<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Alevilik arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/alevilik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/alevilik/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 05 Jul 2021 10:07:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Alevilik arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/alevilik/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>UnutMADIMAKlımda: Geriye Gidişin, Adaletsizliğin ve Dinmeyen Acının Öyküsü </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/05/unutmadimaklimda-geriye-gidisin-adaletsizligin-ve-dinmeyen-acinin-oykusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jul 2021 09:03:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[2 Temmuz Sivas Katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Kenanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Bülbül]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[Madımak Oteli]]></category>
		<category><![CDATA[Pir Sultan Abdal Kültür Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas Bilim ve Kültür Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[sivas katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[UnutMADIMAKlımda]]></category>
		<category><![CDATA[Yeter Sivri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=72305</guid>

					<description><![CDATA[<p>28 yıl önce Sivas Madımak Oteli’nde 33 kişinin yakılarak katledilmesi Alevi toplumunun mağduriyetlerle dolu tarihini, adaletin bir türlü tecelli edemeyişini ve Türkiye’de demokrasinin geriye gidişini anımsatıyor. Sivas sokakları, misafirlerine Alevilerin Kerbela’dan bu yana dinmeyen acısını ve hüznünü zerk ediyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/05/unutmadimaklimda-geriye-gidisin-adaletsizligin-ve-dinmeyen-acinin-oykusu/">UnutMADIMAKlımda: Geriye Gidişin, Adaletsizliğin ve Dinmeyen Acının Öyküsü </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Sivas Katliamı’nın 28. yılında kayıpları anmak ve faillerin cezalandırılmasını talep etmek için Sivas’ta toplanan binlerce kişi, 33 kişiyi bir kez daha hüzünle yad etti. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) tarafından organize edilen anma programına Türkiye’nin çeşitli şehirlerden ve Avrupa’dan gelen binlerce Alevi katıldı. Pandemi nedeniyle geçmiş yıllara kıyasla daha az sayıda katılım gözlemlendi. PSAKD Sivas Şubesi önünden hareket eden katılımcılar, kolluk güçlerinin gözetiminde Sivas caddelerinde sloganlarla katliam mekânı Madımak Otel’in tadilatının ardından açılan Bilim ve Kültür Merkezi’nin önüne yürüdü.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-72310 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/bilim-kultur-merkezi-640x296.jpg" alt="UnutMADIMAKlımda: Geriye Gidişin, Adaletsizliğin ve Dinmeyen Acının Öyküsü " width="378" height="175" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/bilim-kultur-merkezi-640x296.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/bilim-kultur-merkezi-1280x591.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/bilim-kultur-merkezi-1024x473.jpg 1024w" sizes="(max-width: 378px) 100vw, 378px" />Sivas sokaklarında anmaya katılanları gözlemlemek üzerinizde bir matem hissi bırakıyor. Çünkü Madımak öncesi Kerbela’yı, Maraş’ı, Çorum’u yad eden Alevi toplumunun acısı ilk günkü gibi taze… Netice alınamayan taleplerin etkisiyle azalan bir ilgiye rağmen </span><b>Aleviler 28 yılda gelmeyen adalet ve değişmeyen her şey için mücadele etmekte kararlı. </b><span style="font-weight: 400;">Evlerinin önünden ya da kaldırımdan kalabalığı izleyen Sivas’ın yerli halkı ise bir miktar tedirgin; sorulara mesafeli ya da yorum yapmaktan kaçınan bir tutum içinde.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivas Davası’nda yargı süreci, firari sanıklar ve hala isimleri bilinmeyen bazı faillerle 28 yıldır devam ediyor. Davanın Aleviler üzerinde yarattığı etkiyi, anmaya katılan kişilerin sözlerinde, hüzünle taşıdıkları kayıp resimlerinde, adil bir yargılama sürecinin işlememesinin yarattığı öfkede ve davanın takipçisi olma konusundaki kararlı duruşlarında izlemek mümkündü.     </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-72309 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/yeter-sivri.jpg" alt="UnutMADIMAKlımda: Geriye Gidişin, Adaletsizliğin ve Dinmeyen Acının Öyküsü " width="192" height="226" />“Sivas’ı unutmayacağız; unutturmayacağız. Biz kanlı Sivas&#8217;a adaleti getirmeye ant verdik” diyen binlerin arasından görüş ve hislerini paylaşanlar, Sivas Katliamı’nın bugünün Türkiyesine yansımalarını resmetti.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Katliamda biri 19, diğeri 16 yaşlarında olan Yasemin ve Asuman’ı kaybeden anne Yeter Sivri, Madımak Oteli’nin yerine kurulan Bilim ve Kültür Merkezi’nin önünde oturduğu sandalyede, hala taze olan acısı ile “hakimlerin adaletini görmedik; ilahi adalete sığınıyorum” dedi ve Türkiye’de her an her yerde tekrar, benzer bir katliamın olabileceğini söyleyerek içindeki öfke ve acıya eşlik eden kaygıyı paylaştı.</span></p>
<h5><b>‘Madımak’ı Anmak İbadettir!’</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Konuştuğumuz Aleviler sıklıkla Kerbela’dan bu yana maruz kaldıkları diğer katliam ve acıların bir devamı olarak Sivas Katliamı&#8217;nı andı. Bu nedenle Aleviler için Madımak’ı anmak, bir nevi ibadet…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivas’ta Alevilerin yoğun yaşadığı Seyrantepe Mahallesi’nde kuaför olan Gülsen Karabulut, <strong>“</strong></span><strong>Ben 6 yaşındaydım; o zamandan bu yana hiçbir şey değişmedi. Alevi olduğumuz sürece her şey başımıza geliyor. Yanan da biziz acı çeken de biz. Diğer tarafa bir şey olmadı ki!</strong><span style="font-weight: 400;"><strong>”</strong> dedi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-72311 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/gulsen-karabulut-640x911.jpg" alt="UnutMADIMAKlımda: Geriye Gidişin, Adaletsizliğin ve Dinmeyen Acının Öyküsü " width="145" height="207" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/gulsen-karabulut-640x911.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/gulsen-karabulut-1280x1822.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/gulsen-karabulut-1024x1458.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/gulsen-karabulut.jpg 1587w" sizes="(max-width: 145px) 100vw, 145px" />28 yıldan bu yana her yıl İstanbul’dan Sivas’a gittiğini söyleyen emekli Murat Cömert de geçmişe referans verdi: </span><span style="font-weight: 400;">“</span><span style="font-weight: 400;">Bu zulümler, bu feryatlar bu topraklarda Yavuz Sultan Selim’den beri var. </span><b>33 can burada her yıl yeniden feryat ediyor. Aynı Kerbela gibi ama bir damla su yetişmiyor.”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanlığı ve </span><span style="font-weight: 400;">Alevi</span><span style="font-weight: 400;"> Bektaşi Federasyonu Genel Sekreterliği görevlerini yürütmüş olan HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Sivas’ın Aleviler için taşıdığı önemi şu sözlerle anlattı: “</span><b>Bu anma 528 yıl da sürse, biz insan hakları, özgürlükler ve evrensel hukuk nezdinde faillerin yargılanması ve gerekli cezayı almaları için demokrasi mücadelesini sonuna dek yürüteceğiz. Madımak’ı anmak ibadettir</b><span style="font-weight: 400;">.”</span></p>
<h5><b>‘Madımak, Toplumda Katliam Kültürünün Yansıması’</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivas’ta yaşayan elektrik mühendisi İsmet Çağlayan, katliamı daha geniş bir perspektiften değerlendirdi: “</span><b>Madımak’ı tek ele almamak gerekiyor. Bu toplumda bir katliam kültürü var. Kerbela, Çorum’u, Maraş’ı ve Gazi’yi hatırlamak gerekiyor. Biz, sadece Madımak için değil katliam kültürün meşrulaşmaması için buradayız.” </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turgut Öker de pek çok Alevi gibi benzer katliamların yaşanabileceği kaygısını anlattı: “</span><b>Burayı yakan ve yakılmasının koşullarını yaratan zihniyet iktidarda.  Bugün Cuma, burada ya da Türkiye’nin herhangi bir yerinde aynı şey tekrar olabilir. Tehlike bugün düne göre daha da arttı.” </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-72313 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/sivas-katliami-3-640x295.jpg" alt="UnutMADIMAKlımda: Geriye Gidişin, Adaletsizliğin ve Dinmeyen Acının Öyküsü " width="406" height="187" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/sivas-katliami-3-640x295.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/sivas-katliami-3.jpg 700w" sizes="auto, (max-width: 406px) 100vw, 406px" />Sivas katliamının Türkiye siyasetine yansımasını ise Alevi Bektaşi Federasyonu kurucularından olan HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu şu sözlerle vurguladı:<strong> “</strong></span><b>28 yıl önce Aleviler ne kadar olumsuz bir pozisyonda yaşıyorsa bugün ondan daha olumsuz bir durumda yaşıyorlar. Türkiye’nin demokrasi mücadelesi açısından da aynı şeyi söyleyebiliriz. 28 yılda biz ileriye değil geriye gittik.”   </b></p>
<h5><b>‘Örgütlü Alevi, Düz Alevi ve Alevi Bile Olmayan Apolitik Kitle’</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivas katliamının Alevi toplumunda bıraktığı izleri, 1993 yılındaki şenliklerin düzenleyen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nden gençlik kollarında yönetici olan ve isminin yayınlanmasını istemeyen iki genç (bu yazıda Ali ve İsmail olarak anılacak) ile konuştuk. Ali ve İsmail&#8217;in her acıyla karışık öfkesi ve Alevi toplumuna yönelik eleştirileri dikkat çekiciydi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">13 yıldan bu yana her yıl katliamı anmak için İstanbul’dan Sivas’a geldiği söyleyen Ali, son yıllarda toplumda duyarsızlaşma ve konuya azalan bir ilgi gözlemlediğini anlattı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-72312 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/ozan-dede-640x849.jpg" alt="" width="228" height="303" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/ozan-dede-640x849.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/ozan-dede-1280x1697.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/ozan-dede-1024x1358.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/ozan-dede.jpg 1812w" sizes="auto, (max-width: 228px) 100vw, 228px" />Büyükşehirlerde ve Anadolu’nun küçük kentlerinde Alevi kimliğinin tezahürlerinin farkı aktaran Ali, “örgütlü Alevi ve düz bir Alevi” şeklinde bir ayrım yaptı.  Ali’ye göre “düz Alevi” Cemevine sırtı dönük olan, Alevi katliamlarına sesini çıkarmayan, apolitik bile olmayan, hatta Alevi olarak bile tanımlanamayacak bir kitle. Alevi toplumunda da toplumun diğer kesimlerinde olduğu gibi ciddi bir ayrışma olduğunu söyleyen Ali, Sivas katliamı ve diğer mağduriyetlerinin nedenini Alevilerin hiçbir zaman bir araya gelememesiyle açıkladı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kendini Türkiye’de azınlık gibi hissettiğini de söyleyen Ali, Aleviler için Sivas katliamının anlamını ve acıların derinliğini paylaştı: “</span><b>93’ten bu yana burada müze olmasını istiyoruz ama bu talebimiz bile hala karşılanmadı. Biz bu toplumda yok sayılıyoruz. Bu nedenle, Sivas’a gelmek çok zor. Bizim için çok derin duygular</b><span style="font-weight: 400;">. Kendimizi paramparça hissediyoruz.” </span></p>
<h5><b>‘Her Yıl Sivas’a Geliyoruz, Utancımıza Sahip Çıkıyor ve Dönüyoruz’</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Ali gibi İsmail de yeni kuşağın Alevi toplumun acılarına ve sorunlarına yeterli ilgi ve duyarlılığı göstermediği kanaatinde. Benzer katliamların yaşanmaması ve faillerin adil şekilde yargılanması için Alevi toplumunda birlik sağlanmasını elzem bulduğunu söyleyen İsmail, Alevi toplumuna yönelik eleştirilerini aktardı:  “Bu kadar katliama maruz kalan bir toplum olmamıza rağmen, Sivas’a 28 yıldır gelmek ve taleplerimizin hiçbirinin karşılanmasını sağlayamamış olmak en büyük utancımız. </span><b>Biz her sene Sivas’a geliyoruz, utancımıza sahip çıkıyor ve dönüyoruz. Sonuçta, hiçbir şey değişmiyor. </b><span style="font-weight: 400;">Biz Madımak Oteli’ni yıllardır mücadele vermemize rağmen bir Utanç Müzesi’ne dönüştürmeyi başaramadık.” </span></p>
<h5><b>‘Ortada Büyük Bir Katliam Var Ama Kimin Yaptığı Tam Belli Değil’</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-72319 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/sivasli-dedeler.jpg" alt="UnutMADIMAKlımda: Geriye Gidişin, Adaletsizliğin ve Dinmeyen Acının Öyküsü " width="272" height="248" />Sivas sokaklarında katliama dair Sünnilerin hislerini öğrenmek pek kolay değil çünkü pek çoğu konuşmaktan imtina etti. Sokaktaki esnaf ve kaldırım kenarlarında katılımcıları izleyen Sivaslıların genel eğilimi,</span><b> katliamı “Sivas’ın yerli halkı ve Sünni toplumun dışında gelişen bir olay olarak” nitelendirmek yönünde. </b>Genel olarak <span style="font-weight: 400;">Sivas’ta yerel halkta, benzer bir olayın yaşanması ihtimalinin olmadığı ve kente dair &#8220;haksız önyargılarının bulunduğu&#8221; kanaati hakim.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kent merkezinde yaşayan ve esnaf olduğunu söyleyen Mehmet Doğan (50), “Bu ayıp Sivas’a mal edilemez. Biz burada Alevilerle beraber yaşıyoruz. Bunu yapanlar bizden değil” dedi. Bir tekel bayisi işleten başka bir esnaf da kentte Aleviler için benzer bir tehlike olmadığından emin. Göstericileri uzaktan izleyen ve ismini paylaşmayan bir motorlu kurye (22) ise “Sünnilerin biz yapmadık” sözlerine karşılık Alevilerin “Siz yaptınız” sözlerini duyarak büyüdüğünü; &#8216;katliamı dışarından gelenlerin yaptığına&#8217; inandığını aktardı. Pek çok Sivaslı gibi şehrine olan bağlılığını vurgulayan genç, “<strong>O</strong></span><b>rtada büyük bir katliam var ama kimin yaptığı tam belli değil. Biz bu olayların dışında kalmak istiyoruz</b><span style="font-weight: 400;">” sözleriyle kentte Sünnilerin katliama bakışını özetledi. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/05/unutmadimaklimda-geriye-gidisin-adaletsizligin-ve-dinmeyen-acinin-oykusu/">UnutMADIMAKlımda: Geriye Gidişin, Adaletsizliğin ve Dinmeyen Acının Öyküsü </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Eşitlik Mücadelesi Alevi Kadınlarla Sınırlı Kalmayacak Tüm Kadınları Etkileyecektir”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/16/esitlik-mucadelesi-alevi-kadinlarla-sinirli-kalmayacak-tum-kadinlari-etkileyecektir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2020 08:15:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Ahi Evren]]></category>
		<category><![CDATA[alevi kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Bacı]]></category>
		<category><![CDATA[Gülfer Akkaya]]></category>
		<category><![CDATA[Hace Bektaş]]></category>
		<category><![CDATA[Kadıncık Ana]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=48690</guid>

					<description><![CDATA[<p>Feminist araştırmacı yazar Gülfer Akkaya ile Alevi kadınların hem inanç dünyasında hem de gündelik hayatta eşitsiz duruma düşmesindeki pratikleri, ‘kadının silikleştirilmesi’ olarak ifade ettiği süreçlerin gelişimini, Alevi toplumundaki toplumsal cinsiyet eşitliği açısından dönüşümünü son kitabına da ismini veren “Kadıncık Ana” vesilesiyle konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/16/esitlik-mucadelesi-alevi-kadinlarla-sinirli-kalmayacak-tum-kadinlari-etkileyecektir/">“Eşitlik Mücadelesi Alevi Kadınlarla Sınırlı Kalmayacak Tüm Kadınları Etkileyecektir”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Öncelikle “Kadıncık Ana” kitabını yazmaya nasıl karar verdiğinizi sorarak başlamak istiyoruz. </strong></p>
<p>Alevi kadınlarla ilgili ilk çalışmam olan  “Sır İçinde Sır Olanlar: Alevi Kadınlar” adlı kitabı; çeşitli süreklerden gelen, Türkiye’nin farklı illerinde ve Avrupa’da yaşayan Alevi kadınlarla görüşerek hazırlamıştım. O zaman daha her şeyin çok başındaydım. Görüştüğüm kadınların bir kısmı ziyaretlerden, bugün hala Aleviler için kutsal mekân, nehir vb. yerlerden bahsederken oraların adlarını söylüyorlardı ve söyledikleri adlar hep erkek adlarıydı. Sonra “Ama oranın adı eskiden şöyleymiş, sonradan değiştirmişler.” cümlesini ekliyorlardı ve kadın adı söylüyorlardı. Zamanla Aleviliğin erkekleştirilmesi diye adlandıracağım durum ilk olarak böyle dikkatimi çekmişti.</p>
<p><strong>Kaynaklarda bu durumu destekleyen kayıtlara rastlamak mümkün mü? Aleviler arasında nasıl karşılanıyor bu düzeltmeler?</strong></p>
<p>Nuri Dersimi gibi Alevilik konusunda yetkin kişilerin daha evvel okuduğum kitaplarına dönüp baktığımda orada da bu bilgi destekleniyordu. Dersimi, “Munzur kadın adıdır ve Munzur Nehri’nin adı da bir kadın adından gelir.” der. Bugün hemen herkes Munzur Baba der o nehre. Oysa Munzur Ana’dır nehrin adı. Elbette bu kadar yerleşmiş bir yanlış bilgiyi doğrusu ile değiştirmek istediğinizde, bundan bahsettiğinizde çok yüksek itirazlar arasında sesiniz iyice bastırılıyor. Ancak doğrusu bu ve Munzur’un Ana olması Baba olmasından akla daha yatkın. Çünkü Alevilik kadıncıl bir inanç, deyişlerden öğrendiğimize göre Alevilikte Hakk’ın kendisi de kadın. Cemlerin Ana Fatma adıyla kurulup çerağların kadınlarca yakılmasından da biliyoruz bunu. Fakat ziyaretlerin adlarının değiştirilmesi gibi Alevi ocaklarının Dede ile eşit statüye sahip şekilde var olan Ana’ların varlığı da yok sayılıyor Alevi toplumunca.</p>
<p><strong>Bu anlamda Aleviliğin erkekleşmesine hizmet eden faktörler nelerdi?</strong></p>
<p>Ana’ların toplumda yok edilmesi cevabı benim açımdan ilk cevaptır. Alevilik ocak sistemi üzerine kuruludur ve her ocakta Ana ve Dede olur. Oysa şimdi aynı ocak sistemi ile var olan Alevilerde Ana’lar neredeyse yok. Birkaç Ana var, sayısız Dede var.</p>
<p>Bu erkekleştirme kadın ozanların-âşıkların unutturulmasına ve nihayet cemevlerinde cinsiyetçi iş bölümlerine dek uzanınca kadınlar Alevilikte görünmez hale getirildi. Alevilik erkekleştirildi. Cemlerde kadın zakirlere (ozanlar-âşıklar) regl olduğu için görev vermeyen Dede’lere, kadınlara başörtüsü dağıttıran cemevlerine dek vardı durum. Oysa Alevilikte kadın bedeniyle ilgili bu uygulamaları destekleyen tek bir kanıt yok, aksine kadınların bedenlerine müdahale suç sayılıyor. Ne yazık ki bu müdahaleleri şevkle uygulayan çok sayıda Dede mevcut. Bu yapılanlar sadece erkekleştirme değil, Aleviliği asimile etme ve Aleviliği Alevilikten çıkartıp başka bir şeye dönüştürmedir.</p>
<p><strong>Kadıncık Ana kitabını yazmaya karar verdikten sonra nasıl bir çalışma yürüttünüz? </strong></p>
<p>Bir yere giderken mutlaka uğrayacağınız duraklar vardır ya Kadıncık Ana benim için böyle biriydi, yani bazı şeyler sanırım kaçınılmaz. Bu araştırma da böyle bir çalışmanın ürünü. “Sır İçinde Sır Olanlar: Alevi Kadınlar” kitabı üzerine attığım her adımda, baktığım her yerde karşıma Kadıncık Ana çıkıyordu. Ben de iş yaptıkça, araştırdıkça, Alevi kadınlarla konuştukça, Alevi kurumlarına gittikçe içimde farkında olmadan bir şeyler biriktiriyormuşum. Alevi kurumlarında asılı görsellere her baktığımda, gittiğim panellerin çoğunda “Buralarda neden sırf erkeklerin görselleri var, kadınlar neden yok? Hace Bektaş-ı Veli var da neden Kadıncık Ana yok? İkisi yoldaş, nasıl onları birbirinden ayırabiliyorsunuz?“ diye soruyordum. Kadınlar çok etkileniyordu, gelip Kadıncık Ana kim diye soruyorlardı. Kadıncık Ana’nın Alevi toplumu tarafından bilinmemesi, bilenlerin de genellikle adından fazlasını bilmemesi beni çok şaşırtmıştı. Nasıl yani diye soruyordum kendi kendime. Çünkü ben Kadıncık Ana’yı bilmeyen sadece benim sanıyordum. (Gülüyor)</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-50521 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/IMG-5142-640x480.jpg" alt="" width="347" height="260" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/IMG-5142-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/IMG-5142-1280x960.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/IMG-5142-1024x768.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 347px) 100vw, 347px" />Kadıncık Ana bu sayede ilgi alanınıza girmiş oldu.</strong></p>
<p>Evet, bu ilginç durum sonraki çalışmalarımda Kadıncık Ana’ya da özel olarak bakmam gerektiği fikrinin doğmasına sebep oldu. Mesela “Yol Kadındır” kitabımda Hace Bektaş ve Kadıncık Ana bölümü böyle doğdu. O bölümü yazarken sanırım yine farkında olmadan Kadıncık Ana’yı yazma fikrini oluşturmuşum. Çünkü ondan sonra Kadıncık Ana hiç dilimden düşmedi. Yaz tatilimde o kadar çok Kadıncık Ana muhabbeti etmişiz ki Kadıncık Ana’yı yazma kararıyla döndüm o tatilden. Üstelik neden bu kadar geciktim telaşını yüklenerek.</p>
<p><strong>Bu çalışmada karşılaştığınız sorunlar nelerdi?</strong></p>
<p>Araştırmaya başladığımda artık araştırdığım konularda kaderim haline gelen sorun olan kaynak yokluğu ile karşılaştım ilk başta. Kadıncık Ana ile ilgili doğru düzgün tek bir kaynak bile yoktu. Sadece Serçeşme tarafından çıkartılan bir broşür vardı. Ben de Hace Bektaş üzerine yazılan kitaplara baktım. O konu da çok evlere şenlik durumda. Döneme ve dönemin önde gelen –tabii ki erkek- kişilerinin yazdıklarına, onlar hakkında yazılanlara baktım. En çok 1200’lü ve ardından gelen yıllarda yazılmış temel kaynaklar üzerinde çalıştım. Bu kaynakların da temel sorunu dönemin iktidarlarının istediği şekilde yazılmış olmaları yani gerçeği çarpıtarak yazılmış olmalarıydı. Bugün olduğu gibi Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de tarih resmi tarih yazıcılarınca yazılmış, esas kaynaklar yok edilmiş.</p>
<p>Üzerinde çalıştığım kaynakların çoğu tahmin edeceğiniz gibi Türk İslam perspektifinden ve eril bir dille yazılmış kitaplardı. Hace Bektaş ve Kadıncık Ana hakkında İslam’ı Aleviliğe taşıyanlar minvalinde absürt resmi tarih yazımlarına rastladım. Hace Bektaş, Baba İlyas ve Baba İshak gibi farklı bir inancın en önde gelen kişilerini dönemin devleti yanlısı gösteren, ömrünü kendi inancını kurmak ve yaymaya adamış bu kişileri İslamcıların müridi gibi aktaran çok fazla kaynağı Türk, İslam ve cinsiyetçi bakıştan arındırarak okumaya, doğrulara öyle ulaşmaya çalıştım.</p>
<p><strong>Bu sorunları aşmak zor olmadı mı? Hangi motivasyonla çalışmalarınızı devam ettirdiniz?</strong></p>
<p>Çok zor oldu. Çünkü mesela Mevlana o dönemde yaşayan ve dönemi etkileyen güçlü kişilerden biri. Mevlana, Baba İlyas’tan Ahi Evren’e, Fatma Bacı’dan Hace Bektaş’a dek kendi kişisel çıkarları için tehlikeli bulduğu kimselere karşı devletle yan yana durarak mücadele etmiş biri. 6 ciltlik Mesnevi adlı meşhur kitabında bu kişilerle ilgili çok sayıda anlatısı yer alıyor ve anlatılar son derece ağır hakaret hatta küfürlerle dolu. Ayrıca bugüne dek neredeyse bütün yazarlar tarafından dili, üslubu övülen Mesnevi’nin tüm ciltleri çok ağır cinsiyetçi, homofobik ve başka dinlere yönelik nefret dolu ifadelerle yüklü. Bu tarzı Prof. Dr. Mikail Bayram dışında eleştiren ki o da bir kısmını eleştiriyor ve kitabın bu yanları hakkında konuşan pek kimse yok.</p>
<p><strong>Mesnevi ve Mevlana’ya dair ne gibi sonuçlara ulaştınız araştırmalarınız sırasında?</strong></p>
<p>Bu çalışmayı yaparken yer yer kendimi mazoşist gibi hissettim. O kadar zor ki böyle kitapları üst üste okumak. Özellikle Mesnevi’yi okurken kendimi toparlamak için sık sık ara verip uzaklaşıyordum. Çok ağır cinsiyetçi, homofobik, nefret dolu örnekler ve dil kullanmış. Dayanılır gibi değildi.</p>
<p>Bilgiler hep İslam’ın ve Türkçülüğün prizmasından kırılarak geçirildiği için kişiler de bundan payını alıyor. Mevlana için hoşgörülü deniyor ve hemen herkes onu böyle biliyor ama gerçek bunun tam tersi. Mikail Bayram’ın kitaplarında belirttiği şekliyle Mevlana, Ahiler gibi dönemin en güçlü siyasal çevrelerinden birinin Selçuklu Devleti tarafından saldırıya uğrayıp katledildikleri dönemde sarayla çok yakın ilişkiler içinde.  Bu katliamlar sonrasında Ahilerin mallarını, topraklarını, mülklerini istiyor ve bu talepleri içeren çok sayıda mektubu bulunmakta.</p>
<p>Kendisi gibi düşünmeyenlere, kadınlara, eşcinsellere karşı çok saldırgan, onları hedefe koyan bir dile ve tarza sahip. Kadınların yerinin ev içi olduğunu söyleyebiliyor. “Kadınların söylediklerini dinleyin ama söylediklerinin tersini yapın” diyebiliyor. O dönemde savaşçı olan kadınların yerinin kılıç salladıkları savaş meydanları olmadığını, evlerinin içinde erkeklere itaat etmelerinin gerekliliğini defalarca yazmış Mesnevi’de.</p>
<p><strong>Bu anlamda Kadıncık Ana’nın Alevilik tarihindeki önemini nasıl görüyorsunuz?</strong></p>
<p>Kadıncık Ana ve o dönemin kadınlarının kendilerini var etmek için nasıl bir cinsiyetçilikle mücadele ettiklerini anlamak, dönemin kadınlar açısından siyasi, sosyal ve ekonomik çerçevede nasıl ilerlediğini kavramak için bu temel kaynakları okumak yolumu çok açtı ama bir feminist araştırmacı olarak da çok zorlandığımı, öfkelendiğimi itiraf etmeliyim.</p>
<p>Kadıncık Ana’yı bu kadar önemli hale getiren tavır, o dönem belki de İslam’dan bile güçlü olan Babailik inancının devamlılığında oynadığı roldür. Babailik süreği tıpkı Hace Bektaş gibi Kadıncık Ana tarafından da içselleştirilmiş ve bu inancın devamlılığının sağlanmasında en büyük rolü üstlenen kişi Kadıncık Ana olmuş. Hace Bektaş artık tartışmasız olarak kabul edilir ki Baba İlyas’ın mürididir. Babai isyanında kardeşi Menteş ile beraber yer almıştır. Menteş Sivas’taki savaşta ölür. Amasya’da Baba İlyas’ın öldürülmesi ile Babai isyanının kaderi ve istikameti değişir. Baba İshak, Baba İlyas’ı kurtarmak için Konya’ya yürümekten yani başkentteki sarayın üzerine yürümekten vazgeçer. Amasya’ya gitmeyi hedefler. Bu isyanın sonunda Babailer yenilir ama Selçuklu da kazanamaz. Selçuklu kendisini yok etmek isteyenleri yok edemez. Hace Bektaş bu isyan sırasında Anadolu’da bu inancı sürdürmek için el alır Baba İlyas’tan. Anadolu’da örgütlü olan Anadolulu bacılardan destek alan Hace Bektaş, onlarla beraber var olarak bu inancın devamını sağlar.</p>
<p><strong>O dönemde kadınların sosyal hayata katılımları ne durumda? Kadıncık Ana nasıl bir konumda yer almış?</strong></p>
<p>Aşıkpaşaoğlu bu dönemde Anadolu’da dört önemli sosyal kesim/zümre olduğundan bahseder kitabında. Bunlardan biri de Anadolu bacılarıdır yani Anadolulu kadınlar. Kitapta dört zümreyi sayar ve der ki Aşıkpaşaoğlu, “Hace Bektaş bunlar arasında Anadolulu Bacıları seçti, ona Hatun Ana derlerdi. Bu kişi Kadıncık Ana’dır.” Aşıkpaşaoğlu’nun yazdıklarından öğreniyoruz ki o dönem Anadolu’da kadınlar genel olarak örgütlüler ve bir güç halindeler. Zaten aynı dönem Niğde’de Tapduklular arasında Tapduklu kadınların da kadın olarak ayrıca kendilerini var ettiklerini yine dönemin kaynaklarından öğreniyoruz.</p>
<p>Tüm bunlar bize o dönem kadınların kadın olarak ayrıca bir sınıf ya da zümre halinde örgütlü olduğunu, toplumda güçlü bir kesim olarak var olduklarını, Kadıncık Ana’nın da böyle bir sınıf ya da zümrenin parçası olduğunu ve Hace Bektaş ile karşılaşmalarının da tesadüfen değil bizzat tüm bu nedenlerden dolayı olduğunu gösteriyor. Sonuç olarak kadınlar o dönemlerde de örgütlülermiş.</p>
<p>Kadıncık Ana, Hace Bektaş Vilayetnamesi’nde yazıldığı gibi yemek yapan, erkeklere hizmet eden, kadınlık görevleri ile anlatılacak biri değil. Güçlü, örgütlü bir kadın yapısının olduğu dönemde Hace Bektaş ile eşit var olmuş, bu eşitlik anlayışını Babailer’den de alarak Yol’una taşımış, Yol’u eşitlikçi kurup eşitçe sürdüren, bu Yol’u Hace Bektaş öldükten sonra yalnız yürüten, silsilenin oluşmasını sağlayan ve Abdal Musa’ya el veren bir büyük Ana’dır, Veli’dir. Bugünkü Alevi Ana’ların örnek alması gereken kadındır.</p>
<p><strong>Peki tarihsel süreçte Kadıncık Ana’nın görünmez kılınışı nasıl gerçekleşti?</strong></p>
<p>İlk olarak Kadıncık Ana ve Hace Bektaş’ın dönemin tüm baskı ve saldırılarına rağmen vazgeçmedikleri aksine özellikle sahip çıkıp ilmek ilmek ördükleri eşitlik ilkesinden vazgeçen Alevi toplumunun Aleviliği erkekleştirmesi ile.</p>
<p>İkinci olarak resmi tarihin Türk, İslam ve cinsiyetçi yazımı ile. Çünkü Aleviler kendi tarihlerini ne yazık ki yıllarca resmi tarihten okuyup öğrendiler, yetmezmiş gibi kendi içlerinden yeni resmi tarihçiler çıkardılar.</p>
<p>Üçüncü olarak da kadın ya da erkek Alevi cinsiyetçi araştırmacı ve tarihçiler sebebiyle. Bu cinsiyetçi tarihçiler Kadıncık Ana gibi daha nice kadınları, kadın örgütlemelerini yok sayarak, onları görünmez hale getirerek tarih sahnesinde yok ettiler. Dönüp dolaşıp yine kadıncıl eşitlikçi Aleviliğin erkekleştirilmesine varıyoruz. Alevilikte bugün Ana’ların yok edilmiş olması Kadıncık Ana gibi Ana’ların görünmez hale getirilmesi, yok sayılması ile başlamış olabilir. Bunlar arasında ilişki olmadığı iddia edilebilir mi?</p>
<blockquote><p>Kadıncık Ana ve Fatma Bacı gibi kadınların mücadelelerini görünmez hale getirdiğinizde tarih boyunca kadınların sürdürdüğü eşitlik mücadelesini yok etmiş oluyorsunuz. Bu topraklarda binlerce yıldan bu yana süren kadınların eşitlik mücadelesinin sürekliliğini de görünmez hale getiriyorsunuz. Kadın mücadelelerini yok ederek tarihi de sadece erkeklerin tepiştiği alan olarak göstermiş oluyorsunuz.</p></blockquote>
<p><strong>Kadıncık Ana’nın hem tarihi anlamda hem de inanç boyutunda bilinmesi Alevilerdeki kadın temsili açısından ne ifade ediyor? </strong></p>
<p>Kadıncık Ana ve Hace Bektaş’ın kurduğu şey sadece Yol değil. Kadın erkek eşitlikçi bir yol. Bu kitapta anlattığım her şey Alevilikte eşitliğin pratikte nasıl kurulduğunu anlatıyor. Hace Bektaş’a “Kadıncık benim eşim değil, eşitim” dedirten, eşitliği bir erkek olarak Hace Bektaş’ın içselleştirmesine neden olan, kadınlarla beraber Yol’u kurduğu bir dönemdir bu.  Ayrıca Ana’lar ocak sisteminde var diyoruz ya, buyurun işte Kadıncık Ana. Kendisi bir ocak ve onun ocağında pişmeye devam etmiş bir Veli, Hace Bektaş. Her ikisi birbirlerini karşılıklı pişirmiş, sürekli olarak oluşturmuş iki damla, devasa umman ve iki Veli.</p>
<p>Kadıncık Ana olmasa biz bugün Hace Bektaş’ı bilmiyor olabilirdik. Kadıncık Ana olmasa bugün Alevi süreklerinden biri olamayacaktı. O süreği kuran, sürdüren ve bugünlere gelmesine imkan sağlayan Kadıncık Ana. Abdal Musa’yı var eden kişidir Kadıncık Ana. Aleviler her yıl Hace Bektaş Dergâhına gidip orada Kadıncık Ana adını bile geçirmeden Hace Bektaş festivalleri yapıyor ya, o dergahı da kuran kişi Kadıncık Ana. Zaten oradaki ilk dergâh Kadıncık Ana evi. Aleviler Kadıncık Ana’yı görmezden geldikleri gibi onun ve Hace Bektaş’ın birlikte yaşadıkları evi de görmezden geldiler son bir iki yıla dek. 17+ Alevi Kadınlar grubu olarak Kadıncık Evi’ni de Alevilerin gündemine biz getirdik. Umarım bu yıl artık bu festivalin adı da değiştirilip Kadıncık Ana ve Hace Bektaş-ı Veli Festivali adını alır.</p>
<p>Ayrıca Hacı değil, Hace Bektaş. İslamcı kavramlaştırmalar Alevilerin adlarına dek girmiş durumda. Kadıncık Ana demek kadıncıl eşitlikçi Alevilik demek. Alevi kadınlar bu eşitlikçi pratikleri bilmeden bugün Alevilikteki eşitsizliklerle yeterince güçlü mücadele edemezler. Kadıncık Ana Alevi kadınların Ana’sı olarak Yol arkadaşı, Yol gösterenidir. Kadıncık Ana Yol’dur.</p>
<blockquote><p>Alevi kadınların mücadelesi, kadıncıl eşitlikçi Aleviliğin güçlendiği yerde bütün kadınları ve kadın mücadelesini güçlendirmiş olacak. Çünkü bu sadece kimlik mücadelesi ile sınırlı bir mücadele değil. Dünyanın yarısı kadın. Kadınların kurtuluşu da dünyanın yarısının vereceği mücadele ile olacak. Kadınların mücadelesi sınıflar, uluslar, ırklar, dinler, inançlar üstü bir mücadele. Bu nedenle Alevi kadınların vereceği eşitlik mücadelesi sadece Alevi kadınlarla sınırlı kalmayacak, tüm kadınları etkileyecektir.</p></blockquote>
<p><strong>Kadıncık Ana başta olmak üzere kadın figürlerin silikleştirilmesi resmi tarih anlayışı açısından değerlendirilince nasıl bir yere tekabül ediyor?</strong></p>
<p>Resmi tarih dediğimiz şey Aleviliğin statüko lehine tariflenerek asimile edilmesidir. Resmi tarih asimilasyon politikalarını üç ayak üzerine kuruyor. Türkçülük, İslam ve kadın erkek eşitsizliği.</p>
<p>Kadıncık Ana’nın yaşadığı dönemde cinsiyet eşitliği ilkesi, dönemin devlet ve İslam inancı için ciddi bir tehlike arz ediyor. Bu nedenle bu eşitliğin kurulması için çalışan, kadınlarla örgütlü olarak var olan Ahi Fatma Bacı da Kadıncık Ana da muktedirler için tehlike anlamına geliyor. O sırada İslam inancı içinde de kadın erkek eşitliğini savunan kesimler mevcut. Mesela Fatma Bacı’nın babası olan Kirmani ve onun kurduğu Evhadiyye hareketi böyle. Kirmani’nin yetiştirdiği Ahi Evren ve Fatma Bacı da aynı eşitlikçi çizgiyi sürdürüyor. Ama aynı zamanda onlara, Hace Bektaş ve Kadıncık Ana’ya karşı olan Selçuklu sarayı ve Mevlana gibiler de var.</p>
<p>Kadıncık Ana ve Fatma Bacı gibi kadınların mücadelelerini görünmez hale getirdiğinizde tarih boyunca kadınların sürdürdüğü eşitlik mücadelesini yok etmiş oluyorsunuz. Bu topraklarda binlerce yıldan bu yana süren kadınların eşitlik mücadelesinin sürekliliğini de görünmez hale getiriyorsunuz. Kadın mücadelelerini yok ederek tarihi de sadece erkeklerin tepiştiği alan olarak göstermiş oluyorsunuz. Burada söz konusu olan sadece kişilerin görünmez hale getirilmesi değil, eşitlik mücadelesinin kendisinin ve sürekliliğinin de yok edilmesi.</p>
<p><strong>“Aleviler artık kadın erkek eşitliği konularını daha derin ve yoğun şekilde kurumlarının gündemine getirmeyi hedeflemeliler.” diyorsunuz. Bu pratiği günümüz Aleviliği açısından uygulanabilir görüyor musunuz?</strong></p>
<p>Günümüz Aleviliği diye bir şey yok ki, Alevilik var. Hâlâ Analar var, hâlâ cemler Ana’ların adıyla açılıyor, hâlâ eşitlik ilkesi teorik olarak da olsa kabul ediliyor, hâlâ Analar cem yürütüyor, hâlâ aynı deyişler söyleniyor, kadınlar hâlâ zakir, 12 hizmet hâlâ mevcut. İster çalınabilsin ister çalınamasın bağlama hâlâ tüm Alevi evlerinin baş köşesinde yerini koruyor. Alevilerin evlerinde bağlama olur, çünkü bağlamasız Alevilik düşünülemez. Bu nedenledir eline bağlama almamış tek bir Alevi nerdeyse yoktur.</p>
<p>Sorun Alevilikte değil, Alevilerde. Kadıncık Ana ve Hace Bektaş’ın eşitlikçi duruşunu, aralarında Baba İlyas ve binlerce kadın müridinin de olduğunu bildiğimiz 72 bin müridin eşitlikçi duruşunu terk eden bugünkü Alevilerle eşitlikçi Alevilik yaşatılabilir mi diye sorarsanız cevabım tabii ki hayır. Bu haliyle gitmediği için zaten Alevi toplumu kadın erkek eşitliğini konuşmak, gündemlerine almak ve değişmek zorundadır.</p>
<p>Alevilik inancında en önemli ilkelerden biri rızalık almaktır. Bir can diğerinden rızalık almadan bir şey yapamaz. Ana ve Dede’ler canlardan rızalık almadan cem kurup yürütemez. Cinsiyet eşitlikçi ve komünal bir topumu temsil eden Alevi anlatısı Rıza Şehri adlı anlatıdır. Rızalık bu kadar önemliyken elbette rızalık ilkesi kadınlar için de esastır. Alevi kadınlar cinsiyetçi Dede’lere, Ana’lara, cinsiyetçi yönetimlere ve elbette erkeklere rızalık vermezse sadece cemler değil bugüne dek erkeklerin keyfince yürüttüğü o cinsiyetçi kurultaylar, toplantılar vb. de yapılamaz. Bu yüzden Alevilik mis gibi kadıncıl eşitlikçi bir inançtır diyoruz. Değişmesi gerekenler Aleviler.</p>
<p><strong>Çalışmalarınız Alevi kadınlarda ve kendisini değiştirmesi gerektiğini vurguladığınız Alevi toplumunda nasıl bir karşılık buluyor?</strong></p>
<p>Alevi kadınlar son birkaç yıldır susmaktan konuşmaya geçtiler. Sırada itaat etmemek var, o günler de pek yakın gibi görünüyor. Birbirimizle güzel ilişkilerimiz var, konuşuyor tartışıyoruz. Kadınlar, kadınlar lehine olan işleri çok sahipleniyorlar. Eşitsizliğe karşı her geçen gün daha da yüksek sesle itiraz ediyor Alevi kadınlar. Ben umutluyum Alevi kadınlardan. Bu mücadeleyi açıktan destekleyen erkek arkadaşlar da az değil. Bunlar önemli şeyler. Elbette canı sıkılanlar da var. Erkekliklerinin sağladığı konfordan, kurdukları düzenin ellerinden kaymasından rahatsız olanlar pek çok ama son noktada kadınların mücadelesi herkesi alt üst ediyor. Etmeye de devam edecek.</p>
<p>Alevi kadınların mücadelesi, kadıncıl eşitlikçi Aleviliğin güçlendiği yerde bütün kadınları ve kadın mücadelesini güçlendirmiş olacak. Çünkü bu sadece kimlik mücadelesi ile sınırlı bir mücadele değil. Dünyanın yarısı kadın. Kadınların kurtuluşu da dünyanın yarısının vereceği mücadele ile olacak. Kadınların mücadelesi sınıflar, uluslar, ırklar, dinler, inançlar üstü bir mücadele. Bu nedenle Alevi kadınların vereceği eşitlik mücadelesi sadece Alevi kadınlarla sınırlı kalmayacak, tüm kadınları etkileyecektir. Bu nefis bir şey.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/16/esitlik-mucadelesi-alevi-kadinlarla-sinirli-kalmayacak-tum-kadinlari-etkileyecektir/">“Eşitlik Mücadelesi Alevi Kadınlarla Sınırlı Kalmayacak Tüm Kadınları Etkileyecektir”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Devletin Aleviliğin Ne Olduğunu Söyleme Yetkisi Yok”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/30/devletin-aleviligin-ne-oldugunu-soyleme-yetkisi-yok/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eylem Sonbahar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jan 2020 07:50:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anadolu Din ve İnançları Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Doğan Bermek]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Kaboğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Mine Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[Rıza Türmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=47437</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anadolu Din ve İnançları Platformu’nun düzenlediği panelde “Alevilerin sorunları ve temel haklar ile uygulamada AİHM kararları” konuşuldu. Panelin konuşmacılarından Rıza Türmen, devletin Alevilikle ilgili tanım yapma yetkisi olmadığını belirterek, ''Devletin bunu yapması inanç özgürlüğüne müdahaledir.'' dedi..</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/30/devletin-aleviligin-ne-oldugunu-soyleme-yetkisi-yok/">“Devletin Aleviliğin Ne Olduğunu Söyleme Yetkisi Yok”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Taksim Hill Oteli&#8217;nde düzenlenen ve cem evlerine ibadethane statüsü, zorunlu din dersleri gibi konularda AİHM’in verdiği kararların uygulanmaması üzerine tartışılan panelde, Aleviler kendilerini nasıl tanımlıyorsa devletin de bu şekilde kabul etmesi gerektiği vurgulandı. Panelin açılış konuşmasını yapan Doğan Bermek, “Alevilere yönelik katliamlar yaşandı, bu katliamlar öyle bir noktaya geldi ki Alevi toplumu kendisine hukuk içerisinde yer aramaya başladı. Yüzlerce dernek kuruldu. Bunun ardından Aleviler kendilerini görünür hale getirmek için bu görünürlüğün sembolü olarak da cem evlerini inşa etmeye başladılar. Bu belki de son yüzyıllarda karşılaşılmamış sivil itaatsizlik hareketiydi.” dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-47441 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/InShot_20200130_094948351-640x360.jpg" alt="" width="348" height="196" />Türkiye’de altı bin civarında cem evi olduğunu söyleyen Bermek, “Bu cem evleri tümüyle devletin kontrolü ve denetimi dışında kurulmuş, devletin desteğini olmadan toplumun sırtında taşıdığı taşlarla kurulmuştur. Kabul görmeyen Aleviliğin hukuksal mücadelesindeki davalar 1996 yılından itibaren iç hukukun tükenmesiyle AİHM’e gitti ve AİHM 2014-2016 yılları arasında üç önemli karar verdi. Bunlar eğitim konusunda zorunlu din dersleri, cem evlerinin de diğer ibadethanelerin yararlandığı haklardan yararlanması ve devlet-inanç grubu ilişkilerindeki kararlardır. Aleviler hak kazanmayı başardı ama kazandıkları haklara nasıl sahip çıkacakları konusunda pek deneyim sahibi değil. Bu yeni süreci nasıl takip edip nasıl aşılacağını göreceğiz.” diye konuştu.</span></p>
<p><b>“Kazanılan Alevi Davalarında Uygulama Problemi Var”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AİHM’e gelen Alevi insan hakları davaları artık bir uygulama dönemine girdi diye konuşan Dr. Rıza Türmen, “Uygulamada ne yapılması, nasıl davranılması gerekir bunları tartışmak lazım. Bu davaların uygulanması sağlanırsa Türkiye’deki Alevilerin sorunları büyük ölçüde giderilmiş olur. AİHM Sözleşmesinin 46. maddesi diyor ki; AİHM’in verdiği kararlar bağlayıcıdır ve uygulanması zorunludur. Anayasanın 90. maddesi de AİHM kararlarıyla Türk yasaları arasında bir çelişki varsa AİHM kararları esas alınır. AİHM kararı sonrası işleyişe değinen İhlal kararı sonrası uygulamada ihlali yapan devlete yönelik baskı ve iddiaya yönelik bir çalışma düzenlenir. Devleti karara uygulamaya yönelik uyarır.” dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türmen, “Alevi davaların bir uygulama problemi var. Kararların uygulanmadığı kesinleşirse o zaman başvuruculara yeni bir dava imkanı doğuyor. Bütün bu talepler aslında Alevilerin tanınmamasından ileri geliyor. Çünkü talepleri reddederken Türk yargı organları Diyanet İşleri’nden de görüş alarak “Alevilik bir Sufi tarikatıdır”, &#8221;Alevilik ayrı bir inanç değildir&#8221; dediler. AİHM diyor ki sorunun temelinde Aleviliğin ayrı bir inanç olarak tanınmaması yatıyor. Halbuki özerk bir inanç olarak tanınması bir din özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası. Devletin Aleviliğin ne olup olmadığını söyleme yetkisi yoktur. Devletin bunu yapması inanç özgürlüğüne müdahaledir. Verilen kararların uygulanması için Aleviler kendini nasıl tanımlıyorsa devletin de kabul etmesi lazım.” diye devam etti.</span></p>
<p><b>“AİHM’de Alevi Davalarından Çok Vicdani Ret Davaları Var”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnanç Özgürlüğü Girişimi adına Dr. Mine Yıldırım, girişimin 2013 yılından beri Türkiye’de her kesim için inanç özgürlüğü hakkını savunmak doğrultusunda çalışmalar yürüttüğünü belirterek konuşmasına başladı. Yıldırım, inanç özgürlüğünün tek başına değil bütün insan hakları hükümleri ile birlikte anlam taşıdığını belirterek, &#8220;Adalete erişim, adil yargılama, eğitim hakkı da inanç özgürlüğü ile kesişim haline geliyor. İnsan hakları birbirine bağlı ve bölünemezdir.  İnanç özgürlüğü herkesin hakkı. İnanmama hakkı, inancını değiştirme hakkı bu özgürlüğün kapsamında. AİHM’de Alevi davaları kararından daha fazla vicdani ret davalarının kararları var. Türkiye bunları da henüz uygulamadı. İnancınız gereği elinize silah alamıyorsanız bu da inanç özgürlüğü sınırları içindedir.” dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yıldırım, “Eğitim Reformu Girişimi ile Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin programı ve kitaplarını insan hakları standartları açısından incelediğimiz bir rapor hazırlamıştık. Rapordaki bulguları Bakanlar Komitesi’ne göndermek, bilgilendirmek gibi durumlar komiteyi gerçekten bilgilendiren şeyler. Ve nitelikli izlemeye alınmasını sağlaması açısından önemli. Şunu belirtmek isterim, bu kararlar sadece Aleviler için önemli değil bütün herkesin din ve inanç özgürlüğü için önemli kararlar.” diye konuştu.</span></p>
<p><b>“Konu Artık Demokrasi Mücadelesi Haline Geldi”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anayasanın 15. maddesini hatırlatan Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, “Kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Ve bunlardan dolayı suçlanamaz. Savaş ortamında bile olsanız sizin inancınızı, inançsızlığını hiç kimse sorgulayamaz. İnsan hakları öğretinde herkes için geçerli bir durumdur.&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kaboğlu konuşmasını, “Alevi yurttaşlarımızın açtığı davalar Türkiye’deki laiklik anlayışı Avrupa Mahkemesi kararlarına kazındı. Bu açıdan bütün emek verenleri kutluyorum. Çünkü Avrupa Mahkemesi kararlarında laiklik tescil edildi. 2020’de gelinen noktada AİHM kararları uygulanacak mı sorusu tekrarlanıyor. Konu sadece artık hak ve özgürlük mücadelesi değil aynı zamanda demokrasi mücadelesi haline geldi. AİHM kararlarını uygulatmak gerekiyor. Özetle, toplumu dinden inşa etme projesinin şu anda Türkiye’de uygulamasını görüyoruz. Bunu çok iyi kavramamız gerekir. Bugün burada konuştuğumuz konuların sorunu ne bütçe ne de başka bir şey, esas sorun zihniyette.” diye noktaladı.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/30/devletin-aleviligin-ne-oldugunu-soyleme-yetkisi-yok/">“Devletin Aleviliğin Ne Olduğunu Söyleme Yetkisi Yok”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Medya, Alevilerin Sorunlarını Anlatma Fonksiyonunu Hiç Üstlenmedi&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/08/medya-alevilerin-sorunlarini-anlatma-fonksiyonunu-hic-ustlenmedi/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/08/medya-alevilerin-sorunlarini-anlatma-fonksiyonunu-hic-ustlenmedi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rabia Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Jul 2019 07:39:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilerin İletişim Performansları Çalıştayı]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Duran Topuz]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40462</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gazete Duvar’ın Genel Yayın Yönetmeni Ali Duran Topuz ile Aleviler"in medyadaki genel görünürlülüğü, seslerini ve taleplerini gündemde tutma şekilleri, kendi iç medya yapılanmaları ve iletişim performansları üzerine konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/08/medya-alevilerin-sorunlarini-anlatma-fonksiyonunu-hic-ustlenmedi/">&#8220;Medya, Alevilerin Sorunlarını Anlatma Fonksiyonunu Hiç Üstlenmedi&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Aleviler, dönem dönem gündemin nabzına göre medyada yer alsalar da çoğunlukla görünür değiller. Bu sorun nasıl çözülebilir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sadece Aleviler değil, Türkiye’de bütün dinsel, etnik, hukuki statüdeki mülteciler gibi farklı konumlarda olanlar medyada ya yer bulamıyorlar. Ya da negatif temsille yer alıyorlar. Aleviler gibi kalıcı, nüfusun önemli bir parçası olan ve artık çok önemli bir kesimi şehirlerde yaşayan kesimler için daha eski dönemlere göre çözüm bulma imkanı daha çok. Yani 80 – 86’ya kadar hiçbir şekilde medyada yer bulamazlardı. Daha çok şiir ve folklorik gibi konularda daha çok akademik alanda yer bulurlardı. Onun dışında da takıyye yaparlardı, gizlenirlerdi, korku ve sıkıntı içindeydiler. Ve temsili politik yapılar içerisinde güç kazanarak elde etmeye çalışırlardı. Bu yol da çok açık olmuyordu. Daha sonra bu takıyye 85-95 arasında kırıldı.  Önce çok hızlı bir şekilde varlıklarını ve taleplerini deklere etme, varlıklarını görünür kılmaya başladılar. O dönemde medyadaki negatif temsillere sert tepki göstermeye başladılar. Ve bundan önemli ölçüde sonuç da almaya başladılar. Medya da nispeten negatif temsil konusunda bir çeki düzen verdi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pozitif temsil de Alevi okuru etkilemek üzere, diziler, tanıtım yazıları yapıldı. Ama o diziler ve yazılar tamına yakını bir tür oryantalist bir mantıkla ‘Onlar, ötekiler’ gibi sanki uzaylılardan bahsediyordu. İyi anlatıyorlardı ama eşit hak sahibi yurttaş gibi değil de ‘egzotik’ nesne, dışarıdan incelenen bir varlık gibi bahsediliyordu. Yine de o pozitif temsilin hayli faydalı yanları oldu. </span></p>
<p><b>Ne gibi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40464 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/ali-duran-topuz-640x361.jpg" alt="" width="367" height="207" />Toplumsal rahatlama yaşandı. O rahatlamanın önemli göstergelerinden biri de 90’lı yılların başına kadar CHP dışında herhangi bir partiden ne bir şey bekliyorlardı ne de o partilerle irtibata geçiyorlardı. Ama sonrasında neredeyse bütün partilerde Anavatan Partisi, Doğru Yol Partisi, MHP ile kuvvetli temasları oldu. Hâlâ da önemli bir oy tabanıdır MHP’nin. Ama bu kadar büyük bir nüfus için son derece normal bir durum. Edirne’den Ardahan’a, Urfa’dan Ege’ye kadar yoğun nüfusa sahip büyük bir yapının birçok partiyle temas kurması normaldir. Sadece siyasal İslamcı yapılardan uzak kaldılar. Ki bir önemli sorun da 2008 – 2009’dan sonra Adalet ve Kalkınma Partisi’nin politikalarının dışlayıcı bir karaktere bürünüp, kamu çalışanları açısından takıyye yeniden mecbur kılması. Aslında burada doğrudan Alevilere yönelik bir düşmanlık söz konusu değil. Fakat Adalet ve Kalkınma Partisi’nden olmayanların kamuda istihdamı ya da kamudan ihale alması mümkün olmadığı için, Alevilerin büyük bir kısmı da hiçbir şekilde Adalet ve Kalkınma Partisi’nden olamayacağı için o kapılar kapandı. Bu şu anda hem adaletsizlik duygusuna yol açan bir meseledir hem de mutsuzluk ve iktidara karşı bir korkuya neden oluyor. </span></p>
<p><b>Bu durum medyada yapılabilecekleri nasıl etkiliyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Medyada yapılacaklar için bütün bu durumları bilerek hareket etmek gerekiyor. Türkiye’de tuhaf bir şekilde bu tür sorunların, Kürt meselesi de bunun içerisinde olmakla birlikte doğrudan kendi medyasını kendi içerisinde oluşturma çabası, baskıları, engellemeleri anlıyoruz ama nüfusla orantılı olarak çok başarısız oluyor. Kürtçe gazete çıkardığınızda bu gazetelerin okurları çok az oluyor. Aleviler de denedi. Birkaç gazete ve dergi çıkardı. Bu okunup, satılmıyor. Kürtlerin sadece Kürtçe olanlar değil Türkçe yayınlar için de bu geçerli. Misal o gazete 20 bin satıyorsa baskı olmadığında 200 bin satmayacak. En fazla 40 bin satacak. 6 milyon oyu, onlarca vekili, binlerce delegesi olan HDP’yi düşündüğünüzde çıkarılan dergiler ve gazeteler bu büyüklüğe uygun bir tiraja ulaşmıyor. Bu Aleviler için de böyle. Aleviler de 3 gazete ve çok sayıda dergi çıkardı ama etkili olmadı. O nedenle geriye bir tek yol kalıyor; hem mevcut medya içerisinde pozitif temsili arttırma yolları hem de kendilerini orada doğruda ifade edecek imkan ve olanakları bulmak. Bu son yol yine Türkiye’deki medyanın devletten bile zaman zaman geri olan alışkanlık ve davranış konusundaki muhafazakar karakterine, Hürriyet, Milliyet, Vatan’ı eski Sabah’ı Ramazanda inançlı Müslümanlara yönelik dinsel yayınlarının en ufak bir benzerini bile Alevilerin herhangi dinsel bir takvim döneminde yapmadı. Örneğin Hürriyet’te bile dinsel tartışmalar konusunda fetva gücüne sahip fıkıhçı, teolog birçok insan yazar olarak yer aldı. Alevilikle ilgili doğrudan böyle bir alan açılmadı. Pozitif temsil, sosyal-kültürel protesto ile kısmen sağlanabildi. Ama şu andaki medya yapısı içinde bir ana akım kalmadığı için pratikte uygun olabilecek tekniklerin uygulanabilirlik şansı pek fazla yok. </span></p>
<p><b>Uygulanabilecek pratikler neler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Örneğin ana akımda doğrudan temsil anlamına gelebilecek uygulamalar; gazete ise sayfalar, televizyon ise yayın akışı içerisinde bir takım kuşaklar, haber- program, diziden sinemaya kadar kültür ürünlerde gözetilen bir öğe olarak yer alması mümkün olabilir. </span></p>
<p><b>Şu an muhalif medya da dâhil bunlar mümkün mü?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şu an pratik olarak pek mümkün değil. Ya küçük yapılar var ve bunların bir kısmı çok spesifik hedeflerle yayın yapıyorlar. Evrensel, Birgün, Kürt hareketi etrafındaki yayınlar Yeni Yaşam gibi… Buralar şu anda dağınıklık ve ilgilendikleri konulardaki yoğunluk nedeniyle sürekli majör meselelerle ilgileniyorlar. Kimlik siyasetine karşı çıkmak gibi genel ve soyut bir fikir olduğu için dinsel dönemleri bir küçük haberleştirme, başladığını – bittiğini bildirme, oradaki bazı etkinlikleri haberleştirme dışında pek bir şey yapılamıyor. Hâlbuki Alevi toplumunun sorunlarının tartışıldığı, sorunların düzenli bir şekilde içeriden bilgi alanlar tarafından haberleştirildiği bölümler, yerler ayırmak düşünülmüyor. Aslında pratikte rahatlıkla yapılabilir. Görünmeyen ve görünür olmadığı için çözümü çok geciken sorunlar var. </span></p>
<p><b>Evet, genelde Alevilerin sorunları – talepleri konuşulduğunda zorunlu din dersi ve cemevlerinin hukuki statüsü konuşuluyor… Salt sorunlar bunlar mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Cemevlerinin etrafındaki örgütlenmeler, cemevlerine neden ihtiyaç duyulduğuna dair bile bir fikir yok. İktidar tarafından bakarsan ‘politik tercih’ gibi, muhalefet tarafından bakarsan da ‘bir kültürel tercih ama işte iktidar bunu tanımıyor’ gibi bakılıyor. Böyle bir alana sıkışmış durumda. Oysa temel sorunlardan biri kritik törenlerle ilgili gereklilik. En önemlisi de cenazeler. Birçok Alevi hâlâ cenazelerini camiden kaldırmanın acısını yaşıyor. Kendi kurallarına göre törenlerin yapılması için gerekli bir yapı cemevi. Zaten cemevleri biraz dolaşılırsa en önemli faaliyetlerinden birinin cenaze kaldırmak olduğu görülür. Nikâh ve kına yani evlilik prosedürler için de önemli bir işlevi var. Hâsılı böyle güncel hayatla doğrudan bağlantılı ihtiyaçlar. Bir diğer ihtiyaç da kırsaldaki ilişkilerin şehir içerisinde de devam ettirilmesi, buluşma, konuşma, tartışma mekânı olarak önemli. Hâlbuki biz sadece hukuki statüsünü tartışıyoruz.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Cumhuriyet’ten Miyase İlknur bir yazı dizisi hazırladığında dışarıdan birinin hazırlamasından daha etkili, daha çok ses duyuran ve öğretici olabiliyordu. Muhafazakar, Müslüman ya da sol medyada Alevi olmayan biri de aynı şekilde bir yazı dizisi hazırladığında daha az Alevinin sesini duyuyorsun. Ya da daha önce sesi duyulanların tekrarı oluyor. Derine inme, sorunların içeriden bildirilmesi, çözüm önerilerinin dile getirilebilmesi için gazete yönetimlerinin buna yatkın olması lazım. Medyada Aleviliği konuşan Aleviler de majör sorunlar üzerine konuşuyor. Rıza Zelyut gibi… Toplumun içinden bilgi aktaran, hem toplumun kendisine hitap eden hem de toplumlar arası diyalogda söz alabilen biri olmadı. </span></p></blockquote>
<p><b>Bu tartışmaların yapılmaması biraz da Alevilerin kendilerini ifade etme şekilleriyle de ilgili değil mi? Alevilerin ileri gelenleri ya da dernek temsilcileri ile yapılan söyleşilerin çoğunda verilen cevapların çoğu sadece bu iki soru üzerine… </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">70’ler başlayan iki gelenek var. Biri merkezi iktidarı etkileyerek sonuç almaya yönelik majör politik hedefleri ve planları olan hedef, parti ve gruplarla birlikte hareket ederek bu sonucu alma. Bunlar bütün Alevi toplumuna hitap ettiğin ve onları temsil ettiğini, aynı zamanda Alevi olmayan toplumla da temsil ilişkisi kurup devletle de bir baskı gücü olduğunu söyleyen majör dernekler. Biz daha çok bunların seslerini duyuyoruz. Çünkü buralarda nispeten kamuya söz almayı bilen, bu tip ilişkilere girme cesareti gelişmiş ve politik boyutları olan isimler. Bir de görünmeyen yapılanmalar var.  O da yöre, bölge dernekleri. Örneğin cemevlerinin önemli bir kısmı böyle minör dernekleri tarafından yapıldı. Bu iki örgütlenme biçimi arasındaki fark, medyaya ve topluma hakim pozisyonu da etkiliyor. Sonuç olarak bu var olan medya içerisinde alan açılması için hem toplumun içinden talep etmeyi bilenlerin hem de bunda fayda gören yayıncı anlayışın buluşması gerekiyor. Bu da Alevilerin o politik yapılar içerisinde yani CHP’de, HDP’de ve insanların hakkında konuşmak istemediği MHP içerisindeki oranın talepkâr olma haliyle sonuç alınabilir. </span></p>
<p><b>Pozitif temsiliyet olsa da içerideki bir sesin yerine dışarından birinin ‘Alevilik hakkında’ konuşması, merkez medyanın Alevisiz Alevileri konuştuğu tezini de güçlendirmiyor mu? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu aslında bütün medya için geçerli olan bir durum. Alevi olup bu tür çalışmalar içerisinde yer alanlar vardı. Mesela Cumhuriyet’ten Miyase İlknur bir yazı dizisi hazırladığında dışarıdan birinin hazırlamasından daha etkili, daha çok ses duyuran ve öğretici olabiliyordu. Muhafazakar, Müslüman ya da sol medyada Alevi olmayan biri de aynı şekilde bir yazı dizisi hazırladığında daha az Alevinin sesini duyuyorsun. Ya da daha önce sesi duyulanların tekrarı oluyor. Derine inme, sorunların içeriden bildirilmesi, çözüm önerilerinin dile getirilebilmesi için gazete yönetimlerinin buna yatkın olması lazım. Medyada Aleviliği konuşan Aleviler de majör sorunlar üzerine konuşuyor. Rıza Zelyut gibi… Toplumun içinden bilgi aktaran, hem toplumun kendisine hitap eden hem de toplumlar arası diyalogda söz alabilen biri olmadı. </span></p>
<p><b>Bu durum Alevilerin kendi güçlü medyasını kurmasını da zorunlu hale getirmiyor mu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Küçük ölçekte yerel televizyonlar, radyolar var. Bunlar iç iletişim ve iç duygusal tatmini sağlayan yapılar. Kısmen bir başarı elde edilmiş burada. Ama yaygın ve merkezi idaresi olmayan, her bölgede farklılık gösteren bir toplumda bu türden ortak iş çıkarma pek makul değil. Hatta son dönemde siyasette bile böylesi bir söylem de var. AK Parti’nin içerisinde Erdoğan da dahil farklı siyasetçileri hep şunu söylemekte: “Ya birin istediğini öbürü istemiyor, ne istedikleri belli değil. Daha kendilerinin tanımı hakkında uzlaşamıyorlar.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> Burada yapılan eleştiri Aleviliğin bir niteliğini dile getiriyor. Hiçbir zaman belirli bir merkezi mantıkla oluşturulmuş bir tanımın içerisine sığmak ve bir formül çizgisine göre hareket etme eğiliminde olan bir toplum değil. Çok ilginç bir şekilde merkezi idaresi, çekip çevirmesi, yönlendirmesi olmadan çok geniş bir coğrafyada yüz yıllardır varlığını sürekli yeniden üretmeyi başarmış bir toplum. Ama bu başarının bugünkü fiyatı da kendi içerisinde herkese hitap edecek bir işi ortaya çıkarmanın mümkün olmamasıdır. Tabi bunu devletin ve sermayenin medya stratejileriyle birlikte düşünmek lazım. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir sorunu daha dile getirmek lazım. Cumhuriyet sekülerizm meselesinden dolayı Alevilerin gönlünü ve aklını önemli ölçüde yanına çekebildi. Ama yine aynı politikaların bir başka sonucu Alevilerin kendini yeniden üretme mekanizmaları yok etti. Tekkeler, dergahlar gibi… Şu anda güçlü olan tek şey modern örgütlenmelerle bu sorunlara çare arama arzusu ve bunun için ortaya konan enerji.  Ama toplumun ana dokusu içerisinde ciddi sorunlar var. Hem resmi eğitim çerçevesi hem de resmi medya akımı içerisinde sürekli, ağırlıklı olarak Sünnilik anlayışı endokrin ediliyor. Bu aynı zamanda kimliğin çözülüşüne neden oluyor. </span></p>
<p><b>Sizin de dediğiniz gibi küçük ölçekteki yerel televizyonlar, radyolar ve devlet tarafından kapatılan Alevi yayınları Alevilerin tüm farklı taleplerini yeteri kadar duyurabiliyor mu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yerelde nispeten başarılı örnekler olsa bile kamuya dahası Alevi olamayan topluma etki yaratacak bir yayıncılık geleneği ve kurumsallaşması söz konusu değil ne yazık ki… Gazete denemeleri tutmadı. Dergiler denendi daha çok ama onlar da uzun soluklu olmadı. Olan televizyonlar ise folklorize eden, semah, türkü, bazı cem ayinlerinden görüntülerle yayıncılık yaptı. Yani zayıf bir yayıncılık oldu. Çünkü bu yayıncılığı deneyenler hem sermaye olarak hem kadro olarak bir ana akım fikrine sahip değil. Ana akım içerisinde bu şekilde yer alma fikri de olmadı. Yol TV, Su TV, Cem TV, TV 10 gibi denemeler oldu. Kendi anlayışına göre yayınlar yapıldı. Şehirli bir toplumun sorunlarını çözecek bir örgütlenme ne Aleviler içerisinde var ne de yayıncılık yapanlarda var. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de medyanın genel olarak zayıflığının asıl nedenlerinden biri yerel medyanın zayıflığı. Hem devlet yönetimi, hem sermaye hem de genel toplumsal kavrayış yerel medyanın desteklenmesini ve güçlendirilmesini fikrini taşımadı. Bu yüzden de hem zayıf kaldı yerel medya. Yerel televizyonlarda ise yayıncılığa bir şey katılmadı. Daha yukarıya doğru gelirsek küçük veya büyük farklı toplumların kendi iç medyalarının olması hem olağan hem de iyidir. </span></p></blockquote>
<p><b>Bunda korku iklimin etkisi var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Belli bir tarihe kadar var. 80’lere kadar böyle bir durum ürkütücü görünüyordu. Takiyyeyi kırmak, kendini deklere etmek zor bir meseleydi. Bu kaygı şehirleşmeyle kırıldı. Kendini ilan edip, taleplerini deklere etmeye başladığında bu türden kurumları oluşturma fikri zayıf kalmıştı. Onun yerine 60’lı, 70’li yıllarda oluşan ağırlıklı olarak sol yapılar içerisinde temsil ve orada hareket etmeyi tercih ettiler. O tabana hitap eden yayınların Alevilerden söz alıp, Alevilerin sorunlarını tüm topluma anlatma, tartışma fonksiyonunu hiç üstlenmediler. Böylelikle Aleviler sola-sosyalizme yatkın olarak lanse edildi. Sorunları konuşulmadı. </span></p>
<p><b>Peki Alevi medyası, Ermeni medyası, Kürt medyası gibi inanç ve kimlik yayıncılığı ile çok sesli yayıncılık ile karşılaştırırsak?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aslında şöyle bir sorun var. Türkiye’de medyanın genel olarak zayıflığının asıl nedenlerinden biri yerel medyanın zayıflığı. Hem devlet yönetimi, hem sermaye hem de genel toplumsal kavrayış yerel medyanın desteklenmesini ve güçlendirilmesini fikrini taşımadı. Bu yüzden de hem zayıf kaldı yerel medya. Yerel televizyonlarda ise yayıncılığa bir şey katılmadı. Daha yukarıya doğru gelirsek küçük veya büyük farklı toplumların kendi iç medyalarının olması hem olağan hem de iyidir. Bugün Ermenilerin Agos gazetesinin olması, Rumların gazetesi, Yahudilerin gazetesinin olması kendi iç iletişim ve iç etkileşimleri açısından işe yarar. Hem de dışarıyla temas anlamında bir muhatabiyeti ortaya koyar. Yerel medya güçlü olsa bu türden yayınları da güçlendirir. Yerel medyanın zayıflığı bu türden yayınları kimlikçilik, etnik-dinsel ayrımcılık mantığını, paronoyak bakışının ortaya çıkmasına neden oluyor. Aslında bu tür yayınların varlığı gereklidir. Bu türden özel gruba hitap etmeden yayın yapan Duvar, Diken, T24 gibi özellikle dijital yayınların olması diğerlerine göre ister istemez bir dezavantajı var. Gruplarla tek tek diyalog kuramazsın. Ancak çok güçlü olabilirsen dokunabilirsin. Kimliğe dayalı yayıncılık ve yerel yayıncılık güçlü olsa bizim de işlerimizi daha kolaylaştırır. Dolayısıyla bu ikisi birbirini tamamlamalı. Geleneksel format ve kaygılardan azade iş yapıldığında; kadro, sermaye sıkıntıları ne kadar çok olursa olsun yine başarılı iş yapılabildiğinin yakın dönemdeki örneklerinden biri İMC TV. Hem bu tip grup ve yapılarla temas şansı vardı. Hem buralarda yetişmiş kadrolarla çalışıyordu hem de NTV, CNN Türk gibi kanalların görevini üstleniyordu.  Politik bakış açısından medyadaki hastalıkların farkında olup o hastalıklara kapılmadan iş yapıyordu. Hem de kadroları farklı medya alanlarından gelmiş farklı etnik ve inanç gruplarından isimlerle çalışıyordu. Başarılı iş ortaya koyduğu için de kapatıldı. </span></p>
<p><b>YADA ve Sivil Sayfalar’ın 30 Mayıs’ta düzenlediği Alevilerin İletişim Performansları Çalıştayı’na katılan isimler arasındaydınız… </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Başarılı bir çalıştaydı. Bu meselenin nasıl tartışıldığını çok güzel gösterdi. Umduğumdan başarılı bir tartışma yürütüldü. Alevi olmayan medyacılar, medyadan olmayan isimleri vardı. Bu sorunların tanımlanması ve haritalandırılması açısından başarılıydı. Çözüm açısından belki ümit var olmayabilir ama bu umutsuzluk tüm medyada hâkim. Sorunların tespiti ve gruplandırılması, çözüme yönelik fikir seti açısından verimli ve başarılıydı. Ama bu tür çalışmaların doğal özelliği gibi bir iki kere daha yapıp iyice sorunları tanımlayabilirsin ama ortaya konan çözümler tüm katılımcılar tarafından uygulanmaz… Ama pozitif temsilin talebi ve arttırılmasında, pozitif diyalogun adına etkileyici bir girişimdi. </span></p>
<p>Kapak Fotoğrafı: Murat Bayram</p>
<p>İlginizi çekebilir:<a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/31/alevi-medyasi-sorunlarini-tartisti/" target="_blank" rel="noopener"> Alevi Medyası Sorunlarını Tartıştı </a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/08/medya-alevilerin-sorunlarini-anlatma-fonksiyonunu-hic-ustlenmedi/">&#8220;Medya, Alevilerin Sorunlarını Anlatma Fonksiyonunu Hiç Üstlenmedi&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/08/medya-alevilerin-sorunlarini-anlatma-fonksiyonunu-hic-ustlenmedi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alevilerin İletişimi, İletişimin Alevileri</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/01/alevilerin-iletisimi-iletisimin-alevileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Tol]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 08:07:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Ayrımcılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40194</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin son zamanlara kadar en fazla kendi içine kapalı kalmış kesimlerinden biri olan Aleviler, kaçınılmaz olarak, dış dünya ile iletişimlerinde, hatta öncelikle kendi içlerindeki iletişimlerinde henüz yolun başında olmanın zorluklarını yaşıyor. Gerek iletişim araçlarının kullanımında, gerek iletişim yaklaşımlarında, gerekse iletişim dillerinde kat edilmesi gereken çok yol olduğu görünüyor. Üstelik bu  ihtiyacın önemli olduğunu kabul eden Alevi çevreleri sınırlı. Özellikle dışarıya karşı güvensizlik ve temas etmeyi tercih etmeme motivasyonu, dış dünyayla iletişimin önündeki ilk engellerden biri. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/01/alevilerin-iletisimi-iletisimin-alevileri/">Alevilerin İletişimi, İletişimin Alevileri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Aleviler 2000’li yıllarda artan oranlarda, toplumda daha görünür, daha bilinir ve daha tanınır hale geldiler. Bunun nedenlerine aşağıda yer vereceğim. Ancak Alevilerin hem görünürlükleri, hem de bilinirlikleri hem hala yüksek düzeylerde sayılmaz, hem de bilinseler de yeterince tanındıklarını söylemek de zor. Öte yandan Aleviler yeterince tanınmıyor olsa da seveni de sevmeyeni de çok. Tanınmayan bir yapının veya kimliğin toplumdaki algısında beğeni, sempati ya da antipatinin oluşması kuşkusuz önyargıların, tarihsel anlatıların, ayrımcılıkların ve kimileri için de bunlara tepkilerin sonucu. Velhasıl, Alevilik toplumda iyi tanınmazken, Aleviler hakkında bir yanda sempati duyan diğer yanda antipati duyan geniş kesimler var. Her ikisi de niyetli ya da niyetsiz, Aleviler üzerindeki ayrımcılığı besliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kimilerine göre iletişim çağında olduğumuz zamanımızda, bu tanımadan sevme ya da sevmeme halinin, yaygın olmasının, bir yanda Alevilerin kendi toplumlarının dışarısı ile iletişimindeki zaaflar ile, diğer yanda da dışarıda iletişimi yapılan Aleviliğin ya aşırı bir güzellemeye ya da ayrımcılığa varacak düzeylerde ötekileştirmeye dayanması ile önemli bağıntıları olduğunu düşünüyorum. Örneğin Alevilerin temsili, kapsayıcı söylemlerde, “Aleviler güzel insanlardır”, “bu toplumun değeridir”, “Aleviler, iyidir, candır” şeklinde olabiliyor. Bu tepkiler Alevilere yönelik ayrımcı bir dil kullanımı, bir aşağılama ya da hakaret gündeme geldiğinde daha da yoğunlaşıyor. Yine böyle bir gelişme yaşandığı bir sefer, sosyal medyada bir paylaşım dikkatimi çekmişti. Bir Alevi genç, “yeter ya, ben iyi olmak istemiyorum, benim de iyi olmama hakkım olsun istiyorum” şeklindeki tepkisi ile bu güzellemelerdeki örtük ayrımcılığı açık etmişti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sadece Aleviler hakkında konuşanlar yapmıyor bu güzellemeleri. Aleviler de kendini topluma tanıtmaya ve kabullendirmeye çalışırken benzer davranabiliyor. Bu, ya hakaret ile ya da güzelleme ile gündeme gelme hali, Alevilerin toplum algısında normalleşmesini zorlaştırıyor. Alevilerin bu şekilde değil, ya kültürlerini ve/veya inançlarını tanıtırken ya da hak talepleriyle ve bu taleplerinin meşruiyeti ile gündeme gelmeyi başarması gerekiyor. Güzelleme odaklı iletişim, Alevileri zaten kendilerine sempati besleyenlerin haricindeki kesimlere erişim olanağı da sınırlandırıyor. Ayrıca Alevileri iyi olma haline sıkıştırıyor ve “ancak iyi ve güzel olursan var olabilirsin” sınırına getiriyor. Bu güzelleme iletişiminin bir versiyonunda da toplumun genelinde hakim olan kimi eleştirilebilecek özelliklerden Alevilerin azade olduğu vurgusunu öne çıkarma olabiliyor. Örneğin çok yaygın olarak Alevi güzellemeleri paketinde, Alevilerde kadınların özgür ve rahat olduğu iddiasını, son yıllarda, nihayet Alevilerin içinden gelen toplumsal cinsiyet duyarlı Alevi kadınların yükselen seslerinin de sayesinde, sorgulayabilir hale gelmiş olmak sevindirici. Bundan çok değil 5-10 yıl öncesine kadar, “Alevi kadınların da toplumun diğer kadınlarına benzer sorunları var, Alevi kurumlarında da kadınlara yönelik ayrımcılıklar var” diyecek olsanız büyük tepki alabilirdiniz, şimdi de çok değişmemiştir belki ama hiç değilse bunu dile getirirseniz bu ilk kez duydukları bir argüman olmayacak. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alevilerin iletişim performanslarına dair daha çok şey söylenebilir. İletişimdeki Alevilik peki nasıl diye soracak olursak, ilk yanıtımız bir boşluk olurdu sanırım. Gerekmedikçe, zorunda kalmadıkça tüm iletişim araçları Aleviliği konu etmiyor, hatta göründüğü yerler de Aleviliği ya görünmez kılıyor ya da örtük temsiller tercih ediyor. Yıllardır sayısız Alevi gencin katıldığı ve Alevi deyişleri dillendirdiği TV’lerdeki ses yarışmalarında dahi Alevilikle ya da Alevilerle ilgili hiç bir cümlenin kurulmamış olması buna iyi bir örnek olur sanırım. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aleviliğin görünürlüğünün ve tanınırlığının seyrinin, 90’lı yılları örgütlenme yılları olarak geçiren Alevilerin dışa daha fazla açıldıkları 2000’li yıllarda deneyimledikleri şu gelişmelere bağlamak mümkün:  </span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Kentlerdeki cemevlerinin sayılarındaki artış,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">kamuoyunda başta, cemevlerinin ibadethane statüsünün tanınması, din derslerinin zorunluk olmaktan çıkarılması, Aleviliğin genel olarak tanınması ve ders kitapları başta olmak üzere, Aleviler hakkındaki ayrımcı söylemle mücadele gibi talepler olmak üzere, taleplerinin duyulmaya başlanması, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">sonuç alınmış olsun olmasın iktidarın Alevi Açılımı girişimleri ve bu girişimlerin Alevi toplumunda ve kurumlarında Alevilik ve Alevilerin talepleri üzerine varolan tartışmaları ivmelendirmesi,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">başta AİHM’de elde edilen kazanımlar olmak üzere, yukarıda sayılan taleplerle ilgili ilerlemelerin kat edilmesi,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">kentleşme etkisiyle, kapalı bir toplum olmaktan çıkmaya başlaması ve Alevi mahallelerinin dahi daha fazla karma mahallelere dönüşmesi.</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu sebeplerle Aleviler toplumda daha fazla görünür hale geldiler. Bu görünürlük bilinirliği de artırdı. 20-30 yıl öncesine göre daha fazla kişi bugün Alevilerin en azından var olduğunu biliyor. Öte yandan bu ilerlemeye karşın, görünürlüğün ve bilinirliğin, henüz bir tanınırlık ve tanınma getirmediğini tekrar edelim. Ayrıca, bahsettiğimiz kendi doğal ve mecburi görünürlüklerinin haricinde bir görünürlüğe de hala çok rastlıyor sayılmayız. Örneğin tek tük denemeler dışında Alevileri kısmi de olsa konu eden TV dizilerine fazla rastlamıyoruz. Ya da dizi ve sinemalarda toplumun doğallığında karşımıza çıkan bir kesimi olarak belirmiyor. Aleviler ve Alevilik hakkında fikir sahibi bir yabancı bir araştırmacı, sadece popüler kültür ürünleri üzerine bir inceleme yapacak olsa Türkiye’de, Alevilerin var olduğuna zorlukla, ancak derin bir sembolizm okuması yapabilirse ancak kanaat getirebilirdi sanırım. Gizlenme geni çok güçlü olan Aleviler, popüler medyaya kültürel olarak sızmayı da başarabiliyor. Örneğin popüler ses yarışmalarına yoğun katılım gösteren Alevi gençleri, Alevi olduklarını ya da Alevi kültüründen kaynaklı müziğe ilgileri olduğunu dile getirmek istedikleri halde bunu yapmayıp, “bizim kültürümüzde türkülerin, deyişlerin önemli bir yeri vardır” gibi sözler ile “anladınız siz onu” diyerek ve seçtikleri türkülerle kimliklerini ifşa ediyor. Daha ilginç bir başka örnek, bildiğim kadarıyla iletişim fakültelerinde de bir konu olabilmiş değil henüz Aleviler ama deyişler ve ozanlar üzerine çalışmalar mevcut. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toparlayacak olursam, Alevilerin dış dünyayla iletişiminde sorunlu olan ve Alevi yapılarınca tartışılmasını gerekli gördüğüm başlıklar ve bu konularda kanımca yapılabilecek olan şeylerin bazıları şunlar:</span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">İlkin, bahsettiğim üzere, dış dünyayla iletişimde hakim ton Alevilik güzellemesi. Böyle olunca da dışarıya değil de içeriye seslenen bir tarz öne çıkıyor. Aleviler dışarıya seslenirken, özellikle de kültürlerini tanıtırken bu güzelleme tutkusunun en azından dozunu düşürmeli ve kendilerini duyacak olanların anlam dünyalarına seslenebilmenin yollarını bulmalı. Bir başka deyişle kendi diliyle konuşsa da diğer kesimlere de seslenebilmeli. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Hak taleplerini ya da uğradıkları ayrımcılıkları anlatırken, güzelleme söylemini tamamen kenara bırakmalı, hak taleplerini meşruluğunu öne çıkarmalı. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Aleviler haklı olarak iletişimlerinde tarihsel vakalara ve çektikleri acılara ağırlık veriyor. Bu vakaların ve acıların toplumsal hafızada yer bulması önemli. Örneğin  2 Temmuz’un hep hatırlatılması, vicdani olarak toplumda daha yaygın olarak cezalandırılması için gündeme getirilmesi, tartışılması önemli. Bu tür anmaları, hafızayı diri tutma, tüm katliam ve saldırıların kamu vicdanında gayrimeşruiyetini kuvvetlendirmeye yönelik çabalar olarak görerek, iç etkinliklerin ve protesto eylemlerinin ötesine taşımak daha etkili olabilir. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Öte yandan Alevilerin her kendilerinden bahsettiklerinde ya da her konu olduklarında tarihsel acılarına, çektiklerine ağırlık vermesi de yine iletişimi sınırlandıran bir unsur. Örneğin Aleviler bu acıları çekmemiş olsalardı dahi Cemevleri ya da din dersinin zorunlu olmaması talepleri meşru talepler olurdu. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Aleviler kendi içine fazla kapalılar. Dışa döndüğünde de sadece toplumun kendine en yakın kesimleri ile iletişim kuruyorlar. Uzak kesimlerle iletişime girmeyi tercih etmedikleri gibi bu tür iletişim çabalarını da olumsuz, hatta şiddetli tepkilerle karşılıyorlar. Bu güzellemesini yaptıkları Alevi kültürüne uygun bir tutum değil. Alevilerin iddia ettikleri gibi barışçıl yanlarını öne çıkarmaları ve her kesim ile iletişim kurmayı başarabilmeleri önemli. Karşı tarafın önyargıları, tutumları ya da tarihsel olarak Alevilere yanlışları olan kimlikleri sahipleniyor olmaları dahi iletişime engel olmamalı.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Sadece kendi medyalarında değil, öncelikle yakın ama kimi zaman da uzak medyalarda da yer bulmayı hedeflemeli. Şu anda Alevi medyalarını sadece Aleviler takip ediyor. İç iletişim açısından bunun önemi büyük. Ama hem kültürlerini hem de hak taleplerini tanıtma bir hedef olacaksa bunun kapalı devre medya performansı ile olması pek mümkün değil. Hem geleneksel hem de yeni medya araçları dışarıya dönük olarak daha etkin kullanılmalı. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Alevi sözcüler ağırlıkla orta yaş ya da yaşlı erkeklerden oluşuyor. Hem kadın hem de genç Alevi sözcüleri önünü açmaya ihtiyaç var. Tabi bunun için Alevi kurumlarının her açıdan kendini gözden geçirmesi gerekir. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Popüler kültür mecralarında Alevilerin Alevi olarak yer bulması önemli, artık daha az gizlenen bir Alevilik kültürüne ihtiyaç var. Bu bir kampanyaya dönüştürülebilir. Dizi senaristlerinden gazetecilere bir çok kanaat önderi buna öncülük yapabilir. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Alevilik kimliğinin vurgulanması ya da belirtilmesi, Aleviler tarafından kimi zaman bir ifşa, çoğu zamanda bir fişleme olarak nitelendirilebiliyor. Örneğin sosyolojik bir araştırmada bir Alevi’ye Alevi kökenli olup olmadığını soracak olsak, genellikle büyük tepki alırız. Ya da bir Alevi sanatçıya benzer bir soru sorulsa, “ne alakası var hepimiz insanız” cevabı verilir. Kuşkusuz bu reflekslerde tarihsel ayrımcılık birikiminin etkileri var. Ama bu ayrımcılıklarla mücadele etmenin bir yolu Aleviliği normalleştirmek, bunun içinde Alevi kimliğinin ifşa olmasından çekinmemek. Ayrıca bir araştırmacı olarak, Alevilikle ilgili daha fazla soru sorabilmenin ve yanıt alabilmenin, Alevilerin temsilini güçlendireceğini düşünüyorum. Devlet eliyle yapılmadıkça (ki amacına göre o dahi belli ölçüler de kabul edilebilmeli) Aleviler, araştırmalarda Alevilik üzerine sorular sorulmasını olumlu karşılamalı. </span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak neden Alevilerin iletişimi konusunu önemli bulduğumu not ederek bitireyim. Aleviler asimilasyon kaygısının itkisi ile kapanma refleksi ile hareket ediyor. Toplum Alevileri ve taleplerini ya bilmiyor, tanımıyor ya da bir kalıba sokarak karşılıyor. Hal böyle olunca da Alevilere yönelik ayrımcılıklar bitmiyor, biçim değiştirse de yaygın bir şekilde devam ediyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Elbette, Alevilerin hakim kültürlerin içinde erime, yani asimile olma kaygısı haksız bir kaygı değil, ama dışarı ile temas etmeyen, iletişim kurmayan bir Aleviliğin, toplumda Alevilerin tanınmasını, normalleşmesini ve hak taleplerinin kabullenilmesini sağlama şansı zor görünüyor. Temas ve iletişim teslim olma olarak görülmemeli. Daha özgüvenli, kadın ve gençlerin de öne çıkabildiği bir Alevi iletişiminin Alevilerin toplumdaki temsillerini etkinleştireceğine inanıyorum.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/01/alevilerin-iletisimi-iletisimin-alevileri/">Alevilerin İletişimi, İletişimin Alevileri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Dönemde Aleviliksiz Aleviliği Tartışacağız</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/24/yeni-donemde-aleviliksiz-aleviligi-tartisacagiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seda Baştuğ Dilli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 May 2019 09:12:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Aksaray]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi gençler]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Aleviliksiz Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Volkan Ertit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39069</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sekülerleşme ve Alevilerin sekülerleşmesi konusundaki çalışmalarıyla tanınan Aksaray Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim üyesi Dr. Volkan Ertit, Türkiye’deki tüm inançlar gibi, Alevilerin de modernleşmeden etkilendiğini ve değiştiğini söylüyor. Kentleşme ve teknolojiyle birlikte Alevi inancında da değişim yaşandığını ifade eden Ertit, “Alevi gençler dedelerini tanımıyorlar, tanıyorlarsa da ‘takmıyorlar’. Özellikle şehirde yaşayan Alevi gençlerin hayatını 1 hafta boyunca 7/24 izleyin, Aleviliğe dair neredeyse hiçbir şey görmeyeceksiniz” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/24/yeni-donemde-aleviliksiz-aleviligi-tartisacagiz/">Yeni Dönemde Aleviliksiz Aleviliği Tartışacağız</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">2010’da yayınlanan tezi Türkiye Sekülerizm Tarihi ve 2017’de yayınlanan tezi Türkiye Alevilerinin Sekülerleşme Süreci ile tanınan Aksaray Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim üyesi Dr. Volkan Ertit ile sekülerleşmeyi ve bunun Aleviler üzerindeki etkilerini konuştuk. </span></p>
<p><b>Öncelikle sekülerleşmeden başlayalım. Sizin sekülerleşme tanımınız genel tanımdan biraz farklı. Sekülerleşme nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39071 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/sekülerleşme-teorisi-kapak-640x844.jpg" alt="" width="272" height="359" />Sekülerleşme yanlış şekilde ‘din’ merkezli tanımlanıyor. Din merkezli tanım oldukça eksik ve toplumsal dönüşümü açıklamaktan uzak bir tanım. Sekülerleşme tanımının merkezinde din değil, dini de kapsayan ‘doğaüstü’ vardır. Sekülerleşme, belli bir toplumda belli bir zaman dilimi içerisinde ‘doğaüstü’ alanın, yani dinin, dinimsi yapıların, halk inançlarının, astrolojinin ve bunlara benzer diğer tüm doğaüstü öğretilerin toplumu etkileme gücünün azalması demektir.</span></p>
<p><b>‘Günün Dindarları Güzel Zamanlarını Yaşıyor’</b></p>
<p><b>Türkiye&#8217;nin sekülerleştiğini söylüyorsunuz. Bunun nedeni nedir ve elinizde veri var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kentleşme, üniversitelileşme, modern tıp, teknoloji, kapitalizm… Bu dinamiklere bir arada modernleşme deniyor. Modernleşme nasıl ki Batı toplumlarını sekülerleştirdi ise, aynı süreç şimdi Türkiye’de deneyimleniyor. Özellikle yeni kuşakların gündelik yaşamı kendi ebeveynlerine kıyasla doğaüstü anlatılardan oldukça uzak. Eski kuşaklar yaşamını yitirdikçe, bu dönüşüm çok daha sert şekilde ortaya çıkacak. Şimdi iki kuşak bir aradalar. Ama bundan 20-30 sene sonra günün seküler kültürle büyümüş gençleri 50-60 yaşında olacaklar. Bana öyle geliyor ki günün dindarları, muhafazakârları güzel zamanlarını yaşıyorlar; eğer modernleşme süreci sekteye uğramaz ise 20 sene sonraki Türkiye’deki gündelik yaşamı görmek isteyeceklerinden emin değilim. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Elimizde veri var mı? Çok var. Hatta aksini iddia eden tek bir çalışma dahi yok. Türkiye’de kuşaklar arası farklılıklara dair yapılan tüm akademik çalışmalar sekülerleşme sürecini ortaya koyuyor. İnanç, ibadet, eşcinsellik, geleneksel aile yapısı, kıyafet kodu, yeme-içme kültürü ve diğer dinamiklerde İslam’ın gerileyişi akademik çalışmalar ile ortaya konulabilir durumda. Daha detaylı bir okuma için 2019’un başında yayımlanan “Sekülerleşme Teorisi” kitabımı önermek istiyorum. Kaynakçadaki 500’ün üzerindeki eser ile Türkiye sekülerleşme sürecinin oldukça detaylı analizini yapmaya çalıştım.</span></p>
<p><b>‘Din Adamlarından Bekleneni Modern Tıp Yerine Getiriyor’</b></p>
<p><b>Sekülerleşme, Alevi dünyasında da tartışılan bir konu. Bunu genel durumla bağdaştırabilir miyiz? Yoksa bu konunun kendi içerisinde farklı dinamikleri var mı? Sünni Müslümanlar ile Alevilerin sekülerleşmesi arasında ne gibi farklar mevcut?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin sekülerleşmesinin sebebi modernleşme süreci. Aleviler bundan muaf değiller. Ülke neyi deneyimlediyse, Aleviler de aynısı deneyimledi. Sünniler de köyden kente göç ettiler, Aleviler de. Sünniler de üniversitelileşti, Aleviler de. Akıllı telefon sahibi olmayan kaldı mı? Sosyal medya sadece Sünnilerin bulunduğu bir mecra değil. Modern tıbbın ve teknolojinin gelişimi mezhep farkı olmaksızın herkesin hayatını değiştirdi. Her inanç grubunun eski kuşaklarının ‘din adamlarından’ beklediği şeyi artık modern tıp yerine getiriyor.</span></p>
<p><b>‘Geleneksel Alevilik Yok Oluyor’</b></p>
<p><b>Aleviler içerisinde, eski nesil, özellikle dedeler, gençlerin kendi kültür ve inançlarından uzaklaştığını düşünüyor. Türkiye toplumunun genelinde olduğu gibi, bir önceki nesille yenil nesil arasında, Alevi toplumunda da bir kopuş var mı? Neden? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39072 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/Volkan-Ertit-3-640x561.jpg" alt="" width="413" height="362" />Çok sert bir kopuş var hem de. Rıza (Yıldırım) hocamın Cafer Solgun’a verdiği <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/21/alevi-bellegi-kayboluyor/" target="_blank" rel="noopener">röportajda</a> da göreceksiniz, ‘geleneksel Alevilik’ yok oluyor yavaşça. Nasıl ki Hollanda’da hem Protestanlar, hem de Katolikler için din günden güne hayattan çekiliyorsa, Türkiye’de de hem Sünniler, hem de Aleviler için sert bir geriye gidiş var. Alevi gençler dedelerini tanımıyorlar, tanıyorlarsa da takmıyorlar. Özellikle şehirde yaşayan Alevi gençlerin hayatını 1 hafta boyunca 7/24 izleyin, Aleviliğe dair neredeyse hiçbir şey görmeyeceksiniz.   </span></p>
<p><b>‘Alevilerdeki Değişimin Nedeni Kentleşme’</b></p>
<p><b>Doktora tezinizde bir önceki Alevi nesil ile genç Alevi nesil arasında ciddi farklılıklar olduğu göze çarpıyor. Türkiye&#8217;nin geneliyle kıyaslarsak, bu kadar ciddi bir uçurum söz konusu mu? Değilse, Alevilerin nesiller arası sağlık, eğitim ve yaşam biçimi arasındaki derin farklılıkları neye bağlayabiliriz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Açıkçası doktoramı Türkiye’deki Aleviler değil de Süryaniler üzerine yapmış olsaydım, ya da Sünniler üzerine olsaydı da benzer hikâyeler ile karşılaşacağımı düşünüyorum. Zira farklılığın bu kadar sert olması köy ve kent yaşamının farklılığından kaynaklanıyor. Evet, Alevilik kırsala ait ama sadece Aleviler değil köyde yaşayanlar. Zaten ülkenin yüzde 80’ininden fazlası köylerde yaşıyordu 50 sene önce.</span></p>
<p><b>Alevi gençlerin düşkünlük kurumunu bilmediğini söylüyorsunuz, tezinize dayanarak. Bu durum, genel midir? Eski nesil anlatmıyor mu, yoksa yeni neslin ilgisini mi çekmiyor Alevi inancı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alan araştırmam sırasında karşılaştığım en ilginç detaylardan biri buydu. Aleviliğin kendini yeniden ürettiği, gençlerin Alevileştirildiği kurumlar vardır. Örneğin evlenirken musahibinizin yani yoldaşınızın olması gerekirdi Alevi olmak için. Şimdi ya musahipleri yok ya da varsa da kurumun içi boşalmış durumda. Eskiden dedenin aforoz etme yetkisi vardı aynen Katolik inancında olduğu gibi. Eğer dede sizi ‘düşkün’ ilan ederse, neredeyse yaşama devam etmeniz mümkün olmazdı ve köyü terk etmek zorunda kalırdınız. Bir genç katılımcıya ‘düşkünlük kurumu’ hakkında ne düşünüyorsunuz, diye sorduğumda “yaşlılardan mı bahsediyorsunuz?” diye karşılık vermişti. Sanırım tezimi özetleyen cümle o idi. Yeni kuşaklar Aleviliğin esas kurumlarını dahi bilmiyorlar, bilseler de gündelik yaşamlarını etkileyecek durumda değil.</span></p>
<p><b>‘Dedelik Kurumu Köye Ait, Kentte Etkisiz’</b></p>
<p><b>Peki dedenin gücü neden azalıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">E çünkü kent hayatında Alevi olup olmamanız gündelik yaşamınızı devam ettirmek için anlamlı bir kimlik sunmuyor. Köyde düşkün ilan edilirseniz köydekiler size sırtını döner, alışverişi keserler, muhabbeti keserler, evlenmezler, evlendirmezler. Köyü terk etmek zorunda kalırsınız. Ancak kentte düşkün ilan edilirseniz, marketteki fiyatlar değişmez, bankaların faiz oranları da, çocuğunuzu yazdıracağınız okul da, yapacağınız iş de… Siz düşkün ilan edildiğiniz için dekanlık sizi görevden uzaklaştırmaz, müdürünüz yevmiyenizi kesmez, kafeler size masalarını kapatmaz… Yani hayat kaldığı yerden tüm hızı ile devam eder ve dede de sizi düşkün ilan etmesiyle kalır. Dede tarafından düşkün ilan edilmeniz üniversite sınavında az ya da çok puan getirmez. Dedelik dediğimiz kurum köye aittir, kentte etkisiz eleman haline geliyor dedeler. O sebeple zamanında Ali’nin yeryüzü temsilcisi olan ve sözü Sünni devletin üstünde olan dedeler, artık kendi talipleri tarafından devletin mahkemelerinde yargılanmak üzere dava ediliyor yer yer. Böyle bir süreç 1970’lerde yaşayan Alevilerin anlayabileceği bir durum değil.</span></p>
<p><b>‘Her Toplumun Muhafazakârı Mutsuz’</b></p>
<p><b>Geleneklerin yaşatılmasındaki düşüş, geçmişteki tehditlerin azaldığı düşüncesinden kaynaklanıyor, demek mümkün mü? (Osmanlı döneminde Alevilerin sistem dışına itilerek, kendi hukuk ve ceza sistemlerini kurmak zorunda kalması ve böyle bir durumun günümüzde var olmaması)</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sanırım benim tutumum daha toptancı. Geçmişte tehdit yaşamış ya da yaşamamış, herkesin geleneği modernleşme ile çözüldü, çözülüyor. Hem modernleşen, hem de geleneklerini devam ettiren topluluklar var mı halen? Ben tanık olmadım. Açıkçası akıllı telefon ve internet ile ortaya çıkan yeni yaşam şekilleri ile her toplumun gelenekselcilerinin, muhafazakârlarının mutsuz zamanlar yaşadığını düşünüyorum. </span></p>
<p><b>‘Canlanan Alevilik Değil, Alevi Kimliği’</b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39073 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/doktora-kapak-640x849.png" alt="" width="334" height="443" />Siz Alevi sekülerleşmesi olduğunu iddia ediyorsunuz, ama Alevi canlanması olduğunu iddia eden akademisyenler de var. İkisi zıtlık barındırmıyor mu? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yok, barındırmıyor. Aleviler geçmişe kıyasla çok daha cesur, çok daha özgüvenli şekilde Alevi olduklarını söylüyorlar. Kendilerini daha az saklıyorlar. Radyoları, televizyon kanalları, dernekleri, sosyal medyada oluşumları var. Alevi canlanması olduğu doğru. Ama gündelik yaşamlarında Alevilik var mı, derseniz, o zaman iş değişiyor. Örneğin Adana’da yaşayan Arap-Aleviler’ de (Nusayriler) gençler artık Alevi namazlarına katılmıyorlar, ama sorarsanız Alevi olmalarından gurur duyduklarını belirtiyorlar, sosyal medyada Alevi sayfalarını paylaşıyor ve Alevi kimliklerini saklamıyorlar. Canlanan Alevilik değil, Alevi kimliği. Sanırım yeni dönem Aleviliksiz Alevi tartışmaları ile geçecek.  </span></p>
<p><b>Peki, zaman içerisinde bu durumun gideceği yer ile ilgili bir öngörünüz var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eğer modernleşme süreci devam ederse, yani iç savaş çıkmaz ya da ülke sıcak bir savaşa girmez ise, Türkiye’nin tüm bileşenlerinin sekülerleşme sürecinin devam etmesini bekliyorum. Ve eğer süreç bu hızla devam ederse, çok da uzak olmayan bir sürede Aleviliğin tarih kitaplarında yazan Türkiye’deki bir inanç sistemi olarak okutulacağını düşünüyorum.  </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/24/yeni-donemde-aleviliksiz-aleviligi-tartisacagiz/">Yeni Dönemde Aleviliksiz Aleviliği Tartışacağız</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Aleviler Cumhuriyet Tarihinin En Kötü Dönemini Yaşıyor’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/23/aleviler-cumhuriyet-tarihinin-en-kotu-donemini-yasiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Solgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 May 2019 07:13:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Geleneksel Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Rıza Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[tunceli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=38928</guid>

					<description><![CDATA[<p>AKP döneminde Alevilerin durumu... Alevilerin CHP ve Atatürk'e bakış açısı... Laiklik ve Cumhuriyet ile ilgili tutumları... Geleneksel Alevilik kitabının yazarı Rıza Yıldırım, söyleşimizin üçüncü ve son bölümünde bu konulardaki görüşlerini açıklıyor...</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/23/aleviler-cumhuriyet-tarihinin-en-kotu-donemini-yasiyor/">‘Aleviler Cumhuriyet Tarihinin En Kötü Dönemini Yaşıyor’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Alevilik tartışmaları ve Alevilerin talepleri arasında bir paralellik kurulabilir mi? Biraz daha açmak gerekirse; bazı yetkililerin ‘Alevilere haklarını vermek istiyoruz ama çok dağınıklar; önce birlik olsunlar!’ türünden açıklamalarını nasıl yorumluyorsunuz?</b></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-38929" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/05/AleviMiting.jpg" alt="" width="357" height="246" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu şekilde düşünenlerin bir kısmı gerçekten samimi olabilir. Ancak kamu otoritesini kullanan ve çözüm üretme konumunda bulunanların bu söylemleri, çok net ifade etmem gerekirse, Alevilerin taleplerini geçiştirmek için kullanılan siyasi bir manevradan başka bir şey değildir. Bu stratejiyi AKP hükümetleri kendileri açısından son derece başarılı ve verimli olarak kullandı. Bir yandan bürokrasiden az sayıdaki Alevileri ‘temizlerken’ diğer yandan dünyaya Alevilerin hakları konusunda en ciddi adımları atan hükümetlermiş gibi bir imaj oluşturmayı başardılar. </span></p>
<p><b>AKP döneminde Alevilerin haklarında iyileşme olmadığını mı düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet. Hatta Alevilerin sosyo-politik ve ekonomik şartlar bakımından Cumhuriyet tarihinin en kötü dönemlerinden birini yaşadığını rahatlıkla söyleyebilirim. </span></p>
<p><b>Bu görüşünüzü neye dayandırıyorsunuz? Örneğin cemevlerinin açılması, Alevilerin cemlerini açıktan yapabilmeleri bir kazanım sayılmaz mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Önce şunu tespit edelim: Cemevleri AKP döneminden önce açıldı ve AKP iktidara geldiğinde zaten faaliyet halindeydi. 2002’den bu yana da cemevlerinin hukuki durumunun çözüme kavuşturulması ya da şartlarının iyileştirilmesi yönünde hiçbir adım atılmadı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Daha da önemlisi, bu tür gelişmeleri değerlendirirken dünyanın ve Türkiye’nin bütününe bakmak gerekir. Son yarım yüzyılda dünyada azınlıklar ve mikro kimliklerin kazandığı haklara baktığınızda Alevilerin kazanımının ortalamanın çok gerisinde olduğunu görürsünüz. Bir örnek vermek gerekirse, 1960’lardan önce Amerika’da siyahiler hala otobüslerde ancak kendilerine ayrılan yere oturabiliyordu, 2008’de ABD’nin siyahi bir başkanı oldu. Aleviler için böyle bir iyileşmeden bahsetmek mümkün mü?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kaldı ki cemevi vb. gibi gelişmeler tamamen toplumun kendi tabanından gelen bir dinamiğin ürünü olup siyasetin olumlu hiçbir katkısı olmamıştır. Tam tersi toplumun derinliklerinden gelen bu talebi hükümet mümkün olduğunca boğmaya çalışmaktadır. Sadece cemevleri ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararlara bakmak bile AKP’nin ve artık tamamen onun güdümüne girmiş bulunan devletin tutumunu anlamak için yeterlidir. </span></p>
<p><b>Peki sizce Alevilerin talepleri nelerdir? Hangi talepleri karşılanmıyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle şunun altını çizelim. Alevi toplumu her ne kadar kendi içinde parçalı bir yapıya sahip olsa da devletten ve hükümetten temel talepleri konusunda bir uzlaşı içindedir. Bu talepler AKP hükümetinin organize ettiği ‘Alevi Çalıştayları’nda da net olarak dile getirildi. Hepsi temel insan haklarıyla ilişkili olan bu talepleri birkaç madde altında özetleyebiliriz: 1) Kamu kurumlarında Alevilere karşı ayrımcılığa son verilmesi, 2) Zorunlu din derslerinin kaldırılması, 3) Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ya lağvedilmesi ya da mezhepler üstü bir yapıda yeniden düzenlenmesi, 4) Cemevinin Alevi ibadethanesi olarak kabul edilmesi ve bu hususta gerekli yasal düzenlemelerin yapılması. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu hususların hiçbirinde ciddi bir iyileşme olmadığı gibi, Aleviler açısından durumun AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılına göre çok daha kötü olduğunu düşünüyorum.</span></p>
<p><b>Neden? Biraz açar mısınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-38930 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/Cem-e1558437508661.jpg" alt="" width="376" height="188" />Çünkü yukarıda özetlediğim taleplerin hepsi eşit yurttaşlık, laik devlet yapısı ve demokrasi kavramları ile ilgilidir. Alevilerin temel talebi eşit yurttaş olarak kabul edilmektir. Bu ise ancak 1) dini aidiyetleri devletin işleyiş mekanizmasından tamamen arındırmış bir laik sistem, 2) hukukun üstünlüğü ve 3) demokratik bir rejimle mümkündür. Esasen bu dediklerim sadece Aleviler için değil Sünni dindarların inançlarını özgürce ve samimice yaşayabilmeleri için de şarttır. Zira tarihinin hiçbir döneminde herhangi bir dini anlayışın egemenliği altında olan siyasal hegemonya alanında inanç özgürlüğü ortaya çıkmamıştır; çıkamaz. Eşyanın tabiatına aykırıdır. Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ideolojik yönelimine ve pratik işleyişine Sünni bir anlayış egemen oldukça Alevilerin varlık zemini eriyecektir. Çünkü Sünni İslam Aleviliği meşru ve doğru bir Müslümanlık formu olarak kabul etmemekte, düzeltilmesi gereken bir sapkınlık olarak görmektedir. Bunun aksini iddia etmek, eğer Sünniliği ve Aleviliği bilmemekten kaynaklanmıyorsa, politik bir manevradan başka bir anlam ifade etmez. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sadece Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde inanç özgürlüğü ancak laik/seküler devletlerin hakemliğinde var olabilmektedir. Zira her bir inanç, doğası gereği kendisinin hak geriye kalanların batıl olduğu iddiası üzerine kuruludur. Dolayısıyla, inanç özgürlüğünden bahsedebilmeniz için birbirini hak olarak kabul etmeyen farklı inanç gruplarının aynı yerde barış içinde yaşayabileceği bir politik sistem kurmanız gerekir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu açıdan bakınca Türkiye’de Aleviliğin varlık zemininin Sünniliğin hoşgörüsüne endekslenemeyeceği hemen anlaşılacaktır. İslam tarihini ve Sünniliğin yapısını azıcık bilen bir insan zaten böyle bir şeyin mümkün olmadığını da bilir. Şu hâlde, Alevilerin Türkiye’de eşit yurttaş olarak var olabilmeleri için ön şart inanç ve kimliklerinin meşru kabul edilmesidir. Bu ise ancak laiklik ve hukukun üstünlüğü üzerine oturan demokratik bir devlet yapısı ile mümkündür. AKP döneminde Türkiye Cumhuriyeti’nin bu niteliklerinin çok ciddi ölçüde zedelenmesi Aleviler açısından varlıksal bir kaygı nedenidir. </span></p>
<p><b>Bu dedikleriniz Alevilerin 1960’ların sonlarından itibaren neden kitlesel olarak CHP’ye oy vermeye başladığını da açıklıyor. </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-38931 alignleft" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/05/Cem1-640x320.jpg" alt="" width="354" height="177" />Aynen öyle. Türkiye’de kamuoyunun yanlış bildiği bir gerçek de budur. Hem Aleviler hem de Sünniler arasındaki hâkim kanı Alevilerin çok partili dönemin başından beri CHP’yi destekledikleri yönündedir. Halbuki 1950 ve 1954 seçimlerinde Alevilerin ezici çoğunluğu Demokrat Parti’ye oy vermiştir. Ancak 1954 seçimlerinden sonra Menderes’in İslamcı yapılara (tarikatlar ve cemaatler) yönelik popülist bir politika benimsemesi Alevilerin yavaş yavaş bu partiden uzaklaşmasına sebep olmuştur. Yine de Alevilerin büyük çoğunluğu itibariyle CHP’ye yönelmesi 1960 sonlarından itibaren özellikle 1970’lerde Ecevit döneminde gerçekleşmiştir. Bu yönelimin altında yatan temel sebep de yine laik devlet yapısının sağladığı güvencenin fark edilmesidir. </span></p>
<p><b>Alevilerin Atatürk’e bakış açısının da bu konuyla ilişkisi var mı sizce?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Elbette. Son dönemde Alevilerin Atatürk sevgisi ve Cumhuriyet’e bağlılıklarını yersiz bulup eleştiren birçok ses duyuyoruz. Bu eleştiri kervanına katılan Alevi yazarlar ve kanaat önderleri de var. Görebildiğim kadarıyla Aleviler içinde beliren eleştirel damarının iki temel dayanağı var: 1938 yılında Dersim’de yapılan katliam ve tekke ve zaviyelerin kapatılması. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Farklı kesimler tarafından ön plana çıkarılan bu iki dayanağın da tarihsel bağlamından çıkartılarak kullanıldığı kanaatindeyim. Dersim’le başlayacak olursak, öncelikle, 1938’de büyük bir katliamla sonuçlanan ‘Dersim operasyonu’nun neresinden bakarsanız bakın insani bir dram olduğunu tespit etmemiz gerekir. Yine bir tespit olarak, bu operasyonun Atatürk’ün bilgisi ve iradesi dahilinde gerçekleştirildiği şüphe götürmez. Ancak yapılan operasyonu bir ‘Alevi soykırımı’ olarak lanse etmek tarihsel realiteye terstir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Dersim’de savaş açtığı düşman Alevilik (veya Kürtlük/Zazalık) değil Aşiret/derebeylik yapısıdır. Eğer o bölgenin nüfusu Alevi değil Sünni olsaydı bu operasyon yine de yapılırdı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bence Alevilik faktörünün devreye girdiği yer operasyonunun kararının alınması değil uygulanması sürecidir. Aşiret hegemonyasının kırılıp bölgenin ulus devlet sistemine entegre edilmesi için çocuk, kadın, yaşlı demeden o insanların hunharca katledilmesi herhalde gerekli değildi. Burada olayın soykırımı andıracak bir katliam boyutuna ulaşmasında esas sebebin operasyonu yürüten komutanlar ve askerlerin motivasyonunda aranması gerektiğini düşünüyorum. Eğer karşılarındakiler Alevi olmasaydı yine aynı şekilde davranırlar mıydı? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan, tekke ve zaviyelerin kapatılmasına dair kanunun Aleviliğe büyük bir darbe vurduğunu ileri süren görüşü tutarlı bulmuyorum. Zira bu kanun Osmanlı’dan devralınan sosyopolitik ve dini sistem içinde önemli bir yer tutan ve vakıflar üzerinden kamu gelirlerinin ciddi bir kısmını kontrol eden tarikatları hedef almaktadır. Aleviler o dönemde tarikat yapısıyla örgütlenmediği gibi tekke ve zaviyeleri de yoktu. Bektaşilerin tekkeleri ise zaten yüz yıl önce, 1826’da kapatılmıştı. Kanunun Alevileri etkileyen bir boyutu varsa o da dedelik ve çelebilik gibi unvanların yasaklanmasıdır ki Alevi dini hayatı zaten çok uzun zamandır gayrı resmi bir alanda yürütüldüğü için bunun da dikkate alınacak boyutta bir etki olduğunu düşünmüyorum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Peki bazı Alevi yazarların iddia ettiği gibi Atatürk aslında bir Alevi miydi? Yahut Alevilere dönük herhangi bir politikası var mıydı? Bana sorarsanız, Atatürk ve Cumhuriyetin ilk elitleri Modern Türkiye’yi inşa ederken Alevileri hemen hemen hiç dikkate almadılar. Alevi kimliğinin ve inancının olduğu gibi kabul edilip desteklenmesi hiçbir şekilde söz konusu olmadı. Esasen, kurmaya çalıştıkları laik devlet ve inşa etmek istedikleri seküler toplum vizyonu zaten böyle bir anlayışa izin vermezdi. Bu açıdan bakıldığında Cumhuriyet rejiminin Alevi kimliğine karşı reddiyeci bir tutum takındığına şüphe yoktur. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bütün bunlara rağmen, Osmanlı dönemi ile kıyaslandığında Cumhuriyet dönemi Aleviler açısından çok daha olumlu bir siyasal düzen öngörüyordu. Doğrudan hiçbir fayda görmeseler de Alevilerin Cumhuriyet devrimlerini gönülden desteklemelerinin temel sebebi şüphesiz siyasal sistem ve devlet aygıtı üzerindeki din hakimiyetine son vermesi, yani yeni devletin laik karakteri idi. Bu yeni düzen Alevilere en azından ‘vatandaş’ olarak sisteme entegre olmak imkânı sağlıyordu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşte bu yüzden laikliğin Aleviler açısından önemi varlıksal (existential) seviyededir. Ve bu yüzden Atatürk ve Cumhuriyet’in Aleviler için ifade ettiği anlam her türlü gündelik siyasetin üzerindedir.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/23/aleviler-cumhuriyet-tarihinin-en-kotu-donemini-yasiyor/">‘Aleviler Cumhuriyet Tarihinin En Kötü Dönemini Yaşıyor’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Necdet Subaşı: &#8220;Aleviliği Tanımak İsteyenler İçin Açıklayıcı Bir Dile İhtiyaç Var&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/08/necdet-subasi-aleviligi-tanimak-isteyenler-icin-aciklayici-bir-dile-ihtiyac-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ersin Dilli]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2019 10:48:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Modernleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Necdet Subaşı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=38412</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alevi Modernleşmesi kitabıyla ilgili konuştuğumuz Prof. Dr. Necdet Subaşı, Aleviliğin İslam kültürü içinde değerlendirilmesi gereken bir yapı olduğunu vurgulayarak, Aleviliği tanımak isteyenler için açıklayıcı bir dile ihtiyaç olduğunu belirtiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/08/necdet-subasi-aleviligi-tanimak-isteyenler-icin-aciklayici-bir-dile-ihtiyac-var/">Necdet Subaşı: &#8220;Aleviliği Tanımak İsteyenler İçin Açıklayıcı Bir Dile İhtiyaç Var&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Alevi Açılımı, o dönemki Hükümetin başlattığı diğer açılımlarla birlikte, 2009-2011 yılları arasında ülke gündeminin önemli konu başlıklarından biriydi. O yıllarda çalıştaylar düzenlenmiş, fakat konu cemevlerine yasal statü verilmesi gibi önemli başlıklarda tıkanmış ve Aleviler açısından açılım tamamlanamamıştı. Söz konusu dönemde Alevi Açılımı Koordinatörü olarak çalıştaylar düzenleyen Necdet Subaşı ile görüştük.</p>
<p>Röportajımızın bugünkü bölümünde Necdet Subaşı’na, ‘Alevi Modernleşmesi’ isimli kitabını, Alevilerin geçmişi ve bugününü sorduk…</p>
<p><b>Öncelikle, Alevi Modernleşmesi adlı kitabınızda da anlattığınız geleneksel Alevilik ve ile modern Aleviliği tanımlar mısınız? Farkları nedir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Modernliği kendi başına müstakil bir durum olarak tanımlamak imkânsız. Geçmişten gelenlerin üzerine kurulan bir yapı. Dolayısıyla bir tanımlama gereği olarak gelenekten ya da modernlikten bahsetsek bile bizim burada yaptığımız yeni durumlar ekseninde Aleviliğin karşı karşıya geldiği problemler. Kuşkusuz Alevilik de diğer yerleşik inanç yapıları gibi modernlik bağlamında ağır dönüşüm süreçlerine maruz kaldı. Gelenekten söz ettiğimde Alevilik için muradım henüz modern bilgi akışlarıyla, entelektüel sorgulamalarla, polemik ve tartışmalarla buluşmayan ve bir yere kadar kırsalı, bir yere kadar da otantik olanı çevreleyen bir düzlem. Modern olanın bileşenleri her şeyde olduğu gibi Alevilikte de Alevilerde de önemli farklılaşmaların önünü açmış enerjik bir hareket noktası. Rasyonalitenin bir kriter olarak devreye girmesi, inançla bilgi arasındaki farkların masaya yatırılması, hayata ilişkin kurgu ve metafiziğe yönelik ilgilerdeki aşınım… Evet, hepsi bu sürecin bir parçası. Yeri gelmişken sözünü ettiğim bu fiilî durumdan etkilenen sadece Alevilik değil, Aleviler de diğerleri gibi bu sürecin bir parçası, hepsi bu kadar. Ancak kabul etmek gerekir ki modern dünyanın belli başlı unsurlarıyla buluşma zemini bazen onların her birini içimize katma kudretini, bazen mesafeyi bazen de zaten gelenekte de bir karşılığı olan eklektik hazmedişi daha fazla gündeme getirmemize imkân veriyor.</span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-38456 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/b-1.jpg" alt="" width="309" height="498" />‘Aleviler Cumhuriyet’te Güven Veren Bir Aydınlanma Işığı Buldu’</b></p>
<p><b>Aleviler için Cumhuriyet öncesi ve sonrası nasıl şekillendi? Yaşadıkları sorunlar ve talepleri bakımından hangi değişimler yaşandı? Cumhuriyet ve sonrasında Aleviler nasıl bir dönüşüm geçirdi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerek Alevilerin içeriden, gerekse nesnel tarihçilerin dışarıdan söyledikleri arasında ortak bir noktada uzlaşmak mümkün. Belirleyici birkaç noktada bir tartışma yok. Tarihsel dışlanmışlıklar, merkezin dışında yaşamaya bazen mecbur bırakılmaları, bazen de kendi gelecekleri adına bütün bunlara ikna olmaları… Bunlarda bir sorun yok. Alevilik deyince, İslam’ın siyasi tarihinde zaman zaman Şiilikle aynı hizada değerlendirilebilmeye fırsat veren bir söz dağarcığından, merkezî siyasi otoriteye hatta daha derin anlamıyla devlete karşı bir türlü iflah olmayan hüzünlü ve buruk bir mesafe bilincinden, kendi içinde her şeye rağmen sabır ve inatla işleyen içe kapanık bir dinî müfredattan ve sürekli korunma içgüdüsüyle varlığını pekiştiren sırlı bir gelenekten söz ediyorum. Türk modernleşmesi, dinî ve kültürel oluşumları en çok da radikal modernleşme çabalarıyla muhasara altına aldı. Modernleşmenin sekülerleşmeyle atbaşı ilerleyen hızı karşısında geri çekilmeyi ve kendi mazbut sınırlarına dönmeyi stratejik olarak tercih eden yapıların aksine Aleviler, burada önemli bir değişimin işaret levhalarıyla karşılaştılar. Hilafeti kaldıran, Osmanlı dinî müktesebatıyla arayı açmakta sınır tanımayan yeni rejimin diğerleri için ne vaat ettiği bir tarafa, Aleviler bunda kendileri için gecikmiş de olsa güven veren bir aydınlanma ışığı buldular. Yer yer tersyüz olunabilecek süreçlerden geçilse de Aleviler, gelenekten tevarüs ettikleri inanç ve değerlerini modern kavramsal çerçeveler içinde oturtup yeniden kurma konusunda hiçbir tereddüde mahal vermeyecek bir sıcaklık içinde, ünsiyet kurmakta zorlanmadılar. Dönüşüm, yakınlaşma ve etkileşimlerle ilerledi, bunda şüphe yok. Dinî gelenek içinde müstakil olma çabası Alevilere, modernleşmeye öteden beri ihtiyatla yaklaşan genel Sünni çoğunluğun aksine tutkulu bir coşku kazandırdı. Öte yandan Aleviliğin temel referans dünyasıyla yaşadığı kopukluk, bütün bir topluluğu altüst etmekte gecikmeyecek modernleşme dalgalarının etkisine maruz kalışında etkileyici oldu. Dedenin geleneksel otoritesi sorgulanmaya başlandı, bilgiyle inanç arasındaki farklılaşma telafisi imkânsız kayıpların önünü açtı, artan göç dalgası ve kentsel deneyim camia içindeki bilinen yakınlıkları zayıflattı. Örneğin Aleviler arasındaki bağları her zaman diri tutan musahiplik, sembolik bir hatıraya dönüştü; tek tek her Alevi için birer hafıza tazeleyici olarak görülebilecek ayin-i cemleri, folklorik bir gösteriden ayırmak giderek daha çok zorlaştı. Düşkünlük, kurumsal ağırlığını ve yaptırım gücünü yitirmekle kalmadı, Aleviler nezdinde bile Alevilik, her seferinde yeniden tanımlanmayı gerekli kılan, coşkuyla tüketilen bir anlam kargaşasının içine sürüklendi.</span></p>
<p><b>‘Modernitenin Sorgu Dünyası Bütün Bağları Tartışmaya Açtı’</b></p>
<p><b>Alevilik moderniteden neden ve nasıl etkilendi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Etkileşimi Alevilikle ya da Alevilerle sınırlı saymak pek doğru olmaz. Bugün her geçen gün daha da çeşitlenen bir literatür, dinle modernlik arasındaki ilişkiselliği ele almakta âdeta zorlanıyor. Aleviliğin inançtan çok kimliğe, ritüelden çok siyasi bir duruşa fırsat veren gelenekli yapısının modernliğin hemen her şeye nüfuz etme çabasıyla istikamet değiştirdiğini söyleyebiliriz. Kuşkusuz bu değişim de ileride Aleviliğin bir parçası olmakta gecikmeyecek; hemen her türden yönelimi ana akım içinde bir yerlerde tutmakta zorlanmayacağımız yeni bir baskılama ameliyesi bu değişimi de geleneğin yapısına eklemlemekte geri durmayacaktır. Eklektik gelişme çizgisi bugün moderniteden kaynaklanan etkileri hazmetmekte hiçbir zorluk çıkarmasa da gelinen noktada yeni rasyonalitelerin açığa çıkardığı sorunlar hiç de küçümsenecek gibi değildir. Bireyselleşmede sınır tanımamakla kalmayıp geleneksel mirası mütemadiyen sorgulamayı hiçbir merhamet gözetmeksizin sürdürenlerin açığa çıkardığı sorunlu bakiye gerçek bir trajediye dönüşme aşamasındadır. Kısmen de olsa, taşra dünyasında ya da kırsalın güvenli ortamında, Alevilik hâlâ eskisi gibi varlığını devam ettirme konusunda inatla bildik atıf zincirine olan sadakatini sürdürme çabasındadır. Öte yandan, yeni yetişen kuşaklar için bu zincir sıklıkla esaret olarak görülmektedir. Modernitenin sorgu dünyası bütün bağları tartışmaya açmış, geleneğin mistifikasyonu, yeni ideolojik söylemlerle bütünleşme konusunda genç Aleviler için bir telafi, hatta bir yenilenme çizgisi olarak itibar görmeye başlamıştır. Gerçi ben modernleşmenin etkilerini </span><i><span style="font-weight: 400;">Alevi Modernleşmesi</span></i><span style="font-weight: 400;">’nde işlemeye çalışmıştım. Maalesef henüz bu bağlamdaki iddialarımdan vazgeçmemi sağlayacak güçlü sayılabilecek hiçbir bulguya rastlamış değilim. Aleviler katı ideolojik kabullere kendini kaptırmış görece genç aktivistlerle, hiç işlenmemiş hafızayla geleneği idame ettirmeye çalışan manevi otoritelerin arasında kendine bir yol bulmaya çalışmaktadır.   </span></p>
<p><b>‘Farklılaşmış Gruplar, Gerçekliğin Keşif Arayışını İtibardan Düşürdü’</b></p>
<p><b>Kitabınızda Aleviliğin parçalı ve farklılaşmış olduğunu söylüyorsunuz? Neden? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Parçalılık da farklılaşma da kötü bir şey değil, ancak modernleşme sürecinde bilgi ağlarının gelişimine yönelik etkileşimler mutlaklık iddialarını güçlendirmeye yol açtı. Tipik Alevi söyleminde bölünmeler yaşandı, bilginin modern kurgusu içinde maneviyatın çekiciliği aşındı. Birbirinden ayrı ve farklılaşmış grupların birer hizip mantığı içinde ortaya çıkan fraksiyoner eğilimleri gerçekliğin keşif ve ihyasına ilişkin arayışları itibardan düşürdü. Örgütsel bağımsızlık, hâkimiyet ve muhtariyet, Aleviliğin modern dünyada nasıl var olacağı sorularını ihmal etmekle kalmadı, yanı sıra bütün bu bağlamlarda, çoğalan soruları da ustalıkla bastıracak yeni duygusal efektleri devreye sokarak, sorunun yakıcılığını fark etmeyen ve böylece geleneği yaşanmaz kılan kuru bir ideolojik haritayla yetinme arzusunu yegâne kurtuluş yolu olarak modelleştirdi. Bugün en büyük yarılma gelenekle modernlik arasında işleyen ayrışmalarda gözlenmekte. Öte yandan söz konusu olan da bir ihya ya da yenilemeden çok, bariz bir icat fikrinde düğümleniyor. Geleneğin icadı, geçmişte olanın hatırlanmasından çok, yeni olanın modern diskur içinde anlamlandırılmasını ve bu çerçevede işlenmesini de tahrik ediyor.</span></p>
<p><b>‘Aleviliği Tanımak İsteyenler İçin Açıklayıcı Bir Dile İhtiyaç Var’</b></p>
<p><b>Bir röportajınızda, Alevilerin kendini tanımlayamadığını söylüyorsunuz. Sizce neden? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tanımlama sıklıkla alerjik bir durum olarak okunuyor. Pek çok Alevi kendi yapılarına yönelik açıklama taleplerine karşı müteyakkız bir ruh hâline savruluyor. Oysa bilmek isteği oldukça doğal ve kamusal görünürlüğü her geçen gün artan bir yapı hakkında onu gündelik bir ikon, sembol ya da metafor olmaktan çok, kendi gerçekliği içinde tanımak ve anlamak isteyenler için açıklayıcı bir dile ihtiyaç duyuluyor. Alevi söylemini güçlü bir akışkanlık içinde kamusallaştıran aktörler, tanımlama çabasını kısıtlama, kuşatma ve tahakküm alanı olarak okumaktan geri durmuyor. Bugün Aleviliğin ne olduğu, nasıl anlaşılması gerektiği konusundaki belirsizlik biraz da çoğalan Alevilikler, parçalanmış bellek ve işlenmemiş bir stokun şimdi nasıl ele alınacağına ilişkin kargaşadan kaynaklanıyor. </span></p>
<p><b>‘Alevilik, İslam Kültürü İçinde Değerlendirilmelidir’</b></p>
<p><b>Aleviliği İslamiyet öncesi ve sonrası olarak nasıl ele alabiliriz? İslamiyet öncesinden ne bakımdan etkilenmiş, denilebilir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aleviliğin çoklu bileşenler toplamı olarak değerlendirilmesi, oldukça yeni sayılabilecek araştırmaların heyecan verici bir keşfi ve sonucudur. Aleviliğin tarihsel, toplumsal ve teolojik içeriğine nüfuz edip onu bilhassa kendi sahasında anlayıp kavramayı önceleyen pek çok çalışma, günümüzde belli başlı Ortadoğu inanç sistemlerinin, hatta Uzakdoğu’nun kadim dinî ve mitolojik geleneklerinin etkili bir şekilde kendisine müdahil olduğunu gösterme çabasındadır. Bu tür çalışmalar son tahlilde İslam’ı da bu çeşitlilik içinde diğerleriyle aynı statü ve eşitlikte bir öge, benzer bir ‘şey’ olarak görmekten yanadır. İslam öncesi yerleşik kültür ve geleneklerin Aleviliğe sirayet ettiğine dair baskın edebiyat, bugün daha çok siyasileşmiş/popüler Alevi söyleminde karşılık bulacak bir şekilde, onun zaten var olan eklektik yapısına işaret etmektedir. Bu yaklaşımın bir sonucu olarak etkilenim hep vardı ve Aleviliğin sözgelimi İslam’la olan ilişkisi de aynı perspektif içinde ele alınmayı gerektirmektedir. Oysa Alevilik farklı inanç ve kültürlerden etkilenmeye açık olsa da onun ana mihverinin İslam olduğunda şüpheye mahal verecek düzeyde hiçbir veriden söz edilemez. Aksine Alevilik İslam inanç, kültür ve siyaset havzasında ortaya çıkmış ve ilerleyen süreçlerde kendi özgün dil ve mecrasını yakalamış bir tür dinî tercih, belki tabiri caizse çok özel bir lehçe ya da bir şiveden başka bir şey değildir. Nihayet ortaya çıkış ve yapılanma süreçlerinden hareketle Alevilerle aynı bağlam içinde ele alınabilecek benzer pek çok başka yönelimden de söz etmek mümkündür. Hâkim dinî unsurların başta Alevilik olmak üzere, başka diğer pek çok söylem ve tutumlar hakkında, onları ‘inhiraf’, ‘zındıklık’ ya da ‘mülhitlik’le suçlayabilmeyi kendilerinde bir hak olarak görebilmelerinin nedeni, nihayetinde bu grupları da kendileri gibi aynı kökten görüp bilmeleri olmalıdır. Aleviliğin Hz. Ali’nin adı ve onun dinî-siyasi mirası etrafında farklı bir mecrada biçimlenen Şiilikle irtibatı çoklukla sembolik/kavramsal atıflarla sınırlı olsa da onu bugünkü kıvamına ulaşması söz konusu olduğunda asıl belirleyici güzergâh Anadolu’nun Müslümanlaşma süreçlerine damgasını vuran dinî, siyasi ve kültürel hareketliliği olmuştur. Görünen o ki, kimi modern araştırmacıların da nesnel bir duyarlılıkla altını çizip gösterdiği gibi Alevilik, İslam kültür ve geleneği içinde değerlendirilmesi gereken gelenekli bir yapıdır ve onun bilhassa Şah İsmail’le birlikte sahip olduğu dil ve söylem, aslında topluluğun istikametinin belirlenmesinde fazlasıyla belirleyici özel bir referans dünyasını ifade eder.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/08/necdet-subasi-aleviligi-tanimak-isteyenler-icin-aciklayici-bir-dile-ihtiyac-var/">Necdet Subaşı: &#8220;Aleviliği Tanımak İsteyenler İçin Açıklayıcı Bir Dile İhtiyaç Var&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaprak Dengiz&#8217;le &#8216;Zakirlik&#8217; Üzerine&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/16/yaprak-dengizle-zakirlik-uzerine/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sayder Caner]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 Mar 2019 09:22:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Cemevi]]></category>
		<category><![CDATA[kadın zakir]]></category>
		<category><![CDATA[Yaprak Dengiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=36373</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaprak Dengiz, 14 yaşından beri cemlerde zakirlik hizmeti yapan nadir kadınlardan biri. Dengiz'le zakirlik ve Aleviler'de kadının yerini konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/16/yaprak-dengizle-zakirlik-uzerine/">Yaprak Dengiz&#8217;le &#8216;Zakirlik&#8217; Üzerine&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Zakirler, Alevilikte cem ibadetinin 12 hizmetinden biri olan zakirlik hizmetini yerine getirirler. Zakirler  aynı zamanda ağır baskı koşullarında yani Aleviliğin güvencede olmadığı, Alevilerin inançlarını gizli tutmak durumunda kaldıkları, yol ve erkanın yürütülmediği veya gizlice yürütülmek zorunda kaldığı zamanlarda inancın devamı noktasında bellek taşıyıcılığı da yapıyorlar.</p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Zakir&#8217;in zikri saz ile </span></i><i><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></i><i><span style="font-weight: 400;">Kuran okur avaz ile </span></i><i><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></i><i><span style="font-weight: 400;">Mümin Müslim niyaz ile </span></i><i><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></i><i><span style="font-weight: 400;">Zakir sana haber olsun</span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şehirleşme ile birlikte Alevilerin cemevleri aracılığıyla sürdükleri cem ibadetlerinde zakirlik hizmetini çoğunlukla erkekler yapıyor. Ancak sayıları az da olsa zakirlik hizmetini yapan kadınlar var.  </span><span style="font-weight: 400;">14 yaşından beri cemlerde zakirlik hizmeti yapan </span>Yaprak Dengiz<span style="font-weight: 400;"> de bunlardan biri. Dengiz ile zakirlik ve Alevilerde kadının yeri üzerine konuştuk. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-36375 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/zakir-yaprak-dengiz-640x321.jpg" alt="" width="363" height="182" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/zakir-yaprak-dengiz-640x321.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/zakir-yaprak-dengiz.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 363px) 100vw, 363px" /></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşletme mezunuyum özel sektörde muhasebecilik yapıyorum. Aslen Ardahan Damallıyım. Gözükızıl Ocağının talibiyim. 14 yıldan beri farklı Alevi kurumlarında zakirlik yapıyorum. 8 senedir semah öğreticiliği yapıyorum, bunun yanı sıra zakirlik eğitimleri vermeye devam ediyorum.</span></p>
<p><b>Alevilikte zakirlik nedir, manası nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alevilikte zakirlik cem halkının hakka ulaşan kapısının sırrıdır bir yerde. Evveliyatına gidildiğinde aslında Davud Peygamber’e kadar dayanmaktadır. Sesi ve avazı ile cümle mahlukatlara hitap eden bir peygamberdir. Hakk bunu Davud Peygamber’de nişan kılmıştır. </span><span style="font-weight: 400;">Ve inançta zakirlik Aleviliğin anlatımındaki en büyük kapılardan birisidir, belki de kapıların başıdır. Anadolu’da zakirlerin çaldığı bağlamayı “Telli Kuran” diye nitelendirirler, çalınan nefeslere ayet derler. Aşığın sözü kuranın özü diye bir söz vardır yine Anadolu&#8217;da. </span><span style="font-weight: 400;">Müzik ile ibadet çok eskiden beri bir arada olmuştur. Bunu Anadolu’da, Mezopotamya’da ve pek çok toprakta görmek mümkün. Alevilik inancı bunun misallerinden biri olmakla beraber müzikle ibadeti sürdüren ve bu ikisini birbirinin içine geçiren bir inançtır. Dolayısıyla zakirin hizmeti oldukça kutsal ve mühimdir. Bu sebeple z</span><span style="font-weight: 400;">akir, bir diğer adı ile âşık; &#8221;</span><span style="font-weight: 400;">Pir Ana’dan”</span><span style="font-weight: 400;"> veya Pir Dede’den himmet alır ve hizmete başlar. Pir ile bağlantılı halde devam eder.</span></p>
<p><b>Zakirliğe nasıl başladınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zakirliğe bağlama kursuna gittiğim bir cem evinde manasını henüz idrak etmemişken hasbelkader bir şekilde başladım. Sonra katıldığım muhabbetler, erkanlar ile o manevi teslimiyeti hissetmeyle devam etti. </span><span style="font-weight: 400;">Kişi zakirliğe başlandığı, i</span><span style="font-weight: 400;">şin içine girildiği zaman ister istemez bir dürtü hissediyorlar içlerinde ve sanırım o aşk, o sırada başlıyor. Daha sonra aşk süreci kendiliğinden başlıyor ve ilerliyor. İki sene sonra olsun, beş sene sonra olsun bir zaman sonra illaki o aşkı, o teslimiyeti hissedebiliyorlar kendilerinde.</span></p>
<p><b>Çevrenizden nasıl tepkiler aldınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-36376 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/IMG-1262.jpg" alt="" width="324" height="474" />Çevremden her türlü tepkiyi aldım. Olumsuz tepkilerin tek sebebi ise yalnızca kadın olmam. </span><span style="font-weight: 400;">Bir taraftan Aleviliğin özünde yaşanan ve diğer birçok inançtan ayrı kılan kadın erkek eşitliğinin var olduğunu gösteren bir örnek olarak görülüyorum. </span><span style="font-weight: 400;">Diğer taraftan; “kadının postta ne işi var!” gibi gerici yobaz bir tepki ile karşı karşıya kaldım ve 14 yıldır zakirlik yapıyorum, 14 yıldır hala aynı tepkiyi alıyorum. Bu kadın zakire ve Pir Ana’ya Aleviliğin kuralıymış gibi gösterilen tepki “erkekleşen Alevilerin” çıkardığı bir cinsiyetçi kuraldır. Alevilikte böyle bir şeye yer yok; zaten bu inancın özelliği de kadın ve erkek ayrımı yapmaması, cinsiyetçi olmamasıdır. En özgün olduğu alan cinsiyet eşitliğiyken ben bu inancın sözde talipleri tarafından cinsiyetçiliğe maruz kalıyorum ve yalnız değilim. </span><span style="font-weight: 400;">Tabii ki her yerde böyle değil; ama çoğunluk kadın erkek ayrımı yapıyor dememde bir sakınca yok. Örneğin talibi olduğum Gözü Kızıl Ocağı&#8217;nın cemlerinde posta oturup zakirlik yapıyorum ve ben sormadan onlar beni arıyorlar cemlere davet ediyorlar. Böyle değerli yerler de var.</span></p>
<p><b>Sizin gibi cemlerde zakirlik yapan kadınlar çok var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Açıkçası benim birebir tanıdığım kadın zakir yok. Aslında isterim ki kadın zakirler birbiri ile görüşüp kadın aşıklar diye bir oluşum meydana getirsin. Kim bilir belki ilerki zamanlarda böyle bir oluşum meydana gelir.</span></p>
<p><b>Alevilikte kadının önemli bir yeri var. Bugün Alevilerde kadının yeri hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet Alevilikte kadının çok büyük bir önemi var; Fatıma Ana, Kadıncık Ana, Elif Ana bunun için verilebilecek örneklerden yalnızca birkaçı. </span><span style="font-weight: 400;">Günümüzde ise kadınlar yalnızca ev işlerini görüp hizmet eden bir kişi olarak görünüyor. Başköylü Hasan efendi diyor ki ; “Yer ve gök yok iken Fatıma vardı. Dünyanın sonunda Fırkayı Naciye ile gelenler yol ile Güruhu Naciye nami ile Fatıma’da bir olacaklar. Birleşip bir olanlar nokta ile seçilecektir ve nokta Fatıma’dır. Böylece Muhammed ve Ali’nin kimin nurundan geldikleri ispat olur ve ispat Fatıma’dır.” Bu açıklamanın manası çok derin; Fatma Ana kadın temsilidir Kızılbaş inancında. Tüm Alevi süreklerinde mutlaka Fatma Ana’nın bir adı bir değeri vardır. Fatma Ana, kadın olarak mürşid-i kamildir Hasan Efendi’nin dediği üzere. Alevi toplumu bunu unutmamalı. </span><span style="font-weight: 400;">Ancak gelin görün ki, günümüzde ellerinden gelse 12 Hizmette kadın barındırmayacak zihniyetler mevcut. Allah’tan süpürge duası “Biz üç bacı idik.” ile başlıyor da kadınları da hizmete almayı lütuf ediyorlar. Cemevine giriyoruz, hepimiz canız diyoruz; ama 12 hizmette bile bazı görevlere “kadın yapamaz” deniyor. Canlık nerede kalıyor? </span><span style="font-weight: 400;">Hatta bazı cem evlerimizde; cem meydanına giren iki tane kapının bulunuyor. Bu iki kapıdan birisi kadınlar için diğeri ise erkekler için. Böyle bir vaziyetin geçmiş zamanda örneklendirmesini yapamayız. Çünkü böyle bir durum yok! Sunnilerde var, doğru. Neden kendi inancımızın ritüelini değil başka inancın ritüelini yapıyoruz? </span><span style="font-weight: 400;">Eski zamanlarda Anadolu’da cemler köydeki en büyük evlerde yapılırmış. Kimin evi büyükse ve müsaitse cem orda olurmuş. Peki o evlerde de kadın ve erkeği birbirinden ayırmak için iki tane giriş kapısı mı vardı? Asla! İşte bu durum tamda İslam politikasından etkilenme durumudur; haremlik selamlıktır ve günümüz yüzyılının yeni icatlarıdandır.</span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-36377 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/IMG-1261-640x379.jpg" alt="" width="348" height="206" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/IMG-1261-640x379.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/IMG-1261.jpg 750w" sizes="auto, (max-width: 348px) 100vw, 348px" />Cemevlerinin yönetiminde kadınlar etkin mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayır, yönetimde kadına yer vermeyen kurumlar dahi var. Yönetiminde kadın bulunduran kurumlarda ise söz sahibi kadın değil, erkek ki onlarda da kadın sayısı bir veya iki. Sanırım kadınların kravatları olmadığından kaynaklanan bir durum bu. Son söz her zaman erkek yöneticinin ağzından çıkıp kabul görülüyor maalesef. Bunun yanında ek olarak, erkek yöneticiler kendilerini savunmak için, eşitlikçiyiz diyebilmek için kadın komisyonları/ kadın kolları oluşturuyorlar; ama oralarda da kadınların hür iradesi ile ilerlenmiyor. Buradan çıkan kararları da yönetimler denetliyor. Dolayısıyla kadının üretici, yaratıcı yanı pasifize edilmiş oluyor. Bu bence en çok Aleviliğe aykırıdır.</span></p>
<p><b>Zakirlik yapmak isteyen gençlere ne söylemek istersiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu ağır bir hizmet, çok araştırsınlar; çünkü gördükçe, okudukça, dinledikçe aşka düşecekler. O aşk onları olgunlaştıracak, farklı bir hâle sokacak. Hiçbir olumsuz tepkiye kulak asmayıp bu nefesleri icra etmeye gayret göstersinler, gönüllerindeki o manevi his herkesten, her sözden daha iyi bir rehberdir onlar için. Bu bizim inancımızın özü ve o nefeslerin özünü korumak için çok emek vermeli, kalabalıklaşmalıyız. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/16/yaprak-dengizle-zakirlik-uzerine/">Yaprak Dengiz&#8217;le &#8216;Zakirlik&#8217; Üzerine&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
