<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Paris İklim Anlaşması arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/paris-iklim-anlasmasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/paris-iklim-anlasmasi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 28 Apr 2022 17:54:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Paris İklim Anlaşması arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/paris-iklim-anlasmasi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türkiye’nin İlk İklim Davası Kurutulan Marmara Gölü’nün Balıkçıları Adına Açıldı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/24/turkiyenin-ilk-iklim-davasi-kurutulan-marmara-golunun-balikcilari-adina-acildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Mar 2022 08:28:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[İklim Davası]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara Gölü]]></category>
		<category><![CDATA[Paris İklim Anlaşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=79740</guid>

					<description><![CDATA[<p>Manisa’nın Gölmarmara ilçesine ismini veren Marmara Gölü, 2011 yılından 2021 yılına kadar geçen 10 yıllık süreçte, yüzey alanının %98,18'lik bir kısmını kaybetti ve neredeyse tamamen kurudu. Altıparmak Hukuk bürosu Manisa İdare Mahkemesi’ne iklim davası açtı. Bu dava, Türkiye’nin ilk iklim davası olma özelliğini taşıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/24/turkiyenin-ilk-iklim-davasi-kurutulan-marmara-golunun-balikcilari-adina-acildi/">Türkiye’nin İlk İklim Davası Kurutulan Marmara Gölü’nün Balıkçıları Adına Açıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Altıparmak Hukuk Bürosu; Marmara Gölü’nün, Türkiye’nin <em>BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi</em>’nden ve <em>Paris İklim Anlaşması</em>’ndan kaynaklı taahhütlerine tamamen aykırı politikaları sonucunda kuruduğunun ve <strong>bu kurumadan kamu idarelerinin sorumlu olduğunun tespiti için, Manisa İdare Mahkemesi’nde Türkiye’nin ilk iklim davasını açtığını duyurdu.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Altıparmak Hukuk Bürosu</strong> tarafından yapılan açıklamada<strong>:</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“İklim davaları</strong>, hükümetleri ve şirketleri iklim değişikliğiyle mücadeleye aykırı politikaları, kararları ve ataletleri nedeniyle sorumlu tutmak ve hesap vermelerini sağlamak üzere açılan, stratejik öneme sahip davalardır. Ekim 2021’de onaylanan <em>Paris İklim Anlaşması</em>’yla birlikte, iklim değişikliği ile mücadelede 2053 yılında sıfır karbon taahhüdünde bulunan Türkiye’nin, bu taahhütlerine uyabilmesi için sadece fosil tabanlı gazların atmosfere salımını sınırlaması yetmiyor. <strong>Aynı zamanda, karbon yutak alanları olarak kabul edilen ve küresel ısınmaya yol açan gazları tutan alanları korumak, bozulanları rehabilite etmek ve hatta sayılarını çoğaltmak zorunda.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Karbon yutak alanları olarak kabul edilen alanların başında sulak alanlar geliyor</strong>. Marmara Gölü, 2017 yılında <strong>ulusal öneme haiz sulak alan</strong> ilan edilmiştir ve bu özelliği ile korunması gereken bir karbon yutak alanıdır ancak kamu idaresinin iklim değişikliği ile mücadele taahhütlerine aykırı politikaları, Marmara Gölü’nde tahribata yol açmış ve bir sulak alanı yok etmiştir.” ifadeleri yer aldı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Davacı balıkçı kooperatifinin avukatlarından Cem Altıparmak, açılan davaya ilişkin değerlendirmesinde “Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadeledeki sorumluluklarını görünür kılmak ve bu sorumluluklara aykırı davrandığını tespit ettirmek için, bu davayı bir iklim davası olarak açtık. Bu davada, devletin hatalı ve plansız su politikalarının gölün kurumasına yol açtığını, sorumluluğun tamamen idarede olduğunu ve bunun sonucunda ortaya çıkan zararlardan da idarenin sorumlu olduğunu ispatlayacağız.” şeklinde konuştu.</p>
<p style="font-weight: 400;">İklim ve çevresel adalet açısından gerçek bir toplumsal ve yargısal dönüşümün, stratejik nitelikteki iklim davaları ve yargısal araçların etkin kullanımı ile sağlanabileceğini söyleyen Av. Özlem Altıparmak ise, “Bu dava, iklim davası olarak bir ilk niteliğinde ancak Türkiye, iklim değişikliği ile mücadele için etkin bir strateji ve eylem planı oluşturup uygulamadığı sürece, bu iklim davalarının devamı mutlaka gelecektir.” dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/24/turkiyenin-ilk-iklim-davasi-kurutulan-marmara-golunun-balikcilari-adina-acildi/">Türkiye’nin İlk İklim Davası Kurutulan Marmara Gölü’nün Balıkçıları Adına Açıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Adaletli Paris İklim Sözleşmesi Uygulamaları İstiyoruz&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/10/11/adaletli-paris-iklim-sozlesmesi-uygulamalari-istiyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emet Değirmenci]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Oct 2021 10:02:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[biyoçeşitlilik]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[iklim krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Paris İklim Anlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[yeşil çözümler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=74950</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin daha önce imza atmadığı Paris İklim Anlaşması şimdi gerek adaptasyon önlemleri için alacağı üç milyar dolar, gerekse belirlenen uluslararası ticaret kriterlerin dışında kalmaması için onaylaması elzem görünüyordu. Şimdi ekosistemin ve biyosferin restorasyonunda Türkiye çapında neler yapılması gerektiğinin bazılarına sorularla bakalım. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/10/11/adaletli-paris-iklim-sozlesmesi-uygulamalari-istiyoruz/">&#8216;Adaletli Paris İklim Sözleşmesi Uygulamaları İstiyoruz&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Tüketim merkezli politikalar sonucu dünyanın hızla ısınmaya devam etmesi sonucu 2100 yılında hiçbir canlının yaşayamayacağı (800ppm’lik) ısınma ile karşılaşılacağı öngörülüyor. Türkiye&#8217;de bu yaz yaşadığımız küresel iklim değişiminin belirtileri olarak güneyde ve doğuda yangınlar, kuzeyde seller olarak bunun belirtileri görülmeye başlandı. Ekim ayı içinde ise Türkiye 6 yıllık gecikme ile Paris İklim Anlaşması’nı onayladı. Şimdi acaba derde derman adımlar atılır mı soruları gündeme geliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle son 20 yılda Türkiye, Avrupa&#8217;da karbon emisyonlarını en fazla artıran ülkeler arsında sayılıyordu. OECD ülkeleri arasında Paris İklim Anlaşması&#8217;nı onaylamayan tek ülke olmasıyla da dikkat çekiyordu. Türkiye’nin daha önce imza atmadığı bu sözleşmeye şimdi gerek adaptasyon önlemleri için alacağı üç milyar dolar, gerekse belirlenen uluslararası ticaret kriterlerin dışında kalmaması için onaylaması elzem görünüyordu. Şimdi ekosistemin ve biyosferin restorasyonunda Türkiye çapında neler yapılması gerektiğinin bazılarına sorularla bakalım. </span></p>
<h5><b>Enerji Sorunu</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Avrupa&#8217;da 2030 yılına kadar sera gazlarının % 21 oranında azatılması hedefleniyor. Her hammadde bir su ve enerji tüketimiyle mamul madde haline getirildiğine göre karbon emisyonlarının yarıdan çoğunun enerji odaklı kullanıldığını görürüz. Bu bağlamda nükleer enerjiye temiz enerji diye sarılınması korkunç görülüyor. Termik santrallerin zararları bu kadar açıkken neden ömürleri uzatılmaya çalışılıyor? Kapitalist bir ülke hiçbir zaman çevre politikası da olsa yatırımını geri almadan bir kirleticiyi durdurmayabilir. Almanya&#8217;da termik santralleri kapatma yoktu. Fakat zaman içinde ömrünü tamamlayanların yenilenmemesi ve 2050’ye kadar tümünün kaldırılacağı sözü verildi. Milas İkizköy’deki Akbelen ormanlarına niyaz edenler ise yatırım ömrü dolmasına rağmen önümüzdeki 25 yıl daha uzatma peşinde. Bu tür mantıksızlığa nasıl yaklaşılacak? Oysa enerji demokrasisi kapsamında yerelde herkesin olabildiğince doğa dostu yöntemlerle kendi enerjisini, enerji kooperatifleri kurarak yönetmesi teşvik edilebilir mi?  Akıllı bir hükümet hem merkeziyetçiliği azaltmak hem de enerji verimliliğini artırmak için böylesi bir enerji politikası oluşturur. </span></p>
<h5><b>Su, Tarım ve hayvancılık</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Yerleşik yaşamda gıda gereksinmesi birçok alanı ilgilendiriyor. Tarım ve hayvancılığın iklim değişimine katkısı % 18 olduğuna göre, gerek et endüstrisi nedeniyle, gerekse ormanlar kesilip yerel bitki örtüsü yok edilerek açılan otlaklara acaba nasıl bir ıslah çalışması getirilecek? Anadolu&#8217;da meraların karbon yutakları olduğu belliyken özelleştirilip yapılaşmaya açılan meralar geri getirilecek mi? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her yıl onlarca metre düşen yeraltı su tabakası ve kuruyan bir dizi göl, nehir ve dereler HES projelerine kurban edilmişken bu alanlar nasıl ıslah edilecek? Menderes nehri ve kuruyan onlarca göl alanların kıyılarında kamu malı olan suyun çalınarak (yaban hayatı da yok eden) özel çiftliklerde sulu tarım yapılması nasıl durdurulacak? Susuz tarıma geçilmesi için nasıl bir program izlenmeye başlanılacak?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünyayı hala % 70 oranında küçük çiftçiler beslediği üzere iklim değişimine göre onların sürekliliği için nasıl bir destek programı öngörülüyor? Yöreye özgü geleneksel yerel ve bilimsel yöntemleri birleştirip ‘çiftçiden çiftçiye’ sloganını içselleştiren doğa dostu  ve halka dayanan ekolojik bir tarım yöntemi olan Agroekoloji öğretimleri ihtiyacı olana ücretsiz sunulabilecek mi? Agroekoloji enstitüleri yerel düzeyde yaygınlaştırılabilir mi?</span></p>
<h5><b>Yangın Ekolojisi</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Son IPCC raporu artık ateş çağına girdiğimizi belirtiyor. Bu bağlamda yangın ekolojisi politikanız nedir? Bölgeden bölgeye değişiklik gösteren parçalı ve kırıklı coğrafi yapımız nedeniyle şimdiden yerel bilgi ve becerilerin ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Bunlar kayda geçirilip halka istihdam sağlanabilecek mi? Yanan orman alanlarına rant kapısı olarak bakanlara &#8216;dur&#8217; deyip oraların kendini onarmasına bırakılacak mı?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anadolu&#8217;da halen yerel uygulamaların çok az da kalsa kökünü kaybetmemiş olmamamız bir şanstır. Ancak bunlara sahip çıkılmazsa gelecek kuşaklar ekolojik restorasyon anlamında her şeye sıfırın altından başlamak durumunda kalacak. Örneğin, Akdeniz&#8217;in Toroslarında Sarıkeçililer gibi toplulukların sürdürdüğü göçebe hayvancılık ve benzeri geleneksel yöntemlerin sağladığı karbon yutulmasına neden olan pratikleri desteklenecek mi? Aynı şekilde Kars&#8217;ta, Dersim&#8217;de Güney&#8217;de Taşlıtarla ve Doğu&#8217;da bir dizi kaybedilmemiş yerel ekolojik örnek varken bunlar yaygınlaştırılacak mı? Bu örnekler Avrupa için biyolojik çeşitliliği geri getirme ve yerel geleneksel yöntemlerden öğrenme anlamında bir laboratuvar niteliğindedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biyoçeşitliliğimizin Avrupa&#8217;dan daha fazla olduğu söylenir. Ancak bu gidişle Avrupa&#8217;nın çok altına düşeceğiz. Avrupa kentlerinde dahi yaban hayat koridorları yaratarak nehir ve göllerini temizleyerek son beş yılda biyoçeşitlilik tonlarca kat artırıldı. Bunu yıllar sonra bir Avrupa ülkesine gerek artan kuş ve böcek çeşitliliği, gerekse bitki ve ekosistemdeki ahenk olarak görebiliyoruz. </span></p>
<h5><b>Yeşil Kapitalizm Sorunu Çözmez Gizler</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Yukarıda insan ihtiyaçlarından bahsettik. Bu durum aynı zamanda özellikle endüstrileşmeyle birlikte son 200 yıldır insanı merkeze koyan kapitalist tüketime odaklı politikaların sonucudur. Bu bağlamda İklim adaleti nasıl sağlanacak? Antroposen çağında yıkımın hızlanmasının etkileri açık. Dolayısıyla insan merkezli değil, tüm canlıların haklarının eşit gözetildiği ekokırımlara son verildiği bir iklim adaleti peşinde olacak mıyız? Kapitalist tüketim toplumu sonucu ortaya çıkan yıkım ‘İklimi Değil, Sistemi Değiştir’ şiarında vücut buldu. Ancak sistemde nelerin nasıl değiştirileceği meselesi önem taşıyor. Bilindiği üzere son 20 yılda (Rio çevre zirvesinde ortaya atılan Sürdürülebilirlik adı altında) kapitalizm kendine göre ‘yeşil’ çözümler üretme peşinde. Örneğin, tüketimi ve atığını azalt yerine geri dönüşümün teşvik edilmesi bunlardan biri. Artık ekonomik büyüme değil restorasyon çağı olduğu yönünde politikalar geliştirilecek mi? Yeşil paketiyle halen doğayı kaynak deposu olarak gören kapitalizmin çözümlerine inanmamız mümkün değil. Cochabamba&#8217;da olduğu gibi halkın iklim adaletinin konu edildiği zirvelerde ancak gerçek çözümlerin masaya yatırılabileceği inancındayım.</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/10/11/adaletli-paris-iklim-sozlesmesi-uygulamalari-istiyoruz/">&#8216;Adaletli Paris İklim Sözleşmesi Uygulamaları İstiyoruz&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Pandeminin Ekonomik ve Toplumsal Etkilerini Bertaraf Edecek Tek Gerçekçi Program Yeşil Dönüşüm&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/08/13/pandeminin-ekonomik-ve-toplumsal-etkilerini-bertaraf-edecek-tek-gercekci-program-yesil-donusum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilan Karacan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Aug 2021 12:13:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Yeşil Mutabakatı]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Özkan]]></category>
		<category><![CDATA[Paris İklim Anlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[yenilenebilir enerji]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşil Dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşiller Partisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=73361</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Türkiye’de üretimin sera gazı emisyon yoğunluğu çok yüksek, bunu düşürmeyi başaramadık, açıkçası çok geç kaldık. şimdi yumurta kapıya dayanınca üzerinde konuşmaya başladık.” Pandeminin ekonomik ve toplumsal etkilerini bertaraf edecek tek gerçekçi programın yeşil dönüşüm olduğunu savunan Yeşiller Partisi eş sözcüsü Emine Özkan, bugün artık yenilenebilir enerjinin en ucuz enerji haline geldiğini söylüyor ve sürecin maliyet açısından da elverişli düzeyde olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/08/13/pandeminin-ekonomik-ve-toplumsal-etkilerini-bertaraf-edecek-tek-gercekci-program-yesil-donusum/">&#8216;Pandeminin Ekonomik ve Toplumsal Etkilerini Bertaraf Edecek Tek Gerçekçi Program Yeşil Dönüşüm&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Paris iklim anlaşması, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Covid-19 pandemisi derken yeşile dönmenin gerekliliği, kaçınılmazlığı ve hatta son yıllardaki popülerliğine rağmen Türkiye’nin tutumu gerek uluslararası gerekse yerel alanda oldukça büyük tepkiler çekiyor. Dünyanın birçok ülkesi ekonomisini ve sanayisini yeşil bir dönüşüme sokmuşken bunu üretim ayaklarından tüketiciye sunmaya bile başlandı. </span></p>
<h5><strong>&#8216;İstihdam Yaratmayan Eski Uygulamaları Tekrar Etmeye Değil Yeni Yeşil İşler İçin Yatırımlar Yapılması Gerek&#8217;</strong></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-73451 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/08/emine-ozkan.jpg" alt="Emine Özkan" width="280" height="280" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/08/emine-ozkan.jpg 400w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/08/emine-ozkan-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 280px) 100vw, 280px" />Yeşiller Partisi eş sözcüsü Emine Özkan, yaşanacak endüstriyel dönüşümün yaratacağı istihdam kayıplarına dair konuşurken, “Termik santrallerin kapatılmasıyla orada istihdam edilen işçilerin işsiz kalacağı savunulabilir oysa yeni kurulacak güneş, rüzgar santralleri için adil dönüşüm politikaları sayesinde çok daha fazla işçi istihdam edilebilir” dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;nin ekonomik durumu hakkında konuşan Özkan, pandemi sonrası ekonomimizin kırılganlığına dikkat çekti ve yurttaşların büyük bir ekonomik krizin içinde olduğumuzun farkında olduğunu belirtti. “Normalleşme adımları ile ekonomi hareketlense bile kırılgan bir ekonomik sistemin içinde yaşadığımızı unutmayalım” diyen Özkan’a göre ekonomik krizden ve bu kısır döngüden çıkış için ortaya konacak politikaların ve teşvik programlarının yeşil olması gerekiyor. Genel işsizlik ve genç işsizliğinin tarihte çok görülmeyen şekilde arttığını söyleyen Özkan, hal böyleyken istihdam yaratmayan eski uygulamaları tekrar etmeye değil, yeni yeşil işler için yatırımlar yapılması gerektiğini savundu.</span></p>
<h5><b>&#8216;</b><b>Dönüşüme Direnmenin de Ciddi Bir Maliyeti</b><b> Var&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Özkan Türkiye için yeşil dönüşüm yolundaki en büyük engeller için siyasi arenayı işaret etti: “Dönüşümün elbette bir maliyeti olacak. Ancak daha da önemlisi dönüşüme direnmenin de ciddi bir maliyetinin olması. Bu maliyeti hep beraber artan işsizlik ve yoksulluk, yükselen enflasyon, giderek azalan kişi başı gelir olarak ödüyoruz zaten. Ülkeye istikrar getireceği iddiasıyla hayata geçirilen başkanlık sistemi işlemiyor, sokağın sorunlarına çare üretemiyor.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son dönemde açıklanan eylem planı için konuşan Özkan şu ifadeleri kullandı: “Tepeden inme bir yeşil dönüşüm programının akıbeti de, diğer teşvik programlarının akıbeti gibi olacaktır.” Katılımcı süreçlerle tüm paydaşlar dikkate alınarak adım atmak yerine dinlemeden tasarlanan teşvik programlarının birtakım kesimlere yapılan para transferinin bir aracı haline geldiğini belirten Özkan “Bu anlayışla oluşturulacak yeşil dönüşüm programı da farklı bir sonuç vermeyecektir.” dedi.</span></p>
<h5><b>&#8216;</b><b>Yumurta Kapıya Dayanınca Üzerinde Konuşmaya Başladık&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünyadaki birçok ülkenin 2009’dan beri ekonomilerini dönüştürmeye başladıklarını belirten Özkan, ekonomi büyürken istihdam artarken emisyonların düştüğünü, kirliliğin azaldığını ve AB’nin 2019’da Avrupa Yeşil Düzeni&#8217;ni (AYD) zaten böyle bir hazırlık sürecinden sonra ilan edebildiğini söyledi. AYD’nin önemli bir parçası olan Sınırda Karbon Uyarlaması AB içinde olduğu gibi AB’ye ihracat yapan firmaların da emisyonları için para ödemesini zorunlu kılıyor. Yapılan hesaplamaların bu durumun Türkiye ihracatçısına maliyetinin yıllık 1.1-1.8 milyar avro olabileceğini gösterdiğini belirten Özkan, bu oranda bir maliyetin, çimento gibi birtakım ürünlerin AB pazarına ihracatını imkansız kılabileceğini söyledi: “Türkiye’de üretimin sera gazı emisyon yoğunluğu çok yüksek, bunu düşürmeyi başaramadık, açıkçası çok geç kaldık. şimdi yumurta kapıya dayanınca üzerinde konuşmaya başladık.”</span></p>
<h5><strong>&#8216;Teknolojileri Üretime ve Tüketime Uyarlayabildiğimizde Daha Az Kaynakla Aynı İşi Yapabileceğiz&#8217;</strong></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">“Üretim süreçlerini kaynak-etkinliği bağlamında yeniden tasarlamamız gerekiyor. Dijital dönüşüm de bunun bir parçası.” diyen Özkan, teknolojinin yeşil dönüşüm için ne derece önemli olduğuna vurgu yaptı. Özkan bilgi teknolojilerinin gelişmekte olduğunu, bu teknolojileri üretime ve tüketime uyarlayabildiğimizde daha az kaynakla aynı işi yapabileceğimizi söyledi. Araştırma geliştirmeye devletlerin harcadığı kaynağın bizim vergilerimizden elde edildiğini vurgulayan Özkan, geliştirilecek teknolojilerin bizim hayat kalitemizi arttıran teknolojiler olmasını istemenin hakkımız ve ve daha da önemlisi sorumluluğumuz olduğunu belirtti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ekonomik krizin gün geçtikçe derinleştiğini, siyasi ve ekonomik istikrarsızlık nedeniyle yüksek katma değerli üretim yapacak yatırımların gelmediğini ve olanın da ülkeden kaçtığını belirten Özkan, bu durumun Türkiye’nin doğal alanlarının üzerindeki baskıyı arttırdığını söyledi: “Yalnızca Çanakkale’nin %70’i maden şirketlerine ruhsatlanmış durumda. Bir bir örnek, bugün İkizköy’de Akbelen ormanı için yurttaşlar nöbette. Geçtiğimiz günlerde yaşanan sel felaketi Taşocağı için katledilmek istenen İkizdere’nin bağlı olduğu Rize’de yaşandı. Doğayla uyumlu ekonomi yatırımları için herhangi bir adım atılmazken hükümete yakınlığı ile bilinen şirketler dağa, taşa, suya, ormana saldırıyor.”</span></p>
<h5><b>&#8216;Eylem Planı’nın Öngördüğü Dönüşümlerin Hiçbiri Gerçekleşemez&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8216;Çöp ithal edilen, katma-değeri oldukça düşük ve çevre etkisi oldukça maliyetli madencilik faaliyetlerinin bu kadar popüler olduğu bir ekonomik atmosferde açıklanan Eylem Planı’nın öngördüğü dönüşümlerin&#8217; hiçbirinin gerçekleşemez olduğunu dile getiren Özkan, öncelikle bu boğucu atmosferin dağıtılması gerektiğini söyledi.</span></p>
<h5><b>&#8216;Kanal İstanbul Gibi Tüm Yaşamsal Çeşitliliği Öldürecek..&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Özkan, Kanal İstanbul projesi ve AB Yeşil Finansman desteği mantaliteleri arasındaki farka dikkat çekti: “Bir diğer eylem alanı olarak Yeşil Finansman’a erişim ele alınmış genelgede. Anlıyoruz ki beklenti Sınırda Karbon Mekanizması (SKD) ve Döngüsel Ekonomi (DE) düzenlemelerine uyumla birlikte yeşil finansman kaynaklarına erişimin artacağı beklentisi hakim.” Bunun çok iyimser bir beklenti olduğunu söyleyen Özkan, SKD ve DE düzenlemelerinin AYM’nin önemli ayaklarından sadece ikisi belirtti ve Yeşil Finansman&#8217;ın önemli kaynaklarından Avrupa Yatırım Bankası’nın artık çevreye olumsuz etkisi olacak projelere finansman sağlamadığını vurguladı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Giderek artan bir biçimde özel banka fonlarının projelerin çevresel etkilerini göz önünde bulundurduğunu belirten Özkan, sözlerine şöyle devam etti: “Peki Türkiye ne yapıyor? Marmara&#8217;da büyük bir ekokırım yaratacak olan Kanal İstanbul projesini hayata geçirmeye çalışıyor, inadına yapacağız diyor. Kanal İstanbul gibi tüm yaşamsal çeşitliliği öldürecek olan bir proje için kaynak arayan ekonomiye yeşil dönüşümü kolaylaştıracak finansman girişi olamaz.&#8221;</span></p>
<h5><b>&#8216;Yeşil Finansmanı Hedefliyor ama Fiiliyatta Gözler Kanal İstanbul Finansmanında&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">“Türkiye bir seçim yapmak zorunda” diyen Özkan, Eylem Planı sözde yeşil finansmanı hedeflediğini ama fiiliyatta gözlerin Kanal İstanbul finansmanında olduğunu söyledi. Özkan, yeşil dönüşüm ve siyasi yapı arasındaki ilişkiye dikkat çekerek sözlerini şöyle tamamladı: </span><span style="font-weight: 400;">“Hükümet her alanda yeni eylem planları hazırlayarak 2023’ü işaret etmekten öteye geçemiyor. Bu ülkeye işleyen bir demokrasi ve çoğulcu bir siyaset anlayışı gerekiyor. Tüm bu gerekliliklerle el ele yürüyecek bir yeşil dönüşüm ise kaçınılmaz bir gerçek artık.&#8221;</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/08/13/pandeminin-ekonomik-ve-toplumsal-etkilerini-bertaraf-edecek-tek-gercekci-program-yesil-donusum/">&#8216;Pandeminin Ekonomik ve Toplumsal Etkilerini Bertaraf Edecek Tek Gerçekçi Program Yeşil Dönüşüm&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Marmara Denizi ‘Hassas Alan’ İlan Edilmeli”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/12/marmara-denizi-hassas-alan-ilan-edilmeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Eren]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 May 2021 09:10:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre ve Şehircilik Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[hassas alan]]></category>
		<category><![CDATA[iklim krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara Denizi]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Paris İklim Anlaşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=69996</guid>

					<description><![CDATA[<p>İklim krizinin etkilerine karşı yapılması gerekenleri konuştuğumuz Çevre ve Şehircilik Bakanlığı eski müsteşarı Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Marmara Denizi’nde fosfor ve azotun olması gereken değerin çok çok üzerinde olduğunu ve bu durumun çevreye zarar verdiğini belirterek, “Bu sebepten dolayı Marmara Denizi 'hassas alan' ilan edilmeli.” Dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/12/marmara-denizi-hassas-alan-ilan-edilmeli/">“Marmara Denizi ‘Hassas Alan’ İlan Edilmeli”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Eski Müsteşarı (2014-2018) ve 23.Dönem Hatay Milletvekili Prof. Dr. Mustafa Öztürk ile Marmara Denizi’ndeki müsilaj oluşumunun sebep ve sonuçlarından, küresel ısınmanın kentlerdeki olumsuz etkilerine kadar birçok çevre sorununa çözüm aradık.</p>
<p><strong><img decoding="async" class="alignleft wp-image-70001" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/mustafaozturk-640x625.jpg" alt="Mustafa Öztürk" width="360" height="352" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/mustafaozturk-640x625.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/mustafaozturk.jpg 650w" sizes="(max-width: 360px) 100vw, 360px" /> </strong><strong>Bilimsel çalışmalar Türkiye’nin iklim krizinden en çok etkilenecek ülkelerden biri olduğunu gösteriyor.  İklim değişikliği ve küresel ısınmanın sonuçlarına bağlı olarak; hava sıcaklıklarının artışı, fırtına, sel ve su baskınları, kuraklık ve çölleşmenin artışı ile ilgili haber ve bilimsel makaleleri sıkça okuyoruz. Dahası artık gündelik hayatımızda tecrübe ediyoruz. Kış boyunca barajların doluluk oranları için endişe ettik meselâ. Bugünlerde ise Marmara Denizi’ndeki müsilaj ve Büyük Menderes Nehri’nin kuruması haberlerini okuyoruz. Geri dönülemez noktada mıyız?</strong></p>
<p>Küresel ısınmanın etkisiyle Marmara Denizi’nde su sıcaklığı normalin üzerinde yükselmeye başladı. Marmara Denizi’ne azot, fosfor gibi kirlilik yükleri yüksek atık sular veriliyor. Kirlilik yükü yüksek olan Marmara Denizi’nde küresel ısınmanın, durgun hava şartlarının ve su sıcaklığının artması ile tabakalaşma gerçekleşti. Neticede deniz yüzeyinde fitoplanktonlar dediğimiz mikroorganizma yapıları oluşmaya başladı. Bu fitoplanktonlar kısa sürede oluşur ve kısa sürede de strese girerek ölürler. Fitoplanktonlar öldüğünde deniz salyası dediğimiz polisakkaritler dediğimiz maddeleri salgılar ve sonuçta su yüzeyinde 1cm ile 5-6 metre arasında uzayan müsilaj veya deniz salyası dediğimiz yapı oluşur.</p>
<p>Bu doğal bir olaydır ancak bu olayı tetikleyen etmenlerin başında küresel ısınma, tabakalaşma ve azot, fosfor gibi kirletici yüklerin fazla olması geliyor. Hava hareketli olursa ve tabakalaşma azalırsa denizde hareketlenme başlıyor ve yüzeydeki müsilaj tabana çöküyor. Çökünce de tabanı battaniye gibi örtüyor ve bu sefer tabandaki deniz canlılarının oksijen transferini engelliyor ve özellikle balıkların yumurtalarına ve diğer deniz canlılarına zarar veriyor. Dolayısıyla hızlı bir şekilde Marmara Denizi’ni kirleten kaynaklar tespit edilmeli. Marmara Denizi’nin çeşitli noktalarında Azot kirliliği, fosfor kirliliği, klorofil ağı, iletkenlik, tuzluluk, ph ve sıcaklık değişimi yüzeyden deniz tabanına doğru tespit edilmeli.</p>
<p>Konu ile ilgili ulaştığım ölçüm raporuna göre Marmara Denizi’nde fosfor ve azot olması gereken değerin çok çok üzerine çıktığından -doğal olarak ortaya çıkan- fitoplankton oluşumunu ciddi şekilde teşvik ediyor, fazla olursa çevreye zarar veriyor. Bu sebepten dolayı <strong>Marmara Denizi “hassas alan” ilan edilmeli</strong>. Marmara Denizi’ne verilen bütün kirleticiler kontrol altına alınmalı ve ileri arıtma uygulanmalı. Çoğu atık su arıtma tesislerinde yalnız karbon giderimi söz konusu. Ancak ileri arıtma yapılırsa karbon, azot, fosfor gibi kirleticiler de giderilerek Marmara Denizi’nin üzerindeki kirlilik yükü azaltılır.</p>
<p>Marmara Denizi ile ilgili beni endişelendiren diğer husus; Marmara Denizi’nin 20-25 m derinliğinden itibaren tabana kadar oksijen miktarı oldukça kısıtlı. Normal seviyenin de altında olduğundan dip balıkları nerede yaşayacak! Ekosistemin dengesi bozuluyor. Bunu önlemek için Marmara Denizi’ne bırakılan bütün atık sular ileri kademe arıtılmalı. Marmara Denizi’nin çevresindeki Bursa, Balıkesir, Tekirdağ, Çanakkale ve Kocaeli gibi şehirlerde tarımsal uygulamalarda AB ülkelerinde uygulanan iyi tarım uygulamasına geçilerek azot yükü az gübre kullanılmalı. Bize bu yıl deniz yüzeyindeki salyalanma (müsilaj) bir ipucu verdi. Beni korumak istiyorsanız bana kirlilik yükü düşük sular verin, temiz su verin diyor. Bunun da yollarını yukarıda saydık.</p>
<p><strong>Peki, Büyük Menderes Nehrinin kuruması?</strong></p>
<p>Büyük Menderes Nehrinin kurumasına gelince; bu sene o havzada ön incelemelerime göre normalin altında bir yağış olmuş. Türkiye’nin belli bölgelerinde (Güneydoğu Anadolu) olduğu gibi&#8230; Normalin altındaki yağış kuraklığı tetikliyor. Menderes havzasında da tarımsal ve endüstriyel sulama çok yüksek oranda yapıldığı için Büyük Menderes Nehri’nde ve tarımda su sıkıntısı başladı. Çözüm yukarıdaki barajların kademe kademe açılması, suyun Menderes Nehri’ne verilmesi ile buradaki ekolojik dengenin korunmasıdır: İkincisi bu bölgede su yoğun sanayileşmeye son verilmeli. Üçüncü yapılacak ise tarımda su yoğun tarımsal üretime son verilmeli. Tarımda aşırı su kullanılıyor ve bu bölge Türkiye tarımsal üretiminin %11’ini karşılıyor. Dolayısıyla su yoğun tarımsal üretim azaltılmalı, su az yoğun tarımsal üretime geçilmeli. Bölgedeki bütün belediye atık suları ile sanayi atık suları yine ileri kademe arıtma yapılarak kullanma ve sulama suyu olarak kullanılmalı. O havzada ve Büyük Menderes Nehri’nde hayatın devam etmesini istiyorsak bunları yapmamız lâzım.</p>
<blockquote><p>Yağmur suyunu geçiren betonlar devreye girmeli. Parklar, meydanlar, açık otoparklar gibi yerlerde yağmur suyunu geçiren betonlar ve asfaltlar yapılmalı. Bisiklet yolları kesinlikle yağmur suyu geçiren döşemelerle kaplanmalı.</p></blockquote>
<p><strong>İstanbul’da kış aylarında bir kuraklık ve beraberinde barajlardaki su seviyelerinin düşük olması söz konusuydu. Kar yağışı ile bu sorun şimdilik ortadan kalkmış görünüyor. Ancak Türkiye’de bizi bekleyen tehlike kuraklık ve su kıtlığı. Ne yapacağız?</strong></p>
<p>İstanbul, Ankara, İzmir ve diğer şehirler için kesinlikle yağmur suyu hasadı gündeme alınmalı. Yağmur suyu hasadı ile ilgili yol haritası ortaya konmalı. Biliyorsunuz şehirler beton yığını haline gelince küresel ısınmanın da etkisiyle şehirlerde kentsel ısı adası etkisi artmakta. Kentsel ısı adalarının etkisi şiddetlendikçe yağışlar da azalıyor. Bu yüzden bir an önce şehirler ağaçlandırılmalı ve özellikle dere yatakları, yol kenarları, caddeler ve meydanlar yeşil koridorlara dönüştürülmeli. Ağaçlandırma seferberliği başlatılmalı. Kişi başına düşen yeşil alan asgari 15m2’ ye çıkarılmalı. Yayaların yürüyebileceği mesafede yeşil park alanı -beton park alanı değil- olmalı. Ve artık Türkiye’de çim ekimine dur denilmeli. Türkiye çim ekimine uygun bir ülke değil. Tropikal bir iklim bölgesindeyiz, ülkemizde tropikal ağaçlandırma yapılarak daha fazla gölgelik sağlanmalı.</p>
<p>Bunlar yapılırken yeraltı suyu da yağmur suyu ile beslenmeli. Fakat ne yazık ki şehirde yağmur suları kanalizasyon sistemine karışıyor. Tertemiz su kanalizasyon sistemine karışarak hem altyapı sistemini bozuyor hem de yeraltı sularını kirletiyor. Singapur’da ve Almanya’da olduğu gibi bütün belediyelerde yağmur suyu hasadına geçilmeli. Nedir yağmursuyu hasadı; birincisi, çatılarda biriken suyun tabanda oluşturulacak özel aparatlarla toplanması ve belli aylarda sulama suyu, yıkama suyu vb. amaçlarla kullanılmasıdır. İkincisi, yağmur suyunu geçiren betonlar devreye girmeli. Parklar, meydanlar, açık otoparklar gibi yerlerde yağmur suyunu geçiren betonlar ve asfaltlar yapılmalı. Bisiklet yolları kesinlikle yağmur suyu geçiren döşemelerle kaplanmalı. Çevre yolları kenarlarında bulunan şevlerde de yağmur suyu geçiren yapılar kullanılmalı.</p>
<p>Bizim ülkemiz yeraltı suyu fakiri; maksimum 17 milyar metreküp kapasitemiz var ve bunu artırmak için de yağmur suyunu geçiren beton ve asfaltlar kullanmalıyız. Üçüncü olarak yağmur bahçeleri üretmeliyiz. Özellikle yağmur yağdığında göllenmelerin olduğu yerlerde yağmur bahçeleri yaparak yağmur suyunun yeraltı sularına karışmasını sağlamış oluruz. Diğer taraftan yağmur suyunu kanalizasyondan uzakta tutmuş oluruz. Yeterli ağaçlandırma ve yağmur suyu hasadı ile şehirlerin su sorununu çözebiliriz.</p>
<p>Diğer yandan geldiğimiz noktada belediyeler sularını ileri kademe arıtmalı, yani karbonun yanında azotu ve fosforu da arıtmalı. Bunlar toplam yatırım maliyetin %5’i ila 10’unu geçmez. Mevcut tesislerde bu dönüşüm sanıldığı gibi zor değil. Pratik ve kolay olarak uygulanabilir.  Bu atık sular ileri derece arıtılarak sulama suyu ve kullanma suyu olarak kullanılmalı. Bütün sanayi tesislerinde, OSB’lerde ve belediyelerde atık suların ileri kademe arıtılması zorunlu hale getirilerek, arıtılan su park ve bahçelerin sulamasında kullanılmalı. Bu sularda organik madde var ve klorür ile dezenfekte edilince ciddi zarar verecektir, diyenler olacaktır. Bu doğru bir düşüncedir ama klorla değil UV ışını ile dezenfekte edersek bu sorun da oradan kalkar. Artık şehirlerimizi küresel ısınmaya ve kuraklığa dayanıklı hale getirecek altyapılarımızı oluşturmalıyız. Aksi takdirde gelecekte çok ciddi sıkıntılarımız olacak.</p>
<blockquote><p>Açık otoparklar kesinlikle ağaçlandırılmalı. Dere yataklarını meselâ bazı belediyeler betonla kapatıyor, cinayet işliyorlar. Dere yatakları yeşil koridora dönüştürülmeli.</p></blockquote>
<p><strong><img decoding="async" class="alignright wp-image-70005" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/dere-yatagi-islahi.jpg" alt="dere yatağı" width="360" height="180" />Kentsel ısı adalarına vurgu yaptınız. Şehirler enerjinin, suyun ve gıdanın en yoğun tüketildiği yerler ve dünya nüfusunun büyük çoğunluğu şehirlerde yaşıyor. Giderek şehirsel alanlarda sıcaklık artıyor. Yapılaşmış çevreyi onarmak ve geleceği korumak mümkün mü?  </strong></p>
<p>Onarmak ve korumak mümkün. Belediyeler şu andan itibaren çok kolay önlemler alabilir: Bir tanesi istisnasız bütün caddelerin, kaldırımların bir kenarını açacaklar ve ağaçlandıracaklar. Bu istisnasız yapılmalı. Ancak yörenin iklimine, yörenin şartlarına, yörenin doğal yapısına uygun ağaç türleri -dikkat edin ağaç diyorum çalı diyorum, kesinlikle çim demiyorum- dikmeleri gerekiyor. Tekrar ediyorum, caddeler, meydanlar, parklar ve açık otoparklar –açık otoparklar diyorum bakın- kesinlikle ağaçlandırılmalı. Dere yataklarını meselâ bazı belediyeler betonla kapatıyor, cinayet işliyorlar. Dere yatakları yeşil koridora dönüştürülmeli. Avrupa’da, Singapur’da, Çin’de ve Japonya’da birçok örnek uygulama var. Dere yatakları acilen açılmalı ve çevresi acilen yeşil koridorlara dönüştürülmeli. Dere yatakları da su geçirgen bir yapıya kavuşturulmalı. Yağmur suyu nereden akacak, yeşil koridoru, yeşil alanı biz nereden sağlayacağız. Sağlayamıyoruz, sağlayamadığımız için de kentsel ısı adaları oluşuyor. Bir de buna ek olarak şehirlerde evlerin cephelerini ve çatılarını (Bunu İspanya ve İtalya uyguluyor.) beyaz kireçle boyayın. Ne demek istiyorum; güneşten gelen ışınlar, çatılar ve duvarlar koyu olduğu zaman ısıyı emiyor ve akşama doğru da bunu doğaya veriyor böylece kentsel ısı adaları oluşuyor. Bunun yerine bütün binalar ısıyı atmosfere veren açık renkte boyanabilir. Böyle boyandığı zaman güneş ışığının absorbe edilmesi önlenir. Kentsel ısı adaları etkisi minimize edilir.</p>
<blockquote><p>Sosyal mesafeyi korumak istiyorsak bisiklet yollarını arttıralım. Paris bunu yaptı. Bazı meydanlarını trafiğe kapattı, buralarda bisiklet yolları açtı. İlk başta esnaf bazı tereddütler yaşadı. Bisiklet yolları açılınca alışverişin azalacağını düşündüler. Satışları %50 arttı.</p></blockquote>
<p><strong>Görüyorum ki ülkemizde birçok kurum iklim değişikliği ve küresel ısınmanın önüne geçmek ve zararlarını onarmak için politika üretiyor, çeşitli yasal düzenlemeler ve çevreci yaklaşımlar içinde olduğunu –stratejik planlarında yer veriyor- söylüyor. Bu hedefler kamusal hayatta ve günlük hayatta uygulanıyor mu? Olumlu etkilerini ne zaman göreceğiz?</strong></p>
<p>Kurumlar küresel ısınmaya karşı önlem almak istiyorlarsa özellikle pandemi dönemi bunun için bir fırsattır. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerde ve diğer tüm şehirlerde bisiklet yollarını çoğaltsınlar. Şehirlerimizde karbon emisyonunu azaltalım. Bunu birçok yazımda belirttim; sosyal mesafeyi korumak istiyorsak bisiklet yollarını arttıralım. Paris bunu yaptı. Bazı meydanlarını trafiğe kapattı, buralarda bisiklet yolları açtı. İlk başta esnaf bazı tereddütler yaşadı. Bisiklet yolları açılınca alışverişin azalacağını düşündüler. Satışları %50 arttı. Niye! İnsanlar çevresel faaliyetlere ve sosyal hareketliliğe ilgi gösteriyor. Bisikletle veya yürüyerek geliyor. İnsanları hareketsizleştirmek yerine hareket imkânlarını genişletmemiz lâzım. Bu şartlarda toplu taşıma araçlarının içinde virüsü önleyemezsiniz. Bunu önlemek istiyorsak elverişli, erişilebilir yaya ve bisiklet yolları açılmalı. İstanbul coğrafyasında bisiklet çok elverişli değilse elektrikli bisikletleri teşvik edip güvenliği sağlayacaksınız. Güvenli hareket edebilmek için gerekli tedbirleri almak gerekiyor. Bunun altyapısını belediyeler acilen kurmalı. Hem sosyal mesafeyi koruyup sera gazı salınımını azaltıyorsunuz hem de hareketliliği artırıyorsunuz. Diğer yandan şehirlerde geceleri akılsız aydınlatma yapılıyor. Zaten pandemi dolayısıyla gece şehirde kimse yok, yollar tenha. Buna rağmen sokakları meydanları aydınlatıyoruz. Yaban kuşlarını (hayatını) şehirden kaçırıyoruz. Bir an önce akıllı aydınlatma sistemine geçilmesi lâzım. Yani şehirlerimizi akıllandırmamız lâzım. Akıllı sistemlere geçmediğimiz sürece kirlilik artacak.</p>
<p><strong>Havayı temiz solumak, toprağı onarmak ve iklimi kurtarmak için ferdi planda ne yapabiliriz?</strong></p>
<p>Vatandaş olarak yapacağımız en önemli şey su tasarrufudur. Ben bu konuda bir hazırlık yapıp belediyelere ilettim. Bazıları birtakım düzenlemeler yapıp vatandaşla paylaştı. <strong>Bütün musluklarım ve bütün duş başlarım aeratörlüdür.</strong> Yarı su akıtır yarı hava: Yani ben komşumdan %50 daha az su kullanıyorum ama aynı işi yapıyorum. Suyu verimli kullanan bu aletler piyasada ucuz ve her yerde var. Evlerimizde işletmeciliği verimli hale getirmemiz gerekiyor.  Benim evimde lambaların tamamı LED lamba. Kesinlikle akkor lamba kullanmıyorum ve %80 enerji tasarrufu sağlıyorum, faturalarım düşük gelmekte. Yalnız bir şeyi başaramadım binamda. Maalesef yalıtım yok. Bütün binalar yalıtılmalı, eğer binalar doğru ve tekniğine uygun yalıtılırsa apartmanlarda %80’lere varan enerji tasarrufu sağlanıyor. Bir de diyorum ki bahçeniz yoksa balkonunuzda çiçek yetiştirin. Evinizin içerisinde iç mekan çiçekleri yetiştirin. Çalıştığım ofisin tamamı çiçeklerle doludur. Diyorum ki en azından kendi soluduğum oksijeni kendim üreteyim, doğaya katkı sağlayayım ve böylece ekolojik dengenin gerçekleştirilmesine katkıda bulunayım.</p>
<blockquote><p>Dünyada en fazla plastik katı atık ithal eden ülkelerden biri de, İsveç’tir. Onlar yakıp enerji üretiyorlar. Ama İsveç tonuna 150 dolar alıyor. AB ülkeleri bu atıkları İsveç’e değil de niye bize gönderiyor? Bu soruları sormamız lâzım.</p></blockquote>
<p><strong> </strong><strong>Çöplerimizi ayrıştırmak da önemli bir husus sanırım bu anlamda?</strong></p>
<p>Çevre ve Şehircilik Bakanlığı müsteşarı iken projenin başındaki kişi idim ve bu projeyi bakanlığımızda pilot proje olarak başlattık. Çalışmaya 2016 yılının ortalarında bütün aksaklıklarını, sıkıntılarını ve çözüm yollarını ortaya koyarak başladık: Merkezinde ‘Ofislerde atıklar nasıl ayrıştırılır?’ sorusu vardı. Türkiye’de atıkların büyük kısmını mutfak, yemek ve gıda atıkları oluşturuyor. Biz sisteme entegre baktık; bütün atıkları azaltacağız ve sonra sıfırlayacağız. Bakanlıktan emekli olup ayrıldığımda atıkları sıfırlamıştık. İşletmemizde camları, plastikleri, alüminyum kutuları, organik atıkları vd. ayrıştırdık: Organik, yani mutfak atıklarından kompost ürettik. 4000 kişiye yakın insanın çalıştığı bir yerde atıkları minimize ederek bu örneği başka kurumlara, kademe kademe yaygınlaştırmaya başladık.</p>
<p>Burada dikkat edilmesi gereken husus, bu sistemleri tek seferde halkın hepsine mâl edemeyiz. Sindire sindire, kademe kademe uygulanmalı. Aksaklıklar görüldükçe çözümler bulunarak uygulanmalı. Aksi takdirde kompost aleti ya da konteynır dağıtmakla çözüm üretirim diyorsanız üretemezsiniz. Kompost aleti çalışan yerde kesinlikle bir çevre mühendisinin olması lâzım. Çünkü Kompost halesindeki organik maddelerin reçetesi doğru hazırlanmalı, sıcaklık, karıştırma ve pH dengesi doğru ayarlanmalı. Bu şekilde sistem doğru çalışır. Ancak biz bunları bıraktık poşetle uğraşıyoruz. Hep bunu zikrediyorum.</p>
<p>Avrupa’dan 2020 yılında 700 bin ton plastik atık ithal ederken Türkiye’nin plastik atıklarını azaltamazsınız. Çin’in, Hindistan’ın, Malezya’nın ithal plastik atıklarla ilgili uyguladığı sistem, uyguladığı standart Türkiye’de de uygulanmalı. İthal edilen plastik atıkların içindeki kirlilik oranı binde 5’ten fazla olmamalı. Kesinlikle karışık plastik atık gelmemeli ve illa gelecekse temiz atık gelmeli. Kirli atıkların %35-40’ı çöpe gidiyor ve çevreyi ciddi şekilde kirletiyor. Bu konuda yalnız kendi ülkemi değil, AB ülkelerini de suçluyorum. Hem bize atığını gönderiyorsun hem de burada ne oluyor diye sormuyorsun. Nerede, nasıl değerlendiriliyor? Toprağa mı gömülüyor, denize mi dökülüyor, dere yatağına mı, göle mi atılıyor? Bu sorguyu yapmaları lâzımdı, geç kaldılar. Bu durum Türkiye’nin atık yönetimini olumsuz etkiliyor. Dünyada en fazla plastik katı atık ithal eden ülkelerden biride, İsveç’tir. Onlar yakıp enerji üretiyorlar. Ama İsveç tonuna 150 dolar alıyor. AB ülkeleri bu atıkları İsveç’e değil de niye bize gönderiyor? Bu soruları sormamız lâzım. Avrupalı çevreci kuruluşların bu soruları sormaları gerekir. Biz bu atıkları temizlemek için temiz su kullanıyoruz. O suyu da arıtamıyoruz. Global ölçekte baktığın zaman senin suyunun ya da benim suyumun kirlenmesi aynı yere -anlama- çıkıyor.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-70006" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/bisiklet-yolu-640x360.jpg" alt="" width="360" height="203" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/bisiklet-yolu-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/bisiklet-yolu.jpg 720w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" />Türkiye 2016 yılında Paris İklim Anlaşması’nı onayladı fakat TBMM’den henüz geçmedi. Meclis’ten geçerse iklim politikaları için yol gösterici olur mu? </strong></p>
<p>Olur. Türkiye henüz sera gazı salınımı (yaklaşık %1) minimum olan bir ülke olarak Paris İklim Anlaşması’nın birtakım opsiyonları olur. Türkiye’nin bazı konularda haklı olarak tereddütleri var. Özellikle Çin ve Hindistan gibi (grubun ülkeleri tam aklımda değil) ülkelere yardım paketinde olmak istemiyor. Çin’e, Hindistan’a, Malezya’ya vs. yardım edilirken bana da yardım edilsin istiyor. Bu ülkeler için ilave fon oluşturulacak. Tüm bu süreçler müzakere edilir, maddelere şerh düşülebilir. <strong>Böylelikle AB sürecinde yalnız kalmayız.</strong> Trump, Paris İklim Sözleşmesi’ni düne kadar imzalamamıştı, askıya almıştı. Yönetim değişince şimdi tekrar yürürlüğe girdi. Önümüzdeki süreçte bu sözleşmenin uluslararası boyutta etkileri olacak. Meselâ termik santraller kuracaksan Paris İklim Anlaşması ile uluslararası bankalar sana kredi vermeyecekler.</p>
<p><strong>Anlaşmayı kabul edersek mi vermeyecekler?</strong></p>
<p>Etsen de etmesen de vermeyecekler. Her ülke sera gazını azaltmak zorunda kalacak. İyi teknikleri uygulayacak, yenilenebilir enerji teşviklerini kullanacak. Paris Antlaşması’nı onaylamazsam yenilenebilir enerji teşvikinden teşvik alamayacağım. Bir de enerji yoğun sanayiye -sadece termik santraller değil, fosil yakıt kullanan tüm endüstriler- de destek vermeyecekler. Destek dediğim kredi. Hatta gelecekte daha da ileriye götürecekler ayıplı tesisler altlığı kuracaklar.</p>
<p><strong>Ne demek bu?</strong></p>
<p>Uluslararası boyutta sera gazı salınımı yüksek olan bu tesislerle ilişkilerinizi azaltın gibi altlıklar oluşturacaklar. Onun için Türkiye tüm yönleri ile Biden’la tekrar yürürlüğe giren Paris İklim Antlaşması için yol haritasını oluşturmalı. Zaten iki yılda bir hazırladığımız yol haritamız var. Bunu daha uygulanabilir hale getirmeliyiz. Türkiye için önemli bir fırsat.</p>
<p>Şu anda bir rapor hazırlıyorum; AB ülkeleri sera gazı salınımını azaltmak için konut sektöründe -altını çizerek söylüyorum- 750 milyar Avro destek fonu oluşturdu. Yani binaların yalıtılması dahil, ısı pompalarının devreye girmesi -Türkiye olarak daha bunu kullanmıyoruz-, çatıların güneş tarlasına dönüştürülmesi için teşvik verecek. Yine rüzgâr enerjisinin artırılması, fosil yakıtlı enerjilerin minimize edilmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarının artırılması ve binalarda konforlu yaşam alanlarının oluşturulmasını bu fonla destekleyecek.</p>
<p>Avrupa’da 35 milyon enerji yoksunu kötü konut var. Almanya ekonomik durumu kötü olanlara iyileştirme ve enerji verimli hale dönüştürmek için bina başına 10 bin Avroya kadar hibe veriyor. İngiltere’nin de 2022 sonuna kadar verdiği destek miktarı bina başına 5 bin Avro. Binanızı yenileyin, geliştirin, konforlu ve enerji verimli hale getirin, yaşanabilir hale getirin. Temel amaç, sera gazını azaltmak, konforlu yaşamı sağlamak… Hedef değer ne biliyor musunuz? Benim ülkemde evlerde metrekare başına 350 kilowatt saat enerji tüketilirken Avrupa bunu 50 kilowatt saatte indirmek istiyor. Bizim de binalarımızı enerji verimli, konforlu hale getirmemiz için çalışmalar yapmamız lâzım. Pandemi sürecinde böylece yeni iş alanlarını arttırabilir, yeni istihdam olanakları yaratabilir, enerji az yoğun sanayi sektörleri oluşturabiliriz.</p>
<p>Beni en çok heyecanlandıran, ısı pompaları&#8230; Ben müsteşarken ısı pompaları ile ilgili sektörlerle toplantı yaptım ki Türkiye’de henüz ısı pompası üreten tesis yoktu: Bir tesiste yalnızca monte ediliyor. Isı pompası sektörü geliştirilmeli. Dışarının sıcağını alıyorsunuz, içeriyi soğutuyorsunuz ya da dışarının soğuğunu alıp içeriyi ısıtıyorsunuz.  Isı pompaları binanızı konforlu yapıya dönüştürmek ve ısıtmak/soğutmak için en uygun yenilenebilir enerji sağlıyor. Böyle pompalar, böyle ekipmanlar ve böyle binalar var. Artık şehirleri sağlıklı, konforlu yani yaşanabilir hale getirmemiz lâzım.</p>
<p>Tüm binaların mantolanmasını ve şehirlerde görsel kirliliğe son verilmesini sağlamak lâzım. Enerji savurganlığına son verilmesi lâzım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/12/marmara-denizi-hassas-alan-ilan-edilmeli/">“Marmara Denizi ‘Hassas Alan’ İlan Edilmeli”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayvancılığın Amazon Yangınları Ve İklim Kriziyle İlişkisi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/03/hayvanciligin-amazon-yanginlari-ve-iklim-kriziyle-iliskisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Biltekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Oct 2019 07:07:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[amazon yangınları]]></category>
		<category><![CDATA[Brezilya Ulusal Uzay Araştırmaları Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli]]></category>
		<category><![CDATA[iklim krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Jair Bolsonaro]]></category>
		<category><![CDATA[Paris İklim Anlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Ricardo Salles]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=42857</guid>

					<description><![CDATA[<p>Brezilya Ulusal Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nün (Brazil’s National Institute for Space Research (Inpe)) yayınladığı verilere göre 2019’un başından itibaren Brezilya’da orman yangınları %84 oranında arttı. Sadece, 2019 Ocak ve Ağustos ayları arasında 7 bin 284 orman yangını tespit edildi. Orman yangınlarının büyük bir kısmının insanlar tarafından, hayvan yetiştiriciliğine ve hayvansal tarıma (yem üretimi) yer açmak amacı ile çıkarıldığı belirtiliyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/03/hayvanciligin-amazon-yanginlari-ve-iklim-kriziyle-iliskisi/">Hayvancılığın Amazon Yangınları Ve İklim Kriziyle İlişkisi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Amazon ormanları, Brezilya, Kolombiya, Ekvator, Guyana, Peru ve Venezuela sınırları içinde yer alan, 6 milyon kilometrelik bir alanı kapsayan büyük tropikal ormanlar&#8230; Dünyadaki biyoçeşitliliğin en zengin olduğu yerlerden biri de olan bu ormanlar, yeryüzündeki oksijenin yüzde 20’sini üretiyor. Amazon ormanlarında en az 40 bin bitki , 427 memeli, 1.300 kuş, 378 sürüngen, 400 amfibi hayvan, 3000 balık türü yaşıyor. Sadece Brezilya’da yaşayan 100 binden fazla omurgasız tür <a href="https://wwf.panda.org/knowledge_hub/where_we_work/amazon/about_the_amazon/wildlife_amazon/#2" target="_blank" rel="noopener">tespit edildi.</a></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünyadaki biyoçeşitliliğin yüzde 10’unun yaşadığı Amazon ormanları bir süredir yangınlarla boğuşuyor. Bu ormanların yok olması sadece Brezilya’nın sorunu değil, iklim krizi ile mücadelede en önemli dayanaklardan biri olduğu için bütün dünyanın problemi. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin raporlarına göre, sera gazı emisyonu miktarının %12’si tropik ormanların yok edilmesi nedeniyle ortaya çıkıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Amazon ormanları uzun zamandır, özellikle hayvancılık, tarım, petrol arama ve madencilik faaliyetleri sebebi ile yok ediliyor. Ancak bu sene yangın sayısında çok fazla artış olduğu tespit edildi. Bu durum geçen sene ocak ayında seçilen aşırı sağ görüşlü yeni başkan Jair Bolsonaro ve politikaları ile yakından ilişkili görünüyor. Jair Bolsonaro seçim kampanyasını yürütürken Amazon’da yerli kabileler için daha az toprak ayırmak, Amazon’da daha fazla iş sahası açmak, Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmek gibi vaatlerde bulundu. Ancak seçimlerden hemen önce, Brezilya&#8217;nın Amazon ormanlarındaki egemenliği tehdit edilmediği sürece Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmeyeceğini söyledi. Bolsonaro yerli halkın yaşadığı bölgelerin sınırlandırılması görevini adalet bakanlığı yerine tarım bakanlığına verdi. Tarım Bakanı olarak atanan Ricardo Salles iklim krizinin “ikincil bir sorun” olduğunu ve çevreyi korumak için verilen cezaların “ideolojik” olduğunu belirtti. Jair Bolsonaro yönetimi  Ağustos’ta Salvador şehrinde yapılması planlanan Birleşmiş Milletler iklim değişikliği çalıştayını iptal ederek, iklim krizi ile ilgili uluslararası çabalarla de ilgilenmediğini teyit etmiş oldu. Amazon ormanları Brezilya’nın toplam alanının yüzde 40’ını kapsıyor, yani Brezilya hükümetinin Amazon ormanları ile ilgili aldığı her karar büyük önem taşıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Brezilya Ulusal Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nün (Brazil’s National Institute for Space Research (Inpe)) yayınladığı verilere göre 2019’un başından itibaren Brezilya’da orman yangınları %84 oranında arttı. Sadece, 2019 Ocak ve Ağustos ayları arasında 72843 orman yangını tespit edildi. Orman yangınlarının büyük bir kısmının insanlar tarafından, hayvan yetiştiriciliğine ve hayvansal tarıma (yem üretimi) yer açmak amacı ile çıkarıldığı belirtiliyor. Et lobisi tarafından açıkça desteklenen Bolsonora’nun tavrının ise yangınları teşvik ettiği <a href="https://edition.cnn.com/2019/08/23/americas/brazil-beef-amazon-rainforest-fire-intl/index.html" target="_blank" rel="noopener">düşünülüyor</a>.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2018’de, Brezilya, dünyadaki toplam sığır eti ihracatının yaklaşık yüzde 20’sini sağlayarak, dünyanın en büyük sığır eti ihracatçısı oldu. 2018’de dünyanın en büyük ikinci sığır sürüsüne (232 milyon) sahip olan Brezilya, 9.9 milyar kg sığır eti üreterek rekor kırdı. 1990 ile 2018 yılları arasında, Brezilya’daki sığır sürüsü sayısı yüzde 56 oranında büyüdü. Brezilya dünyadaki en büyük “helal et” tedarikçisi, 2018 yılında Orta Doğu’da %16.1 pazar oranına sahip olarak üçüncü büyük sığır eti ithalatçısı<a href="https://www.ers.usda.gov/amber-waves/2019/july/brazil-once-again-becomes-the-world-s-largest-beef-exporter/" target="_blank" rel="noopener"> oldu</a>. Geçtiğimiz sene Türkiye’nin ucuz et politikaları sebebi ile Brezilya’dan 25 bin canlı hayvan Türkiye’ye getirildi. Hayvanların gelirken yaşadıkları eziyet ve sonrasında ortaya çıkan şarbon vakaları da uzun süre <a href="https://yesilgazete.org/blog/2018/02/23/olum-gemisi-nada-turkiyede/" target="_blank" rel="noopener">gündemde kaldı</a>. Brezilya’da 2019’un sonuna kadar et üretiminin yüzde 3 artacağı ve 10.2 milyar kg sığır eti üretileceği <a href="http://www.usdabrazil.org.br/pt-br/reports/livestock-and-products-semiannual.pdf" target="_blank" rel="noopener">öngörülüyor</a>.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayvancılığın iklim krizine etkileri üzerine bir araştırma yaptığınızda farklı veriler ile karşılaşıyorsunuz. Bunun sebebi bazı çalışmaların hayvancılığın deri, yün gibi yan ürünlerinin üretimini verilerine dahil etmiyor oluşu. Bu yüzden iki farklı çalışmadan örnek vermek istiyorum.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Vereceğim ilk örnek, 2014 yılında yayınlanan Cowspiracy isimli belgesel. Belgesel hayvancılığın yan ürünlerinin üretimini araştırmasına dahil ederek bazı veriler yayınladı. Bu verilerden en çarpıcı olanları şöyle;</span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Küresel sera gazı salımının yüzde 13’ünden tüm ulaşım araçları (kara, deniz, hava ve raylı araçlar); yüzde %51’inden ise, hayvancılık endüstrisi sorumlu.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Dünya topraklarının yüzde 45’i hayvancılığa ayrılmış durumda. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Amazon ormanlarında, her saniyede 1 futbol sahası büyüklüğünde alan yok ediliyor. Amazonlardaki tahribatın %91’inden hayvancılık sorumlu.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Yağmur ormanlarının yok edilmesi ile her gün 110 hayvan ve böcek türü yok oluyor.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">1 hamburger üretebilmek için 3000 litre su harcanıyor. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Dünyadaki temiz suların ⅓’ü et ve süt üretimi için kullanılıyor.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">2.500 süt ineğin yaşadığı bir çiftliğin ürettiği atık, 411 bin nüfuslu bir kentin atığına eşit.  </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Dünya toprakların ⅓’ü hayvancılık yüzünden <a href="https://www.cowspiracy.com/infographic">çölleşiyor</a>.</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">İkinci örnek ise, geçtiğimiz şubat ayında Science dergisinde yayınlanan “Yiyeceklerin Çevresel Etkilerini Azaltmak” (Reducing food’s environmental impacts) başlıklı, 40 temel yiyeceğin çevreye etkisinin araştırıldığı yazı. Araştırmaya göre;</span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Küresel sera gazı salınımının yaklaşık %31’inden gıda/tarım sistemi sorumlu.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Dünyadaki buz ve çöl olmayan toprakların %43’ü tarım için kullanılıyor. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Hayvansal ürünler %37 protein ve %18 kalori içeriyor buna rağmen tarım arazilerinin %83’ünün kullanımından ve gıda kaynaklı sera gazı emisyonun %56-58’inden sorumlu.  </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">ABD’deki baskın model olan süt üretimi yapılmayan sığır sürülerinden elde edilen etin sera gazı ve arazi kullanımına etkisi en yüksek seviyede. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Hayvansal gıdanın yeme alışkanlığından çıkarılması gıda ile ilgili sera gazı salınımını %49 oranında azaltabilir.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Sadece et üretimini ortadan kaldırmanın gıdaya bağlı sera gazı salınımını %33 oranında azaltacağı öngörülüyor.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Kişi başına düşen et tüketiminin dünya ortalamasının 3 katı olduğu ABD’de bitkisel beslenmeye geçilmesi durumunda gıda kaynaklı sera gazı emisyonu %61-73 oranında<a href="https://josephpoore.com/Science%20360%206392%20987%20-%20Accepted%20Manuscript.pdf"> azaltılabilir</a>.</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya Doğayı Koruma Vakfı  (WWF) hayvancılık ve tarım sektörlerinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini söylüyor. WWF bu iki sektörün Amazon’da toprağa erişim konusunda birlikte çalıştıkları ve değer zinciri ile birbirlerini desteklediklerini <a href="https://wwf.panda.org/knowledge_hub/where_we_work/amazon/amazon_threats/mechanized_agriculture/" target="_blank" rel="noopener">belirtiyor</a>. Soya hayvan yetiştiriciliğinde önemli bir yem. Dünyada üretilen soyanın yüzde 80’i hayvan yetiştiriciliği için kullanılıyor.  Brezilya, Amazon&#8217;daki tarım alanınına % 67&#8217;sine sahip, ardından Peru (% 14) ve Bolivya (% 9) geliyor. (Nepstad et al. 2008). Brezilya Amazonlardaki soya üretimini 1990 ile 2006 arasında üçe katladı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) geçen sene yayınladığı rapor büyük yankı uyandırdı çünkü rapor  iklim değişikliğini 1.5 derecede sabitlemek için 12 yılımız kaldığını belirtiyordu. Birleşmiş Milletler bünyesindeki Biyolojik Çeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Konulu Hükümetlerarası Bilim Politika Platformu’nun (IPBES) bu yıl açıkladığı 800 sayfalık rapor ise hayvancılık, tarım, madencilik, avcılık, balıkçılık ve ormansızlaşma sebebi ile 1 milyon bitki ve hayvan türünün yok olma tehlikesi altında olduğunu söylüyor. Bütün bu araştırmalar iklim krizi ile mücadele edebilmek için bir an önce harekete geçilmesi gerektiğini açıkça gösteriyor. Veriler birbirinden farklı olsa da tüketim alışkanlıklarımızın iklim krizini derinleştirdiği bir gerçek bu yüzden çevreye ve hayvanlara zarar veren tüketim alışkanlıklarımızdan bir an önce vazgeçmemiz gerekiyor.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/03/hayvanciligin-amazon-yanginlari-ve-iklim-kriziyle-iliskisi/">Hayvancılığın Amazon Yangınları Ve İklim Kriziyle İlişkisi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İklim Krizi Vatandaşın Gündeminde</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/19/iklim-krizi-vatandasin-gundeminde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Emin İlbeyli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jul 2019 07:22:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Can Tonbil]]></category>
		<category><![CDATA[iklim krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Paris İklim Anlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Yokoluş İsyanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40785</guid>

					<description><![CDATA[<p>İklim Haber ve KONDA Araştırma tarafından gerçekleştirilen “Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı 2019” araştırmasının sonuçları geçtiğimiz hafta  yayımlandı. Türkiye’de her iki kişiden birine göre iklim krizinin etkileri ülkemizde şimdiden hissediliyor, Toplumun yüzde 61’i i bu durumdan endişeli, yüzde 71 ise afetlerin arttığını ve bunun sebebinin iklim değişikliği olduğunu düşünüyor. Karar vericilerin iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak üzere gösterdiği çaba ise yetersiz bulunuyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/19/iklim-krizi-vatandasin-gundeminde/">İklim Krizi Vatandaşın Gündeminde</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40787 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/görsel-1-640x320.jpg" alt="" width="370" height="185" /><span style="font-weight: 400;">Türkiye çapında 2 bin 745 kişi ile yüz yüze yapılan anket, kamuoyunun ülkemizdeki iklim krizi ve onun etkileri, afetler ile iklim konusunda hükümet ve belediyelerin çalışmaları hakkında görüşlerini gözler önüne seriyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyal, politik ve ekonomik durum ve tercihlerden bağımsız bir şekilde her on kişiden en az altısı iklim konusunda kaygılanıyor. Toplumun %55’i hem hükümetin hem de yaşadığı yerin belediyesinin iklim konusunda herhangi bir çaba göstermediğini düşünüyor.</span></p>
<p><strong>“Tespit ve Endişeler Kutuplara Göre Değişmiyor”</strong><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"> </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40788 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/görsel-2-640x320.jpg" alt="" width="362" height="181" />KONDA Araştırma Genel Müdürü Bekir Ağırdır, çalışma çerçevesinde </span><a href="https://iklimhaber.us17.list-manage.com/track/click?u=8497b08a59aa3dde2e00050db&amp;id=cf4c3c70fa&amp;e=844477dc58"><span style="font-weight: 400;">“Toplumsal Fay Hatlarından İklim Krizi: Yangın Var”</span></a><span style="font-weight: 400;"> adlı bir yazı kaleme aldı. Türkiye’nin iklim konusunda belki de başka hiçbir konuda olmadığı kadar ortak bir paydada buluştuğunu ifade eden Ağırdır, “Din ve hayat tarzı temelli kutuplaşmaların derinleştiği bir dönemden geçmemize rağmen, tüm bu kutuplaşmalara karşın iklim değişikliği konusundaki tespit ve endişeler neredeyse kutuplara göre hiç değişmiyor” diyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Raporu Sivil Sayfalar için değerlendiren <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/15/yokolus-isyani-iklim-degisikligini-durdurabilecek-son-nesil-biziz/" target="_blank" rel="noopener">Yok Oluş İsyanı</a>’ndan Can Tonbil, </span><span style="font-weight: 400;">Konda ve İklim Haber&#8217;in birlikte yaptıkları araştırmanın, ekonomik kriz, kutuplaşma, uluslararası sorunlar gibi gündemi işgal eden konulardan daha önemli ve acil bir sorunun varlığını ve toplumun da bunu gündemine aldığının ortaya çıkardığını söyledi. Konuyla ilgili toplumda bir kaygının oluştuğunu da vurgulayan Tonbil, &#8220;Bunun bilimsel olarak nitelendirilmesi ve birileri tarafından sorgulanması ve haber niteliği taşıyacak bir araştırma haline getirilmesi Türkiye için önemli. Dünya gelinde böyle çalışmalarla sıklıkla karşılaşsak da, Türkiye ile ilgili böyle bir çalışma görmek görmek az da olsa Türkiye’de bu konu ile ilgili çalışan insanlar olduğunu ve bu konuda kaygı duyan insanların sesini duyurabildikleri bir mecranın var olduğunu gösteriyor ve bu çok değerli.&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünyada gündem olan iklim krizini, Türkiye’de gündem haline getirmek için birinci sorumluluğun medyaya düştüğünü savunan Tonbil, &#8220;Kıbrıs&#8217;taki doğal gaz aramalarından çıkan krizin fosil yakıtların paylaşılamamasından ötürü ortaya çıktığını vurgulamak gerekiyor. Erken ölümlerin nedeninin hava kirliliği olduğunun bilimsel bir şekilde araştırılması ve kamuoyu ile paylaşılması gerekiyor. Yine medyanın kullanacağı dilin önemli olduğunu vurgulamak lazım. Örnek verecek olursak dünyada bir çok basın kurumu iklim değişikliği yerine artık iklim krizi demeyi tercih ediyor. Aynı zamanda sadece insanların değil bütün canlı türlerinin bundan etkilendiğini ve yok olduğunu anlatmak gerekiyor. Özetleyecek olursak gezegenimizin geleceği için yurttaşlara, medyaya ve karar vericiler olan hem yerel yönetimlere hem de hükümete büyük bir görev düşüyor.&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p><strong>Türkiye Ne Yapmalı?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İklim değişikliğini durdurmak için Nisan 2016&#8217;da New York&#8217;ta imzalanan Paris İklim Anlaşması&#8217;na 184 ülke taraf olurken, Türkiye hala taraf olmayan 12 ülke arasında. </span><span style="font-weight: 400;">2015&#8217;te kabul edilen Paris İklim Anlaşması’nı 184. ülke imzaladı. Türkiye ise anlaşmayı imzalamayan 12 ülkeden biri. Türkiye&#8217;nin de dahil olduğu bu gruptaki diğer ülkeler Angola, Eritre, Güney Sudan, Irak, İran, Kırgızistan, Lübnan, Libya, Rusya, Umman ve Yemen. </span><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;nin iklim kriziyle mücadeleye bir an önce dahil olması için Paris İklim Anlaşması&#8217;nı onaylaması şart. </span><span style="font-weight: 400;"> İklim krizinin Türkiye’de de siyasetin gündemi olup olamayacağını önümüzdeki günler gösterecek. </span></p>
<p>Raporun tamamına ulaşmak için <a href="https://www.sivilsayfalar.org/portfolio/konda-iklim-haber-turkiyede-iklim-degisikligi-algisi/" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız.</a></p>
<p><em><span style="font-weight: 400;">Görsel: İklim Haber</span></em></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/19/iklim-krizi-vatandasin-gundeminde/">İklim Krizi Vatandaşın Gündeminde</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TEMA: Türkiye Paris İklim Anlaşması&#8217;nı Diğer 184 Ülke Gibi İmzalamalı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/12/11/tema-turkiye-paris-iklim-anlasmasini-diger-184-ulke-gibi-imzalamali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Dec 2018 12:24:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[TEMA VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[BM İklim Zirvesi]]></category>
		<category><![CDATA[İklim Zirvesi]]></category>
		<category><![CDATA[Paris İklim Anlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[TEMA Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşil İklim Fonu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=33137</guid>

					<description><![CDATA[<p>İklim Zirvesi Polonya'nın Katowice kentinde sürerken TEMA Vakfı yaptığı açıklama ile Türkiye'ye çağrı yaptı. Açıklamada "Türkiye'nin diğer 184 ülke gibi Paris İklim Anlaşması'nı onaylayarak yürürlüğe koyması gerekiyor" denildi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/12/11/tema-turkiye-paris-iklim-anlasmasini-diger-184-ulke-gibi-imzalamali/">TEMA: Türkiye Paris İklim Anlaşması&#8217;nı Diğer 184 Ülke Gibi İmzalamalı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tüm dünyanın geleceğini ilgilendiren kararların alınacağı BM İklim Zirvesi, 2-14 Aralık tarihleri arasında Polonya&#8217;nın Katowice kentinde gerçekleşiyor. Zirve kapsamında Paris İklim Anlaşması&#8217;nın hayata geçmesi gereken ilkelerinin karara bağlanması hedefleniyor.</p>
<p>Paris İklim Anlaşması&#8217;nın nasıl uygulanacağına dair detayların, prensiplerin, yöntemlerin netleştirileceği Kurallar Kitabına karar verilmesi gerekiyor.</p>
<p>TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, &#8220;Küresel İklim Riski Endeksi&#8217;ne göre Türkiye&#8217;de 2017 yılında olan aşırı hava olayları toplamda 1,9 milyar dolar ekonomik hasara yol açtı. Ayrıca ülkemizde hava sıcaklıklarında hızlı değişmeler görülüyor&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3>&#8220;Türkiye en çok etkilenecek bölgeler arasında&#8221;</h3>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="http://bianet.org/resim/olcekle/92566/475/210" width="475" height="210" /></p>
<p>Türkiye&#8217;nin iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölgelerden biri olan Akdeniz havzasında yer aldığını belirten Deniz Ataç, &#8220;Olumsuz tabloya rağmen halen geç kalmış değiliz&#8221; dedi ve ekledi:</p>
<p>&#8220;Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli Ekim ayında yayımlanan 1,5 °C Küresel Isınma Özel Raporu ile sıcaklık artışının 2 °C yerine 1,5 °C&#8217;nin altında sınırlandırılması ile iklim değişikliğinin birçok etkisinin azaltılabileceğini ortaya koydu.</p>
<p>&#8220;Raporun yayımlanmasından kısa bir süre sonra İklim Zirvesi&#8217;nde bir araya gelen devletler, ısınmayı 1,5 °C&#8217;de tutmak için ulusal katkı beyanlarını gözden geçirecek ve bunun başarılması için yapılması gerekenleri müzakere edecekler.</p>
<p>&#8220;1,5 derece hedefine ulaşabilmek için Türkiye&#8217;nin de iklim değişikliğine neden olan sera gazı emisyonlarını azaltması ve 2050 yılı itibariyle sıfırlamış olması gerekiyor.</p>
<p>&#8220;Polonya&#8217;da gerçekleştirilen İklim Zirvesi, Türkiye&#8217;nin bu konuda harekete geçmesi için iyi bir fırsat olabilir.</p>
<p>&#8220;Paris İklim Anlaşması öncesinde verdiği ulusal iklim değişikliğiyle mücadele beyanı dahilinde artıştan azaltım sağlama gibi bir hedefi olan Türkiye&#8217;nin sera gazı azaltım taahhütlerini iyileştirmesi ve imzacı olan diğer 184 ülke gibi Paris İklim Anlaşması&#8217;nı onaylayarak yürürlüğe koyması gerekiyor.</p>
<h3>&#8220;İklim politikamızın ekseni fon olmamalı&#8221;</h3>
<p>&#8220;Türkiye bu yıl da Paris Anlaşmasını onaylamadığı takdirde, geleceğin siyasetinin, ticaretinin ve ekonomisinin çerçevesini çizen ülkelerin dışında kalacak, yön veren değil, izleyen olacak.</p>
<p>&#8220;Türkiye&#8217;nin bir an önce Paris İklim Anlaşması&#8217;nı onaylayıp, iklim hedeflerini güçlendirerek küresel çalışmaların liderleri arasında yer almasını talep ediyoruz. İklim değişikliği ile mücadele etmek için küresel ölçekte iklim finansmanına erişim ve fonlardan yararlanmak önemlidir.</p>
<p>&#8220;Ancak iklim politikamızın ekseni, Yeşil İklim Fonu&#8217;na erişebilmek için gelişmiş ülkeler listesinden çıkmaktan ziyade, iklim değişikliğine uyum ve sera gazı azaltımı çerçevesinde yerel ve ulusal çok boyutlu politikalar olmalıdır.&#8221;</p>
<p>Kaynak: <a href="http://bianet.org/bianet/ekoloji/203409-tema-turkiye-paris-iklim-anlasmasi-ni-diger-184-ulke-gibi-imzalamali" target="_blank" rel="noopener">Bianet</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/12/11/tema-turkiye-paris-iklim-anlasmasini-diger-184-ulke-gibi-imzalamali/">TEMA: Türkiye Paris İklim Anlaşması&#8217;nı Diğer 184 Ülke Gibi İmzalamalı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Antarktika Alarm Veriyor: 25 Senede 3 Trilyon Ton Buzul Kaybedildi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/06/14/antarktika-alarm-veriyor-25-senede-3-trilyon-ton-buzul-kaybedildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Jun 2018 09:33:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[Antarktika]]></category>
		<category><![CDATA[ESA]]></category>
		<category><![CDATA[NASA]]></category>
		<category><![CDATA[Paris İklim Anlaşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=27844</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapılan son bir araştırmaya göre Antarktika’da erimenin alarm seviyesinde hızlanırken, 1992-2017 yılları arasında 3 trilyon ton buzul kaybedildi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/06/14/antarktika-alarm-veriyor-25-senede-3-trilyon-ton-buzul-kaybedildi/">Antarktika Alarm Veriyor: 25 Senede 3 Trilyon Ton Buzul Kaybedildi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonuçları Nature dergisinde yayımlanan yeni bir uluslararası araştırma, Antarktika’nın 1992-2011 yılları arasında yılda neredeyse 84 milyar ton buzul kaybettiğini, eriyen buzul miktarının, 2012-2017 arasında yılda 241 milyar tonu aştığını gösterdi. Toplamda ise 25 yılda 3 trilyon ton buzul kaybedildi.</p>
<p>Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) ve Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ile çalışan 88 bilim adamının yaptığı araştırmada, çeyrek yüzyılda kıtanın eriyen buz tabakasının, Teksas kadar bir alanı 4 metre derinlikte suyla kaplayacak miktarda olduğu hesap edildi. Bilim insanları eriyen buzulların dünya okyanuslarında 7,6 milimetre yükselmesine neden olduğuna da dikkati çekti.</p>
<p>Araştırma ekibinde yer alan California Irvine Üniversitesinden Isabella Velicogna, “Endişelenmemiz gerektiği kanısındayım. Bu, çaresiz olduğumuz anlamına gelmiyor ancak işler beklediğimizden hızla ilerliyor” değerlendirmesinde bulundu. Washington Üniversitesinden Ian Joughin de en fazla erimenin meydana geldiği Batı Antarktika’nın “yıkık durumda” olduğuna dikkati çekti.</p>
<p>Tek ölçümlü araştırmalardan farklı olan bu çalışmada, buzul kaybına 10 ile 15 uydu kullanılarak 24 değişik yöntem, hava ve yer ölçümlerinin yanı sıra bilgisayar simülasyonları kullanıldığına da işaret edildi.</p>
<p>Leeds Üniversitesinden Andrew Shepherd da tek başına Antarktika’nın yüzyılın sonuna kadar deniz seviyesinin yükselmesine 16 santimetrelik katkıda bulunabileceğini vurguladı.</p>
<p>2015 yılında imzalanan Paris İklim Anlaşması uyarınca küresel ısınmanın 2 derecenin altında tutulması hedefleniyor.</p>
<p>Ancak bilim insanlarına göre hâlihazırda 1 derece ısınmış dünyadaki küresel ısınmayı toplam 3 derecede tutmak bile oldukça zor görünüyor.</p>
<p>Kaynak: <a href="https://www.iklimhaber.org/antarktika-alarm-veriyor-25-senede-3-trilyon-ton-buzul-kaybedildi/" target="_blank" rel="noopener">İklim haber</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/06/14/antarktika-alarm-veriyor-25-senede-3-trilyon-ton-buzul-kaybedildi/">Antarktika Alarm Veriyor: 25 Senede 3 Trilyon Ton Buzul Kaybedildi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İklim değişikliği ile yaşanan ısı artışı Akdeniz’deki canlı türlerini yok edebilir</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/19/iklim-degisikligi-ile-yasanan-isi-artisi-akdenizdeki-canli-turlerini-yok-edebilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Mar 2018 12:41:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[WWF]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Aslı Pasinli]]></category>
		<category><![CDATA[Orkinos]]></category>
		<category><![CDATA[Paris İklim Anlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Doğayı Koruma Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[WWF Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=25295</guid>

					<description><![CDATA[<p>WWF (Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı), Doğu Anglia Üniversitesi ve James Cook Üniversitesi tarafından hazırlanan “Isınan Dünyada Doğal Hayat: İklim Değişikliğinin Biyoçeşitlilik Üzerindeki Etkileri” başlıklı rapor WWF tarafından küresel düzeyde her yıl gerçekleştirilen en büyük çevre hareketi olan “Dünya Saati 2018” öncesinde yayımlandı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/19/iklim-degisikligi-ile-yasanan-isi-artisi-akdenizdeki-canli-turlerini-yok-edebilir/">İklim değişikliği ile yaşanan ısı artışı Akdeniz’deki canlı türlerini yok edebilir</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İklim değişikliğinin dünyanın farklı doğal yaşam alanlarındaki 80.000 bitki ve hayvan türü üzerindeki etkisini inceleyen rapora göre, karbon salınımı kontrolsüz şekilde artmaya devam ederse,  Amazon ve Galapagos gibi dünyanın en zengin doğal bölgelerindeki hayvan ve bitki türlerinin yarıya yakını yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.</p>
<p><strong>Paris İklim Anlaşması</strong>’ndaki ısı artışını 2 derece ile sınırlı tutma hedefine ulaşılsa bile bu bölgelerde tür çeşitliliğinin % 25’i kaybedilecek.</p>
<p>Küresel düzeydeki artışın 2 derece ile sınırlandırılması ve türlerin yeni alanlara özgürce yer değiştirebilmeleri halinde beklenen soy tükenişleri %25’ten %20’ye düşüyor.</p>
<p>Ancak türler yer değiştiremedikleri takdirde hayatta kalmayı başaramayacaklar. Bitkilerin, amfibilerin ve sürüngenlerin iklim değişiklikleri karşısında hızlı bir şekilde yer değiştirmeleri pek mümkün görülmüyor.</p>
<p><strong>WWF-Türkiye Genel Müdürü Aslı Pasinli</strong> konuyla ilgili olarak şunları söyledi:</p>
<blockquote><p>“İklim değişikliğinin biyoçeşitlilik üzerinde olumsuz etkileri olacağı kaçınılmaz bir gerçek. Zararı asgari düzeyde tutmak ise bizim elimizde. Emisyonların azaltımı, sahip olduğumuz en önemli araç. Dünyada Karadeniz ve Akdeniz havzalarının da arasında yer aldığı, biyoçeşitlilik ve ekosistemlerin korunması açısından en öncelikli 35 bölge bulunuyor. Sıcaklık artışını 2 derecede sınırlandırabilirsek, bu bölgelerin yüzey alanının ortalama üçte ikisinin, türlerin iklim değişikliğinin etkilerinden korunacakları sığınak görevi görmeleri mümkün. Sıcaklık artışını sınırlayamazsak, bu oran üçte bire düşüyor. Bununla beraber,  en iyi senaryo altında bile kayda değer ölçekte bir alanda türlerin iklim değişikliğine karşı  ayakta durması mümkün olmayacak. Bu nedenle yerel uyum stratejilerini hayata geçirmemizin de biyoçeşitlilik kaybını azaltmak için hayati önemi var.”</p></blockquote>
<p><strong>Akdeniz bölgesi ciddi risk altında</strong></p>
<p>Akdeniz, iklim değişikliğine en fazla maruz kalan öncelikli bölgelerden biri olarak değerlendiriliyor. Artan sıcaklıkların, aynı düzeyde seyreden ya da azalan yağış miktarlarıyla birleşmesi; toprak nemliliğinin azalacağı ve kuraklık koşullarının görülme olasılığının artacağı anlamına geliyor. Bu da, orman yangını riskleri ile ekosistemler, tarım ve insanlar üzerindeki olumsuz etkilerin artmasına neden olacak. Yılda 300 milyondan fazla ziyaretçi de Akdeniz’in kalan kaynakları üzerindeki muazzam baskıyı artırıyor.</p>
<p>Akdeniz’deki biyoçeşitlilik, iklim değişikliğinin düşük seviyelerde kaldığı durumda bile kırılganlık taşıyor. Küresel ısınma 2 derece ile sınırlandırılsa bile, çoğu tür grubunun neredeyse %30’u, tüm bitkilerin ise üçte birinden fazlası risk altında kalacak. Mevcut politikaların devamı halinde ise bölgedeki biyoçeşitliliğin ortalama olarak yaklaşık yarısı kaybedilecek. Yayılım gösterecek memeliler ve kuşların bu duruma belli oranda uyum sağlayabileceği ifade ediliyor. Ancak uzmanlar habitatları halen önemli ölçüde bozulma ve parçalanmaya maruz kalmış bir bölgede bunun zor olacağına işaret ediyorlar.</p>
<p><strong>Deniz canlılarının geleceği tehlikede</strong></p>
<p>Akdeniz’de yaşayan yeşil deniz kaplumbağası, iribaş deniz kaplumbağası ve deri sırtlı deniz kaplumbağası türleri <strong>Uluslararası Doğayı Koruma Birliği</strong> (IUCN) tarafından “tehlikede”, “kritik tehlikede” ve “düşük riskli” olarak sınıflandırılıyor. Bu türler, iklim değişikliği tarafından ciddi ölçüde tehdit ediliyorlar. Kaplumbağalarda genellikle, yuvanın daha altta kalan, daha serin kısmındaki yumurtalardan erkek yavrular çıkıyor. Sıcaklıkların artması, yumurtalardan sadece dişi yavruların çıkmasına ya da sıcaklık belli bir noktayı aştığında hiçbir yavrunun sağ kalmamasına sebep olabilir.</p>
<p>Balinalar, yunuslar ve fokları kapsayan deniz memelilerinin açık denizlerden kıyı sularına kadar Akdeniz’de çok çeşitli habitatları bulunuyor. Deniz memelileri aynı zamanda çevresel koşullardan ve avlarının dağılımından da büyük ölçüde etkileniyor. Örneğin deniz suyu sıcaklıkları ve tuzluluk oranlarındaki değişimler, Akdeniz uzun balinasının avladığı tek tür olan kuzey krilinin dağılımını etkiliyor. Deniz memelileri geçmişte çevresel değişimlere uyum sağlama becerisi gösterdiler, ancak bugünkü iklim değişikliğine yeterince hızlı tepki verip vermeyecekleri bilinmiyor.</p>
<p>Orkinos balıklarının çevrelerindeki sıcaklık değişimlerinden kuvvetli bir şekilde etkilenmeleri bekleniyor. Su sıcaklığındaki değişimlerin orkinoslar üzerinde, kalp işlevlerinin, üreme faaliyetinin, yumurtlama ve larva gelişiminin, yüzme becerilerinin etkilenmesini de içeren fizyolojik sonuçları bulunuyor. Örneğin, çizgili orkinos (Katshwonus pelamis) türünün, gelecekteki ısınmaya, ergin ve larva habitatını genişleterek karşılık vereceği tahmin ediliyor. Mavi yüzgeçli orkinosun (Thunnus thynnus) ise uygun habitatlarının daralacağı öngörülmesine rağmen, iklim değişikliğine uyum sağlayabilmek için uzun mesafe göç etme becerilerini kullanması bekleniyor.</p>
<p>Köpekbalıkları da iklim etkilerine duyarlı bir tür olarak değerlendiriliyor. İklimdeki dalgalanmalar; gelişim, üreme ve hayatta kalma becerilerini etkileyerek bu türün topluluk yapısını bozabilir, bolluk değerlerinde değişimlere, dağılımlarında kaymalara ve yerel ölçekte nesillerinin tükenmesine sebep olabilir. Büyük boyutları ve düşük doğurganlık oranları, türün iklim etkilerine karşı olan bu hassasiyetini artırıyor, çünkü bu durum az sayıdaki görece büyük ve gelişkin genç köpekbalıklarını yetiştirmek için güçlü bir ebeveyn bakımı gerektiriyor.</p>
<p>Mersinbalığı da çevresel tuzluluk ve ısı oranlarındaki değişimlere karşı duyarlı olan bir başka balık türü. Yaşanan değişimler bu balıkların fizyolojik işlevlerini etkiliyor. Yok olma tehlikesi altındaki Avrupa mersinbalığının yayılım alanı sınırları, uygun habitat alanlarını daraltan iklim değişikliğinin fazlasıyla etkisi altında kaldı. Adriyatik mersinbalığının tuzluluk oranındaki değişimlere uyum gösterdiği tespit edildi. Ancak sıcaklık ve tuzluluk oranlarındaki değişim aralığının iklim değişikliğine bağlı olarak genişlemesi bekleniyor. Bu durum popülasyonların genel uyumluluğunu zorlayıcı bir etken haline gelebilir.</p>
<p>Dünyadaki diğer kritik bölgelerden bazıları şu şekilde sıralanabilir:</p>
<ul>
<li>Miombo ağaçlıklarında ve Güney Afrika’da amfibilerin %90’a yakını, kuşların %86’sı, memelilerin %80’i yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor.</li>
<li>Amazon, bitki türlerinin %69’unu kaybedebilir.</li>
<li>Güneybatı Avustralya’da amfibilerin %89’u yok olabilir.</li>
<li>Madagaskar’da bulunan türlerin %60’ı risk altında bulunuyor.</li>
<li>Günde 150-300 litre su tüketmesi gereken Afrika filleri su kıtlığı tehlikesi ile karşılaşabilir.</li>
<li>Sundarban kaplanlarının üreme alanlarının %96’sı yükselen su seviyesi nedeniyle sular altında kalabilir.</li>
</ul>
<p>Kaynak: İklim Haber</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/19/iklim-degisikligi-ile-yasanan-isi-artisi-akdenizdeki-canli-turlerini-yok-edebilir/">İklim değişikliği ile yaşanan ısı artışı Akdeniz’deki canlı türlerini yok edebilir</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
