<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İşçi Hakları arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/isci-haklari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/isci-haklari/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 03 May 2026 09:02:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>İşçi Hakları arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/isci-haklari/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sivil Çatlaklar 1 Mayıs&#8217;ta: &#8220;Hak Arayanların da Hakkı Var&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2026/05/03/sivil-catlaklar-1-mayista-hak-arayanin-da-hakki-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 May 2026 08:57:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İşçi Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Çatlaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=88057</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil Çatlaklar: Başka bir sivil toplum mümkün.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2026/05/03/sivil-catlaklar-1-mayista-hak-arayanin-da-hakki-var/">Sivil Çatlaklar 1 Mayıs&#8217;ta: &#8220;Hak Arayanların da Hakkı Var&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sivil Çatlaklar kendisini şöyle anlatıyor:</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil Çatlaklar 2025 Mart ayında tohumları atılmış, 2026 yılı başlangıcından itibaren yeni kimliğiyle ivme kazanmış bir oluşum. Sivil Çatlaklar sivil toplumun daha etkili hale gelmesi, etrafındaki meselelere daha güçlü şekilde ses çıkarabilmesi ve dolayısıyla da asli misyonuyla daha uyumlu hale gelmesi için kafa yormak isteyen bir grup sivil toplumcu tarafından kuruldu. Sivil topluma yönelik derdinin yanı sıra bir topluluk oluşturma misyonunu da zamanla kazandı. Farklı tematik alanlarda, farklı kurumlarla çalışmalar yapan sivil toplumcuların birlikte hareket ettiği, birbirlerine katkı sağladığı bir platforma olan ihtiyaç, oluşum adım attıkça daha da belirginleşti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil Çatlaklar çatısı altında bir araya gelen sivil toplumcular en temel ihtiyaçlarının sivil toplum içerisinde çalışan haklarına yönelik herhangi bir sistematik çalışmanın olmaması olarak tespit ettiler. İlk dönem çalışmalarını da bu konuya ilişkin yürütmeye karar verdiler. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>1 Mayıs&#8217;ta da &#8220;Hak Arayanın da Hakkı Var&#8221; sloganıyla alanlara çağrı yaptılar:</strong></p>
<p>&#8220;Bizler yıllardır hakları korumak, uygulamak ve genişletmek için çalışıyoruz. Kimi zaman sahada, kimi zaman ofislerde, kimi zaman toplantı odalarında, kimi zaman krizlerin tam ortasında.</p>
<p>Sivil toplumda çalışmayı hiçbir zaman sadece “bir iş” olarak görmedik. Savunduğumuz değerleri, bazen büyük bir naiflikle, gerçekten hayata geçirmeye çalıştık. Toplumsal fayda için emek verdik. İnsanların, hayvanların, doğanın, hakların, yaşamın yanında durduk.</p>
<p>Ama çoğu zaman kendi emeğimiz görünmedi.</p>
<p>Kaynaklar kesildiğinde ilk “tasarruf kalemi” biz olduk.<br />
Proje bazlı çalıştık; iş güvencesinin ne olduğunu çoğu zaman hiç deneyimleyemedik.<br />
Sabahlara kadar çalıştık.<br />
Kimi zaman çocuğumuzla geçireceğimiz zamandan, kimi zaman eğitimimizden, kimi zaman dinlenmekten, kimi zaman kendi hayatımızdan vazgeçtik.</p>
<p>Gönüllülükle yapılabilecek işler, çoğu zaman üzerimize zorunluluk olarak kaldı. Takatimiz kalmadığında bile devam etmemiz beklendi. Mobbinge maruz kaldık. Kararlarda yok sayıldık. İyi niyetimiz, emeğimizin değersizleştirilmesine gerekçe yapıldı.</p>
<p>Bütün bunları yaşarken otoriterliğin baskısını da sivil toplumda en yakından hissedenlerden olduk. Emek emek çalıştığımız kurumlar kapandı. Alanlarımız daraldı. Sözümüz kısıldı. Savunduğumuz haklar hedef alındı; biz de o baskının altında çalışmaya devam ettik.</p>
<p>Kimi zaman sahada yardım faaliyeti yürüten arkadaşlarımızın da desteğe ihtiyacı olduğu unutuldu. Kimi zaman “bu işi zaten gönülden yapıyorsunuz” denilerek insanca yaşama isteğimiz yalnız bırakıldı.</p>
<p>“Ne iş yapıyorsun?” sorusuna yanıt verdiğimizde, çoğumuzun ilk duyduğu şey şu oldu:<br />
“Peki maaş alıyor musunuz?”</p>
<p>Ne işverenler, ne yakınlarımız, ne de bazen biz kendimiz yeterince yüksek sesle söyledik:<br />
Biz de yaşıyoruz. Biz de geçinmek zorundayız. Biz de işçiyiz.</p>
<p>Depremlerde, ekonomik krizlerde, hak mücadelelerinde, yasaklarda, baskılarda, kapanan alanlarda, fon krizlerinde, dayanışma ağlarında tek tek hepimiz olmasak da mutlaka birimiz vardık. Bu yükleri çoğu zaman ilk günkü naifliğimizle, iyi niyetimizle, inancımızla taşıdık.</p>
<p>Ama bu yükü taşırken iş yerlerimiz ütopya olmadı. Hak savunan kurumların içinde de güvencesizlik vardı. Anlam vardı ama düşük ücret de vardı. Dayanışma vardı ama tükenmişlik de vardı. “Kaynak yok” sözünü çok duyduk; ama çalışanlar için kaynak arandığını çoğu zaman duyamadık.</p>
<p>Bütün bunların üstüne, işveren karşısında sendikaların bile bizi “bayramdan bayrama” hatırlamadığı bir yalnızlığa bırakıldık.</p>
<p>Ama biliyoruz: 1 Mayıs, yalnız bırakılanların birbirini bulduğu gündür. Görünmeyen emeğin görünür olduğu gündür. “Ben de buradayım” deme günüdür.</p>
<p>Bizler, kimi zaman otoriteyle, kimi zaman işverenle, kimi zaman dünyanın küresel sorunlarıyla, kimi zaman da kendi kurumlarımızın içindeki çelişkilerle mücadele ettik. Sırtımızdaki yük ağırdı. Ama taşıdık.</p>
<p>Bu 1 Mayıs’ta, sivil toplum çalışanları olarak birbirimizin bayramını kutluyoruz.</p>
<p>Yalnız değiliz.<br />
Emeğimiz görünmez değil.<br />
Hakkımız lütuf değil.</p>
<p>Ve biliyoruz:</p>
<p><strong>**Başka bir sivil toplum mümkün.**&#8221;</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2026/05/03/sivil-catlaklar-1-mayista-hak-arayanin-da-hakki-var/">Sivil Çatlaklar 1 Mayıs&#8217;ta: &#8220;Hak Arayanların da Hakkı Var&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal-İş’ten Sivil Toplumda Emek Araştırması</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2025/07/02/sosyal-isten-sivil-toplumda-emek-arastirmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2025 15:00:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İşçi Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Meslek Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[sendika]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplumda Emek Araştırması]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal İş Sendikası]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal-İş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=87594</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sosyal-İş’in sivil toplum kuruluşlarında çalışanlarla yürüttüğü araştırmanın sonuçları çarpıcı. Sivil toplumda fazla mesai ücretleri ödenmiyor, tazminatlar istisna durumda, çalışanlar liyakatten şikayetçi!</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/07/02/sosyal-isten-sivil-toplumda-emek-arastirmasi/">Sosyal-İş’ten Sivil Toplumda Emek Araştırması</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>DİSK’e bağlı Sosyal-İş Sendikası’nın Emek ve Hak Örgütleri Komisyonu tarafından geçtiğimiz Ocak ayında yürütülen anket çalışması ve saha araştırması sonucunda hazırlanan “Sivil Alanda Çalışmak: Hak Savunuculuğunda Kendi Hakkını da Savunmak” başlıklı rapor yayınladı. Raporda sivil toplum kuruluşlarında ücretler, fazla mesailer, süreli sözleşmeler, kıdem zamları ve yan haklara ilişkin çarpıcı sonuçlara yer verildi.</p>
<h2>Süreli sözleşme ve güvencesizlik normalleşmiş durumda</h2>
<p>Raporda İş Kanunu’nda istisnai olarak tanımlanan belirli süreli sözleşmelerin sivil toplum kuruluşlarında belirli süreli iş sözleşmelerinin norm haline geldiğine dikkat çekildi. Derneklerde çalışanların %61,7’sinin, vakıflarda çalışanlarınsa %40,7’sinin belirli süreli sözleşmelerle çalıştığı ortaya koyulurken dernek ve vakıfların, proje bazlı fonlara bağımlı hale gelmesiyle istihdamın da güvencesizleştiği vurgulandı.</p>
<h2>Fazla mesai var, ücret yok</h2>
<p>Rapora göre sivil toplum kuruluşlarında yaygın fazla mesai uygulamalarına rağmen özellikle proje bazlı ve 12 aylık belirli süreli sözleşmelerle çalışanların yalnızca %4’ü fazla mesai ücretlerini aldıklarını belirtirken çok sayıda çalışanın fazla mesai ödemelerini izin olarak kullanmaya zorlandığı vurgulandı. Raporun bulguları arasında, özellikle proje bazlı işlerde belirli süreli sözleşmelerle çalışanların her yıl alması gereken kıdem zamlarına ulaşamadığı da dikkat çekti.</p>
<h2>“Sivil toplum kendini de demokratikleştirmeli, STK çalışanları da örgütlenmeli”</h2>
<p>Türkiye genelinden 461 katılımcıyla gerçekleştirilen anket çalışması ve STK’larda çalışan uzmanlarla yapılan görüşmelerle hazırlanan raporda “bu çalışma, sivil toplum emekçilerinin çalışma koşulları ve ilişkileri anlamındaki sorunlarını görünür kılarken hak savunucularının kendi haklarını da savunabileceği bir örgütlenme modelinin nasıl mümkün olabileceğini tartışmaya açmayı amaçlamaktadır” denildi.</p>
<p>Sosyal-İş Sendikası Emek ve Hak Örgütleri Komisyonu’ndan yapılan açıklamada “Bu rapor aynı zamanda bir çağrı niteliğinde. Emek ve hak örgütlerinde çalışan yüzlerce kişinin deneyimini, gözlemini, eleştirisini ve umudunu içeren bir dayanışma belgesi. Sendikal haklar, katılımcı karar alma süreçleri, şeffaflık ve eşitlik gibi ilkeleri yalnızca savunmak yetmez, bunları içselleştirmek zorundayız. Çünkü sivil toplumun gücü, onun emekçilerinin sesi kadar yükselebilir” ifadelerine yer verildi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Raporun tamamı <a href="https://www.sosyal-is.org.tr/Upload/HakSavunuculugundaKendiHakkiniDaSavunmak_Yayin.pdf">linkte</a> ve Sivil Sayfalar E-kütüphane bölümünde.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/07/02/sosyal-isten-sivil-toplumda-emek-arastirmasi/">Sosyal-İş’ten Sivil Toplumda Emek Araştırması</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suskunluktan Dayanışmaya: STK’larda Çalışan Kadınların Emek Mücadelesi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2025/05/12/suskunluktan-dayanismaya-stklarda-calisan-kadinlarin-emek-mucadelesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burcu Ayan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 May 2025 10:33:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İşçi Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=87522</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kamu kurumlarıyla ilişki kurmak her geçen gün zorlaşırken, fon kısıtlamaları, sıkı denetimler ve yargı tehditleri çalışanların hem işlerini hem de kişisel güvenliklerini riske atıyor. Tüm bunlar tükenmişlik, aidiyet kaybı ve umutsuzluk gibi duyguların artmasına neden oluyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/05/12/suskunluktan-dayanismaya-stklarda-calisan-kadinlarin-emek-mucadelesi/">Suskunluktan Dayanışmaya: STK’larda Çalışan Kadınların Emek Mücadelesi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bu yazı ilk olarak Çatlak Zemin&#8217;de <a href="https://catlakzemin.com/suskunluktan-dayanismaya-stklarda-calisan-kadinlarin-emek-mucadelesi/">yayınlanmıştır</a>. </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir apartman dairesindeki küçük ofisin ışığı mesai bitmesine rağmen yanıyor. Yorgun bir kadın, bilgisayarını önüne çekip birkaç gündür üzerinde çalıştığı proje başvurusuna bakıyor. Büyük ihtimalle kabul edilmeyecek bu proje için belki gece yarısına kadar bilgisayar başında olacak. Aklının dağılmasını, bitirmesi gereken yüksek lisansla bulması gereken ev arasında gidip gelmesini engelleyemiyor. Sabah ofise geldiğinde kahvenin hazır olduğunu, çalışma arkadaşıyla ettikleri sohbeti anımsayınca gülümsüyor. Çalıştığı projenin birkaç ay sonra biteceğini ve işsiz kalacağını düşününce ürperiyor. Bu döngünün, çaresizlik hissinin ve yorgunluğun üzerine çok düşünmemeye çalışırken birden hatırlıyor: “En azından işe yarar bir şey yapıyorum”.</p>
<p>Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarında (STK) çalışan kadınlar<a href="https://catlakzemin.com/suskunluktan-dayanismaya-stklarda-calisan-kadinlarin-emek-mucadelesi/#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>, çoğu zaman düşük ücretler ve güvencesiz çalışma koşullarıyla karşı karşıya kalıyor. Buna rağmen, politika üretebilme isteği, topluma fayda sağlama motivasyonu ve işten alınan manevi tatmin, onların bu alanda var olmaya devam etmelerini sağlıyor. Bu yazıda, STK’larda çalışan kadınların sıklıkla değersizleştirilen ve görünmez kılınan emeğinin tarihsel ve toplumsal nedenlerine birlikte bakmayı; aynı zamanda bu koşullar karşısında geliştirdikleri direniş stratejilerinden bazılarını paylaşmayı amaçlıyorum. Gönüllülük, güvencesizlik, bakım emeği ve duygulanımsal emek gibi kavramlar etrafında hızlı bir kuramsal zemin sunarken, sahaya dayalı argümanlarla kadınların deneyimlerini görünür kılmaya çalışacağım. Bu metin, STK’larda daha adil ve eşitlikçi emek süreçlerinin nasıl mümkün olabileceğine dair kolektif bir düşünme çağrısıdır.</p>
<p><strong>“Hak temellilik” söyleminden kurum içi pratiklere: </strong><strong>“Tazminat hakkı politik bir mesele olmalı”</strong></p>
<p>Türkiye’de STK’lar, dünyadaki politik-siyasi dönüşümler (Sovyetler Birliği’nin çözülüşü, sosyal devletlerin küçülmesi gibi etkenler), iç siyasetin değiştirdiği yönler (özellikle Avrupa Birliği’ne giriş çabalarına denk gelen yıllar) ve yaşanan büyük afetler/krizler gibi faktörlerin etkisiyle 1990’ların sonundan itibaren hızlı yaygınlaşmaya başladı ve ilerleyen yıllarda maaşlı çalışanların ve profesyonelleşmenin artmasıyla bir “emek piyasası” hâline geldi. STK’lar kurumsallaşma düzeyleri, ölçekleri, kaynakları, amaçları ve çalışma yöntemleri bakımından birbirinden oldukça farklıydı. Ama hak temelli çalışan yapılar, hizmet sunmanın ötesine geçip, birlikte hareket ettikleri grupların haklarını savunmayı temel bir ilke olarak benimsediler -en azından bunu hedeflediler. Elbette bu yapıların da kendi içlerinde farkları vardı; kimisi işleyişiyle neredeyse bir şirketi andırırken, kimisi daha muhalif bir duruş sergileme iddiasıyla hareket etti. Ama yıllar içinde bir şey değişmedi: Dışarıya dönük tüm bu iddialar, hedefler, söylemler çeşitlenirken, yapı içinde bu işleri yürüten maaşlı çalışanların koşullarına pek de dikkat edilmedi.</p>
<p>Son birkaç yılda hem bazı sendikal girişimler hem de çalışanların seslerini daha çok duyurmaya başlamasıyla STK’larda emeğe dair sorunlar yavaş yavaş görünür olsa da, uzun süre bu meseleler konuşulmadı, konuşulsa bile çoğu zaman yapı içinde kaldı. Bunun bir nedeni, STK’ların çevresinde oluşan “kutsallık” imajıydı; çalışanlar muhalif ve kamusal alanda “prestijli” bir konuma sahip olan bazı STK’ların imajı sarsmamak adına içeride yaşanan sorunları kamuya açık şekilde dile getirmedi. “Zaten her yerde böyle” ya da “bu işin bir kısmı gönüllülük zaten” gibi söylemler, çalışanların birbirleriyle bile bu meseleleri konuşmasının önüne geçti. Oysa bugün pek çok STK’da güvencesiz çalışma, düşük ücret, belirsiz iş tanımları, esnek ve fazla mesai, sosyal haklardan yoksunluk gibi sorunlar neredeyse sıradan hâle gelmiş durumda. Birçok kurum, çalışan haklarına dair açık bir politika belirlemiş değil; hatta çoğu zaman sözleşmeler bile yasal çerçeveye uygun şekilde hazırlanmıyor.</p>
<p>Bu sorunların arkasında neredeyse hiç dile getirilmeyen ama çok önemli bir başka dinamik daha var: sivil toplum alanında ağırlıkla kadınların çalışıyor olması. Kadın emeğinin tarihsel olarak hem ücretsiz hem de ücretli formlarında kolayca değersizleştirilip görünmez kılındığını biliyoruz ve bu eğilim STK’larda da benzer biçimlerde yeniden üretiliyor. Özellikle erkeklerin yönetici pozisyonlarında olduğu kurumlarda (ya da kurumlarla) çalışan kadınlar, yaş/cinsiyet temelli aşağılama ve taciz gibi davranışlara maruz kalabiliyor. Kurum içi politikalar yetersiz, güç ilişkileri eleştiriye kapalı olduğunda ve bu durum belirli kişileri/kurumları koruyan yapılarla birleştiğinde, sorunlar daha da derinleşiyor.</p>
<p>STK’lardaki emek süreçlerinde görünür olan ciddi yapısal sorunlar “kaynak yetersizliğiyle” açıklanma eğiliminde olsa da, alandaki farklı kurumlara bakıldığında bu gerekçenin tek başına belirleyici olmadığı açıkça görülüyor. Kurumların nasıl yapılandığı, hangi etik ve politik ilkeleri benimsediği ve çalışanların seslerini ne ölçüde duyurabildiği gibi etkenlere dikkat etmek gerekiyor. Fakat birçok kurumda temel işçi haklarını talep etmek bile kolay olmuyor. Yukarıda bahsettiğim alana özgü kabullerin yanı sıra, işçi-işveren ilişkisi ya karmaşık bir yapıya sahip oluyor (örneğin işveren genel koordinatör mü, yönetim kurulu mu, fon veren mi çoğu zaman belli olmuyor) ya da bu ilişki hiç tanımlanmamış olabiliyor (çalışanlar kendi kendinin işvereni gibi davranmak durumunda da kalabiliyor). Sivil toplum alanına özgü çelişkiler, hak taleplerine dair yöntemlerin de muğlaklaşmasına, sendikalaşma gibi temel araçların işlememesine yol açabiliyor.</p>
<p>STK’ların mevcut işleyişine baktığımızda, en temel işçi haklarının dahi çoğu zaman uygulanmadığını söyleyebiliriz. İş Kanunu’na “ama”sız tabi olunan durumlarda bile bu haklar çalışanı korumakta yetersiz kalabiliyor (regl izni, öz bakıma dair yan hakların gerekliliği vb.). STK’larda ise yemek ve yol giderleri, tamamen işverenin inisiyatifine bırakılmış durumda ve birçok kurum bu masrafları karşılamıyor. En yaygın sorunlardan biri ise proje bazlı çalışma nedeniyle alanda genel geçer belge olan belirli süreli iş sözleşmeleri. Bu sözleşmeler, kıdem tazminatı ve yıllık izin gibi temel hakları ortadan kaldırıyor ve pek çok çalışan yine alandaki, bu tür hakların “talep edilemeyeceği” yönündeki yaygın söylemler sebebiyle bu haklardan vazgeçmiş durumda. Birçok STK’nın insan kaynağı için ayrılan bütçenin tamamen projelere bağlı olması, ekonomik sıkışıklıkta ilk gözden çıkarılan kalemin çalışan hakları olmasına neden oluyor. Bu da hak ihlallerinin süreklileşmesini ve hatta meşru kılınmasını beraberinde getiriyor. Bu alanda yarı zamanlı (part-time) çalışma da oldukça yaygın bir pratik. Ancak kimi zaman, fazla mesaiyi engellemek çalışanın sorumluluğuymuş gibi görülüyor; yani işin sınırlarını korumaya dair tedbirler çalışandan bekleniyor, gittikçe artan çalışma saatleri ise neredeyse “normal” hâle geliyor. Fazla çalışma saatlerini izin yoluyla telafi etmek STK’larda başvurulan bir seçenek olsa da bu yöntem çoğunlukla hak kayıplarıyla sonuçlanıyor.</p>
<p>Bir diğer önemli belirleyen ise fonlarla çalışıyor olmak. Fon verenlerin beklentileri ve dışsal baskılar, kimi zaman kurumların iç işleyişini ve politikalarını doğrudan etkileyebiliyor. Çekirdek (core) hibe denen kurumsal destekler oldukça yetersiz ve fon sağlayıcılar insan kaynağına mümkün olduğunca az para ayırmak istiyorlar. STK’larda çalışanlar hem kendi işlerini yapıp hem de fon aramaya, proje yazmaya koştururken, özellikle görev dağılımı netleşmemişse işler hızla karmaşıklaşıyor, iş yükü artıyor, örgüt içi ilişkiler zora düşüyor. Bitmeyen bir hayatta kalma mücadelesi ve bunu belirsizlikler içinde sürdürmek, kurumları büyük hayaller yerine küçük ve ulaşılması kolay hedeflere yöneltiyor; esas amaçlarından saptırabiliyor. Tüm bu güvencesizlikler zamanla yorgunluğa, tükenmişliğe ve “Biz ne için başlamıştık?” sorusuna yol açıyor.</p>
<p>Peki, bir hak temelli STK’nın yapısı orada çalışan işçilerin gündelik yaşantısına nasıl sirayet ediyor? Bir kurumda kararların nasıl alındığı, iç iletişimin ne kadar şeffaf olduğu ya da çalışanların bu süreçlere ne ölçüde katılabildiği gibi unsurlar, doğrudan günlük emek deneyimini şekillendiriyor. Yatay örgütlenme vesilesiyle ekipteki herkesin aynı düzeyde etki ve yetki sahibi olduğu çağrışımı kulağa hoş gelse de uygulamada çoğunlukla bu örgütlenme şekli gerçekçi biçimde işlemiyor ve doğrudan eşitlik anlamına gelmiyor. Yatay örgütlendiğini söyleyen yapıların içinde de hiyerarşiler ve güç ilişkileri kendine yer bulabiliyor ve daha kötüsü bu hiyerarşilerin üstü örtülebiliyor. Esas mesele, yatay ya da dikey örgütlenmeye dair ihtiyacın ve yapı içinde ilişkilerin ne kadar tanımlı olduğu ve karar alma/iç iletişim süreçlerinin ne kadar açık/demokratik ilerlediği. Çalışanların -asgari olarak- kendilerini ilgilendiren konularda karar alma süreçlerine katıldığı ve açık, düzenli şekilde bilgilendirildiği bir sistemin kurulması, emek süreçlerini doğrudan etkiliyor. Bu tür yapılar, STK’ların kapitalist şirketten farklı olarak “hak temellilik” iddialarını kendi iç işleyişlerinde hayata geçirmek yönünde adımlar atmış oluyorlar. Bu da hem emeğin görünürlüğünü artırıyor hem de kurum içindeki eşitsizlikleri azaltma yönünde somut bir adım anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Gönüllülükten güvencesizliğe uzanan projeler: “İş saati bitiminde çıkıyorsun, demek ki bu işi yeterince sevmiyorsun”</strong></p>
<p>Belirli süreli sözleşmelerle çalışmak, birçok şeyi işin sona ereceği tarihe göre ayarlamak, her an yeni bir iş arama baskısıyla yaşamak demek. Özellikle yaşam maliyetlerinin hızla yükseldiği Türkiye’de bu durum, çalışanlar üzerinde ciddi bir yük yaratıyor. Pek çok kişi, aynı kurumda birden fazla sorumluluk üstlenmek ya da ek işler yapmak zorunda kalıyor. Bu da zaten esnek olan çalışma saatlerinin giderek hayatın tümüne yayılmasına neden olabiliyor. Klinik psikoloji, çevirmenlik ya da editörlük gibi farklı alanlarda formasyonu olanlar, mesai dışında, kişisel zamanlarını kullanarak <em>freelance</em> işler yapabiliyorlar. Eğer kişi uzun süredir STK alanında çalışıyorsa, projelere başvurma, fon/kaynak bulma, ağ kurma ya da atölye düzenleme gibi “araçlar” edinmiş oluyor. Bu vesileyle başka STK’lar için dışarıdan, bağımsız işler alma imkânı<a href="https://catlakzemin.com/suskunluktan-dayanismaya-stklarda-calisan-kadinlarin-emek-mucadelesi/#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a> bulabiliyor. Ama tüm bunlar, iş güvencesi yerine sürekli bir koşturma, kaygı ve geçim derdiyle şekillenen bir emek rejimi anlamına geliyor. Bu koşullar özellikle “deneyimsiz”, genç kadın çalışanlara daha kolay dayatılıyor. Akademideki güvencesizlikler sivil toplumdakiyle iç içe geçince daha da görünür oluyor. Pek çok kişi, artık akademik hedeflere ne ölçüde hizmet ettiği belirsiz hâle gelen yüksek lisans ve doktora eğitimlerini sürdürürken, aynı zamanda STK’ların esnek ve geçici çalışma koşulları içinde hayatta kalmaya çalışıyor. Bu durum, bir yandan akademik meşguliyet, öte yandan geçim kaygısıyla yürütülen çoklu ve parçalı bir yaşam deneyimini beraberinde getiriyor.</p>
<p>O hâlde şu soruyu sormak gerekiyor: Kadınlar, bu kadar belirsiz ve güvencesiz koşullarda çalışmaya neden devam ediyor? Bu sorunun peşinden gitmek bizi, STK’larda kadın emeğini şekillendiren en temel dinamiklerden birine, yani gönüllülüğe götürüyor.</p>
<p>Gönüllülük, sivil toplum alanındaki emek süreçlerini etkileyen en belirleyici unsurlardan biri ve bu alanda kendine özgü referansları olan bir emek türü. Bir ücretsiz emek biçimi olarak gönüllülük, sivil toplum alanı içinde özel bir anlam taşıyor; “katılımcı yurttaşlık” ve “topluma fayda sağlama” misyonuyla birlikte anılıyor. Kimi zaman ise, özellikle politik vasfı daha güçlü olan STK’larda, gönüllülük aktivizm<a href="https://catlakzemin.com/suskunluktan-dayanismaya-stklarda-calisan-kadinlarin-emek-mucadelesi/#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[3]</sup></a> ve savunuculukla ilişkilendirilerek toplumsal hareketlerle bağ kuran bir anlam kazanıyor. Ancak gönüllülüğün sınırları çoğunlukla belirsiz ve sınırları iyi tanımlanmadığında, hak ihlallerine ve emeğin sömürülmesine zemin hazırlayabiliyor.</p>
<p>Çalışanlardan profesyonel işlerinin yanında gönüllü emek vermeleri de sıkça bekleniyor; bu talep her zaman açıkça ifade edilmese de, alandaki kabullerle besleniyor ve normalleşiyor. Bu durum çalışanların iş yükünü artırıyor ve özellikle kadınların üstlendiği duygusal/duygulanımsal emekle ve bakım emeğiyle ilişkilendirilebilecek işlerin görünmezleşmesine neden oluyor. STK’larda kadınlar, iş tanımlarının gerektirdiği -ve çoğu zaman net olmayan- sorumlulukları yerine getirmekle kalmıyor, örgütün işleyişini sürdürmek açısından da yoğun biçimde emek veriyor.  STK’ların kendi içinde gündelik olarak süren ve yeniden üretim emeğine benzer işlerin (temizlik, düzenleme, sürekliliği sağlama, ekip arkadaşına bakım verme, kurumu gözetme…) görünmezleşmesi ve bu işleri kurumların/örgütlerin içinde de kadınların “üstlenivermesi” hiç tesadüfi değil.</p>
<p>Karma örgütlerde sahadaki katılımcılarla ya da gönüllülerle kurulan ilişkiler genellikle kadınların sorumluluğunda. Katılımcılarla ilişkiler politika belgeleri ile düzenlenmemişse ve daha önemlisi bu belgeler somut biçimde işleyişe dahil edilmemişse çalışanların işleri son derece zorlaşıyor. Gönüllülerle çalışanlar arasındaki hiyerarşi pek de fark edilmeden ve hızla kurulabiliyor (eğer gönüllülerin yaş, deneyim gibi farklı nitelikleri baskınsa bu hiyerarşi ücretli çalışanlar üzerinde de baskı yaratabiliyor). Bazı STK’larda “gönüllü yönetimi” gibi görevler tanımlı ve bir kişiye ait, bu durumlarda bir sorun olduğunda çözmek daha kolay olabiliyor. Ama çoğu durumda bu ilişki tanımsız kalıyor ve yük özellikle kadın çalışanların omzuna biniyor. Gönüllülerle ilişkileri düzenlemek, dernek faaliyetlerine katılımlarını kolaylaştırmak, onları motive etmek, ücretli çalışanlara verilemeyen işleri “rica” ederek yaptırmak, mentorluk yapmak gibi birçok görünmeyen iş bu ilişkilerin parçası hâline geliyor. Gönüllülerin ücret almaması, çalışanların bu emeği “takdir” edecek mekanizmalar yaratmasını ve sürdürmesini de zorunlu kılıyor.</p>
<p>Ücretli çalışanlardan gönüllü emek de vermelerinin beklendiği durumlarda, gönüllü ve profesyonel iş arasındaki sınırın muğlaklaşması, kişisel zaman ile iş zamanının iç içe geçmesine ve çalışanların özgür zamanlarının azalmasına neden oluyor. Bu sınırı çizmek hiç kolay değil üstelik, çünkü hak temelli STK’larda çalışan kadınların deneyimleri, duygusal emekle örülü bir mücadele alanına da işaret ediyor. Sevgi, öfke, adanmışlık ve hayal kırıklığı gibi duygular, işin ayrılmaz parçası oluyor. Bürokratik süreçler ve profesyonelleşmenin getirdiği sınırlar, “sahada çalışmanın anlamına” ket vurabilse de en zorlayıcı şeylerden biri psikososyal desteğin eksikliği oluyor; çünkü bu şekilde gittikçe artan duygusal yük bireysel baş etme mekanizmalarına terk ediliyor. Bu nedenle hem dayanışmayı güçlendirecek hem de duygusal emeği tanıyıp destekleyecek mekanizmalar geliştirmek, bu alandaki emeğin sürekliliği için elzem görünüyor.</p>
<p>Çalışanların politik tutumları ve motivasyonları yapılan işin büyük bir kısmını oluşturuyor fakat hızlıca tasniflenemiyor, birbirine tamamen benzemiyor, aksine fazlaca çeşitlilik gösteriyor: Kimileri STK’ları toplumsal mücadele açısından yetersiz bulurken, daha bağımsız, radikal ve kendi kaynağını üretebilen yapıları öneriyor. Bazıları, örneğin feminist hareketle doğrudan ilişkili yapılar içinde çalışanlar, yani çalıştığı kurumu aynı zamanda “örgütü” olarak niteleyebilenler ise bu alana hareketin umut ve öfkesini taşıyarak, STK’ları da mücadeleye dahil etmeye çalışıyor. Bunun dışında, STK’ları “büyük ideolojilerden” uzak olarak görenler de var, bireysel anlamlar buldukları bu alanlarda çalışmayı, yaşamla kurdukları bağın bir parçası olarak değerlendirmek istiyorlar. “STK’larda çalışmanın” nitelikleri ve anlamı <em>kuşaklar arasında da</em> motivasyonlar, işle kurulan ilişki, hak talep etme araçları gibi bağlamlarda farklılık gösteriyor ve örgüt içi ilişkiler söz konusu olduğunda bu mesafelere daha yakından bakmak gerekiyor.</p>
<p>Son raddede gönüllülük, STK’lardaki kadın emeğinin çok büyük bir parçası ve yekten kötü addedilemez; sınırları netleştirildiğinde ve politik bir tutumla birleştiğinde, profesyonel emekle yan yana durabilen, hatta politika üretme imkânlarını güçlendiren bir araç hâline de gelebiliyor. Toplumsal hareketlerin içindeki gönüllü pratikler ve feminist saiklerle var olan kimi STK’lar bunun iyi örnekleri. Burada esas mesele, gönüllülüğün bir denetim ya da sömürü aracı hâline gelmesini engelleyecek açık, koruyucu stratejilerin geliştirilmesi.</p>
<p>STK’larda çalışan kadınların emeğinin yeniden üretim emeğine benzerliği, bu emeğin nasıl görünmezleştirilip değersizleştirildiğini ortaya koymak açısından oldukça anlamlı. Özellikle post-fordist üretim düzeninde, duyguların ve öznelliğin gittikçe daha fazla metalaştırıldığı düşünüldüğünde, bu tür emek biçimlerini ayrıntılandırmak kapitalizmin işleyiş biçimlerini de anlamak açısından elzem hâle geliyor. STK’lardaki kadınların emeğinin toplumsal yeniden üretimdeki<a href="https://catlakzemin.com/suskunluktan-dayanismaya-stklarda-calisan-kadinlarin-emek-mucadelesi/#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> yerini tayin edebilmek hem buralardaki hak mücadelesi açısından hem de daha kitlesel mücadeleler açısından önemli görünüyor.</p>
<p><strong>Dayanışma ve dönüşüm olasılıkları: “Kuruma karşı kurum olman lazım”</strong></p>
<p>STK’lar artık, 2000’lerin başında ortaya çıktıkları toplumsal ve siyasal ortamda faaliyet göstermiyor. AKP döneminde artan otoriterleşme, muhalif STK’ların baskı altında kalmasına yol açarken, hükümete yakın yapılar seçici bir meşruiyet kazanarak öne çıkıyor. Devletin sosyal hizmetlerdeki yetersizliği hak temelli STK’ları hizmet sağlayıcı konumuna itiyor; bu da hem devletin sorumluluğunu görünmez hâle getiriyor hem de STK’ların savunuculuk rolünü gölgede bırakıyor. Kamu kurumlarıyla ilişki kurmak her geçen gün zorlaşırken, fon kısıtlamaları, sıkı denetimler ve yargı tehditleri çalışanların hem işlerini hem de kişisel güvenliklerini riske atıyor. Tüm bunlar tükenmişlik, aidiyet kaybı ve umutsuzluk gibi duyguların artmasına neden oluyor.</p>
<p>Hak temelli STK’larda çalışan kadınlar çoğunlukla proje bazlı ve çoklu kariyerle çalışma, düşük ücretler, toplumsal cinsiyete ya da sınıfa, dile, etnik kökene dayalı ayrımcılıklar ve hak ihlalleri gibi sorunlarla karşı karşıya kalıyor; güvencesizlik ise sadece yapısal bir mesele değil, gündelik hayata sızan bir duygu olarak deneyimleniyor.</p>
<p>Tüm bunlarla birlikte, bu koşullara pasifçe maruz kalmıyorlar; aksine, yaşadıkları sorunları tanıyor, bireysel ve kurumsal düzeyde direnç yolları geliştiriyorlar. Örneğin, feminist örgütlenmelerin feminist hareketin geçmişinden gelen deneyim ve pratiklerden beslenmesi, sivil toplumdaki emek süreçlerine dair bir fark ve açıklık yaratabiliyor. Türkiye’deki feminist hareketin tarihsel birikimi ve kurumsallaşma deneyimi, bugünkü STK’lara da yansıyor; bu yapılar, hareket içindeki eleştirilerden ve “melezleşen” ilişkilerden öğrenerek daha kolay dönüşebiliyor.<a href="https://catlakzemin.com/suskunluktan-dayanismaya-stklarda-calisan-kadinlarin-emek-mucadelesi/#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[5]</sup></a> Feminist hareketin gücü dağıtmayı, eşitlikçi dinamikler kurmayı öneren mirası, sadece kadın örgütlerinde değil, daha geniş STK yapılarında da etkisini gösteriyor. Belirgin sorumluluk dağılımı, gönüllülük ve bakım işlerinin paylaşılması ekip içi dayanışmayı güçlendiriyor. Rotasyon uygulamaları, eşit işe eşit ücret, işçi haklarının koşulsuz tanınması, hiyerarşiyle açık biçimde yüzleşilmesi ve birbirinden öğrenmeye açık yapılar oluşturulması hem kurumların iç işleyişini hem de alandaki emek süreçlerini dönüştürme potansiyeli taşıyor. Bu tür feminist ilke ve pratikler, STK’larda daha adil ve eşitlikçi emek ilişkilerinin kurulması için güçlü bir araç olma potansiyeli taşıyor.</p>
<p>STK’lar fon/hibe ile ayakta kaldıkça proje bazlı ve yarı zamanlı çalışmanın getirdiği yapısal sorunlardan kaçmaları çok kolay olmuyor. Yine de bazı hak temelli STK’lar, bu belirsizliklerle başa çıkmak için kendi içlerinde bazı yollar bulmaya çalışıyor. Mesela hibelerden bağımsız olarak var olabilen yapıların desteklenmesi, fon verenlerle ilişkiler ve çalışan hakları söz konusu olduğunda kurumun ilkelerinin net olması, pozisyonlar arasında rotasyon yapmak, acil durumlar için kenarda para tutmak, süreçleri şeffaf yürütmek ya da işler kötüye gittiğinde maaşları ödeyebilmek için bağış kampanyası başlatmak bu stratejilerden bazıları. Yani bazı yapılar, kısıtlı kaynaklara rağmen dayanışmacı çözümler üretmeye çalışıyorlar.</p>
<p>Çalışanların hak talep etme yöntemleri söz konusu olduğunda, sendikalaşma ilk akla gelen yöntemlerden biri olarak görülse de, STK’ların esnek yapıları, proje bazlı istihdam ve belirsiz iş tanımları/ilişkileri sendikal örgütlenmeyi oldukça zorlaştırıyor. Sendikaların ne kadar şeffaf, katılımcı ve işlevsel bir yapıya sahip olduğu ve sendikaların işçi-işveren ilişkilerinin bu kadar muğlak olan bir alana dair motivasyonu çalışanlar için soru işareti oluşturuyor. Ayrıca STK çalışanlarının daha önceki sendikalaşma deneyimlerinde, -özellikle yapıdaki herkes bunun bir parçası olmuyorsa- sendikalaşan çalışanların işten çıkarıldığı durumlar var. Sendika dışında, dayanışma forumları, dijital paylaşım alanları, anonim şikâyet mekanizmaları ve STK çalışanlarına özgü emek politikaları üretmek gibi araçlar da öneriliyor. Şimdiye dek pek konuşulmayan işçi haklarının birlikte konuşulup sorunların paylaşılacağı kamusal alanlar kurmak bile dayanışma ve mücadelenin sürdürülebilirliği açısından oldukça önemli görünüyor. STK’ların yalnızca hizmet sunan yapılar olarak kalmaması, savunuculuk rollerini sürdürebilmesi için toplumsal hareketlerle daha güçlü bağlar kurması şart görünüyor. Ancak bu mücadele yalnızca devlete karşı değil; aynı zamanda kurumların kendi içlerine, yani karar alma süreçlerine, işleyişlerine ve emek ilişkilerine de yönelmeli. Bugün, daha dayanıklı, daha kolektif bir sivil toplum kurma ihtiyacının alandaki insanlar tarafından da çok daha fazla zikrediliyor olması boşuna değil.</p>
<p>İnsanların tükenmeden, güç toplayarak devam edebilmesi için, hak savunuculuğu yapan yapıların içeride de adil ve yaşanabilir örgütlenmeler kurması şart. Aksi hâlde, hak savunuculuğu iddiasıyla yola çıkan yapılar bile kendi içinde hak ihlallerini yeniden üretmeye devam eder. Söz ile pratik arasındaki bu mesafe ise birlikte var olma imkânlarını gittikçe daha fazla aşındırır. Gerçekten eşitlikçi bir emek düzeni kurmak istiyorsak, STK’ların içindeki sorunları görmezden gelemeyiz. Bunun için yalnızca soyut ilkeler yetmez; her kurumun kendi tarihsel birikimi, mevcut kaynakları ve iç dinamikleri dikkate alınarak somut adımlar atılması gerekir. Sivil toplumda gerçekten dönüştürücü bir etki yaratmak istiyorsak, öncelikle içeride olup bitenleri görmeye, konuşmaya ve dönüştürmeye cesaret etmemiz gerekiyor. Alanda doğallaşan hak ihlallerini sorgulamak ve farklı kurumların deneyimlerinden öğreneceğimiz alanlar yaratmak, yalnızca adil çalışma koşulları için değil, toplumsal hareketlerin sürdürülebilirliği için de elzem. Özellikle toplumsal yeniden üretime dair işlerin büyük ölçüde kadınların omuzlarında olduğu bu alanda emeği görünür kılma, tanıma ve politikalar önermeye dair çabayı, kapitalizmle verilen mücadelenin belirleyici bir tarafı olarak düşünebiliriz.</p>
<p><a href="https://catlakzemin.com/suskunluktan-dayanismaya-stklarda-calisan-kadinlarin-emek-mucadelesi/#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a> Yazının başında iki noktaya açıklık getirmek isterim. Birincisi, STÖ (Sivil Toplum Örgütü) ve STK (Sivil Toplum Kuruluşu) kimi metinlerde politik gerekçelerle ayrıştırılsa da, bu farkın daha çok örgütsel işleyişte ve pratiklerde ortaya çıkabildiğini; alan dışındaki biri için bu ayrımın belirleyici olmadığını düşündüğüm için, yazıda daha yaygın olan STK kullanımını tercih ettim. İkinci olarak, bu yazı yakın zamanda tamamladığım doktora çalışmasında ortaya çıkan bulgulara da dayanıyor. Saha çalışmamda kadınlarla görüştüğüm için burada da “kadınlar” ifadesini kullanıyorum; ancak yazıda dile getirdiğim meselelerin, toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılığa maruz kalan tüm kişi ve gruplar için geçerli olduğunu özellikle belirtmek isterim. Bu vesileyle, görüşmeler sırasında benimle içtenlikle ve dikkatle deneyimlerini paylaşan tüm arkadaşlarıma bir kez daha teşekkür ederim.</p>
<p><a href="https://catlakzemin.com/suskunluktan-dayanismaya-stklarda-calisan-kadinlarin-emek-mucadelesi/#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a> Bu aynı zamanda sınıfsal, etnik ve kültürel bir mesele, sivil toplumdaki imkânlar herkes için aynı değil. Sivil toplum alanında profesyonelleşmenin beraberinde getirdiği kendine has dil, uzmanlık ve ağ ilişkileri, bazı kadınlar için dışlanma, yetersizlik ve aidiyet kaygısı yaratabiliyor. Özellikle seküler ve orta sınıf hegemonya, Kürt kadınlar, LGBTİ+lar gibi farklı kimlikleri dışlayıcı biçimde işleyebiliyor.</p>
<p><a href="https://catlakzemin.com/suskunluktan-dayanismaya-stklarda-calisan-kadinlarin-emek-mucadelesi/#_ftnref3" name="_ftn3"><sup>[3]</sup></a> Aktivizm, STK alanında ortaya çıkmış bir kavram ve farklı biçimlerde tartışılıyor; kimi zaman gönüllülüğe kıyasla daha politik bir eylem biçimi olarak görülürken, kimi zaman da toplumsal dönüşüm arzusunu tam karşılamayan bir jargona dönüşmekle eleştiriliyor. Bu konu, STK’ların “politik imkânları” tartışmasıyla da bağlantılı olmakla birlikte, kapsamı yazının sınırlarını aştığı için burada daha fazla ayrıntıya girmedim.</p>
<p><a href="https://catlakzemin.com/suskunluktan-dayanismaya-stklarda-calisan-kadinlarin-emek-mucadelesi/#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Toplumsal yeniden üretim (TYÜ) yaklaşımı, türün biyolojik devamını sağlama, emek gücünün yeniden üretimi ve toplumsal anlamda bakım ihtiyaçlarını karşılama gibi üç temel boyuta referansla kullanılır. Bu emek süreci, çoğu zaman ücretlendirilmez, kapitalist anlamda meta üretmediği ve değer yaratmadığı varsayılarak görünmez kılınır ama yaşamı üreten esas emek gücüdür. Melda Yaman’ın ayrıntılı tanımı için: <a href="https://feministbellek.org/toplumsal-yeniden-uretim/">https://feministbellek.org/toplumsal-yeniden-uretim/</a></p>
<p><a href="https://catlakzemin.com/suskunluktan-dayanismaya-stklarda-calisan-kadinlarin-emek-mucadelesi/#_ftnref5" name="_ftn5"><sup>[5]</sup></a> Kadınların sayıca fazla olması ya da toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine çalışan bir STK’da bulunmak, hiyerarşik ilişkilerin ve hak ihlallerinin doğrudan ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, bu tür yapılarda da emek süreçlerine etki eden hiyerarşik ilişkilerin üstü “Buralarda da olmaz artık” denilerek daha kolay örtülebiliyor. Bu nedenle, örgütlerin kendi içlerindeki iktidar ilişkilerini görünür kılması ve bunları dönüştürecek somut mekanizmalar kurması oldukça önemli. Örneğin, Mart 2024’te KA.DER çalışanlarının düşük ücret, mobbing ve sendikal hakların tanınmaması gerekçesiyle kamuya açık biçimde eylem yapması, bu alandaki sorunların toplumsal cinsiyet perspektifine sahip yapılar için de gündemde olduğunu gösteren bir örnektir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/05/12/suskunluktan-dayanismaya-stklarda-calisan-kadinlarin-emek-mucadelesi/">Suskunluktan Dayanışmaya: STK’larda Çalışan Kadınların Emek Mücadelesi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zehra Kosova Sempozyumu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/12/20/zehra-kosova-sempozyumu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Dec 2022 10:05:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[İşçi Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadın emeği]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın İşçi]]></category>
		<category><![CDATA[Zehra Kosova]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=82481</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ücretli-ücretsiz kadın emeğine değer ve görünürlük kazandırmayı hedefleyen yayın platformu Kadın İşçi, Türkiye'de kadın emeği alanında çalışan araştırmacıları bir araya getirmek ve kadın emeği tarihinin önemli figürlerini anmak amacıyla bir sempozyum düzenliyor. Zehra Kosova'ya ithaf edilen bu sempozyuma katılmak için kadın emeğiyle ilgili bildiri özetlerinizi 30 Mart 2023'e kadar kadiniscihaber@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/12/20/zehra-kosova-sempozyumu/">Zehra Kosova Sempozyumu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tütün işçisi Zehra Kosova (1.07.1910-18.08.2001) Türkiye’nin ilk kadın sendikacısıdır. 8 Mart 1995’de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) “Kadın Emek” ödülünü alan Zehra Kosova’nın Ben İşçiyim isimli anı kitabı da 1996 yılında yayımlanmıştır.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-82483 size-medium aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/12/zehra-kosova-sempozyumu-1-640x359.jpg" alt="Zehra Kosova Sempozyumu" width="640" height="359" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/12/zehra-kosova-sempozyumu-1-640x359.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/12/zehra-kosova-sempozyumu-1.jpg 700w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Kadın İşçi, Mayıs 2023’te Zehra Kosova adına bir sempozyum düzenlemeyi planlıyor. Sempozyumun amacı, hem kadın emeği tarihinin önemli figürlerini anmak hem de Türkiye’de kadın emeği çalışan araştırmacıları bir araya getirmek.</p>
<p>Zehra Kosova Sempozyumu için kadın emeğiyle ilgili bildiri özetlerinizi<strong> 30 Mart</strong> 2023’e kadar kadiniscihaber@gmail.com adresine gönderebilirsiniz. Sempozyumla ilgili ayrıntılar, sunumlar ilerleyen dönemde <a href="https://www.kadinisci.org/" target="_blank" rel="noopener">Kadın İşçi web sitesinden</a> duyurulacak.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/12/20/zehra-kosova-sempozyumu/">Zehra Kosova Sempozyumu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşçi Hareketinin Mücadelesi Yayılarak Sürüyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/23/isci-hareketinin-mucadelesi-yayilarak-suruyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Feb 2022 13:21:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İşçi Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Banabi]]></category>
		<category><![CDATA[İşçi hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[Kadıköy]]></category>
		<category><![CDATA[Migros işçi direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'de işçi eylemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yemeksepeti direnişi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=78991</guid>

					<description><![CDATA[<p>Migros işçilerinin elde ettiği kazanımların ardından, Yemeksepeti işçilerinin 23. güne giren mücadelesi bugün Kadıköy’de Migros işçilerinin de katıldığı eylemle sürdü. İşçiler, Yemek Sepeti işçileri arasında birlik olması ve direnişe katılımın artması durumunda hak taleplerinin karşılanacağına inandıklarını söylüyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/23/isci-hareketinin-mucadelesi-yayilarak-suruyor/">İşçi Hareketinin Mücadelesi Yayılarak Sürüyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dün Yemek Sepeti Çalışanları adına “Direnen İşçiler Kazanacak” mesajıyla basınla <a href="https://twitter.com/YemeksepetiS/status/1495994687534280704?s=20&amp;t=MV5pqRz6Q_reGXobylLfRA">paylaşılan açıklamada</a>, “direnişin depolarda, kent merkezlerinde ve kuryelerin bulunduğu alanlarda” sürdüğü belirtildi ve “bizler yalnızca insani koşullarda yaşayabileceğimiz bir ücret istiyoruz” denildi.</p>
<p>Yemeksepeti işçileri, işverenlerinden dört ana talepte bulunuyor: net 5.500 TL maaş, prim ve yan haklar, haklarını arayan kuryelerin işten atılmaması, iş kolunun taşımacılığa geçmesi ve sendikal faaliyetin güvence altına alınması.</p>
<h5><strong><img decoding="async" class="wp-image-78994 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/isci-hareketinin-mucadelesi-yayilarak-suruyor-2.jpg" alt="" width="394" height="182" />‘Bu Mücadele Sarı Sendikacılığı, Konfederasyonları Aşan Tabandan Bir Mücadeleye Dönüştü’</strong></h5>
<p>Bugün Kadıköy’de bir araya gelen Yemeksepeti işçilerinin attığı sloganlar arasında “yaşasın sınıf dayanışması” öne çıktı. İlk söz alan Nakliyat-İş Sendika Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu sendika temsilcisi Yemeksepeti’ne yurttaşların verdiği destekle siparişlerin yüzde 80 civarında düştüğünü ve kendilerine verilen destek için teşekkür ettiklerini söyledi.</p>
<p>Yemeksepeti işvereninin hukuki olmayan yollara başvurarak, tutanaklar tutanak, birtakım baskılar yaparak bu mücadeleyi engellemeye ve kırmaya çalıştığını da aktaran temsilci, &#8220;Sarı sendikacılığın tahakkümünü aşan bir sınıf hareketi gelişiyor. Tabandan gelişen bir işçi hareketi gelişiyor. Bu mücadele konfederasyonları aşıyor” tespiti yaptı.</p>
<p>Medyada Haluk Levent’in Migros işçileri ile işverenler arasındaki rolüne dair eleştirilere de değinen temsilci, sanatçının desteğini takdir etmekle birlikte asıl mücadelenin işçilerin gücünü gösterdiğini kaydetti.</p>
<h5><strong><img decoding="async" class="wp-image-78995 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/isci-hareketinin-mucadelesi-yayilarak-suruyor-1.jpg" alt="" width="375" height="174" />İşçiler ‘Mücadeleye Devam’ Diyor! </strong></h5>
<p>Kadıköy iskelede direnişe katılan işçilerden 3 erkek ve 1 kadın işçiyle konuştuk. Az sayıdaki kadın işçiden biri olan ve Migros çalışanlarından medyada sıklıkla yer alan Sevda Kırca, Migros işçileri olarak kazandıkları zaferle beraber tüm emekçi arkadaşlara moral ve motivasyon vermek için Yemeksepeti işçilerinin yanında yer aldıklarını söyledi.</p>
<h5><strong>&#8216;Kadınlar Direnişin Simgesi&#8217;</strong></h5>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-78996 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/isci-hareketinin-mucadelesi-yayilarak-suruyor-22.jpg" alt="" width="328" height="185" />Kadın işçi olarak direnişe katılmanın güçlüklerini sorduğumuz Kırca: “Kadın işçiler hem evde çalışıyorlar, hem iş yerlerinde çalışıyorlar. Sırtlarında büyük bir dünya var. Büyük bir dünya yönetiyorlar. O yüzden kadınlar çok güçlü ve büyük varlıklar.” dedi. Kadınların direnişin simgesi olduğunu vurgulayan Sevda Kırca, bütün ev hanımlarını ve çalışan anneleri boykota ve direnişe katkı vermeye davet etti.</p>
<p>Direnişe katılan Yemeksepeti çalışanlarından konuştuğumuz ve isminin yayınlanmasını istemeyen 3 erkek ise Kadıköy bölgesindeki ekiplerinde 50 kişi olmasına karşı sadece 3 işçi olarak alanda yer aldıklarını aktardı. 7 bin çalışanın çok azının direnişe katıldığını ve destek verdiğini söyleyen Yemeksepeti işçileri, Migros direnişinin aralarındaki güç birliği ve geniş katılım sayesinde başarıya ulaştığını vurguladılar.</p>
<blockquote><p>Yemeksepeti çalışanları arasında direnişe katılan sayısı az.</p></blockquote>
<p>“Biz Yemeksepeti çalışanları arasında direnişe katılan sayısı az. Bize gazeteciler çok destek oldu, oluyor. Kendi arkadaşlarımız daha az bize destek oldu.” sözleriyle şirket çalışanları arasında dayanışmanın sınırlı kaldığına dikkat çektiler. İşçiler, direnişe katıldıkları için işten çıkartılan olmadığını ancak mobbinge maruz kaldıklarını belirttiler: “Sözleşmede geçen bölgede bizi kendi bölgemizin dışında 3 km. geçen yerlerde görev veriliyor. Maaşın ötesinde, biz paket atıp mesaiden para kazanıyoruz. Enflasyon oranı çok yüksek, bu ağır iş koşullarında ve bu kadar düşük bir maaşla geçinemiyoruz.”</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/23/isci-hareketinin-mucadelesi-yayilarak-suruyor/">İşçi Hareketinin Mücadelesi Yayılarak Sürüyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çekçekçiler Emeklerinin Tanınmasını İstiyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/10/18/cekcekciler-emeklerinin-taninmasini-istiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Oct 2021 09:37:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Geri Dönüşüm İşçileri Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[İşçi Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[çekçekçiler]]></category>
		<category><![CDATA[Dinçer Mendillioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[işçi hakları]]></category>
		<category><![CDATA[kağıt işçileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=75148</guid>

					<description><![CDATA[<p>'İnsanlar bir biçimde hayata tutunacak. Bu hayata tutunma da informal ya da illegal yollarla değil meşru alanlar üzerinden, emekle olacak. Sokakta çalışan geri dönüşüm işçileri sadece tanınmak istiyor.' Geri Dönüşüm İşçileri Derneği Başkanı Dinçer Mendillioğlu ile sokak toplaması yapan atık kağıt işçilerinin ya da bilinen adıyla çekçekçilerin yaşadıkları sorunları konuştuk. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/10/18/cekcekciler-emeklerinin-taninmasini-istiyor/">Çekçekçiler Emeklerinin Tanınmasını İstiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Geçtiğimiz günlerde atık kağıt işçilerinin depolarına yapılan baskınları ve İstanbul Valiliği’nin çekçekçileri hedef alan basın açıklaması, geri dönüşümün görünmez emekçilerini gündeme taşıdı. Çekçekçiler, dernekleri aracılığıyla kendilerini ifade etmeye çalışırken Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un “</span><span style="font-weight: 400;">Atık toplayıcı kardeşlerimiz Türkiye’nin en büyük çevre hareketi olan sıfır atık projemizin isimsiz kahramanlarıdır” açıklamasıyla moral buldular. Son olarak 13 Ekim’de Bakanlığa bağlı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü’nde Genel Müdür Eyyüp Karahan ve yetkililerle görüşen atık kağıt işçileri emeklerinin tanınmasını ve sokaktan atık toplamanın çevre temizliğine sunduğu katkının bilinmesini istiyorlar.  </span></p>
<p><b>Son günlerde atık kağıt işçilerinin depolarına polis ve zabıta tarafından yapılan baskınlar, kamuoyunun gündeminde. Olayların taraflarından biri olarak yaşananları sizden dinlemek isteriz. Neler yaşandı bu süreçte? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-75168 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/10/geri-donusum-iscileri-dernegi-640x423.jpeg" alt="Geri Dönüşüm İşçileri Derneği" width="290" height="192" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/10/geri-donusum-iscileri-dernegi-640x423.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/10/geri-donusum-iscileri-dernegi-350x231.jpeg 350w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/10/geri-donusum-iscileri-dernegi.jpeg 960w" sizes="auto, (max-width: 290px) 100vw, 290px" />Yaşananların bizim tarafımızdan mantıklı bir açıklaması yok aslında. Sokakta atık toplayıcılığı herhangi şekilde gerek merkezi hükümete gerek yerel belediyeye tek bir kuruş masrafı olmadan kendi istihdamını kendi sağlayan tek alan neredeyse. Bütün meslek gruplarını bir emek değer ilişkisi üzerinden anlatabilirsiniz. Ama atık kağıt işçileri kendi sistemlerini tamamen kendileri yaratıyorlar. Dolayısıyla bu noktada ne herhangi bir patrona ne de herhangi bir devlet görevlisine, yerel belediyelere veya merkezi devlet sistemine tek bir yük olmadan sokaktan atık toplaması yapıyorlar, bu atıklardan elde ettikleri gelirleri de kendi yaşamlarında ekonomik bir istihdama dönüştürüyorlar. Bu da kendi sistemlerini kendilerinin yarattığı bilgisinin yeniden altını çiziyor. Dolayısıyla herhangi bir şekilde devlete ya da özel sektöre bir sorumluluk yüklemiş olmuyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir noktayı daha açıklamak istiyorum; atık kağıt işçileri sokak toplaması yapıyorlar. Yani kanunun vermiş olduğu yetki ilçe belediyelerine bu görevleri veriyor. Diyor ki kanun; bu atığın denetimi, yönetimi ve toplanması ilçe belediyelerine aittir. Bu ilçe belediyelerin sınırları içerisindeki tüm kurumsal ve kamusal alanlar belediyenin sorumluluğundadır. Buraya kadar anlaşılabilir. Ama atık kağıt işçileri ne yapıyor? Sokaktaki atıkları topluyor. Siz bugüne kadar herhangi bir devlet kurumunun, avm’nin mağaza ya da marketin içinde bir kağıt toplayıcı gördünüz mü? Mümkün değil göremezsiniz. Dolayısıyla bu süreçte valilik aldığı kararla çelişiyor. Atık kağıt işçileri; devletin, kamunun, adına ne derseniz deyin, hiç kimsenin atığını çalan bir noktada durmuyorlar. Sokakta sizin bizim ürettiğimiz atığı çöpten ve sokaktan topluyorlar. Sokaktaki atığın toplanması niye birilerini rahatsız etsin? Burada derin bir rant ilişkisi de olabilir. Çünkü belirli bir kotada atık toplanması gerekiyor ama bu oranın yakınından bile geçilemiyor. Gerek ilçe yönetimleri gerekse merkezi yönetimler bu sorumluluğu yerine getirememiş oluyor. Bunu örtmek için de “vur abalıya” taktiğini gösteriyorlar. Yani “atık toplayamamamızın tek sorumlusu atık kağıt işçileridir” deyip kolaycılığa kaçıyorlar ve buradan bir operasyon zemini yaratıyorlar. Aklımıza gelen bir diğer düşünce de şu; acaba büyük, lisanslı, entegre geri dönüşüm tesisleri perde arkasından “Biz istediğimiz kadar atık toplayamıyoruz, acaba geri dönüşüm işçilerini bertaraf mı etsek?” diye baskı mı yapıyorlar? Çünkü günlerce atık topluyor işçiler ve sonra bir bakıyorsunuz ki birileri gelip bu atıklara çörekleniyor. Günlerdir operasyon yapılıyor.  Bu alınan çekçekler, bu dönüştürülebilir nitelikli atıklar, tüm bunların akıbeti ne oldu? Günlerdir depolar basılıyor? Peki, bu toplanan atıklar nereye gidiyor? Biz de bunu sormak istiyoruz. Bu atıklar nasılsa denetimsiz, sahipsiz, rahatlıkla iç edilebilir yani. Her operasyonda yüzbinlerce liranın üzerinde geri dönüşüm malzemesine el konuluyor. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Suriyeli, Afgan ya da Kürt emekçinin topladığı atıkları şirketler satın alıyor ve kendi toplamış gibi devlete bildirimde bulunuyor. </span></p></blockquote>
<p><b>Çekçekçiler nasıl çalışıyor? Nasıl bir ağa, yapılanmaya sahipler? Demografik yapılarına göre bakarsak, kimler çekçekçilik yapıyor daha çok? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de ekonomik ve siyasal göçle de gelenler var. Özellikle Kürt yurttaşlar bu işi yapıyorlar. Son zamanlarda mülteciler üzerinden geri dönüşüm işi tanımlanmaya çalışılıyor ama bir avuç Suriyeli ve Afgan üzerinden geri dönüşüm meselesini tarif edemeyiz. Bu atıklar toplanıyorsa bir alıcısı var demektir. Bu atıklar birileri tarafından satın alınıyor. Satın alınması demek bu atıkların devlet envanterinde belgelenmesi demektir. Yani Suriyeli, Afgan ya da Kürt emekçinin topladığı atıkları şirketler satın alıyor ve kendi toplamış gibi devlete bildirimde bulunuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaş skalasına bakarsak 7’den 70’e diyebiliriz. Atık toplamanın ortalama bir yaşı yok. Çocuk işçiliğine net bir şekilde karşıyız. Onaylamasak da bu bir gerçek olarak var atık toplama işçiliğinde. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eğitim durumları için üniversite eğitimi almış olanlar olsa da genelde sınırlı örgün eğitim görmüş kişiler var. Ama hayatın gerçeklerini kavrama üzerinden değerlendirirsek sınırsız bir algıya ve zihin açıklığına sahip olduklarını söyleyebilirim. Hemen hemen bütün emekçi dostlarımıza mikrofon uzatıldığında kendilerini neredeyse bir filozof derinliğinde ifade ettiklerini görürsünüz. Çünkü yaşamın kendisi onlara bilgi birikim, olgunluk ve deneyim kazandırıyor. </span></p>
<p><b>Türkiye genelinde ortalama kaç çekçekçi çalışıyor? Ortalama ne kadar kazanıyorlar, haftada kaç gün çalışılıyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ortalama çekçekçi sayısı yüzbinlerle tarif ediliyor. Apartman görevlisi de, market çalışanı da atık kağıt toplayıp satabiliyor. Memurdan tutun pazarcılar, işportacılar yani normalde farklı mesleği olan kişiler de bu işi yapabiliyor çünkü sıcak para akışının olduğu bir alan. Bu nedenle net olmamakla birlikte Türkiye’de ortalama 500 bin civarında çekçekçi olduğunu söyleyebiliriz. Bu da bu alanın sosyolojik olarak da sınıfsal olarak da bir sektöre, alana dönüştürür. Madem geri dönüşüm diye bir alan var ve bu kişiler de atık kağıt topluyorsa bu onları geri dönüşüm işçisi sınıfına sokar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çekçekçiler haftanın her günü çalışıyor ve mesai günde ortalama 10 saatin altına düşmez. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Bu zorlu bir iş neticede, çalışanlar bedensel eforlarının karşılığını elbette almalılar ama bunun yanında sosyal güvence, sınıfsal tanınma gibi kazanımlar da olmalı. Hiçbiri yok.</span></p></blockquote>
<p><b>Peki, çekçekçilerin yaşadığı en genel sorunlar nelerdir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-75169 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/10/geri-donusum-640x360.jpeg" alt="geri dönüşüm işçileri" width="366" height="206" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/10/geri-donusum-640x360.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/10/geri-donusum-1280x720.jpeg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/10/geri-donusum-1024x576.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/10/geri-donusum.jpeg 1328w" sizes="auto, (max-width: 366px) 100vw, 366px" />Genel sorunları yaşam güvencesi üzerinden tarif etmek gerekir. Günlük 100-150 lira civarında kazandıkları oluyor, tabii bu kazancı azımsayacak değiliz. Bu zorlu bir iş neticede, çalışanlar bedensel eforlarının karşılığını elbette almalılar ama bunun yanında sosyal güvence, sınıfsal tanınma gibi kazanımlar da olmalı. Hiçbiri yok. Hala kabul edilmemesi işin travmatik kısmı. Ama bu süreçte gördük toplumumuzun güçlü bir vicdanı var. Bu insanlar çalıp çırpmıyor, emekleriyle geçimlerini kazanıyorlar. Toplum da bunun farkında ve bize destek çıkıyorlar. Akademisyen Hakkı Öcal asalaklık üzerinden tanımlama yaptı, ona söylemek lazım; kimse asalaklık yapmıyor. Bu bir meslek ve insanlar da mesleklerini yapıyorlar. Ayrıca suça meyledecek insan da her gün onlarca kilometre yürüyerek, her türlü mobesede kayıt bırakarak bu işi yapmayı seçmez. Bu insanlar bu alanın bir iş sahası olduğunu gösteriyor. Şuna inanın ki, geri dönüşüm işçisinin olduğu yerlerde suç sayısı azalır. Örneğin Ankara Kızılay’da hangi esnafa sorsanız sokağındaki çekçekçiyi tanır, güvenir. </span></p>
<p><b>Gelinen noktada idari yönetimlerle ters düşülen noktalar neler sizce ve çözüm nasıl sağlanabilir? Acaba çekçekçiler için bir regülasyon yapılamaz mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu işi yukarıdan aşağıya tarif edelim; en yukarıda merkezi devlet yapısını, kanunları koyalım. Kanunların altında belediyeler yani kanun uygulayıcıları var. Onların altına büyük entegre tesisleri koyalım. Sonra belediyelerden ihaleyi alan, toplama ve ayrıştırma tesisleri geliyor. Beşinci sırada ara depolama alanları dediğimiz, valiliğin de baskın düzenlediği depolar yer alıyor. Altıncı ve son sırada da çekçekçiler geliyor. Bu işin döngüsü böyledir. Yüz binlerce çekçekçi her gün ortalama belli bir tonajda atık topladıkları için aslında geri dönüşümün lokomotifini oluşturuyorlar. Ama yasalar geri dönüşüm işçilerini yok saydığı için sanki bu atıklar leylekler tarafından getirilip sisteme dahil ediliyormuş gibi davranıyorlar. Yerel belediyeler çekçekçilerle hiçbir şekilde muhatap olmak istemiyor, ayrıca kendi de atık toplamak istemiyor. Belediyeler ekonomik ve toplumsal bir sorumluluk taşımayarak atık toplama işini ihaleye çıkarıyorlar. Çekçekçi de toplama yapıyorsa ona baskı uygular, elindekini alırım diye düşünüyorlar ne yazık ki. İhaleyi alan firma da çekçekçinin topladığı atığa göz koyuyor. Kendince belki de doğru bir mantıkla “ben bu işe para yatırdım, bütün atıklar benim” diye düşünüyor olabilir ama bir noktayı atlıyor; çekçekçiler sokak atığı toplama işi yapıyorlar. Kamusal, kurumsal atıkları toplamıyorlar ki sokaktaki atığı topluyorlar. Atık toplama işçileri bir gün atık toplamasa Türkiye devasa çöp yığınlarıyla karşılaşır. Kanunen sokaktaki kimseye ait olmayan atığı toplamayı yasaklamanın yasal bir açıklaması olamaz. Tamamen uydurma gerekçelerle bu operasyonlar gerçekleştiriliyor. Belediyeler işin başında bu atık toplama işini kendi bünyelerinde halletmeliler. İhale açıp şirketlere verdikleri noktadan sonra hiç de günahsız değiller. Çekçekçileri bu işin dışında tutamazsınız. </span></p>
<p><b>Çekçekçilerin geri dönüşüm ve sıfır atık politikalarına katkıları nelerdir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çekçekçilerin geri dönüşüme katkısı inkar edilemez. Zaten Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum da bunu ifade etti; çekçekçilerle bir dertlerinin olmadığını söyledi. Bu açıklamasıyla bir anlamda İstanbul Valiliği’nin açıklamasını ve yapılan depo baskınlarını da eleştirmiş oldu. Valiliğin açıklaması da çok talihsizdi. Açıklama metni halkla emekçiyi karşı karşıya getirecek üslupta yazılmıştı. Kafamızın içindeki çekçekçilere dair kriminal senaryoları bir kenara bırakalım. Bizi dinlerlerse, muhatap alırlarsa ortada sorun kalmayacaktır. Nitekim 13 Ekim’de </span><span style="font-weight: 400;">Atık Yönetimi Genel Müdürü Eyyüp Karahan ve Bakanlık yetkilileri ile bir araya gelerek olumlu sonuçlar doğuracağına inandığımız bir görüşme gerçekleştirdik. </span></p>
<p><b>Mücadeleniz bundan sonra nasıl devam edecek? Sorunlara dair çözüm önerileriniz neler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-75171 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/10/geri-donusum-iscileri-dernegi-1-640x853.jpeg" alt="Geri Dönüşüm İşçileri Derneği" width="278" height="370" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/10/geri-donusum-iscileri-dernegi-1-640x853.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/10/geri-donusum-iscileri-dernegi-1-1024x1365.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/10/geri-donusum-iscileri-dernegi-1.jpeg 1200w" sizes="auto, (max-width: 278px) 100vw, 278px" />Bu sokaklar var ise bu sokaklarda atık toplayan emekçiler de var olacak. İnsanlar bir biçimde hayata tutunacak. Bu hayata tutunma da informal ya da illegal yollarla değil daha meşru alanlar üzerinden olacak. Belki hayatını böyle kazananlar için hayat her zaman çok zor olacak ama o bundan mutlu, yani bu insanlar ekmek parasını alın teriyle kazandığı müddetçe dibin dibinde yaşamaktan herhangi bir şekilde gocunmuyor. Bu insanlar sadece tanınmak istiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizim çözüm önerimiz şu; yerel belediyeler atık toplama işini kendi yapmalı ya da ortaklı çalışmalı. Yerel belediyeler tüccar değildir, vatandaşına karşı sorumlulukları vardır ve bu sorumluluğun en birincisi çevre temizliği, düzenidir. Yerel belediye kendini sorumlu hissetmeli, kendi yapamıyorsa özel şirketlerle ortaklığa gitmeli ve kağıt toplayıcılarını da işin bir parçası olarak kabul etmeli. Bir işçi/işveren modeli işlemiyor olsa da sokak toplaması yapan çalışanların da yerel belediyeler, lisanslı firmalar ve entegre tesisler üzerinden sisteme kabulü sağlanabilir. Böylece çekçekçi otomatik olarak tanınmış olur ve kaçak görülen atıklar belgeli hale gelir.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/10/18/cekcekciler-emeklerinin-taninmasini-istiyor/">Çekçekçiler Emeklerinin Tanınmasını İstiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Mevsimlik Tarım İşçisi ve Çocuklar için Acil Önlem Alınması Gerekiyor”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/06/mevsimlik-tarim-iscisi-ve-cocuklar-icin-acil-onlem-alinmasi-gerekiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 May 2021 09:19:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata Destek]]></category>
		<category><![CDATA[İşçi Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata Destek Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[mevsimlik tarım işçileri]]></category>
		<category><![CDATA[Mevsimlik Tarım ve Çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[Salgında Mevsimlik İşçiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=69649</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayata Destek Derneği, mülteci ve göçmenler dâhil olmak üzere, Türkiye'de 1 milyonu aşan mevsimlik tarım işçileri ve çocukların COVID-19 salgını sebebiyle daha da zorlaşan koşullarına dikkat çeken bir açıklama yayınladı. Açıklamada, mevsimlik işçilere hijyen malzemelerinin dağıtılması ve çadır-toplanma alanlarında zorunlu malzemelerin yerel yetkililerce sağlanması gibi önlemlerin alınması çağrısı yapılıyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/06/mevsimlik-tarim-iscisi-ve-cocuklar-icin-acil-onlem-alinmasi-gerekiyor/">“Mevsimlik Tarım İşçisi ve Çocuklar için Acil Önlem Alınması Gerekiyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hayata Destek Derneği’nin “Mevsimlik Tarım İşçileri ve Çocukları için Alınması Gereken Acil Önlemler” başlıklı açıklamasında öncelikle mayıs ayıyla birlikte mevsimlik tarım isçilerinin çocuklarıyla beraber tekrar göç yoluna çıkmaya başladığı hatırlatılıyor ve konuya ilişkin güncel verilere yer veriliyor:</p>
<ul>
<li>Türkiye&#8217;de COVID-19 salgınının başlamasının üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti,</li>
<li>Türkiye&#8217;de 1 milyonu aşan mevsimlik tarım işçisi genellikle Güneydoğu Anadolu bölgesinden Nisan ayında yola çıkıyor:</li>
<li>İşçiler 4 ila 8 ay arasında değişen sürelerde Türkiye&#8217;nin farklı bölgelerindeki 50 ilde tarım alanında çalışıyor.</li>
<li>Tarımsal üretim takvimini takip ederek çalışan mevsimlik tarım işçilerinin büyük çoğunluğu kayıt dışı ve sosyal güvenceden yoksun olarak çalışıyor.</li>
<li>Gezici olma, ağır çalışma ve kötü barınma koşulları, mevsimlik gezici tarımda çalışan aileleri halihazırda &#8216;en kırılgan&#8217; topluluklardan biri haline getirirken, son dönemde yaşadığımız COVID-19 salgınının mevcut koşulları daha da zorlaştırdığı görülüyor.</li>
<li>Dünyada 152 milyon çocuk, yani her 10 çocuktan 1&#8217;i çalıştırılıyor. Üstelik bu çocukların yarısı mevsimlik tarım gibi tehlikeli sektörlerde çalıştırılıyor.</li>
<li>2019 yılı resmi verilerine göre Türkiye&#8217;de 5-17 yaş grubundaki çalışan çocuk sayısı 720 bin.</li>
<li>Bu istatistiklere mülteci çocukların da dahil edilmesiyle 2 milyona yakın çocuğun çalıştırıldığı tahmin ediliyor.</li>
</ul>
<h5><strong>Salgın, Mevsimlik Tarım ve Çocuklar</strong></h5>
<p>Salgın ve mevsimlik tarım çocukların eğitimini de olumsuz etkiliyor. Gecen yıl Mart ayından bu yana uygulanan uzaktan eğitime erişim için çocukların önünde bir engel de mevsimlik tarım göçü. Okula gidemeyen 400 bin mülteci çocuğun yanı sıra okula kayıtlı çocukların %34&#8217;ü uzaktan eğitim sisteminde derslere devam edemiyor. Ayrıca göç edilen alanlarda internet erişiminin kısıtlılığı, tablet-bilgisayar gibi donanım eksikliği de mevcut.</p>
<p>Kuşaklar boyu tek geçim kaynağı mevsimlik tarım olan aileler için salgın koşullarında sağlık riski de artıyor. Mevsimlik tarım göçüne katılan aileler çocukları ile beraber işçilik yapmak için gittikleri bölgelerde yaşam koşullarının her açıdan sağlıksız olduğu çadır alanlarında yaşamak zorunda kalıyor.</p>
<p>Kalabalık ailelerin bir çadırı paylaştığı ve temiz suya erişimin büyük sorun olduğu bu yaşam koşulları, salgının yayılması için ne yazık ki hem işçiler hem de üreticiler açısından büyük bir risk oluşturuyor.</p>
<h5><strong>Mevsimlik Tarım İşçileri İçin Alınması Gereken Önlemler</strong></h5>
<p>Tüm bu sorun alanlarının altı çizilen açıklamada, mülteci ve göçmenler dâhil olmak üzere mevsimlik tarım alanlarına gidecek olanların ya da hâlihazırda orada yaşayanların COVID-19 salgınından korunmasını sağlamak için aşağıda sıralanan önlemlerin acilen alınması gerekiyor:</p>
<ul>
<li>Aileler ve çocuklara COVID-19, seyahat izinleri sağlanması ve salgına karşı önlemler hakkında bilgilendirici çalışmaların yapılması,</li>
<li>Mevsimlik tarım için seyahat edecek ailelere seyahat izinlerinin sağlanması, hijyen malzemelerinin dağıtılması ve ulaşımın seyahat kurallarına uygun şekilde düzenlenmesi,</li>
<li>Maske, hijyen paketi, çadır-toplanma alanlarında ateş ölçer gibi zorunlu malzemelerin yerel yetkililerce sağlanması,</li>
<li>Seyahat edecek ailelerin sağlık taramalarının yapılması ve COVID-19 bulgularına rastlananların gözetim altına alınması,</li>
<li>Daha kırılgan olan aile bireylerinin (çocuklar, yaşlılar, engelli bireyler, hamile ya da emziren kadınlar vb.) mümkünse mevsimlik tarıma gitmemesi ve kaldıkları yerde yetişkin aile üyeleri, yerel ve merkezi yönetim organları ile sivil toplum kuruluşları tarafından desteklenmesi,</li>
<li>Mevsimlik tarım çadır alanlarının asgari güvenlik ve hijyen koşullarına uygun olarak kurulması (çadır mesafesi, temizlik, banyo/tuvalet, içme/kullanma suyu, aydınlatma ve elektrik ihtiyaçlarının temin edilmesi)</li>
<li>Mevsimlik tarım alanlarındaki barınma koşullarının iyileştirilmesi,</li>
<li>Tarım işçilerinin tarlada çalışma ve tarlaya ulaşımı konusunda gerekli önlemlerin alınması (araç içi oturma planı, mesafeli çalışma, maske/eldiven kullanımı vb.)</li>
<li>Mevsimlik tarım alanlarında bulunan çocukların risk tespitinin yapılması, EBA&#8217;ya erişerek eğitime devamlılığının sağlanması için gerekli önlemlerin alınması.</li>
</ul>
<p>Hayata Destek Derneği sonuç olarak, mevsimlik tarım ile geçimini sağlayan ailelerin ve çocuklarının salgın sebebiyle daha fazla risk altında olduğunu; risklerin azaltılmasına yönelik yol haritasının, ilgili tüm paydaşların dahil edilerek ve yereldeki ihtiyaçlar gözetilerek hazırlanıp uygulanması gerektiğini ve bu konuda Hayata Destek olarak iş birliğine açık olduğunu tekrarlıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/06/mevsimlik-tarim-iscisi-ve-cocuklar-icin-acil-onlem-alinmasi-gerekiyor/">“Mevsimlik Tarım İşçisi ve Çocuklar için Acil Önlem Alınması Gerekiyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Motorlu Kuryelik Çok Riskli Meslek Grubuna Alınmalı&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/04/motorlu-kuryelik-cok-riskli-meslek-grubuna-alinmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 May 2021 10:43:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[İşçi Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Motosikletli Kuryeler Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[motorlu kurye]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yemek Sepeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=69525</guid>

					<description><![CDATA[<p>Motorlu kuryeler, üstlerindeki fazla mesai, prim sistemi ve hızlı teslimat baskısının kalkmasını, güvenli şartlarda çalışarak insanca yaşayabilecekleri maaşları ve diğer haklarını almayı istiyor. Yemek Sepeti İşçi Komitesi sözcüsü, şirketlerinde ve tüm sektördeki hak ihlallerinin bir an evvel giderilmesini isterken; Motosikletli Kuryeler Derneği Genel Sekreteri Ergün Pedük, motorlu kuryeliğin çok riskli meslek grubuna alınmasının önemine vurgu yapıyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/04/motorlu-kuryelik-cok-riskli-meslek-grubuna-alinmali/">&#8220;Motorlu Kuryelik Çok Riskli Meslek Grubuna Alınmalı&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Motorlu kuryeler ve paket servis elemanları, pandemi dönemini en yoğun geçiren iş grupları arasında yer alıyor. Ancak talepteki anormal artışın yanında hızlı teslim baskısı, hem çalışanlar hem de trafiğin diğer sakinleri için tehlikeli boyutlara ulaşmış durumda. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İsmini vermek istemeyen komite sözcüsü, Yemek Sepeti İşçi Komitesi’nin kuruluşunu şu sözlerle anlatıyor: “Yemeksepeti kurye ve depo çalışanları inisiyatifi olarak, şartların dayattığı çok temel bir ihtiyaç nedeniyle bir araya geldik. Haklarımızı aradığımız süreçte işyerinin sendikal süreci baltalamasıyla ve sendikaların da bizleri yalnız bırakmasıyla karşılaştık. Biz zaten sendikanın ötesinde işyerinde işçi denetimini savunan, örgütlenmiş işçilerdik. Bu nedenle kendi haklarımızı elde etmek adına bir araya geldik ve bu inisiyatifi kurduk.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kendisi de motorlu kurye olarak çalışan komite sözcüsü, Nakliyat-İş Sendikası’nın Yemek Sepeti’nin patronlarıyla görüşme talep ederek işçilerin hak arama sürecini sekteye uğrattığını iddia ediyor: “Nakliyat-İş Sendikası, Yemek Sepeti ile görüşme talep ederek süreci eline yüzüne bulaştırdı. Sendikal faaliyette böyle bir işleyiş olmaz. Sendikal faaliyet gizli yürütülür.”</span></p>
<h5><b>“Pandemide İşler Arttı Ama İşçinin Şartları İyileştirilmedi”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Pandemi sürecinde evlere servis yapan şirketlerin karlarını artırdığını ama bunun çalışan maaşlarına yansımadığını aktaran sözcü, bunun kötü niyetli bir yaklaşım olarak nitelendirdiklerini ifade ediyor: “Yemek Sepeti pandemiden önce Türkiye’de alanının en iyi maaş veren firmasıydı. Asgari ücretin 2300 TL olduğu dönemde Yemek Sepeti işçileri net 3 bin TL maaş alıyordu. Bu Türkiye için iyi paraydı. Ancak pandemi döneminde şöyle bir kötü niyet görmeye başladık. En çok iş yaptıkları, para kazandıkları dönemde net maaşlar 3250 TL oldu. Anca asgari ücrete yaklaştı yani. Yemek parasına zam yapılmadı. Bir zamanlar iyi olan maaşlar şu anki şartlarda düşük kaldı.&#8221;</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">İşsizliğin de tavan yapmasını kullanarak insanların işlerinden ayrılamayacağını düşündüler ve çalışanın şartlarını iyileştirmediler.</span></p></blockquote>
<h5><b>“Bu Bir Halk Sağlığı Sorunudur” </b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Fazla mesai ücreti ve prim için günde 14-15 saat çalışan motorlu kuryeler olduğundan bahseden sözcü, bu durumun bir halk sağlığı sorunu olarak ele alınması gerektiğine vurgu yapıyor: ‘Motorlu kuryeler trafiği birbirine katıyor’ deniyor. Doğru. Çalışanlar hem kendi sağlıklarını hem de başkalarının canlarını riske atıyorlar. Ama bunu çok kötü ekonomik şartlar nedeniyle mecbur kalarak yapıyorlar. Bunu görmezden gelmemeliyiz. Öyle zor hayatlar var ki. Engelli kardeşine bakanlar, ailesini geçindirmeye çalışanlar. Ben yıllardır sendikal faaliyetlerin, işçi mücadelesinin içindeyim, son dönemde sınıfsal eşitsizliğin bu kadar ayyuka çıktığı bir dönem hatırlamıyorum. Çalışanların yarısının ekonomik şartları biraz daha iyi olsa kalan yüzde 50’si inanılmaz bir ekonomik baskıyla mücadele ediyor. Ek mesai, prim gibi fazladan kazançlara ihtiyaç duyduğu için de ne trafik kurallarını ne kendi canını ne de başka canları düşünemeden işini yapma derdine düşüyor. Burada şirketin sorumsuzluğu var, şirketin düşük ücretler ödemesi var. Bir yerde prim sistemi varsa orada işçileri yarıştırma vardır. İşçi sınıfını birbiriyle yarıştırmaktır bu. Bir pasta var ve bu pastayı paylaşım için savaşmaları bekleniyor.”</span></p>
<h5><b>“Motorlu Kuryelerin Trafik İhlalleri, Hızlı Teslimat Baskısının Sonucu”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Komite sözcüsü motorlu kuryeler üzerindeki hız baskısı için müşterinin değil işverenin suçlanması gerektiğini belirterek, </span><span style="font-weight: 400;">motorlu kuryelerin üzerlerinde oluşan baskıyı anlatırken istenilen hızda teslimat yapamayanlara uygulanan mobbing ile ilgili şu örnekleri veriyor: “3-4 kilometrelik yol 15 dakikada gidilmez. Bu, zamanla yarışmak demek. Bizlerin düzenli olarak iki haftalık performans raporlarımız yayınlanır. 17 dakikanın üzerine çıkıldı mı kıyamet kopar, sözlü uyarılar başlar. Süreniz iyi değilse sizden savunma alınabilir. Süresi düşük olan bir depoysanız sizin personelinizin izin istekleri yerine getirilmez, talepleri görmezden gelinir. Bunların hepsi insanları koştur koştur o motorun üzerine bindirip para kazanmak için yapılıyor. Motorlu kuryelerin kaldırımdan gitmesi, ışıktan geçmesi, ters yöne girmesi bu baskıların sonucu.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Komite sözcüsü hem Yemek Sepeti işçileri hem de tüm motorlu kuryeler için hak arama mücadelelerini sürdüreceklerini söylerken, temel amaçlarının fazla mesai, prim, hız baskısı gibi hayati tehlike taşıyan uygulamaları kaldırmak ve insanca yaşayabilecekleri hakları elde etmek olduğunun altını çiziyor.</span></p>
<h5><b>MOTKURDER: “5 Kilometre Çapında Servis Yapılırsa Sorun Çıkmaz”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Motosikletli Kuryeler Derneği (MOTKURDER) Genel Sekreteri Ergün </span><span style="font-weight: 400;">Pedük de, önerdikleri gibi 5 kilometre çapında teslimat kuralına uyulduğu takdirde hızlı teslimat kuralının bir baskı unsuru olamayacağını iddia ediyor: “Hızlı servis baskısı kurallara uyan bir kurye için asla sorun olmamalıdır. İşletme ile 5 kilometre çapında bir alanda teslimat yapmak gayet kısa zaman diliminde gerçekleşir. Ancak bu süre içinde kuryeyi ilgilendirmeyen ya da direkt ilgilendirmeyen durumlar vardır. Örneğin işletmeden ürünün geç çıkması. Ürünün yanlış üretilip tekrar üretim sürecine girmesi. Bir de teslimat adresinde site girişinde bekleme, siteye girememe, yüksek binalarda yük asansörü ya da asansörsüz kullanım yaptırımları sebebiyle teslimat 60 dakikaları bulmaktadır. Göründüğü gibi kurye 10 dakika da teslimat yolunu kat eder, ama paket gecikir. Bir diğer husus da kuryenin teslimat süresince trafik ve diğer kurallara uymaması, aynı yöne birden fazla paket alması, yolda oyalanması sebebiyle gecikmeler olabilir. Tabii burada işletme mutlaka bu kriterlere uymalı ve elemanın buna uymasını sağlamalıdır.”</span></p>
<h5><b>“İşe Girişte Mutlaka Sözleşme Yapılmalı”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Pedük, paket servis elemanlarına mutlaka sözleşme yapmalarını tavsiye ederken sektörün sıkı denetlenmesinin öneminin altını çiziyor: “Paket servis elemanları maaş+diğer imkanlar ile çalışmakta, genellikle işletmenin verdiği motor ve ekipmanı kullanmaktadır. Dolayısı ile işe girerken sözleşme yapmalı ve sözleşmedeki maddelere uymalıdır. Eğer işletme bu maddelere uymazsa işi kuralına göre bırakmalı, ilgili adli kurumlara şikayetlerini yapmalıdır. Adliyelerde bize gelen davalarda bilirkişi olarak karşılaştığımız en önemli durum bu maalesef. Pandemi ile işini kaybeden herkesin bir motor uydurup bazen ehliyeti bile olmadan bu işi yapabiliyor olması ve en kötüsü denetimin olmaması her türlü sorunu getiriyor. İşletme kendi kurallarını, kurye kendi kurallarını, müşteri kendi kurallarını kullanmaya başlıyor. Bizim istediğimiz mesleki yeterliliğin mecburi ve denetime bağlı olmasıdır. Kural ihlallerinin cezasız kalmaması ve herkesin bu işi kafasına göre yapamamasıdır. Ayrıca sözleşmesiz asla işe başlanmaması şartların en başında konuşularak imza altına alınmasıdır.”</span></p>
<h5><b>“Kurye Bilinçli Olmalı, Kendini Ezdirmemeli”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Kanuni mesai süresinin yılda 257 saati geçemeyeceğine vurgu yapan Pedük, kuryeleri haklarını aramaya çağırıyor: “Fazla mesai yaptıran işletme kural hatası yapmaktadır. Kurye hakkını arayacak ve şikayet edecektir. En basitinden bunu yapsa bile fazla çalışma saatine maruz kalmamış olacaktır. Kuralsız olan işletmeler sadece kendi çıkarlarını gözetip, sigorta yapmadan, kask ve ekipman vermeden bakımsız ve arızalı motorlar ile insanları işe gönderiyorlar. Biz buna karşıyız. Kurye bilinçli olacak ve kendini ezdirmeyecek. İşe sözleşme ile başlayacak, sözleşmenin şartlarına uyacak, işverenin de uymasını talep edecek.”</span></p>
<h5><b>“Motor Kaskı Verilmeyen Kuryeler Var”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-69527 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/motokurye-640x360.jpg" alt="motokurye" width="366" height="206" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/motokurye-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/motokurye.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 366px) 100vw, 366px" />Pedük, dernek olarak sektör için isteklerini şu sözlerle ifade ediyor: “Lokal işletmeler için en az paket servis elemanı maaşının 4200 TL olmasını, maaşı üzerinden sigortasının yatmasını, her kurye için sıfır kask mont, dizlik, eldiven, pantolon alınmasını, günde 8 saatten fazla çalışılmamasını, motosiklet ile teslimattan başka herhangi bir iş yapmamasını öngörüyoruz. Oysa dükkan açıp kapatan meze hazırlayan, masa toplayan valelik yapan kurye var. Montu kaskı verilmeyen ya da kullanım süresi geçmiş kask ile işe gönderilen kurye var”</span></p>
<h5><b>“Motorlu Kuryelik Çok Riskli Meslek Grubuna Alınmalı”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Dernek olarak motorlu kuryeliğin çok riskli meslekler grubuna alınmasını talep ettiklerini söyleyen Pedük, bu talepleri gerçekleşirse hangi kazanımların olacağını anlatıyor: “Öncelikle gerçekten motosikletli kuryelerin taksi gibi işi belirli olacak. Belki bir plakaları olacak. Herkes bu işi yapamayacak. İstanbul’da günlük dönen gönderi sayısı 5000 civarıdır. Bu gümrük, adliye, sağlık, vergi dairesi, banka ve işyerleri arasında bu sektörleri ilgilendiren işlerden oluşur. Algıda yanlışlık burada çıkıyor. Paket servis elemanı motosikletli kurye değildir, o başka bir sınıfa girmektedir. Zira pandemi bittiğinde ne bu kadar kurye ihtiyacı ne de bu kadar kurye olacaktır. Ancak motosikletli kurye her zaman var olacaktır.”</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/04/motorlu-kuryelik-cok-riskli-meslek-grubuna-alinmali/">&#8220;Motorlu Kuryelik Çok Riskli Meslek Grubuna Alınmalı&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Pandemide İş Sağlığı ve Güvenliğinde Psikososyal Risklerin Önemi Arttı”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/30/pandemide-is-sagligi-ve-guvenliginde-psikososyal-risklerin-onemi-artti/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/30/pandemide-is-sagligi-ve-guvenliginde-psikososyal-risklerin-onemi-artti/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Apr 2021 08:33:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[İşçi Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü]]></category>
		<category><![CDATA[İş Sağlığı ve Güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[N_Human Danışmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Psikososyal Riskler Raporu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=69352</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Psikososyal Riskler Raporu-Mevcut Durum Analizi ve Öneriler” başlıklı kapsamlı bir rapor hazırlayan N_HumaN Danışmanlık’tan Psikolog Nevin Küçük, pandeminin iş sağlığı ve güvenliği alanında psikososyal riskleri arttırdığını belirterek, bu risk­lerden haberdar bir İş Sağlığı ve Güvenliği Birimi (İSGB) kurulmasının önemini vurguluyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/30/pandemide-is-sagligi-ve-guvenliginde-psikososyal-risklerin-onemi-artti/">“Pandemide İş Sağlığı ve Güvenliğinde Psikososyal Risklerin Önemi Arttı”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>N_Human Danışmanlık, iş sağlığı ve güvenliği alanındaki psikososyal risklere yönelik araştırma ve politika önerileri hazırlayarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na sunuyor. Uluslararası Çalışma Örgütü&#8217;nün (İLO) “İş Yerinde Stres” kitabını da Türkçe&#8217;ye çeviren N_HumaN Danışmanlık’tan Nevin Küçük ile “Psikososyal Riskler Raporu &#8211; Mevcut Durum Analizi ve Öneriler” başlıklı raporun bulgularını ve pandeminin psikososyal risklere etkilerini konuştuk.</p>
<p><strong>Psikososyal risk ne demek? Bunun ölçülmesi kurumlara nasıl bir fayda sağlar? </strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-69358 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/ebru-kucuk.jpg" alt="" width="225" height="225" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/ebru-kucuk.jpg 225w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/ebru-kucuk-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 225px) 100vw, 225px" />Psikososyal riskler, psikoloji, sağlık ve güvenlik standartlarının en önemli parçası. Hem işle ilgili hem de işin yapılış koşullarıyla ilgili; aslında birçok dinamikten etkilenen, temelde kişinin iyi oluşuna ve üretkenliğine etkisini ölçen bir sistem. İş sağlığı ve güvenliğinin ayrılmaz bir parçası.</p>
<p>Psikososyal riskler, hem işin içeriği açısından (çalışma ortamı, iş yükü, çalışma programı) ve işin bağlamı (organizasyon kültürü ve iş yaşam dengesi gibi) açısından tüm konularda, potansiyel risklerin hesaplanıp, sonra bu risklerin önlemlerini alıp bu riskleri nasıl ele alacağımız bir sistemler bütünü. Dünyada bu konuda farklı ülkelerin çeşitli uygulamaları var; biz Türkiye’de bu konuda kamunun hazırladığı standart olmadığı için, kendi geliştirdiğimiz ölçme araçları kullanıyoruz.</p>
<p>Psikosoysal risklerin içinde, işyerinde herhangi bir şiddet türü de var. Psikolojik veya fiziksel şiddetin olması ya da bunu hissetmek de psikososyal risklere girer; yani kişinin yaptığı işi ve iyi olma halini etkileyen her faktörü bütün olarak içerir. Bütün bu verileri araştırıp, analiz eden envanterlere ulaşırız; yani kişinin yaptığı işi, örgüte bağlılığına dair risk analizi çıkar. Bunun sonucunda acil olarak yürütülmesi gereken konular görülmüş olur ve riskleri yönetmek için hareket geçilmesini sağlar. Bu aynı zamanda sürdürülebilir kalkınma amaçları arasında “insana yakışır iş, hem sürdürülebilir istihdam ve sürdürülebilir kalkınmaya destek vermek için istihdamı da sürdürülebilir sağlık açısından ele alınması gerekiyor.</p>
<p>Psikososyal risk ölçümünde illaki bir sorun olması gerekmiyor; olası sorunları kaldırmak için de yapılabilir. Kurumlar için psikososyal risklerin ölçülmesinin 2 önemli çıktısı var: 1-üretkenlik ve verimliğe etki edecek insana bağlı faktörlerin iyi hesaplanmasını ve 2-kişinin işinde iyi olma haline katkı sağlamak için işletmemelerin nasıl bir rol oynaması, nasıl önlem alması gerektiğini, bir işyerinde problemin nasıl çözüleceğine dair rehber sunuyor. Sonrasında risk yönetimi aşaması var.</p>
<p>Dünyada birçok sistem ve örnek var. Türkiye’de bu alanda mevzuat ve uygulama olmadığından biz, kendi araştırma ve çalışmalarımızla bize özgü bir yapı oluşturmaya çalışıyoruz. Bu rapor da konuyla ilgili çalışmalarımızın bir ürünü: dünyada ve Türkiye’de psikososysal riskler konusunda mevzuat ve uygulamaları inceledik; bu alanda neler yapılabileceğine ve dünyadan iyi örneklere yer verdik.</p>
<blockquote><p>Avrupa’da işe bağlı depresyonun maliyeti, yani verimliliğe ve ekonomiye direkt etkisi 617 milyar avro.</p></blockquote>
<p><strong>Türkiye’de bu konuda mevzuat neden yok?</strong></p>
<p>Öncelikle Türkiye’de ruh sağlığı yasası yok. Psikososyal risklerin oturtulması için, belli bir aşamaya gelinmesi gerekiyor. Bu konuda Çalışma Bakanlığı ile birlikte çalışıyoruz. Pandemi süreci, bu konunun ön plana çıkmasına katkı sağladı.</p>
<p><em> <img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-69338 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/n-human-psikososyal-riskler-raporu.jpg" alt="Psikososyal Riskler Raporu - Mevcut Durum Analizi ve Öneriler" width="325" height="264" /></em><strong>Pandemi psikososyal risklerin öneminin fark edilmesini mi sağladı?</strong></p>
<p>1980’lerden beri psikososyal riskler konusunda yoğun bir çalışma var. Pandemi, dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de çalışan güvenliği, sağlığı ve iyi olma halinin boyutunu değiştirdi. Pandemiyle beraber, bu konuda bir şeyler yapmak artık zorunluluk haline geldi. Psikososyal riskler, sağlık ve güvenlik sistemlerinin ayrılmaz parçası ve pandeminin neden olduğu çalışma koşullarında konunun öneminin daha net şekilde ortaya çıktığını bir süreçteyiz. Biz bir özel sektör kuruluşuyuz ancak sosyal fayda için de çalışıyoruz. Kamu, özel sektör ve STK’larla ile hep birlikte bu alanda çalışmalar yürütülmesi ve multidisipliner çalışmalar yapılması gerekiyor.</p>
<blockquote><p>Eskiden psikolojik sorunların işi nasıl etkilediğine bakılırdı. Şimdi ise işin insanların psikolojisine, genel sağlığına ve ruh sağlığına etkisine bakıyoruz.</p></blockquote>
<p><strong>Türkiye’de psikososyal riskler konusunda özel sektörün yaklaşımı nasıl? </strong></p>
<p>Biz bu konunun danışmanlığını yapıyoruz. İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası var ama psikososyal riskler ile ilgili bir zorunluluk yok. Özel sektörün psikososyal risk analizi yapmasını zorunlu kılan hükümler olmamasına karşın hem özel sektörde hem de uluslararası tabanlı STK’lardan bu konuya önem veren kurumlarla birlikte çalışıyoruz. Yani, bu konuda mevzuat ve politikalar kamu tarafından belirlenmediği halde bu süreci sahiplenen kurumlar var. Psikososyal risklerin çalışanın iyi olma hali, işyerinde üretkenliği ve verimliği bozan durumları kapsıyor, bu konudaki düzenlemelerin ekonomiye etkisi muazzam. Avrupa’da işe bağlı depresyonun maliyeti, yani verimliliğe ve ekonomiye direkt etkisi 617 milyar avro.</p>
<p>İşe bağlı oluşabilecek sorunların engellenmesi için de psikososyal riskler çok önemli.</p>
<p>Bu noktada şunu vurgulamak gerekir; eskiden psikolojik sorunların işi nasıl etkilediğine bakılırdı. Şimdi ise işin insanların psikolojisine, genel sağlığına ve ruh sağlığına etkisine bakıyoruz. Temelde bakış açısı değişimi var.  Pandemi sürecinde çalışanın iyilik hali konusunda risk analizlerinin hepsinin çehresi değiştirdi. Pandemi aslında bütün bunları daha hızlı geliştirmemiz gerektiğini gösterdi; bu konularda politika geliştirmeliyiz çünkü belirsizlik muazzam. Şimdi bütün bunları yapabilmenin tam zamanı.</p>
<p><strong>Sivil toplumla da çalışıyor musunuz? Psikososyal riskler konusunda STK’ların yaklaşımına dair ne söylersiniz?  </strong></p>
<p>Türkiye’de uluslararası tabanlı çalışan STK’lar bu konunun öneminin farkındalar.  Özellikle profesyonel ekipleri olan, istihdama katkı sağlayan, STK’ların bu konuda farkındalıkları yüksek. Kadın örgütleri özellikle istihdam alanında çalışan kadın örgütlerinin daha çok ilgi gösterdiklerini görüyoruz. Hem sivil inisiyatifler hem hak temelli ve toplum temelli çalışan STK’lar için çalışanların psikososyal riskleri ve psikolojik sağlığını ele almaları çok önemli.</p>
<h5><strong>“Psikososyal Riskler </strong><strong>Kurumlara Külfet Yaratmaz” </strong></h5>
<p><strong>Türkiye’de genç işsizlik yüksek ve pandemide daha da arttı, bu koşullarda psikososyal risklerin önemine dair farkındalık nasıl artar? </strong></p>
<p>Bu başlıktan korkmamak gerekiyor. Personel yönetiminde, çalışanların SGK’larını ödemek, maaşını zamanında ve tam yatırmak bir kişinin üretkenliği için yetmiyor. İnsan bundan çok daha fazlası. Pandemide çalışma hayatında koşulları çok değiştirdi. Çalışanların kendini güvende iyi hissetmesi çok önemli. Fiziksel ve zihinsel sağlık sorunu yaşamamaları çok önemli. Tıpkı fiziksel sağlık gereklileri gibi psikososyal risklerin de öneminin fark edilmesi gerekiyor. Psikososyal riskler, terapi odası konuları değildir. Psikosoyal riskler iş hayatının, iş güvenliğinin alt başlığıdır; kurumlara külfet yaratmaz. İşverenlerin bu konuda önyargılarını ortadan kaldırmak gerekir.</p>
<p>Bunun gerekliliğini rakamlarla göstermek önemli. Psikososyal risklerin ekonomik etkilerine ve verilere yer vermek gerekiyor. Kanıt temelli, bol araştırmaya yer vererek, bir sistem dahilinde, bilimsel tabanla süreci yürütmek gerekiyor. Bu çalışmalar, ekonomik külfet olarak görüyorlar. Pandemiden olumsuz etkilenilen bir ortamda, karar alıcıların teşvik programları uygulanmasını çok önemsiyoruz.</p>
<p><strong><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/psikososyal-riskler.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-69359" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/psikososyal-riskler.jpg" alt="" width="356" height="383" /></a>“Psikososyal Riskler Mevcut Durum Analizi ve Öneriler” Raporu </strong></p>
<p>Raporun ilk bölümünde psikolojik sağlık, psikolojik güvenlik, psikososyal riskler kavramları açıklanıyor ve bu kavramların İş Sağlığı ve Güvenliği’ndeki yerine odaklanılıyor. İkinci bölümde psikososyal risklerin önemi, psikososyal risklerin belirlenmesinin faydaları, istatistikler, yöntem ve metodoloji, 3. bölümde Türkiye’de ve dünyada genel durum; 4. ve son  bölümde ise mevzuat ve uygulamalar çerçevesinde öneriler yer alıyor.</p>
<p>Raporda temel olarak öne çıkan tespit ve bulgular şunlar:</p>
<ul>
<li>Psikososyal risklerin sebep olduğu işe bağlı stresin çalışanların sağlığı, iyi oluşu, verim ve per­formansı üzerinde negatif bir etkisi olduğuna dair kanıtlar giderek artmakta;</li>
<li>İş yerinde psikososyal risk­lerden haberdar bir İş Sağlığı ve Güvenliği Birimi (İSGB) kurulması önem arz arzediyor.</li>
<li>Psikososyal risklerin yönetiminin İSG yönetim sistemlerine entegrasyonu için çalışmalar yapılma­lı;</li>
<li>Türkiye’ye özgü ulusal boyutta bir araştırma için gerekli çalışmalar yapılmalı, bölgesel ve kurumsal araştırmalar desteklenmeli;</li>
<li>Psikososyal riskler konusunda çalışan uzmanlar ile İSG profesyonellerinden oluşan özel sektör, kamu, sivil toplum ve akademi iş birliğinde İş Sağlığı ve Güvenliği Müdürlüğü çatısı altında bir psi­kososyal riskler çalışma grubu oluşturulmalı ve bu çalışma grubu ile mevzuat eksikliklerinin hızla giderilmesi konusunda çalışmalar yapılmalı</li>
<li>Birçok ülkenin psikososyal riskler konusunda değerlendirme metotları ve uygulama modelleri mevcut: bu modeller temelde aynı mantığa sahip olsa da ülkenin sosyal, ekonomik, hukuksal ve iş dünyası yapısına göre farklılıklar gösteriyor.  Bu kapsamda Türkiye’nin de kendi modelini geliştirmesi önemli;</li>
<li>Psikososyal risk ölçüm süreci dinamik bir süreç; bu sebeple periyodik eylem planları yapıl­ması ve sonuçları değerlendirildikten sonra tekrar risklerin gözden geçirilmesi gerekli.</li>
<li>Psikososyal risklerin değerlendirme ve yönetimi sürecinin işverenler için maliyeti düşünüldüğün­de bu uygulamaların işveren ve iş yerleri gözünde gereken değeri bulabilmesi için bazı devlet teşviklerine ve düzenlemelere ihtiyaç duyulacak.</li>
<li>Psikosos­yal riskler ve risk yönetimi hem iş kazaları öncesinde hem kazalardan sonra olmak üzere iki ayrı risk değerlendirme ve yönetimi uygulaması geliştirilmeli…</li>
</ul>
<p>Raporun tümüne <a href="https://www.sivilsayfalar.org/raporlar/psikososyal-riskler-raporu-mevcut-durum-analizi-ve-oneriler/" target="_blank" rel="noopener">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/30/pandemide-is-sagligi-ve-guvenliginde-psikososyal-risklerin-onemi-artti/">“Pandemide İş Sağlığı ve Güvenliğinde Psikososyal Risklerin Önemi Arttı”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/30/pandemide-is-sagligi-ve-guvenliginde-psikososyal-risklerin-onemi-artti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
