<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mersin arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/mersin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/mersin/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 06 Aug 2021 14:25:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Mersin arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/mersin/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hayata Destek Derneği Bilişim Teknolojileri Eğitimi Düzenliyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/08/06/hayata-destek-dernegi-bilisim-teknolojileri-egitimi-duzenliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Aug 2021 14:07:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata Destek]]></category>
		<category><![CDATA[Bilişim Teknolojileri Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata Destek Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=73343</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayata Destek Derneği‘nin bilişim, teknoloji ve telekomünikasyon alanlarında hem çevirim içi hem de yüz yüze uygulamalı modülleri içeren eğitim programı için başvuru süreci başladı. Son başvuru tarihi 8 Ağustos 2021. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/08/06/hayata-destek-dernegi-bilisim-teknolojileri-egitimi-duzenliyor/">Hayata Destek Derneği Bilişim Teknolojileri Eğitimi Düzenliyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5><strong>Uygunluk Kriterleri</strong></h5>
<ul>
<li>18-35 yaş arasında olmak,</li>
<li>İstanbul, Ankara, İzmir, Hatay, Mersin illerinde ikamet etmek,</li>
<li>Herhangi bir işte çalışmamak,</li>
<li>Bilişim, teknoloji ya da telekomünikasyon sektörlerinde iş sahibi olmak istemek,</li>
<li>Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak ya da geçici / uluslararası koruma kapsamında bulunmak,</li>
<li>Eğitim ve staj programını düzenli takip için gerekli imkanlara sahip olmak,</li>
<li>Eğitimleri takip edebilecek düzeyde yazılı ve sözlü Türkçe dil yetkinliğine sahip olmak,</li>
<li>İŞKUR destekli programa başvuran adaylar için katılım taahhütünde bulunmak.</li>
</ul>
<p>Detaylı bilgi ve başvuru için <a href="https://hayatadestek.online/duyurular/mesleki-beceri-gelistirmede-yeni-donem-bilisim-ve-teknoloji-egitimleri/" target="_blank" rel="noopener">tıklayın</a>.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/08/06/hayata-destek-dernegi-bilisim-teknolojileri-egitimi-duzenliyor/">Hayata Destek Derneği Bilişim Teknolojileri Eğitimi Düzenliyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mersin’in ‘Gezi’si Atatürk Parkı Rant Tehdidi Altında</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/26/mersinin-gezisi-ataturk-parki-rant-tehdidi-altinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Tolga Akkuş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Mar 2021 12:01:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Podcast]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk Parkı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgin Yeşilboğaz]]></category>
		<category><![CDATA[Caretta Ekolojik Ahval]]></category>
		<category><![CDATA[Ful Uğurhan]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67673</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil Sayfalar, Kültürhane Mersin ve ÇİTTA Çukurova İnsan Tohum Toprak Atölyeleri iş birliği ile hazırlanan Caretta Ekolojik Ahval’in bu haftaki programında Mersin’in ‘Gezi’si olarak tanımlayabileceğimiz şehrin merkezindeki Atatürk Parkı’nın liman genişletme projesi kapsamına alınarak yok edilme tehdidi ile karşı karşıya kalmasını konuştuk. Mersin Barosu Başkanı Bilgin Yeşilboğaz ve doğa hakları savunucusu Dr. Ful Uğurhan’ı konuk ettiğimiz programda Mersin Limanını işletmesini yürüten MIP’in (Mersin International Port) limanı genişletme çalışmasının hukuksal yönü ile parkın kent belleğindeki yeri ve halk sağlığı açısından önemine değinme imkanı bulduk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/26/mersinin-gezisi-ataturk-parki-rant-tehdidi-altinda/">Mersin’in ‘Gezi’si Atatürk Parkı Rant Tehdidi Altında</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Atatürk Parkı’nın halk sağlığı açısından önemini vurgulayarak sözlerine başlayan Ful Uğurhan, 2000’lerin başında belediye başkanı adaylarının şehre belediye hastaneleri kazandırma projeleri için üniversiteden halk sağlığı hocası Prof. Necati Dedeoğlu’ndan yer önerisi istemeleri üzerine, “Siz bırakın hastane yapmayı. Sağlık için bir şey yapmak istiyorsanız park yapın. İnsanların evlerinin yanına hastane dikmek yerine park yaparsanız insanların yürümesini, temiz hava almasını, ruhen iyileşmesini, kalp sağlığının yerinde olmasını sağlarsınız” sözünü anımsatıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1960’ların başında dolgu alanı üzerinde hayata geçen Atatürk Parkı’nın kent hafızası açısından önemine değinen Uğurhan, parkın içine ilk müdahalenin 2005’de Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Sergi Sarayı yapılması ile başladığını, ardından 2012’de Trafik Tescil Şube Müdürlüğü’nün eklenerek parkın kullanım alanının iyice daraltıldığını belirtiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mersin’de inanılması güç boyutlarda rant paylaşımı olduğunu aktaran Mersin Barosu Başkanı Bilgin Yeşilboğaz, nükleer santral inşaatının devam ettiği bölgede peş peşe doğayı tahrip eden yeni projelerin devreye girdiğini, balık çiftlikleri, polipropilen tesisleri, çimento fabrikaları ve taş ocakları derken yeşil doğası ve denizi ile bilinen Mersin’in bunları kaybettiğinde yaşanacak bir yer olmaktan çıkacağını dile getiriyor. Mersin Limanı’nın genişletilmesi projesi kapsamında Atatürk Parkı’nın önüne bir set çekilmesinin hukuki yönden bir garabet olarak nitelendirilebileceğini söyleyen Yeşilboğaz, “Mersin’in kalbine saplanan hançerlerden birisi de liman işletmesinin bu projesidir. Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin ÇED raporuna onay vermemesine karşın projenin başlatılması bir hukuk garabetidir. Hukuka aykırılık var burada. Büyükşehir Belediyesi’nin projeye karşı açtığı dava da devam ediyor. Dava sonucu proje iptal edildiğinde geri dönüş nasıl olacak? Deniz üzerindeki dolgu alanlarının yaratacağı tahribatın önüne nasıl geçilecek? Hukuk size olumsuz bir cevap verdiğinde bunun bir geri dönüşü yok” şeklinde konuşuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mersin Limanı İşletmesi’nin 19 Mart’ta temel atmasının hemen öncesinde 18 Mart’ta buluşarak ‘Rantın Değil Halkın Parkı, Çay-Simit Buluşması’ etkinliğini gerçekleştirdiklerini, temel atıldığı gün ise Mersin Çevre Platformu’nun çağrısı ile ‘Atatürk Parkı’nda Liman Yapılamaz. Ranta Geçit Vermeyeceğiz” dövizi etrafında bir araya geldiklerini, doğa hakları savunucuları olarak hiçbir şartta bu projenin hayata geçmesine izin vermeyeceklerini özellikle vurgulayan Ful Uğurhan, Türkiye dışındaki ülkeler limanlarını şehrin dışına taşıma gayretinde iken Mersin’de bunun tam tersinin yapılmaya çalışıldığını belirtiyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bilgin Yeşilboğaz kentin tüm dinamiklerinin birlikte hareket ettiği taktirde bu tür doğa tahribatı yaratan projelerin önüne geçilebileceğini dile getirirken; Ful Uğurhan da Atatürk Parkı’nın belediye başkanından halkın tüm kesimlerine kadar herkese ait bir yer olduğunu, bu tür hak mücadelelerinde emek veren insanların dışında evlerinde kalmayı tercih eden sessiz çoğunluğun da sokaktaki mücadeleye katılımı ile parkın savunulmasının elzem olduğunu söyleyerek sözlerini noktalıyor.</span></p>
<p><iframe title="Spotify Embed: Mersin’in ‘Gezi’si Atatürk Parkı Rant Tehdidi Altında" style="border-radius: 12px" width="100%" height="152" frameborder="0" allowfullscreen allow="autoplay; clipboard-write; encrypted-media; fullscreen; picture-in-picture" loading="lazy" src="https://open.spotify.com/embed/episode/1DEp8g724LNyEumLmUaMee?si=VDRc-JTuSgOF8erOSy8_ZA&#038;utm_source=oembed"></iframe></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/26/mersinin-gezisi-ataturk-parki-rant-tehdidi-altinda/">Mersin’in ‘Gezi’si Atatürk Parkı Rant Tehdidi Altında</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kirli Hava Trafik Kazalarından Fazla Can Alıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/23/kirli-hava-trafik-kazalarindan-fazla-can-aliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Dec 2019 08:09:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Buket Atlı]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Gamze Varol]]></category>
		<category><![CDATA[Greenpeace Akdeniz Ofisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kara Rapor]]></category>
		<category><![CDATA[kütahya]]></category>
		<category><![CDATA[Manisa]]></category>
		<category><![CDATA[Mardin]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[Temiz Hava Hakkı Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[THH]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=46087</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kömürlü termik santrallerde filtre sistemleri için gerekli yatırımların ertelenmesini içeren 50. maddenin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından veto edilmesi beklenmeyen bir karardı ve yankıları büyük oldu. Konunun detaylarını Temiz Hava Hakkı Platformu Koordinatörü Buket Atlı ve Türk Tabipler Birliği Halk Sağlığı Kolu Yürütme Kurulu Üyesi Doç. Dr. Gamze Varol ile görüştük. Atlı, insanın havasız yalnızca altı dakika yaşadığını hatırlatarak, temiz havanın önemine vurgu yapıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/23/kirli-hava-trafik-kazalarindan-fazla-can-aliyor/">Kirli Hava Trafik Kazalarından Fazla Can Alıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Temiz hava soluma hakkını korumak için çevre ve sağlık alanında çalışan 16 sivil toplum kuruluşunun bir araya gelerek kurduğu Temiz Hava Hakkı Platformu (THH) 2015 yılından beri çalışmalar yürütüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-46089 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/buket-atl%C4%B1-640x945.jpg" alt="" width="240" height="354" />Temiz Hava Hakkı Platformu Koordinatörü Buket Atlı, &#8220;İnsan açlığa altı hafta, susuzluğa altı gün dayanabilirken; havasız ancak altı dakika yaşayabilir&#8221; diyerek, temiz havanın önemine vurgu yaparak başlıyor sözlerine. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8220;Platform olarak kapasitemizi daha ziyade yeni kömürlü santrallerin engellenmesi konusunda odaklayarak çalışıyoruz. Fakat 2013 yılından beri özelleştirilen ve çalışmakta olan kömürlü termik santrallere verilecek teşviklerin tekrar uzatılması söz konusu olunca, yeni santraller için de cezbedici olacağından bu konuyu da  takip etmeye başladık&#8221; diyor. </span></p>
<p><b>2013&#8217;ten Bugüne 50. Maddeye Giden Yolun Detayları</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Atlı, termik santrallere baca filtresi takmaları için verilen süreleri ve sonrasındaki gelişmeleri detaylarıyla, madde madde anlatıyor:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8220;30 yaşın üstünde olan ve özelleştirilen kömürlü termik santraller, 2013 yılından bu yana; baca gazı kükürt giderim tesisi, filtre sistemleri veya kül barajı gibi çevre ve halk sağlığının korunması için gerekli yatırımları yapmamaktadır. Türkiye’nin en kirli en az 15 termik santralinin havayı kirletmemesi için yapmaları gereken yatırımlar için şirketlere daha önce defalarca süre tanındı. 2013’ten bu yana 6 yıllık süre içinde; </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-2014 yılında, Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın 56. Maddesi olan ‘sağlıklı çevrede yaşama hakkı’ uyarınca, bu santrallerin kirlilik saçmasını anayasaya aykırı buldu ve 2021 yılına kadar verilen izni iptal etti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-2015 yılında yapılan yeni yasal düzenleme bu santrallere son olarak 31 Aralık 2019 sonuna kadar süre tanındı. Anayasa Mahkemesi 2017 tarihli kararında, bu santrallerin 2019 sonuna kadar gerekli yatırımları yapmalarını zorunlu tuttu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-2019 Şubat ayında, Maden Kanunu ve Diğer Kanunlarda Değişiklik Hakkında Kanun Teklifi’ne, Madde 45 adı ile bilinen düzenleme geldi ve kamuoyunun tepkisi sonucu; 14 Şubat 2019 tarihli meclis genel kurulunda, AK Parti, Milliyetçi Hareket Partisi, İYİ Parti, Cumhuriyet Halk Partisi ve Halkların Demokratik Partisi&#8217;nin ortak kararı ile düzenleme geri çekildi. Tüm siyasi partilerin temsilcileri, ‘bu santrallerin 2019 sonuna kadar gerekli yatırımları yapmaları gerektiğini’ savundu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-1 Kasım 2019’da yapılan plan bütçe komisyonunda alınan kararla, Madde 50 adıyla yeni bir Torba Yasa maddesi kirli santrallere verilen ayrıcalıkları Haziran 2022 sonuna kadar 2,5 yıl uzatmak üzere 4. Kez çevre yatırımlarından muafiyet önerisini Meclis’e taşıdı. 21 Kasım 2019 tarihli TBMM Genel Kurulunda Madde 50; mecliste 217’ye karşı 36 oyla kabul edildi.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu noktada Atlı, beklenmedik bir şekilde gelen vetoya getiriyor sözü: &#8220;Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan termik santrallerin çevre muafiyetini 2,5 yıl daha uzatan maddeyi &#8220;Ülkemizin enerji ihtiyacının karşılanması zarureti, insan sağlığı ve çevrenin korunması amacının önüne geçmemelidir” diyerek veto etti ve tekrar görüşülmek üzere Meclis’e geri gönderdi. Madde 50 çıkarılarak Torba Yasa tekrar kabul edildi.&#8221;</span></p>
<p><b>&#8220;Toplanan 100 Bin İmza Etkili Oldu&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-46090 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/termiksantral.jpg" alt="" width="320" height="213" />Platform tüm bu süreçlerde bir kamuoyu yaratmak için çalışmalarını sürdürdü. Bir yıla yakın süredir sivil toplum kuruluşlarının da desteği ile toplanan 100 bin imza; bütün partilerden milletvekilleri ile özellikle santrallerin olduğu Çanakkale, Kahramanmaraş, Muğla, Manisa, Zonguldak, Sivas ve Kütahya gibi illerimizde yaşayan vatandaşların ziyaret, telefon ve sosyal medyadan irtibata geçerek temiz hava solumak istiyoruz demeleri ve maruz kaldıkları havanın fotoğraflarını göstermeleri oldukça etkili oldu tabii. Hem yerel, hem ulusal hem de uluslararası olarak çalışan sivil toplum kuruluşları ve vatandaşların temiz hava soluma talebinin tüm karar vericiler tarafından duyulduğunu görmüş olduk böylece.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Madde 50’nin veto edilmesinin ardından; Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Aralık ayında santrallerin denetlenerek eksiklerinin tespit edileceği ve 1 Ocak 2020 itibariyle de çevre mevzuatına uymayanlara kapatmaya varan cezaların uygulanacağını belirtti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak Atlı, bundan sonraki sürecin takibini yapabilmek için ellerinde yeterli veri bulunmadığını söylüyor: &#8220;Sivil toplum kuruluşları olarak daha önce santrallerin çevre mevzuatına uymak için yapmaları gereken baca gazı filtreleri veya kül barajı gibi yatırımlarda ne durumlarda oldukları ile ilgili yaptığımız bilgi edinme başvurularına şirketlere sormamız gerektiği şeklinde bir cevap geldi. Bu sebeple elimizde bu sürecin takibini yapacak yeterli veri bulunmuyor. Bakanlık tarafından yapılacak olan denetlemelerin sonuçlarının şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşılmasını talep ediyoruz ve kesilen cezaların da takibini yapmaya devam edeceğiz.&#8221;</span></p>
<p><b>&#8220;Firmalara Çevreyi Kirletme Özgürlüğü Tanındı&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Vetonun, yeni açılacak termik santralleri nasıl etkileyeceği, bundan sonrasında bir emsal olup olmayacağını sorduğumuz Atlı, yeni yapılacak ve mevcut olan sanayi tesisleri için farklı limitler belirlendiğini ifade ediyor: &#8220;Hava kirliliği yaratan tesislerin kurulması ve işletilmesine yönelik kriterleri ve yetkili mercilerden alınması gereken izinleri belirleyen Sanayi Kaynaklı Hava Kirliğinin Kontrolu Yönetmeliği (SKHKKY)’dir. TMMOB Makina Mühendisi, MMO Enerji Çalışma Grubu Üyesi Orhan Aytaç tarafından yazılan bir makalede, Türkiye ve Avrupa Birliği (AB) uygulanan yönetmelikleri karşılaştırmaktadır. Yeni yapılacak ve mevcut olan sanayi tesisleri için farklı limitler belirlenmiştir. Aytaç’ın da belirttiği gibi Türkiye’de, özelleştirmeler nedeniyle yapılan yasal düzenlemelere ilişkin işlemlerin uzunca bir zamana yayılması ve ardından çevre mevzuatına uyum için süre tanınması; kamu elindeki veya özelleştirilmiş santrallerde 31.12.2019 tarihine kadar çevre koruyucu önlemler alınmadan, hatta var olan çevre koruyucu tesisleri (ESF, BGKA vb) bile çalıştırılmadan üretim yapılmasının önünü açmıştır. Bir diğer ifade ile santralleri devralan firmalara uzunca bir süre için “çevreyi kirletme” özgürlüğü tanımıştır.&#8221;</span></p>
<p><b>&#8220;Dünya Fosil Yakıtlardan Enerji Üretmeyi Terk Etmeli&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Atlı, filtrelerin hiçbirisi tamamıyla çıkan gazları ve kirliliği tutmamakta ve sera gazı salımını engellemediğinin altını çiziyor ve &#8220;hiçbir şekilde temiz kömür teknolojisi olması mümkün değildir, iklim krizinin de tüm dünya için oluşturduğu tehdidin boyutu düşünülürse artık fosil yakıtlardan elektrik üretmek terk edilmesi gereken bir teknolojidir&#8221; diyor. Atlı, vetonun olumlu bir karar olduğunu ve önümüzdeki dönemde bu santrallerin kapatılması ve adil bir şekilde başka enerji ve istihdam kaynaklarının yaratılması planlarının  da başlamasını umduklarını söylüyor.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Atlı&#8217;nın aktardığı verilere göre Türkiye&#8217;deki termik santral dışındaki diğer hava kirleticilerde de durum iç açıcı değil: &#8220;Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kurduğu istasyonlarda yapılan hava kirliliği ölçümleri <a href="http://www.havaizleme.gov.tr" target="_blank" rel="noopener">web sitesi</a> </span><span style="font-weight: 400;">üzerinden ve Türkiye dahil tüm dünyadaki ölçümleri ise <a href="http://aqicn.org/">buradaki</a> </span><span style="font-weight: 400;">sitesinden anlık olarak takip edilebilirsiniz. Ülkemizde diğer kirleticiler olan PM10 ve SO2 için yasal mevzuat ile belirlenen sınır değerler Avrupa Birliği ile uyumlanmış olsa da sağlık açısından DSÖ’nün önerdiği kılavuz değerlerin üzerindedir. Temiz Hava Hakkı Platformu’nun yayımladığı Kara Rapor’daki resmi ölçüm verileri kullanılarak yapılan analizler, Türkiye’de 2018 yılında yeterli ölçüm yapılan 163 istasyonun yüzde 96,3’ünde yıllık PM10 ortalamasının DSÖ limitlerinin üzerinde kirli olduğunu gösteriyor.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Atlı, &#8220;Aynı rapora göre Türkiye’de hava kirliliği 2017 yılında DSÖ’nün önerdiği seviyelere indirilseydi 30 yaş üzerinde yaklaşık 52.000 kişinin hayatını kaybetmesi yani trafik kazalarının 7 katı kadar ölüm önlenebilirdi&#8221; diyerek durumun vehametini ortaya koyuyor.  </span></p>
<p><b>&#8220;Hava Kirliliği Bir Halk Sağlığı Sorunudur&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-46091 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/gamze-varol-640x427.jpg" alt="" width="320" height="213" />Tasarı meclisten geçtiğinde Türk Tabipler Birliği, “Meclis’te bu maddeye onay veren hekim milletvekillerinin onur kurullarında değerlendirilmeleri konusunda tabip odalarını göreve çağırıyoruz” açıklaması yapmıştı. Türk Tabipler Birliği </span><span style="font-weight: 400;">Halk Sağlığı Kolu Yürütme Kurulu Üyesi Doç. Dr. Gamze Varol, &#8220;</span><span style="font-weight: 400;">Bizler yemin etmiş bir mesleğin üyeleri ve bu üyelerin temsilcisi bir meslek örgütü olarak bilimsel kanıtlar ışığında yaşamı savunmuş, yeminiyle ters düşen, hekimlik meslek etiği kurallarına uymayan, iyi hekimlik uygulamalarından uzaklaşarak her ortamda sağlığı, sağlık hakkını savunması gerekirken Meclis’te bu maddeye onay veren hekim milletvekillerinin onur kurullarında değerlendirilmeleri konusunda tabip odalarını göreve çağırmıştık. Bu noktada tabip odalarından destek yanıtları ve olumlu mesajlar geldi. Biz de TTB Merkez Konseyi olarak odalarımızın girişimlerini destekliyoruz&#8221; diyerek anlatıyor bu süreci. </span></p>
<p><b>&#8220;Türkiye&#8217;de Hava Kirliliği Sorunu Vahim Noktada&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Varol&#8217;a göre hava kirliliği tüm dünyada önemli bir sorun ancak Türkiye’de durum sorun olmasının ötesinde vahim bir aşamada: &#8220;Dünya Sağlık Örgütü sınır değerleri göz önüne alındığında ülke nüfusunun %96’sı kirli hava solumaktadır. Kaldı ki ülkemizin kendi hava kalitesi indeks değerlerine göre bile havası kirlidir. 2018 yılında hava kalitesi en kötü olan ilimiz, Afşin &#8211; Elbistan ilçesinde işletmede olan 2 tane kömürlü termik santrali ve yeni santral planları ile gündeme gelen Kahramanmaraş’tır. Son 3 yıldır 16 ilde -Afyon, Ankara, Burdur, Bursa, Çorum, Denizli, Erzincan, Mersin, Kahramanmaraş, Manisa, Mardin, Muğla, Niğde, Osmaniye, Sakarya ve Sivas-  hava kalitesinde hiçbir iyileşme olmamakta ve ciddi hava kirliliği yaşanmaktadır.&#8221; </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hava kirliliğinin başlıca kaynaklarından birisi olan kömürlü termik santrallerin sağlık etkileri ile ilgili olarak Greenpeace Akdeniz Ofisi tarafından yapılmış olan çalışmanın verilerini aktaran Varol, &#8220;Filtresiz çalışan termik 10 santralin (Yatağan, Kemerköy, Yeniköy, Afşin A, Seyitömer, Tunçbilek, Kangal, Çatalağzı B. ve Soma A) sağlık etkileri hesaplandı. Hesaba göre; 10 tane kömürlü termik santral 2,5 yıl daha çevre mevzuatına uymak için gerekli baca gazı yatırımlarını yapmadığı sürece Haziran 2020’ye kadar “2 bin 860 erken ölüm, 1 milyon 50 kayıp iş günü, 7 milyon 390 hastalık izni, 3 bin 690 hastaneye yatış, 17 bin 400 çocuklarda bronşit, 2 bin 20 yetişkinlerde bronşit, 156 bin çocuklarda astım ve bronşit vakası” görülebilir&#8221; diyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Varol, vetonun santrallerin etkisini birden yok etmeyeceğini ya da anlamlı şekilde azaltmayacağını vurguluyor: &#8220;Madde 50 kapsamında en az 15 kömürlü termik santrale muafiyet verilmesinin talep edildiği düşünüldüğünde bu rakamların çok daha fazla olacağını kolaylıkla öngörebiliriz. Şu anki durumda ise filtrelerin yapılması için gereken girişimlerin başlatılma zorunluluğu gene erken ölümlerin olmayacağı veya santrallerden kaynaklı sera gazı salımı sebebiyle iklim değişikliğine sebep olmaya devam etmeyeceği anlamına gelmiyor. Dolayısıyla santraller gene halk sağlığını olumsuz yönde etkilemeye devam edecekler. Çünkü biraz önce bahsettiğim gibi havamız, suyumuz, toprağımız zaten kirli ve bu kirliliğin bir </span><span style="font-weight: 400;">neden olduğu bir hastalık yükü var. Temiz Hava Hakkı Platformunun 2019 yılında  çıkarttığı Kara Rapora göre Türkiye’de 2017 yılında meydana gelmiş olan 30 yaş üstü (kazalar/dışsal yaralanmalar haricindeki) toplam 399.025 ölüm içerisinde hava kirliliğine atfedilen ölüm sayısı, ortalama 51.574 olarak hesaplanmıştır. 2017 yılında hava kirliliği nedeniyle yaşanan ölümlerin yüzde olarak en fazla olduğu iller ise sırasıyla Iğdır, Kahramanmaraş ve Afyon olmuştur. </span><span style="font-weight: 400;">Özetle ülkemizin artık gram kirliliğe tahammülü yoktur.&#8221;</span></p>
<p><b>&#8220;Hava Kirliliği Anne Karnındaki Bebeği Bile Etkilemektedir&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Varol, hava kirliliğinin hızla mücadele edilmesi gereken bir halk sağlığı sorunu olduğunu söylüyor: &#8220;Termik santraller başta hava olmak üzere su ve toprağı zehirli maddeler ile kirletmektedir. Bu zehirli maddeler solunumla olduğu kadar, cilt ve/veya besin zinciri yoluyla yani yiyeceklerimizle vücudumuza girmektedir. Bu durum başta vücutta biriken ağır metaller aracılığıyla akut ya da kronik zehirlenmelere yol açmakta; solunum sistemi, kalp ve dolaşım sistemi, beyin ve sinir sistemi hatta üreme sistemini etkileyerek ciddi hastalıklara yol açmaktadır. Anne karnındaki bebeği bile etkilemektedir. Bu kirleticilerin bir kısmının kanserojen maddeler olduğunu yani kansere yol açtığını da biliyoruz. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın (IARC), 2013’de yapılan bilimsel çalışmalarda üretilen kanıtlarla dış ortam hava kirliliğinin akciğer kanserine yol açtığının ve mesane kanserine yakalanma riskini arttırdığını ortaya konulduğunu; bu nedenle hava kirliliğinin, kanser yapıcı etkenler Grup I (Kesin karsinojen) listesine alındığını duyurmuştur.&#8221; (Tablo-1)</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-46092 aligncenter" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/Ekran-Al%C4%B1nt%C4%B1s%C4%B1-20-640x473.jpg" alt="" width="640" height="473" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gamze Varol son olarak, Türk Tabipler Birliği&#8217;nin</span><span style="font-weight: 400;"> gündem başlıklarını sıralıyor: &#8220;Kaz dağları, Altın madenciliği, depremlerde, sel ve olağan dışı durumlarda sağlık hizmetleri, savaş ve göç, Akkuyu Nükleer güç santralleri raporu, Hopa Raporu, Çernobil Raporu, Dilovası Raporu, Enerjide toplumsal maliyet ve yenilenebilir enerji kaynakları raporları, bu çalışma başlıkları ve ilgili raporlardan bazılarıdır. Son dönemlerde Kara Rapor başta olmak üzere Temiz Hava Hakkı Platformu kapsamında yayınlanan çok sayıda çalışmayı da burada saymak gereklidir. TTB son olarak 23-26 Ekim 2019 tarihleri arasında Tiflis/Gürcistan’da Dünya Tabipleri Birliği Genel Kurulu&#8217;nda “Gelecek Nesillerin Sağlıklı Çevrede Yaşam Haklarının Korunması ve iklim değişikliğini destekleyen politikaların Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) insanlığa karşı suç kapsamına alınması” başlıklı politika önerisi sunmuştur. Politika önerisinde bağlayıcı yaptırım mekanizması olarak UCM&#8217;nin iklim değişikliğine neden olma suçunu insanlığa karşı suç olarak yargılaması talep edildi. Ayrıca Genel Kurul’da ortak bir kararla “İklim Krizi Acil Bildirgesi” ile hekimlere, çevre krizinin yaşamı tehdit eden etkilerini önleme konusunda baskı yapılması çağrısında bulunuldu. Konuyla ilgili ayrıntılı bilgilere TTB’nin kurumsal web sitesinden de ulaşmak olanaklıdır.&#8221;</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/23/kirli-hava-trafik-kazalarindan-fazla-can-aliyor/">Kirli Hava Trafik Kazalarından Fazla Can Alıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ekoloji ve Barış Mücadelesinin Dar&#8221;boğazı&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/19/ekoloji-ve-baris-mucadelesinin-darbogazi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Dec 2019 10:08:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Akkuyu Nükleer Santrali]]></category>
		<category><![CDATA[Hasankeyf]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Boğazı]]></category>
		<category><![CDATA[kanal istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Mckinsey]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[Montrö Anlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Simit Sarayı]]></category>
		<category><![CDATA[Ziraat Bankası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=45960</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hep daha fazlasını istemenin politik bir yanı vardır ve bir şeyin kullanım değerinden ziyade değişim değerini tercih etmek de daha fazlasını istemenin bir çeşididir. 12 bin yıllık Hasankeyf'i suya gömerek ömrü 60 yıl olan bir baraja çevirmenin; ormanı katledip yerine havalimanı inşa etmenin, havalimanını parka dönüştürmenin olduğu gibi İstanbul Boğazı'nın yanıbaşına Kanal İstanbul'u açmanın da politik hesapları var malum. Lakin mücadele daha politiktir, ona direnişin karesi de denilebilir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/19/ekoloji-ve-baris-mucadelesinin-darbogazi/">Ekoloji ve Barış Mücadelesinin Dar&#8221;boğazı&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Nam-ı diğer Çılgın Proje. İngilizce adıyla &#8220;Crazy Project&#8221;, bilim insanlarının uyarıları okunabilirse sehven &#8220;Aptalca Proje&#8221;şeklinde tercüme edilebilir&#8230; Zira Kanal İstanbul, projesi uygulamaya geçirilirse ekosistemin önemli bir parçası olan deniz yaşamı son bulacak, deniz suyunun yer altı suyuna karışması nedeniyle İstanbul&#8217;un su sorunu katlanacak (hem de iklim krizi koşullarında!), deprem riski artacak&#8230;. Diğer bir deyişle bu kan-al İstanbul&#8217;un kanını damarlarından çekerek doğal yaşam döngüsünü geri dönüşü olmayan şekilde bozacak, nihayetinde beklenen İstanbul depremi siyasi iktidarın eliyle gerçekleştirilmiş olacaktır. Proje için harcanacak enerjinin, iklim krizi için önlem alınması gerekirken atmosfere ekstradan salınacak karbon emisyonunun yol açacağı maddi manevi maliyetler de cabası! Siyasi iktidara göre ise buzdağının görünen kısmı 3. Havalimanı&#8217;nda olduğu gibi yap -işlet-devret mantığıyla  özel şirketlere, şahıslara yetki verilmesinden ibaret. Zira, yeni şehirler kurulacak, istihdam kartı kullanılacak böylece ekonomik ve siyasi rant devşirilecektir. Bununla birlikte Kanal İstanbul&#8217;un siyasi iktidar için yeni bir pazarlık fırsatı yaratacağını küresel arenada siyasi dengeleri hareketlendirmeye dönük bir amaca hizmet edeceğini de öngörmek lazım. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün, gerek İstanbul&#8217;un gerekse Karadeniz&#8217;in barış ortamını 1936&#8217;da imzalanan ve Türkiye dahil tarafların uygulanışına dair bir itiraz beyan etmediği en uzun süre yürürlükte kalan anlaşma sayılan Montrö Anlaşması&#8217;na borçlu olduğumuz yadsınamaz. Türkiye&#8217;nin lehine bir anlaşma olduğu için ilgili akademik çalışmanın </span><a href="https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/43473"><span style="font-weight: 400;">sonuç </span></a><span style="font-weight: 400;">kısmında okuyabileceğiniz gibi siyasi iktidarın boğaz geçiş ücretlerinden yararlanması da  tamamen kendi tasarrufundadır. Yani taraf ülkelerin sözleşmeyle ilgili bir derdi yoktur! Nitekim doğal olarak gözler sözleşme kapsamı dışındaki devletlerin İstanbul Boğazı&#8217;ndan yararlanma hakkını düzenleyen maddelere çevrilince  görülüyor ki 18.maddede &#8220;Karadenize kıyıda</span><span style="font-weight: 400;">ş </span><span style="font-weight: 400;">olmayan Devletlerin sava</span><span style="font-weight: 400;">ş </span><span style="font-weight: 400;">gemileri bu denizde yirmi-bir günden çok kalamayacaktır&#8221;; 19.maddede  &#8220;savaş zamanı sava</span><span style="font-weight: 400;">ş</span><span style="font-weight: 400;">an herhangi bir Devletin sava</span><span style="font-weight: 400;">ş </span><span style="font-weight: 400;">gemilerinin Bo</span><span style="font-weight: 400;">ğ</span><span style="font-weight: 400;">azlar&#8217;dan geçmesi yasak olacaktır&#8221;denmekte&#8230;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kanal İstanbul&#8217;un bir ipte oynayan cambazların sayısını arttıracağı aşikar. Karadeniz&#8217;e kıyıdaş olmayan ülkelerin savaş gemileriyle Karadeniz&#8217;e çıkması ihtimali ki bugün açıkça ABD&#8217;ye ait savaş gemilerinden söz edilmekte kıyıdaş olan ülkeleri misal Akkuyu Nükleer Santrali&#8217;ni yap-sahip ol-işlet modeliyle işletecek olan Rosatom Şirketi&#8217;nin bağlı olduğu Rusya&#8217;yı rahatsız edecek, ilişkiler gerilecektir. Tabii Kanal İstanbul&#8217;un tehlikeli madde sevkiyatının da güzergahı  olacağı bahanesini hatırlarsak yerli ve milli(!) Akkuyu Nükleer Santrali&#8217;ne Rusya&#8217;dan uranyum sevkiyatı veya Akkuyu Nükleer Santrali&#8217;nden çıkarılan kullanılmış yakıtın 10-20 yıl bekletildikten sonra yeniden işleme için Rusya&#8217;ya sevkiyatının (henüz atıklarla ilgili imzalanmış bir sözleşme bulunmamaktadır) Karadeniz-Kanal İstanbul güzergahından yapılma olasılığını  buraya not düşelim.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Proje çılgın olduğu ölçüde gerçekleşme ihtimalinden uzak değerlendirilirse güç kaybetmekte olan bir siyasi iktidarın yeni inşaat ve ilişkilerden devşireceği rant ile gücünü geri kazanmaya dönük hamle yapacağı gözden kaçırılabilir. Ayrıca siyasi iktidarın, toplumsal muhalefet karşısında 2018 yılının Eylül ayında Mckinsey danışmanlık firmasına ekonomiyi denetleme yetkisini vermekten geri adım atması, termik santrallerin filtresiz çalıştırılmasına verilen onayı geri alması ve Ziraat Bankası&#8217;nın Simit Sarayı&#8217;nı kurtarma kararını geri çekmesi gibi bir sonucun Kanal İstanbul için beklenmesi de mücadele açısından yalnızca zaman kaybı olabilir. Kanal İstanbul Projesi,  İstanbul&#8217;a karşı açılan bir sav-aş olduğu kadar yıllardır giderek artan şekilde hukuksuzluğun, anti demokratik uygulamaların mağduru sivil toplumun müdahalesini gerektiren bir demokrasi sorunudur. Dolayısıyla bu projenin sav-ılması ancak tüm sivil toplum kurum ve örgütleriyle çevre hareketinden emek hareketine, su hakkı savunuculuğundan temiz hava hakkı, hayvan hakkı,insan hakkı savunuculuğuna ekoloji ve barış mücadelesinin içinde bulunduğu darboğazı aş-masıyla mümkün olabilir.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/19/ekoloji-ve-baris-mucadelesinin-darbogazi/">Ekoloji ve Barış Mücadelesinin Dar&#8221;boğazı&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Barış Ağı’na Doğru: Barış Vakfı, STK’lar İle Mersin’de Buluştu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/11/turkiye-baris-agina-dogru-baris-vakfi-stklar-ile-mersinde-bulustu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Tolga Akkuş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Nov 2019 12:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Betül Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Gül Yılgör]]></category>
		<category><![CDATA[Başkent Kadın Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Akdokur Aktaş]]></category>
		<category><![CDATA[Hayır Diyebilen Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Kamuran İnan]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[Peace Foundation]]></category>
		<category><![CDATA[Weqfa Aşitiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yakup Levent Korkut]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=44295</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barış Vakfı’nın (Weqfa Aşitiye, Peace Foundation), “Barış Açısını Savunmak ve STK’ları Güçlendirme/Geliştirme” başlıklı toplantısı 9 Kasım’da Mersin Liva Otel’inde gerçekleştirildi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/11/turkiye-baris-agina-dogru-baris-vakfi-stklar-ile-mersinde-bulustu/">Türkiye Barış Ağı’na Doğru: Barış Vakfı, STK’lar İle Mersin’de Buluştu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik, Medipol Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Yakup Levent Korkut ve Yrd. Doç. Dr. Fatma Akdokur Aktaş’ın sunumları ile katıldığı toplantının moderasyonunu ise Mersin Üniversitesi’ndeki görevinden khk ile uzaklaştırılan Prof. Dr. Ayşe Gül Yılgör üstlendi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44298 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/bar%C4%B1%C5%9F-vakf%C4%B1-3.jpg-hakan-tahmaz-640x441.jpg" alt="" width="348" height="240" />Toplantının açılış konuşmasında vakfın amacına dair açıklamalarda bulunan</span> Barış Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Tahmaz<span style="font-weight: 400;">, çözüm süreci tecrübelerinden çıkartılan dersler ile yeni ve kıymetli bir süreci tekrar başlatmanın imkanları üzerinde çalıştıklarını belirtti. Vakıf olarak kendilerinin ve toplantıya katılan sivil toplum örgütlerinin kendilerine sorması gereken sorunun, “AKP, HDP ya da PKK ne yapmalıdır?” yerine “Bizler ne yapabiliriz?” olması gerektiğinin altını çizen Hakan Tahmaz, “Bir çözüm sürecini deneyimledik. Masada oturmanın da kuralları ve usulü var. Bu süreçte bunu tecrübe etme imkanımız oldu. Şimdi yapılması gereken çatışma çözümü üzerine çalışan sivil toplum kuruluşlarının da içerisinde olduğu bir dayanışma ağı meydana getirerek nihayetinde Türkiye Barış Ağı’na giden yolu açabilmektir. Zifiri karanlık bir dönemden geçiyor ve adeta bir Kayyım Cumhuriyeti’ne doğru gidiyoruz. &#8216;Kim ne yapıyor&#8217;dan ziyade &#8216;biz ne yapabiliriz?&#8217;e odaklanmalıyız.” şeklinde konuştu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hakan Tahmaz’ın konuşmasının ardından sözü alan </span>Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik<span style="font-weight: 400;">, kendisinin yıllarca çatışma çözümü üzerine akademik çalışmalar yürüttüğünü ifade etti. Sivil Toplumun barış inşasındaki süreçlerini; Cenevre Enstitüsü Kapsayıcı Barış ve Geçiş Girişimi Direktörü Thania Paffenholz’un belirttiği şekilde vatandaşları tüm taraflardan gelecek şiddete karşı koruma, insan hakları ihlallerini ve barış anlaşması uygulamalarını izleme, barış ve insan haklarını savunma, marjinalleştirilmiş grupların kimliğini yeniden inşa edip demokrasi ve barış değerleri üzerinden Grup İçi Sosyalleşme, karşıt grupları bir araya getirerek Gruplar Arası Sosyalleşme, tüm aktörler arası yerel ve ulusal diyalog süreçlerinin Kolaylaştırıcısı olma ve son olarak bu sayılan 6 işlev için giriş kapısı niteliğinde Hizmet Etme olarak özetledi. Çözüm sürecinin ilk günlerinde Radikal Gazetesi’nde yazı dizisi olarak başlatılan IRA’nın İngiltere, ETA’nın da İspanya ile sürdürdüğü görüşmelere dair detay bilgi aktaran “Onlar Nasıl Çözdü!” dosyasını da anımsatan Prof. Dr. Çelik, barışın sadece müzakere yolu ya da anayasa kapsamında yapılacak değişikliklerden ziyade çok katmanlı bir şekilde ve aşağıdan yukarı barış girişimleri sonucu sağlanabileceğini kaydetti.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44297 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/bar%C4%B1%C5%9F-vakf%C4%B1-1-640x453.jpg" alt="" width="355" height="251" />Medipol Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Yakup Levent Korkut<span style="font-weight: 400;"> ise barış hakkı kavramının tarihsel sürecine dair bilgilendirmede bulundu. Birleşmiş Milletleri kuran ve 26 Haziran 1945’te ABD’nin San Francisco kentinde imzalanan Birleşmiş Milletler Şartı’nda “devletler arası anlaşmazlıklar karşılıklı müzakere ile çözülür” maddesinin yer aldığını ve bunun “savaş yasaktır” olarak tanımlanabileceğini aktaran Korkut, bu anlaşmada “Barış Hakkı” teriminin yer almadığını da sözlerine ekledi. BM Şartı’ndan üç yıl sonra 10 Aralık 1948’de Paris’te kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde de, “barış hakkı” ifadesinin yer almadığını kaydeden Levent Korkut, ilgili belgenin antlaşma değilde bildirge olması hasebi ile bir bağlayıcılığı bulunmadığını da sözlerine ekledi. Dr. Yakup Levent Korkut, savaş propagandasının 16 Aralık 1966 tarihli BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ile yasaklandığını, halkların barış hakkına dair bildirinin ise BM’nin 12 Kasım 1984 tarihli genel kurulunda kabul edildiğini, bu bildirgenin ilk maddesinde “Gezegenimizde yaşayan halkların kutsal barış hakları bulunduğunu ilan ederiz;” ifadesinin de yer aldığını aktardı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Barış Açısını Savunmak ve STK’ları Güçlendirme/Geliştirme” başlıklı toplantısının son sunumunu gerçekleştiren </span>Yrd. Doç. Dr. Fatma Akdokur Aktaş<span style="font-weight: 400;">, Ankara’da faaliyet gösteren Başkent Kadın Platformu kapsamındaki çalışmalarından söz ederken, barış dilini inşa etmenin kolay bir şey olmadığını, “Hayır” diyebilecek bir iradeyi ortaya koymak gerektiğini ifade etti. Bu noktada 90’lı yıllarda Kamuran İnan’ın başlattığı “Hayır Diyebilen Türkiye” konferanslarının önemine de değinen Akdokur Aktaş, “Bir barış süreci geçirdik ve o barış havasının tecrübesini yaşamış insanlarız. Barış dilinin de inşası tek başına olmaz. Farklı yaşayışlarla karşılaşıp kendimizi etüd edebildiğimiz noktada bir barış dili de neşet edebilir. Berfo Ana’nın “Tek istediğim oğlumun kabrini ziyaret etmek” diyen sesine kulak vermemiz gerekiyor.  Barış türkümüzü yükselterek sesimizi çoğaltmalıyız” diye konuştu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44300 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/DPESLz0b_400x400.jpg" alt="" width="351" height="351" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/11/DPESLz0b_400x400.jpg 400w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/11/DPESLz0b_400x400-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 351px) 100vw, 351px" /></span>Barış Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Ayşe Aydoğan, p<span style="font-weight: 400;">rojenin farklı kesimleri bir araya getirmek, onların barışa dair düşünce ve fikirlerini açığa çıkarmak amacında olduğunu belirterek, “Barışa dair STK’ların kendilerine sorduğu soruları açığa çıkaracak bir toplantılar dizisi düzenledik. Bu proje hem STK’ların güçlendirilmesi, geliştirilmesi hem de nihayetinde bir Türkiye Barış Ağı’nın kurulmasına yönelik bir çalışma. Barış Vakfı, 2007’de oluşturulan Barış Meclisi faaliyetlerinin ardından 2016 Mart’ında kuruldu. Mersin’de sonuncusunu gerçekleştirdiğimiz toplantılar dizisinin önceki durakları Van, İzmir ve Ankara idi. Bugün ise Mersin’de sonuncu toplantıyı gerçekleştiriyoruz. Bu toplantıların öncesinde DİTAM (Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi) ve uluslararası kuruluşlar ile Türkiye Barış Ağı’nın kurulmasına dair faaliyetlerimiz olmuştu. Bundan sonraki süreçte de ağ yapısına geçilmesi adına yoğun çalışmalarımıza devam edeceğiz.” dedi.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/11/turkiye-baris-agina-dogru-baris-vakfi-stklar-ile-mersinde-bulustu/">Türkiye Barış Ağı’na Doğru: Barış Vakfı, STK’lar İle Mersin’de Buluştu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Godzilla&#8217;yı Çağırmak!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/04/godzillayi-cagirmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Oct 2019 12:10:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[1999 depremi]]></category>
		<category><![CDATA[AFAD]]></category>
		<category><![CDATA[Akkuyu NGS]]></category>
		<category><![CDATA[Çernobil Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[İkinci Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Lucky Dragon]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[Soğuk Savaş dönemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=42955</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğa ve doğal olanın vahşiliğine üstün gelmenin derdindeyken kendinden bir canavar yaratan insan kendi gazabından kurtulabilecek mi? İleri teknolojinin yıkıcılığını tırmandıran iklim krizi çağında siyasi iktidarlar felaketi önlemek yerine davet ediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/04/godzillayi-cagirmak/">Godzilla&#8217;yı Çağırmak!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın ardından başlayan Soğuk Savaş dönemi boyunca yapılan iki bine yakın atom bombası denemelerinden yalnızca biriydi 1954 yılında Pasifik Okyanu&#8217;ndaki Marshall adalarında gerçekleştirilen deneme. Denemenin ardından Lucky Dragon (Şaslı Ejder) adındaki Japon menşeili gemi ve mürettebatı yoğun nükleer serpintiye maruz kalmış, bir balıkçı yaşamını yitirmişti. Godzilla fikri Toho film şirketi yapımcıları tarafından atom bombası denemesiyle ilgili haberler yayılırken yoğun radyoaktif serpintinin bir sürüngen türünü mutasyona uğratmasının hayali eseriydi. Godzilla gemileri, binaları, uçakları eline ne geçirse param parça ettiği gibi radyasyon da yayarak devasa cüssesiyle adeta atom çağının ejderhasıydı! 2019 yılında Canavarların Kralı adıyla olduğu gibi öncesinde de onlarca farklı versiyonuyla karşımıza çıkan Godzilla bu yazıda ise nükleer riskleri bu çağın diğer riskleriyle birlikte düşünmemize yardımcı olacak.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-42957 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/10/lucky-dragon3Ydeyq.jpg" alt="" width="347" height="238" />Çıkış noktası itibariyle Godzilla&#8217;nın kardeşi denebilecek nükleer santrallerin bir patlama, kaza halinde atom bombası gibi radyoaktif mağduriyet nedeni olduğu bilinen bir gerçektir.  Nitekim tarihte meydana gelen kazalar atom bombası patlamalarıyla açıklanır: 1986&#8217;da Çernobil Nükleer Felaketi&#8217;nde Hiroşima&#8217;ya ABD&#8217;nin atmış olduğu atom bombasıyla yayılan radyasyonun 400 kat fazlası yayılmıştır; 2011 yılında meydana gelen Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nde ise yayılan radyasyon miktarı Hiroşima&#8217;ya atılan atom bombasıyla yayılanın 168 katıdır&#8230; Bu bağlamda en az iki nükleer santral rüyası gören ancak deprem ülkesi de olan Türkiye daha şimdiden temel inşaatında meydana gelen çatlaklarıyla tehlike sinyalleri yayarken Godzilla&#8217;yı karşılamaya hazırlanıyor gibi. Üstelik nükleer santral inşaatını yürüten Rus menşeili şirketin kendi ülkesinin jeolojik yapısı dahil bugüne kadar proje yaptığı ülkelerin profili açısından deprem riskini gözetmiş bir nükleer santral inşaatı da yok!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Daha bir hafta önce İstanbul&#8217;da 6 şiddetinde bir deprem meydana geldi ve uzmanların söylediğine göre bu hareket ana fay hattındaki kırılmanın öne çekilmesine neden oldu hatta büyük İstanbul depreminin 6 yıl içinde meydana geleceğine dikkat çekilmekte. Nihayet şehrin büyüklüğü ve düzensizliği, çarpık yapılaşması meseleyi daha tartışmalı hale getirirken deprem anında kullanılması gereken toplanma alanlarına alışveriş merkezlerinin yapılmış olması skandal olarak gündemde! Bununla birlikte AFAD başkanının bir </span><a href="https://medyascope.tv/2019/10/02/depreme-karsi-herkes-bireysel-tedbirini-almali-diyen-afad-baskani-mehmet-gulluogluna-tepki-erk-sahiplerinin-boyle-bir-uyarida-bulunma-hakki-yok-maruf19/"><span style="font-weight: 400;">konuşmasında</span></a><span style="font-weight: 400;"> depreme karşı herkesin bireysel tedbirlerini almasını salık vermesi neoliberal dönemde yurttaşların sorunlarla tek başlarına baş etmeye bırakıldığını gösteren örneklerden yalnızca biri. Hele riskli okul ve hastanelerin güvenli binalara dönüşmesi için 100 milyar TL&#8217;nin gerektiğini ve böyle bir kaynağın olmadığını söylemesi deprem vergilerinin akıbeti de sorgulanırken fazlasıyla can yakıcı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Deprem, tsunami ve nükleer patlamaların vurduğu 11 Mart 2011 tarihi itibariyle gerek Fukuşima&#8217;da gerekse ülke genelinde Japonların sokak eylemlerindeki en yaygın sloganı &#8220;Fukuşima&#8217;yı geri ver !&#8221; olmuştur. Zira radyoaktif kirliliğin öyle bugünden yarına yok olmaması mümkün değildir, deprem ve tsunaminin izleri silinirken ölçüm cihazlarıyla ölçülmedikçe anlaşılmayan radyoaktivite Fukuşima&#8217;daki eski hayatı adeta yutmuştur. Fukuşima Nükleer Felaketi Japonya ve dünya genelinde nükleer santrallerin inşaatında deprem riskinin dikkate alınmadığına dair tespitlerinin yapılması açısından önemlidir ve nükleer endüstrinin ülkedeki nüfusuna rağmen tüm nükleer santraller kapatılmıştır (Bugün yalnızca 9 reaktör aktif olup yeniden devreye alınma ihtimali olan reaktör sayısı  ise 28&#8217;dir). Deprem riski dünya genelindeki nükleer santraller açısından da güvenlik standartlarının yükseltilmesine, birçok tesisin testlerden geçirilmesine uygun olmayanların kapatılmasına neden olmuş ve diğerlerinin kapatılması için toplumsal muhalaefet yükselmiştir. Yine Asya kıtasının bir başka deprem ülkesi olan ve nüfusu Türkiye&#8217;nin nüfusunun dörtte birine tekabül eden Tayvan&#8217;da üç bin kişinin ölümüne on bin kişinin yaralanmasına neden olan depremin meydana geldiği 1999 yılından bugüne halk nükleer santrallerden çıkılması için uğraşmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-42958 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/10/deprem-map-640x452.jpg" alt="" width="391" height="276" />1999 yılı Türkiye açısından da  Marmara ve Düzce depremleriyle damgasını vurmuş, 30 bin kişinin yaşamını yitirdiği yıl olmuştur. Yine 2011 yılındaki Van Depremi ve ondan önceki Erzincan depremi binlerce kişinin can kaybına neden olmuş, toplumsal acıların yaşanmasıyla sonuçlanmıştır. Türkiye&#8217;nin bir deprem ülkesi olduğu ve fay hatlarının %98&#8217;inin aktif  durumda olduğu hemen herkes tarafından bilinir. Bununla birlikte en bilinen fay hatlarından Ecemiş, Akkuyu Nükleer Santrali&#8217;nin 30 kilometre ötesinden geçmektedir. Hatta 1990&#8217;larda dahi yeni teknolojilerle yapılan incelemeler 30 yeni fay hattı tespitini beraberinde getirmiştir. Bugün en tehlikeli varsayılan Kıbrıs dalma Batma çukuru Akkuyu ile 90 kilometre mesafedeki  Kıbrıs arasında mühim bir tespittir. Ancak bugünkü yeni teknolojiler kullanılarak yapılacak fay hattı taramasının Akkuyu NGS projesini tarihin çöp sepetine gönderme ihtimali olduğundadır ki bağımsız bilim insanları tarafından yapılacak yeni fay hatlarının araştırılmasından imtina edilmektedir. Diğer taraftan afet ve acil durumlara ilişkin tek yetkili kurumun 6 şiddetindeki deprem sonrasında herkesin kendi başının çaresine bakması önerisi aynı siyasi iktidarın nükleer santral kurma planlarıyla birlikte düşünülmesi gerekmektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İklim krizi ise nükleer santrali olan bazı ülkelerin teyakkuza geçerek bir an önce milyonlarca dolar maliyet gerektiren önlemler almasını gerektiren bir gerçektir. 2050 yılından itibaren su seviyesindeki yükselmelerin 60 santimetreye çıkması riski ABD&#8217;de 13 ve Birleşik Krallık&#8217;ta 12 reaktör için santral sahasına su dolması ve tesis içinde tutulan atıkların sular altında kalması felaketiyle sonuçlanabilecektir. Bununla birlikte normal şartlarda nükleer santrallerde kullanılmış olan yakıt çubuklarının tesisten çıkarılması için önce tesis içindeki havuzlarda 20 yıl bekletilerek soğutulması gerekir ki su seviyelerinin yükselme hızı öngörülenden yüksek olabileceği için bu ülkeler birçok riskin ve maliyet içerse de santrallerin tasfiyesini ivedilikle planlamak zorundadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İklim krizi çağının doğayla barışık olmayan endüstrilere pek şans tanımayacağı aşikar. Türkiye hala nükleer santrallerle ilgili maddi manevi sorunları yaşamama şansına sahip ülkelerdendir. Nükleer güç olma projesinden vazgeçmesi ona bu sorunlarla uğraşan ülkelerin kaybettiği zamanı kazanmış olarak gereksiz maliyet ve faturaların altına girmekten kurtulabilir. Kaldı ki yüzünü dünya endüstri devi Almanya&#8217;dan alabileceği feyzle gerçek yerli ve milli kaynakları olan güneşine ve rüzgarına dönmesi onu gelecekte olası bir enerji kısıtı yaşamaktan da kurtaracağı gibi gerçek gücüne de kavuşturacaktır. Aksi halde bir deprem ülkesi olan ve iklim krizinin etkilerini yaşayan Türkiye&#8217;de siyasi iktidarın nükleer endüstriye kapı aralaması Godzilla&#8217;yı çağırmaktan başka bir şey değildir!</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/04/godzillayi-cagirmak/">Godzilla&#8217;yı Çağırmak!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mülteci Çocukların Gözünden Yaşam Alanları</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/02/multeci-cocuklarin-gozunden-yasam-alanlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zümre Deniz Denli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Aug 2019 08:35:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Adanalıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Maya Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[Volkan Gültekin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41200</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mersin’in Akdeniz ilçesine bağlı Adanalıoğlu’nda yaşayan mülteci çocukların kendi yaşam alanlarını çektikleri fotoğraflar, Kültürhane ev sahipliğinde Maya Derneği tarafından sergi haline getirildi. Son dönemde Suriyelilere yönelik nefret söylemlerine tepki göstermek ve bir tarım alanı olan bölgedeki çocukların sorunlarını gündeme taşımak amacıyla düzenlenen serginin tamamı çocukların çektikleri fotoğraflardan oluşuyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/02/multeci-cocuklarin-gozunden-yasam-alanlari/">Mülteci Çocukların Gözünden Yaşam Alanları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Maya Derneği, sergi fikrinin, Adanalıoğlu bölgesinde çadırlarda yaşayan tarım işçilerinin olduğu bölgelere yardım faaliyetleri yapıldığı zamanlara dayandığını belirtiyor.</p>
<p>Maya Derneği Başkanı Volkan Gültekin, sergiyi  Adanalıoğlu’nda yaşayan mülteci çocukların yaşam alanlarını kent gündemine taşımak ve onların görünürlüğünü arttırmak amacıyla düzenlediklerini belirterek, &#8220;Suriyelilerin geri gönderilmesiyle ilgili gündemde yer alan sorunlara dair aslında durumun hiç de anlatıldığı gibi olmadığını açığa çıkartmak istedik. Son dönemde sosyal medyada ciddi anlamda yaygınlaşan ırkçılık söz konusu. Başka pencereden de bu hayatları göstermek istedik. Ki Adanalıoğlu bölgesinde çadırlarda yaşayan mevsimlik tarım işçileri çok ciddi derecede dezavantajlılar. Temel insan hakları, sağlık, eğitim gibi haklara hiç erişemiyorlar.” dedi.</p>
<p>Maya Derneği’nden Proje Koordinatörü Özgür Yılmaz da Adanalıoğlu&#8217;ndaki mülteci çocukların çok zor şartlarda yaşadığını belirterek, &#8220;Çocuklar üzerinde düşündüğünüzde ise çok daha büyük riskler var. Öncelikle tarım alanı olması nedeniyle büyük istismar risklerine açık, çocuklar hijyenden uzak, kıyafet ihtiyaçları çok yüksek, oyun alanları yok. Çocukların gelişim süreçleri negatif yönde ilerliyor. Biz de dernek olarak tarım alanında yaşayan bu çocukların istismar risklerinden korunması, zihinsel, psikolojik ve bedensel gelişimlerinin desteklemesi ve aynı zamanda çocukların temel haklarından biri olan oyun ve oyuncağa erişimlerini kolaylaştırmak için faaliyetler yürüttük.” dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/02/multeci-cocuklarin-gozunden-yasam-alanlari/">Mülteci Çocukların Gözünden Yaşam Alanları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Deniz Varsa Hayat Var&#8217; Diyen Mersin Konseyi’nden Çevre Temizliği</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/13/deniz-varsa-hayat-var-diyen-mersin-konseyinden-cevre-temizligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsa Uğur Erdogan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Jun 2019 10:02:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre Haftası]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Ticaret Odası]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin Kent Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin Tenis Yelken ve Yüzme Kulübü]]></category>
		<category><![CDATA[TEMA Mersin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39590</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kent Konseyi öncülüğünde toplanan sivil toplum kuruluşu üyeleri ve aktivistler, Mersin sahilinde Çevre Haftası kapsamında çöpleri temizledi. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/13/deniz-varsa-hayat-var-diyen-mersin-konseyinden-cevre-temizligi/">&#8216;Deniz Varsa Hayat Var&#8217; Diyen Mersin Konseyi’nden Çevre Temizliği</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39617 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/DSCF8862-640x480.jpg" alt="" width="294" height="220" />Mersin Kent Konseyi ve Büyükşehir Belediyesi’nin organizasyonuyla bir araya gelen STK’lar, Deniz Ticaret Odası’nın sponsor olduğu çevre temizliği etkinliğinde buluştu. Kent Konseyi’nin koordine ettiği etkinliğe MTSO, MDTO, AKUT, Turmepa Yelken Kulübü, MIP, TEMA Vakfı, Mersin Tenis Yelken ve Yüzme Kulübü ve öğrenciler katılım gösterdi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mersin Tenis ve Yelken ve Yüzme Kulübü önünde buluşan yüzlerce kişi sahilde temizlik gerçekleştirdi. Gruplara ayrılan Mersinliler kısa sürede yüzlerce kilo atık topladı. Etkinlikte Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer de katılarak vatandaşlarla birlikte temizlik yaptı.</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kısa bir konuşma gerçekleştiren Seçer anayasada yer alan; ‘Her yurttaş temiz bir çevrede yaşama hakkına sahiptir’ maddesine atıfta bulunarak, yöneticilerin bunu sağlamak zorunda olduğunu vurguladı. Seçer; “Çevre bilinci olmayan bir toplumda bunu yapıyorsanız, bir taraftan da kirletenler eksilmiyor arkasını topluyorsunuz o kirletenlerin yetemiyorsunuz onlara. Öncelikle bu bilinci aşılamamız gerekiyor” diyerek etkinliğin bu amaca hizmet ettiğini belirtti.</span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39615 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/DSCF8892-640x480.jpg" alt="" width="324" height="243" />Belediye Bu Kentin Lokomotifi</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mersin’in turizm, sanayi ve tarım bölgesi olması ve denize kıyısı olması sebebiyle çevre konusunun daha önemli olduğunu belirten Seçer; “Sanayi var, çok önemli ama sanayinin çevreye olumsuz etkilerini de biliyoruz. Uygun koşullarda sanayi tesisi oluşturamazsanız çevre katliamına yol açarsınız. Turizm bölgesi; turist temiz bir çevre ister. Tarım bölgesi; yapacağımız sanayi tesisleri eğer usulüne uygun yapılmazsa ya da uygun tekniklerle bu sanayi tesisleri inşa edilmezse tarım sektörüne çok büyük olumsuzluklar getireceğini görüyoruz. Kıyısı olan bir şehiriz. Dünyanın en önemli limanına sahibiz. Binlerce gemiyi ağırlıyoruz. Burada dünyanın bir çok bölgesinden yük getiriliyor. Bunlar bir anlamda da potansiyel tehlike içerirler çevre ve toplum sağlığı açısından. Bunun bilincindeyiz.” dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çevre temizliğine önem verdiklerini belirten Seçer çalışmalarını; “Deniz bizim için önemli. Buraya yük getiren araçların denetiminden, onların atıklarının alınmasına kadar. Deniz yüzeyinin katı atıklardan temizlenmesine kadar bir çok alanda faaliyetimiz var. Diğer taraftan evsel atıklardan geri dönüşüm konusunda bilinç yaratmaya çalışıyoruz. Hem ham madde kaynağı konusunda ülkemiz zengin bir ülke değil. Ekonomimize katkı sunmaya çalışıyoruz. Diğer taraftan bu yaptığımız faaliyetlerle daha temiz bir çevrenin oluşmasına katkı sunuyoruz. Düzenli katı atık depolama tesislerini önemsiyoruz. Çöp gazlarının enerjiye dönüştürülmesi konusunda önemli projeler yapılmış ama ilave yatırımlar gerekiyor” şeklinde ifade etti. </span><span style="font-weight: 400;">Belediyenin çevre temizliği konusunda önemine dikkat çeken Seçer; “Burada asıl lokomotif olan mutlaka bütün kurumlarımız önemli, merkezi yönetime bağlı bütün kurumlar kendi görev ve yetkileri dahilinde işlerini yapma zorunluluğu var. ama belediye bu kentin her şeyi bu kentin lokomotifi” benzetmesinde bulundu.</span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39616 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/vahapsecer4-640x480.jpg" alt="" width="296" height="222" />&#8216;Çevreyi Korumak Boynumuzun Borcu&#8217;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">TEMA Mersin Temsilcisi Perihan Saydan Pazarbaşı de, etkinlik için; “Temiz bir çevrede yaşamak doğadaki her canlının hakkıdır. Belediyelerle birlikte farkındalık yaratmak amacımız. Bu dünya hepimizin, hepimiz aynı çevrede yaşıyoruz korumak boynumuzun borcu” şeklinde konuştu. </span><span style="font-weight: 400;">AKUT adına Zübeyde İnceman ise; “ AKUT olarak 22 yıldır çevreye duyarlı insan ve canlı hayatına değer veren bir STK olarak bu faaliyetin içerisinde bulunduğumuz için çok mutluyuz. Bu tür etkinliklerin devamını diliyoruz” temennisinde bulundu. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/13/deniz-varsa-hayat-var-diyen-mersin-konseyinden-cevre-temizligi/">&#8216;Deniz Varsa Hayat Var&#8217; Diyen Mersin Konseyi’nden Çevre Temizliği</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mersin&#8217;de Akkuyu Neden Kapatılmalı Paneli&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/29/mersinde-akkuyu-neden-kapatilmali-paneli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsa Uğur Erdogan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 May 2019 12:44:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Akkuyu nükleer santral]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin Kent Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin Nükleer Karşıtı Platform]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39197</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mersin’de yapımı süren Akkuyu Nükleer Santrali son dönemde beton zemininde oluşan çatlak ve dolgu yapılarak giderilmesi tartışmaları ile gündeme gelirken, Mersin Nükleer Karşıtı Platform ve Mersin Kent Konseyi, Akkuyu’da Nükleer Santral İnşaatı Neden Hemen Durdurulmalı’ sorusunu bir panelle ele aldı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/29/mersinde-akkuyu-neden-kapatilmali-paneli/">Mersin&#8217;de Akkuyu Neden Kapatılmalı Paneli&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mersin Nükleer Karşıtı Platform ve Mersin Kent Konseyi’nin ortaklaşa düzenlediği panelde, nükleer santralin zemin çalışmaları ve Akkuyu’nun jeo-fizik yapısı tartışıldı. Kuzey Anadolu Ecemiş Fay Hattı’nın bitim noktasında yer alan Akkuyu, depremsellik, küresel ısıtma etkileri ve güvenlik açısından sorgulandı.</p>
<p>Mersin Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirilen panelde, Fizikçi Prof. Dr. Hayrettin Kılıç ve Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri Gönüllü Avukatı İsmail Hakkı Atal, “Akkuyu’da nükleer santral inşaatı neden hemen durdurulmalı?” sorusunu cevapladı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-39199" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/esraergüzeroglukilim-2-640x480.jpg" alt="" width="360" height="270" />Moderatör Dr. Esra Ergüzeroğlu Kilim, 2010 yılından sonra hükümetin ikna politikalarından zora dayalı politikalara geçiş yaptığını savunarak, &#8220;Çünkü yerel halkın yüzde seksen beşi nükleer santrallere karşı. Böyle bir ortamda bir yatırıma, bir girişime girişmek büyük bir risk. Hükümet her zaman için ikna politikalarını cebinde tuttu. İşte nükleer santral şirketinin şehrin merkezide açtığı bürodan, belediyelerin panolarının kullanılmasına, mülki idare amirlerinin özellikle nükleer yandaşı kişiler tarafından seçilmesi ya da bu kişilerin bu politikayı ikna etmek için alanda aktif olarak çalışması faaliyetleri yine ikna amacıyla yürütülüyordu. İlkokul düzeyine varacak şekilde yerel halkın; okullarda öğrencilerin, üniversiteden öğrencilerin alınıp nükleer santral konusunda ikna çabaları yürütülüyordu. Ama bir aşamaya gelindi ki devlet hem sermaye hem yerel emekçi halk açısından ikna politikalarından vazgeçti ve nükleer santralleri Rusya&#8217;yla yapılan bir uluslararası anlaşma yoluyla yürütme ihtiyacı duydu. 2010 yılından sonra yapılan anlaşma sonrasında artık şirketlerinde bu konuda yarışmacı, rekabetçi herhangi bir ilişki içerisine girip, söz hakkı elde etmesinin önü tıkanmış oldu” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>&#8216;Trityum ve Karbon Envanteri Raporda Yok&#8217; </strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39200 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/ismailhakkıatal-1-640x480.jpg" alt="" width="379" height="284" />Prof. Dr. Hayrettin Kılıç ise nükleer santralin dışında Nükleer Yakıt Fabrikasyon projesinin pek bilinmediğini, kurulacak santralin yanında dünya nükleer piyasasına yakıt üreten bir fabrika tesisi kurulacağını belirtti.</p>
<p>ÇED raporunda sadece santralin bir yıldaki salınım envanteri olduğunu belirten Kılıç, &#8220;Raporda trityum ve karbon yok. Trityum hidrojen gazının bir izotopu, agresif bir radyoaktif. Havadan aldığımız hidrojenden bahsetmiyoruz. Fakat burada unutulmuş. Dünyada trityum ve karbon yayınlamayan tek yer burası. Hele ki bunun radyasyon envanteri bilimsel suç. Bu verdikleri radyasyon envanteri, doğaya yaydıkları veriler hepsi yanlış. Hepsi yirmi ila yüz defa eksik gösterilmiş. Çünkü trityum ve karbon uçmuş” dedi.</p>
<p><strong>Ortadoğu Böyle Bir Risk Alamaz</strong></p>
<p>Nükleer atıkların saklanılması ve depolanmasında ki risklerden bahseden Kılıç; “Atom For Peace projesiyle böylece dünyada nükleer enerjinin barışçıl amaçla kullanılması için program başlatıldı. Bu programlara ilk imza atanlardan biri de Türkiye’dir. Amerikan hükümetinin elinde tonlarca plütonyum var. İhtiyaç yok. Bu reaktörlerdeki atık yakıt çubuklarını almamaya başladı. Bildiğiniz gibi atık yakıt çubukları bir yıl veya iki yıl çalıştıktan sonra elektrik kapasitesi düştüğü zaman bunları çekiyorsunuz havuzlara. Beş ila dört sene arasında o havuzlarda bekletmeniz lazım. Hükümet bunları almayınca yeni çubuklara yer açmak için şirketler santral sahası içerisine beton dökerek kuru izolasyon yaptılar.Nükleer enerjinin ana vatanı olan Amerika’da nükleer  atıkların korunması, nihai izolasyonu için on beş yıl önce Las Vegas’ın 100 mil ötesinde başlatılan tünel, yaklaşık on beş milyar dolar harcandı. Bir gram dahi nükleer atık konulmadı. ÇED raporunda nükleer atık problemi ileride çözülecektir gibi laflar ettiler. Danıştayda buna mührünü bastı. On sene sonra aynı şeyler bizde de olacak. Havuzlarda yer kalmayınca nükleer santral sahasında betonların içerisine saklayacaklar. Ortadoğu böyle bir olaya risk alamaz. Oraya atılacak, omuzdan atılan küçük bir bomba büyük bir felaket olur, koruyamazsınız” diye konuştu.</p>
<p><strong>&#8216;Rasatom’un Seceresi Bozuk&#8217;</strong></p>
<p>RASATOM’ un yaptığı çalışmaların uluslararası alanda bir geçerliliği olmadığını vurgulayan Kılıç ; “ÇED raporunda diyor ki; ‘RASATOM dünyanın en saygın şirketi. RASATOM’un şu anda batı dünyasında sertifika alarak kurduğu, çalıştırdığı bir reaktör yok. Kendi ülkelerinde tamamen Soğuk Savaş sırasında kurulan askeri reaktörler. Fukuşima felaketinden sonra Uluslararası Atom Enerjisi Komisyonu nükleer santralleri olan bütün üye ülkelere genelde yayınladı. Ülkelerinizdeki santrallerde stres testi yapın diye. Bu kapsamda, Rusya’da da yapıldı, sonuçları sakladı. RASATOM’un seceresi bozuk. Çünkü Bulgaristan’da yapmak istedikleri rektörün ihalesi iptal edildi. Çünkü kullandıkları malzemenin menşei belli değil. İran’da bu projeyi aldıkları zaman kurdukları reaktörün altı aylık ilk deneme esnasında dört ana pompası iflas etti. Çünkü kullanmadıkları, eski, menşei belli olmayan reaktörün ana kalbi olan dört sirkülasyon pompası patladı. Hindistan’da yaptıkları santralin deneme esnasında elektrik tribünleri patladı. RASATOM müdürlerinin son on yılda ya FBI tarafından yada kendileri tarafından hapsedildi. Çünkü hepsi haraç yemiş, naylon fatura kullanmış ve kullanılan malzeme uluslararası standartlara uymayan malzeme kullanmışlar. Adana ve Mersin’den götürdükleri iş adamlarına gösterdikleri örnek bir reaktör var. Orayı yirmi yıldır bitiremediler, devamlı skandallar oluyor” dedi.</p>
<p><strong>Akkuyu ve Deprem Riski</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39201 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/ismailhakkıatal-2-640x480.jpg" alt="" width="380" height="285" />Kılıç’ın ardından söz alan Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri Gönüllü Avukatı İsmail Hakkı Atala ise ÇED süreci deneyimleri, küresel ısıtmanın etkileri ve Akkuyu yakınlarındaki deprem riski üzerine konuştu. Çeşitli kurumların by-pass edilmesinin, işlevsiz bırakılmasının sıkıntılarının yaşandığını dile getiren Atala, &#8220;Biz Akkuyu Nükleer Santrali mücadelesinde Sokrates’in binlerce yıl önce Atina devletine karşı yaptığı görevin bir benzerini yapmaya çalışıyoruz. Çevreciler, ekolojistler olarak buraya yapılamaz dedik. Bugün netice Akkuyu Nükleer Santrali’nin zeminine dökülen beton çatladı. Daha bu betonun üzerine her biri üç bin beş yüz ton ağırlığında reaktör binmedi. 11 temmuz 2016 tarihinde keşfe gittik. Kamulaştırma olmadan önceki taşınmaz sahiplerini bulup, kamulaştırılan taşınmazın geri alınması için dava açacaktık.Orada bir balıkçı dedi ki; ‘ 1983 yılında burada taşeron firmada inşaat işçisi olarak çalıştım. Biz buraya elli ton çimento bastık yüz elli metre ötede denizden çıktı’. dedi.</p>
<p>Nükleer taraftarı olanların bile tehlikeyi öngördüğünü söyleyen Atala ; “Şöyle bir şey oldu bugünlerde beton çatladı. 3 Mayıs 2015 tarihinde Mersin’de Kamu Diplomasisi Bölge Müdürü bilirkişi Faruk Özer; “zemin kotunun bir metre altında suyu durduramayan bir şirket hiç bir şey inşa edemez.Nükleer santralin yanında ki bir kişi olmakla birlikte memleketimin milli çıkarları için bu şirket tarafından yapılmasını hatalı görüyorum. Bu iptal edilmeli.” Nükleer santral taraftarı olan bir adam bile istifa etti. Çünkü o zaman bile yaptıkları binalara su sızdı“ dedi.</p>
<p>Deprem riski gerçekliğine dikkat çeken Atala; “Şimdi daha sonra Çukurova Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği bölümünden Profesör Doktor Hasan Çetin’in 2001 yılında TÜBİTAK Kongresi’ne sunduğu bir rapor var. Hasan Çetin diyor ki ; “Kuzey Anadolu Ecemiş Fay Hattı. Bölgede ilki 38 bin yıl önce, ikincisi 18 bin, üçüncüsü 17 bin yıl önce üç büyük deprem olmuş. Tekrarlanabilirliği on bin yılda bir olan bölgede son 17 bin yılda deprem olmamıştır. Burada büyük bir enerji birikimi vardır. Her an büyük bir deprem olabilir.” Biz bu raporlarla keşifte yırtındık. Burada bir nükleer santral bulunması soykırım, cinayette değil soykırım bütün Akdeniz havzasını öldürür” diye konuştu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/29/mersinde-akkuyu-neden-kapatilmali-paneli/">Mersin&#8217;de Akkuyu Neden Kapatılmalı Paneli&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
