<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>koronavirüs arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/koronavirus/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/koronavirus/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 06 Apr 2021 08:12:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>koronavirüs arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/koronavirus/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Pandemi Hayvan Hakları İhlallerini Görünmez Kıldı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/06/pandemi-hayvan-haklari-ihlallerini-gorunmez-kildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nur Akdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2021 08:12:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[pandemide hayvanların durumu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=68125</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gezegeni, yaşam alanlarımızı paylaştığımız hayvanlar her gün hak ihlallerine maruz kalıyor. “Normal” hayatlarımızda az çok tanık olduğumuz bu ihlaller, 2020 yılında başlayan Koronavirüs pandemisi nedeniyle daha fazla derinleşirken bir yandan da görünmez oldu. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/06/pandemi-hayvan-haklari-ihlallerini-gorunmez-kildi/">Pandemi Hayvan Hakları İhlallerini Görünmez Kıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Hayvan Hakları İzleme Komitesi 2016 yılından bu yana hayvan hakları ihlallerini raporluyor, bu raporlarda yer alan başlıklar: yaşam hakkı gaspı, işkence, özgürlüğü kısıtlama ve cinsel şiddet. 2020 yılının ilk 6 aylık raporunu </span><a href="http://hayvanhaklariizleme.org/dosyalar/hayvan-hakki-ihlalleri/yasayi-beklerken-hayvan-hakki-ihlalleri-raporu-ocak-2020/"><span style="font-weight: 400;">buradan</span></a><span style="font-weight: 400;"> okuyabilirsiniz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Koronavirüs ortaya çıktıktan ve bu virüsün “yarasa”lar ve diğer hayvanlardan bulaşması konuşulmaya başladıktan sonra genel yargı, virüsün bulaşmasının hayvanlardan insanlara olduğu yönündeydi. Araştırmaların çok yeni olması birçok spekülasyona yol açtı ve insanlar beraber yaşadıkları hayvanları sokağa terk etmeye başladılar. Bu nedenle ormanlarda, kırsal alanlarda yaşayan kedi köpek sayısında öngörülemez bir artış oldu. </span><a href="https://tr.euronews.com/2020/04/21/koronavirus-de-dahil-tum-zoonotik-hastal-klar-n-sorumlulugu-insana-ait"><span style="font-weight: 400;">Aslında koronavirüsünde de diğer zoonotik hastalıklarda</span></a><span style="font-weight: 400;"> (ruam, kuş gribi, deli dana, sıtma vs.) olduğu gibi hayvanları yemekle, tüketilir mallar olarak görmekle ilgili bir sorun vardı, </span><a href="https://www.aa.com.tr/tr/koronavirus/koronavirus-evcil-hayvanlardan-bulasmiyor/1770299"><span style="font-weight: 400;">iyi ilişkiler kurmak ve aynı evi paylaşmakla, temas etmekle değil. </span></a></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sokakta yaşayan hayvanlar için onların üşümeyecekleri, zaten sokakta yaşadıkları için her koşulda hayatta kalabilecekleri görüşlerini sık sık duyuyoruz. Binlerce yıl önce ‘evcilleştirilmiş’ hayvanlar için sokakta yalnız başlarına hayatta kalmak olası değil, kent düzeni hayvanların kendi kendilerine avlanabilecekleri, barınabilecekleri bir düzen değil. Temel ihtiyaçlarını gidermek için insanlara ihtiyaç duydukları bir düzende yaşıyoruz. Bu temel ihtiyaçlardan yemek ihtiyacının giderilmesi genellikle gönüllü insanlar tarafından yapıldığı için sokağa çıkma yasakları hayvanların yaşam kalitesini daha da düşürdü</span><b>.</b><span style="font-weight: 400;"> Sokaklarda, ormanlarda hayvan sayısı artsa da yeterli besleme yapılamadı. Nisan ayına geldiğimizde ise İçişleri bakanlığı besleme yapan insanların yasaktan muaf tutulduğuna dair bir genelge yayımladı ve böylece gönüllüler besleme yapmaya devam edebildiler. Pandemi öncesinde de olduğu gibi hayvanların sağlık kontrollerinin yapılmasının, aşılanmalarının da gönüllülerin inisiyatifinde olması, bu süreçte hayvan sayısının artmasıyla katlanarak devam etti.</span><b> </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Belediyelerin de barınaklarda yaşayan hayvanları toplu bir şekilde gecenin bir saatinde kimse görmeden ormana, dağ başına bırakmalarının, ölüme terk etmelerinin yalnızca bir kısmını gördük. Örneğin </span><a href="https://www.evrensel.net/haber/424731/diyarbakirda-yuzlerce-hayvan-olume-terk-edildi"><span style="font-weight: 400;">Diyarbakır’da 400’e yakın köpeğin sokaklara terk edildiği ve birçok hayvanın hayatını kaybettiği görüntüler var.</span></a><span style="font-weight: 400;"> Ancak maalesef biliyoruz ki, bunlar ihmallerin medyaya yansıyan yalnızca küçük bir bölümü. Sadece toplu bir şekilde yapıldığı için görebiliyoruz. Belediyelerdeki süreç şeffaf yürütülmediğinden ve hayvan sayısına dair güncel bir veri olmadığından hayvanlar sokaklara terk edildi mi ya da öldürüldü mü bilmiyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zaten barınaklarda pandemi öncesinde yaşanan ihmallere ve kötü muameleye maalesef ki aşinayız. Hayvanlar küçücük kafeslerde üst üste, hijyenik olmayan koşullarda, bir insanla ya da hayvanla sağlıklı bir temas kuramadan, çoğunlukla kötü muameleye maruz kalarak yaşıyorlar. Denetleme yapılmıyor, koşullar her geçen gün kötüleşiyor. Bu süreçte de yaşanan sorunlarla ilgili kontrolü sağlayan gönüllüler giriş yapamadığı için yaşanan sorunlardan, ihmallerden de haberdar olamadık. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zaman geçtikçe insanların uzun süre evde kalması bu sefer </span><a href="https://www.dha.com.tr/yurt/pandemi-donemi-hayvan-sahiplenme-yuzde-yuz-artti-sokaga-birakmayin-uyarisi-yapildi/haber-1802387"><span style="font-weight: 400;">hayvan yuvalanmalarının sayısını arttırdı.</span></a><span style="font-weight: 400;"> Yuvalandığınız hayvanları sokağa terk etmeyin çağrıları yenilendi. </span></p>
<h5><b>Esarethanelerdeki Hayvanlara Ne Oldu?</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayvan hakları aktivistleri yıllardır hayvanat bahçelerinde, yunus parklarında, akvaryumlarda, kürk çiftliklerinde esir olan hayvanların sayısına ulaşmaya çalışsa da henüz doğru bir sayıya ulaşamadı. Yapılan araştırmalarda da hayvanların çok küçük bir kısmının sayısına ulaşıldı. Pandemi sürecinde bu esarethanelerde kalan hayvanların ne durumda olduğuna dair bir bilgiye ulaşılma çabası da sonuçsuz kaldı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pandemi öncesinde hayvanat bahçelerinde zaten esir olan hayvanlara yiyecek vermeye çalışan, plastik, taş vb. maddeler atan insanlardan uzak kalmaları bir bakıma iyi olmuş olsa da, onları mal ve para kazanabildikleri “şeyler” olarak gören hayvanat bahçesi sahiplerinin, çalışanlarının hayvanlar bir gelir kaynağı olmadığı durumda onlara ne kadar iyi bakım verdiklerini bilmiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’deki kürk çiftliklerindeki hayvanlara dair de elimizde bir sayı yok hatta kaç kürk çiftliği olduğu bile bilinmiyor, Tarım ve Orman Bakanlığı bu veriyi tutmuyor. Kürk çiftlikleri dışarıya tamamen kapalı durumda oldukları, bir denetim ve kontrol mekanizması olmadığı için içeride neler oldu ya da oluyor bilmiyoruz. Ancak Dünya’dan çıkan haberlerde gördük ki, Danimarka ve Polonya gibi </span><a href="https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-55016531"><span style="font-weight: 400;">ülkelerde çiftliklerdeki çalışanlarda</span></a><span style="font-weight: 400;"> koronavirüs çıkmasından dolayı milyonlarca hayvan öldürüldü. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aşı çalışmaları nedeniyle yapılan deney sayısı arttıkça deneylerde işkenceye maruz bırakılan hayvan sayısı da arttı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mezbahalarda çalışan insanlarda birçok toplu virüs vakası görüldü. </span><span style="font-weight: 400;">ABD&#8217;de pandemi sürecinin başlamasından haziran ayına kadar görülen tüm Covid-19 vakalarının yarısı bu tesislerden yayılmış olabileceğini </span><a href="https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-53140129"><span style="font-weight: 400;">gösteriyor.</span></a><span style="font-weight: 400;"> Mezbahalarda çalışan insanların genellikle göçmenler, sosyo-ekonomik gelir düzeyleri düşük kişiler olmasından dolayı kaldıkları evlerde de, yatakhanelerde de toplu şekilde yaşıyorlar. Fabrikalarda işçiler iş güvencesinden yoksun, sigortasız, günlük, saatlik kontratlarla sıkışık alanlarda çalıştırılıyorlar. Bu şekilde bakıldığında, derin hayvan hakkı ihlalleri barındıran mezbahalarda insan hakkı ihlallerinin de olduğunu görüyoruz. Zaten bu kadar şiddet dolu ve kötü bir çalışma ortamında bulunan kişilerin sağlıklı bir yaşam süreceğini bekleyemeyiz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2020 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı Faaliyet Raporunda canlı hayvan ticareti adı altında getirilen hayvanların sayısını açıklamadı. TÜİK verilerine göre insan menfaati için sömürülmek adına ithal edilen 14 milyon 384 bin 991 tavuk civcivi, hindi civcivi ve sığır birçok farklı ülkeden Türkiye’ye getirildi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Burak Özgüner 2018 yılında “Afiyet Olmasın Türkiye” başlıklı yazısında </span><a href="https://m.bianet.org/biamag/hayvan-haklari/195670-afiyet-olmasin-turkiye"><span style="font-weight: 400;">şunları yazmıştı:</span></a><span style="font-weight: 400;"> “Bir milyona yakın hayvanın, öldürülmek üzere Türkiye&#8217;ye taşınıyor olması ise toplumun büyük bir çoğunluğunda hiçbir rahatsızlık yaratmıyor. </span><a href="https://www.youtube.com/watch?v=RCcFVp_zm_o"><span style="font-weight: 400;">İşkence ile taşınan hayvanlar</span></a><span style="font-weight: 400;">,</span><span style="font-weight: 400;"> bir de zehirli kimyasala maruz kalmış şekilde Türkiye&#8217;ye zorla getiriliyor. “Ucuz et de ucuz et” diye aylardır gündemi meşgul eden canlı hayvan ticareti nedeniyle bu hayvanların çilesi belli ki bitmeyecek ama bu zulme ortak olmamak da elinizde&#8230;” </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/06/pandemi-hayvan-haklari-ihlallerini-gorunmez-kildi/">Pandemi Hayvan Hakları İhlallerini Görünmez Kıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mültecilerin Yeni Sınavı: Aşı Pasaportu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/31/multecilerin-yeni-sinavi-asi-pasaportu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Mar 2021 09:19:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[aşı pasaportu]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[küresel göç]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67870</guid>

					<description><![CDATA[<p>Küresel göç akışı güneyden kuzeye, doğudan batıya, çevre ülkeden merkez ülkeye, sömürülenden sömürene, yoksun coğrafyadan zengine bir seyir izlerken; bu seyir şimdi yeni bir sınav ile karşı karşıya: Aşı Pasaportu! Her ne kadar kulağa hoş gelen bir söz öbeği olsa da aşı pasaportu meselesinin adil olmadığına ilişkin tartışmalar var.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/31/multecilerin-yeni-sinavi-asi-pasaportu/">Mültecilerin Yeni Sınavı: Aşı Pasaportu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Dünyada çapında yaklaşık 1 milyar uluslararası göçmen bulunuyor. Bu sayının 80 milyonu zorla yerinden edilen göçmenlerden oluşuyor. Göç gündemi ısındıkça devletler sınırlarındaki kalelere yeni taşlar ekliyor. Aralık 2019’da küresel koronavirüs krizinin patlak vermesi ile özellikle düzensiz göçmenler için sınırlar arası geçişler oldukça zorlaştı. Bunun ötesinde dezavantajlı gruplar arasında yer alan mültecilerin aşılama sürecine ilişkin bir planlama ortaya konulamıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mülteciler koronavirüs salgınında çok sayıdaki risk faktörünü bir arada yaşamanın ağır yükünü taşıyorlar. Öyle ki; ülkesini terk etmek zorunda kalan birçok insan zor ve kalabalık yaşam koşulları, evden çalışabilme imkanlarının bulunmadığı kayıt dışı istihdam, yeterli su ve hijyene erişimlerin kısıtlı olması gibi çeşitli sınavlarla karşı karşıya geliyorlar. Mülteciler ayrıca bazı ülkelerde ırkçı yaklaşımlar, güvensiz yasal statü, kısıtlayıcı politikalar, sağlık sistemleri hakkında sınırlı bilgi, dilsel ve kültürel engeller ve yetkililere güvensizlik dahil olmak üzere, kamu ve sağlık hizmetlerinin önünde çok sayıda engelle </span><a href="https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/33640075/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">karşılaşıyorlar</span></a><span style="font-weight: 400;">.</span></p>
<h5><b>Koronavirüs Dönemi’nde Engellerden biri de Aşı Pasaportu</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Küresel göç akışı güneyden kuzeye, doğudan batıya, çevre ülkeden merkez ülkeye, sömürülenden sömürene, yoksun coğrafyadan zengine bir seyir izlerken; bu seyir şimdi yeni bir sınav ile karşı karşıya: Aşı Pasaportu! Her ne kadar kulağa hoş gelen bir söz öbeği olsa da aşı pasaportu meselesinin halihazırda adil olmadığına ilişkin tartışmalar var.</span></p>
<h5><b>Aşı Pasaportu Nedir?</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Pasaport aslında yabancı ülkelere gidecek olanlara yetkili makamlarca verilen ve yabancı ülke yetkililerinin kimlik incelemesinde geçerli olan </span><span style="font-weight: 400;">belgedir</span><span style="font-weight: 400;">. Aşı pasaportu ise koronavirüs aşısı olduktan sonra sahip olabileceğiniz; restoran, sinema, konser gibi kalabalık alanlara, uçaklara erişime ve ülkeler arası geçişte size kolaylık sağlayan hüviyet niteliğindedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aşı pasaportu  Covid-19 salgınına karşı tüm dünyada önlemler alındığı dönemde uluslararası insan hareketliliğinin “daha güvenli” bir şekilde sağlanabilmesi için bir geçiş kartı niteliğinde. Aşı pasaportu uygulaması her ne kadar koronavirüsün devletler arası yayılımında engelleyici bir faktör gibi gözükse de örneğin Dünya Sağlık Örgütü söz konusu uygulama ile ilgili çekincelerinin bulunduğunu belirtiyor. </span></p>
<h5><b>Dünya Sağlık Örgütü’nden Ulusal Hükümetlere: “One Minute”</b></h5>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-67879" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/dunya-saglik-hizmetleri-1-640x426.jpg" alt="dünya sağlık örgütü" width="305" height="203" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/dunya-saglik-hizmetleri-1-640x426.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/dunya-saglik-hizmetleri-1.jpg 700w" sizes="(max-width: 305px) 100vw, 305px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya Sağlık Örgütü aşı pasaportları ile ilgili bir “pozisyon bildirisi” yayımlamış durumda. Bildiriye göre “aşılamanın bulaşıyı azaltmadaki etkinliği de göz önünde bulundurulduğunda halihazırda ulusal otoriteler ve seyahat acentaları uluslararası insan hareketliliğine karşı bir kanıt belgesi sunmakla yükümlü olmamalı! İkinci olarak aşıların sınırlı tedariği de göz önünde bulundurulduğunda, seyahat edenlerin ‘tercihli ve öncelikli olarak aşılanması’, yüksek risk altında olduğu düşünülen dezavantajlı nüfuslar için yeni riskleri ve adaletsizlikleri de beraberinde getirebilir. Bunun yanında şu aşamada [Şubat 2021 kastediliyor] aşılanmış kişiler için bile seyahat riskini azaltma önlemlerinin uygulanmaya devam edilmesi gerekiyor.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Örgüt aşılamaya ilişkin temel endişelerini bilimsel, etik, yasal ve teknolojik olmak üzere dört boyutta tartışıyor. </span></p>
<p><b>Bilimsel olarak:</b><span style="font-weight: 400;"> Koronavirüs aşılarının etkinliği ile ilgili bazı belirsizlikler devam ediyor. Örneğin SARS-CoV-2 varyantları dahil olmak üzere aşıların:</span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Bulaşmayı sınırlamadaki etkinliği</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Takviye dozlarının zamanlaması</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Asemptomatik enfeksiyona karşı koruma sağlayıp sağlamadığı</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Öncelenmesi gereken yaş ve nüfus grupları</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Münhasır kontrendikasyonları</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Seyahatten ne kadar önce sunulacağı</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">antikorları olan kişilere yapılıp yapılmayacağı meseleleri tartışılmaya devam ettiğinin göz önünde bulundurulması gerekiyor. </span></li>
</ul>
<p><b>Etik olarak: </b><span style="font-weight: 400;">Halihazırda çok az kişinin aşıya erişim imkanı bulunuyor. Mart 2021 itibariyle nüfuslarını aşılamaya başlayan ülkelerin neredeyse tümü orta-üst ve üst gelir seviyesindeyken; özellikle orta, orta-alt ve düşük gelir seviyesine sahip ülkeler aşıdan mahrum durumda. DSÖ bu yönüyle COVID-19 aşılarının adaletsiz dağılımının zaten var olan eşitsizlikleri derinleştirebileceği ve yeni eşitsizlik biçimlerini ortaya çıkarabileceği endişesinin de altını çiziyor. DSÖ’ye göre “Mevcut bağlamda, seyahatin bir koşulu olarak aşılama gerekliliğinin getirilmesi, zaten sınırlı olan aşı tedarikine eşit küresel erişimin engellenmesi gibi yeni bir problem potansiyeline sahip.” </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunun yanında aşıya erişim imkanı olan insanların uluslararası hareketlilikte muafiyete sahip olup, aşı olamayanların seyahat özgürlüğünün kısıtlanması insan haklarına da aykırı olacaktır. Bu bağlamda Dünya Sağlık Örgütü bildirisinde açıkça aşılamanın bireyler, toplumlar ve küresel sağlık için faydalarını en üst düzeye çıkarma olasılığı düşük olduğunu vurguluyor. </span></p>
<p><b>Yasal Olarak:</b><span style="font-weight: 400;"> Uluslararası Sağlık Tüzüğü’ne [2005] taraf olan devletlerin giden veya gelen uluslararası yolcular için aşı kanıtı şartı getirilmesine ilişkin hükümlerine uymaları bekleniyor. UST Acil Durum Komitesi’nin 14 Ocak 2021’de gerçekleştirdiği toplantı bildirgesi ülkelerin uluslararası seyahat edenler için aşı kanıtı istemesi için erken olduğunu </span><a href="https://www.who.int/news/item/15-01-2021-statement-on-the-sixth-meeting-of-the-international-health-regulations-(2005)-emergency-committee-regarding-the-coronavirus-disease-(covid-19)-pandemic" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">vurguluyor</span></a><span style="font-weight: 400;">. Halihazırda sadece “Sarı Humma” için ülkeler bir aşı kartı talep edebiliyor. Aşının adaletsiz ve usulsüz yayılma ihtimali tüzüğün 31, 36, 40 ve 43. maddeleri ile 6 ve 7 numaralı ekine aykırı görülüyor.</span></p>
<p><b>Teknolojik Olarak: </b><span style="font-weight: 400;">Bir bireyin aşı durumunu doğrulayabilme yeteneğinin gelişmesi, güvenli veri erişimini veya alışverişini desteklemek için uluslararası işbirliği ve teknolojik alt yapının bulunması gerekiyor. Aşılama ile ilgili dijital çalışmalar DSÖ bünyesinde de devam ediyor. Örgüt, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde olası kullanıma açılabilecek bir dijital aşı sertifikası için yönetişim çerçevesi ve şartnameler oluşturmak için ortaklarla birlikte çalışmaya devam ettiğini vurguluyor.</span></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-67876 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/dunya-asilamada-nerede.jpg" alt="dünya aşılamada nerede" width="594" height="397" /></p>
<h5><b>Hangi Ülkeler Aşı Pasaportu Uygulayacak?</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Mart ayında Avrupa Komisyonu Covid-19’a rağmen aşı olmuş kişilerin Avrupa Birliği içinde serbest dolaşımının mümkün olabileceğini duyurdu. Avrupa Parlamentosu ise bir yandan aşılanmış AB vatandaşlarının kıta içinde özgürce seyahat edebilmesini sağlayabilmek için “Dijital Yeşil Sertifika” isimli bir belge üzerinde </span><a href="https://tr.euronews.com/gezi/2021/03/19/ab-icinde-yesil-pasaport-sahipleri-icin-en-iyi-seyahat-rotalar" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">çalışıyor</span></a><span style="font-weight: 400;">.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şubat ayında da Yunanistan, İtalya, İspanya ve Portekiz; Avrupa Birliği çapında aşı pasaportlarının savunucuları arasında yer alırken İzlanda’da bu yılın başında aşı pasaportlarını dağıtmaya başlamıştı. Macaristan ise iki doz aşı olanlara sokağa çıkma yasaklarına karşı muafiyet </span><a href="https://tr.euronews.com/gezi/2021/02/25/covid-19-as-pasaportu-nedir-ulkeler-uygulama-hakk-nda-ne-dusunuyor" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">getiriyor</span></a><span style="font-weight: 400;">.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Durum böyleyken The Economist dergisi aşı pasaportuna sahip olanlarına uluslararası seyahatlerde olmayanlara göre büyük bir fark “yaratacaklarını” ifade </span><a href="https://www.economist.com/science-and-technology/2021/03/13/are-vaccine-passports-a-good-idea" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">ediyor</span></a><span style="font-weight: 400;">. </span></p>
<h5><b>Mültecilerin Dezavantajlı Grupta Olduğu Unutulmamalı!</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Daha geçen ay, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, mültecileri aşılama programlarına dahil etmenin “salgını sona erdirmenin anahtarı” olduğunu vurgulamıştı. Neyse ki, Ürdün ve Lübnan gibi bazı kilit mülteci ev sahibi devletler, ulusal COVID aşısı uygulamalarına mültecileri dahil ettiğini ifade etti fakat konuya ilişkin net bir eylem henüz bulunmuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nitekim dünyanın en fakir eyaletlerinde yaşayan 10 kişiden tahminen 9&#8217;unun bu yıl aşı olamayacağı tahmin </span><a href="https://www.sbs.com.au/news/why-a-vaccine-passport-could-further-disadvantage-refugees-and-asylum-seekers" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">ediliyor</span></a><span style="font-weight: 400;">. Mülteciler için aile birleşimi ve zorunlu göç gibi durumlarda &#8220;Aşı Pasaportu&#8221; talep etmek, sığınma ve güvenliğe erişimlerinde ek bir engel oluşturacak. Bu yönüyle aşı pasaportlarının tüm insanlar için etkili olabilmesi için koronavirüs koşullarının göz önünde bulundurulduğu göçmen reformuna ihtiyaç var. Bu yönüyle bu yazı “aşı pasaportuna çıkmamakla birlikte” söz konusu pasaportun cevaplardan çok yeni soruları beraberinde getireceğini vurguluyor.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/31/multecilerin-yeni-sinavi-asi-pasaportu/">Mültecilerin Yeni Sınavı: Aşı Pasaportu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Koronavirüs Krizi İklim Konusunda Artık Toparlanmak İçin Bir Fırsat Olabilir&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/17/koronavirus-krizi-iklim-konusunda-artik-toparlanmak-icin-bir-firsat-olabilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Mar 2021 12:09:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Hugh Montgomery]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[iklim krizi]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[küresel ısınma]]></category>
		<category><![CDATA[Lancet Countdown]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67162</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son beş yıldır iklim değişikliği ve sağlık arasındaki bağlantıyı araştıran Lancet Countdown 2020 raporunu yayımladı. Paris İklim Anlaşması'nın 5. yıl dönümünde aralarında Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Bankası'nın da yer aldığı 35 farklı kurumdan 120 uzman 43 farklı göstergeyi analiz etti. Rapora göre son 20 yılda yaşlı nüfusun aşırı sıcaklara bağlı ölüm oranı yaklaşık yüzde 54 artış gösterdi. Ayrıca uzmanlar iklim değişikliğinin hayvanlardan insanlara geçen bulaşıcı hastalıklar sonucu ortaya çıkan salgın riskini de artıracağını düşünüyor. Lancey Countdown Başkanı Montgomery’e göre, Koronavirüs krizi iklim konusunda artık toparlanmak için bir fırsat olabilir. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/17/koronavirus-krizi-iklim-konusunda-artik-toparlanmak-icin-bir-firsat-olabilir/">&#8220;Koronavirüs Krizi İklim Konusunda Artık Toparlanmak İçin Bir Fırsat Olabilir&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Küresel iklim hareketleri değişiyor mu? Eğer değişiyorsa bu insanlık için yeni sağlık risklerini de beraberinde mi getiriyor? Lancet Countdown isimli girişim iklim koşullarının küresel düzeyde sağlığın altında yatan sosyal ve çevresel belirleyicilerdeki etkisini inceliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerçekleştirilen araştırmalara göre endüstri devriminden günümüze küresel sıcaklık 1-2 derece arasında yükseldi. Öyle ki 1880&#8217;den beri, Dünya&#8217;nın ortalama yüzey sıcaklığı her on yılda 0,07 derece artmaya devam ediyor. Bu oran tek başına önemsiz görülmekle beraber, zaman içindeki dönüşüm ve getirdiği toplumsal sonuçlar endişe veriyor.</span></p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-67167 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/aylik-ortalama-kuresel-isi-degisimi-640x405.jpg" alt="aylık ortalama küresel ısı değişimi" width="640" height="405" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/aylik-ortalama-kuresel-isi-degisimi-640x405.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/aylik-ortalama-kuresel-isi-degisimi.jpg 1000w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<h5><b>Küresel Isınmanın Nedenleri Ne?</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Küresel ısınmaya neden olan dinamikleri İklim Veri Tabanı Uzmanı </span><a href="https://twitter.com/neilrkaye/status/1349771090403454993"><span style="font-weight: 400;">Neil R. Kaye</span></a><span style="font-weight: 400;"> iki döneme ayrılarak inceliyor.  Birinci dönem 1851-1935 tarihleri aralığında ikinci sanayi devrimi süreciyle örtüşüyor. İkinci dönem ise 1935’ten günümüze üçüncü sanayi devriminin getirdiği sonuçlara bağlanıyor. Kaye’ye göre sanayi devrimi sonrası fosil yakıtları yakma pahasına yaşanan büyük teknolojik gelişmeler önemli miktarda karbondioksit ve diğer sera gazları açığa çıkarıyor. Nitekim bilim adamlarının atmosferdeki gaz birikimlerini ve küresel ısınmayla sonuçlanan ilişkisini tam olarak anlayabilmeleri yıllar alıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle 1950&#8217;lerden sonra küreselleşme ve sanayi ilerledikçe, mal ve hizmet hareketi dünya tarihindeki en yüksek hızı yakalayarak, nüfuz artışı ve tüketimin hızı bir çeşit çarpan etkisi </span><a href="https://www.visualcapitalist.com/global-temperature-graph-1851-2020/"><span style="font-weight: 400;">yapıyor</span></a><span style="font-weight: 400;">. Kaye, bu yönüyle insanlığın gelişiminin küresel ısınma ile karmaşık da olsa bağlantılı olduğunu vurguluyor.</span></p>
<h5><b>Küresel Isınma Gelecek Yüzyılımızı Belirleyecek mi?</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir yandan bilim adamları arasında küresel ısınma ve iklim değişikliği tartışmaları süregelirken; öte yandan Kyoto Protokolü (2005) ve Paris Anlaşması (2016) gibi devletler arası zeminler meselenin ciddiyetini ortaya koymaya başladı. Bu yönüyle iklim hareketleri ve küresel ısınmaya ilişkin tartışmaların geleceğimizi şekillendiren mega trendlerden biri olma ihtimali oldukça yüksek görünüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-67173 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/lancet-countdown.jpg" alt="lancet countdown" width="293" height="210" />Söz konusu gelişmeleri mesele edinen Lancet Countdown, 101 ülkeden 50&#8217;sinin iklim değişikliğinin getirdiği olumsuz koşullar sonucu oluşacak sağlık sorunlarına ilişkin bir planının bulunmadığı gerekçesi ile uyarıyor. Lancet Countdown’a göre 2018 yılındaki 296.000 ölümün sorumlusu aşırı sıcaklar olduğunu unutmamak gerekiyor. Artan hava sıcaklıkları aynı zamanda humma, sıtma ve bulaşıcı bakteriyel hastalıkların da hızlanmasına neden oluyor. Bunun yanında mahsul verimliliğinin düşüşüne ve gıda güvencesi olmayan kırılgan coğrafyalar için yeni riskleri de beraberinde getiriyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kurumun Eş Başkanı Prof. Hugh Montgomery iklim değişikliğinin ülkeler arasında ve ülkelerin içinde var olan sağlık eşitsizliklerinin ölçeğini genişlettiğinin altını çizerek koronavirüs krizinin toparlanmamız için bir fırsat olduğunu vurguluyor. Montgomery mülakatında sözlerini kayda değer bir cümle ile sonlandırıyor: “Orman yangınları, seller ve kıtlık gibi olaylar, ulusal sınır ya da banka hesabı </span><a href="https://www.aa.com.tr/tr/dunya/101-ulkeden-50sinin-saglik-ve-iklim-degisikligi-plani-yok/2064159"><span style="font-weight: 400;">gözetmiyor</span></a><span style="font-weight: 400;">.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Lancet Countdown Araştırması şu beş başlığa dikkat çekiyor:</span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Her ülke iklim değişikliğinden zarar görecek. Örneğin 21. yüzyılın sonunda 565 milyon insanın deniz seviyesinin yükselmesiyle yerinden olma ihtimali var. Bu da yeni zorunlu göç hareketlerini tetikleyebilir.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Doğanın bozulması hem ekolojik çöküşe hem de zoonoz hastalıkların yayılmasına neden oluyor.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Sağlık ve iklim risklerini ayrı ayrı ele alamayız: 2020’de Karayipler ve Pasifik&#8217;teki salgınla aynı zamana denk gelen yıkıcı ABD orman yangınları ve tropikal fırtınalar, açık bir şekilde dünyanın tek bir krizle başa çıkma lüksüne sahip olmadığını gösteriyor.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Dünya, yeşil Covid-19&#8217;un yeniden inşasına öncelik vermeli: Küresel sistemde özellikle bazı devletler dünyanın fosil yakıtlara “boğulmasını” önlemek için yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişi öngören programlar ortaya koyuyor. Bu, her yıl fosil yakıtların açığa çıkmasının doğrudan bir sonucu olarak hava kirliliğiyle ilişkili 7 milyon ölümün azaltılması anlamına gelebilir.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Düşük karbonlu diyetlere geçiş, sürdürülebilir bir toparlanmanın parçası </span><a href="https://www.greenqueen.com.hk/lancet-countdown-2020-5-actions-the-world-must-take-to-tackle-converging-climate-health-crises/"><span style="font-weight: 400;">olacaktır</span></a><span style="font-weight: 400;">.</span></li>
</ul>
<h5><b>İklimin Önündeki Yeni Risk: Bulutlara Neler Oluyor? </b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Bazı devletler iklim koşullarındaki tehlikenin farkındayken, bazı devletler maalesef ulusal çıkarlarını küresel sağlığın önüne koyabiliyor. Çin, [en azından kendi sınırları içinde] iklimi kontrol edebilmek için “bulut tohumlama” denilen bir yöntem kullanıyor. Bulut tohumlama ile bulutlardan düşen yağış miktarını değiştirmek için çeşitli maddelerle bulut içerisindeki bazı fiziksel gelişmeleri değiştirerek bilinçli olarak hava durumu </span><a href="https://www.elektrikport.com/teknik-kutuphane/ele/12086#ad-image-0"><span style="font-weight: 400;">değiştirilebiliyor</span></a><span style="font-weight: 400;">. Fakat iklim kontörlü konusunda ülkeler arası yeterli koordinasyon olmazsa uzun vadede ülkelerin birbirini “yağmur hırsızlığı” ile suçlayacağı olası gerilimlerle karşılaşmamız muhtemel görülüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-67168 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/bulut-tohumlama-640x492.jpg" alt="bulut tohumlama" width="640" height="492" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/bulut-tohumlama-640x492.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/bulut-tohumlama.jpg 1020w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tarih boyunca yağmurun yağışına hükmetmeye çalışan insanlık, bugün bilim insanların geliştirdiği lazerlerle, şimşekleri; okyanustaki petrol sızıntıları ile kasırgaları dizginlemeyi hedefliyor. Yağmur sezonunda gerçekleştirilen Pekin Olimpiyatları’nda yağmur yağmaması nedeniyle Çin hükümeti gökyüzüne 1100 roket fırlatarak bulutlara müdahale edebiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-67170 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/bulut-olusturma-640x352.jpg" alt="bulut oluşturma" width="372" height="205" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/bulut-olusturma-640x352.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/bulut-olusturma.jpg 700w" sizes="auto, (max-width: 372px) 100vw, 372px" />Aslında doğaya söz konusu yöntemlerle müdahale çabası yeni değil… 70 yıl önce de ABD’de bilim insanları bulut oluşturma yöntemiyle belirli bölgelere yağmur yağdırmayı deniyordu. Örneğin, “Bulut Tohumlama” teknolojisi California eyaletinde yaklaşık 50 yıldır </span><a href="https://www.bbc.com/future/article/20140504-will-we-ever-control-the-weather"><span style="font-weight: 400;">kullanılıyor</span></a><span style="font-weight: 400;">. Fakat iklimsel koşullara karşı gerçekleştirilen bu yapay müdahalenin getirdiği riskler kamuoyunu endişelendiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İklime müdahale etmek isteyen bilim insanları bir yandan doğayı denetim altına alma çabasına girerken öte yandan hava koşullarına egemen devletlerin “bencil” müdahalesinin nelere mal olabileceğini göz ardı ediyor. Tayvan Üniversitesi’nden akademisyenlerin vurguladığı üzere; iklim kontrolü konusunda yeterli koordinasyon sağlanamazsa, ülkelerin birbirini gelecekte “Yağmur Hırsızlığı” ile suçlama ihtimali muhtemel görünüyor. Örneğin Tibet Platosu’nda gerçekleştirilmesi planlanan bulut ekimleri Muson yağmurları üzerinde olumsuz etkide bulunarak çevre ülkelerdeki iklimi de sarsabilir. İklim konusunda ülke çıkarlarını önceleyen devlet merkezli politikalar çatışmaya varabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uluslararası kamuoyunun iklim koşullarına olumsuz etki eden faktörler konusunda ulusal hükümetlere daha fazla baskı kurması gerekiyor. İklim gibi küresel bir mesele için uluslararası sistemin önde gelen aktörlerinin iş birliği içinde bir araya gelmesi şart. Aksi takdirde gelecek nesiller sanayi devrimi hiper hız kazanan “tüketim” sürecinin ağır bedellerini ödemek zorunda kalacak.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/17/koronavirus-krizi-iklim-konusunda-artik-toparlanmak-icin-bir-firsat-olabilir/">&#8220;Koronavirüs Krizi İklim Konusunda Artık Toparlanmak İçin Bir Fırsat Olabilir&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Koronavirüs Alışkanlıklarımızda Neleri Değiştirdi?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/09/koronavirus-aliskanliklarimizda-neleri-degistirdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Jan 2021 14:45:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[gündelik hayat]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[Visual Capitalist]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=63743</guid>

					<description><![CDATA[<p>Küresel düzeyde yaşanan Koronavirüs pandemisinin  e-ticaretten işyeri kültürüne, telefon kullanım alışkanlıklarından kırsala göç trendine kadar gündelik hayatta alışkanlıkları değiştireceği düşünülüyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/09/koronavirus-aliskanliklarimizda-neleri-degistirdi/">Koronavirüs Alışkanlıklarımızda Neleri Değiştirdi?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kuşkusuz ki aşı çalışmaları hız kazandıktan sonra koronavirüsün ilk dalgasındaki büyük çalkantı yerini umutlu bekleyişe bıraktı. Fakat son yüzyılda hiçbir gelişme tüm dünyayı evine hapsedecek kadar büyük olmamıştı. Her ağır sınav ardında bir iz bırakır: Şu günlerde ise koronavirüs salgının e-ticaretten işyeri kültürü, telefon kullanım alışkanlıklarından kırsala göçe kadar bir dizi alışkanlığı değiştirebileceği düşünülüyor.</p>
<h5><strong>Akıllı Telefonlar Elden Düşmüyor</strong></h5>
<p>Bir “telefon”a indirgemenin mümkün olmadığı bu akıllı cihazlar iş hayatımızın eli ayağı oldu. Ötesinde zamanımızı nasıl geçirdiğimiz de dahil olmak üzere gündelik hayata ilişkin algımızı dolaylı ya da doğrudan etkiledi. Visual Capitalist’e göre cep telefonlarının hayatımızdaki nüfuzu akıl almaz derecede artmış görünüyor: 2008 yılından 2018 yılına bir kişinin ekranda kalma süresi 12 kat yükseliş göstermiş.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-63745" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_1-1-640x463.jpg" alt="Koronavirüs alışkanlıklarımızda neleri değiştirdi?" width="640" height="463" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_1-1-640x463.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_1-1.jpg 820w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Günümüze yaklaştığımızda telefon ekranına bakma oranı sadece genç ve yetişkin nüfus değil çocuklarda da hızlı bir oranda artmış durumda. Araştırmaya göre 18 yaşından küçüklerin %44’ünün artık günde 4 saatten daha fazla telefon ekranına kilitlendiği ifade ediliyor. Bu oran koronavirüs salgının öncesindeki döneme göre neredeyse 2 kat artmış <a href="https://www.visualcapitalist.com/5-big-picture-trends-being-accelerated-by-the-pandemic/">durumda</a>. Koronavirüs çocukların ekranlara olan bağımlılığını online ders, online ödevler ve sınavlar gibi çeşitli gerekçelerle artırıyor.</p>
<p>Oyun sektörü ise koronavirüs salgınında “kazanan” bir başka dijital segment konumunda. İlkbaharda giderek yükselen video oyun satışları 2020 yılının sonuna doğru büyük bir ivme kazandı. Ötesinde video oyun şirketleri evde karantina sürecinde yeni kazanılan oyuncuların salgın sonrasında da bu yeni alışkanlıklarını bırakmayacağını <a href="https://www.visualcapitalist.com/50-years-gaming-history-revenue-stream/">düşünüyor</a>. Ayrıca oranlara göre Türkiye’deki nüfusun %40’ının günde 2-3 saatini bilgisayar oyunlarına ayırdığı ifade <a href="https://www.khas.edu.tr/sites/khas.edu.tr/files/inline-files/TEA2020_Tur_WEBRAPOR_1.pdf">ediliyor</a>. Oranın bu derece yüksek olmasında şüphesiz ki karantina süreçlerinin de etkisi bulunmakta…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-63746" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_2-1-640x155.jpg" alt="Koronavirüs alışkanlıklarımızda neleri değiştirdi?" width="640" height="155" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_2-1-640x155.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_2-1.jpg 820w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Salgının getirdiği bir diğer sonuç da internete olan bağımlılığımızın daha da artması oldu. İnternet hızının artması için uluslararası otoriteler zaten elinden geleni yapmaktaydı. Fakat koronavirüs sürecindeki kamuoyu baskısı “hızlandırma” sürecine ivme kazandıran bir başka dinamik oldu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-63747" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_3-640x172.jpg" alt="Koronavirüs alışkanlıklarımızda neleri değiştirdi?" width="640" height="172" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_3-640x172.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_3.jpg 820w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Öyle ki tüm dünyada internet trafiğinde en yüksek kullanım oranları yakalandı. Hemen hemen her bölgede oranların %50’ye yaklaştı ya da üzerine çıktı.</p>
<p><strong>Haberler İnternetten Okunuyor</strong></p>
<p>Koronavirüs salgının internete olan bağımlılığı artırmasından yayın organları da nasibini aldı. Kadir Has Üniversitesi’nin Türkiye çapında gerçekleştirdiği araştırmada katılımcıların haberleri okuma yaklaşımlarının yıldan yıla internete eğilim gösterdiği gözlemleniyor. Araştırmada 2018’de katılımcıların %56’sı haberleri internetten okuduğunu ifade ederen 2020 yılında bu oran %62’ye çıkmış <a href="https://www.khas.edu.tr/sites/khas.edu.tr/files/inline-files/TEA2020_Tur_WEBRAPOR_1.pdf">durumda</a></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-63748" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_4-640x268.jpg" alt="Koronavirüs alışkanlıklarımızda neleri değiştirdi?" width="640" height="268" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_4-640x268.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_4.jpg 820w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><strong>Tüketicilerdeki Büyük Çalkantı</strong></p>
<p>Ekonomiler küresel satışlarda iki önemli dinamiğe odaklandı: Bunlardan ilki fiziksel satın alma sürecini olabildiğince sorunsuz hale getirmekti. İkincisi ise e-ticaret hattını çabuk ve çevik yapmaktı. Koronavirüs özellikle bazı tüketicilerde muhafazakar alışkanlıkları kırdı. Bu durum e-ticaretin lojistik sektörü ile oluşan evrimini daha da hızlandırdı. Capgemini’ye göre koronavirüs sürecinde her dört kişiden üçü satınalmalarında “temassız ödeme dahil” olmak üzere dijital cüzdanlarını kullandı. Bu durum fiziki paranın piyasadaki görünürlülüğünü azaltmış görünüyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-63749" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_5-640x268.jpg" alt="Koronavirüs alışkanlıklarımızda neleri değiştirdi?" width="640" height="268" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_5-640x268.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_5.jpg 820w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>ABD’de e-ticaret hacmi beklenenden %12 daha yüksek ivme kaydedebilir. Öyle ki koronavirüs öncesinde e-ticaret kullanımına ilişkin tahminler 2030’a kadar %22 iken; koronavirüs krizi ile birlikte %34’e kadar yükselmiş durumda.</p>
<p><strong>Hangi Kuşak Daha Çok Etkilendi?</strong></p>
<p>Yapılan araştırmalara göre koronavirüs salgınında en olumsuz etkilenen nesil gençler oldu. Hem koronavirüs öncesindeki ekonomik krizden, hem de koronavirüsün derinleştirdiği ekonomik çalkantıdan doğrudan etkilendiler. Üniversitelerde okuyanlar ve yetişkinlerin bir çoğu ailesinin yanına geri dönmek zorunda kaldı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-63750" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_6-640x225.jpg" alt="Koronavirüs alışkanlıklarımızda neleri değiştirdi?" width="640" height="225" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_6-640x225.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_6.jpg 820w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Araştırmaya göre 2000 sonrası doğan neslin %39’u koronavirüs sonucu oluşan ekonomik sarsılmadan büyük oranda etkilendi. En az etkilenen nesil ise ABD’de “boomer” olarak da adlandırılan 1947-64 yılları arasında doğmuş Y kuşağı oldu.</p>
<p><strong>Artık Milyonerler daha da Milyoner</strong></p>
<p>Rakamlar koronavirüs salgının milyonerleri beklendiği kadar etkilemediğini gösteriyor. Grafikler krizin ilk aşamasındaki Mart ayında gelirlerin kısmen düşüş gösterdiğini ifade etse de Eylül ayında en fakir taban ile en zengin tavan arasındaki açığın artmaya devam ettiğini gösteriyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-63751" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_7-640x393.jpg" alt="Koronavirüs alışkanlıklarımızda neleri değiştirdi?" width="640" height="393" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_7-640x393.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_7.jpg 820w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Koronavirüs salgınının getirdiği krizde bile milyonerler her zamanki servetlerini daha da katlamış gözüküyor. Küresel bütçeyi ortadan ikiye böldüğümüzde üstteki yarıya sahip olanların servetinin kazanç sağladığını, alttaki parçaya kalanların ise durgunluk ve alım gücünde düşüşle yüz yüz yüze geldiğini görüyoruz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-63752" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_8-640x154.jpg" alt="Koronavirüs alışkanlıklarımızda neleri değiştirdi?" width="640" height="154" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_8-640x154.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_8.jpg 820w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Yapılan araştırmalara göre en zengin 10 milyoner ayrı ayrı Suudi Arabistan, İsviçre, Türkiye, Tayvan ve İsveç’in milli hasılasından daha fazla servete sahip konumda… Bu durumda da devletler mi yoksa zengin şirketler mi tartışmasını [tabii ki devletler] derinleştirmeye devam etmekte.</p>
<p><strong>Geri Göç mü Başladı?</strong></p>
<p>Hepimizi evlerine hapseden salgın ekonomik krizin getirdikleri ile birlikte kentlerde tutunmamızı zorlaştırdı. USPS verisine göre örneğin ABD’de insanlar kentlerde artık tutunamamaya başladı. Bu durum internet olanaklarının getirileriyle beraber kırsala dönüşü hızlandırmış görünüyor. ABD’de “uzaktan çalışabilen” insanlar daha ucuz bir coğrafyada da gelir elde edebildikleri için kentten taşınma kararı alıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-63753" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_9-640x221.jpg" alt="Koronavirüs alışkanlıklarımızda neleri değiştirdi?" width="640" height="221" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_9-640x221.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_9.jpg 820w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Koronavirüs salgınından önce [2019’da], esnek veya uzak bir işyeri politikasına sahip olmayan şirketlerin yarısından fazlası, bunun nedeni olarak &#8220;uzun süredir devam eden şirket politikası&#8221;nı göstermekteydi. Bunun durum “işler her zaman böyle yürür!” cümlesi ile gerekçelendirilmekteydi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-63754" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_10-640x176.jpg" alt="Koronavirüs alışkanlıklarımızda neleri değiştirdi?" width="640" height="176" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_10-640x176.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/Gorsel_10.jpg 820w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Koronavirüs salgını ise birçok şirketin bu politikalarını yeniden düşünmeye zorladı. Çalışanların neredeyse tümü salgın sürecinde yapılan araştırmalarda en azından bazı zamanlarda uzaktan çalışmak istediğini beyan etti. Şirketler de bu talebe kayıtsız kalamadı. İş yeri sahiplerinin %82’sinin uzaktan çalışmaya belli koşullarda izin verebileceği kayda düşüldü.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/09/koronavirus-aliskanliklarimizda-neleri-degistirdi/">Koronavirüs Alışkanlıklarımızda Neleri Değiştirdi?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Maske Kullanımı Alınacak En Ciddi ve Aksatılmaması Gereken Önlem&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/30/maske-kullanimi-alinacak-en-ciddi-ve-aksatilmamasi-gereken-onlem/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Aktay]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2020 12:35:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[TÜSAD]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=63322</guid>

					<description><![CDATA[<p>Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) Başkanı Prof. Dr. Ülkü Yılmaz ve Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Onur Turan ile koronavirüsü konuştuk. Maske konusunda farkındalığı arttırmak için bir sosyal medya kampanyası düzenlediklerini söyleyen Onur Turan, #maskenitaksağlığınıkafanatakma sloganı ile yapılacak paylaşımlarla bilincin artık yerleşmesini amaçladıklarını belirtiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/30/maske-kullanimi-alinacak-en-ciddi-ve-aksatilmamasi-gereken-onlem/">&#8220;Maske Kullanımı Alınacak En Ciddi ve Aksatılmaması Gereken Önlem&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Öncelikle TÜSAD’ı tanıyabilir miyiz?</b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-63323 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/prof_dr_ulku_yilmaz_tusad_baskani-640x717.jpg" alt="Ülkü Yılmaz" width="258" height="289" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/prof_dr_ulku_yilmaz_tusad_baskani-640x717.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/prof_dr_ulku_yilmaz_tusad_baskani-1024x1148.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/prof_dr_ulku_yilmaz_tusad_baskani.jpg 1082w" sizes="auto, (max-width: 258px) 100vw, 258px" />Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) Başkanı Prof. Dr. Ülkü Yılmaz: </b><span style="font-weight: 400;">Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD), 22 Haziran 1970 tarihinde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin bir odasında bir araya gelen 9 akademisyenin çabası ile kurularak, solunum alanında Türkiye’nin ilk uzmanlık derneği oldu. İlk başkanlığını da Türkiye’nin ilk kadın öğretim üyesi ve öncü kadınlarından Prof. Dr. Meliha Terzioğlu üstlendi. Derneğimizin amacı; sadece solunum hekimlerini bir arada toplamak değil. Bundan da öte TÜSAD’ın amacı tıbbi-sosyal çalışmalarla toplumu bilinçlendirmek, hedefi ise; toplumsal ve mesleki eğitimi ve araştırmaları destekleyerek Türk halkının akciğer sağlığını korumak. 50 yıl sonra bugün, bizler de aynı sorumluluk bilinci ile tıp bilimine ve toplum sağlığına katkıda bulunmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Türkiye’nin alanında ilk bilimsel uzmanlık derneği olarak faaliyet gösteren TÜSAD, bugün 4 bin 300’ü aşan üyesi ile yoluna devam ediyor.</span></p>
<p><b>Yaşadığımız bu zorlu süreçte en riskli hasta grubu hangileridir? Bu hasta grubuna ne önerirsiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çin Halk Cumhuriyeti’nin Hubei eyaletine bağlı Wuhan’da Aralık 2019’da yeni bir koronavirüs enfeksiyonu başlayan virüs nedenli bir pnömoni salgını, 2020 yılında tüm dünyaya yayılarak hepimizin bir numaralı gündemi oldu. Etken virüs Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından “Ciddi Akut Solunumsal Sendrom-Koronavirüs-2” (SARS-CoV-2) ve neden olduğu hastalık ise Corona Virus Disease 2019 (COVID-19) olarak adlandırılıyor. COVID-19 her yönüyle tüm insanlık için büyük bir problem yaratıyor. Hastalık çocuklarda ve genç erişkin yaş grubunda sıklıkla semptomsuz seyrediyor. Bu yaş grubunda nadiren semptomlu seyretmekle birlikte eğer ortaya çıkarsa genellikle hafif bir seyir gösteriyor. Çocukluk yaş grubunda yüzde 2’lik bir kesimde ağır hastalık tablosu ortaya çıkabiliyor. COVID-19 obezitesi olan, sigara içen, kalp-damar hastalığı olan bireylerde, diyabetli, yüksek tansiyonu kronik akciğer hastalığı, kronik böbrek hastalığı bulunan olan bireylerde, kanser hastalarında (ileri evre kanser, akciğer kanseri ve hematolojik kanserli hastalar) daha ağır seyrediyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplumda yaşayan tüm bireylerde olduğu gibi bu hasta grubuna da maske, sosyal mesafeye dikkat edilmesi ve temizlik önerilerimizi tekrar ediyor, hatta bu bireylerin bu önlemler konusunda daha büyük titizlik göstermelerini öneriyoruz. Bu sözü geçen riskli hasta grupları COVID-19 aşısı için de öncelikli hasta gruplarını oluşturuyor. Aşı gündeme gelip, risk gruplarına göre aşılama takvimi belirlendiğinde mutlaka aşılanmaları gerekiyor.</span></p>
<p><b>Covid-19 gibi hastalıkların insandan insana bulaşmasının ve hasta olmamıza yol açmasının temel nedenleri nelerdir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Doğrudan kişiden kişiye solunum yolu iletimi, şiddetli akut solunum sendromu koronavirüs 2&#8217;nin (SARS-CoV-2) bulaşmasının birincil yoludur. Solunum damlacıkları yoluyla esas olarak yakın mesafeden temas yoluyla (yani yaklaşık 2 metre içinde) meydana geldiği düşünülüyor. Enfeksiyonu olan bir kişi öksürdüğünde, hapşırdığında veya konuştuğunda solunum sekresyonlarında bulunan virüs, solunduğunda veya mukoza zarlarıyla doğrudan temas ettiğinde başka bir kişiye bulaşabilir, bu mümkün ancak başlıca bulaş yolu damlacık yolu ile bulaşmasıdır. Bireyin elleri damlacıklarla veya yüzeylere dokunarak kontamine olursa </span><span style="font-weight: 400;">(Enfeksiyon etkeninin vücut yüzeyi, eşyalar veya su, gıda gibi maddeler üzerinde bulunması) </span><span style="font-weight: 400;">ve daha sonra gözlerine, burnuna veya ağzına dokunursa enfeksiyon meydana gelebilir. Hastalık kapalı, yetersiz havalandırılan restoran, otobüs gibi ortamlarda kolayca bulaşabiliyor. Ayrıca son zamanlarda ev içi bulaşın çok yoğun olarak bildiriliyor. Havalandırılmayan, kapalı ortamlarda kalabalık grupların bir araya gelmesi bulaş açısından büyük risk oluşturuyor. Sonuçta hasta olmamızda temel etmen; maske kullanımına dikkat etmeksizin, kalabalık, iyi havalandırılmayan ortamlarda bir araya gelmek diyebiliriz.</span></p>
<p><b>Koronavirüs belirtileri sigara içenler ile içmeyenler arasında ne gibi farklılık gösterir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tütün ve tütün ürünleri kanser, kardiyovasküler hastalık ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı ilişkili erken ölümlerin iyi bilinen bir nedeni olmasının yanı sıra solunum sistemi ve diğer sistemik enfeksiyonlara yatkınlığı artıran önemli bir risk faktörüdür. Aktif içicilik ve pasif sigara dumanı maruziyeti enfeksiyon riskini artırmaktadır çünkü sigara solunum yolu hücre yapısında bozulmaya yol açar. Sigara içilmesinin viral enfeksiyonlara, influenzaya yatkınlık sağladığı bilinmektedir. Sigara içmenin COVİD-19 hastalık sıklığı ve klinik durumun ağırlığı ile ilişkili olduğu bildirilmektedir. Sigara içenlerde, corona virusun bağlandığı reseptör proteinleri artmakta ve virüsün hücre içine girişi kolaylaşmaktadır. Ayrıca ağır olgularda sigara içme oranı daha yüksek bulunmuş olup, yoğun bakıma yatış, mekanik ventilasyon, ölüm oranları da daha yüksek tespit edilmiştir. Sigara içimi ilerleyici, ağır COVİD-19 hastalığı için 14 kat riskli bulunmuştur. Ayrıca nargile, elektronik sigara, ısıtılmış tütün ürünleri gibi yeni tütün ürünlerinin de benzer olumsuz etkilerinin olduğu Dünya Sağlık Örgütü tarafından da vurgulanmıştır.</span></p>
<p><b>Virüsü atlatmış hastalarda sonrasında solunum yolları ile ilgili hasar bırakıyor mu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her geçen gün virusun insan vücudunda ve organlarda yaptığı hasarlar konusunda daha fazla bilgi sahibi oluyoruz. Zaman içerisinde COVID hastalığının süreci ile ilgili akut, süregelen ve uzamış COVID gibi kavramlar tanımlandı. Üç aydan daha uzun süren semptomların varlığında uzamış COVID’den söz ediyoruz. Bu uzamış hastalık sürecini hastalık başlangıcında orta-ağır olarak tanımladığımız, hastane yatışı olan hastalarda daha fazla görüyoruz. Bu grup hastaların yarısından çoğunda taburculuğu takip eden iki ay boyunca şikayetler devam ediyor. Bu şikayetler; öksürük, nefes darlığı, halsizlik (en sık rastlanan), yorgunluk, göğüste ağrı, baskı hissi olarak tanımlanıyor. Akciğerlerde ‘parankim hastalığı’ dediğimiz, bir tür sertleşme kalabiliyor ve sayılan şikayetlere neden olabiliyor. Bu durum yoğun bakım gereksinimi olan hastalarda çok daha sık gözleniyor.</span></p>
<p><strong>Aşı konusundaki gelişmeleri, bu konuda yaşanan kafa karışıklığını nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aşı konusunda çok aktif bir süreç yaşıyoruz. Normalde yıllar içerisinde tamamlanabilecek aşı geliştirme süreçleri aylara sığdırılmak zorunda kalındı. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; halen 172 klinik öncesi, 61 klinik fazda çalışma devam ediyor. Bunlardan faz 3 sonuçlarını açıklanan aşılar hızla klinik kullanıma giriyor. Tüm hastalıklarda korunma en önemli yaklaşımdır ve bağışıklama enfeksiyon hastalıklarından korunmada çok önemli bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım pek çok hastalık için çocukluk yaşlarından başlayarak uygulanmakta. Aşı için kullanılan teknolojiler de daha önce başka hastalıklarda kullanılmış, etkinliği ortaya konmuş, güvenilir teknolojiler. Pandemi sürecini bitirecek yaklaşım da bağışıklamadır. Bu nedenle faz 3 çalışmalarda etkinliği ortaya konmuş, yani klinik kullanıma girmek için hazır olan aşılar ile tanımlanan risk gruplarının önceliği göz önünde bulundurularak, sıra ile aşılama bu sürecin sonlandırılması için etkin ve uygun yaklaşımdır.</span></p>
<p><b>Virüsün mutasyana uğradığı ve daha tehlikeli bir hal aldığı söyleniyor. TÜSAD olarak bu noktada neleri hatırlatmak, hangi uyarıları yapmak istersiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu virus yaklaşık haftada iki kez seri mutasyonlar geçirmekte, bu mutasyonların bir kısmı virüsun yapısında hiçbir değişikliğe neden olmazken, bir kısmı da virüsun yapısında değişiklikle sonuçlanmakta. İngiltere’de tanımlanan yeni variant SARS-CoV-2 virüsun hücreye bağlandığı, ACE-2 reseptörüne bağlandığı bölümü olan S (Spike) proteininin yapısında değişikliğe neden oldu. Bu değişiklik ile ne oldu derseniz; virüs bu reseptöre daha sıkı bağlanmaya başladı. Bu nedenle daha çabuk bulaşıyor. Ancak bu virüs ile oluşan hastalığın daha ağır olduğuna dair bilimsel veri yok. Ayrıca güncel durumda Faz 3 çalışması tamamlanmış aşıların etkinliğinde azalmaya dair de veri yok şimdilik. Konu ile ilgili olarak şu uyarı yapılmalı: Bu virüs toplumda yaşamaya, dolaşmaya  devam ettiği sürece mutasyonlar ortaya çıkacak. Bugün bu mutasyonu tartışıyoruz, yarın daha farklı mutasyonları tartışacağız. Çözüm; pandemiyi bitirecek aşı ve aşı yaygınlaşıncaya kadar da maske, sosyal mesafe ve temizlik önlemlerine büyük bir titizlikle dikkat etmek</span></p>
<p><b>TÜSAD Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Onur Turan: &#8220;Hastalık Pandeminin İlk Dönemine Göre Daha Ağır Seyrediyor&#8221;</b></p>
<p><b>COVID-19 solunum sistemini nasıl etkiliyor? Virüsün Covid-19 geçiren hastanın akciğerinde kalıcı bir etkisi var mıdır?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-63324 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Doc_Dr_Onur_Turan.jpg" alt="Onur Turan" width="299" height="318" />Koronavirüs solunum yolu ile vücuda alındıktan sonra asıl hedef olan akciğerlere gidiyor. Akciğerlerde bulunan alveollerdeki (kesecikler) hücrelerin içine yerleşiyor ve burada kendi genetik materyallerini çoğaltarak akciğer </span><span style="font-weight: 400;">tutulumuna yol açıyor. Bu durum hastada solunum yetmezliği ve zatürre gelişmesine sebep veriyor. </span><span style="font-weight: 400;">Hava keseciklerinin iltihaplanması kandaki oksijen oranının düşmesine, bu da doku ve organların oksijensiz kalmasına neden oluyor. </span><span style="font-weight: 400;"> Ve bu gelişmelerin olduğu hastalar da genelde hastanede gözlem altına alınıp tedavi oluyor. Ancak akciğerlerin ve diğer organların ciddi olarak etkilendiği hastalarda yoğun bakım ihtiyacı ve hayati riskte artış meydana gelebiliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">COVID-19&#8217;a dair en çok merak edilenlerin başında, hastalığı atlatan veya yoğun bakım tedavisi gören hastaların akciğerlerinde kalıcı hasar oluşup oluşmayacağı sorusu geliyor. Hastalığın insan vücudu üzerindeki uzun vadeli etkileri konusunda yeterli veri olmasa da, bu konuda yapılmakta olan çok sayıda araştırma mevcut. Bu çalışmaların ön verilerine ve geçmiş hastalardan edindiğimiz klinik tecrübeye göre, COVID-19 hastalığında akciğerlerde meydana gelen hasarlar, fibrozis (sertleşme) durumunun oluşmasına sebebiyet verebilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu durum da, akciğer kapasitesinde azalmaya neden olup kalıcı bir hasara yol açabilir. Bu yüzden, COVID-19 hastalığını geçiren hastalarımız mutlaka hekimlerinin takip randevularına gelmeleri gerekiyor. Çünkü bu durumun  gelişip gelişmeyeceği, hastalık sonrası 3-6 aylık süreç içerisinde öngörülebiliyor.</span></p>
<p><b>Türkiye pandeminin başladığı günden bu yana hasta sayısının en yüksek olduğu zamanları yaşıyor. Nasıl bu kadar hızlı bulaşıyor? Toplum olarak neyi yanlış yapıyoruz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Koronavirüs hastalığını geçirmekte olan kişilerin öksürmeleri aksırmaları ile ortama saçılan damlacıkların solunması ile hastalık bulaşabiliyor. Hastaların bu damlacıklar ile kirlenmiş yüzeylere temas edip ellerin yıkanmadan yüz, göz, burun veya ağıza götürülmesi ile de virüs alınabiliyor. Koronavirüs bulaşmış bir kişi ortalama 2-3 kişiye daha virüsü bulaştırıyor ve bu hızlı artışla virüsün bulaştığı çember her seferinde katlanarak büyüyor. Örneğin 500 koronavirüs vakasının bulaş zincirinin katlanarak devam etmesiyle bir milyon kişiyi enfekte etmesi mümkün görünüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türk toplumu, Avrupa ortalamasına göre daha genç bir nüfusa sahip. Bu hastalık da bilindiği üzere, yaşlı ve bazı önemli hastalığı olan kişileri daha çok etkiliyor. Gençlerimiz de ne yazık ki hastalığı geçirseler bile çok ciddi bir sorun yaşamadan atlatabileceklerini düşünüyor, bu yüzden de daha az tedbir alıyor. Ancak bu gerçekten çok büyük bir yanılgı. Bu süreçte 40 yaş altı pek çok gencin maalesef yoğun bakıma kaldırılışına ve ölümüne tanık olmuş durumdayız. Ayrıca unutulmaması gereken bir diğer nokta, enfekte olan kişinin kendisi dışında pek çok kişiyi de enfekte edebilme ihtimali. Kendisi koronavirüsü hafif atlatmış, ancak büyüklerine bulaştırarak onlar için göz yaşı döken bir çok örnek gözümün önüne geliyor. Bu nedenle, kişi sadece kendisi için değil, sevdikleri için de alınan tedbirlere uymak zorunda.</span></p>
<p><b>Bu noktada maske-mesafe-hijyen kuralının önemi nedir? Maske-mesafe-hijyen kuralları dışında yapılabilecek bir şey var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">COVID-19&#8217;a karşı şu anda kesin bir tedavi yöntemi geliştirilemediği için bireysel ve toplumsal anlamda maske-mesafe-hijyen kuralı en önemli korunma tedbiri olarak karşımıza çıkıyor. </span><span style="font-weight: 400;">İnsanların konuştukça ağızlarından çıkan ama göremediğimiz tükürük damlacıklarına maskenin engel olabileceği akıllardan çıkmamalı. Dolayısıyla hem sağlam kişilerin korunması, hem de hasta kişilerin hastalığı etrafına yaymaması için maske kullanımı alınacak en ciddi ve aksatılmaması gereken önlem.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Virüsün bir taşıyıcıdan başka bir insana geçmesini engellemenin diğer etkili bir yolu da, sosyal teması en alt düzeye indirmek ve sosyal mesafe kuralına uymak. Sosyal mesafe, aslında kişisel karantina ve izolasyonun bir başka boyutu olarak adlandırılabilir. Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı pandemi sürecinde mümkün olduğunca evden dışarı çıkmamayı tavsiye ediyor. Eğer bir şekilde dışarıya çıkılması gerekiyorsa insanlarla araya en az 1 metre sosyal mesafe koyulması gerekiyor. Ayrıca el sıkma, sarılma ve öpüşme gibi sosyal temaslardan uzak durulması da bu süreçte önem kazanıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pandemi devam ederken virüsle mücadele ve kontrol altına alınması için hijyen kurallarına tamamıyla uymak hayati önem taşıyor. Bu açıdan, e</span><span style="font-weight: 400;">ller sabun ve suyla düzenli ve derinlemesine yıkanmalı veya alkol bazlı bir el losyonu ile temizlenmeli. İhtiyaçlar doğrultusunda dışarı çıkıldığı durumlarda eve her dönüşte dezenfekte olunması gerekiyor. Dışarıda giyilen kıyafetler eve gelindiğinde çamaşır makinasında yıkanmalı. Evde ortak kullanılan kapı kolları, tuvalet gibi yerler günde bir kez dezenfektan kullanılarak silinmelidir. Dışarıdan gelen kargo ve siparişler balkon gibi açık alanlarda açılmalı, ambalajı dışarıda bırakılmalı ve paket teması sonrası eller sabunlu su ile yıkanmalı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pandemi döneminde önemli konulardan birisi de bağışıklık sistemini güçlü tutmak. Bağışıklık sistemimiz ne kadar kuvvetli olursa virüs ve bakterilerle vücudumuzdan o kadar uzak durur ve enfeksiyon durumunda ise hastalığın beklenenden daha hafif geçmesini sağlayabilir. Güçlü bir bağışıklık sistemi için, düzenli uyku</span> <span style="font-weight: 400;">ve</span> <span style="font-weight: 400;">beslenme</span><span style="font-weight: 400;">  şart. Günde ortalama 7-8 saat uyumaya ve uyku düzeninizi bozmamaya özen göstermeli, alkol tüketmek, geç saatlerde yemek yemek gibi uyku kalitesini olumsuz etkileyecek olan etkenlerden de mümkün olunduğunca kaçınılmalı. </span><span style="font-weight: 400;">Gıda seçimi olarak; sebze gibi vitamin, mineral içeriği yüksek, antioksidan özelliği de olan besinlerin ihmal edilmemesi önemli. </span><span style="font-weight: 400;">Bol su içmek, kilo almamaya dikkat etmek diğer önemli öneriler olarak sıralandırılabilir. </span><span style="font-weight: 400;">Düzenli fiziksel aktivite hem bağışıklık sistemini güçlendirecek hem de uyku kalitesini geliştirecektir. Bu nedenle evde ve dışarı çıkmanın serbest olduğu saatlerde hafif egzersizler ile vücudumuzu dinç tutmaya özen göstermeliyiz.</span></p>
<p><b>Tedbirler kapsamında kullanılan en etkili koruyucu olarak kullandığımız maskeler için son dönemlerde bazı uzmanlardan uzun süreli kullanımlarda insan sağlığını tehlikeye atıyor açıklamaları sonrasında yükselen maske karşıtlığı için siz ne düşünüyorsunuz? Maskeler gerçekten koruyucu mu? Yoksa sağlığımızı tehdit mi ediyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Koronavirüsle birlikte kullanımı yaygınlaşan tıbbi maskelerin, uzun süreli kullanımının sağlığa zararlı olduğu bazı basın yayın organlarında yer aldı. Maskeler uzun süreli takılı olduğunda zaman zaman hepimiz nefes alamıyor hissi ile karşı karşıya geliyoruz. Ancak bu durumun, vücutta ve kanda oksijen miktarında bir düşüşe sebebiyet vermediği unutulmamalı. Yani gün boyu ya da uzun süreli maske takmak bizde yetersiz oksijen alma gibi bir risk oluşturmamakta, bu açıdan insanlarda yersiz endişeler oluşmamalı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak aynı maskenin günlerce kullanılması veya temizlenip yeniden takılması sakıncalıdır. Tıbbi maskelerin ıslanması ya da nemlenmesi koruyucu özelliğini yitirmesine yol açtığından</span><span style="font-weight: 400;">, bu durum yaşandığında da yeni maske kullanılması gerekiyor.</span></p>
<p><b>Eklemek istediğiniz başka bir husus var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maske konusunu bir kez daha vurgulamak istiyorum. Çünkü gerçekten bu konunun zaman zaman ihmal edildiğini gözlemliyorum. Özellikle bu dönemde hastalar pandeminin ilk dönemine göre daha ağır seyrediyor. Yoğun bakım ihtiyacı daha çok gözleniyor, hastalar daha uzun süre hastanede yatmak zorunda kalıyor. Bu yüzden, maske takmayı hiç ihmal etmemek bilhassa da bu süreçte çok önemli. Biz de, </span><span style="font-weight: 400;">TÜSAD olarak </span><span style="font-weight: 400;">bu konudaki farkındalığı arttırmak için bir sosyal medya kampanyası düzenledik. </span><b>#maskenitaksağlığınıkafanatakma</b><span style="font-weight: 400;"> sloganı ile yapılacak paylaşımlarla bu maske konusunda bilincin artık yerleşmesini amaçlıyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu kampanyamıza herkesi destek vermeye davet ediyoruz. Bunun için maske ile çekilmiş bir fotoğrafınızı Instagram’dan </span><b>#maskenitaksağlığınıkafanatakma</b><span style="font-weight: 400;"> sloganı ile paylaşmak, arkadaşlarınızı da etiketleyerek maskeli fotoğraf düellosuna davet etmeniz yeterli. Tüm okurlarınızın #solunumdernegi’ni de etiketleyip maskeli fotoğrafları ile kampanyamıza destek vermelerinden büyük mutluluk duyacağız.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/30/maske-kullanimi-alinacak-en-ciddi-ve-aksatilmamasi-gereken-onlem/">&#8220;Maske Kullanımı Alınacak En Ciddi ve Aksatılmaması Gereken Önlem&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Salgınla Mücadelede, Ölümleri Engellemede Aşı Çok Önemli Yer Tutacak&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/11/salginla-mucadelede-olumleri-engellemede-asi-cok-onemli-yer-tutacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Aktay]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Dec 2020 10:16:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[aşı karşıtlığı]]></category>
		<category><![CDATA[aşı reddi]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=62362</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lokman Hekim Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi ve Halk Sağlığı Uzmanları Derneği Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Sarp Üner ile toplumda yükselen koronavirüs aşısı karşıtlığını konuştuk. Üner, bu karşıtlığın risk altında olmadığını düşünme, aşının güvensiz olduğunu düşünme ve dini-felsefi gerekçelere dayandığını belirtirken, salgınla mücadelede aşının önemini vurguluyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/11/salginla-mucadelede-olumleri-engellemede-asi-cok-onemli-yer-tutacak/">&#8220;Salgınla Mücadelede, Ölümleri Engellemede Aşı Çok Önemli Yer Tutacak&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Özellikle gelişmiş ülkelerde aşı karşıtı komplo teorilerinin yayılmasıyla çocuklarına aşı yaptırmayan ailelerin sayısında artış görülmeye başlanmıştı. Kısacası, dünya genelinde aşılanma düzeyinin hala istenen seviyede olduğunu söyleyebilir miyiz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62363 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/sarp-uner-640x1139.jpg" alt="sarp üner" width="246" height="438" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/sarp-uner-640x1139.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/sarp-uner.jpg 899w" sizes="auto, (max-width: 246px) 100vw, 246px" />Aşılar günümüzde enfeksiyon hastalıklarının ve komplikasyonlarının önlenmesinde en etkili yöntemlerinin başında gelmektedir. Yüksek bağışıklama oranlarıyla özellikle yüksek ve orta gelirli ülkelerde aşı ile önlenebilir hastalıkların sıklıklarında çok büyük düşüşler sağlanmıştır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aşıyla önlenebilir hastalıklara karşı verilen başarılı mücadele sonunda bazı tehlikeli hastalıkların ciddi oranda yaşamımızdan silinmesi toplumun hafızasında bu hastalıkların büyük risklerinin giderek silikleşmesine, bunun sonucunda da risk-fayda hesaplamalarında aşıların risklerinin daha büyük endişe kaynağı haline gelmesine neden olduğu görülmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünyada 1990’lı yıllardan itibaren ‘aşı reddi’ kavramı ortaya çıkmıştır. Aşı reddi vakalarının son yıllarda hızla artması ve tehlikeli boyutlara ulaşması üzerine; DSÖ 2019’da çözüme kavuşturmayı planladığı 10 küresel sağlık sorunun başında “aşı karşıtlığı”na yer vermiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu arada iki farklı kavramı birbirinden ayırmak gereklidir. Aşı tereddüdü aşıyı kabullenmekte gecikme veya aşıya ulaşılmış olmasına rağmen reddetme durumu olup bir ya da daha fazla aşı için söz konusudur. Aşı reddi ise tüm aşıları reddetme iradesi ile yaptırmama durumudur.</span></p>
<p><b>Türkiye’de de aşı tartışması bir süredir gündemde yer alıyor. Konuya ilişkin birbirinden farklı görüşler sık sık karşımıza çıkarken uzmanların aşıların uygulanması konusunda verdiği mücadele de devam ediyor. Peki, aşı tartışmasında son veriler ne söylüyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya Sağlık Örgütü kayıtlarına göre 8 Aralık itibari ile 52’si klinik 162’si preklinik safhada 214 aşı çalışması halen devam etmekte. Klinik fazdaki aşı adaylarından 13’ü Faz 3 çalışmasını sürdürmekte. Henüz onaylanan bir aşı yok ancak bazı ülkeler bazı aşıların kullanımı için ön onay verdiler. Bunlardan en son ve belki en bilineni bir mRNA aşısı olan BioNTech/Pfizer aşısının Birleşik Krallıkta Faz 3 çalışmalarının tamamlanmasından sonra uygulama iznini almış olması. Bunların yanı sıra CanSino aşısı Çin&#8217;de, Gamaleya Sputnik V aşısı Rusya’da, Sinopharm aşısı Çin ve Birleşik Arap Emirliklerin’de ve bize gelmesi en muhtemel aşı olan Sinovac aşısı Çin&#8217;de Faz 3 çalışmaları tamamlanmadan önce kullanım için onaylanmıştır.</span></p>
<p><strong>İngiltere’de bir grup gösterici salgın için geliştirilen aşıların zararlı olduğunu savunarak aşı karşıtı gösteriler yapıyor. </strong><b>Türkiye&#8217;de de durum pek parlak değil. Son yıllarda tüm dünyada aşıya olan güvensizliğin nedeni nedir sizce?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aşıların doğrudan hastalıklardan koruyucu etkilerinin yanında, toplumda yüksek bağışıklama seviyeleri sayesinde aşılanmamış bireylerin de hastalıklardan korunmasını sağlayan dolaylı etkisi yani “kitlesel bağışıklama” etkisi, aşı reddi ile mücadelenin önemini artırmaktadır. Aşı karşıtlığı, aşı kapsayıcılığının ve toplumsal bağışıklığın önünde bir engeldir. Aşılarla elde edilen başarıların artmasına paralel olarak aşılara bağlı gerçek ya da algılanan yan etkilerle ilgili endişelerde de artış görülmektedir. Bu endişeler sıklıkla aşıların reddine de yol açabilmektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aşı tereddütleri, sürekli izleme gerektiren karmaşık ve hızla değişen küresel bir sorundur. Aşı tereddüttü nedeniyle aşılamalarındaki küçük düşüşler bile aşılanamamışlar göz önüne alındığında daha büyük halk sağlığı sorunlarına ve ekonomik olumsuzluklara neden olabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Literatüre bakıldığında aşı reddinin altında yatan farklı nedenler olduğu görülmektedir. Çok temel olarak aşı reddinin sebeplerini üç ana grup altında toplamak mümkündür: bunlardan ilki aşıların güvenliğinden endişe edenlerdir. Günümüzde koronavirüs aşısına karşı ortaya çıkan tereddüt daha çok bu gruba girmektedir. İkinci grubu risk altında olmadığını düşünenler oluşturmaktadır. Son grup ise dini, felsefi veya komplo teorisi temelli gerekçelerle itiraz edenlerdir. Bu grubun öne sürdüklerinin hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. </span></p>
<p><b>Normal hayatımıza dönme umutlarımız bilim insanlarının koronavirüse karşı etkili olacak bir aşı geliştirmesine bağlıydı. Sonunda aşı bulundu, kısa sürede geliştirilen bu aşı ne kadar güvenilir? HASUDER olarak yeni koronavirüs aşısını nasıl değerlendirirsiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geliştirme çabaları süren ve aday tüm aşılar için benzer şeyleri söylemek mümkün. Faz 3 çalışmaları tamamlandıktan, bilimsel olarak değerlendirip etkili ve güvenli olduğu ortaya konduktan sonra bu aşılara güvenilebilir. Salgınla mücadelede, hasta ve ölümleri engellemede aşı çok önemli bir yer tutacak. Sağlık Bakanlığı kullanılacak aşılarla Faz 3 çalışması ile elde edilecek bilgileri bağımsız bilim kurumlarının ve bilim insanlarının değerlendirmelerine açmalıdır. Bu kurum ve kişilerin raporlarını da başta TTB olmak üzere meslek örgütleri ve uzmanlık dernekleri ile işbirliği içinde toplumu bilgilendirmek için kullanmalıdır. Bu sayede toplumda aşıya karşı tereddüt azalır ve güven sağlanabilir. Hangi aşı sorusu akla gelince yukarıda sayılan şartları yerine getirmiş ve ulaşılabilen hangi aşı varsa o mutlaka yaptırılmalı.</span></p>
<p><b>Toplumda koronavirüs aşısı karşıtlığı artarak devam ediyor. Tüm bu yaşananlar Covid-19&#8217;un kontrol altına alınması çabalarına sekte vurur mu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Covid-19’da toplumsal bağışıklığın sağlanması için toplumun 2/3’ünün bağışık hale gelmesi gerekiyor. Aşının koruyuculuğu %90 olsa bu 50 milyondan fazla insanın aşılanması anlamına gelmekte. Aşı kararı ilk bakışta bireysel bir karar gözükmekle beraber diğer kişileri de etkileyen toplumsal bir karardır. Aşı reddi kararının ilk etkisi aşılama oranlarının düşmesi ve buna bağlı olarak hastalıkların yayılmasını kolaylaştırmasıdır. Salgın mücadelesinde şu anda elimizdeki en önemli  silahlardan biri olan aşının yaptırılmasında ortaya çıkacak sorunlar açıkçası salgını kontrol altına alma çabalarına karşı çok önemli bir engel oluşturur. </span></p>
<p><b>Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere kamu kurum ve kuruluşları, aşılama ile ilgili eğitimler ve bilinçlendirme kampanyaları düzenlese, toplumu  aşının ne olduğu, nasıl üretildiği, ne işe yaradığının ile ilgili ön bilgilendirme yapılması  halinde farklı bir anlayış çıkabilir mi ortaya?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanların kendilerini daha bilgili ve farkındalıklarını artmış olarak tanımlaması aşılarla ilgili güven sorularının başını çekmektedir. Bunun yanı sıra dini ve felsefi etkin kişilerin yönlendirmeleri ise çözülmesi zor karşılıklı diyaloga ihtiyaç duyulan bir problem olarak görülmektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aşı redcileri homojen bir grup değildir ve aşı kararsızlığının birçok belirleyicisi vardır. Sosyo-kültürel, çevresel, ekonomik veya politik faktörlerden kaynaklanan nedenler arasında toplum liderlerinin tutumu, aşı karşıtı lobilerin çalışmaları, mevcut yasalar, din, kültür, cinsiyet, ekonomik durum gibi sosyo-demografik özellikler ve ilaç endüstrisinin nasıl algılandığı gibi nedenler sayılabilir. Bunun yanı sıra aşının kişisel algılanmasından, sosyal ortamlardan gelen etkiler de önemlidir. Kişisel ya da aile ve yaşanılan toplum üyelerinin aşı deneyimleri, sağlık ile ilgili inanç ve tutumlar, bireyin aşı ile ilgili bilgi ve farkındalık düzeyi, önceki deneyimlerden sağlık sistemi ve hizmet sağlayıcılarına duyulan güven ve kişisel deneyimler de aşı tereddüdünü etkiler. Aşı tereddüttü belirleyicileri arasında doğrudan aşı veya aşılama ile ilgili olanlardır. Yeni bir aşının olması, aşının uygulama şekli, aşı ve ekipmanının güvenilirliği, bunların tedarik kaynağı gibi nedenler de aşı tereddütünde belirleyici olurlar.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sağlık çalışanlarının, aşı uygulanacak bireyler ile iyi bir iletişim kurmasının ve güven sağlamasının, aşı konusundaki tereddütleri gidermede en etkili yollardan biri olduğunu gösterilmiştir. Sizin de belirttiğiniz gibi kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri, uzmanlık dernekleri, toplum liderleri ve medya topluma  aşının ne olduğu, nasıl üretildiği, ne işe yaradığı ile ilgili “doğru bilgilendirme” çalışmalarında yer almalıdır.  </span></p>
<p><b>Toplumdaki bu aşı karşıtlığı nasıl önlenecek?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aşı tereddüttü zaman, yer ve aşılara göre değişen karmaşık ve hızla değişen bir küresel sorun olduğundan ve tüm aşı tereddüt nedenlerine yönelik tek bir müdahale stratejisi yoktur. Literatür tüm aşı reddedenler/kararsızlar için tek bir doğru çözüm olmadığını bize göstermekte, özellikle hedefin özelliklerine ve/ aşıya yönelik tutumlarına göre uyarlanmış iletişim stratejilerinin daha etkili olabileceğini önermektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sağlık okuryazarlığının desteklenerek birey ve topluma yönelik daha etkili araçlar ile iletişim ve eğitimi yapılandırılmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Topluma dönük davranış değişikliğini hedefleyen yeni iletişim stratejileri geliştirilerek, medya ve iletişim kanallarına yönelik yürütülecek çalışmalarda güncel bilgi iletişim alanındaki gelişmelerden yararlanılmalıdır. Sosyal medyanın etkin kullanımı sağlanmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sağlık hizmet sunanların iletişim becerileri dahil teknik olamayan becerilerinin geliştirilmesi için yararlanabilecekleri eğitimler düzenlenmeli, etkili iletişim stratejileri kullanarak açık, kolay kabul edilebilir bilgiler sağlayarak aşı endişelerini en iyi şekilde giderebilecek şekilde iletişim ve danışmanlık sağlayabilmesi için desteklenmelidir. Olağan durumlar için geliştirilmiş iletişim süreçleri ve stratejileri bu gibi güç durumlar için yetersiz kalabilir. Bu gibi karmaşık durumlarla baş edebilmeye yönelik daha fazla eğitime ve destek sağlanmalıdır.</span></p>
<p><b>Virüs, tüm dünyada hız kesmeden yayılmaya devam ediyor. Türkiye’de aşıya dair yasal bir düzenleme mevcut mu? Koronavirüs aşısının zorunlu kılınması durumunda toplumda nasıl bir tepki yaratır? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Literatürde aşı reddinin çözümü için temelde iki farklı yol izlenebileceği önerilmektedir: yasa ile aşıyı zorunlu hale getirme; proaktif ve iknaya dayalı bilgilendirme/iletişim politikaları ile halkın aşılamaya karşı güvenini pekiştirmek ve desteğini almaktır. Aşının zorunlu olması ya da olmaması aşı reddi</span> <span style="font-weight: 400;">üzerinde net etki yapmamaktadır. Toplumun aşılanma yüzdesi ile devlet politikaları arasında net bir ilişki yoktur. Gönüllü aşılama politikası izleyen devletlerin aşılanma oranları, zorunlu aşılama politikası izleyen devletlerden geride değildir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de durum biraz karışık. Aşılar zorunlu(ymuş gibi) uygulanmakla birlikte aşı redlerine karşı hukuki bir düzenleme mevcut değildir. Ülkemizde aşı ile ilgili düzenlemelerden en önemlisi 1593 sayılı 1930 yılında yürürlüğe giren Umumi Hıfzıssıhha Kanunu&#8217;dur. Bu yasada çiçek aşısı için zorunluluğu içeren bir düzenleme yapıldığı görülmektedir. Ancak 2016 yılında Anayasa Mahkemesi mevcut mevzuatta aşılamanın zorunlu olmasını sağlayan bir madde olmadığına hükmetmiştir. Mevzuatta mevcut bu karışıklığı ve eksikliğin bir an önce giderilmesi elzemdir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplum sağlığını etkileyen bir duruma ait kararın kime ait olduğu önemli bir tartışma konusudur. Aşılar devlet tarafından zorunlu olarak yaptırılıp yaptırılmaması halen cevabını bulmamış sorulardan birisidir. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/11/salginla-mucadelede-olumleri-engellemede-asi-cok-onemli-yer-tutacak/">&#8220;Salgınla Mücadelede, Ölümleri Engellemede Aşı Çok Önemli Yer Tutacak&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uluslararası Yeşilay Federasyonu 80’i Aşkın Ülkenin Katılımıyla Covid-19 ve Bağımlılıkları Konuştu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/11/uluslararasi-yesilay-federasyonu-80i-askin-ulkenin-katilimiyla-covid-19-ve-bagimliliklari-konustu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Dec 2020 08:32:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşilay]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=62347</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeşilay, Birleşmiş Milletler (BM), Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla 80’i aşkın ülkeyi 5. Kapasite Geliştirme Toplantısı’nda buluşturdu. Bağımlılıklarla mücadeleyi bilimsel yöntemlerle sürdürdüklerini belirten Yeşilay Genel Başkanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk, “Covid-19 pandemisi nedeniyle bağımlılıkların daha da önemli bir gündem maddesi haline geldiği bu dönemde deneyimlerimizi tüm dünyayla paylaşıyoruz” dedi. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/11/uluslararasi-yesilay-federasyonu-80i-askin-ulkenin-katilimiyla-covid-19-ve-bagimliliklari-konustu/">Uluslararası Yeşilay Federasyonu 80’i Aşkın Ülkenin Katılımıyla Covid-19 ve Bağımlılıkları Konuştu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeşilay, bilgi ve deneyimlerini aktarmak, tüm ülkelerde bağımlılıkla mücadele çalışmalarını güçlendirmek amacıyla<strong> </strong>Uluslararası Yeşilay Federasyonu çatısı altındaki 80’i aşkın Ülke Yeşilayı ile bir araya geldi. Pandemi nedeniyle online olarak gerçekleştirilen 5. Kapasite Geliştirme Toplantısı’na Birleşmiş Milletler (BM), Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve uluslararası sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin de aralarında bulunduğu 200 kişi katıldı. 3 gün süren toplantıda Covid-19’un bağımlılıklara etkisi; tütün, alkol, madde, oyun, kumar ve teknoloji bağımlılıklarının pandemi dönemindeki gelişimi gibi başlıklar ele alındı. Uluslararası Yeşilay Federasyonu&#8217;na (UYEF) üye ülkeler, yerel ve bölgesel sunumlarıyla kendi ülkelerinde yaptıkları çalışmaları paylaştı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62349 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/yesilay-640x360.jpeg" alt="yeşilay" width="395" height="222" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/yesilay-640x360.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/yesilay.jpeg 1000w" sizes="auto, (max-width: 395px) 100vw, 395px" />Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Yeşilay Genel Başkanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk bağımlılıkların küresel bir sorun olduğunun altını çizerek şunları söyledi: “2020 yılında Covid-19 pandemisi dolayısıyla herkesin evlere kapanması, sosyal ihtiyaçlarını karşılamada sorunlarla karşılaşması gibi nedenlerle bağımlılık daha da önemli bir gündem maddesi haline geldi. Pandeminin bağımlılıklar üzerindeki etkisini konuşmanın ve farklı ülkelerin bu alandaki deneyimlerinden sonuçlar çıkararak mücadelemizi güçlendirmenin temel sorumluluklarımızdan olduğunu düşünüyoruz.”</p>
<h5><strong>Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Programı Pandemi Döneminde Tüm Dünyada Yaygınlaşacak</strong></h5>
<p>Türkiye Yeşilay’ı olarak çalışmalarını önleme ve rehabilitasyon alanlarında yürüttüklerini ifade eden Öztürk, &#8220;Bağımlılıkla mücadelenin en önemli adımı, bağımlılığın oluşmasını engellemek. Bu nedenle biz önleme çalışmalarına büyük önem veriyor, öncelikle çocuklarla ve gençlerle çalışarak onlarda sağlıklı yaşam bilinci oluşturmayı hedefliyoruz. Millî Eğitim Bakanlığı iş birliği ile gerçekleştirdiğimiz Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Programı’nı bu kapsamda çok önemsiyoruz. Pandemi döneminde programı online olarak yürütmenin hem ülkemizde daha fazla kişiye ulaşmamıza hem de Ülke Yeşilayları ile projeyi tüm dünyada yaygınlaştırmamıza katkı sağlayacağını umuyoruz. Bu konuda tüm ülkelere gereken desteği sağlayacağız” dedi.</p>
<h5><strong>Tütün Kullanımı Koronavirüsün Bulaşma Riskini ve Yarattığı Sorunları Artırıyor</strong></h5>
<p>Covid-19 ve tütün bağımlılığı ilişkisi üzerine değerlendirmelerini paylaşan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Türkiye Ofisi Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar ve Sağlıklı Yaşam Program Yöneticisi Prof. Dr. Toker Ergüder ise şunları söyledi: “Tütün kullanımı her yıl 8 milyondan fazla kişinin ölümüne yol açıyor. Pasif olarak maruz kalınan tütün dumanı her yıl 1,2 milyon kişinin ölümüne sebep olurken, her yıl 65 bin çocuk pasif içicilikle ilişkilendirilen hastalıklardan dolayı hayatını kaybediyor. Küresel olarak, her gün 22 binden fazla kişi, bir diğer deyişle saniyede 4 kişi, tütün kullanımından veya pasif olarak maruz kalınan tütün dumanından dolayı hayatını kaybediyor. Tütün kullanan bireylerde koronavirüsün bulaşma riski daha fazla oluyor. Tütün kullanımı bireyin elleriyle yüzüne dokunmaktan kaçınmasını zorlaştırıyor, genellikle sosyal bir aktivite olduğundan güvenli bir fiziksel mesafe kurma olasılığını azaltıyor ve nargilede ortak kullanım nedeniyle riski artırıyor. Tütün kullanan bireyler, tütünün bağışıklığı zayıflatması, akciğerlerde tahribat oluşturması, bağışıklık tepkilerini azaltması gibi nedenlerle koronavirüs kaynaklı sorunlara yönelik daha fazla risk altında bulunuyor. Mayıs 2020 tarihinde yürütülen DSÖ incelemesinde de mevcut kanıtların tütün kullanımının hastalığın artan şiddeti ve yatışı yapılan COVID-19 hastalarının ölümüyle ilişkilendirildiğini belirtiliyor.”</p>
<h5><strong>Bağımlılıktan Uzak Nesiller İçin Çalışılıyor</strong></h5>
<p>Yıl boyunca 80’i aşkın ülkede edinilen deneyimlerin Kapasite Geliştirme Programı’nda paylaşılmasının önemine dikkat çeken Uluslararası Yeşilay Federasyonu Başkanı İhsan Karaman, “Uluslararası Yeşilay Federasyonu bünyesinde Ülke Yeşilaylarının katılımıyla küresel ölçekte etkili bağımlılık faaliyetleri gerçekleştirme hedefiyle yola çıktık. Bağımlılıklardan uzak nesiller yetiştirmek için birlikte hareket etmenin önemine yürekten inanıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Dünya genelinde Uluslararası Yeşilay Federasyonu’na (UYEF) üye 81 ülkenin gelecek dönem vizyonunun belirlenmesinin hedeflendiği toplantıda; bağımlılık önleme programları, ülkelerin gerçekleştirdiği örnek projeler, Türkiye Yeşilay’ı tarafından sağlanan Uluslararası Mali Destek Programı konuları da konuşuldu.</p>
<p>Yeşilay, Covid-19 sürecinde bağımlılıklara karşı tecrübelerini paylaştığı toplantıda; Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi Bağımlılık Önleme Bölümü Amiri Giovanna Campello “Covid-19 ve Uyuşturucu”, Dünya Sağlık Örgütü Türkiye Ofisi Yöneticisi Prof. Dr. Toker Ergüder “Covid-19 ve Tütün” ve Drug Free America Foundation Genel Direktörü ve World Federation Against Drugs (WFAD) Başkanı Amy Ronshausen ise “Covid-19 ve Alkol” başlıklı konuşmalarını gerçekleştirdi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/11/uluslararasi-yesilay-federasyonu-80i-askin-ulkenin-katilimiyla-covid-19-ve-bagimliliklari-konustu/">Uluslararası Yeşilay Federasyonu 80’i Aşkın Ülkenin Katılımıyla Covid-19 ve Bağımlılıkları Konuştu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;&#8216;Mutsuzum&#8217; Diyen İnsanların Büyük Çoğunluğu Gençler&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/21/mutsuzum-diyen-insanlarin-buyuk-cogunlugu-gencler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Oct 2020 10:51:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Veysel Bozkurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=59835</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplum Bilim Kurulu Üyesi ve İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Veysel Bozkurt ile, 29 Ağustos-5 Eylül 2020 tarihleri arasında pandemi süreciyle ilgili çevrimiçi olarak gerçekleştirdiği anket sonuçlarını konuştuk. Bozkurt, 2 bin 515 kişinin katıldığı anket sonuçlarına göre, gençlerin önlemler konusunda daha esnek davrandığını ve mutsuzluk konusunda da ilk sırada geldiğini belirtiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/21/mutsuzum-diyen-insanlarin-buyuk-cogunlugu-gencler/">&#8220;&#8216;Mutsuzum&#8217; Diyen İnsanların Büyük Çoğunluğu Gençler&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nisan ve Eylül aylarında koronavirüs salgını döneminde toplumsal yaşam ile ilgili iki farklı anket çalışması gerçekleştirdiniz. Nisan ayından Eylül ayına toplumda neler değişti acaba? </strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-59837 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/veysel-bozkurt.jpg" alt="Veysel bozkurt" width="165" height="165" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/veysel-bozkurt.jpg 400w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/veysel-bozkurt-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 165px) 100vw, 165px" />Nisan 2020 Türkiye’de koronavirüsün hızla yayılmamaya başladığı bir dönemdi.  Karantina yeni başlamıştı. Herkes şaşkındı. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Televizyonlarda sürekli salgın konuşuluyordu. Evlerimize kapandık. İşleri uygun olanlar online çalışmaya başladı. Bazıları yeni beceriler geliştirdi. Karantina döneminde en çok dijital okuryazarlık gelişti. Bazıları ailelerine daha fazla zaman ayırırken, özellikle evde kalmanın huzursuzluğunu yaşıyordu. Bazıları aç kalma kaygısı ile stok yapmak ihtiyacı duydu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nisan ayı içinde 5300 kişiyi kapsayan bir çevrimiçi anket gerçekleştirdik. Ankete katılanların yüzde 65’i huzursuzluğum arttı, yüzde 42’si günlük işlerimi yapmakta zorlanır hale geldim, yüzde 51’si uyku kalitem bozuldu diyordu.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-59842 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/virus-nasil-etkiledi-640x320.jpg" alt="virüsün etkileri" width="640" height="320" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/virus-nasil-etkiledi-640x320.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/virus-nasil-etkiledi.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu arada paranoidler komplo teorilerine sarılmışlardı. Üst akıl yeni bir oyun kurguluyordu onlara göre. Bir delile dayanmadan yazdıkları için, herkesin senaryosu kendi işine gelecek şekildeydi. Üstelik tutmazsa çok kısa sürede değiştirebiliyorlardı. Birazda bunların etkisiyle anketi cevaplayanların yüzde 34’ü koronavirüsü büyük güçlerin komplosuna bağlıyorlardı. İşin ilginci bu oran Eylül 2020’de azalmak yerine artmış ve yüzde 43’e yükselmişti. Nisanda virüsün laboratuvarda üretildiğine inananlar ise yüzde 52’ye yükselmişti. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-59843 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/komplo-640x320.jpg" alt="komplo" width="640" height="320" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/komplo-640x320.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/komplo.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aşı konusundaki gelişmelere rağmen Eylül 2020’de anketi cevaplayan her 4 kişiden birisi aşının bulunduğunu ancak gizleniyor olabileceğini düşünüyordu.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-59844 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/asi-bulundu-640x320.jpg" alt="aşı bulundu" width="640" height="320" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/asi-bulundu-640x320.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/asi-bulundu.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bilindiği gibi biz öteden beri güven düzeyi düşük </span><span style="font-weight: 400;">bir toplumuz. Nisan ayında insanların sadece yüzde 18’i genelde diğer insanları güvenilir bulduğunu söylerken, bu oran Eylül ayında yüzde 12’ye gerilemiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yine bu dönem içinde varoluş kaygılarının da arttığını görüyoruz. Örneğin nisan ayında anketi cevaplayanların yüzde 41’i virüs kapma kaygısı yaşıyorum derken, bu oran eylül ayında tekrarlanan ankette yüzde 46’ya yükselmiştir. Ölüm korkusu kısmen artmıştır. Ayrıca sevdiklerini kaybetme korkusu yüzde 68’e yükselmiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özetle ifade etmek gerekirse aradan geçen süre içinde insanlar yorulmuşlardır. Bazılarına bıkkınlık artmış; artık umursamaz hale gelmiştir. Hatta bazıları ne olacaksa olsun havasına girmişlerdir. Yaşam memnuniyeti gerilemiş; geçimini temin kaygısı büyük ölçüde dünyada olduğu gibi bizde de artmıştır.</span></p>
<p><strong>Eylül araştırmanızda gençlerin önlemlere karşı daha az hassasiyet gösterdiği kayda geçmekte. “Ben mutsuzum” diyen insanların büyük çoğunluğu da gençler. Salgın süreci kapsamında ele alındığında gençlerde mutsuzluğun kaynağında hangi faktörlerin yer aldığını düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Salgın hepimizin hayatını kısıtladı. Sevdiklerimize sarılamaz hale geldik. Gençler okullarından ya da arkadaşlarından uzak kaldılar. Üniversite öğrencileri yeniden ailelerinin yanına döndüler. Özgürlerini kaybettiler. Pandemi bütün dünyada istihdam alanları daraldı. Birçok kişinin geleceğe yönelik iyimserliğinde gerileme oldu. Bu gençlerde çok daha yüksek. Bilindiği gibi her dönem genç işsizliği genel ortalama işsizlikten yüksek olmuştur. Günümüzde bu durum daha ciddi bir sorun haline gelmiştir. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-59846 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/yasamimdan-memnunum-640x320.jpg" alt="yaşam memnuniyeti" width="640" height="320" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/yasamimdan-memnunum-640x320.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/yasamimdan-memnunum.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanların mutluluklarına ilişkin geçmişte yapılan çalışmalar U şeklinde bir ilişkiyi ortaya koyar. Yani gençken insanlar daha mutludurlar; orta yaşta mutluluk geriler ve ileri yaşlarda tekrar yükselir. Yakın zamanda 20’den fazla bir ülkede yapılan çalışma U şeklinde ilişkinin değiştiğini ortaya koyuyor. Benzer durum bizim için de geçerli. Yaş azaldıkça mutsuzluğun ve yaşam memnuniyetinin gerilediğini görüyoruz.  Burada etkili olan faktör, istihdamda gerileme, geçim derdi ve virüs yüzünden daralan hareket alanı diye düşünüyorum.</span></p>
<p><strong>%10’luk bir kesim maske temin etmekte zorlanmakta. Yaklaşık %30’a kadar çıkan en düşük gelir grubundaki maske temin edemeyen kesimin “salgına karşı tutumu” ve “yaşam memnuniyeti konusunda” hangi bulgular öne çıkıyor?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet yüzde 10’luk bir kesim maske temininde zorluk çekiyorum diyor. Bunlar çoğunluk belirtiğiniz gibi en düşük gelir grubunda olanlar, işsizler ve öğrenciler.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-59847 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/issiz-ve-ogrenciler-640x320.jpg" alt="işsiz ve öğrenciler" width="640" height="320" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/issiz-ve-ogrenciler-640x320.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/issiz-ve-ogrenciler.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplumsal olarak dezavantajlı grupların genelde </span><span style="font-weight: 400;">yaşam memnuniyetleri ve mutluluk skorları daha düşük. Kurallara uyum konusunda da daha fazla sıkıntı yaşıyorlar. Çünkü yaptıkları işler, orta sınıflarda olduğu gibi,  evden/uzak çalışmaya uygun değil. Toplu taşıma kullanmak zorundalar. İsteseler de evden çalışanlar gibi fiziki mesafeyi korumaları mümkün değil.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diğer taraftan yoksulluk kesim her dönem yüksek risk altında yaşamaktır. Dolayısıyla bu kesim için, orta sınıfın risk saydıkları risk olmaktan ziyade yaşam tarzıdır. Bu sebeple yoksullar bazı kuralları diğerlerine göre daha az umursamaktadırlar.</span></p>
<p><strong>Araştırmanızda dini bağlılık ile mutluluk ve yaşam memnuniyeti arasında pozitif yönlü; varoluş kaygıları arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulunduğu görülüyor. Nitekim araştırmada katılımcılara mutlu olup olmadıkları sorulduğunda 10 üzerinden genelde 7’ye yakın bir değer verilmiş. Koronavirüs salgını 2021 kışında etkisini daha çok artırırsa, söz konusu parametrelerde [Dini bağlılık, mutluluk, yaşam memnuniyeti, varoluş kaygıları] nasıl bir eğilim ile yüz yüze gelebiliriz?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçmişte de başka araştırmalar dini bağlılık ile mutluluk arasında pozitif yönlü ilişki bulmuşlardır. Dini bağlılık arttıkça insanlar, daha güçlü topluluk bağları kura</span>r<span style="font-weight: 400;">lar. Bilindiği gibi toplumsal bağlar ne kadar güçlüyse insanların mutlu olma ihtimalleri de o ölçüde artar. Ayrıca dindarlığın insana kazandırdığı tevekkül duygusu da bazı güçlükleri kabullenmeyi kolaylaştırıyor olabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet insanların çoğunluğu hala kendilerinin mutlu olduğunu söylüyorlar ama diğer taraftan da yaşamımdan memnunum diyenlerin oranı yüzde 60’dan eylül ayında yüzde 53’e gerilemiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Salgının kış ayında yaygınlaşması yaşam memnuniyetini azaltırken, varoluş kaygılarını daha da artırabilir.  İnsanlar başları sıkıştığında daha güçlü liderlere, yönetimlere ve dine sığınma ihtiyacı duyarlar. Böyle bir durumda dini bağlılığın azalmak yerine güçleneceğini düşünü</span>lü<span style="font-weight: 400;">yor. Elbette büyük felaketlere dönüşmesi halinde insanlar</span>ın<span style="font-weight: 400;"> her şeye olduğu gibi Tanrıya da isyan etmeleri mümkün. Ancak o ölçüde bir hoşnutsuzluk hiçbir yerde beklenmiyor. Umudumuz aşını</span>n<span style="font-weight: 400;"> hızlı sonuçlanması.</span></p>
<p><strong>Koronavirüsün bir komplo teorisi senaryosu olduğuna inananların sayısı Nisan ayından Eylül ayına %11 artış göstermiş. Virüsün komplo olduğunu düşünenler salgına karşı daha az önlem alıyor. Söz konusu kesim ile ilgili hangi temel parametreler bulunmakta?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Komplo teorileri, bir tür büyülü düşüncedir. Ortada güvenilirliği ve geçerliliği test edilmiş deliller yoktur. Yaratıcılığınız ve hayal gücünüz ne kadar geniş ise, etkili teoriler yazma imkânınız o derece artar. Yapılan araştırmalar analitik düşünce becerileri geriledikçe komplo teorilerine inanma eğiliminin arttığını gösteriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayrıca araştırmalar komplo teorilerine inanmada politik tercihlerin etkili olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle toplumda güven düzeyi düştükçe, toplumsal par</span>a<span style="font-weight: 400;">n</span>o<span style="font-weight: 400;">ya eğiliminin de güç kazandığını görüyoruz. Bu da komplo teorileri için uygun bir zemin hazırlamaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bilindiği gibi insanlar en çok belirsizlikten korkar. Karmaşık bilimsel teorilerin aksine komplo teorileri son derece basit ve herkesin anlayabileceği açıklamalar getirir. Gizemlidir. Başkalarının göremediği büyük resmi görme imkânı verdiği için, gizli bir üstünlük duygusu kazandırdığı da söylenir. </span></p>
<p><strong>Türkiye’de koronavirüs önlemlerinin 2021 kışında artmasını bekliyor musunuz? Örneğin yeniden sokağa çıkma yasaklarıyla karşılaşabilir miyiz?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nisan/mayıs aylarındaki gibi bir sokağa çıkma yasağı beklemiyorum. Çünkü bunun ekonomik bir maliyeti var. İnsanların yaşamalarını, geçimlerini de temin etmeleri gerekiyor. Ancak gelişmeler virüsün artacağına dair işaretler de veriyor. Gelişmelere göre elbette bazı tedbirler alınacaktır.  Bunlar yapılırken sağlık yanında ekonominin çarklarının işlemesine de özen göstereceklerini tahmin ediyorum. Aslında bu kısıtlamaları önlemenin yolu son derece basit. Toplum eğer maske, mesafe ve temizlik kuralları uyarsa, kısıtlamalar ihtiyaç kalmayabilir.</span></p>
<p><b>Araştırmaya Dair Bazı Temel Veriler</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul Üniversitesi’nde İktisat Sosyolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Veysel Bozkurt’un 29 Ağustos-5 Eylül 2020 tarihleri arasında çevrimiçi gerçekleştirdiği ankette 2515 kişi katılım gösterdi. Anketi cevaplayanların yüzde 57,6’sı kadın, yüzde 42,4 erkekti. Anketi cevaplayanların yüzde 94’ünün üniversite ve üzeri eğitime sahip olması nedeniyle anketin bilişsel kapasitesi yüksekti. Bu noktada Bozkurt, araştırmanın toplumun genelini temsil etme iddiasında olmadığını ve yükseköğrenimli orta sınıfların eğilimlerini ortaya koyduğunu vurguluyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Araştırmada koronovirüs salgını döneminde ekonomik daralmanın da getirdiği sonuçlar nedeniyle dikkate değer bir nokta da gelir ve yaşam memnuniyeti arasındaki bağlantı. Araştırmaya göre gelir arttıkça belirgin bir biçimde yaşam memnuniyeti de artıyor. Buna paralel olarak mutlu olduğunu söyleyenlerin oranı da istikrarlı bir biçimde artış göstermekte!</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-59848 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/yasam-memnuniyeti-640x320.jpg" alt="yaşam memnuniyeti" width="640" height="320" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/yasam-memnuniyeti-640x320.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/yasam-memnuniyeti.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Araştırmada katılımcıların yüzde 93,5&#8217;u maske yüzde 84,2&#8217;si mesafe kuralına uyduğunu söylemektedir. Fakat maske kurallarına uyanların büyük bir çoğunluğunu yaşlı nüfus oluşturuyor. Genç nüfus ise maske kullanımı konusunda en fazla zafiyet gösteren grubu teşkil etmekte.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-59849 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/maske-kullanimi-640x320.jpg" alt="maske kullanımı" width="640" height="320" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/maske-kullanimi-640x320.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/maske-kullanimi.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Araştırmada bilime güven arttıkça maske kullanımın artışı da bir diğer bulgu. Katılımcılar arasında bilime güvenmeyen kesim maske kullanımı konusunda da esnek davranmakta. Bununla birlikte bilimsel verilere sıcak yaklaşan kanat karantina önlemleri konusunda daha hassas.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-59850 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/bilime-guven-640x320.jpg" alt="bilim" width="640" height="320" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/bilime-guven-640x320.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/bilime-guven.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2019 yılının son aylarında başlayan koronavirüs salgını 21 Ekim 2020 itibariyle 40 milyon kişiye bulaştı. Virüs nedeniyle dünya çapında 1.12 milyon kişi hayatını kaybetti. Türkiye’de ise virüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 9.445 olarak kayda geçti.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/21/mutsuzum-diyen-insanlarin-buyuk-cogunlugu-gencler/">&#8220;&#8216;Mutsuzum&#8217; Diyen İnsanların Büyük Çoğunluğu Gençler&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Daha İyi Bir Düzen İçin Anahtar Bir Sistem </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/13/daha-iyi-bir-duzen-icin-anahtar-bir-sistem/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2020 09:01:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik sistem]]></category>
		<category><![CDATA[Eşitsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=59427</guid>

					<description><![CDATA[<p>Başka bir ekonomi mümkün mü? Metabolic Enstitüsü Kurucusu Eva Gladek yenilenebilir ve döngüsel bir ekonominin yollarını ararken bizi büyük bir sınava tabi tutan Koronavirüs salgınını sonrasında başka bir ekonomiyi nasıl inşa edebiliriz sorusuna cevap aramaya çalışıyor. Gladek için meseleye hâlihazırdaki ekonomik düzenin verimlilik tutkusu içindeki temellerini sorgulayarak başlamak gerekiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/13/daha-iyi-bir-duzen-icin-anahtar-bir-sistem/">Daha İyi Bir Düzen İçin Anahtar Bir Sistem </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Devletler, koronavirüse yakalanan kişi sayılarının grafikleri ile boğuşurken bir yandan da geleceğin nasıl yeniden canlandırılıp inşa edilebileceği üzerine kararlarla yüz yüze geliyor. İnsanların geçim kaynakları krizlerle çalkanan kocaman ekonomilerin insafına kalmışken; insanlık refah zamanlarını geri çağırmaya çalışıyor. Ancak, krizin kökenindeki yapısal kırılganlıklar üzerindeki noktaları birleştirdiğimizde, klasik semptomatik çözümlerin yeterli olmayacağı açık.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün artık gelecekteki şokları önlemek için dünyamızı giderek daha kırılgan hale getiren sistemsel sorunları temelleriyle ele almalıyız; sistemi daha dayanıklı bir şekilde yeniden inşa etmeliyiz.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Ekonomileri yeniden canlandırmaya yönelik kısa vadeli önlemler uzun vadeli iktisadi dayanıklılığımızı desteklemiyorsa bir sonraki felaket an meselesidir.</span></p></blockquote>
<p><i><span style="font-weight: 400;">                                                                                                                                                  The Global Resilience Imperative</span></i></p>
<p>Dünyanın en savunmasız topluluklarının ağırlığını taşıyan bu salgının yükü bize dibi göstermişken; yolumuzu yeniden çizmek ve gelecekteki çalkantılar karşısında kapsayıcı ve esnek bir ekonomiyi inşa etmek için bir fırsatımız var!</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-59429 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/buyuk-ivmelenme-640x335.jpg" alt="büyük ivmelenme" width="640" height="335" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/buyuk-ivmelenme-640x335.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/buyuk-ivmelenme-1024x536.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/buyuk-ivmelenme.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> “Daha iyi bir yapı için anahtar bir sistemi inşa etmek” [Building back better] bir sistem merceği aracılığıyla kökteki nedenlere, bağlantı noktalarına ve sonuçlarına bakmak manasına gelir. Bu aynı zamanda krizden çıkış yollarını endüstriyel bir verimlilikten ziyade etkililiğe odaklanarak, istenmeyen sonuçlardan kaçınarak ve mübadeleyi doğru bir şekilde yöneterek mümkün kılınabilir.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-59430 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/kuressel-tuketim-640x335.jpg" alt="küresel tüketim" width="640" height="335" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/kuressel-tuketim-640x335.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/kuressel-tuketim-1024x536.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/kuressel-tuketim.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz, önümüzdeki aylar için geleceğe dönük bir yol çizerken, dünya liderlerini kararlarının uzun vadeli etkilerini düşünmeye ve bu büyük zorlukların tek başına değil, etkileşimli sistemler inşa ederek ele alınmasını sağlamaya çağırıyoruz. Bunu başarmak için, sistem düşüncesi en güçlü araçlarımızdan biridir.</span></p>
<h5><b>Yeni Bir Risk Ortamı</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">COVID-19&#8217;un geniş kapsamlı etkileri, küresel sosyo-ekonomik sistemimizdeki yapısal güvenlik açıklarını ortaya koydu. Son yarım yüzyılda yaşanan gelişmeler makineler, fosil yakıtlar ve insan yapımı sistemlerin üstel bir hızla katlanarak dönüşmesini sağladı. Fakat bu önemli sosyo-ekonomik gelişmeler insan ve çevre sağlığı üzerinde yeni baskıları da beraberinde getirdi. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Eylemlerin öngörülebilir sonuçlara neden olduğu Newtoncu doğrusal bir dünyada yaşamıyoruz. Biz aslında sürekli yeniden inşa ettiğimiz ve bizi sürekli etkileyen çevresel, sosyo-politik ve ekonomik sistemler bütününün bir parçasıyız.</span></p></blockquote>
<p><i><span style="font-weight: 400;">                                                                                                                                     New Approaches to Economic Challenges</span></i></p>
<p>Madde üzerindeki bu baskı aynı zamanda koronavirüs gibi bir salgını felakete çeviren gerekli şartları besleyerek yeni bir risk ortamı yarattı. Bu riskli koşullar, geçtiğimiz aylarda bilim, politika, işletme ve finans alanlarında önde gelen düşünürler tarafından dikkate değer bir şekilde belgelenmiştir.</p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><b>Doğanın Tahrip Edilmesi ve Sömürülmesi:</b><span style="font-weight: 400;"> Uzay ve kaynaklara olan açlığımız doğal ekosistemler üzerinde baskı oluşturduğundan ve insanlar ile vahşi hayvan türleri arasında yeni temas biçimlerini tetiklediğinden, </span><i><span style="font-weight: 400;">zoonotik</span></i><span style="font-weight: 400;"> hastalıklar giderek yaygınlaşıyor. Bilim adamlarına göre aşırı ormansızlaşma, tarımın kontrolsüz genişlemesi, yoğun çiftçilik, madencilik ve yabani türlerin sömürülmesinin yarattığı sonuçlar salgın hastalıkların vahşi yaşamdan insana bulaşabileceği muazzam bir fırtınaya neden oluyor.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><b>Küresel Ortak Alanlarımızın Aşırı Kullanımı:</b><span style="font-weight: 400;"> İnsan sağlığı ve evrenin sağlığı birbirine doğrudan bağlıdır. İnsanlık bir yandan sömürücü ve savurgan ekonomiler yoluyla gezegenin güvenli sınırlarını aşmaya çalışmaya devam ederken öte yandan gezegenimizi dengede tutan doğal yaşam destek sistemlerini de tehdit etmekte. Potsdam Enstitüsü&#8217;nden Johan Rockstrom ve Ottmar Edenhoffer&#8217;ın ifade ettiği üzere, salgın gibi küresel riskler temiz hava, su, biyolojik çeşitlilik, bozulmamış ormanlar gibi küresel müştereklerin aşırı kullanımı ile doğrudan bağlantılıdır.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><b>Refah ve Gelir Eşitsizliği: </b><span style="font-weight: 400;">Bu salgının yükünü dışlanmış ve ötekileştirilmiş kitleler taşımaktadır. Ezilen gruplar genellikle sağlık imkânlarına ve sağlık sigortasına çok daha az erişime sahiptir. Bu grupların evden çalışabilme gibi bir lüksleri yoktur. İşsizlik durumunda mali bir desteğe sahip değillerdir. Toplu taşımaya daha çok bağımlıdırlar. Sağlık koşullarına uygun olmayan coğrafyalarda yaşamak zorundadırlar ve bu durum da onları virüsün olumsuz etkilerine daha çok maruz bırakır. WBCSD’nin ifade ettiği üzere eşitsizlik, bir bütün olarak toplumun savunmasızlığını artıracak şekilde virüsün yayılmasıyla etkileşime giren bir ‘tehdit büyüteci’ görevi görüyor.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><b>Yüksek Verim İsteyen, fakat Bir O Kadar Kırılgan Tedarik Zinciri:</b><span style="font-weight: 400;"> Institute for Supply Chain Management tarafından yakın zamanda gerçekleştirilen bir anket, kuruluşların %97&#8217;sinin koronavirüs krizinden etkilendiğini veya etkileneceğini bildiriyor. Küresel sistem temel mal ve hizmetlerde uluslararası tedarik zincirine bel bağladığı için bu durum pek de şaşırtıcı değil aslında… OECD&#8217;nin ifade ettiği üzere, &#8220;endüstriyel kapasitelerin ve ekonomik faaliyetin yoğunlaşması oldukça kârlı ancak bir o kadar da kırılgan tedarik zincirleri üretti.&#8221; Bu kırılganlığın bileşiği söz konusu tedarik zincirinin bozulmasını engellemek için tampon kapasitesinin ve esnekliğin zayıf olmasıdır. Maliyet tasarrufu ve verimliliği ile -dünya fabrikası- Çin’in on yıllardır övülegelen tam zamanında (!) tedarik zincirleri salgına ne yazık ki hazırlıksız yakalandılar.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><b>Küresel Yönetişimin Başarısızlığı:</b><span style="font-weight: 400;"> UCL&#8217;DEN Tom Pegram, Koronavirüs salgınının son derece karmaşık ekosistemimiz ile siyasi organizasyonların hala baskıcı olan formları arasındaki temel bir çelişkiyi ortaya çıkardığını yazıyor: Üye devletlerin Dünya Sağlık Örgütü&#8217;ne sağladığı fonlar salgınla mücadele için gerekli olan yıllık 3,4 milyar ABD dolarının çok altında kaldı. Koronavirüsü tecrit altında, kendi çıkarlarına hizmet ederek ele alan ulus-devletler, kaçınılmaz olarak bu krizin küresel doğasıyla hızlı bir şekilde uzlaştılar. Bazı ülkeler hastalığın yayılma sürecinde sınırlı tıbbi aygıt havuzlarını etkin bir şekilde yönetebilirken; bazıları ise salgının döngüsünü yönetme konusunda güçlü liderlik ve devlet kapasitesinden yoksun.</span></li>
</ul>
<h5><b>Sistem ve Sistemle Başa Çıkmak: Kuşbakışı bir Görünüm</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Daha da derine inildiğinde, koronavirüsün yıkıcı etkilerini ve diğer sistemsel tehditleri besleyen koşullar aslında küresel sistemlerimizin inşa edilme biçiminden kaynaklanıyor. Bu sistemin nasıl tasarlandığını anlamak ekonomimizin neden bu şekilde işlediğine ve bu işleyişin uzun vadeli sürdürülebilirliğinin özünde bozulmalara yol açacağına ışık tutabilir.</span></p>
<h5><b>Verimlilik Mübadelesi</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Esneklik, direnç ve üstesinden gelmek [</span><i><span style="font-weight: 400;">resillience</span></i><span style="font-weight: 400;">]; sistemlerin sorunlara veya gerilimlere nasıl tepki verdiğine bakar. Zorlu koşullar altında işleyişini sürdürebilmek için öngörülebilir olan, uyarlanabilen ve kendini yeniden düzenleyebilen bir sistem –tıpkı küresel salgın gibi– dirençlidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Koronavirüs salgının gösterdiği üzere iktisadi sistemimizin zorlu koşullara uyum sağlayabilmesini engelleyen en temel tehditlerden biri verimlilik üzerinde gerçekleştirilen düzenlemelerdir. Roger L. Martin&#8217;in belirttiği gibi, esnek ve dirençli sistemler tipik olarak verimliliğin yok edilmeye çalışıldığı özelliklerle karakterize edilir. Bu bağlamda merkezileşme verimliliği artırmakla birlikte dayanıklılığı azaltacaktır. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-59432 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/verimlilik-640x412.jpg" alt="verimlilik" width="640" height="412" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/verimlilik-640x412.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/verimlilik-1280x824.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/verimlilik-1024x659.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/verimlilik.jpg 1476w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Günümüzün büyük ölçekli, uzmanlaşmış ve merkezileştirilmiş tedarik zincirleri son derece verimli ve düşük maliyetlidir. Ancak bağlantıların dağıtılmaması ve çeşitliliğin giderek azalması belli noktalarda başarısız sonuçları da beraberinde getirir. Öyle ki sistemin kurtarma sırasında işleyişini sürdürebilmek için hiçbir tampon bulunmaz. Sistem esnemez ise kırılır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Verimlilik odaklı bu ince ayar, kısa vadeli kar maksimizasyonunu arzulayan küresel bir ekonomik sistem tarafından yönlendirilir. Bir şirketin yegâne amacı hissedar getirilerini maksimize etmek olduğunda; uzun vadede kazanılacak esneklik ve direnç kısa vadeli başarılara kurban edilir.</span></p>
<h5><b>Ahlaki Tehlike</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Koronavirüs salgını refahı belli bir kitlede yoğunlaştırmak ve eşitsizliği artırmak için tasarlanmış problemli bir ekonomik sistemin atıklarını gün yüzüne çıkardı. “Başarılı olmak için başarı” düşüncesi, servetlere ve fırsatlara eşitsiz bir şekilde erişim sürekli olarak genişleyen küresel eşitsizlik döngüsünü de yeniden üretti. Son 30-40 yılda, dünyanın en zengin %1&#8217;i, en fakir insanların %50&#8217;sinden iki kat daha fazla küresel gelir artışı elde etti. Bu durum, dünyanın en zengin yüzde 1&#8217;inin dünya servetinin yüzde 44&#8217;üne sahip olmasına yol açtı. Peki, bu sonucun koronavirüs gibi krizlere ve gelecekteki şoklara karşı dayanıklılığımızla nasıl bir ilişkisi vardı ki?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eşitsizliği derinleştiren ekonomiler büyük bir direnç eksikliği yarattı. İnsanların büyük çoğunluğu büyük bir kriz karşısında sönümleyici tamponlara sahip olmadığı için eşitsizlik herkesin meselesi olmaya başladı. Sonuç olarak sistem bir bütün halinde istikrarsızlaştı.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-59433 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/dongu-640x405.jpg" alt="" width="640" height="405" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/dongu-640x405.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/dongu-1280x811.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/dongu-1024x649.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/dongu.jpg 1356w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<h5><b>Müşterek Değerlerimizin Trajedisi</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Kamusal mallara ve ortak kaynaklara uyguladığımız baskı, </span><i><span style="font-weight: 400;">müşterekler trajedisi</span></i><span style="font-weight: 400;"> adı verilen bir sistem fenomeni ile anlaşılabilir. Bu ortak kaynakları kullananların, kendileri dışındakilere verdikleri zararın maliyetini karşılamamalarından dolayı ortaya çıkan olumsuz bir sonuçtur. Bu sonuç diğer bir değişle; bireysel kazancın aşırılaşmasıyla birlikte toplumsal acıyı da beraberinde getirecektir. Rekabeti ödüllendiren küresel bir ekonomide, ortak bir havuzdan bireysel kazançları en üst düzeye çıkarmayı hedeflediğimiz için, ortak kaynaklar her zaman aşırı kullanılır hale gelir. Ortak kaynaklarına ilişkin güçlü bir idrake sahip bir arada olmaya yatkın toplumlar ve kurumlar, genellikle rekabetten ziyade işbirliğini teşvik eden güçlü kültürel, sosyal ve yasal yapılara sahiptir. Fakat mevcut küresel ekonomik sistemimiz, bu yapıların çoğunu aşındırmış ve ortak kaynaklarımız pahasına kısa vadeli kazançlar için rekabeti ödüllendirmiştir. Bizi hayata bağlayan temellerimizi kısa vadeli ödüller lehine aşındırılmıştır. Herkesin bireysel kazanımlarını en üst düzeye eriştirmeye çalıştığı bir dünyada, birey eylemi ortak varlıklarımızın ve müştereklerimizin hukukunu ihlal etmekten öteye gitmeyecektir.  </span></p>
<h5><b>Ekonomik Büyüme Bağımlılığı</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Global Environment Facility, koronavirüs krizine karşı hazırladığı metinde şunu kaleme aldı: “Son yarım yüzyıldaki ekonomik büyüme, plansız kentleşme ve insan yerleşimlerinin nüfus artışından daha yüksek oranlarda genişlemesi sonucunda ekosistem bozulmuştur.” Peki ya biz, bu büyümeden eşit olarak faydalanmakta mıyız? Bu bir muamma… Başarının birincil göstergesi olarak gayrı safi milli hasıla tutkusu ile ekonomik büyümeye o kadar bağımlı bir toplum yarattık ki, her yıl eğer daha da büyümez isek çökeceğimizi düşünmekteyiz. Koronavirüs örneğinde WBCSD’nın altını çizdiği üzere: makroekonomik kriz eğrilerinin giderek dikleşmesi, salgın enfeksiyonunun yayılmasını önleme ve vaka sayısı eğrisini yatay yönlü düzleştirmenin doğal bir sonucudur. </span></p>
<h5><b>Daha İyiyi Nasıl İnşa Ederiz?</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Hükümetler kriz kurtarma ve teşvik paketlerine trilyonlarca dolar hazırlıyor. Liderlerin ellerindeki bu sermayeyi nasıl değerlendireceği, önümüzdeki on yıllardaki sosyo-ekonomik değişimi de tanımlayan unsur olacaktır. Yardım, acil bir uyarı sözcüğüdür. Hükümet fonları bu krizin neden olduğu ağır ıstırabı hafifletebilecek eşikte olmalıdır. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-59434 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/surdurulebilir-640x393.jpg" alt="sürdürülebilirlik" width="640" height="393" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/surdurulebilir-640x393.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/surdurulebilir-1280x786.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/surdurulebilir-1024x629.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/surdurulebilir.jpg 1567w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gelecekteki şoklara karşı sistemik direnç oluşturmak için hükümetlerin politika önlemlerine öncelik vermesi ve şu ilkelere dikkat etmesi önceliklidir:</span></p>
<ul>
<li><b>Karar verme sürecine sistem odaklı yaklaşımlar ve araçlar oluşturun. </b></li>
</ul>
<ul>
<li><b>Doğal ekosistemleri ve sağladıkları ortak ürünleri eski haline getirin.</b></li>
</ul>
<ul>
<li><b>İşletmenizi uzun vadeli düşünmeye ve hareket etmeye teşvik edin.</b></li>
</ul>
<ul>
<li><b>Yüksek etkili sektörlerde döngüsel ekonomileri canlandırın.</b></li>
</ul>
<ul>
<li><b>Uluslararası işbirliğini mümkün kılın.</b></li>
<li><b>Yapısal ekonomik reformları hayata geçirin.</b></li>
</ul>
<p><b>Sonuç</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Büyük bir trajedi olsa da koronavirüs salgını birbirimizle ve biyolojik dünyayla ilişki kurduğumuz şekilde bir devrimi ortaya çıkarma potansiyeline sahiptir. Krizin ani ve tesirli doğası, bir aciliyet duygusu ve değişimi de beraberinde getirir. Tüm dünya istemeden büyük ölçekli bir deneye itildiğinde cesur eylemlerde bulunmak daha kolay hale gelir. Fakat istikrarsızlık ve kaynakların kıtlığı, o bildiğimiz gerçeklere ve artık iyice yıpranmış olan akıl yürütme hatlarına tutunma arzusunu da tetikleyebilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Artık eskimiş ve indirgemeci düşünme biçimlerine geri dönme arzusunun üstesinden gelmeliyiz. Karar verme sürecimize hâkim olan bu dünyanın aşırı basitleştirilmiş görünümü, eylemlerin ve siyasetin uzun vadeli sonuçlarını kavramamız arasında uzun zamandır bir perde çekmiş görünüyor. Sosyo-ekonomik sistemimiz karmaşık, çok katmanlı ve geçim kaynaklarımız için bağlı olduğumuz doğa ile derinlemesine iç içe geçmiş durumdadır. Artık sistemleri düşünme merceğimizi kullanarak dünyamıza yeniden göz atmanın zamanı gelmedi mi? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz… Tüm insanlık için çalışanlar ve canlı tüm varlıkların gelişmesini destekleyenler… Yalnızca kurumlar, insanlar ve çevre arasındaki derin bağlantıları kavrayarak, sürdürülebilir ve dirençli bir ekonomiye giden yolları yeniden inşa edebiliriz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* Bu metin </span><a href="https://www.sivilsayfalar.org/author/selim-vatandas/"><span style="font-weight: 400;">Selim Vatandaş</span></a><span style="font-weight: 400;"> tarafından Metabolic Enstitüsü’nden </span><a href="https://www.metabolic.nl/news/to-build-back-better-a-systems-approach-is-key/"><span style="font-weight: 400;">Eva Gladeck</span></a><span style="font-weight: 400;">’in kaleme aldığı “To truly ‘build back better,’ a systems approach is key” başlıklı metninden </span><b>serbest çeviri</b><span style="font-weight: 400;"> yöntemiyle Türkçe’ye kazandırılmıştır.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/13/daha-iyi-bir-duzen-icin-anahtar-bir-sistem/">Daha İyi Bir Düzen İçin Anahtar Bir Sistem </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
