme ve iyi uykunun önerildiğini hatırlatan Soykan, “Türkiye koşullarında asgari ücretli birinin ve geçimini sağladığı ailesinin yeterli ve dengeli besleniyor olması imkansız. Her şeyden önce ilaçsız, hormonsuz ve sağlıklı gıdaya ulaşmak gerçekten ciddi bir çaba gerektiriyor. Ben kronik hastalığımı yenmek için bir süredir üreticiden aracısız sağlıklı sebze ve meyve almaya çalışıyorum ama bu cidden orta halli bir aile için çok sürdürülebilir bir durum değil. Yaptığım işlerden kazandığım tüm parayı gıdaya harcıyorum desem yanlış olmaz. Bu sorunun sosyo-ekonomik boyutu. Bir de tabii, sağlıklı olanlar için alınan önlemlere dahil edilmeyen ve yapılan uyarılarla yerilen, aşağılanan yaşlılar, engelliler ve kronik sağlık sorunu olanlar var. Bütün kamu spotları sağlıklı insana göre düzenlenmiş. Biz kronik hastalığı olanlar ne yapalım peki? Ya da ilk günlerde çeşitli zorbalıklara maruz bırakılan yaşlılar ne yapsın? Zaten virüsü kaparsak ölecekmişiz gibi kurulan bu ayrımcı dil ve söyleme kulaklarımızı mı tıkayalım? Pandemi açık açık şu anda uygulanan sağlık önlemlerinin aslında herkesi değil, &#8216;sağlıklı&#8217; olanı kapsadığını gösterdi.” Diyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Soykan virüsten korunmak için izolasyon, tedaviye erişim ve rehabilitasyon alanında da eşitsizlikler yaşandığını kaydederek, “Tedaviye erişimde testlerin paralı yapılıyor oluşu zaten ilk başta çok açık bir ayrımcılık yarattı sınıfsal anlamda. En ufak bir şüphe duyan, gidip parasını ödeyip testini yaptırabildi. Her gün sokakta olup, çalışmak zorunda olanların ilk önce test edilmesi ve pozitif vakaların ücretli izne çıkarılması gerekirdi. Şimdi farklı farklı işyerlerinden, fabrikalardan, idari gözetimde tutulan mültecilerden, hapishane personelinden pozitif vakaların olduğunu duyuyoruz. Bunların iyi bir planlama ile çok rahat önüne geçilebilirdi.&#8221;</span><span style="font-weight: 400;"> dedi.</span></p>
<p><b>“Aynı Gemideyiz Diskuru Geçerli Değil”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-53179 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ertankarabiyik.jpg" alt="Ertan Karabıyık" width="265" height="265" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ertankarabiyik.jpg 500w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ertankarabiyik-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 265px) 100vw, 265px" />Sadece Koronavirüs salgınının değil diğer afetlerin de herkesi eşit etkilemediğini vurgulayan Ertan Karabıyık, bunun Adana’dan geçtiğimiz aylarda yaşanan sel felaketinde de yaşandığını hatırlatıyor.  Selde açık arazilerde çadırda yaşayanların daha çok etkilendiğini belirten Karabıyık, “Pandemiyle ilgili ilk başta iki ana ayrım var. Evde kalanlarla, kalamayanlar. Evde kalanların arasında işini kaybetmeyenler, parası olanlar, tasarrufu olanlar çok fazla etkilenmediler. Ama evde kalınca işinden olanlar, gelirlerini kaybedenler gerçekten çok etkilendi. Evde kalamayanlara baktığımızda onların işlerinin daha zor olduğunu görüyoruz. O yüzden ‘aynı gemideyiz’ hikayesi ‘hepimizi eşitledi’ söylemi diskuru maalesef geçerli değil.&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Salgının toplumun alt kesimlerindekileri, yoksulları daha da yoksullaştırdığını vurgulayan Karabıyık, “İşyerlerini kapatmak zorunda kalan küçük esnaf çok fazla etkilendi. Hükümetin aldığı tedbirler borçları ötelemekten fazlasına geçmedi. Toplumun en kırılgan kesimlerine yapılan o bin liralık yardım da yeterli değil. Diğer bir konu  bu insanların yeteri kadar beslenmediği için dirençli olamamaları… Bu salgının bulaşması durumunda sağlık riskinin artmasına sebep oluyor. Roman toplumlarında, mevsimlik gezici tarım işçilerinde bunların belirtilerini çok kolay görebiliriz” dedi.</span></p>
<p><b>Salgın Eşitsizlere Bakışı Değiştirir mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan, Koronavirüs salgını gıda güvenliğini ve gıdaya erişiminin önemini ortaya koyunca; tarım sektöründe çok ağır şartlar altında çalışan mevsimlik, göçmen işçilerini de daha görünür kıldı. Geçtiğimiz hafta Romanyalı tarım işçilerinin İngiltere’de ‘kahraman’ gibi karşılanmasını da sorduğumuz Cavidan Soykan, salgın öncesinde istenmeyen Doğu Avrupalı göçmen işçilerin emeğine muhtaç kalınmasını trajikomik olarak yorumlayarak, “Aynı durum Almanya ve Belçika için de geçerli. Biz göç çalışanlar bu işlere 3D (Dirty, dangerous, difficult) işler; Türkçesi ile kirli, tehlikeli ve zor/küçük düşürücü işler deriz. Bunların hep göçmenler tarafından yapıldığı için de ortada vatandaş olanlar açısından yabancılar tarafından çalınan işler olmadığını savunuruz. Pandeminin tek iyi tarafı belki de bunu ayan beyan göstermesi oldu.&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu konuda İngiltere&#8217;de ayrımcılığa dikkat çeken videoların yapıldığını belirten Soykan, “Göçmenlerin bu pandemi zamanlarında en ön saflarda yer aldığı; sağlıkta, hizmet sektöründe, tarımda emeklerinin ne kadar kıymetli olduğu anlatılıyor. Bu ve benzeri söylem ve eylemler yabancı ve göçmen düşmanlığını, ırkçılığı engellemede bir nebze etkili olacaktır ama uzun vadede değişim için tepedeki politik söylemin, politika ve politikacıların değişmesi gerek bence. Bu aşırı sağ siyaset/söylem seçmenler tarafından oy almaya devam ettiği sürece, bu sorunun çözümü bence çok zor. Çünkü sağ siyaset her zaman milliyetçilik üzerine oynamaya devam edecektir.” Dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ertan Karabıyık da mevsimlik tarım işçilerinin, göçmen işçilerin ne kadar önemli bir rol oynadığının salgınla birlikte görünür olduğunu belirterek, pandemi sonrasında bu konuda iki gelişme yaşanacağını dile getiriyor. Karabıyık şunları söylüyor: “Bunlardan ilki; tarım alanında insanların yerine kullanılacak teknolojiler için çalışmalar yürütülmesi. Tarım işçilerinin yaşam standartları tartışma konusu olacak. Daha iyi standartlar sağlanması gündeme gelmek zorunda diye düşünüyoruz”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pandeminin eşitsizliklerin hangi toplumsal kesimlerde olduğunu gösteren bir turnusol kağıdı işlevi gördüğünü kaydeden Karabıyık, başka fark edilen bir konunun da, dezavantajlı kesimlerin hakları ve çalışma koşulları hakkında istendiğinde ne kadar hızlı hareket edilebileceğinin görülmüş olması olduğunu kaydediyor. Karabıyık salgın sonrasında işçilerin yasal güvenceleriyle ilgili tartışmaların artacağını da vurguluyor.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/29/salgin-esitsizlikleri-buyutuyor/">Salgın Eşitsizlikleri Büyütüyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>STK’ların Kamu, İş Dünyası ve Uluslararası İlişkilerini Konumlandırma Çalıştayı </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/04/stklarin-kamu-is-dunyasi-ve-uluslararasi-iliskilerini-konumlandirma-calistayi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülsüm Ekinci]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2019 09:08:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[YADA]]></category>
		<category><![CDATA[Bahattin Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Gökhan Tuncel]]></category>
		<category><![CDATA[kurumsal yönetim akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[Lütfi Sunar]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Yalçıntaş]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Mente]]></category>
		<category><![CDATA[Nihat Erdoğmuş]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Çaha]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Kuruluşları Çalıştayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=43887</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurumsal Yönetim Akademisi’nin üç yıldır organize ettiği Sivil Toplum Kuruluşları Çalıştayı’nın sonuncusu 2 Kasım Cumartesi Günü İlke Vakfı’nda yapıldı. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/04/stklarin-kamu-is-dunyasi-ve-uluslararasi-iliskilerini-konumlandirma-calistayi/">STK’ların Kamu, İş Dünyası ve Uluslararası İlişkilerini Konumlandırma Çalıştayı </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">STK’ların kamu, özel sektör ve uluslararası ilişkilerini nasıl konumlandırması gerektiğini konunun uzmanları ile tartışmaya açmak, bu ilişkilerin daha sağlıklı zeminde yürütülebilmesinin imkanlarını arayan çalıştayda bu sene </span><span style="font-weight: 400;">STK&#8217;ların Kamu, İş Dünyası ve Uluslararası İlişkilerini Konumlandırma</span><span style="font-weight: 400;"> konusunu ele alındı.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">KYA Başkanı Prof. Dr. Nihat Erdoğmuş&#8217;un karşılama konuşması ile başlayan çalıştayda akademisyenler, iş insanları ve birçok farklı STK&#8217;dan konuşmacılar üç oturumda düşünce ve önerilerini paylaştı. </span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-43889 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/STK-CALISTAYI-3-640x427.jpg" alt="" width="387" height="258" />Sivil Toplum Kurumları Devletin Hangi Yanına Düşer?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Başkanlığını Prof. Dr. Ömer Çaha’nın yaptığı </span><span style="font-weight: 400;">STK’ların Kamu ile İlişkileri</span><span style="font-weight: 400;"> oturumunda, kamu ile ilişkiler noktasında STK’ların konumlanma, konumlandırılma meselesi tartışıldı. İnönü Üniversitesi’nden Doç. Dr. Gökhan Tuncel; siyasetin, devletin desteğini gizli ya da açık sağlayabilen kurumların büyük işlere imza atabildiğini, ifade ederken “STK’lar az kızdığında devletin ateşine maruz kalıyor. Çok sevdiğinde ise pençeleri arasında can verme ihtimali var.” diyerek bu gerilimli ilişkinin risklerine dikkat çekti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Doç Dr. Lütfi Sunar ise Osmanlı dönemindeki adalet dairesi ve 90’lardan başlayarak Türkiye Sivil Toplum hareketlerinin haritasını çıkardığı konuşmasında, cemiyetçi ve toplum merkezli STK arasındaki farklarından söz açarak; refah, felah ve hak kavramlarını meşruiyetin temeline yerleştirdi. </span></p>
<p><b>Sosyal Fayda İçin İş Birliği </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">STK’ların İş Dünyası ile İlişkileri</span><span style="font-weight: 400;">’nin masaya yatırıldığı ikinci oturumda Bahattin Aydın’ın başkanlığında İstanbul Ticaret Odası eski Başkanı Doç. Dr. Murat Yalçıntaş ve Mustafa Mente söz aldı. Artısı, eksisiyle özel sektörle STK’lar arasında kurulacak ilişkinin mahiyeti ve pratiği konusu masaya yatırıldı. Firmalar kârlarını artırmak ya da imaj/algı yönetimini parlatmak amacıyla STK’larla iş birliği yapmak isteyebileceği konuşuldu. Sonuç olarak ortaya çıkan sosyal faydaya odaklanılması gerektiğinde uzlaşıldı. Oturum sonunda izleyicilerin sorularıyla mesele genişleyerek konuşuldu. Toplumsal dayanışma Vakıf aracılığıyla mı, STK aracılığıyla mı yürütülmeli tartışmasında Murat Yalçıntaş “Hayır işlemek istiyorsak vakıf güzel bir model ama sosyal bir problemi çözeceksek başka sistemlere de bakmak lâzım.” diyerek her iki modelin de geçerliliğini koruduğunu gösterdi.</span></p>
<p><b>STK&#8217;ların Fon Alması ya da Almaması</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-43890 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/KYA-STK-CALISTAYI-2-640x427.jpg" alt="" width="405" height="270" />STK’larda Kapasite Geliştirme Çalıştayı 3&#8217;ün son oturumunda sivil toplum ve uluslararası ilişkiler tartışıldı. </span><span style="font-weight: 400;">STK&#8217;ların Uluslararası İlişkileri</span><span style="font-weight: 400;"> oturumunda başkanlığı İlmi Etüdler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Güder yaparken Prof. Dr. İhsan Karaman ve Yaşama Dair Vakfı (YADA) kurucusu Mehmet Ali Çalışkan tecrübelerini ve çözüm önerilerini paylaştı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">STK&#8217;ların uluslararası arenada yer almasının gerekliliği, avantaj ve dezavantajlı yönleri tartışıldığı oturumda; yurt içi ve yurtdışından fon alarak çalışan STK’larla ilgili “kökü dışarıda” gibi ithamlara varan önemli bir yanlış anlamanın altı çizildi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kurumsal Yönetim Akademisi (KYA), sivil toplum alanında kar amacı gütmeden faaliyet gösteren kuruluşların “kurumsal kapasitelerini” ve bu kuruluşlarda “gönüllü ve profesyonel çalışanların yetkinliklerini artırmayı” amaçlayan çalışmalar yürütüyor.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/04/stklarin-kamu-is-dunyasi-ve-uluslararasi-iliskilerini-konumlandirma-calistayi/">STK’ların Kamu, İş Dünyası ve Uluslararası İlişkilerini Konumlandırma Çalıştayı </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Türkiye Ekonomisinde Temel Sorun Eşitsizlik’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/30/turkiye-ekonomisinde-temel-sorun-esitsizlik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ersin Dilli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Apr 2019 15:02:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlke Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Geleceğin Türkiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[İKAM]]></category>
		<category><![CDATA[İLKE İlim Kültür Eğitim Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İktisadı Araştırmaları Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Lütfi Sunar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=38088</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ekonomi politikalarının çok konuşulduğu bir dönemde, İslam iktisadı alternatifini gündeme getiren ve bu alanda fikir ve teoriler üretilmesini teşvik etmeyi amaçlayan İLKE’nin ve alt kuruluşu İKAM’ın Yürütme Kurulu Başkanı Lütfi Sunar, adil, müreffeh ve sürdürülebilir bir ekonomi inşası gerektiğini söyleyerek, “Bunu yaparken de bölüşüm ve sosyal adaleti vurgularken üretkenliği ve verimliliği kaybetmemek gerekiyor. Türkiye ekonomisinde kısa vadeli tedbirlerle uzun vadeli çözümler getirilmeye çalışılıyor. Bizim sorunlarımız daha derinlikli, daha uzun vadeli” açıklamasında bulundu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/30/turkiye-ekonomisinde-temel-sorun-esitsizlik/">‘Türkiye Ekonomisinde Temel Sorun Eşitsizlik’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">İLKE, (İlim Kültür Eğitim Derneği) &#8220;Geleceğin Türkiye’si&#8221; projesi kapsamında eğitim, yükseköğretim, dış politika, iktisat, kültür, yönetim, sivil toplum ve sosyal politika alanlarında, Türkiye için gelecek vizyonu oluşturmak amacıyla 3 yıldır raporlar yayımlıyor. Bu rapor serisinin 3’üncü çalışması &#8220;Geleceğin Türkiye’sinde Ekonomi&#8221; raporunu geçtiğimiz günlerde kamuoyuna sunan İLKE Derneği ve İKAM’ın (İslam İktisadı Araştırmaları Merkezi) Yürütme Kurulu Başkanı Lütfi Sunar ile İslam iktisadını, mevcut ekonomik düzen hakkındaki düşüncelerini ve önerilerini konuştuk. </span></p>
<p><b>İKAM ne zaman ve ne amaçla kuruldu?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İKAM 2016 yılının Aralık ayında kuruldu. İKAM, İLKE Derneği çatısı altındaki kuruluşlardan biri. İLKE çatısı altında yer alan İGİAD, İLEM ve YEKDER gibi kuruluşlara ek olarak İslam iktisadı alanına odaklanan İKAM ve sivil toplum kuruluşlarına destek veren Kurumsal Yönetim Akademisi (KYA) yer alıyor. İKAM, İslam iktisadı hakkında araştırmalar ve yayınlar yapan, eğitimler düzenleyen ve çeşitli kamuoyu geliştirme faaliyetleri yürüten bir araştırma merkezi. İKAM, 7 yıldır yürüttüğümüz İslam İktisadı Atölyesi’nin neticesinde meydana çıktı. Bu atölye, her yıl bir konu çerçevesinde, dünya çapında alanında önemli isimlerini bir araya getiren, tartışmaları yayınlayan bir oluşum. İlkini 2013 yılında gerçekleştirdik. Bu yıl ise 7’incisini düzenledik.</span></p>
<p><b>İslam İktisadı çalışmaları alanında bir boşluk mu gördünüz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-38090 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/DSC_4998_1280x853-1.jpg" alt="" width="369" height="238" />Evet, bir boşluk oluşmuştu. Daha önce alan nispeten hareketliyken 90’lardan itibaren bir düşüş ve 2000’lerde de ciddi bir ilgi kaybı söz konusu olmuştu. 2009’da biz bu alanda faaliyetlere başladığımızda hemen hemen unutulmuş bir konuydu. Alanla ilgili yayınları ancak sahaflarda, diplerden bulup çıkarıyordunuz. Biz biraz da Türkiye için gerekli olduğunu, önemli olduğunu düşündüğümüz için bu alanda faaliyetlere başladık. Sonrasında Türkiye’de ortaya çıkan ilgi ve canlanmada yürütülen atölye çalışmalarının ciddi bir katkısı oldu. Atölye bu anlamda dünyayla teması sağlamak, alandaki yeni çalışmaları takip etmek açısından bir ilginin oluşmasına, Türkiye’de bu konuyla ilgili önemli isimlerin bir araya gelmesine, yavaş yavaş bir zemin oluşmasına vesile oldu. 2016 yılının sonunda, bu atölye çalışmalarından ortaya çıkan bilgi ve birikimi somut bir çıktıya, uzun vadeli alanı besleyecek bir zemine dönüştürmek için İKAM’ı kurduk. Kurulalı 2 yıl olmasına rağmen, hem ülke çapında, hem de küresel çapta çok ciddi mesafeler kaydeden, bu anlamda alanın gelişimine ileri düzeyde katkı yapan bir merkez oldu. Atölyenin uluslararası bir faaliyeti olarak yılda bir kez yapılmasını arzu ediyoruz. İlerleyen zamanlarda İslam İktisadı Atölyesi’nin odağını derinleştirme çabasındayız. Atölye çıktıları her yıl Türkçe ve İngilizce olarak yayımlanıyor. Biz burada finansı ele almıyoruz. Zira finansla ilgili çok sayıda çalışma var. Biz iktisat odaklı, sistem odaklı bir yaklaşımla devam ediyoruz. </span></p>
<p><b>‘İslam İktisadı Sadece Müslümanlar İçin Gerekli Bir Sistem Değil’</b></p>
<p><b>İslam İktisadı nedir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Burada çok çeşitli bakışlar var. Bizim bakışımıza göre, İslam iktisadı iktisadi yaşamı sosyal adalet eksenli bir şekilde kurma arayışıdır. Kurucu babalarına, ortaya çıkış gayesine baktığımızda, postkolonyal (sömürgecilik sonrası) dönemde bağımsızlığını yeni kazanmış ülkelerin kalkınma macerasının parçası olarak ortaya çıktı. Bu da küresel düzeyde iktisadi eşitsizliğe, adaletsizliğe bir karşı çıkış olduğunu gösteriyor. Çünkü küresel düzeyde, iktisadi olarak eski sömürge düzeninin bir yansıması olan, daha müreffeh olanların, sanayileşmiş olanların diğerlerini yoksullaştırdıkları bir düzen söz konusu.  Sömürge sonrası dünyalarda, bir iktisadi kalkınma macerası gerçekleştirilirken biraz da buna tepki olarak ortaya çıkmış arayış mevcut. İslam iktisadı, kalkınma öncelikli bir iktisat. Çünkü bu ülkeler yakılmış, yıkılmış, bağımsızlığını yeni kazanmış. Fakat zamanla, kalkınma ihtiyacı zayıfladıkça, biraz daha sosyal adalet, eşitlik, hem doğal dengeyi, hem de insani dengeyi gösteren bir iktisadi sistem olarak karşımıza çıkıyor. Biraz da bugünkü küresel iktisat düzeninin oluşturduğu çok temel sorunlara karşı bir alternatif arayışı olarak görüyoruz. Elbette ki küresel kapitalist sistem çok güçlü ve dönüştürücü. İslam iktisadını dönüştürüyor zamanla. Özellikle İslami finans tarafında, bir eklemlenme arayışı var. Finans sahası ana akım iktisadın oluşturduğu sorunlara bir yama bulma çabasına yenik düşebiliyor. Ama aslında İslam iktisadı biraz da farklı bir sistem vurgusuna sahip. Bu anlamda ben İslam iktisadını, sadece Müslümanlar için geçerli ve gerekli olan bir sistem olarak görmüyorum. Küresel düzeyde, mevcut küresel eşitsizlikten, iktisadi sömürüden rahatsız olan herkesin başvurabileceği alternatif bir iktisadi bakış söz konusu. </span></p>
<p><b>‘Küresel Kapitalizm Eşitsizlik Doğuruyor’</b></p>
<p><b>Mevcut ekonomik düzene eleştirileriniz neler? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-38091 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/Foto-KYA.jpeg" alt="" width="362" height="383" />Her şeyden önce çok ciddi düzeyde küresel eşitsizlikler var. Bu eşitsizlikler, aslında yapısal eşitsizlikler. İnsanların az çalışmaları, tembellikleri, beceriksizliklerinden ya da bu ülkenin kaynaklarının yetersizliğinden kaynaklanan eşitsizlikler değil; bizatihi sistem tarafından üretilmiş olan yapısal bir mahiyet azrediyorlar. Küresel kapitalizm eşitsizlik doğuruyor. Refahı belirli bölgelere, Kuzey ülkelerine yığıyor. Küresel Kuzey ile Küresel Güney arasında çok büyük bir eşitsizlik var. Aynı zamanda sadece bölgesel eşitsizlik değil, ülkelerde sınıflar arasında da eşitsizlik var. Çok müreffeh ülkelerde bile bu böyle. Yoksulluk ve zenginliğin birbirini besleyecek şekilde iç içe olduğunu görüyoruz. Küresel kapitalizm kendi içsel sorunlarını da üretiyor aslında. Kapitalizmin sürekli krize girme nedenlerinden biri eksik tüketim. İnsanların kazançları düştükçe tüketemiyorlar. Fazla üretim krize yol açıyor. Sermaye miktarları, sermaye dolaşımı ile mal miktarları ve mal dolaşımı arasında çok ciddi bir orantısızlık söz konusu. Dünyadaki günlük sermaye dolaşımı, mal dolaşımının 3 katı. Bu anlamda bir şişkinlik var. Sermayenin belirli ellerde toplandığı ve dolayısıyla üretimi ve tüketimi besleyemediği bir dünyadan bahsediyoruz. Tüm bunlar reel bir iktisadi fayda ve üretim etrafında iktisadi yaşamın örgütlenmemesinden kaynaklanıyor. İnsanların ihtiyaçlarını ve faydalarını eksene alan bir iktisadi sistem ihtiyacı aciliyet kesbediyor. </span></p>
<p><b>‘Sistem, Örgütlenmeyi Engelleyecek Şekilde Kurgulanmış’</b></p>
<p><b>Küresel adaletsizliğe maruz kalanların sayısı daha çokken neden bahsettiğiniz şekilde bir örgütlenme hayata geçirilmiyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu dünyanın her tarafında böyle. Sistem, insanların örgütlenmesini engelleyecek, sorunlu hale getirecek bir biçimde yapılanmış. Bugünün sanayi sonrası sistemlerinde üretim kolayca ülkeler arasında kaydırılabiliyor; farklı tedarik zincirleri kolayca oluşturulabiliyor. Bu açıdan bakıldığında hızlı bir şekilde sermayenin dolaşımının daha kolay ve serbest olduğu, işçi dolaşımının ise bizzat ulus devlet nedeniyle engellendiğini ve o kadar kolay ve serbest olmadığını görüyoruz. Sermayenin hareketli, işçinin sabit olduğu bir sistemde, doğal olarak işçilerin örgütlenmesi ve hak talepleri de zorlaşıyor. Burada 90’larda beklendiğinin aksine ulus devletler, tam da küresel sermayenin işbirlikçileri olarak yerel emeğin denetlenmesini, kontrolünü sağlamak üzere aktif bir rol üstlendiler. 90’larda küreselleşmenin ulus devletleri eriteceği düşünülüyordu. Fakat sonra ortaya çıktı ki; ulus devletler küreselleşme için bir engel değil, hatta belirli açılardan bir kontrol aracı. Bunda bazen haklılar da. İş imkânlarının oluşturulması, sermayenin çekilmesi, bazı alanların işler hale getirilmesi gibi bir durum söz konusu olabilir. Ama o haklılığın çok da uzun vadeli bir geçerliliğe sahip olmadığını görüyoruz. Çünkü ne ulus devletler, ne de buralardaki halklar kazançlı çıkmadı. Belki bu devletler içinde küresel sermayeye aracılık eden çok küçük gruplar karlı çıkmış olabilir. Bu gruplar siyaseti etkilemede başarılılar. Dolayısıyla mücadele etmek, örgütlenmek o kadar kolay değil. </span></p>
<p><b>Kanaat Ekonomisi nedir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kanaat ekonomisi tabiri bireyler ve haneler için çok makul. Bir birey olarak ihtiyaçlarınızı sınırlandırır ve çılgın bir tüketim gerçekleştirmezseniz daha kazançlı çıkar, daha müreffeh bir hayat yaşarsınız. Ama ben bu tabirin sistem için kullanılmasını uygun bulmuyorum. Zira toplumlar söz konusu olduğunda burada bireyler gibi, tekil isteklerini, arzularını yönlendiren bir iradeden bahsetmiyoruz. Burada ortak ihtiyaç, ortak faydalardan söz ediyoruz. Yapılacak şey, insanlara ihtiyaçlarını kısıtlamalarını söylemek değil, insanların ihtiyaçlarını giderebilecek uygun yolları, verimli bir ekonomiyi oluşturmaktır. Aynı zaman da bu verimlilik ve üretkenliğin doğru bölüşülmesini sağlamak önemli. Kanaat ekonomisi birey için önemli bir kavram, ama toplumda üretkenlik, verimlilik ve adil bölüşüm kavramları daha fazla öne çıkıyor. </span></p>
<p><b>‘Din Zannedildiği Gibi Bir Avantaj Sağlamıyor’</b></p>
<p><b>İslam Dünyasındaki ekonomi yönetimlerini nasıl buluyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çok genel bir soru bu. İslam Dünyası ekonomik bakımdan çok çeşitlilik arz ediyor. Henüz sanayileşenler olduğu gibi, küresel ekonomiye eklemlenen ülkeler de var; Bangladeş gibi, Etiyopya gibi henüz tarım toplumları olduğuiçin. Türkiye gibi görece daha entegre olmuş, hizmet ekonomisine geçiş yapmış ülkeler var. Bir taraftan da Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri güneyin doğal kaynak ekonomileri var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak genel olarak Müslüman ülkelerin küresel üretimde, katma değer zincirinde çok yukarıda olmadığını söyleyebiliriz. Bu çok önemli bir sorun. Tasarım, satış sonrası hizmetler, bilişim, Ar-Ge gibi alanlarda çok etkin değiller. İkincisi, sanayiden post endüstriye geçiş sorunlarını çok ciddi biçimde yaşıyor bu ülkeler. Özellikle emeğin de stabilize olması, sermayenin hareketliliğinin oluşturduğu sorunları aşırı düzeyde yaşıyorlar. Üçüncüsü de bütün bu ülkelerde hepsinde çok ciddi bir toplumsal eşitsizlik söz konusu. Kaynakların dağılımı, çıktıların dağılımı, fırsat eşitliği hususunda çok ciddi sorun var. Bu anlamda İslam dünyasında dini değerler düşünüldüğü gibi bir avantaj sağlamıyor. Hatta bazı hususlarda Latin Amerika ülkelerine benzer şekilde kötü durumlar çıkıyor. Halkı Müslüman olan ülkelerde yönetimlerin odaklanması gereken konular; verimliliği, katma değeri öncelemeleri, buna yönelik bir ekonomi yönetimini gerçekleştirmeleri, buna mukabil de çıktıların ve kaynakların adil bölüşümünü sağlamaları.</span></p>
<p><b>‘Uluslararası Sermaye, Vergi Reformuna Engel’</b></p>
<p><b>Türkiye Ekonomisinin geleceğini nasıl görüyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz ‘Geleceğin Türkiye’sinde Ekonomi Raporu’nu yayımladık. O raporda şöyle bir vurgu vardı; adil, müreffeh ve sürdürülebilir bir ekonomi inşası gerekiyor. Bunu yaparken de bölüşüm ve sosyal adaleti vurgulamak ve üretkenliği ve verimliliği kaybetmemek gerektiği belirtiliyor. Türkiye ekonomisinde birtakım stratejik sektörlere yönelik dönüşümün ve katma değeri yüksek ürünlerin üretilmesine yönelik bir ekonomik yapılanmanın gerçekleştirilmesi gerektiğini görüyoruz. Savunma, enerji, tarım ve bilişim stratejik sektörler olarak ön plana çıkıyor. Dünyadaki gelişmeleri yakalayacak şekilde yatırımların ve Ar-Ge faaliyetlerinin yürütülmesi gerekiyor. Türkiye ekonomisinde kısa vadeli tedbirlerle uzun vadeli çözümler getirilmeye çalışılıyor. Bizim sorunlarımız daha derinlikli, daha uzun vadeli sorunlar. Elbette ki kısa vadedeki sorunlara hızlıca çözüm bulmak gerekiyor. Ama aynı zamanda da uzun vadeli sorunlara odaklanmak, daha yapısal çözümleri yürütmek gerekiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yapısal dönüşüm de çok kullanılan bir laf. IMF jargonu. IMF’nin talep ettiği yapısal reformlar, 3 yıllık bir iyileştirmeyi getiriyor, 3 yıl sonra da ekonomiyi bozuyor. Ben bunu kast etmiyorum. Krediyle büyüyen, uluslararası müdahaleye daha fazla açık hale gelmiş bir ekonomidense üretimi, en aşağıdaki dezavantajlı grupların refah artışını eksene alan, belki kısa vadede hızlı çözümler getirmese de uzun vadede daha sağlam bir ekonomik zemini oluşturan dönüşümlere odaklanılması gerektiğini düşünüyorum. Yapısal dönüşüm derken vergi reformu önemli bir husus. Fakat Türkiye’de vergi reformu yapılmasının önündeki en önemli engellerden biri uluslararası sermayedir. Uluslararası sermayeye olan ihtiyaç her zaman vergi reformunu engeller. Çünkü büyük sermayeyi vergilendiremiyorsunuz. Vergilendirdiğinizde kaçma riski var. Ama onu vergilendirmediğiniz sürece de sürekli tekrarlayan krizlerle, yükün ekonomik olarak orta sınıfın sırtına bindiği bir malî sistem ortaya çıkıyor. Bu da tüketim sorununu doğuruyor. Tüketim sorunu ortaya çıkınca, üretim sorunu ortaya çıkıyor ve ekonomide 8-10 yılda bir tekrarlanan krizler oluşuyor. Hâlbuki belki bunu bir kere tercih ederek bu geçişi sağlayıp sonrasında daha sağlam bir ekonomik zemine erişilebilir, böyle bir vergi reformu bunu sağlayabilir. </span></p>
<p><b>Raporu ekonomi yönetimiyle paylaştınız mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Seçim sonrası yoğun bir gündemin olduğu bir dönemdeyiz. Ama daha önce yayınladığımız raporlardan gördüğümüz kadarıyla bu raporlara ciddi bir ilgi ve talep oluyor. Politika yapıcılar tarafından bizim önerilerimiz tartışılıyor. Elbette onların farklı bakışları da olabilir. Ancak biz meselelerin anlaşılmasına ve tartışılmasına bir tarafından katkı yapmayı arzu ediyoruz. Daha önceki raporumuza ileri düzeyde dönüşler aldık ve meselelerin anlaşılmasına ciddi katkıları oldu. Bu raporun önemli katkılar yapacağını düşünüyoruz. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/30/turkiye-ekonomisinde-temel-sorun-esitsizlik/">‘Türkiye Ekonomisinde Temel Sorun Eşitsizlik’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslami STK’ların Dönüşümü</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/10/islami-stklarin-donusumu/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/10/islami-stklarin-donusumu/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Feb 2018 09:25:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[İlke İlim Kültür Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[kutuplaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Lütfi Sunar]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMDER]]></category>
		<category><![CDATA[Mimar Mühendisler Grubu]]></category>
		<category><![CDATA[Müsiad]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=24368</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Lütfi Sunar: “Siyasete Müdahale Azaldıkça Sivil Alan Daha Bağımsız Olacak” İlke İlim Kültür Derneği’nin Kurumsal Yönetim Akademisi Araştırma Raporları’nın ilki olan İslami STK’ların Kurumsal Yapı ve Faaliyetlerinin Değişimi araştırması yayınlandı. Araştırmayı yapan İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Lütfi Sunar toplumsal dönüşümün STK’lardaki değişimin itici gücü olduğunu belirterek, “Son [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/10/islami-stklarin-donusumu/">İslami STK’ların Dönüşümü</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Lütfi Sunar:</strong></p>
<p><strong>“Siyasete Müdahale Azaldıkça Sivil Alan Daha Bağımsız Olacak”</strong></p>
<p><strong>İlke İlim Kültür Derneği’nin Kurumsal Yönetim Akademisi Araştırma Raporları’nın ilki olan İslami STK’ların Kurumsal Yapı ve Faaliyetlerinin Değişimi araştırması yayınlandı. Araştırmayı yapan İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Lütfi Sunar toplumsal dönüşümün STK’lardaki değişimin itici gücü olduğunu belirterek, “Son on seneyi Türkiye&#8217;de siyasete çok ciddi müdahalelerin olduğu bir dönem olarak görüyorum. Siyasete dışarıdan müdahaleler azaldıkça sivil alanın da kendi işleyişini daha bağımsızlaştıracağını düşünüyorum.” diyor. Lütfi Sunar’la araştırma sonuçlarını konuştuğumuz dosyamızın ikinci bölümünde ise; Başkent Kadın Platformu’ndan ilahiyatçı yazar Hidayet Tuksal ile Hamilik Okulu Vakfı&#8217;ndan Süleyman Özdil’in </strong><strong> İslami STK’ların süreçleriyle ilgili gözlem ve değerlendirmeleri yer alacak.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-24371 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/mg_0312-640x427.jpg" alt="" width="292" height="195" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/mg_0312-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/mg_0312-1024x683.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/mg_0312-1280x853.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/mg_0312-610x407.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/mg_0312-320x213.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 292px) 100vw, 292px" />Araştırma nasıl gerçekleşti? Genel itibariyle İslami STK’ların dönüşümüyle ilgili ortaya çıkan ön önemli tespit nedir?</strong></p>
<p>Araştırma, önde gelen 31 İslami STK’dan 40 kıdemli yönetici ile derinlemesine görüşmeler ve bu kurumların vaka ve doküman incelemelerine dayanılarak yapıldı. Rapor da böyle oluştu.  Araştırmanın en önemli tespiti, İslami STK’lardaki değişimin temel itici faktörünün kaynaklardaki değişim olduğudur diyebiliriz.</p>
<p><strong>Araştırmada İslami STK’ların gelişimini dört dönemle açıklıyorsunuz bunları kısaca anlatabilir misiniz?</strong></p>
<p><span style="font-family: 'DIN Tr','serif'; color: #181818;">Bunlardan birincisi aslında bir dönem değil. STK öncesi dönem diyebileceğimiz bir dönem; 1923-1950 arası dönem. Bu dönemde bir sessizlik var ve İslami gruplar yer altına daha doğrusu toplum dışına çekiliyorlar. Daha çok, saygın kişiler etrafındaki ağlar söz konusu. 1950’de İslami STK’lar özellikle alternatif bir refah müessesesi olarak, dayanışma kurumları olarak bir önceki dönemin şahısları etrafında daha görünür bir hale geliyorlar. Bu anlamda özellikle 1960’lardan itibaren hızlanan bir kurumsallaşma dönemine geçiliyor. Bu dönemde arka planda yer alan bir enformel grup ön planda yer alan bir formel kurum yapısı şeklinde ikili bir yapı oluşuyor. 1980 sonrası ilginç bir dönem. 80 sonrasında yeni tip STK’lar çıkmaya başlıyor. Bu yeni tip STK ortamı özellikle biraz girişimcilikle şekillenen bir ortam. Ekonomik yaşamın çeşitlenmesiyle ortaya çıkan yeni problemler söz konusu. Bunların üstesinden gelebilecek daha ideolojik daha programatik ve daha dinamik kurumsal yapılar ortaya çıkıyor. Eskinin o cemaat temelli kurumlarının yanında daha girişimci, gençlik örgütlenmesi eksenli kurumları oluşuyor. Özellikle 1990’larda bir uzmanlaşma, belirli alanlarda odaklanmış yapılar; hizmet eksenli, meslek eksenli, alan eksenli yapılar yükselmeye başlıyor.  MAZLUMDER, MÜSİAD, Mimar Mühendisler Grubu, Hayat Vakfı gibi… Bunlar eski tip cemaat yapılarından bir miktar farklılaşıyor. 28 Şubat sonrası dönem, aynı zamanda Türkiye’nin aslında birkaç açıdan küreselleşmeye olağanüstü biçimde eklemlendiği bir dönem. Yani bu dönemin ana ekseni Türkiye’nin dünyaya açılmasıdır. İki tane alt dönemi var. Birincisi 1997’den 2008’e kadar gelen dönem siyasetten kopuş, kendi sınırlarına çekilme ve sivil toplumcu söylemin arttığı dönem. 2008 sonrası ikinci on yıl… Yani bugünler… Artan kutuplaşmanın etkisiyle, gittikçe siyasallaşma gittikçe devletle daha fazla yakınlaşma ve gittikçe daha görünür olma yönünde bir eğilim ortaya çıkıyor.</span></p>
<blockquote><p>&#8220;Kuruluşların dışarıdaki değişimlerden, çevre koşullarına uyum sağlayarak farklılaştığını görüyoruz. Bu farklılaşma iki şekilde oluyor. Cemaatsel tabanı olanlar genellikle eskiden pek çok fonksiyonu üstlenmiş olan ana kuruluşu sembolik bir pozisyona çekiyorlar. Ve o alt fonksiyonlar için de alt kuruluşlar kuruyorlar. Bir tür sivil holding diyebileceğimiz bir sivil topluluklar dönemi başlıyor&#8221;</p></blockquote>
<p><strong>Bu son dönemde kurumların en belirleyici özellikleri nelerdir?</strong></p>
<p style="background: white; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-family: 'DIN Tr','serif'; color: #181818;">Bu dönemi belirleyen ana unsurun kurumlardaki profesyonelleşme, uzmanlaşma, odaklaşma ve kurumsallaşma süreçleri olduğunu düşünüyoruz. Burada özellikle bu kuruluşların değişen dış koşullara, toplumsal koşullara ve ilişkilere adaptasyon süreci çok önemli.  Şöyle bir şey var; bu kuruluşlar boşlukta asılı durmuyorlar. Toplumsal bir yapı içinde bulunuyorlar. Orada çok ciddi değişimler yaşanıyor. Özellikle bu dış dünyaya açılma, Türkiye için çok önemli etken. Zaman zaman kapandığımızı düşünsek de Türkiye mütemadiyen dışarıya açılan bir ülke. Ekonomik olarak gittikçe küresel etkilerin kendisini gösterdiği bir ülke. Bu dönemde şehirleşme neredeyse kemale ermiş. Büyük bir ivme kazanıyor. Bütün bunlara baktığımızda kuruluşların da dışarıdaki değişimlerden, çevre koşullarına uyum sağlayarak farklılaştığını görüyoruz. Bu farklılaşma iki şekilde oluyor: Cemaatsel tabanı olanlar genellikle eskiden pek çok fonksiyonu üstlenmiş olan ana kuruluşu sembolik bir pozisyona çekiyorlar. Ve o alt fonksiyonlar için de alt kuruluşlar kuruyorlar. Bir tür sivil holding diyebileceğimiz bir sivil topluluklar dönemi başlıyor. Yani eskiden ana kuruluş içinde kadınların da gençlerin de faaliyet yaptığı, yardım faaliyetlerinin yürütüldüğü, iş adamlarının da olduğu yapılar, bunların her birini ayrı ayrı kurumlara dönüştürüyorlar. Ve yukarıdan bu kurumları temsil edecek çatısı altında toplayacak bir ana yapıyı oluşturuyorlar. Bu çok belirgin bir sistematik. Bu sistematiği besleyen en önemli unsurlardan biri de aynı zamanda bir dışsallaşma, dışa yönelik bir açılımla gerçekleşiyor. Artık cemaatsel kuruluşlar içe dönük bilinçlendirme faaliyetlerinden gittikçe daha çok dışa dönük bilgilendirme faaliyetlerine doğru bir eğilim arz ediyorlar. Cemaat tabanlı olmayanlar yani o 90’larda ortaya çıkmış olan kuruluşlar ise çoğunlukla bu süreçte belirli fonksiyonlarını terk edip, diğer fonksiyonlarına odaklaşma yönünde bir seyir arz ediyorlar. Yani her halükarda bu dönemin kuruluşlarında bir odaklaşma, bir uzmanlaşma durumunun ortaya çıktığını görüyoruz. Tabii ki bu birkaç unsurla yakından ilişkili. Evvela finansal kaynaklar dönüşüyor. Bu dönüşüm 90’lardan itibaren başlayan bir dönüşüm. Özellikle 90’larda İslami sermayenin yükselmesiyle birlikte İslami sivil kuruluşların mali kaynaklarında bir çeşitlenme ortaya çıkıyor. Geleneksel zekat, infak ve üye aidatlarının yanına destekler, fonlar, iş adamlarının bağışları başlıyor ve zamanla ağırlık kazanıyor.</span></p>
<p><strong>Kaynakların farklılaşması kuruluşların dönüşmesinde etkili oluyor diyebilir miyiz?</strong></p>
<p style="background: white; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-family: 'DIN Tr','serif'; color: #181818;">Şöyle bir söz var: “Altını alan kuralı koyar”. Bir de  90’larda Türkiye’deki bütün kuruluşların mantığı dönüşüyor. Toplam kalite sistemleri, akreditasyon sistemleri, müşteri odaklı yönetim, planlama, raporlama vs. 90’lı yıllarda ticari iktisadi alanlarda da kuruluşların tecrübe ettiği şeyler. Ve bu yeni yükselen sermayenin İslami kuruluşlara bağışlar, destekler verirken bir süre sonra kendi şirketlerindeki benzer süreçleri bu kuruluşlardan beklemeye başladığını görüyoruz. Yavaş yavaş planlama ve raporlamalar; proje eksenli çalışmalar başlıyor. Bu trend 2008 sonrasında kamu kaynakları, kamu fonları, kamu destekleriyle birlikte yeni bir biçim ve mahiyet kazanmaya devam ediyor. Mali kaynaklar farklılaşıyor. Bu dediğim gibi Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapısının değişimiyle de yakından ilgili. STK’ları kuşatan çevre değişiyor.  </span></p>
<p style="background: white; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-family: 'DIN Tr','serif'; color: #181818;">İslami STK’lardaki faaliyet tipleri ise iki sebepten ötürü değişiyor. Evvela 28 Şubat’ın baskısı ile İslami kuruluşların yapageldikleri bazı faaliyetleri terk edip yeni faaliyetlere yönelmelerine yol açıyor. Bu yeni faaliyetler ağırlıklı olanlar daha kamusal alana hitap eden eğitim faaliyetleri oluyor; meşruiyeti daha kolay kabul edilen yardım faaliyetleri oluyor. Zamanla daha fazla toplum kesimleri tarafından onaylanan kültürel, sanatsal, akademik faaliyetlerin öne çıktığını görüyoruz. Bu faaliyet değişimi aynı zamanda arka planda bu faaliyetleri yapan insan kaynaklarının da değişimine yol açıyor. Artık bu kuruluşlar geleneksel olarak, belirli gruplara hitap etmekten çıkıyor ve farklı mali kaynaklara dayanan çeşitlenmiş faaliyetler yürüten kuruluşlara dönüşüyorlar. Bu süreçte insan kaynağı da farklılaşıyor. Özellikle eskinin adanmış insan tipi, cemaat adamı tipi yerini yeni eğitimli insan tipine, uzmana bırakıyor.</span></p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-20743 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/10/DK_iy2JXkAAZUV9-640x427.jpg" alt="" width="348" height="232" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/10/DK_iy2JXkAAZUV9-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/10/DK_iy2JXkAAZUV9.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/10/DK_iy2JXkAAZUV9-610x407.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/10/DK_iy2JXkAAZUV9-320x213.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 348px) 100vw, 348px" />Kurumsallaşma tüm STK’lar için geçerli mi?</strong></p>
<p>Bir sonuç olarak baktığımızda kurumsallaşma zayıf ama bir süreç olarak baktığımızda kurumsallaşma söz konusu. Burada kurumsallaşmayı bir süreç olarak anlıyoruz. Kurumsal reflekslerin ortaya çıkışını belirtiyoruz. Buna pozitif veya negatif bir anlam da yüklemiyorum. Fakat oradaki hikaye şu. Bir mimetizm var. Hiç kimse bunu başta kabul etmiyor. Hatta başlangıçta bunu bir bozulma olarak görme refleksi daha yüksek. Bu dönüşümü en önce 90’larda ortaya çıkmış cemaat tabanlı olmayan kuruluşlar gerçekleştiriyorlar. Çünkü onların yeni iktisadi, siyasi sosyal düzene eklemlenmeleri daha kolay. Onlar başarılı olunca, kamuoyunda daha fazla yer edinince, daha fazla kaynak elde edince, daha görünür faaliyetler yapmaya başlayınca bu sefer diğerleri de onlara öykünerek bu dönüşümü başlatıyor. Bunun kırılma noktası 2008. Biz 2008’e kadar kurumsallaşma çabalarını cemaat tabanlı kurumlarda çoğunlukla görmüyoruz. 2008 sonrasında hem siyasal sistemdeki rahatlama, kolaylıkla kamusal alana çıkabilmeye yönelik bir duygu oluşturuyor hem de başarılı örneklikler bu dönüşümü temellendiriyor.</p>
<p>Görüştüğüm STK’lara bu kurumsallaşmaya nasıl karar verdiklerini sordum.  Genellikle gelen cevap: “İyi örneklikler bizi motive etti”  şeklinde. Diğer bir sebep de, bu kuruluşlar içerisinde profesyonel yaşamdan gelen yöneticilerin teşvikleri çok yüksek. Yeni insan tipi dediğim eğitimli insan tipi aynı zamanda kurumsallaşmayı istiyor; aynı zamanda faaliyet yapısının dışa dönük olmasını istiyor; aynı zamanda bilgili, becerili insanların daha kolay gelebildikleri bir yapı istiyor. Dolayısıyla değişimin çarkı bu yönde devam ediyor. İkincisi insan tipinin değişimi, adanmış insan tipinden eğitimli insan tipine geçiş, cemaat adamından cemiyet adamına doğru gidişin söz konusu olması önemli. Bir başka dönüşüm hattı da kadınların katılımı…</p>
<blockquote><p>“Zahiren güçlenildiğini ama aslında devletin yarın öbür gün herhangi bir durumda daha fazla kontrol edebileceği yapıların ortaya çıktığına dair endişeler söz konusu. Bir tür akredite kuruluş olmanın zamanla bu kuruluşların yapılarını zedeleyeceğine dair, asıl güçlerini ortadan kaldıracağına dair bir endişe bütün kuruluş yöneticilerinde var.”</p></blockquote>
<p><strong>Kurumsallaşmanın arttığını söyledik peki şeffaflaşma ne durumda?</strong></p>
<p style="background: white; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-family: 'DIN Tr','serif'; color: #181818;">Yardım kuruluşları hem bağış topladığı hem de rekabet halinde olduğu için daha çok şeffaflaşıyor. Hak temelli kuruluşlar ise bu konuda aynı şeffaflıkta değil. Onlar içe daha kapanık ve adanmış insanlar topluluğu gibi davranıyor. İş adamlarının yönlendirdiği, ekonomik destek verdiği yapıların şeffaflaşmasını bekleriz ama Türkiye’de ekonomik alanın genel işleyişi o şeffaflaşmayı beslemediği için orada da bir şeffaflaşma olmuyor. Kaynaklar belirliyor bu şeffaflaşmayı. Eğer kaynaklar çeşitliyse ve bu kaynaklar için rekabet ediyorsa kurumda şeffaflık oluyor. Kaynaklar çeşitli değilse ve bu kaynakları elde etmek için rekabet yoksa o zaman şeffaflaşma olmuyor. Süreç neticesinde iki tip yapı ortaya çıkmış vaziyette: Belirli bir manevi, karizmatik ya da ideolojik liderlik etrafında ortaya çıkmış yapılar, yani daha cemaatsel tabanı olanlarda genişleme esas. Büyümeye odaklı kuruluşlar bunlar. Bir de belirli alanlarda faaliyet, hizmet yürütmek için uzmanlaşmak için ortaya çıkmış kuruluşlar var. Bu kuruluşlarda da nitelik ön plana çıkıyor. Nitelikte yarış yapıyor. Şeffaflaşmanın sağlanabilmesi, bağımsız bir sivil toplumun ortaya çıkabilmesi anlamında bunlardan daha fazla ümitliyim.</span></p>
<p><strong> </strong><strong>Araştırmanın sonuçlarında kadınların daha görünür olduğu belirtiliyor. Bu görünürlük karar alma mekanizmalarına etki edecek bir mahiyette mi?</strong></p>
<p>Kadınlar karar verme ve etkileme pozisyonlarında daha azlar. Ama yirmi yıl öncesine kıyaslandığında bugün sayı olarak çok arttığını görüyoruz. Türkiye’de sivil toplumun yönetim yapısı erkek ağırlıklı zaten. Bugün sivil toplum kuruluşlarındaki üye oranlarına baktığımızda kadınlar yüzde 23. Bu oran İslami STK’larda da böyledir. Yöneticilere baktığımızda kadınlar yüzde 15. İslami kuruluşlar da aşağı yukarı bu oranlarda. Fakat 20 yıl öncesine baktığımızda İslami kuruluşlarda kadınların çok daha az yer bulduklarını; buldukları yerin de onlara tahsis edilmiş “hanımlar komisyonu” çerçevesinde olduğunu görüyoruz. Bunu kıran Refah Partisi’dir. Kadınların daha görünür olması için çaba göstermiştir. Fakat buna tepki olduğunu biliyoruz. İslami camiada. 97’den sonra kadınların katılımını arttıran iki mekanizma var: Birincisi genel toplumsal süreçler dahilinde eğitim yaşamına daha fazla katılım ve kentleşme kadınları daha görünür kılıyor. Kadınlar iş yaşamında gittikçe daha kamusal pozisyonlarda yer edinmeye başlıyorlar. Bu genel hat. Bir de özel hat var. 28 Şubat sonrasındaki başörtü yasağı İslami sivil kuruluşlarda kadınlara alan açılmasıyla neticelendi. Başörtüsü yasağı sebebiyle okuyamayan kadınların eğitimi için özel mekanizmalar kurulmaya başlandı. Başörtü yasağı sebebiyle açığa çıkan nitelikli bir insan gücü var; kamusal alanda çalışmaya, aktif olmaya alışmış insanlar bu özelliklerini İslami kuruluşlarda çalışarak değerlendirmeye başlıyorlar. Ayrıca ideolojik olarak İslami kuruluşlar kamusal alandan dışlanan bu kadınlara sahip çıkmak mecburiyetinde hissediyorlar kendilerini. Dolayısıyla bir süre sonra İslami STK’lar kadınların daha fazla aktif olduğu bir yer olmaya başlıyor.  Böylece faaliyetlere daha fazla kadın katılmaya başlıyor; daha fazla kadın katıldıkça da bir sonraki dönemde görev alacak kişiler arasında kadınların ağırlığı artmaya başlıyor. Bugün geldiğimiz noktada birçok İslami kuruluş faaliyetlerine neredeyse sadece kadınların devam ettiği ve bir konuda aday aradıklarında; görevlendirilecek bir kişi aradıklarında da neredeyse seçeneklerin çoğunun kadınlardan oluştuğu bir duruma gelmiş vaziyette. Bundan rahatsız olanlar var ama aynı zamanda bu bir vaka olarak kendisini dayatıyor. Dolayısıyla geldiğimiz yerde şunu görüyoruz. Bugün en geleneksel kuruluşların bile yönetim kurullarında kadınlar var. Bu konuda ciddi bir değişimin olduğunu görmemiz gerekiyor.</p>
<p><strong>Mekanların dönüştüğüne de vurgu yapılıyor araştırmada…</strong></p>
<p style="background: white; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-family: 'DIN Tr','serif'; color: #181818;">Mekanlardaki değişim aslında çok önemli. İslami sivil kuruluşların mekanlarında çok büyük bir dönüşüm görüyoruz. 20 yıl önce neredeyse gizlenen, tabelası küçük olan, daha çok kenarda olan kuruluşların yavaş yavaş merkeze geldiğini, ana caddeye bakan binalar yaptırdıklarını, tabelalarını büyüttüklerini, bültenlerini resimli hale getirdiklerini, web sitelerini gittikçe bütün faaliyetlerini yansıtacak hale, hatta “aşırı şeffaf” bir hale soktuklarını görüyoruz. Mekanlar gittikçe dışarıdan insanların daha rahat girip çıktığı etkinliklere katıldığı bir mahiyet arz etmeye başlıyor. Bu mekanlarda dışa yönelik sunumların yapılabileceği alanların arttığını görüyoruz. Burada ayakkabısız girilen mekanların azaldığını ayakkabıyla girilen mekanların ana form olduğunu görüyoruz.</span></p>
<p><strong>Bu değişimler nasıl karşılanıyor özellikle de eski kuşaklar tarafından?</strong></p>
<p style="background: white; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-family: 'DIN Tr','serif'; color: #181818;">Tüm bu değişimlere paralel yaşanan bir de kuşak değişimi var. O olduğu için yorumlaması kolay. Aslında o eski tip faaliyet tarzlarını, eski tip ilişkileri, eski tip kurumsal yapıları isteyen kuşak da bu süreçte kenara çekilmiş oluyor. Adanmış insan tipi gidiyor cemaatçi adam gidiyor, cemiyetçi adam geliyor. Mekanların değişimi de bu değişime tekabül ediyor. Genellikle bunu ihtiyaçlar ve yapılan faaliyetlerin bir neticesi olarak görme eğilimi var. Yani doğal bir değişim olduğu düşünülüyor. Aslında bu değişim tartışılmıyor değil. Mesela mekanlara ayakkabıyla girme mevzusu tartışılıyor. Ama ayakkabısız girmeyi savunanların bu alandan çekilmesi neticesinde tartışma bitiyor. Burada eski kuşak biraz tasfiye edilmiş oluyor. Ya da eski kuşak yeni dönemin ihtiyaçlarını karşılamayacağını görüp kendisi kenara çekiliyor.</span></p>
<blockquote><p>“İslami kesimlerin devlete bakışıyla bugünkü devlete bakışları da farklılaşıyor. Yirmi yıl önce devleti kendisine baskı yapan, dışsal bir aygıt olarak değerlendiren bir ideolojik şekillenmeden bugün devleti daha çok koruyucusu olarak gören bir ideolojik şekillenmeye giden bir dönüşüm söz konusu. Toplumda bir dönüşüm var ve bu STK’lara da yansıyor.”</p></blockquote>
<p><strong>Kamu fonları ve devletle kurulan yakın ilişkinin İslami STK’ları olumsuz yönde dönüştürdüğüyle ilgili tartışmalar var bu konuda görüşleriniz nelerdir?</strong></p>
<p style="background: white; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-family: 'DIN Tr','serif'; color: #181818;">Bunu gözlemlemek için henüz çok fazla zaman geçmedi. Kamunun İslami STK’lara kaynak aktarımı çok yeni bir olay. Biraz 15 Temmuz sonrası görülen bir vaka. Öncesinde daha özel birkaç kuruluş ekseninde yürüyen bir şeydi. Bunun dönüştürücü etkileri olduğunu, toplumdan kopardığını söylemek için çok erken olduğunu düşünüyorum. Fakat bu mesele görüştüğümüz STK’larda tartışılan bir konu. Siz eğer bir faaliyeti yapmak için bir kamu kurumundan kolaylıkla kaynak buluyorsanız doğal olarak daha az bağış arıyorsunuz, doğal olarak daha fazla profesyonellerle çalışıyorsunuz. Doğal olarak bu sizi gittikçe etkinlik düzenleyen bir organizasyona, yaptıklarınızı da halkla ilişkiler faaliyetine dönüştürebilir. Aslında tarihsel olarak İslami STK’ların devletle ilişkisi güvensizlik üzerine kurulmuştur. Gerek devletin onlara karşı güvensizliği gerekse onların devlete güvensizliği çok belirleyici psikolojik bir etkendi. Ne zamana kadar, son beş-altı yıla kadar. Bu tarihsel psikolojik bariyeri yokmuş gibi kabul etmek, ortadan kalkmış gibi kabul etmek çok kolay değil. Halen insanların zihninde bu sorular soruluyor. Aslında devletin yarın öbür gün herhangi bir durumda daha fazla kontrol edebileceği yapıların ortaya çıktığına dair endişeler söz konusu. Bir tür akredite kuruluş olmanın zamanla bu kuruluşların yapılarını zedeleyeceğine dair, asıl güçlerini ortadan kaldıracağına dair bir endişe bütün kuruluş yöneticilerinde var. Fakat bizim dikkatimizden kaçan en önemli nokta şurası: STK’lar da dahil olmak üzere bütün kuruluşlar hatta bütün insanlar aslında çevre kaynaklarına bağımlı bir şekilde varlıklarını sürdürürler. Kaynaklar her zaman olumlu değildir; aynı zamanda çeşitli olumsuzlukları da bünyesinde barındırır. Siz kolaylıkla bir kaynağa eriştiğinizde başka kaynaklara erişme imkanınız da körelebilir. Dolayısıyla çevre koşullarında bir değişiklik olduysa kuruluşların buna adapte olması da bir vakadır. Nitekim en çok eleştirenlerin dahi bir kamu fonu söz konusu olduğunda bunu almaktan imtina etmediğini görüyoruz. Zahiren eleştiriyor ama herhangi bir imkan söz konusu olduğunda reddeden de yok. Neden? Çünkü o kaynağa kendisi ulaşmadığında bir başkasına tahsis edileceğini dolayısıyla rekabet edemeyeceğini, varlığını sürdüremeyeceğini düşünüyor. Bunun neticelerini hep birlikte göreceğiz. Muhtemelen bu alanın bütüncül dönüşümünü beraber izleyeceğiz.</span></p>
<p><strong>Bunun toplumsal etkileri ne olur sizce? Öte yandan STK’ların kamuyu etkilemekten çok, kamunun halkla ilişkilercisi gibi bir pozisyona dönüşme riski var mı?</strong></p>
<p style="background: white; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-family: 'DIN Tr','serif'; color: #181818;">Burada devletin yapısını ihmal etmemek lazım. Devletin yapısı hiçbir zaman yön verilmeye politika oluşturmaya müsait değil. Birilerinin bunu topluma anlatın, ilişkilendirin dediğini sanmıyorum. Biraz ideolojik konsolidasyonla ilgili.  STK’lar böyle yapmaları gerektiğini düşündükleri için öyle yapıyor. Birileri çağırıp onlara vazife vermiyor.  Birilerinin bunu kendine görev görmesi sorun değil bana göre. Madem buralar siviller, kendi kitleleri açısından gerekli olduğunu düşünüyorlar, o halde yapmakta özgürler. Biz siyasetle ilişkiyi, hep siyasete muhalefet olarak koyuyoruz. Halbuki siyaseti destekleyebiliriz, siyasetin lehinde de hareket edebiliriz. Bunu kendi tercihleriyle yapar görünürler ama her zaman arka planda bağlayıcı ilişkiler, çevre koşullarının zorlayıcı mekanizması bunda bir etkendir.</span></p>
<p><strong>Bu ilişkiselliğin kökeninde ne var ?</strong></p>
<p style="background: white; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-family: 'DIN Tr','serif'; color: #181818;">2007 sonrası Türkiye’de artan ve gittikçe körüklenen siyasal kutuplaşma bu anlamda çok önemli. Orada şunu tabii ki unutmamak lazım. 28 Şubat’ın travmatik hafızası İslami kuruluşların belirli hatlarda konumlanmasına yol açıyor. Bu etkeni ihmal edersek süreci anlayamayız. Konuştuğumuz pek çok kuruluş temsilcisi, siyasetle girilen ilişkilerden memnun olmadıklarını ama alternatifin 28 Şubat’a dönmek olarak görüldüğü için bu hususta net ve sabit durmak yönünde bir hissiyat içinde olduklarını dile getiriyorlar. 28 Şubat dönemi çok ciddi baskıların olduğu ve hukuksuz bir şekilde İslami kuruluşların üzerine gidildiği bir dönem. Ardından 2007 cumhurbaşkanlığı seçimi kutuplaşması aynı hafızayı diriltiyor. Dolayısıyla şöyle bir hissiyat oluşuyor; ‘burayı korumamız lazım.’ Başlangıçta bu demokrasiyi koruma söylemiyle ortaya çıkıyor. Siyasal alana dışarıdan müdahale devam ettikçe İslami sivil kuruluşlarda koruma refleksi artıyor.  Başlangıçta, Milli İrade Platformu’na katılımın daha az olduğunu ama sonra gittikçe arttığını görüyoruz. Neden? Çünkü şunu hissediyor, İslami kuruluşlar: Burada siyasete dışarıdan bir müdahale var ve eğer bu müdahale başarılı olursa biz tekrardan zor zamanlara döneriz. Siyaset de bu duyguyu kullanıyor kimi zaman. Bu hissiyatın niye oluştuğunu anlamak bizim görevimiz. 2017’ye kadar korkunun beslediği bir siyasallaşma var. 2017 itibari ile yavaş yavaş faydanın beslediği bir konsolidasyon olacağını öngörüyorum.</span></p>
<blockquote><p>&#8220;Kutuplaşmanın o zamanki unsuru Kemalist STK’lar ötekileri dışarıda bırakacak şekilde devletle ilişkide bir tekeli kurmalarıydı. Bunu sürdürmek istiyorlardı. Şimdi pozisyonlar değişmiş durumda. Aslında bu konu sık tartışılıyor. Bazen bir safları sıkılaştırma söylemi olarak bazen de bir beka sorunu olarak ortaya çıkıyor. Eğer gevşek davranılırsa siyasete müdahalenin bütün sahneyi değiştireceğine dair bir korkuyla besleniyor. Bunun nesnel zemini yok mu? Var. Bu siyasal kullanımı yok mu? O da var. Her ikisi de üst üste geliyor. Siyasete müdahale devam ettikçe ister istemez o korumacı refleks meşru bir hale gelmeye başlıyor.&#8221;</p></blockquote>
<p><strong>Korku siyasallaşmasının biteceğine gerçekten inanıyor musunuz?</strong></p>
<p style="background: white; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-family: 'DIN Tr','serif'; color: #181818;">2000’lerin başında Irak işgaline karşı Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu oluşmuştu. Burası çok ciddi bir iletişim alanıydı. Pek çok alanda özellikle aktivist kuruluşlar çok ciddi bir toplumsal ilişki ağına sahip olmuşlardı. Fakat Türkiye’deki badirelere verilen reflekslerin farklılaşması gittikçe konumları değiştiriyor. Bu refleksler İslami STK’ları muhafazakarlaştırıyor; korumacı ve daha kapalı yapılara dönüştürüyor. Devlete daha fazla yaslanan, kaynakları daha fazla devlet tarafından tahsis edilen bir yapıya dönüştürüyor. Bu dönüşümler içerideki ilişkileri de değiştiriyor. İslami STK’larda siyasetle ilişkiyi kim kurabiliyorsa, o becerilere kim sahipse onların öne çıktığı bir süreç yaşanıyor. Bunlar var ama bunun nedenleri salt bu alandakilerin kendi tercihleri değil. Yani siyasal ortam, ekonomik ortam farklılaşıyor ve o buradaki değişimi tetikliyor. Bunu görmemiz lazım. Burada tercihleri çok mu pasifize ediyoruz, yapıyı çok mu vurguluyoruz. Elbette ki aktörlerin tercihleri de önemli. Ama ben son on seneyi Türkiye’de siyasete çok ciddi müdahalelerin olduğu bir dönem olarak görüyorum. Siyasete dışarıdan müdahaleler azaldıkça sivil alanın da kendi işleyişini daha bağımsızlaştıracağını düşünüyorum.</span></p>
<p><strong>Kutuplaşmanın sona ermesi için de geçerli mi bu?</strong></p>
<p style="background: white; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-family: 'DIN Tr','serif'; color: #181818;">Son yıllarda İslami STK’ların faaliyetlerini bütün toplum kesimlerine daha açık hale getirdiklerini görüyoruz. Siyasal tercihlerde kutuplaşma var ama bireysel ilişkilerde, gündelik yaşamlarda kutuplaşmanın etkilerini pek göremiyoruz. Bu iyi bir şey.  Eskiden de çok az sayıda kurumun birbiriyle ilişkisi vardı.  Pek çoğu birbirinden kopuktular. Kutuplaşmanın o zamanki unsuru Kemalist STK’lar ötekileri dışarda bırakacak şekilde devletle ilişkide bir tekeli kurmalarıydı. Bunu sürdürmek istiyorlardı. Şimdi pozisyonlar değişmiş durumda. Aslında bu konu sık tartışılıyor. Bazen bir safları sıkılaştırma söylemi olarak bazen de bir beka sorunu olarak ortaya çıkıyor. Eğer gevşek davranılırsa siyasete müdahalenin bütün sahneyi değiştireceğine dair bir korkuyla besleniyor. Bunun nesnel zemini yok mu? Var. Bu siyasal kullanımı yok mu? O da var. Her ikisi de üst üste geliyor. Siyasete müdahale devam ettikçe ister istemez o korumacı refleks meşru bir hale gelmeye başlıyor. Ümit ederim ki siyasete müdahaleler biter ve daha nesnel bir şekilde belirli meseleleri daha konuşabilir hale geliriz.</span></p>
<blockquote><p> “28 Şubat dönemine benzer siyasal tablonun oluşmaması için bir siyasal mobilizasyon olduğunu görüyoruz. Zahiren bu AK Parti iktidarını korumak olarak karşımıza çıkıyor.  Ani dönüşüm riskini önlemeye yönelik bir siyasal bütünleşme, siyasetle bütünleşme İslami kuruluşlarda çok belirleyici bir şekilde karşımıza çıkıyor.””</p></blockquote>
<p><strong>Araştırma sonuçlarında “düzenle, uyumsuzluktan ve dönüştürücülükten ziyade uyumlulaştırma karakteri” gösterildiğiyle ilgili bir tespit var bunu biraz açıklar mısınız?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="background: white; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-family: 'DIN Tr','serif'; color: #181818;">Gittikçe siyasal alana, devlete muhalefetle kendisini ifade eden bir konumdan ona uyumlu entegre bir karakter kazanıyor. Ben uyumlulaşma toplumdan bağımsız değil. Toplumda da bir uyumlulaşma olduğunu düşünüyorum. İslami kesimlerin devlete bakışıyla bugünkü devlete bakışları da farklılaşıyor. Yirmi yıl önce devleti kendisine baskı yapan, dışsal bir aygıt olarak değerlendiren bir ideolojik şekillenmeden bugün devleti daha çok koruyucusu olarak gören bir ideolojik şekillenmeye giden bir dönüşüm söz konusu. Toplumda bir dönüşüm var ve bu STK’lara da yansıyor. Fakat STK’lar bunu kurumsal olarak yaptıkları için bu değişimi daha kolay müşahade edebiliyoruz. Bunun iki yönü var: Devlet de değişiyor aslında bu anlamda. İster bunu kullanıyor olarak değerlendirelim isterse kendisine yeni bir biçim vermesi olarak değerlendirelim devlet de İslam’la arasındaki mesafeyi daraltıyor. İster bir ideolojik kullanma olarak görelim isterse doğal bir çıktı olarak görelim, bu bir vaka. Bugün TRT’yi izlediğinizde bunu çok açık bir şekilde görüyorsunuz. Orada artık baleyi, operayı öne çıkaran bir kültürel kodun yerine Kur’an-ı yarışmada kullanan, Osmanlı padişahlarını anlatan dizilere yer veren bir kültürel kodun ortaya çıktığını görüyoruz. Devlette de değişim var. Bu değişim kalıcı mıdır geçici midir o ayrıca tartışılır. Ama aynı değişim toplumda da var. Toplum da gittikçe devletin dinin koruyucusu olduğunu, dini yok etmek üzere organize olan, ona yönelik yaptırımlar yapan bir yapı olmaktan çıktığını düşünmeye başladı. Bu ciddi bir rahatlama getiriyor ilişkilerde. Bugün hiç olmadığı kadar İslami sivil kuruluşlar kendilerini kamusal alanda ifade edebiliyorlar. Devletle muhatap olabiliyorlar ve bu anlamda karşılık bulabiliyorlar. Bu doğal olarak yapı ve faaliyetleri etkileyecek ve değiştirecektir. Eskinin o muhalif yapısını bugün kurmak istediğinizde bunun muhatabı yok.</span></p>
<p style="background: white; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-family: 'DIN Tr','serif'; color: #181818;">Bunu sadece din alanından değil diğer konularda da görmek mümkün. Misal 2000 sonrası devletin sosyal yardım, sosyal hizmet alanındaki dönüşümü İslami STK’ların geleneksel olarak yaptığı pek çok faaliyeti anlamsızlaştırdı. İslami STK eskiden sünnet törenleri yaparlardı, bugün belediyeler yapıyor; evlendirme yardımları yapıyorlardı artık belediyeler yapıyor; hastalara yardım ederlerdi artık devlet yapıyor; Aşırı yoksullara yardım ederlerdi bunu da artık devlet üstlendi. Gerçekten de pek çok alanı devletin STK’ların elinden aldığını görüyoruz.</span></p>
<p><strong>Bu bütünleşme meselesinde devletin el değiştirmesinin yapacağı etkileri konuşuluyor mu bunun olmaması için nasıl çabalar gösteriliyor?</strong></p>
<p>Biraz siyasi konsolidasyonu buna yönelik olarak görebiliriz. Mevcut devlet toplum ilişkilerini korumaya yönelik bir siyasal mobilizasyon olduğunu görüyoruz. 28 28 Şubat dönemine benzer siyasal tablonun oluşmaması için bir siyasal mobilizasyon olduğunu görüyoruz. Zahiren bu AK Parti iktidarını korumak olarak karşımıza çıkıyor.  Ani dönüşüm riskini önlemeye yönelik bir siyasal bütünleşme, siyasetle bütünleşme İslami kuruluşlarda çok belirleyici bir şekilde karşımıza çıkıyor. Bu bir önlemdir, bir tedbirdir. Ama biz şunu biliyoruz uluslararası şekillenmelere çok açık, ekonomisi kırılgan bir ülkeyiz. Yarın öbür gün başka etkenler ortaya çıkabilir. Türkiye toplumu büyük şoklarla karşı karşıya kalabilir. Bütün bunlar her şeyin gözden geçirilmesine sebep olabilir. Buna yönelik bir hazırlık yapılabilir mi? Türkiye’deki sivil toplum yapısının buna uygun olmadığını düşünüyorum. Böyle uzun vadeli hazırlıklar yapabilecek bir sivil toplum yapısı halen söz konusu değil. Şu endişe var tabii ki: Özellikle bu olağanüstü hal döneminde ciddi bir biçimde pek çok şeyin bir kanun hükmünde kararname ile yapılabilmesi İslami kuruluşlarda ciddi bir tedirginlik oluşturmuş vaziyette. Dolayısıyla yarın öbür gün bir değişim durumunda bugüne kadar kazandıkları şeylerin tamamının benzer bir uygulamayla ellerinden gidebileceğinden endişe ediyorlar. Ama bu ne kadar mümkündür? Bunu ayrıca konuşmak lazım. 28 Şubat tecrübesi bize şunu da gösterdi: Toplumda belirli hizmetleri yürüten, belirli bir yaygınlığa erişmiş, belirli bir meşruiyeti elde etmiş kuruluşlara, kesimlere, gruplara yönelik devletin gayri hukuki baskısı o baskıyı yürüten siyasal yapıların kaybıyla neticeleniyor. Bence Türkiye’de en büyük garantimiz de bu. Yani 28 Şubat sürecinin kısa bir sürede başarısızlığa uğraması pek çok siyasetçiye bunu öğretmiştir muhtemelen. Belirli bir zinde gücü arkanıza alıp topluma baskı yapmanız üç sene beş sene iktidarda kalmanızı temin edebilir ama  uzun vadede kesinlikle iktidarda kalamazsınız.</p>
<p>Şunu da ekleyeyim. İslami STK’larda FETÖ’ye karşı mücadelenin ciddi bir meşruiyeti var, bunu sorgulayan kimseyi göremiyorsunuz. Belirli kuruluşların kapatılması, mallarına el konulması ve farklı yerlere tahsis edilmesini neredeyse sorgulayan yok. 15 Temmuz öncesinde bu sorgulanıyordu belki ama 15 Temmuz sonrasında bunun olmadığını görüyoruz. Yani o yapının bir darbe girişiminin içinde görünür şekilde yer alması bu meşruiyeti sağlayan önemli bir konu. Bu kaynakların devlet tarafından oluşturulduğu ve şimdi yeniden devlete dönmesi fikri de çok belirgin. ‘Zaten bunlar milletin kaynaklarıydı o halde devletin el koyması çok normal’ şeklinde düşünülüyor. Bu da aslında bize bir şey gösteriyor. Eğer sadece devlet tarafından kollanan, devlet tarafından beslenen bir yapıysanız bir süre sonra devletteki baskın fikir değiştiğinde, size yönelik tavır değiştiğinde ortaya çıkacak olumsuzluklar başkaları tarafından doğal karşılanıyor. Yok siz organik bir yapıysanız, fikrinizi, faaliyetinizi, varlığınızı kendiniz üretmişseniz o zaman da birilerinin size müdahalesi tepkiyle karşılanıyor. Bu önemli bir ipucu gelecek için.</p>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p>“Türkiye’deki badirelere verilen reflekslerin farklılaşması gittikçe konumları değiştiriyor. Bu refleksler İslami STK’ları muhafazakarlaştırıyor; korumacı ve daha kapalı yapılara dönüştürüyor. Devlete daha fazla yaslanan, kaynakları daha fazla devlet tarafından tahsis edilen bir yapıya dönüştürüyor. Bu dönüşümler içerideki ilişkileri de değiştiriyor. İslami STK’larda siyasetle ilişkiyi kim kurabiliyorsa, o becerilere kim sahipse onların öne çıktığı bir süreç yaşanıyor.”</p></blockquote>
<p><strong>Son olarak şunu sorayım, araştırma sonuçlarında ‘adem-i merkeziyetçi’ perspektiften uzaklaşıldığı vurgusu var. Bu neden önemli?</strong></p>
<p style="background: white; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-family: 'DIN Tr','serif'; color: #181818;">Asıl değişen şey İslami kuruluşların toplumsallığında. 1950’lerde İslami sivil kuruluşlar geçmişten miras aldıkları iki mekanizmayı öne çıkararak ortaya çıktılar. Bunlardan ilki talebelere yani sosyal mobilizasyona yatırımdır. Eğitimin Türkiye’de mobilizasyonun en önemli ve etkin kaynağı olduğunu unutmayalım. İslami STK’lar yoksul bir köylü çocuğunun vali olabilmesini destekliyordu. Bütün STK’ların ilk ve en uzun süreli faaliyeti burstur; öğrencilere yönelik yurt faaliyetleridir.  Bunu toplumsal mobilizasyona yönelik İslami STK’ların yardım ve yatırımları olarak anlıyoruz. İkincisi de özellikle yoksullara yönelik dayanışma faaliyetleriydi. Bu da özellikle refah transferini sağlıyordu. Her ikisi de aslında merkezileşmenin aksine bir seyri destekleyen faaliyetlerdi. Bu faaliyetlerin kökeninin Osmanlı’daki sivil formda olduğunu düşünüyorum. Osmanlı siyasal sisteminin işleyişinin iki temeli vardı: Biri medrese sisteminin iyi işlemesi diğeri vakıf sisteminin iyi işlemesi. Bu iki temel de adem-i merkeziyetçiliği besleyen temellerdir. Çünkü medrese hem sivil bir hukuku oluşturuyor hem de uyguluyor. Aynı zamanda devlet bürokrasisinin insan kaynağı. Vakıflar da benzer bir yapıda. Dolayısıyla Osmanlı modelinde adem-i merkeziyetçiliğin işlemesinin teminatı bu iki kurum.</span></p>
<p style="background: white; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-family: 'DIN Tr','serif'; color: #181818;">Modern dönemde de bu iki kurum İslami STK’lar eliyle yeniden diriltildi. Bugün geldiğimiz yerde ise tam aksine bu iki alanın İslami STK’lar tarafından gittikçe terkedildiğini görüyoruz. Bu iki alanı gittikçe devlete bıraktığını, devletin bu alanları daha fazla sahiplendiğini görüyoruz. Bu aslında İslami STK’ların temeldeki var oluş zeminlerini değiştiren bir konu. O yüzden İslami STK’lar belirli bir toplumsal yapıyı kuran ve yaşatan kurumlar olmaktan çıkmaya başladılar. Günümüzde gittikçe daha Batılı anlamda STK’lara dönüşmüş durumdalar. Ancak ilginçtir Türkiye’de modernleşmeci olduğunu iddia edenler de, Kemalistler de, muhafazakarlar da bunu göremiyor. Faaliyetin içeriğine takılıyorlar; süreçleri anlayamıyorlar. Türkiye’de siyasal mobilizasyon artarken, sosyal mobilizasyon bitiyor. Ayrıca toplumsal yapı çok değişiyor. Dolayısıyla İslami STK’ların bu yeni toplumsal yapı içinde yeniden konumlandığı bir dönemden geçiyoruz.</span></p>
<p>Raporun tam metnine <a href="http://ilke.org.tr/sites/default/files/yayin/pdf/rapor/turkiyede-islami-stklarin-kurumsal-yapi-faaliyetlerinin-degisimi-pdf-ilke-org-tr.pdf">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/10/islami-stklarin-donusumu/">İslami STK’ların Dönüşümü</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/10/islami-stklarin-donusumu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
