<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bekir Ağırdır arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/bekir-agirdir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/bekir-agirdir/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 22 Apr 2022 10:32:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Bekir Ağırdır arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/bekir-agirdir/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>‘Kürt Sorununa Tedbirli Bir İyimserlikle Yaklaşılmalı!’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/04/21/kurt-sorununa-tedbirli-bir-iyimserlikle-yaklasilmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Apr 2022 13:43:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA["Dijital Benim İşim" Projesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Betül Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Ağırdır]]></category>
		<category><![CDATA[Evren Balta]]></category>
		<category><![CDATA[hakan tahmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorununa Toplumsal Bakış (2010-2022)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=80592</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barış Vakfı’nın 'Kürt Sorununa Toplumsal Bakış (2010-2022)' başlıklı raporu, kamuoyunda ekonomik kriz gibi konuların gerisinde kalsa da sorunun önemini koruduğunu hatırlatıyor. Rapor, Kürt sorununun 'tedbirli bir iyimserlikle' ele alınması gerektiğini çünkü çözüm sürecinden ikna edilmesi zor yüzde 55 ve gri alanda olan yüzde 20’lik blok olduğunu ortaya koyuyor. Rapora göre, 'partiler üstü uzlaşı ile liderlerin müzakere gündemine öncülük etmesiyle' barış süreci tekrar başlayabilir.     </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/04/21/kurt-sorununa-tedbirli-bir-iyimserlikle-yaklasilmali/">‘Kürt Sorununa Tedbirli Bir İyimserlikle Yaklaşılmalı!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Barış süreçleri ağır yürüten, duraksayan, geri dönen ve tekrar başlayabilen farklı evreler içerebilir. Bu açıdan Kürt sorunun çözümünde de bir gün tekrar barış adımlarının atılabileceğini göz ardı etmemek gerekir.”</p>
<p>Bu ifadelerle çatışma sürecinin zorlu ve sancılı boyutlarını hatırlatan “Kürt Sorununa Toplumsal Bakış (2010-2022)” raporu, Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik, Prof. Dr. Evren Balta ve Prof. Dr. Mehmet Gürses tarafından kaleme alındı. İstanbul’da basın mensupları ve çeşitli sivil toplum temsilcilerinin katılımı ile yapılan bir toplantı ile tanıtılan rapor, 2010 sonrası, tarihsel okuma ile Türkiye’de barışın temini “hangi gri alanları bulabilir ve nerelerde barış için ortaklaşma bulunabilir?” sorusundan yola çıkılarak hazırlandı.</p>
<p>Toplantının başında Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz, Vakıf olarak son birkaç yıldır “Türkiye’de barışın olanakları nedir?” ve “farklı aktörler ne yapmalı?” sorusuna yanıt aradıklarını söyledi. Tahmaz, bu kapsamda hazırladıkları raporla birlikte, Türkiye’de yüzde 35 düzeyinde olan barış umuduna katkı sağlamaya gayret ettiklerini; çeşitli kentlerde düzenleyecekleri toplantılar ile barışın imkânları ve sorunlarını konuşmayı sürdüreceklerini aktardı.</p>
<p>Raporunu sunumunu yapan Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik, barış süreci ve sürecin sonladığı dönemin ardından konunun toplumsal boyutunun en az çalışılan konulardan biri olduğunu belirtti. Bu tespitten hareketle raporu hazırlarken 2010 sonrasını tarihsel okuma ile “gri alanları” bulabilme ve nerelerde ortaklaşma olabileceği sorusu ile yola çıktıklarını aktaran Çelik, KONDA’nın her ay düzenli yaptığı anketler tarandı ve bu veriler üzerinden analiz yaptıklarını kaydetti.</p>
<p>Çelik, raporda Türkiye’de Kürt sorununun tanımına dair toplumdaki farklılıklar, çözüm konusundaki tutumlar, kültürel ve siyasi haklara dair farklı grupların yaklaşımlarını analiz ettiklerini ve “kalıcı ve sürdürülebilir bir barış siyasetinin nasıl inşa edileceğini tartışmayı” hedeflediklerini vurguladı.</p>
<p>“Kürt Sorununa Toplumsal Bakış (2010-2022)” raporu; Kürt Sorununun Kökeni ve Endişe Siyaseti, Ayrımcılık ve Toplumsal Kutuplaşma, Kültürel Haklar ve Tanınma Sorunu, Siyasi Haklar, Dış Politika ve Kürt Siyaseti, Kürt sorununun çözüm Yaklaşımları ve Müzakere Gündemi ile sonuç ve değerlendirme bölümlerinden oluşuyor.</p>
<h5><strong><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-80595 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/04/kurt-sorununa-tedbirli-bir-iyimserlikle-yaklasilmali.jpg" alt="" width="677" height="312" /></strong></h5>
<h5><strong>Türkiye’de Barışa Destek Verenler Yüzde 30’un Üzerinde! </strong></h5>
<p>KONDA verilerine dayanan raporun bulgularına göre, Kürt sorununun çözülmesinde güvenlikçi- askeri yaklaşım kendisini etnik olarak Türk olarak tanımlayan gruplar arasında önemini yitirdi. Dahası, Türkler, Kürt sorununu,  Türkiye’nin eğitim, enflasyon, göçmenler, demokratikleşme, kadın-erkek eşitliği gibi yakıcı sorunlarından sonra, sadece yüzde 12 düzeyinde “öncelikli sorun” olarak değerlendiriyor. Buna karşın, kendisini Kürt olarak tanımlayanlar Kürt sorununu yüzde 40 düzeyinde öncelikli sorun olarak görüyor. HDP seçmenleri ise yüzde 60 civarında sorunu önceliklendiriyor.</p>
<p>Rapor, bu yönüyle Türkiye’de “Kürt sorununun göreceli olarak gündemden düştüğü”  buna karşın Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde yakıcı bir sorun olma niteliğini yitirmediği bir döneme tekabül ediyor.</p>
<blockquote><p>Türkiye’de Kürt sorununun tanımlanmasında ve çözüm önerilerinde, etnik kimlik ve siyasi tercihler hala ana belirleyici.</p></blockquote>
<p>Ayşe Betül Çelik’in sunumun sonunda, KONDA verileri ile raporun bulgularını değerlendirdi. “Türkiye’nin yakıcı baskıcı dönemlerinde bile barışa destek yüzde 30’un altına inmiyor.” tespiti öne çıkan bulgulardan biri idi. Rapordaki en önemli bulgulardan bir diğeri ise Türkiye’de Kürt sorununun tanımlanmasında ve çözüm önerilerinde etnik kimlik ve siyasi tercihlerin hala ana belirleyici olmayı sürdürmesi.</p>
<h5><strong><img decoding="async" class="wp-image-80596 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/04/kurt-sorununa-tedbirli-bir-iyimserlikle-yaklasilmali-3.jpg" alt="" width="728" height="336" /></strong></h5>
<h5><strong>Kürt Sorununun Çözülmesinde İkna Edilmesi Zor Yüzde 55 ve Gri Alandaki Yüzde 20!</strong></h5>
<p>Çelik, söz konusu bulgular ışığında, raporu şu şekilde analiz ettiklerini söyledi: “Tedbirli bir iyimserlikle sorunu ele almalıyız. Türkiye’de Kürt sorununun çözülmesinde ikna edilmesi zor olan yüzde 55’lik kesim var. Bu konuda gri alanda kendini ifade eden ise yüzde 20 civarında. Bu sorunda, etnik kimlik ve siyasi tercihler ana belirleyici.”</p>
<p>Raporda altı çizilen kutuplaşma konusunu hatırlatan Çelik,  Barış Süreci’nin yarattığı olumlu gelişmelerin bazı alanlarda devam etmesine karşım siyasi kutuplaşmanın Kürt sorununun tanımlanması ve çözüm yöntemlerinin belirlenmesinde olumsuz etkisini sürdürdüğünü söyledi. Bunu bir sonucu olarak, Türkiye’de Kürtlerin yaşadığı ayrımcılığa dair algılar siyasi ortamdan etkileniyor. Öyle ki, toplumda Kürtlerin eşit vatandaşlık haklarına sahip olduğu algısı baskın çıkıyor.  Bu da Kürtlerin yaşadıkları sorunların demokratik ortamda tartışılmasının önüne geçiyor.</p>
<p>Bu tespitlerinin yanı sıra, Türkiye’de siyasi parti liderlerinin gücüne ve önemine vurgu yapan Çelik, Kürt sorununun “partiler üstü uzlaşı ile müzakere gündemine” liderlerin öncülük edebileceğini kaydetti.</p>
<p>“Kürt sorununun yakıcı bir sorun olarak algılanmadığı böyle bir dönemde, liderlik ve zamanlama önemli. Kürt sorununun taktiksel araçsallandırılması ve özellikle CHP’li seçmen duruşunun barış süreçlerinde belirleyici olacak. Bu seçmen grubu barış sürecine sanılandan daha kolay ikna edilebilir.” değerlendirmelerini paylaşan Çelik, Kürt sorunun kamusal alanda demokratik ortamda tartışılması gerektiğini hatırlattı.</p>
<blockquote><p>Çözüm Süreci kalıcı olmadı ve yapısal bir süreç yaratmadı. Biz barışın umudunu yaşadık ama barışı yaşamadık.</p></blockquote>
<p>Raporda dikkat çeken bulgulardan biri olan “genç neslin sorunun çözümüne dair zayıf bir inanca sahip ve demokratik çözüm yollarına dair desteğinin düşük olmasının” gençlerin çoğunun” barışı bilmeden yaşadıklarından” anlaşılabilir bulduğunu söyleyen Çelik, gençlere özel çalışmalar geliştirilmesinin aciliyetini vurguladı ve liderlere bu konuda da önemli görevler düştüğünü kaydetti.</p>
<p>Raporun sunumunun ardından gelen sorular üzerine Ayşe Betül Çelik, “Çözüm Süreci kalıcı olmadı ve yapısal bir süreç yaratmadı. Biz barışın umudunu yaşadık ama barışı yaşamadık.” tespitini de paylaştı.</p>
<h5><strong><img decoding="async" class=" wp-image-80597 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/04/kurt-sorununa-tedbirli-bir-iyimserlikle-yaklasilmali-2.jpg" alt="" width="274" height="348" />Yeni Bir Siyaset Dili Üretilmeli; Diyalog Artmalı</strong></h5>
<p>Çelik’in ardından söz alan KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır ise araştırmanın bulguları çerçevesinde kısa bir değerlendirme yaptı. &#8220;Umut yorgunuyuz. Toplum da temkinli ve tedirgin bir iyimserlik içinde&#8221; sözleriyle mevcut durumu özetleyen Ağırdır’ın hem Türkler hem Kürtler açısından Kürt sorununda geline aşamaya dair: “ Türk kimliğinin de bir güvenlik arayışı var, bunu ihmal ediyoruz… Kürtlerin kimlik talebi ile Türklerin güvenlik talebini dengelemek gerekiyor.” tespiti öne çıktı.  &#8220;Barışın olanaklarını çoğaltmak için önümüzde zihni bir toplumsal eşik var.&#8221; diyen Ağırdır’a göre,  çözüm gri alanları çoğaltmakta. &#8220;Yeni bir siyaset dili üretmeli, mümkün olduğunca temas diyalog ve platformları çoğaltmalı. Bunun için emek harcamak zorundayız.”</p>
<p>Barış Vakfı’nın “Kürt Sorununa Toplumsal Bakış (2010-2022)” başlıklı raporuna <a href="http://barisvakfi.org/kurt-soruna-toplumsal-bakis-2010-2022-baslikli-rapor-aciklandi/">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/04/21/kurt-sorununa-tedbirli-bir-iyimserlikle-yaklasilmali/">‘Kürt Sorununa Tedbirli Bir İyimserlikle Yaklaşılmalı!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toplumun Yarısı Boğaziçi Olaylarını Biliyor ve Hocaları Haklı Buluyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/07/toplumun-yarisi-bogazici-olaylarini-biliyor-ve-hocalari-hakli-buluyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Mar 2022 14:04:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Ağırdır]]></category>
		<category><![CDATA[Boğaziçi Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Adaman]]></category>
		<category><![CDATA[Gülfem Saydan Sanver]]></category>
		<category><![CDATA[Konda Barometresi]]></category>
		<category><![CDATA[Rektör Belirleme Süreçleri ve Boğaziçi Olayları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=79344</guid>

					<description><![CDATA[<p>15 aydır gündemden düşmeyen Boğaziçi Üniversite’sindeki gelişmeler, KONDA Araştırma ve Danışmanlık’ın Şubat ayı Barometresi’nde yer buldu. Kamuoyu araştırması, Boğaziçi Üniversitesi olaylarına dair toplumun yarısının bilgi ve fikri olduğunu gösteriyor. Konuya ilişkin fikri olan yüzde 51’lik kesimin yüzde 83’ü 'rektörün hocalarının katılımıyla seçilmesini' onaylıyor. Bekir Ağırdır’a göre, bulgular Türkiye’de Boğaziçi olaylarına dair bilgi ve farkındalığın yüksek olduğuna işaret ediyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/07/toplumun-yarisi-bogazici-olaylarini-biliyor-ve-hocalari-hakli-buluyor/">Toplumun Yarısı Boğaziçi Olaylarını Biliyor ve Hocaları Haklı Buluyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>KONDA Araştırma ve Danışmanlık’ın her ay düzenli olarak yaptığı “KONDA Barometresi” araştırmasında kamuoyunun Boğaziçi Üniversitesi olaylarına bakışını ortaya koyuyor. ‘Boğaziçi olayları ve yüksek öğrenimde rektör belirleme’ süreçlerine dair kamuoyu araştırmasının bulguları, bugün bir basın toplantısıyla açıklandı. Toplantıya, Boğaziçi Üniversitesi’nden akademisyenler, Boğaziçi Üniversitesi mezunları ve KONDA Araştırma ve Danışmanlık Genel Müdürü Bekir Ağırdır ile Siyasal İletişim Danışmanı Gülfem Saydan Sanver katıldı.</p>
<p>5-6 Şubat 2022 tarihlerinde gerçekleştirilen araştırma, Türkiye’de 15 yaş üstü 3.506 kişi ile yüz yüze görüşmeler ile gerçekleştirildi. Görüşmelerde, araştırma katılımcılarına “rektör belirleme sürecine o üniversitenin öğretim üyelerinin katılımı” ve “bir yıldan fazla süredir ülke gündeminde olan Boğaziçi Üniversitesi olayları”na nasıl baktıkları soruldu.</p>
<p>KONDA Araştırma ve Danışmanlık’ın aylık olarak Türkiye çapında yürüttüğü KONDA Barometresi araştırmasına Boğaziçi olayları ve yüksek öğrenimde rektör belirleme süreçlerine öğretim üyelerinin katılımına ilişkin kamuoyu görüşleri de dahil edildi.</p>
<blockquote><p>Boğaziçi olaylarına ilişkin bilgi ve fikir sahipliğinde en yüksek oran CHP ve İYİ Parti seçmenleri arasında.</p></blockquote>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-79347 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/toplumun-yarisi-bogazici-olaylarini-biliyor-ve-bunlarin-yuzde-80i-hocalari-hakli-buluyor-1.jpg" alt="" width="371" height="278" />KONDA Barometresi Rektör Belirleme Süreçleri ve Boğaziçi Olayları Modülü’nde yer alan temel bulgular şunlar:</p>
<ul>
<li>Kamuoyunun yaklaşık yüzde 49’u rektör belirleme sürecine o üniversitenin öğretim üyelerinin katılımı konusunda bir fikre sahip değil. Konuya ilişkin fikir sahibi olanların yüzde 83’ü, öğretim üyelerinin sürece katılımını desteklediğini belirtiyor.</li>
<li>Rektör belirleme sürecine o üniversitenin öğretim üyelerinin katılımı konusunda araştırmanın kadın katılımcılarının yüzde 54’ü konuya ilişkin bir fikre sahip değil. Konuya dair fikri olan kadın katılımcılarının yaklaşık yüzde 89’u öğretim üyelerinin rektör seçim süreçlerine katılımını desteklediğini belirtiyor. Konuya dair fikri olan erkek katılımcılarda bu oran yaklaşık yüzde 80.</li>
<li>Rektör belirleme sürecine ilişkin fikir sahipliğinde en yüksek orana sahip yaş grubu 18-32 yaş grubu (yüzde 63). Bu yaş grubunda konuya ilişkin fikir sahibi olan kesimlerin yaklaşık yüzde 85’i öğretim üyelerinin süreçlere katılımını desteklediğini belirtiyor.</li>
<li>Rektör belirleme süreçlerine öğretim üyelerinin katılımını desteklemeyen kesimlerin siyasi parti tercihlerinde AK Parti (yüzde 15) ve MHP (yüzde 12) ile ilk sırada yer alıyor. Konuya dair fikir sahibi olan AK Parti seçmenlerinde öğretim üyelerinin rektör belirleme sürecine katılımını destekleyenlerin oranı yüzde 58 , MHP seçmenlerinde bu oran yüzde 72.</li>
<li>Boğaziçi olaylarına ilişkin bilgi ve fikir sahipliğinde en yüksek oran CHP ve İYİ Parti seçmenleri arasında. CHP seçmenlerinin konuya ilişkin fikir sahibi olanları içerisinde öğretim üyelerini haklı bulanların oranı yaklaşık yüzde 96. İYİ Parti seçmenleri arasında bu oran yaklaşık yüzde 92.</li>
</ul>
<p>Araştırmanın bulgularını paylaşan Prof. Dr. Fikret Adaman ayrıca, Boğaziçi olaylarına ilişkin fikir sahibi olanlar arasında yapılan ekonometrik analizin, iktidar partilerine oy verme eğiliminde olanların öğretim üyelerini haklı görmediği tercihinin öne çıktığını vurguladı.  Buna karşın Adaman, “Parti tercihlerinin bu denli belirleyici olduğu bir durumda bile, katılım karşısında en yüksek oranda duran AK Parti seçmenleri arasında Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyelerinin tepkilerini haklı görenlerin oranının yüzde 35 civarında olması dikkati çekici” dedi.  Adaman sunumunun sonunda, Boğaziçi Üniversitesi’nin tüm bileşenleri olarak mücadelelerinin “öncelikle Boğaziçi’nin ve tüm üniversitelerin özerk, özgür ve demokratik olması” olduğunu vurguladı.</p>
<h5><strong>‘Boğaziçi Üniversitesi’ni Vasatlaştırmaktan Kim Kazançlı Çıkacak?’</strong></h5>
<p>Prof. Dr. Fikret Adaman, sunumun ardından toplantıya katılan gazeteci ve diğer katılımcıların sorularını yanıtladı. Boğaziçi Üniversitesi’nin toplumdaki algısına, akademisyenlerin öz eleştiri verip vermediğine ve üniversitenin “elit” imajına yönelik sorular üzerine Adaman: “Çocuğum Boğaziçi’ni kazansın ama ‘orada neler oluyor?’ tedirginliği yaşayan bir kesim de var. Gelinen süreçte sormamız gereken soru: Boğaziçi Üniversitesi’ni vasatlaştırmaktan kim kazançlı çıkacak?  Bu üniversitenin bir kültürü var. Biz rektörün bu kadar gücü olduğunu bilmiyorduk. Çünkü bizde işler hep aşağından yürüyordu. Biz üniversite olarak, 15 Temmuz sonrası ‘darbelerin karşısındayız’ açıklaması yapan ilk üniversiteyiz.” vurgusunu da yaparak, üniversiteye yöneltilen “toplumdan uzak” olduğu yönündeki bazı eleştirilerin karşılığı olmadığını kaydetti.</p>
<p>Fikret Adaman, bu tespitlerinden sonra, sözü toplantıda bulunan Boğaziçi Üniversitesi’nin eski rektörlerinden Prof. Dr. Üstün Ergüder’e bıraktı. Ergüder de “Toplumda Boğaziçi’nin terbiye edilmesi gerektiğine dair bir algı var” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h5><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-79348 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/toplumun-yarisi-bogazici-olaylarini-biliyor-ve-bunlarin-yuzde-80i-hocalari-hakli-buluyor-2.jpg" alt="" width="308" height="230" /> ‘Türkiye’de Boğaziçi Olaylarına Dair Farkındalık Yüksek</strong><strong>’</strong></h5>
<p>Toplantıda araştırmanın kapsamına ilişkin bilgiler veren KONDA Araştırma ve Danışmanlık Genel Müdürü Bekir Ağırdır şunları söyledi: “KONDA Barometresi’ni 13 yıldır kesintisiz olarak sürdürüyoruz. Bu memleketin insanları hangi ilkeler çerçevesinde iyi bir yaşam kurmak istiyor sorusuna yanıt vermeye çalışıyoruz. Boğaziçi olaylarını da toplumsal boyutta incelemeye çalıştık. Ülkemizde 15 yaş üzeri 65 milyon insan yaşıyor. Oransal olarak konuya dair haberdar olan ve olmayan kesimler yarı yarıya gibi görünse de bu oran, 32 milyon insanın bu olaylardan haberdar olduğunu, 26 milyonun üzerindeki insanın da öğretim üyelerinin tepkisini haklı bulduğunu gösteriyor. Bu oldukça yüksek bir oran.”</p>
<p>Toplantının moderatörülüğü üstlenen Siyasal İletişim Danışmanı Gülfem Saydan Sanver de “Bu seviyede kutuplaşmanın olduğu bir toplumda ve ana akım medyanın gündeminde çok az yer bulabilmesine rağmen toplumun yarısının Boğaziçi Üniversitesi’ndeki gelişmelere dair fikrinin olması çok yüksek bir oran.” dedi.</p>
<blockquote><p>Toplumdaki zihinsel dönüşümün ve azalan kutuplaşmanın reel hayata yansıması gerekiyor!</p></blockquote>
<p>Bekir Ağırdır toplantıda, Boğaziçi olaylarını da dahil ederek, yürüttükleri diğer araştırmaların bulgularıyla, geniş bir çerçevede Türkiye’de yaşanan değişim ve dönüşüme dair tespitlerini yineledi: “Türkiye toplumu çok hızlı bir biçimde değişiyor ve genel anlamda özgürleşmek istiyor. Dolayısıyla umutsuz olmak için bir sebep bulunmuyor. Kutuplaşma bile nitelik değiştirmiş durumda ve fikren zayıflamakta. Ortadaki makul, gri alan çoğalıyor. Toplumsal cinsiyet gibi toplumdaki değerler konusunda çok ciddi bir değişim var. Gündelik hayat tarzları giderek benzeşiyorlar. Sorun, zihni plandaki dönüşümün sokaktaki hayata yansımasında, İnsanlar, birey olmak konusunda çok gayretli ama yurttaş olmakta ikircikli. Çünkü sokakta daha özgürlükçü davranırsa başına bir şey geleceği kaygısı var.”</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/07/toplumun-yarisi-bogazici-olaylarini-biliyor-ve-hocalari-hakli-buluyor/">Toplumun Yarısı Boğaziçi Olaylarını Biliyor ve Hocaları Haklı Buluyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TESEV “Demokratik Kentsel Yönetişimde Güçlenen Sivil Toplum ve Etkin İşbirlikleri” Raporunu Tanıttı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/22/tesev-demokratik-kentsel-yonetisimde-guclenen-sivil-toplum-ve-etkin-isbirlikleri-raporunu-tanitti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Jan 2020 11:24:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[TESEV]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Ağırdır]]></category>
		<category><![CDATA[Bülent Özcan]]></category>
		<category><![CDATA[Demokratik Kentsel Yönetişimde Güçlenen Sivil Toplum ve Etkin İşbirlikleri]]></category>
		<category><![CDATA[tesev]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=47178</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV)’nın yürüttüğü Daha Demokratik Bir Yerel Yönetişim İçin Sivil Toplumun Güçlendirilmesi (MoDeL) projesi dahilinde “Demokratik Kentsel Yönetişimde Güçlenen Sivil Toplum ve Etkin İşbirlikleri” raporu yayınlandı. Rapor, yerel ölçekte katılımcı ve şeffaf bir yönetişim anlayışının hayata geçmesine engel teşkil eden sorunları aşmak için önerilerde de bulunuyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/22/tesev-demokratik-kentsel-yonetisimde-guclenen-sivil-toplum-ve-etkin-isbirlikleri-raporunu-tanitti/">TESEV “Demokratik Kentsel Yönetişimde Güçlenen Sivil Toplum ve Etkin İşbirlikleri” Raporunu Tanıttı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dışişleri Bakanlığı AB Başkanlığı Mali İşbirliği ve Proje Uygulama Genel Müdür V. Bülent Özcan, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Başkan Yardımcısı Eleftheria Pertzinidou, ve TESEV iyi yönetişim danışmanı Fikret Toksöz’ün açılış konuşmasını yaptığı tanıtımda, yazar Ulaş Bayraktar raporun bulgularını sundu.</p>
<p>Konda Genel Müdürü Bekir Ağırdır, İstanbul Büyükşehir Belediyesi BİMTAŞ Kooperasyon ve İletişim Birimi Şefi Akif Burak Atlar ve Yereliz Derneği’nden Simten Birsöz’ün katıldığı panelde demokratikleşmenin yerelden ve sivil toplumun güçlenip yerel yönetimlerle işbirliğini artırmasıyla ilerleyebileceği vurgulandı.</p>
<p>Bekir Ağırdır’ın “Demokratikleşme, yönetim anlayışından yönetişime dönüşüm ve sivil toplumun yeni rolü” başlıklı bir değerlendirmesinin de bulunduğu rapor, yerel ölçekte katılımcı ve şeffaf bir yönetişim anlayışının hayata geçmesine engel teşkil eden sorunları aşmak için aşağıdaki politika ve faaliyetleri öneriyor:</p>
<p>1. Yerel yönetimlerin işleyişini daha şeffaf kılmak adına kurumsal bilgiye erişimin kolaylaştırılması;</p>
<p>2. Sivil toplum alanında daha geri planda ve atıl görülen yardım temelli sivil toplum örgütlerinin politika süreçlerine müdahil olabilmesinin sağlanması;</p>
<p>3. Sivil topluma ilişkin mevzuat sadeleştirilmesi ve mevcut olanların ruhu ve kapsamına dair eğitimlerin düzenlenmesi;</p>
<p>4. Sivil toplum örgütlerinin ana iletişim mecrası gibi görülen sosyal medyanın daha işlevsel olabilmesi için filtreleme ve bilgilendirme imkânları yaratılması;</p>
<p>5. Genç ve proje hazırlama konusunda bilgili kesimlerin sivil toplum örgütlerinde daha fazla yer alabilmesi için özendirici politikaların geliştirilmesi;</p>
<p>6. Kurumsallaşma için gerekli raporlama ve arşivleme pratiklerinin kolaylaştırılması;</p>
<p>7. Kamu politikalarının daha erişilebilir ve anlaşılır kılınması;</p>
<p>8. Sivil toplum örgütlerinin aralarındaki iş birliklerinin teşvik edilmesi;</p>
<p>9. Kent konseylerinin doğrudan halka ulaşmasının sağlanması;</p>
<p>10.Tüm bu politikalara hizmet edecek dijital bir platformun tasarlanıp, hayata geçirilmesi.</p>
<p>Raporun tamamına <a href="https://www.sivilsayfalar.org/portfolio/tesev-demokratik-kentsel-yonetisimde-guclenen-sivil-toplum-ve-etkin-isbirlikleri-raporu/">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/22/tesev-demokratik-kentsel-yonetisimde-guclenen-sivil-toplum-ve-etkin-isbirlikleri-raporunu-tanitti/">TESEV “Demokratik Kentsel Yönetişimde Güçlenen Sivil Toplum ve Etkin İşbirlikleri” Raporunu Tanıttı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Marksizm Toplantıları 8 Mayıs&#8217;ta Başlıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/07/marksizm-toplantilari-8-mayista-basliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 May 2019 11:38:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Alper Görmüş]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Ağırdır]]></category>
		<category><![CDATA[Canan Coşkun]]></category>
		<category><![CDATA[Ferda Keskin]]></category>
		<category><![CDATA[Foti Benlisoy]]></category>
		<category><![CDATA[Hidayet Şefkat Tuksal]]></category>
		<category><![CDATA[Marksizm]]></category>
		<category><![CDATA[Melek Ulagay]]></category>
		<category><![CDATA[Melis Alphan]]></category>
		<category><![CDATA[nuran yüce]]></category>
		<category><![CDATA[Nurcan Baysal]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Madra]]></category>
		<category><![CDATA[POLAT ALPMAN]]></category>
		<category><![CDATA[Roni Margulies]]></category>
		<category><![CDATA[şenol karakaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sinan Laçiner]]></category>
		<category><![CDATA[Ümit Aktaş]]></category>
		<category><![CDATA[yıldız önen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=38377</guid>

					<description><![CDATA[<p>1992’den beri her yıl düzenli olarak gerçekleştirilen Marksizm toplantıları, bu yıl 8-12 Mayıs tarihleri arasında İstanbul’da Cezayir toplantı salonunda yapılacak.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/07/marksizm-toplantilari-8-mayista-basliyor/">Marksizm Toplantıları 8 Mayıs&#8217;ta Başlıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Marksizm 2019, tüm aktivistleri “mücadelenin fikirleri” etrafında tartışmaya davet ediyor.</p>
<p>5 gün boyunca 16 ayrı toplantıda dünyadaki ve Türkiye’deki gelişmeler konuşulacak. Otoriterleşmeden iklim mücadelesine, Kürt sorunundan göçmenlerle dayanışmaya, bir dizi başlıkta nasıl daha güçlü hareketler inşa edebileceğine dair oturumlar olacak.</p>
<p><a href="http://www.marksizm.biz/">www.marksizm.biz</a></p>
<p>Program:</p>
<p><u>8 Mayıs Çarşamba</u></p>
<p><strong>17:00-18:15: Göçmen düşmanlığı, ırkçılık ve direniş</strong><br />
Konuşmacılar: Fuat Kına, Polat Alpman, Tuğba Çelik</p>
<p><strong>19:00-20:15: Otoriterleşen dünyada bağımsız medya mümkün mü?</strong><br />
Konuşmacılar: Alper Görmüş, Canan Coşkun, Can Irmak Özinanır</p>
<p><u>9 Mayıs Perşembe<br />
</u><br />
<strong>15:00-16:15: Sanayi 4.0: Bildiğimiz kapitalizmin sonu mu?</strong><br />
Konuşmacılar: Levent Özyıldırım, Özdeş Özbay</p>
<p><strong>17:00-18:15: Gezegen yıkıma uğrarken: İklim krizi durdurulabilir mi?</strong><br />
Konuşmacılar: Nuran Yüce, Ömer Madra</p>
<p><strong>19:00-20:15: Göç ve müzik</strong><br />
Konuşmacı: Evrim Hikmet Öğüt</p>
<p><u>10 Mayıs Cuma<br />
</u><br />
<strong>15:00-16:15: Stalinizm, Marksizmin bir yorumu mu?</strong><br />
Konuşmacılar: Ahmet Yıldırım, Dila Ak</p>
<p><strong>15:00-18:15: Corbyn&#8217;den Ocasio-Cortez&#8217;e sosyalizmin yükselişi</strong><br />
Konuşmacılar: Ferda Keskin, Melek Ulagay, Roni Margulies</p>
<p><strong>19:00-20:15: Trump bir dünya savaşını göze alabilir mi?</strong><br />
Konuşmacı: Alex Callinicos</p>
<p><u>11 Mayıs Cumartesi<br />
</u><br />
<strong>11:00-12:15: Gramsci&#8217;den Lenin&#8217;e hegemonya kavramı</strong><br />
Konuşmacı: Sinan Özbek</p>
<p><strong>13:00-14:15: Otoriter sağın yükselişi: Faşizm galip mi geldi?</strong><br />
Konuşmacılar: Bekir Ağırdır, Canan Şahin</p>
<p><strong>15:00-16:15: Dünyayı sarsan hareket: Kadın mücadelesi</strong><br />
Konuşmacılar: Hidayet Şefkat Tuksal, Melis Alphan, Meltem Oral</p>
<p><strong>17:00-18:15: Kürt sorunu: Bir adım ileri, iki adım geri</strong><br />
Konuşmacılar: Nurcan Baysal, Şenol Karakaş, Ümit Aktaş</p>
<p><strong>19:00-20:15: Zombi kapitalizm: Marksist bir analiz</strong><br />
Konuşmacı: Alex Callinicos</p>
<p><u>12 Mayıs Pazar<br />
</u><br />
<strong>13:00-14:15: “Ötekileştirilenlerin” hikayesi: Cumhuriyet’in azınlık politikaları</strong><br />
Konuşmacılar: Foti Benlisoy, Özden Dönmez,Sinan Laçiner</p>
<p><strong>15:00-16:15: İktidarın güç merkezleri: Siyasal kutuplaşma</strong><br />
Konuşmacılar: Kemal Can, Yıldız Önen</p>
<p><strong>17:00: Kapanış toplantısı: Anti-kapitalist alternatifi örgütleyelim</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/07/marksizm-toplantilari-8-mayista-basliyor/">Marksizm Toplantıları 8 Mayıs&#8217;ta Başlıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Barış Vakfı’ndan “Çözüm Sürecinde STK’ler” Raporu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/19/baris-vakfindan-cozum-surecinde-stkler-raporu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Dec 2017 07:41:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Alev Erkilet]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Ağırdır]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma Çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[etyen mahçupyan]]></category>
		<category><![CDATA[reha ruhavioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Veysi Altıntaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20919</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barış Vakfı, Kürt sorununun çözüm sürecinde sivil toplum örgütlerinin rolünü konu alan rapor yayımladı. Hazırlık çalışmalarına 2017 Mayıs ayında başlanan “2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları” başlıklı rapor Cuma Çiçek tarafından hazırlandı. Saha araştırmasını Reha Ruhavioğlu ile Veysi Altıntaş’ın yaptığı rapora Alev Erkilet, Bekir Ağırdır ve Etyen Mahçupyan danışman olarak katkıda bulundu. Raporda, çözüm sürecinde sivil toplum [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/19/baris-vakfindan-cozum-surecinde-stkler-raporu/">Barış Vakfı’ndan “Çözüm Sürecinde STK’ler” Raporu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Barış Vakfı, Kürt sorununun çözüm sürecinde sivil toplum örgütlerinin rolünü konu alan rapor yayımladı.</p>
<p>Hazırlık çalışmalarına 2017 Mayıs ayında başlanan <strong>“</strong><strong>2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları”</strong> başlıklı rapor Cuma Çiçek tarafından hazırlandı.</p>
<p>Saha araştırmasını Reha Ruhavioğlu ile Veysi Altıntaş’ın yaptığı rapora Alev Erkilet, Bekir Ağırdır ve Etyen Mahçupyan danışman olarak katkıda bulundu.</p>
<p>Raporda, çözüm sürecinde sivil toplum kuruluşlarının barış inşasına dair çalışmalarının muhasebesi ile pozisyonlarının ve kapasitelerinin analizini bulabilirsiniz.</p>
<p>Aynı zamanda, yeni bir barış sürecinin gelişmesi için sivil toplum kuruluşlarına ve siyasi aktörlere dönük önerileriler de raporda yer alıyor.</p>
<p>Çalışma sırasında Ankara’da 11, İstanbul’da 10, Diyarbakır’da 13, Van’da 11 sivil toplum kuruluşu temsilcisiyle ve Diyarbakır’da 1, İstanbul’da 2 sivil toplum kuruluşu üzerine çalışan uzmanlarla olmak üzere, toplam 48 kişi ile görüşme yapıldı.</p>
<p>Barışın inşasıyla ilgili teorik bir çerçeve sunularak başlanan raporun ikinci bölümde müzakere süreçlerinin katmanları ele alınıyor. Devamında ise Türkiye’de sivil toplumun ve çatışma çözümünün genel bir değerlendirmesi ve geniş olarak 2013-2015 yıllarında çalışma yürüten sivil toplum kurumları analiz ediliyor.</p>
<p>Çözüm sürecinde sivil toplum kuruluşlarının etkinliklerinin muhasebesinin yapıldığı sonraki bölümde aynı zamanda çözüm sürecinde çalışma yürüten sivil toplum kuruluşlarının ortak yönleri tespit ediliyor.</p>
<p>Sonuç bölümünde ise Kürt meselesinde müzakere ve uzlaşının imkanları ile çözüm ve uzlaşı için sivil toplum kuruluşlarının rolüne yönelik öneriler yer alıyor.</p>
<p>Rapor, Türkçe, İngilizce ve Kürtçe dillerinde yayınlandı.</p>
<p><a href="http://www.barisvakfi.org/2017_turkce_rapor.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Raporun Türkçesine ulaşmak için tıklayın</a>.</p>
<p>Kaynak:<a href="https://bianet.org/bianet/insan-haklari/192549-baris-vakfi-ndan-3-dilde-cozum-surecinde-stk-ler-raporu" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> Bianet </a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/19/baris-vakfindan-cozum-surecinde-stkler-raporu/">Barış Vakfı’ndan “Çözüm Sürecinde STK’ler” Raporu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Türkiye&#8217;de insani yardımı sadakaya indirgeyen algıyı değiştirmek gerekiyor&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/05/turkiyede-insani-yardimi-sadakaya-indirgeyen-algiyi-degistirmek-gerekiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Aug 2017 23:47:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsani Yardım]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Afete Hazırlık ve Deprem Eğitimi Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Ağırdır]]></category>
		<category><![CDATA[Berna Köroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata Destek Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[insani yardım]]></category>
		<category><![CDATA[kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=17414</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;İnsani yardım artık bir koli gıda bırakarak o bölgeden ayrılmak anlamına gelmiyor. Oradaki yerel ekonomiyi, hayatı tekrar canlandırmak, altyapının tekrar hayata geçmesi, sağlık ve eğitim hizmetlerinin tekrar sağlanması gerekiyor&#8221; Berna Köroğlu&#8217;yla tanışıklığımız 2000 senesine dayanıyor. O, Tarih Vakfı tarafından yürütülen &#8216;Türkiye&#8217;de Sivil Toplum Rehberi&#8217; projesinde, proje asistanlığı yaparken, ben de onun asistanlığını yapıyordum. Bununla beraber Köroğlu&#8217;nun [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/05/turkiyede-insani-yardimi-sadakaya-indirgeyen-algiyi-degistirmek-gerekiyor/">&#8220;Türkiye&#8217;de insani yardımı sadakaya indirgeyen algıyı değiştirmek gerekiyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;İnsani yardım artık bir koli gıda bırakarak o bölgeden ayrılmak anlamına gelmiyor. Oradaki yerel ekonomiyi, hayatı tekrar canlandırmak, altyapının tekrar hayata geçmesi, sağlık ve eğitim hizmetlerinin tekrar sağlanması gerekiyor&#8221;</strong></p>
<p>Berna Köroğlu&#8217;yla tanışıklığımız 2000 senesine dayanıyor. O, Tarih Vakfı tarafından yürütülen &#8216;Türkiye&#8217;de Sivil Toplum Rehberi&#8217; projesinde, proje asistanlığı yaparken, ben de onun asistanlığını yapıyordum. Bununla beraber Köroğlu&#8217;nun bir başka özelliği de insani yardım alanında Türkiye&#8217;de kendini yetiştirmiş nadir isimlerden biri olması. Türkiye&#8217;de, Afete Hazırlık ve Deprem Eğitimi Derneği, daha sonra da Hayata Destek Derneği&#8217;nde başladığı insani yardım sektörü çalışmalarını, yakın bir zamana kadar uluslararası insani yardım kuruluşu olan Action Against Hunger şemsiyesi altında önce Lübnan, sonra Güney Sudan ardından da Mısır&#8217;da sürdürüyordu. Köroğlu halihazırda Türkiye&#8217;ye gelmişken, &#8216;insani yardımı&#8217; üzerine sohbet edelim dedik.  Köroğlu&#8217;yla insani yardım macerasını, dünyadaki insani yardım trendini, Türkiye&#8217;deki sivil toplumun katetmesi gereken mesafelerini konuştuk.</p>
<p><span id="more-17414"></span></p>
<p><strong>Öncelikle seni tanıyalım…</strong></p>
<p>Adım, Berna Köroğlu. Lisans ve yüksek lisansımı ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde yaptım. Yüksek lisans sonrası çeşitli sivil toplum kuruluşlarında birçok alanda farklı projeler yürüttüm. 2011’de Hayata Destek Derneği ile insani yardım sektörüne geçtim, son üç senedir de ‘Action Against Hunger’ ile farklı ülkelerde insani yardım çalışmaları yürütüyorum.</p>
<p><strong>Sivil toplumla tanışman nasıl oldu?</strong></p>
<figure id="attachment_17442" aria-describedby="caption-attachment-17442" style="width: 225px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-17442" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-05-at-11.37.53.jpeg" alt="" width="225" height="300" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-05-at-11.37.53.jpeg 768w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-05-at-11.37.53-640x853.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-05-at-11.37.53-610x813.jpeg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-05-at-11.37.53-320x427.jpeg 320w" sizes="auto, (max-width: 225px) 100vw, 225px" /><figcaption id="caption-attachment-17442" class="wp-caption-text">Berna Köroğlu</figcaption></figure>
<p>Yüksek lisansımda ‘80 öncesi Türkiye demokrasisi ve demokratik kitle örgütleri’ üzerine çalıştım. Daha sonra da İstanbul’a gelip doktoraya başlamayı düşünüyordum ki, bir arkadaşımın vasıtasıyla Tarih Vakfı’nda Bekir Ağırdır’ın yönettiği, ‘Türkiye’de Sivil Toplum Kuruluşları Rehberi’ projesine, proje asistanı olarak dahil oldum. O sırada akademik dünyadan yavaş yavaş koparak sivil toplum dünyasına adım attım.</p>
<p><strong>Kaç seneden bu yana insani yardım sektöründesin?</strong></p>
<p>2011’de Hayata Destek Derneği’yle insanı yardım alanında çalışmaya başlamadan önce yaklaşık üç sene afetlere hazırlık konusunda Afete Hazırlık ve Deprem Eğitimi Derneği’nde çalışıyordum. Afet yönetimi, afetlere hazırlık ve afet riskinin azaltılması konusunda proje yöneticiliği ve eğitimcilik yaptım. Ondan sonra da Hayata Destek Derneği’nde çalışmaya başlayarak afet yönetiminden insani yardıma geçtim.</p>
<p><strong>Hayata Destek Derneği’ndeki sorumlulukların neydi?</strong></p>
<p>2011’de Simav depremi olmuştu. Simav’daki afetzedelere yönelik psiko-sosyal destek projesini yürüttüm. Keza, Van depreminde de ihtiyaç analizi yaptım dernek çalışanı olarak. 2012’nin sonunda Suriyeli mültecilere yardım için Hatay’a gittim. 2015’e kadar da oradaydım. Hatay’da ‘cash asistance’ görevini üstlendim.</p>
<p><strong>Ne oluyor ‘cash asistance’?</strong></p>
<p>Kabaca söylemek gerekirse, kamp dışında yaşayan Suriyeli ihtiyaç sahiplerini belirleyip, onlara ‘e-kart’ yoluyla aylık nakdi yardım yapıyorduk, gıda ve hijyen ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için.</p>
<h4>&#8220;Sınırdasınız ve karşı tarafa bombaların düştüğünü görüyorsunuz, tank sesleri, silah sesleri vs. Bunlara çok şahit oldum. Ama ilk defa Güney Sudan’da savaşın içinde kaldım&#8221;</h4>
<p><strong>Yurt dışında insani yardım maceran buradan sonra başlıyordu galiba</strong>.</p>
<p>Hayata Destek Derneği’nin iş birliği yaptığı kurumlardan bir tanesi de Action Against Hunger adlı uluslararası bir insani yardım kuruluşu. Dünya çapında başka insanlara da yardımcı olmak istediğim için uluslararası insani yardım kuruluşunda çalışmaya başladım.</p>
<p><strong>Hangi coğrafyalarda görev aldın?</strong></p>
<p>Sırasıyla Lübnan, Güney Sudan ve Mısır’da.</p>
<p><strong>Ne gibi faaliyetleri yürüttün oralarda</strong>?</p>
<p>Hayata Destek Derneği’ndeki sorumluluklarım arasında ‘Food security ve Livelihoods’ (Gıda güvenliği ve geçim kaynağı) yer alıyordu. Proje yöneticisi olarak, Lübnan’da da buna devam ettim, yine Suriyeli mültecilerle çalıştım. Dünya Gıda Örgütü iş birliği içerisinde mahallelerde yaşan Suriyelilere yönelik nakdi yardım, e-kart yardımı yapıyorduk.</p>
<p><strong>Daha sonra…</strong></p>
<figure id="attachment_17424" aria-describedby="caption-attachment-17424" style="width: 209px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-17424" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-03-at-19.35.36.jpeg" alt="" width="209" height="279" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-03-at-19.35.36.jpeg 768w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-03-at-19.35.36-640x853.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-03-at-19.35.36-610x813.jpeg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-03-at-19.35.36-320x427.jpeg 320w" sizes="auto, (max-width: 209px) 100vw, 209px" /><figcaption id="caption-attachment-17424" class="wp-caption-text">Berna Köroğlu, Güney Sudan&#8217;daki misyonunda Dinka Kabilesi&#8217;nden bir çalışanla birlikte.</figcaption></figure>
<p>Nakdi yardım uzmanı olarak Güney Sudan’a gittim. Güney Sudan’da yaşanan savaşta mülteci statüsünde olmayan ama savaştan kaçan insanlara yönelik projede yer aldım. Sonra yine terfi ederek bütün Güney Sudan misyonu için ‘food security ve livelihoods’ teknik koordinatörü oldum. Orada da 13 ay kaldıktan sonra Mısır’a geçtim. Mısır’da ‘food security ve livelihoods’ teknik koordinatörü olarak çalıştım. Diğer misyonlar “acil yardım operasyonları” kapsamındayken, Mısır’daki kalkınma odaklıydı. Mısır’daki yerel sivil oluşumları fonlayarak, sivil toplumun kalkınmasına destek olmaya çalıştık.</p>
<p><strong>Savaş bölgelerindeki bu misyonlar, G.Sudan Mısır, Lübnan, bir kadın için çok zor, tehlikeli değil mi?</strong></p>
<p>Kadın olarak bir zorluk yaşamadım ama bir insan olarak çok zor. Güney Sudan benim için çok vurucuydu. Orada insanlar yaşamak için zorlanırken siz çalışıyordunuz. Çünkü ülkede savaş var ve toplumun gelişmişlik seviyesi neredeyse yok. Su yok, okul yok, hastane yok, elektrik yok, hiçbir şey yok. Tam bir yokluk hakim, var olan sadece savaş ve savaş nedeniyle ölüm sınırında olan çocuklar, kadınlar ve tüm halk aslında…</p>
<p><strong>Ne gibi tehlikelerle karşı karşıya kaldın?</strong></p>
<p>Geçen temmuzda ülkede bir anda iktidar ve muhalefet arasında iç savaş çıktı. Beş gün gün boyunca “kış uykusundaydık”. Bu süre boyunca dışarı çıkmamıza izin verilmedi. Daha sonra sivil toplumda çalışan herkes ve bütün yabancılar ülkeyi tahliye etti. Savaşa yabancı değilim, bombaların atılmasını, insanların kaçmasını, özellikle sınır bölgelerinde çalıştığım için çok gördüm. Sınırdasınız ve karşı tarafa bombaların düştüğünü görüyorsunuz, tank sesleri, silah sesleri vs. Bunlara çok şahit oldum. Ama ilk defa Güney Sudan’da savaşın içinde kaldım.</p>
<h4>&#8220;Her şeyden önce bizim güvenlik uzmanları tarafından hazırlanmış, güvenlik protokollerimiz var ve o protokoller çerçevesinde hareket etmek zorundayız&#8221;</h4>
<p><strong>Tehlikeli durumlara karşı önlemleriniz var mıydı?</strong></p>
<p>Her şeyden önce bizim güvenlik uzmanları tarafından hazırlanmış, güvenlik protokollerimiz var ve o protokoller çerçevesinde hareket etmek zorundayız. Mesela Güney Sudan’ın başkenti Juba’da şehir içinde yürümemiz yasaktı. Sadece kurumun aracıyla bir yerden bir yere gidiyorduk. Akşam 19:00’dan sonra dışarı çıkmak yasaktı. Her sabah mesaiye başlamadan önce 15-20 dakikalık güvenlik brifingleri oluyordu. Tabii ki, güvenlik eğitimleri, tatbikatlar yapılıyordu. Kaçırma anında nasıl tepki verileceğine, silahlı birisi araca geldiğinden ne yapmamız gerektiğine dair eğitimler alıp, tatbikatlar yapıyorduk.</p>
<p><strong>İnsani yardımın uluslararası  standartları nedir?</strong></p>
<p>İnsanların onurlu yaşam hakkı, insani yardım hakkı, korunma ve gıda hakkı vardır. İnsani yardımın ayrım gözetmeden, bağımsızca, tarafsızca, şeffaf ve hesap verilebilir şekilde yapılması gereki</p>
<p><strong>Müslüman, Hristiyan ya da Yahudi sivil toplum kuruluşlarının sadece kendi dinsel gruplarına yardım yapması etik midir o halde?</strong></p>
<p>Kesinlikle hayır. Çünkü insani yardım tarafsızlık ve ayrım gözetmemeyi gerektirir ve bunu başarıyla gerçekleştiren hayırsever kuruluşlar da var.</p>
<h4>&#8220;İnsani yardım artık sadece yardım edip, bir kutu gıda dağıtıp, o coğrafyadan çıkmak anlamına gelmiyor. Oradaki yerel ekonomiyi, hayatı tekrar canlandırmak, altyapının tekrar hayata geçmesi, sağlık ve eğitim hizmetlerinin tekrar sağlanması gerekiyor&#8221;</h4>
<p><strong>Bir de yaklaşık yarım asır insani yardıma muhtaç ülkeler var. Bu nasıl mümkün oluyor? Çalışmalar yetersiz mi ?</strong></p>
<figure id="attachment_17428" aria-describedby="caption-attachment-17428" style="width: 321px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-17428" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-03-at-19.37.22.jpeg" alt="" width="321" height="241" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-03-at-19.37.22.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-03-at-19.37.22-640x480.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-03-at-19.37.22-610x458.jpeg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-03-at-19.37.22-320x240.jpeg 320w" sizes="auto, (max-width: 321px) 100vw, 321px" /><figcaption id="caption-attachment-17428" class="wp-caption-text">Köroğlu’nun Güney Sudan’ın Kuzey Bahr el Ghazal bölgesindeki misyonunda kaldığı, yerel dilde ‘Tukul’ adı verilen evi.</figcaption></figure>
<p>İnsanoğlu olarak bir taraftan yıkıyoruz ardında da yapmaya çalışıyoruz. Bu can sıkıcı hikâyenin temeli böyle bir şey. İnsani yardım daha çok gelişmeli daha çok faaliyet olmalı. Günümüzde insani yardım alanında hakim olan anlayış acil yardımın rehabilitasyon ve kalkınma ile birleştirilmesi. İnsani yardım artık bir koli gıda bırakarak o bölgeden ayrılmak anlamına gelmiyor. Oradaki yerel ekonomiyi, hayatı tekrar canlandırmak, altyapının tekrar hayata geçmesi, sağlık ve eğitim hizmetlerinin tekrar sağlanması gerekiyor. Bunun için insani yardım, kalkınmayla bağlantılandırıldı, işte bu noktadan bakmak gerekiyor. Acil yardım bölgesine ilk girdiğin andan itibaren, kafanda bunu hedefleyerek hareket etmen gerekiyor yani bir sonraki adımda ‘Bu insanlar, afetzede olmaktan nasıl çıkabilir?’ sorusuna yanıt bulmak gerekiyor. Biz de, insanlara sürdürülebilir bir şekilde ihtiyaçlarını gidermesinin yöntemlerini sunuyoruz.</p>
<figure id="attachment_17438" aria-describedby="caption-attachment-17438" style="width: 1600px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-17438 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-05-at-10.35.43.jpeg" alt="" width="1600" height="1200" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-05-at-10.35.43.jpeg 1600w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-05-at-10.35.43-640x480.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-05-at-10.35.43-1024x768.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-05-at-10.35.43-1280x960.jpeg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-05-at-10.35.43-610x458.jpeg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-05-at-10.35.43-320x240.jpeg 320w" sizes="auto, (max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /><figcaption id="caption-attachment-17438" class="wp-caption-text">Yerel topluluklara sebze yetiştirme eğitimi veriliyor.</figcaption></figure>
<p><strong>Bir ülke neden insani yardım yapar? Nedir afet ?</strong></p>
<p>İnsanlar için fiziksel, ekonomik, sosyal ve çevresel kayıplar doğuran, normal yaşamı ve insan faaliyetlerini durdurarak veya kesintiye uğratarak toplulukları etkileyen, etkilenen topluluğun yerel imkân ve kaynaklarını kullanarak baş edemeyeceği doğal, teknolojik veya insan kökenli olayların sonuçlarıdır. Yani yerel kaynaklar yetersizdir ve bu noktada yardım başlar.</p>
<p><strong> Halk arasında &#8216;Biz niye Suriyelileri yardım ediyoruz ?&#8217; sorusuna yanıt arıyorum aslında.</strong></p>
<p>Öyle bir şey söz konusu bile olamaz çünkü dediğim gibi kimin başına neyin geleceği belli olmaz. Bugün insan kaynaklı bir afet yüzünden o insanlar evlerinden olmuş olabilir yarın ise deprem gibi, doğal kaynaklı bir afet yüzünden biz evlerimizden olabiliriz.</p>
<p><strong>Yerel halkla iletişimde ne gibi zorluklar yaşanıyor projelerin hayata geçirilmesi esnasında? Onlarla nasıl iletişime geçiliyor projenin verimli olması için?</strong></p>
<figure id="attachment_17429" aria-describedby="caption-attachment-17429" style="width: 427px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-17429" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-03-at-19.38.14.jpeg" alt="" width="427" height="321" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-03-at-19.38.14.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-03-at-19.38.14-640x480.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-03-at-19.38.14-610x458.jpeg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/WhatsApp-Image-2017-08-03-at-19.38.14-320x240.jpeg 320w" sizes="auto, (max-width: 427px) 100vw, 427px" /><figcaption id="caption-attachment-17429" class="wp-caption-text">Köroğlu&#8217;nun kaldığı &#8216;tukula&#8217;, sadece bir yatak bir de küçük bir gardrop sığıyormuş.</figcaption></figure>
<p>Afet bölgesine ilk müdahale öncesi ihtiyaç analizi yapılması gerekir. Bunun için ailelerle, yerel otoritelerle, diğer sivil toplum örgütleriyle görüşür, bilgi toplarsın ve sonunda nasıl bir operasyon yapacağına karar verirsin. Öyle masanda oturarak buranın ihtiyacı şudur diye hareket edemezsin. Ayrıca her ne şekilde yardım edeceksen et, o topluluğun kültürüne ve değerlerine saygı duyarak hareket etmen gerekir. Bölge halkı ile kurduğun ilişki ve toplumun seni ve yaptığın yardımı kabullenmesi senin orada en önemli varlık nedenindir. Uzun vadeli çalışmalarda antropologların da çalışması gerekli aslında. Bunun en güzel örneği yine Güney Sudan. Uçsuz bucaksız bir alanda yıllar önce yapılmış tuvalet kabinleri görüyorsun, kimse kullanmıyor, neden? Çünkü yerel halk klozete oturmaktan korkuyor, yılan çıkacak zannediyor vs. Ya da yumurta yemenin çok önemli olduğunu söylüyorsun sağlık açısından ama o kültürde yumurta yenmiyor ya da kadınlara mesela tavuk eti yedirilmiyor. Demek ki o tuvaleti yapmadan önce, o korkuyu gidermek gerekiyor. Bu da yine insani yardımdaki en önemli öğelerden bir tanesi. Hijyen ya da beslenme alışkanlığını özendirmek için broşür vermek yeterli değil daha başka yöntemler kullanmak gerekiyor. Bu da son dönem insani yardımda ‘davranış değişimi iletişimi’ olarak geçiyor ve insani yardım örgütleri buna çok önem veriyor. Yani o topluma ne şekilde nasıl yaklaşacağını bilmen gerekiyor.</p>
<p><strong>Yapılan masraflar  nedeniyle insani yardımların çok küçük bir bölümünün ihtiyaç sahiplerine ulaştığı iddiası söz konusu. Sen ne dersin?</strong></p>
<p>Fon veren kurumların bu konuda sınırları vardır zaten. İdari masraflar için şu kadar, operasyon masrafları için bu kadar bütçe ayırırım şeklinde. Belki eskiden dediğin şekildeydi ama en azından ben çalıştığım sürece öyle bir örnek görmedim. Ama ideal olan nedir derseniz?-Benim çalıştığım kurum da buna çok önem verir,  yereli güçlendirmek.  Şimdi bunu biz Mısır’da yapıyoruz, yereldeki sivil toplum kuruluşlarını kendi kapasiteleriyle güçlendirerek.</p>
<h4>&#8220;Farklı kültürlerden insanlarla beraber çalıştığınız zaman toleransı ve saygıyı öğreniyorsun&#8221;</h4>
<p><strong>İnsani yardım bir anlamda farklı milletlerden insanların bir araya geldiği bir ortam. Böylesi misyonlarda arkadaşlık ve dostluk ortamı nasıl? Ne de olsa birbirinize mahkumsunuz…</strong></p>
<p>Kesinlikle doğru (Gülüyor). Çok güzel arkadaşlıklar kuruyorsunuz, çok şey yaşıyorsunuz birlikte, neredeyse uyumak hariç bütün gün ekip arkadaşlarıyla beraber geçiyor. Onun için herkes kendisi olmak zorunda, numara yapamazsınız, kaç gün kendinizi olmadığınız bir insan olarak gösterebilirsiniz ki? Dolayısıyla tanıdığın insanı, arada filtre olmadan tanıyorsun. Farklı kültürlerden insanlarla beraber çalıştığınız zaman toleransı ve saygıyı öğreniyorsun. Ben, acı da tatlı da çok güzel zaman geçirdim ekip arkadaşlarımla.</p>
<p><strong>Uluslararası insani yardım örgütünün bir çalışanı olarak farklı coğrafyalarda bulunuyorsunuz, ne gibi sağlık önlemleri alıyorsunuz?</strong></p>
<p>Güney Sudan’a girerken zaten sarı humma aşısı olmak zorundasınız. Aksi takdirde ülkeye adım atmanız engellenir. Keza, yetişkinlerde menenjit çok yaygın olduğundan, menenjit aşısı da olmak zorundasınız. Zaten bizim bir aşı listemiz var, kendi güvenliğiniz için o aşıları yaptırmanız gerekiyor. Ama mesela o coğrafya da sıtma hastalığı çok yaygın ama sıtmanın aşısı da yok!</p>
<p><strong>İnsani yardım faaliyetlerinin ne gibi zorlukları var ve sana ne kattı?</strong></p>
<p>Steril bir dünyada değilsiniz, uç bir örnekte yaşıyorsunuz. Galiba en büyük zorluk insanların acı çektiğini görmek ve kısıtlı imkanlarla bir şeyler yapmaya çalışmak. Çok büyük şeyler oluyor fakat sen küçücüksün ve düzeni bozulan, yersiz-yurtsuz insanlar görmek oldukça zor. İnsan olmaktan utandığım zamanlar oldu. Bana hayatta her şeyin insanın başına gelebileceğini öğretti. Umut etmenin de önemli bir şeyler olduğunu öğretti: Pes etmemek, mücadele etmek.</p>
<p><strong>Türkiye’deki ve diğer yerlerdeki insani yardım örgütleri arasında bir fark var mıydı?</strong></p>
<p>Türkiye’de işini son derece profesyonel ve uluslararası insani yardım standartlarını göz önünde bulunduran bir dernekte çalıştım. Onun için bir farktan söz edemeyeceğim.</p>
<p><strong>Türkiye’de insani yardım genel olarak ayni ve nakdi yardım hatta sadaka olarak görülüyor, zaten kampanyalarına baktığımız zaman hep Ramazan ve Kurban bayramlarına denk geliyor. Türkiye dünyadaki insani yardımın neresinde?</strong></p>
<p>Her ne kadar kültürümüzde birbirimize yardım etmek olsa da maalesef insani yardımı sadakaya indirgiyoruz ve bu algıyı değiştirmek gerekiyor. İnsani yardımın profesyonel bir sektör olduğunu kavramak lazım. Afetin her zaman herkesin başına gelebileceği ve insan onurunun gözeterek afetzedelere yaklaşılması gerekir. Misal olarak, deprem sonrası, insanlar iyi niyetinden, yardım amacıyla kullanmadığı giysileri bağışlıyor fakat bakıldığında bunların çoğu giyilemeyecek noktaya gelmiş kıyafetler, dolayısıyla bunlar afetzedelerin onuru rencide edecek noktaya kadar geliyor. Bu nokta insan onurunu her zaman gözetmek lazım.</p>
<h4>Afet zamanlarında profesyonel olmayan &#8216;gönüllülük&#8217; yük oluyor</h4>
<p><strong>İnsani yardım kuruluşlarına da değinirsek…</strong></p>
<p>Hepsini tanımıyorum. İnsanlar yardım edecekse yardım örgütleri üzerinden bunu gerçekleştirmeleri daha olumlu ve anlamlı olur çünkü yardım örgütleri olarak biz, oraya gidiyoruz ve ilk yaptığımız şey ihtiyaç tespiti ve o ihtiyaçlar dahilinde o yardımları kanalize ediyoruz. Mesela Van depreminde yatacak yer yok, kimse evine giremiyor, insanlar gelip destek olmak istiyor ve bir şehrin bir semtindeki bir mahalleli otobüsle afetin yaşandığı yere geliyor. Afetzedelerin dahi kalacak yeri yok dolayısıyla o ‘gönüllülük’ size yük oluyor. İyi niyet var ama profesyonel bir bakış açısı yok.</p>
<p><strong>Son olarak Türkiye’de insani yardım faaliyetlerini artırmak için neler yapılabilir?</strong></p>
<p>İnsani yardım bizde çok yeni. İnsani yardımında bir sektör olduğunun farkına varılması gerekiyor. Daha çok gencin bu sektöre katılması lazım. Profesyonelce ele alınmalı ve uzmanlaşma lazım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/05/turkiyede-insani-yardimi-sadakaya-indirgeyen-algiyi-degistirmek-gerekiyor/">&#8220;Türkiye&#8217;de insani yardımı sadakaya indirgeyen algıyı değiştirmek gerekiyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Hayır’ın çoğulculuğu ve imkânları…</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/28/hayirin-cogulculugu-imkanlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Apr 2017 14:29:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Başkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Ağırdır]]></category>
		<category><![CDATA[Evet]]></category>
		<category><![CDATA[Evet Cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hak ve Adalet Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Fehmi Özer]]></category>
		<category><![CDATA[hayır]]></category>
		<category><![CDATA[hayır cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Medine Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Nalan Erkem]]></category>
		<category><![CDATA[nil mutluer]]></category>
		<category><![CDATA[Ohannes Kılıçdağı]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Tbmm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14015</guid>

					<description><![CDATA[<p>Referandum sonuçlarıyla ilgili farklı toplumsal kesimlerden yapılan değerlendirmeler, KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır’ın “toplumun korkularına, beklentilerine cevap üretecek yeni bir dil, yeni bir hayal, yeni bir ütopya üretmek” olarak formüle ettiği önümüzdeki dönem için ‘hayır’ cephesinin çoğulculuğu ve imkânlarının geniş bir zeminde tartışıldığını ortaya koyuyor. Geçen hafta yapılan referandum sonuçlarıyla ilgili tartışmalar üç zeminde devam [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/28/hayirin-cogulculugu-imkanlari/">‘Hayır’ın çoğulculuğu ve imkânları…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Referandum sonuçlarıyla ilgili farklı toplumsal kesimlerden yapılan değerlendirmeler, KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır’ın “toplumun korkularına, beklentilerine cevap üretecek yeni bir dil, yeni bir hayal, yeni bir ütopya üretmek” olarak formüle ettiği önümüzdeki dönem için ‘hayır’ cephesinin çoğulculuğu ve imkânlarının geniş bir zeminde tartışıldığını ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Geçen hafta yapılan referandum sonuçlarıyla ilgili tartışmalar üç zeminde devam ediyor. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararının oluşturduğu şaibe tartışması, protesto eylemleri ve onların yanı sıra ‘evet’- ‘hayır’ cephelerindeki neden-sonuç analizleri… İki tarafın da analizlerinin başlangıç noktasını referandum sonuçları oluştururken; 2019 seçimlerine yönelik öngörü ve değerlendirmeler de önemli bir yer tutuyor. ‘Evet’ cephesindeki tartışmalar; Ak Parti’nin geleceğiyle ilgili analizlerin yanı sıra; referandum sonuçlarının sorumluluğunu ötekine üzerine atan medya savaşlarıyla devam ediyor. Bu tartışmalar genel itibariyle referandum öncesinde ve referandum sırasında da devam etmişti. ‘Hayır’ cephesinde ise bir yandan elde edilen sonucun başarısı kendi hesabına yazılırken, öte yandan ‘evet’in geçilememiş olmasıyla ilgili kayıp da ötekinin, özellikle de Kürtlerin, üzerine yıkılmaya çalışılıyor. Ama bunun yanında ‘hayırın’ çoğulculuğunu daha etkili ve uzun ömürlü kılmak için de tartışma ve karşılaşmalar sürdürülüyor.</p>
<p>Herkesin ortaklaştığı bir konu var ki, ‘hayır’ cephesi referandum sürecinde epey tepki alan ‘terörist’ yaftalamasıyla ‘Erdoğan veya Ak Parti karşıtlığı’ motivasyonuna indirgenen bir yapıdan oluşmuyor. Bu konuda ortaklaşan gruplar olduğu kadar, kendi içinde kırılganlıkları da olsa, sürdürülebilir bir iletişime aday platformlar da yer buluyor kendine. Dosya için görüşlerini aldığımız bireysel ‘hayırcılar’ kadar; kendi değerlendirmelerini kamuoyuna sunan platformlar bu zeminin sınırlarının genişleyebileceğini ortaya koyuyor. Sonuçlar, yeni seçimler ve iktidarı kazanmak gibi siyasi tartışmaların yanı sıra; yeni dönemde kutuplaşmanın azalması, çoğulcu bir demokratik ortamın inşası, barışın sağlanması ve kalıcı kılınması, emek adaleti, sürdürülebilirlik gibi konular da son bir haftadır farklı toplantı ve mecralarda dile getiriliyor. Mehmet Ali Çalışkan, referandumdan hemen önce kaleme aldığı <a href="https://www.sivilsayfalar.org/referandumdan-sonra-sivil-toplum-kimin-kararlarini-etkileyecek/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">değerlendirmede</a>, karar mekanizması ile birlikte onu etkileme potansiyeli taşıyan yapılarda da bir arınma, homojenleşme ya da etkisizleşme yaşanacağını vurgulayarak; “Toplumsal ve çevresel meselelerin çeşitliliğini, mağduriyetlerin ve mağdurların etnik, sınıfsal, kültürel çoğulluğunu gündeme taşıyan bir sivil toplum faaliyeti için karar mekanizmalarının farklı seslere hassas bir geçirgenliğe ihtiyacı var. Aslında konumuz misyonlarını toplumsal meseleleri keşfetmek ve yaklaşımları ile kararları etkilemeye çalışmak olarak gören STK’ların bundan sonra nasıl bir hayatları olacağı.  Referandumdan çıkacak her tür sonuçta da yeni bir dönem başlayacak. STK’ların karar alma süreçlerini etkilemede bu yeni dönemde nasıl bir yol izleyeceklerini düşünmeleri, tartışmaları gerekiyor” diyerek sivil toplumun yeni dönemde daha etkin bir çaba göstermesinin gerekliliğine işaret ediyordu. Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar da referandum öncesi açıklamasında çoğulculuk ve istişarenin önemini şöyle vurguluyordu<em>: Referandum sonrası meclisteki milletvekili sayısının kaçtan kaça çıktığı değil, o mecliste yumrukların mı yoksa barış dilinin mi konuşulacağı önemlidir. Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı açıktır. Bu anayasa ancak olağanüstü halin ortadan kalktığı ve tüm seslerin duyulduğu bir ortamda yapılırsa tüm Türkiye’nin umudu olacaktır. Referandumdan hangi sonuç çıkarsa çıksın; herkesi, düşmanlık ve güç siyasetinin rağbet gördüğü yoz bir siyasi kültürden, çoğulculuğun ve adaletin hakim olduğu istişare kültürüne doğru bir yol açmaya ve bir arada yaşama imkanlarını inşa etmeye çağırıyoruz</em>.</p>
<p><strong>“Korku Değil Umut”</strong></p>
<p>Bu değerlendirme ve çağrıların ardından yapılan referandum değerlendirilmeleri; gerekli toplumsal çabaların gösterilmesi halinde eski dönemlerdeki karşıtlıkların giderilebileceğini ortaya koyacak bir duruma işaret ediyordu. Emek Adalet Platformu’ndan Mustafa Emin Büyükcoşkun, bu durumun ‘korku değil umut’ ekseninde değerlendirilmesinin gerekliliğini hatırlatarak şunları dile getiriyor: Sandıklardan taşan, iktidarı tedirgin eden ve daha da mühimi inanmışlığıyla ahlaki politik üstünlüğünü ilan eden “hayır” cephesindeki hayrı, başka bir olumsallığa taşımak için gene korku değil umut diyoruz. İradenin iyimserliğini, aklın kötümserliğine galebe çaldırarak, herkesi, bizleri buluşmaya, yan yana gelmeye, birbirimizi daha fazla dinlemeye, korkularımızı yenmeye, umuda yönelmeye davet ediyoruz. Bizleri ayrıştıran dikey kutupları yarmadıkça, “hayırla” “evet” arasındaki fark yaralarımız da kapanmayacak zira. Şimdi de tam da bunun için hayırda buluşmanın, hayırda yarışmanın vaktidir.</p>
<figure id="attachment_14016" aria-describedby="caption-attachment-14016" style="width: 270px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14016" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/Ohannes.jpg" alt="Ohannes Kılıçdağı- Akademisyen" width="270" height="180" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/Ohannes.jpg 600w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/Ohannes-320x213.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 270px) 100vw, 270px" /><figcaption id="caption-attachment-14016" class="wp-caption-text">Ohannes Kılıçdağı Akademisyen</figcaption></figure>
<p><strong>Ohannes Kılıçdağı &#8211;</strong><strong>Akademisyen</strong></p>
<p><strong>“</strong>Başkanlık sistemine kategorik olarak karşı olmamakla birlikte, bu değişikliğin, demokrasinin temel şartlarından olan kuvvetler ayrılığını mevcut sistemden daha geri götürdüğü kanaatindeyim. Hızlı karar alma ve uygulama uğruna, birçok denetleme mekanizması devre dışı bırakılmış. Bunların yanı sıra, daha ilkesel boyutta konuşmak gerekirse, yeni düzenleme birçok noktayı cumhurbaşkanı olacak kişinin iyi niyetine bırakmış. Şöyle ki, düzenlemenin imkân tanıdığı birçok sakıncalı uygulamayı cumhurbaşkanının yapmayacağı varsayılmış. Ana güvence bu. Oysa ki, demokrasiler yönetenlerin, hele tek adamların iyi niyeti üzerine bina edilemez. Bilakis yapılması gereken, “İktidar yozlaştırır” şiarını daima hatırlayarak, yönetenlerin yetkilerini denetimsiz bırakmamaktır. Nitekim, anayasa kavramının ve uygulamalarının tarihsel çıkış sebebi tam da yönetenlerin keyfiliğini kısıtlamaktır. Dolayısıyla, mevcut değişikliğin ruhu bu anlayışa zıt olduğu için de “Hayır” dedim.</p>
<p>KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır da sonuçları değerlendirirken, yaşanılan durumun sadece Türkiye’ye özgü olmadığının altını ısrarla çizerek, “İnsanlık bir kriz yaşıyor. Ben bunu “dünyada ara buzul dönem” diye tarif ediyorum. Neden insanlık krizde? Çünkü bizim bildiğimiz politika, sınıf meselesi, sağ-sol ayırımları vs. sanayi toplumunun kalkınma ve modernleşme problemlerine cevap üreten modellerdi, şemalardı. Halbuki bugün aynı zamanda insanların önünde küreselleşme ve demokratikleşme diye başka bir mesele var. Batı, sanayileşmenin ürettiği sorunları çözdüğü, hukuku, kurumlarını vs. oturttuğu için biraz daha kolay göğüslüyor bu problemleri” şeklinde değerlendiriyor. Türkiye’nin batının aksine hem sanayi hem de bilgi toplumunun sorunlarını aynı anda yaşadığını belirten Ağırdır, gündelik hayatına uygun siyasetleri ve hukukunun üretememiş olmamızın sorunları daha da ağırlaştırdığını vurguluyor.</p>
<h4><strong> </strong><strong>“Oyunu Kimliklerin Dışında Tasarlamak”</strong></h4>
<figure id="attachment_14017" aria-describedby="caption-attachment-14017" style="width: 258px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-14017" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/bekir.jpg" alt="" width="258" height="196" /><figcaption id="caption-attachment-14017" class="wp-caption-text">KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır</figcaption></figure>
<p>Ulus devlet ve merkezileşmenin bu sorunları çözmekte yetersiz kaldığını da vurgulayan Ağırdır, “Göç, çevre problemi, Kürt meselesi, adaletsizlikler, bunlara ulus devlet modeli içinden cevap üretilemiyor. Bugün Türkiye’de internete erişimin yüzde 80’lere geldiği, kırlarda bile yüzde 50 internet erişimi olduğu, sadece cep telefonunun bütün nüfusu aşan sayıda olduğu bir ülkede bildiğimiz eski usullerle iş yapma imkânı yoktur. Dolayısıyla olup bitenleri yalnızca bir liderin otoriter eğilimlerinden açıklayamayız. Önümüzde daha büyük bir mesele var. İçinde bulunduğumuz sert dönemin devam edeceğini göz önünde bulundurduğumuzda, ‘korkuların değil arzuların öne çıktığı’ daha demokratik bir ortak yaşamı nasıl sağlayabiliriz?” sorusu üzerinde düşünmenin önemine işaret ediyor. Bekir Ağırdır’ın ‘yeni bir ütopya oluşturmak’ olarak açıkladığı referandum sonrası dönem için vurguladığı yol haritası; kendi deyimiyle ‘oyunu kimliklerin dışında bir yerden tasarlamak’… Ağırdır, bunun için yüzde 51 ‘evet’ oyunun dahil olduğu bir yerden başlamak gerektiğini belirterek, “Başından beri referandum sürecinin bana umut veren kısmı şudur; birincisi, önce başarabiliriz umuduna yaslanmak. İki, gerçekten başarmak için öbür tarafın meramını da anlamaya çalışmak ve buradan yeni heyecanlar üretmek. Bu umudumu diri tutan şey, ilk kez “hayır” diye çabalayan insanların, kümelerin, grupların çoğu anonim, çoğu isimsiz birçok insanın ilk defa geleneksel particilik dışında, parti kimliklerinin dışından bir yerden düşünme, anlama, birbirini dinlemeye çalışma çabalarıydı. Hala da umutlu kılan şey o. Yani öbür tarafı anlayalım, öbür tarafa yanlış gelecek cümle kurmayalım! Bu çaba bile çok değerli&#8221; değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<p><strong>Nalan Erkem/İnsan hakları savunucusu</strong></p>
<figure id="attachment_14018" aria-describedby="caption-attachment-14018" style="width: 132px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14018" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/nalan-foto.jpg" alt="" width="132" height="165" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/nalan-foto.jpg 767w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/nalan-foto-640x801.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/nalan-foto-610x763.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/nalan-foto-320x401.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 132px) 100vw, 132px" /><figcaption id="caption-attachment-14018" class="wp-caption-text">Nalan Erkem-İnsan hakları savunucusu</figcaption></figure>
<p>Bir hukukçu olarak öncelikle Anayasa Mahkemesi üyeleri ile Hakimler ve Savcılar Kurulunun üyelerinin çoğunluğunu seçme yetkisinin partili cumhurbaşkanına yani bir parti ve onun başkanına vererek yargı bağımsızlığını tümüyle ortadan kaldıracağı için “hayır” diyorum. Bağımsız ve tarafsız yargının, hukuk güvencesinin olmadığı yerde hiç kimse güvende olmayacaktır ki zaten bugün yargının içinde bulunduğu durum önümüzdeki sürecin provası mahiyetindedir. Anayasa değişikliği, daha bir çok sakıncasının yanı sıra TBMM’nin yetkilerini elinden alarak işlevsizleştirdiği, neredeyse  partili cumhurbaşkanının beğenmediği hiçbir yasayı çıkaramaz hale getirildiği, cumhurbaşkanına  meclisi devre dışı bırakarak tek başına çıkaracağı  kararnamelerle ülkeyi yönetme yetkisi verdiği ve bu geniş yetkilere sahip tek kişiyi denetleyecek hiçbir etkin  mekanizma ya da yargı yoluna  bu  yeni sistemde yer verilmediği için “hayır” diyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<figure id="attachment_14019" aria-describedby="caption-attachment-14019" style="width: 183px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-14019" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/buket.jpg" alt="" width="183" height="275" /><figcaption id="caption-attachment-14019" class="wp-caption-text">Buket Türkmen-Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi</figcaption></figure>
<p>Bekir Ağırdır’ın ‘yeni bir dil ve ütopya’ olarak formüle ettiği toplumsallıklar üzerinde düşünenler içinde, iki kadın akademisyenin değerlendirmeleri önemliydi. Buket Türkmen ve Nil Mutluer bir yandan “hayırın” içindeki ‘kadın’ vurgusuna dikkat çekerken bir yandan da yeni bir dönemin oluşma şartlarının Kürtlerin karşıtlığında buluşulmaması ve “hayırın” çoğulculuğunun kalıcı kılınmasının önemine işaret ediyorlardı. Referandum sonuçlarında İzmir-Diyarbakır fay hattının farklı saiklerle inşa edildiğini belirten Buket Türkmen, “Doğaldır ki aktörlerin farklı hafızaları bugün inşalarını da farklılaştırıyor. Yine de nereye kadar bu farklılıklar aşılmaz? Bu aşılamaz diye bakılan uçurumların yeniden pişirilmesinde nereye kadar iktidarın payı var? Bu bir tuzak gibi geliyor insana, sandıktan çıkan “hayır” oylarının coğrafi dağılımına bakınca. Bu farklı saikleri birbiriyle konuşturacak yeni bir “hayır”&#8221; hattının kotarılmasına, sertleş-tiril-miş söylemlerden uzak, minimum ortak paydaların altının çizildiği yeni bir muhalefet hattının inşasına ivedilikle ihtiyacımız var. Sandık ne mi söylüyor? Sandık en fazla bunu söylüyor, siyasal ve kamusal sahnedeki kutuplaşmacı söylemlere inat” yorumunda bulunuyordu.</p>
<h4><strong>“Yeni ‘hayırlı’ Siyaset”</strong></h4>
<figure id="attachment_14020" aria-describedby="caption-attachment-14020" style="width: 208px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14020" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/nil.jpg" alt="" width="208" height="125" /><figcaption id="caption-attachment-14020" class="wp-caption-text">Nil Mutluer</figcaption></figure>
<p>Nil Mutluer ise, “hayır” bloğu bileşenlerinin milliyetçi-laik kanadının yaşanan oy kaybı için Kürtleri sorgulamaktan vazgeçmesi ve bunun yerine gerektiğini yıllardır hiç ulaşamadıkları Anadolu&#8217;ya ve ötekileştirilen kesimlere ulaşmak için atılacak adımları düşünmek olduğunu belirterek, “Kürtlerin hakikatinin üstünü örterek veya Müslümanları dışlayıcı siyaset yaparak bunun olmayacağı açık. Esasında atılacak adımların ne olabileceğini ve çoğulcu, özgür ve demokrat bir siyasetin nasıl örülebileceğinin cevabı da gene “hayır” bloğunun demokrat ve özgürlükçü bileşenlerinde mevcut. Yüzyıllardır süregelen kutuplaşmayı aşmak kolay değil, ancak eğer taraflar ötekileştirme yerine birbirini dinleme, anlama ve birlikte siyaset örme yoluna girerse &#8216;yeni hayırlı&#8217; bir siyasetin de adımını atmış olurlar. Yoksa, bu hareket de Türkiye siyasetinin benzer gerçekleşemeyen yenileşme heyecanlarından biri olarak tarihteki yerini alır” uyarısında bulunuyor.</p>
<h4><strong>Avukat Hasan Fehmi Özer: Millet darbeyi ve tankları nasıl durdurduysa Ak Parti’yi de durdurabileceğini açıkça göstermiştir.</strong></h4>
<p>2010 referandumunda 12 Eylül Anayasası özgürlükler lehine değiştirildiği için ‘evet’ oyu vermiştim. 16 Nisan’da özgürlükler lehine bir kazanım görmediğim için ‘hayır’ verdim. Referandumda, “hayır” oyu, 15 Temmuz darbe girişimini desteklemek üzerinden nitelendirildi. Buna da çok tepki gösterdim. 15 Temmuz&#8217;da daha çağrı gelmeden çok önce meydandaydım. 16 Nisan’da verilen “hayır” oylarıyla hükümeti yaptığı hukuksuzluklar ve OHAL rejimi uygulamaları sebebiyle ciddi şekilde uyardığımızı düşünüyorum. Millet darbeyi ve tankları nasıl durdurduysa Ak Parti’yi de durdurabileceğini açıkça göstermiştir.</p>
<p>Referandum sürecinde önemli bir kazanım olarak ortaya çıkan Hak ve Adalet Platformu da sonuçlarla ilgili yaptığı açıklamada sonuçların herkese tarihi sorumluluklar yüklediği belirtilerek, “Sürecin en büyük katkısı olan sivil toplumun siyasete müdahil olma avantajı her kesimin kendi rengi ile çalışıp ortak bir noktada buluşmasını sağlayabilir. Hak ve Adalet Platformu olarak bizler de “Medine Sözleşmesi” ışığında bu birlik ve beraberliğe katkı sağlamayı, kendilerinden emin olunanlar olmayı esas alarak bu sonuca katkı sağlayacağız. Hak ve Adalet Platformu toplumun dini duygularının iktidarların çıkarları için kullanılmasına esastan karşı duracak, kimlik odaklı değil bireysel özgürlüğü önceleyen, değer odaklı paydaşlıklara önem verecektir” değerlendirilmesinde bulunuyor. Referandum sonuçlarıyla ilgili farklı toplumsal kesimlerden yapılan değerlendirmeler, KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır’ın “toplumun korkularına, beklentilerine cevap üretecek yeni bir dil, yeni bir hayal, yeni bir ütopya üretmek” olarak formüle ettiği önümüzdeki dönem için “hayır” cephesinin çoğulculuğu ve imkânlarının geniş bir zeminde tartışıldığını ortaya koyuyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/28/hayirin-cogulculugu-imkanlari/">‘Hayır’ın çoğulculuğu ve imkânları…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
