<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Barış için Akademisyenler arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/baris-icin-akademisyenler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/baris-icin-akademisyenler/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Jan 2020 10:35:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Barış için Akademisyenler arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/baris-icin-akademisyenler/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>‘Barış Akademisyenleri Suçlamayı Kabul Etmeyip Adaletin Peşinden Gitti’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/06/baris-akademisyenleri-suclamayi-kabul-etmeyip-adaletin-pesinden-gitti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metehan Ud]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Dec 2019 09:14:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Barış Akademisyenleri]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Barış için Akademisyenler]]></category>
		<category><![CDATA[Lülüfer Körükmez]]></category>
		<category><![CDATA[TİHV Akademi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İnsan Hakları Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=45347</guid>

					<description><![CDATA[<p>TİHV Akademi’nin hazırladığı raporda barış imzacısı akademisyenlerin KHK’larla yaratılan suçlama ve damgalamayı kabullenmeyip, adaletin peşinden gittiği dile getiriliyor. Raporu hazırlayan TİHV Akademi üyesi Lülüfer Körükmez “Barış, adalet ve hak talebinin bir sonucu olarak bir araya gelen Barış İçin Akademisyenler'in bu süreçte kendilerini içinde buldukları mücadele, kendi mağduriyetlerinin giderilmesi değil, haklarının ve adaletin temin edilmesi olmuştur” dedi. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/06/baris-akademisyenleri-suclamayi-kabul-etmeyip-adaletin-pesinden-gitti/">‘Barış Akademisyenleri Suçlamayı Kabul Etmeyip Adaletin Peşinden Gitti’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Barış Bildirisine imza attıkları gerekçesiyle üniversitelerden ihraç edilen İzmir’deki bir grup akademisyen tarafından Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) bünyesinde kurulan TİHV Akademi, “Akademisyen İhraçları: Hak İhlalleri, Kayıplar, Travma ve Güçlenme Süreçleri” başlıklı bir rapor yayınladı. Rapor, OHAL KHK’larıyla ihraç edilen akademisyenlerin yaşadıkları hak ihlallerini, ekonomik, akademik ve sosyal kayıplarını, bunların travmatik etkilerini ve bu etkilerle başa çıkma yollarını ele alıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu Suça Ortak Olmayacağız! başlıklı bildiriye imza attıkları gerekçesiyle ihraç edilen akademisyenlerle yapılan 244 anket ve 50 mülakat sonucunda hazırlanan raporda imzacı akademisyenlerin adil yargılanma, masumiyet karinesi, seyahat özgürlüğü hakkı, çalışma hakkı, sağlık hakkı, yaşam standardı hakkı, katılım hakkı, ayrımcılık yasağı, ifade özgürlüğü, özel hayatın gizliliği ve eğitim hakkının ihlal edildiği belirtiliyor. </span></p>
<p><b>Akademisyenlerin Yüzde 84.8’i &#8216;Hedef Gösterildim&#8217; Dedi</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Görüşülen akademisyenlerin %84,8’i ihraç edilme sebepleriyle ilişkili olarak kamuya açık bir mecrada ve hedef göstermek amacıyla kişisel bilgilerinin paylaşıldığını bilgisini verdi. Akademisyenlerin hedef gösterildikleri mecraların başında 178 rakamı ile elektronik medya (haber siteleri) yer alıyor. Elektronik medyayı sosyal medya (149) ve basılı yayınlar (142) takip etti. Yine akademisyenlerin yüzde 55’3’ü (135) imza metninden dolayı sözlü veya yazılı bir şekilde tehdide maruz kaldığını belirtti. Görüşülen 244 akademisyenden 21’i ihraç sebebiyle ilişkili olduğunu düşündüğü bir nedenle saldırıya uğradığını ifade etti. </span></p>
<p><b>İhraç Edilenlerin Yarıya Yakını Sigortasız Çalışmaya Başlamış</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İhraç edilen akademisyenlerin %44,60’ı yeni çalışmaya başladıkları işlerde herhangi bir sosyal güvenceleri olmaksızın çalıştıklarını dile getirdi. Emeklilik hakkını kazanmış olan akademisyenlerden %42,2’si ikramiye ve tazminatlarını alamadıklarını, %17,8’i ise bu haklarını alsalar da, bu sürecin normal işleyişten farklı olarak, KHK ile ihraç edilmiş olmaları sebebiyle uzadığını belirtti.</span></p>
<p><b>Yakınları Da Hak Kaybına Uğramış</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">KHK ile ihraç edilme yalnızca ihraç edilen kişileri değil, ihraç edilenlerin yakınlarının da hak kaybı ve hak ihlallerine uğramalarına neden olmuş. Görüşülen akademisyenlerden %41,4’ünün bir yakını, en az bir hak kaybı/ ihlaline maruz kaldı. Bu kayıpların başında %79,8 ile pasaporta el konması geliyor. 15 akademisyen kendisinin KHK ile ihraç edilmesi nedeniyle bir yakınının işe alınmadığı/atamasının yapılmadığını ifade ederken 5 akademisyen, bir yakınının işini kaybettiğini söyledi. </span></p>
<p><b>5 Akademisyenden 1’i Hiç Çalışmamış</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rapora göre akademisyenlerin %19,3’ü ihraç sonrası hiç çalışmamış. Akademisyenlerin %80.7’si ihraç edildikten sonraki dönemde en az bir işte çalıştıklarını ifade ederken çalışanların %8,4’ü aynı zamanda emeklilik hakkını kazanmış olan akademisyenlerden. İhraçtan sonra hemen çalışmaya başlayabilenlerin sayısı oldukça az olmakla birlikte, işsizlik ortalama olarak beş ay sürmüştür. İhraçtan sonra gelir getirici işler yapanların oranı neredeyse beşte dört oranında olsa </span><span style="font-weight: 400;">da, görüşmelerin yapıldığı 2018 Ağustos-2019 Temmuz arasında, gelir getirici bir iş yapanların oranı % 63,1’e düştü. </span></p>
<p><b>Birden Fazla İş Yapmak Zorunda Kalmışlar </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çalışma hakları ihlal edilen Barış Akademisyenlerinin, geçimlerini sağlamak ve </span><span style="font-weight: 400;">hayatlarını idame ettirebilmek için, birden fazla iş yapmaya zorlandığı da raporda yer alıyor.  </span><span style="font-weight: 400;">Araştırmanın yapıldığı zaman diliminde çalışmakta olan akademisyenlerin %71’inin tek iş; </span><span style="font-weight: 400;">%29’unun birden fazla iş yaptığı kaydediliyor. Çalışmakta olan akademisyenlerin sadece %40,9’u tam zamanlı istihdam edildikleri bir işte çalışmakta, %38,3’ü ise sadece parça başı işlerde çalışarak geçimlerini sağlamış. Ek olarak, tam zamanlı çalışanların %25,4’ü ek iş yapmak zorunda kaldıklarını belirtmiş. 228 akademisyen bu dönem içinde en az bir sağlık sorunu yaşadığını bildirse de %12,7’si gereksinim duyduğu halde başvuramadığını bildirmiş.</span></p>
<p><b></b><b>‘Yaşanan Hak İhlallerinin Travmatik Etkisine Bakmak İstedik’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-45348 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/lulufer_korukmez-640x427.jpg" alt="" width="378" height="252" />Raporla ilgili Sivil Sayfalar&#8217;a açıklamada bulunan TİHV Akademi üyesi ve Araştırma Koordinatörü Lülüfer Körükmez, KHK’ların etkilerini anlamak ve yaşanan hak ihlallerinin bireysel ve toplumsal olan travmatik etkisine bakmak istediklerini dile getirdi. Körükmez, “Çalışmamızla birlikte travmatik etkilenmelerle eşzamanlı baş etme ve güçlenme süreçlerini de incelemek istedik.  Çalışmamızı ihraç edilen 6081 akademisyeni temsil edecek bir örneklemle gerçekleştirmeyi planlamıştık süreç içerisinde gördük ki baskı koşullarında bu kadar akademisyene ulaşabilmek ve konuşabilmek çok mümkün değildi. Bundan dolayı araştırmamız büyük ölçüde Barış İçin Akademisyenleri kapsayacak bir çalışmaya döndü; anket sadece Barış için Akademisyenleri kapsadı.   İmza dışındaki nedenlerle ihraç edilen akademisyenlerle çok daha kısıtlı bir çalışma yapmak durumunda kaldık ve 43 mülakat gerçekleştirdik.  Aslında bunun kendisi de bir gösterge, bir veri. İnsanların uğradıkları ihlaller o kadar sert ki tam anonimliği sağlandığı bir çalışmaya katılmaktan dahi çekiniyorlardı. Nihayetinde, kısıtlılıklarıyla birlikte, yaşadığımız dönemi belgeleyecek bir çalışma gerçekleştirdiğimizi düşünüyoruz” dedi. </span></p>
<p><b>‘Hak İhlallerinin Bir Kısmı Ağır İnsan Hakkı İhlalleri’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Raporda yaşanan hak ihlallerinin bir kısmının ağır insan hakkı ihlalleri olarak değerlendirdiklerini dile getiren Körükmez şunları söyledi: “KHK’ların kendisi karşımıza hem suçlama hem de bir cezalandırma metni olarak karşımıza çıkıyor. Acele ve keyfi biçimde gerçekleşen KHK ile ihraç, hukukun üstünlüğü ilkesinin ihlali ve süresi belli olmayan ve doğrudan cezalandırma pratiği. Aynı zamanda gizli olması gereken kişisel bilgilerinizin kamuya açık biçimde yayınlanması,çalışma, sağlık ve eğitim haklarının ihlalini beraberinde getiriyor. Bir ihlalin, başka ihlalleri doğurmasıyla çoklu hak ihlalleri ortaya çıkıyor.  Biz, ihlaller neticesinde oluşan dört kaybı ele aldık; ekonomik kayıplar, sosyal kayıplar, akademik kayıplar ve sağlık kayıpları. Bu kayıpların travmatik etkilerine ve başa çıkma ve ayakta kalma yöntemlerine baktık. Bu Barış İçin Akademisyenler için bir arada durma ile gerçekleşti”. </span></p>
<p><b>‘Kabullenip Geri Çekilmediler, Adaletin Peşinden Gittiler’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Barış İçin Akademisyenler metne imza atmadan önce büyük oranda birbirini tanımayan, sadece mesleki ortamdan birbirini tanıyan ve herhangi bir bağdaşlık içermeyen bir grup olduğunu ifade eden Körükmez, “Ne zaman KHK’lardan ihraç edilmeye başladılar o andan itibaren bir bağdaşlık gerçekleşmeye başladı. Suçlama ve damgalamanın kendisi bunu kabullenme ve geri çekilme biçiminde değil büyük oranda suç olanı görme, adaletsizliği görme ve adaletin peşinden gitme biçiminde gerçekleşti diyebiliriz. Dolayısıyla bu işte bildiğimiz dayanışma akademileri yoluyla hem bunun gerisinde insani yakin ilişkilerin yoğunlaşması ve adalet takibi vardı. Dolayısıyla Bütün bunlar bir tür birlikteliği ve güçlenmenin ipuçlarını sağladı diyebiliriz. Özellikle dayanışma akademileri etrafında örgütlenme ve akademisyen olma ve akademik işler yapmaya devam etme ısrarı da bu güçlenmenin önemli ayaklarından bir tanesi oluşturdu diyebiliriz” dedi. </span></p>
<p><b>‘Akademisyen Kimliklerinin Sürdürmenin Yollarını Aradılar’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;de ayrımcılığa uğradığını düşünen akademisyenlerin oranının yüzde 93, kendisini Türkiye&#8217;de güvende hissetmeyenlerin oranının ise 97 civarında olduğunu belirten Körükmez, “Görüldüğü gibi, zorluklarla birlikte mücadele etme iradesini kırmaya yönelik sert müdahalelerin de olduğu bir zamanda ihraç edilen Barış Akademisyenleri bir arada durma iradesi göstererek ve birlikte hareket ederek baskı ve tehditlerin neden olduğu kırılmayı tamir etme ve geleceklerini yeniden kurma mücadelesi vermektedirler. Bu mücadele, mesleki becerilerinin yok olmaması için yeni yollar arama çabasını da kapsamaktadır. Araştırma bulguları, akademisyen kimliklerini kolektif olarak sürdürmenin yollarını arayan ve yaratan bir süreci inşa etmeye başladıklarını ortaya koymaktadır. İhraç edilen Barış Akademisyenlerine özgü süreç, bunun dayanışma, örgütlülük inadı gerektirdiğini göstermektedir. Barış, adalet ve hak talebinin bir sonucu olarak bir araya gelen Barış İçin Akademisyenlerin bu süreçte kendilerini içinde buldukları mücadele, kendi mağduriyetlerinin giderilmesi değil, haklarının ve adaletin temin edilmesi olmuştur. Bu talep, ihraç edilen Barış Akademisyenlerini özneleştirmekte ve güçlendirmektedir.” diye konuştu. </span></p>
<p><b>‘Yüzleşme Gerektiren Yeni Bir Toplumsal Ortaklaşmaya İhtiyacımız Var’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Körükmez, Dünyada ve Türkiye’de hükümet ve devletlerin politikalarına ve bunların sonuçlarına müdahil olmak için akademisyenlerin entelektüel ve yurttaş sorumluluğuyla rol aldığı pek çok örneği bulunduğuna değinerek, &#8221;Bu çalışmanın, insan hakları savunuculuğunun temel yönelimleri olan hakikat, adalet, onarım ilkeleri bakımından bir anlam ve işlev taşımasını da umut ediyoruz. Yine pek çok örnekte, söz konusu müdahillikler ağır biçimde cezalandırılmıştır. Bu cezalandırma, Barış için Akademisyenler vakasında, travma ve travmanın onarımında ortaklaşan ve bunu kamusal düzleme taşıyarak dayanışmayı bir politik müdahale olarak ören kolektivitenin oluşmasıyla sonuçlanmıştır. Bu çalışmanın da oraya koyduğu gibi, ihraçlarla ortaya çıkan tahribat, ihlal, kayıp ve travmaların onarılması, hukuksal bir tazmin yoluyla gerçekleştirilemeyecek kadar ağır ve büyük. O nedenle, adalete erişim için hakikatin ilanına ve kabulüne, yüzleşme ve hesaplaşma gerektiren yeni bir toplumsal ortaklaşmaya ihtiyacımız var” dedi.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/06/baris-akademisyenleri-suclamayi-kabul-etmeyip-adaletin-pesinden-gitti/">‘Barış Akademisyenleri Suçlamayı Kabul Etmeyip Adaletin Peşinden Gitti’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hem Geç, Hem Güç: AYM’nin Barış Akademisyenleri Kararı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/01/hem-gec-hem-guc-aymnin-baris-akademisyenleri-karari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Özbank]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Aug 2019 07:05:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Barış için Akademisyenler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41128</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi'nin bu kararı, ülkemizde bir süreden beri fiilen askıya alınmış durumdaki hukukun üstünlüğü ilkesinin yeniden işlerlik kazanması, içinde yaşadığımız kutuplaşma döngüsünün kırılması, ülkenin birbirleriyle göz göze bakamaz hale getirilmiş kesimleri arasında, farklılıklarla bir arada yaşama yönünde ortak bir iradenin yeniden filizlenebilmesi için atılmış, geç ama doğru bir adım olarak görülebilir mi?</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/01/hem-gec-hem-guc-aymnin-baris-akademisyenleri-karari/">Hem Geç, Hem Güç: AYM’nin Barış Akademisyenleri Kararı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Bugün sohbetimize ‘biz hangi konuda ayrıştığımız için, birbirimizle göz göze bakamaz hale geldik?’ sorusuna yanıt arayarak başlamak niyetindeydim. Ama araya Anayasa Mahkemesi’nin Barış Akademisyenleri ile ilgili verdiği hak ihlali kararı girdi ve <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/18/kutuplasma-ve-politik-teori/" target="_blank" rel="noopener">Sivil Sayfalar&#8217;a yazdığım</a> ikinci yazımı sıcağı sıcağına bu konuya ayırmamın daha doğru olacağını düşündüm. Aslında bunu yaparak içinde yaşadığımız kutuplaşma döngüsüne odaklanma sözü verdiğim bu yazıların ana doğrultusundan çok da sapmış olacağımı düşünmüyorum. Zira hem bu kararın alınış biçimi, hem ana akım medyanın söz konusu haberi verirken kullandığı saldırgan dil, hem de bazı üniversite yönetimlerinin bu karara gösterdikleri ‘yerli ve milli’ tepki, içinde yaşadığımız kutuplaşma sürecine örnek teşkil eder nitelikteler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Önce konuyu bir hatırlayalım: 2016 yılının Ocak ayında, ülkenin Güneydoğusu’nda, Cizre’de, Diyarbakır Sur’da, sokağa çıkma yasaklarının, şehir çatışmalarının sürdüğü, aralarında kadın ve çocuklarında bulunduğu sivil ölümlerinin yaşandığı bir şiddet ortamında, profesör, doçent, yardımcı doçent, doktor, araştırma görevlisi ve doktora öğrencisi ünvanlı, aralarında benim de bulunduğum, sayıları 2000’i aşan bir grup akademisyen “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bir bildiri yayınlamıştık. Söz konusu bildiri, içinde bazılarına biraz köşeli gelen ifadeler barındırsa da, esasen ülkede varolan şiddet ortamına son verilmesi çağrısı yapan, devlete hukuk çerçevesindeki görevlerini anımsatan ve devletin adını kullanarak suç işleyenlerin tespit edilerek cezalandırması için yine devleti göreve davet eden, barışçı bir metindi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ne var ki devletin en üst makamları devletin, bir hukuk devletinin asli görevini yapmaya, yani hukuk içerisinde hareket etmeye davet edilmesini, devlete hakaret olarak değerlendirdiler.  Şiddetsizlik çağrısı yapan barış bildirimizi, terör propagandası yapmakla suçladılar. Bildiriyi imzalayan akademisyenler, iktidara yakın medya organlarında isimleriyle, resimleriyle hedef gösterildiler. Mafya liderleri imzacı akademisyenleri kanlarını dökmekle tehdit etti. Ve nihayet, iktidar yanlısı köşe yazarları hükmü verdiler, cezayı kestiler: söz konusu ‘hain’ akademisyenler sivil ölüme mahkum edilmeliydi. İşsiz, aşsız, itibarsız bırakılmalıydılar&#8230;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sonuçta yüzlerce akademisyen, önce üniversite yönetimlerinin marifetiyle, daha sonra, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL döneminde yayınlanan Kanun Hükmündeki Kararnamelerle (KHK) üniversitelerdeki görevlerinden çıkartıldılar. Bu durumun haksızlığını, hukuksuzluğunu dile getiren bir basın açıklaması yapan dört akademisyen tutuklanarak hapse atıldı. Bir kısmımız yurt dışına çıktık — kaçmak için değil, ekmeğimizi kendi ülkemizde kazanmamızın koşulları kalmadığı için. Yurt dışına çıkan bazılarımız, pasaportlarımız KHK’larla iptal edildiği için memlekete geri dönemedi. Yurt dışındaki üniversitelerden davet edilen bazılarımız da, yine pasaportları KHK’larla iptal edildiği için, ekmeklerini davet edildikleri üniversitelerde kazanma şansından mahrum bırakıldılar. Yaşadığı hukuksuzluğun ağırlığına tahammül edemeyen genç bir meslektaşımız, Mehmet Fatih Traş, kendi canına kıydı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ve hepimiz hakkında ağır ceza mahkemelerinde davalar açıldı. Hepimiz aynı bildiriyi imzalamıştık, ama terör propagandası suçundan bazılarımız 15 ay, bazılarımız 22 ay, bazılarımız  27 ay, bazılarımız 33 ay ceza aldık. 15 ay ceza alan arkadaşımız, siyaset bilimi profesörü Füsun Üstel, hakkında verilen hüküm kesinleştiği için hapse girdi, iki ay yattıktan sonra tahliye edildi. Bir arkadaşımız, matematik doçenti Tuna Altınel, yargılandığı mahkemede savunmasını verdikten sonra, önce yaşadığı ve çalıştığı ülke olan Fransa’ya geri dönmekten alıkonuldu, sonra da tutuklanarak hapse atıldı. Altınel bu yazı yayına girmeden iki gün evvel serbest bırakıldı. Bazılarımızın yargılaması sürüyor. Bazılarımızsa devlete hakaret suçunu düzenleyen TCY 301. maddeden yargılanmak üzere sıramızı bekliyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu süreçte çok azımız bildiriden imzamızı geri çektik. Aksine sayımız 1128’den 2112’ye yükseldi. Devletin en üst makamlarından, YÖK’ten, üniversite yönetimlerinden, savcılıklardan, mahkemelerden, OHAL koşullarından, bizleri halk düşmanı ilan eden iktidar yanlısı medyadan ve o medyanın karalama kampanyasına inanan toplum kesimlerinden kaynaklanan tüm baskılara, tüm tehditlere rağmen “pardon, o imzayı atmakla yanlış yapmışız” demedik, çoğumuz. Neden? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kendi adıma, çok basit bir yanıtı var bu sorunun: Çünkü o bildiriye imza atmamın yanlış bir şey olduğunu düşünmüyorum. Tam aksine, bir hukuk devletini hukuk içinde kalmaya davet etmemin; sorunları silahla değil, diyalogla çözmeye çalışmanın daha doğru olduğunu söylememin; ülkeyi yakan, geren, etnik kimlikler ekseninde düşmanlık tohumları eken bir şiddet sarmalından çıkmak yönünde irade beyan etmemin anamın ak sütü gibi hakkım olan ifade özgürlüğümün kapsamında olduğunu biliyorum.  Bildirimizin kamuoyu ile paylaşılmasının ardından devletin en üst makamlarının teşvikiyle bize karşı yürütülen — ve halen de yürütülmekte olan — linç kampanyası da, devleti hukuk içinde kalmaya davet ederek ne kadar isabetli bir iş yapmış olduğumuzu, bu davetin hala ne kadar geçerli olduğunu kanıtlayan, onlarca, yüzlerce örnekten biri olmaktan öte bir anlam taşımıyor bence. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ve tabii, tüm bunları dile getirmemin, bir hakkın kullanımı olmanın ötesinde, bana, bize, akademisyen veya değil, hepimize düşen bir yurttaşlık görevi olduğuna da inanıyorum. Ülkemiz, Anayasasının ikinci maddesinde yazan “insan haklarına saygılı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olmanın gereklerini ancak, savaş yerine barışı, silah yerine diyaloğu, tek seslilik yerine çoğulluğu, gerilim yerine uzlaşmayı yüksek sesle ve cesaretle savunan yurttaşların sayısının artmasıyla yerine getirebilir kanaatindeyim. Zira ancak çoğulcu, eşitlikçi, barışçı, diyaloğu ve akılcı tartışmayı özendiren değerlerden müteşekkil bir demokratik siyaset zemininde buluşabildiğimiz ölçüde, etnik, vicdani ve ideolojik farklılıklarımızla birlikte, barış içinde bir arada yaşayabileceğimizi düşünüyorum. Ve ancak böylesi bir siyaset zeminde buluşabildiğimiz ölçüde, son yıllarda içinde yaşadığımız kutuplaşma ve otoriterleşme döngüsünü kırmak yönünde adımlar atabileceğimizi&#8230;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şimdi Anayasa Mahkemesi (AYM) sözü geçen bildiriye imza attığımız için yargılanmamızın bir “hak ihlali” olduğuna karar verdi. Bizim en başından beri bildiğimiz, savunmalarımızda, yazılarımızda dile getirdiğimiz bir hukuki gerçeği teyit etti. Sanki teyit edilmesi gerekli, hakkında karar alınması güç, karmaşık bir hukuk problemi varmış gibi! Sanki “‘insanlar ölmesin’ demenin, devlet adına suç işleyenlenlerin tespit edilerek cezalandırılması için, yine devleti göreve davet etmenin, anayasasında kendini “insan haklarına saygılı, demokratik bir hukuk devleti” olarak tanımlayan bir ülkede ifade özgürlüğü kapsamında görülmesi gerektiğini bilmek için, üç buçuk yıl, yüzlerce yargılama ve nihayet AYM genel kurulunun kararı gerekiyormuş gibi! </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Peki anayasa Mahkemesi&#8217;nin bu kararı, ülkemizde bir süreden beri fiilen askıya alınmış durumdaki hukukun üstünlüğü ilkesinin yeniden işlerlik kazanması, içinde yaşadığımız kutuplaşma döngüsünün kırılması, ülkenin birbirleriyle göz göze bakamaz hale getirilmiş kesimleri arasında, farklılıklarla bir arada yaşama yönünde ortak bir iradenin yeniden filizlenebilmesi için atılmış, geç ama doğru bir adım olarak görülebilir mi? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her ne kadar AYM’nin ihlal kararı için yazdığı gerekçe, ifade özgürlüğünün sınırlarını İskandinav demokrasilerini kıskandıracak genişlikte tanımlayan sarih ve güçlü bir hukuk metni niteliği taşısa da, ben bu soruya temkinli bir yanıt vermekten yanayım. Barış akademisyenlerinin yargılanmasının bir hak ihlali olarak görülmesinin hukuki bir zorunluluk olduğu bizzat AYM yargıçları tarafından, üstelik de üniversitelerde ifade özgürlüğü bahsinde okutulabilecek açıklıkta, ikna edici gerekçelerle anlatılmışken, kararın sekize sekiz eşitlikle ve mahkeme başkanı Zühtü Aslan’ın oyunun iki oy sayılması sayesinde kıl payı ihlal yönünde çıkmış olması, aksi yönde oy kullanan 8 üyenin yazdıkları iki paragraftan ibaret karşı oy yazısında ise </span><i><span style="font-weight: 400;">“</span></i><span style="font-weight: 400;">hak ihlali yoktur” yönündeki görüşün “devlete sadakat ilkesine” dayandırılmış olması, içinde yaşadığımız kutuplaşma sarmalına, AYM’nin de kapılmış olduğunu düşündürüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aynı şekilde iktidar yanlısı medyanın bu kararı en hafif ifadeyle “tartışmalı,” en ağır ifadeyle “skandal” olarak görmesi, bazı üniversite yönetimlerinin AYM kararını ve barış bildirisi imzacılarını kınayan açıklamalar yapmaları, öğretim üyelerini zorlayarak Malazgirt savaşına gönderme yapan ‘1071’ imzalı tepki metinleri yayınlamaları, AYM’nin verdiği ihlal kararının, kutuplaşmayı yumuşatan değil, ona örnek teşkil eden bir nitelik taşıdığı izlenimini veriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Velhasıl, bu ülkede hukukun evrensel ilkeleriyle bile sınırlandırılmasına tahammülü olmayan tekçi ve mutlak bir devletçilik anlayışı dışındaki her türlü görüşün savunulmasını varoluşsal bir beka meselesi olarak gören ve sanki diğer görüşleri savunan insanlar da ‘yerli ve milli’ değillermiş gibi, ‘yerli ve milli’ tanımlamasını kendi inhisarında tutmaya çalışan siyasetçiler ve onları  destekleyen toplum kesimleriyle, yıllardır yaşadığımız çatışmalardan, gerginliklerden, hukuksuzluklardan, adaletsizliklerden yorgun düşmüş, ama yine de farklılıklarıyla birlikte bir arada yaşayabilecekleri yönündeki umutlarını bir şekilde muhafaza etmeye çalışan toplum kesimleri arasındaki ayrışma, sanki bir kez de bu karar üzerinden yaşanacakmış gibi duruyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AYM’nin Barış Akademisyenleri ile ilgili verdiği hak ihlali kararı doğruydu, ama geç geldi. Umalım ki kararın okunması, anlaşılması, benimsenmesi ve gereğinin yerine getirilmesi sancılı ve güç olmasın. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/01/hem-gec-hem-guc-aymnin-baris-akademisyenleri-karari/">Hem Geç, Hem Güç: AYM’nin Barış Akademisyenleri Kararı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Füsun Üstel Bu Hafta Cezaevine Giriyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/07/prof-dr-fusun-ustel-bu-hafta-cezaevine-giriyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 May 2019 11:17:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Barış için Akademisyenler]]></category>
		<category><![CDATA[Füsun Üstel]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=38361</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barış İçin Akademisyenler'in “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza attığı için hapis cezası alan Prof. Dr. Füsun Üstel için Çağlayan Adliyesi önünde uğurlama düzenlendi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/07/prof-dr-fusun-ustel-bu-hafta-cezaevine-giriyor/">Prof. Dr. Füsun Üstel Bu Hafta Cezaevine Giriyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Barış İçin Akademisyenler’in Prof. Dr Füsun Üstel için Çağlayan Adliyesi önünde düzenlediği uğurlamaya, çok sayıda kişi katıldı. Üstel burada yaptığı açıklamada, “Sözün bittiği yerde değil, henüz sözün başladığı yerdeyiz. Sözümüzü yükselteceğiz. Vatandaş olarak birey olarak haklarımızı barış içinde bir yaşam talebimizi yükselteceğiz&#8217; diye konuştu.</p>
<p>Füsun Üstel için yapılan açıklamada, bildirinin ardından 700’e yakın barış imzacısına dava açıldığı ve 189 kere hapis cezası kararı alındığı belirtildi. Akademisyenlerin bu süreçte işlerini kaybettikleri, KHK listelerine alındıkları ve bu bedelin daha büyük bir bedelin yansıması olduğu belirtilen açıklamada, “Ertelenmemiş ceza alan diğer otuz üç meslektaşımızı düşünüyoruz. Onlar için de endişeliyiz evet, ama gerçeği dile getirmenin farkındalığıyla bir aradayız. Sanık değil, tanığız. Barış sözü, suç değil sorumluluktur. Bunu savunmaya devam ediyoruz. Her hafta burada olmaya, önümüzdeki binlerce duruşmada barışın sözünü duymaya, o sesi taşımaya devam edeceğiz. Bu ülkenin barış isteyen güzel insanlarının hapishane günleri kaybımız değil, mirasımızdır.” Denildi.</p>
<p><strong>İstinaf Mahkemesinin İlk Onaması</strong></p>
<p>Barış İçin Akademisyenlerine “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisini imzaladıkları bildiri hakkında hazırlanan iddianame ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) “örgüt propagandası” fiilini düzenleyen 7/2 maddesinden dava açıldı. Bildiri ile ilgili yargılanan akademisyenlerden ceza alanlardan biri de Prof. Dr. Zübeyde Füsun Üstel oldu. Üst mahkeme Üstel’e verilen 1 yıl 3 ay hapis cezasını oy çokluğu ile onadı. Karar, Barış İçin Akademisyenler’e yönelik istinafın verdiği ilk onama kararı oldu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/07/prof-dr-fusun-ustel-bu-hafta-cezaevine-giriyor/">Prof. Dr. Füsun Üstel Bu Hafta Cezaevine Giriyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sempozyuma Katılmaya Sekiz Buçuk Yıl Hapis Cezası</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/25/sempozyuma-katilmaya-sekiz-bucuk-yil-hapis-cezasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsa Uğur Erdogan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Mar 2019 11:42:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ağır Ceza Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Barış için Akademisyenler]]></category>
		<category><![CDATA[Demokratik Haklar Federasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=36615</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barış İçin Akademisyenler'in “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine imza attıktan sonra KHK’yla ihraç edilen Munzur Üniversitesi eski öğretim üyesi Dr. Ahmet Kerim Gültekin ile aralarında araştırma görevlisi, doktora ve yüksek lisans öğrencilerinin olduğu ağır ceza davası sonuçlandı. Ankara 9. Ağır Ceza 1 Mahkemesi’nde görülen son duruşmada örgüt üyeliği, örgüt propagandası, kamu malına zarar, görevli memura direnme gibi suçlamalarla verilen cezalarda, Devrimci Halkçı Yerel Yönetimler Sempozyumu'na katılmak, Demokratik Haklar Federasyonu’na üye olmak, KESK-DİSK-TMMOB-TTB’nin düzenlediği mitinglere katılmak delil sayıldı. Toplamda 121 yıl ceza verilen davada ağırlıkla akademisyenler ve doktora - yüksek lisans öğrencileri bulunuyor. Kararı ceza alan akademisyenler ve dava avukatı Tünay Cengiz değerlendirdi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/25/sempozyuma-katilmaya-sekiz-bucuk-yil-hapis-cezasi/">Sempozyuma Katılmaya Sekiz Buçuk Yıl Hapis Cezası</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Ceza verilen kişiler arasında akademisyenler ile doktora ve yüksek lisans öğrencilerinin sayısı dikkat çekiyor. ODTÜ, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Ankara Üniversitesi ve yurtdışında çeşitli enstitü ve yükseköğrenim bölümlerinde akademik çalışmalarına araştırma görevlisi, misafir araştırmacı ve öğrenci olarak devam eden sanıklar cezaları yorumladılar.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“</span><b>Elbet Devran Döner, Biz Yine Aynı Türküyü Söyleriz”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Barış İçin Akademisyenlerin “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildirisine imza attığı için Munzur Üniversitesi’ndeki görevinden KHK’yla ihraç edilen Etnolog Dr. Ahmet Kerim Gültekin’e örgüt yöneticiliğinden 7 yıl 5 ay ve propaganda suçlamasından 1 yıl ceza verildi. </span><span style="font-weight: 400;">Almanya’da misafir araştırmacı olarak bulunan Gültekin karara yönelik olarak yaptığı değerlendirmede şunları kaydetti: &#8220;Paradoksal gibi görünür ama bilimsel düşünceler tarihi, genellikle hâkim ideolojilerle çatıştığı zamanlarda kendisini daha özgürce var edebilmiştir. Sınıflı toplumlar tarihinde bilimsel düşünce ve eylem, trajik sonlarıyla tanıdığımız bilim insanlarının hayat öyküleri toplamıdır. Temel işlevi hâkim ideolojik hegemonyanın tesisinde paradigmatik argümanların yeniden üretimi olarak belirlenmiş üniversiter kurumlar, kurullar ve kuramlar silsilesiyle boğuşan bilim insanları, sıklıkla devletlerin gadrine uğramışlardır. Ancak her zaman ve her şeye rağmen araştırmalarına devam edenler de vardır. İnsanlığın ufkunu genişleterek yeni sosyal, siyasal, ekonomik, teknik vd. olgulara yön vermişlerdir. Yani dünya dönüyor diyen Brunolar&#8217;ın yakılmasıyla, KHK eliyle (ifade özgürlüğünü kullanmış) bilim insanlarının hukuksuz yollarla işten atılması arasında amaç bakımından bir fark yoktur. Bu yüzden bugün hapis cezalarıyla boğuşan bütün devrimci, demokrat bilim insanları, tıpkı hiçbir engel tanımadan akıp giden hayat gibi, insanlığa yeni zaman ve mekân boyutlarında ulaşarak üniversite dediğimiz kurumu bir anlamda yeniden tanımlıyorlar, üretiyorlar. Sürgün ya da hapishane koşulları bu muazzam özgürleşmenin ancak özgün boyutları olarak okunabilir.&#8221; </span><span style="font-weight: 400;">Türkiye halklarına, toplumumuzun tarihsel birikimine, bilime ve akla güvendiğini belirten Gültekin, &#8220;Gündelik hayat üzerindeki ekonomik, sosyal, siyasal ve dinsel baskının kalkacağına, demokratik ve eşitlikçi, laik bir kamusal hayatın yeniden kurulabileceğine inanıyorum. Bunun için insanlığa ve gerçeklere karşı sahip olduğumuz sorumlulukla hareket etmek ve üretmek, çalışmak, paylaşmak dışında bir seçenek olduğunu düşünmüyorum. Düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve fiili-meşru eylem özgürlüğü emekçilerin, ezilenlerin ve kamu yararına bilimin en temel hakkıdır. Bu hakkı kullanmaya devam edeceğim.&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“</span><b>Türkiye’nin Geldiği Bu Nokta Bizi Oldukça Ürkütmekte”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü&#8217;nde yüksek lisans öğrencisi olan Erbil Gözüaçık, 2013 yılında örgüt üyeliği iddiasıyla başlatılan bir yargılamada ceza aldığını gerekçe olarak 2010-2013 yılları arasında dernek üyesi olarak katıldığım faaliyetler gösterildiğini belirterek, &#8220;Hâlbuki bunlar 1 Mayıs’a katılmak, Ankara’da eşit ulaşım hakkı isteyen eylemlere katılmak ve üyesi olduğum Demokratik Haklar Derneği’ni ziyaret etmek gibi anayasal haklardı. Ayrıca resmi olarak 2013 yılından beri herhangi bir parti veya derneğe üye de değilim. Tüm bunlara karşın &#8221;terör örgütüne üyelik&#8221; cezası almış bulunmaktayım.&#8221; dedi. </span><span style="font-weight: 400;">Akademik olarak çalışmalarının son dönemlerdeki toplumsal hafızayla olan ilişkisi hakkında olduğunu belirten Gözüaçık, &#8220;Buna dair çalışmalarım bir politika-kültür dergisinde yer almıştı. Dolayısıyla bu yargılamanın hedefi bir örgütü ve üyesini tespit etmekten ziyade, AKP iktidarının kendi söylemi ve sınırları dışına çıkan her sesi susturma, bastırma ve yok etme hevesinin tezahürü olarak değerlendirmek yanlış olmaz sanırım. Memlekete dair dertleri olan, memleketini seven ve bu noktada toplumun ilerici birikime hizmet etmek isteyen insanlar olarak Türkiye’nin geldiği bu nokta bizi oldukça ürkütmekte. Zira medyadan akademiye her alanda fütursuzca süren bu baskı ve sindirme politikasının sonucu olarak ülkeden göçlerin de inanılmaz bir boyuta ulaştığını üzüntüyle izliyoruz. Bizler de akademik bilgi üretimini kendi ülkemizde, kendi sahamızda yapmak istiyoruz ama her geçen gün her anlamda yeni bir engellemeyle karşı karşıya kalmaktayız maalesef.” diye konuştu.</span></p>
<p><strong>&#8220;Operasyon Savcıları FETÖ&#8217;den İhraç Edildi&#8221;</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Orta Doğu Teknik Üniversitesi Medya ve Kültürel çalışmalar Bölümü&#8217;nde yüksek lisans öğrencisi olan Cem Kaan Gürbüz ise cezaları şöyle yorumladı: “Verilen bu cezalar günümüz Türkiye’si açısından şaşırtıcı değil. Her türlü hak arama mücadelesinin devlet tarafından bütünlüklü bir baskıyla karşılanmasının sonucudur. Dava iddianamesini ve savcı mütalaasını incelediğimizde her hangi bir illegal faaliyetin bulunmadığını görüyoruz. Ancak demokratik haklar mücadelesi içerisinde yer almak doğrudan illegal örgüte üye olmaya yetiyor. Hakkımızda yapılan iki yıllık teknik takip sonucunda yasal eylemlere katılmak ve dernek binasına girip çıkmaktan başka bir suçlamada bulunamıyorlar. Onun için 2012 yılında hepimiz için komik olan sahte “illegal örgüt başvuru formu” dernek binamıza yerleştirilmişti ve bu dava kapsamında tutuklanmamıza sebep olmuştu. Bugün bu komedinin ikinci perdesinde 6 yıl 3 ay ceza ve daha birkaç yıllık ceza ertelemesiyle karşı karşıyayız. O dönem operasyonu yapan savcı ve polislerin FETÖ üyesi olmaktan ihraç edildiğini öğreniyoruz ancak onların yerini alan AKP’nin hâkim ve savcıları eski dostlarının başlattığı işi tamamlıyor. Demokratik haklar mücadelesi bir devlet politikası olarak onlarca yıldır yargılanıyor ve devlet içerisinde hangi siyasi klik güçlü olursa olsun, “beka”sının korunabilmesi için zor kullanılıyor. Bu cezalar “zor” gücünü bir kez daha karşımıza çıkarıyor. Tüm yaşananlara rağmen umut etmeye ve dirençli kalmaya devam ediyoruz. Rüzgâr her zaman aynı yönden esmeyecektir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“</span><b>Zehirli Ağacın Meyvesi de Zehirli Olur”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dava avukatlarından Tünay Cengiz ise yaptığı değerlendirmede, bunun bir öç alma operasyonu olduğunu, yaklaşık bir buçuk yıl teknik ve fiziki takip yapan adli kolluk görevlilerinin hemen hemen hepsinin FETÖ üyesi olarak meslekten ihraç edildiklerini söyledi. Cengiz, “Söz konusu suçlamalar demokratik hakların kullanımı ile sınırlı Demokratik Haklar Federasyonu faaliyetleridir. 1 Mayıs’a, 8 Mart’ta katılmak ve Alevilerin eşitlik mücadelesinde bulunmak yer alıyor. Demokratik Haklar Federasyonu 15 Temmuz’dan, 17- 25 Aralık operasyonlarından ve MİT tırları krizinden önce FETÖ’nün terör örgütü olduğunu görmüştür. Tunceli, sivil alanda FETÖ’nün örgütlenemediği tek alandır ve bunda DHF’nin katkıları vardır. Zehirli ağacın meyvesi de zehirli olur. FETÖ mensuplarının hazırladığı fezleke, iddianameye de aynı şekilde girdi” değerlendirmesinde bulundu.</span></p>
<p><b>Dava Hakkında </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yasadışı örgüte üyelik iddiasıyla 2012 yılında, Ankara merkezli olmak üzere, dört bölge ve onlarca ilde yapılan operasyonlarda Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) üyesi 100’e yakın kişi gözaltına alınmış ve 40’tan fazlası tutuklanmıştı. 19 kişinin yargılandığı Ankara davasında 14 Mart Perşembe günü karar verildi. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararda 16 kişiye örgüt üyeliği gerekçesiyle 6’şar yıl 3’er ay ceza verildi. Ayrıca, 18 kişiye ise örgüt propagandasından 10’ar ay ceza verildi. Cezalar toplamda 121 yıla varıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Herhangi bir şiddet eyleminin yer almadığı mütalaada, DHF’nin 3-4 Aralık 2011 tarihinde düzenlediği “Devrimci Halkçı Yerel Yönetimler Sempozyumu” gibi, gerçekleştirildiği dönemde ses getirmiş akademik-politik organizasyonları örgütlemek ve katılmak delil sayıldı.Kamuoyunda ses getiren buluşmaya onlarca akademisyenin yanı sıra dönemin belediye başkanları milletvekilleri ve kent ve çevre üzerine çalışma yürüten sivil toplum kuruluşları da bulunuyordu.. Sempozyum daha sonra kitaplaştırıldı.Yine kararda, Demokratik Gençlik Hareketi Derneğinin 2012’de gerçekleştirdiği ilk kurultayının hazırlık çalışmaları, kurultay konuşmaları suç olarak gösteriliyor. Diyarbakır belediyelerinin katkılarıyla ve gençlik örgütlerinin katılımıyla örgütlenen Mezopotamya Sosyal Forumu ile 1 Mayıs, 8 Mart, KESK-DİSK-TMMOB-TTB mitinglerine katılmanın suç olarak kaydedildiği görüldü.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/25/sempozyuma-katilmaya-sekiz-bucuk-yil-hapis-cezasi/">Sempozyuma Katılmaya Sekiz Buçuk Yıl Hapis Cezası</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir Dayanışma Akademisi yoluna devam ediyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/10/izmir-dayanisma-akademisi-yoluna-devam-ediyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Aktay]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jan 2018 11:28:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Meslek Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Barış için Akademisyenler]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Dayanışma Akademisi (İDA)]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[Lülüfer Körükmez]]></category>
		<category><![CDATA[Nilgün Toker]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=23095</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Dayanışma Akademisi’nin birinci yılını değerlendiren Yrd. Dr. Lülüfer Körükmez, “Türkiye’de üniversitelerin, üniversite olma niteliğini kaybettiğini söylüyoruz. Elbette bu, biz ihraç edildik diye değil. İhraçlar, zaten oldukça kusurlu ve vasat olan üniversiteleri daha da kötü hale getirdi çünkü eleştirel, muhalif söz söyleyen ve/veya eyleyen herkese bir sopa gösterildi. Asıl darbeyi alan, üniversitelerin asli niteliği olması [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/10/izmir-dayanisma-akademisi-yoluna-devam-ediyor/">İzmir Dayanışma Akademisi yoluna devam ediyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İzmir Dayanışma Akademisi’nin birinci yılını değerlendiren Yrd. Dr. Lülüfer Körükmez, “Türkiye’de üniversitelerin, üniversite olma niteliğini kaybettiğini söylüyoruz. Elbette bu, biz ihraç edildik diye değil. İhraçlar, zaten oldukça kusurlu ve vasat olan üniversiteleri daha da kötü hale getirdi çünkü eleştirel, muhalif söz söyleyen ve/veya eyleyen herkese bir sopa gösterildi. Asıl darbeyi alan, üniversitelerin asli niteliği olması gereken eleştirellik ve özgür bilgi üretmedir” dedi.</strong></p>
<p>İzmir Dayanışma Akademisi’nin kurucularından  Yrd.Dr. Nilüfer Körükmez ve Prof. Dr. Nilgün Toker ile birinci yıllarını ve ihraçların ardından akademiyi ve sorunlarını konuştuk.</p>
<p><strong>İzmir Dayanışma Akademisi birinci yılı geride bıraktı. Nasıl değerlendiriyorsunuz bir yıllık çalışmayı, kuruluş amacından da başlarsak…</strong></p>
<div id="attachment_21245" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class="wp-image-21245 size-medium     lazyloaded" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172604-300x204.jpg" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172604-300x204.jpg 300w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172604-610x415.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172604.jpg 720w" alt="" width="300" height="204" data-lazy-src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172604-300x204.jpg" data-lazy-srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172604-300x204.jpg 300w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172604-610x415.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172604.jpg 720w" data-lazy-sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p class="wp-caption-text">Nilgün Toker</p>
</div>
<p><strong>Nilgün Toker:</strong> Dayanışma akademileri, kürsüsüz kalan akademisyenlere bir kürsü sunmak ve üniversitelerde giderek daralan akademik etkinliklere alternatif bir alan açma amacındaydı. İlk ihraçlar başladığında önce Kocaeli’de kuruldu. Ardından barış akademisyenlerinin var olduğu tüm kentlere yayıldı.</p>
<p><strong>Lülüfer Körükmez</strong>: İzmir’de ihraçlar başlamadan önce oluşturduğumuz  İzmir Dayanışma Akademis (İDA) bize kürsü oldu. Şimdiye kadar İDA Buluşmaları adı altında ayda bir konferanslar düzenledik. Katılım sürekli olarak arttı. Bu elbette mutluluk verici ama onun da ötesinde hem ihraç edilen akademisyenlere desteği gösteriyor hem de üniversitelerin giderek nefes alınamaz olan atmosferine küçük de olsa bir alternatif oluşturuyor.</p>
<p><strong>Neden dayanışma akademisi? Dayanışma akademileri ile amaçlanan nedir?</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Nilgün Toker</strong>: Dayanışma çünkü, üniversite dışına atılan akademisyenlerin, birlikte yeni bir deneyimi paylaşarak, hem bir arada durmaya hem de birlikte üretmeye devam edebilmelerini sağlamak amacındayız. Akademi çünkü, akademik etkinliğimiz üniversitelerin duvarlarıyla sınırlı değil, dışarıda, başka yerlerde de akademik etkinliği sürdürebiliriz. İşte dayanışma akademileriyle, birlikte farklı bir akademik etkinliği yaratma, deneyimleme şansı yakaladık ve bunu geliştirmek, kalıcılaştırmakta ısrarlıyız. Dayanışma akademileri, kürsüsüz kalan akademisyenlerin kendi alanlarında, çalışmalarını aktarmak için kürsü sunuyor ve akademinin bulunduğu hemen her ilde bu etkinlikler düzenli olarak gerçekleştiriliyor. Bunun yanı sıra kamuyla, öğrencilerle karşılaşmak, birlikte bilgi üretmek için farlı etkinlikler, dersler, sokak dersleri, atölye çalışmaları düzenleniyor. Giderek bu çalışmaların daha da yapılandırılacağı kanısındayım.</p>
<div id="attachment_21247" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" class="wp-image-21247 size-medium     lazyloaded" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172542-e1515144610978-287x300.jpg" sizes="(max-width: 287px) 100vw, 287px" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172542-e1515144610978-287x300.jpg 287w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172542-e1515144610978-610x637.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172542-e1515144610978.jpg 671w" alt="" width="287" height="300" data-lazy-src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172542-e1515144610978-287x300.jpg" data-lazy-srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172542-e1515144610978-287x300.jpg 287w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172542-e1515144610978-610x637.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/20180103_172542-e1515144610978.jpg 671w" data-lazy-sizes="(max-width: 287px) 100vw, 287px" /></p>
<p class="wp-caption-text">Lülüfer Körükmez</p>
</div>
<p><strong>LülüferKörükmez:</strong>  Barış çağrısının üzerinden neredeyse iki yıl geçti. Barış imzacıları iki yıldır, işten çıkarma, vatandaşlık haklarının kısıtlanması, sürgün, çeşitli biçimlerde baskı ve tehdit vb. sindirme ve cezalandırma yöntemleriyle karşılaştı. Süreç henüz bitmedi, bir yandan mahkeme süreci henüz yeni başlıyorken bir yandan da tehditler devam ediyor. Elbette diğer bütün hak kaybına uğramış kişiler gibi biz de hak arayışına devam edeceğiz. Türkiye’de üniversitelerin, üniversite olma niteliğini kaybettiğini söylüyoruz. Elbette bu, biz ihraç edildik diye değil. İhraçlar, zaten oldukça kusurlu ve vasat olan üniversiteleri daha da kötü hale getirdi çünkü eleştirel, muhalif, söz söyleyen ve/veya eyleyen herkese bir sopa gösterildi. Asıl darbeyi alan, üniversitelerin asli niteliği olması gereken eleştirellik ve özgür bilgi üretmedir. İhraçlara rağmen, üniversite bileşenlerinden gür bir ses çıkmaması ise cezalandırma yönteminin işe yaramadığını gösteriyor elbette. Ancak, ses çıkarmaktan, eleştirmekten kaçınanlar da görüyor ki, sessizlik derde derman değil.</p>
<p><strong>Dayanışma akademileri alternatif bir düşünce ortamı sunabilecek mi?</strong></p>
<p><strong>Nilgün Toker</strong>: Üniversiteler üniversite olmaktan çıkarıldıkça, dışarıda özgür bilgi dolaşımı ve paylaşımı daha kıymetli hale gelecek. Ama bu özgür bilgi üretimi ve paylaşımı için ‘Barış Akademisyenleri’nin toplumsal destek ve dayanışmaya ihtiyacı var. Eğer var olacaksak hep beraber var olacağız, bu unutulmamalı. Bu nedenle demokratik bir bir arada yaşama talebinde olan herkesi, bu dayanışma ağına davet ediyoruz.</p>
<p><strong>Lülüfer Körükmez</strong>: Aslında biz de hala bunun yollarını arıyoruz. İhraç / açığa alma öncesinde hemen hepimiz, üniversite dışı sivil topluma, kamuya yönelik de çalışmalar yürütüyor ancak nihayetinde üniversite bünyesinde, sıkı yapılandırılmış ve oldukça kusurlu bir yapıda çalışıyorduk. Şimdi bir şekilde bundan özgürleştik ancak alternatif akademiyi nasıl oluşturabileceğimizi arayarak bulacağız. Bunun hazır bir reçetesi yok. Elbette ders içerikleri, ders yapma yöntemleri, bilgi üretme yöntemleri ve hatta mekanları üzerine tartışmamız gerekiyor. Sıkça hiyerarşik olmayan, özgür, bilginin ezber yoluyla aktarılmadığı bir eğitim modelinden bahsediyoruz ancak bunu nasıl mümkün kılacağımız üzerine henüz küçük denemelerimiz var. Ayrıca bu sürecin sadece “hocalar” tarafından üretileceğini düşünmüyorum. Zaten bu da sakat olur. Öğrenciler sık sık dayanışma akademilerinde yeterince alan sahibi olmadıklarından ve üniversitedeki anlatan-dinleyen, alan-veren hiyerarşisinin devam ettiğinden şikayet ediyorlar. Haklılar da! Ancak, henüz kendilerinden bir öneri gelmedi. Kim olursa olsun birilerinin sizin için iyi bir model, pratik vb. üretmesini talep etmek veya ummak pek gerçekçi bir beklenti değil. İDA takipçisi öğrenci arkadaşlara tavsiyem daha farklı bir model istiyorlarsa daha katılımcı olsunlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/10/izmir-dayanisma-akademisi-yoluna-devam-ediyor/">İzmir Dayanışma Akademisi yoluna devam ediyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Barış İçin Kadın Girişimi: Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için Khalkedon Meydanı&#8217;nda nöbetteyiz</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/20/baris-icin-kadin-girisimi-nuriye-gulmen-ve-semih-ozakca-icin-khalkedon-meydaninda-nobetteyiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 May 2017 09:19:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Barış İçin Akademisyenler]]></category>
		<category><![CDATA[BİKG]]></category>
		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Açlık Grevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Barış için Akademisyenler]]></category>
		<category><![CDATA[Barış için Kadın Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Forum]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[Nuriye Gülmen]]></category>
		<category><![CDATA[semih özakça]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14844</guid>

					<description><![CDATA[<p>5 Mayıs’tan beri Barış için Akademisyenler&#8217;in Khalkedon meydanında Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için sürdürdükleri açlık grevi nöbetini bugün üstlenen Barış için Kadın Girişimi meydanda yapılacak foruma da çağrı yaptı. Ana görsel: Filiz Karakuş</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/20/baris-icin-kadin-girisimi-nuriye-gulmen-ve-semih-ozakca-icin-khalkedon-meydaninda-nobetteyiz/">Barış İçin Kadın Girişimi: Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için Khalkedon Meydanı&#8217;nda nöbetteyiz</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>5 Mayıs’tan beri Barış için Akademisyenler&#8217;in Khalkedon meydanında Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için sürdürdükleri açlık grevi nöbetini bugün üstlenen Barış için Kadın Girişimi meydanda yapılacak foruma da çağrı yaptı.</h3>
<p><span id="more-14844"></span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14846" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/BIKG_nobet_-e1495271636679.jpg" alt="" width="900" height="596" /></p>
<p>Ana görsel: Filiz Karakuş</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/20/baris-icin-kadin-girisimi-nuriye-gulmen-ve-semih-ozakca-icin-khalkedon-meydaninda-nobetteyiz/">Barış İçin Kadın Girişimi: Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için Khalkedon Meydanı&#8217;nda nöbetteyiz</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nde &#8220;Tarihin Nöbeti&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/23/bogazici-universitesinde-tarihin-nobeti/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/23/bogazici-universitesinde-tarihin-nobeti/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Mar 2017 12:27:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Abbas Vali]]></category>
		<category><![CDATA[Barış için Akademisyenler]]></category>
		<category><![CDATA[Boğaziçi Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Dayanışma]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[martin moraw]]></category>
		<category><![CDATA[noemi levy-aksu]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[tarih nöbeti]]></category>
		<category><![CDATA[zeynep oktay uslu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12662</guid>

					<description><![CDATA[<p> YÖK’ten gelen bir yazıyla Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nde, önce Sosyoloji Bölümü&#8217;nden Prof.Dr. Abbas Vali&#8217;nin, daha sonra ise Tarih Bölümü&#8217;nden Doç. Dr. Noemi Levy-Aksu&#8217;nun işine son verildi. İşine son verilen Dr. Noemi Levy-Aksu, çalışma  izninin de iptal edilmesi nedeniyle Türkiye&#8217;yi terk etmek zorunda bırakıldı. Boğaziçi Üniversitesi tarih öğrencileri de hocalarının işten atılması üzerine geçen hafta açtıkları çadırla &#8220;Tarihin Nöbeti&#8221;ni başlattı. Bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/23/bogazici-universitesinde-tarihin-nobeti/">Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nde &#8220;Tarihin Nöbeti&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> YÖK’ten gelen bir yazıyla Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nde, önce Sosyoloji Bölümü&#8217;nden Prof.Dr. Abbas Vali&#8217;nin, daha sonra ise Tarih Bölümü&#8217;nden Doç. Dr. Noemi Levy-Aksu&#8217;nun işine son verildi. İşine son verilen Dr. Noemi Levy-Aksu, çalışma  izninin de iptal edilmesi nedeniyle Türkiye&#8217;yi terk etmek zorunda bırakıldı. Boğaziçi Üniversitesi tarih öğrencileri de hocalarının işten atılması üzerine geçen hafta açtıkları çadırla &#8220;Tarihin Nöbeti&#8221;ni başlattı. Bu öğrencilerden biri olan Sena Nur Narin&#8217;le yaptıkları çalışmalar üzerine konuştuk.</strong><span id="more-12662"></span></p>
<h4>&#8220;Makale okumaları, açık dersler, öğretim üyeleriyle ortaklaşa nöbetleşmeler yapmaya başladık&#8221;</h4>
<p><strong>-Tarihin Nöbeti&#8217;ni nasıl başlattınız? Neler yapıyorsunuz burada?</strong></p>
<p>Noemi hocanın atılmasının ertesi günü açtık çadırımızı. Amacımız işinden atılan hocamıza destek olmaktı. Martin Moraw hoca ve Leyla Kayhan Elbirlik hocanın dersleri çadırımızda yapmak istemesi üzerine açık derslere başlamış olduk.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12672" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/tarihin-nobeti-3-e1490271300471.jpg" alt="" width="900" height="675" /></p>
<p>&#8216;Barış için Akademisyenler&#8217; imzacısı hocalarımızdan Noemi hocanın Tarih Bölümü&#8217;nden, Abbas Vali’nin de Sosyoloji Bölümü&#8217;nden atılmasından itibaren öğrencileri bilinçlendirmek, atılan hocalarımızla dayanışmak, akademik ilkeleri kendimize hatırlatmak ve ifade özgürlüğünü savunmak için bu çadırı kurduk ve sonrasında çadırı dönemin sonuna kadar açık tutmaya karar verdik. Çadırda makale okumaları, açık dersler, öğretim üyeleriyle ortaklaşa nöbetleşmeler yapmaya başladık. Boğaziçi Üniversitesi’ni Boğaziçi Üniversitesi yapan şeylerin için de bizler ve hocalar da olduğunu hatırlamamız gerektiğine karar verdik.</p>
<p><a href="https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10155033245152180&#038;set=gm.627703124087824&#038;type=3&#038;theater">https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10155033245152180&amp;set=gm.627703124087824&amp;type=3&amp;theater</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çadırı açarken ilk amacımız Noemi Hocayı geri almaktı. Fakat bunun ne kadar mümkün olduğunu bilmiyoruz. &#8216;Barış Akademisyenleri’ni destekleyen ikinci imzacılarla birlikte okulda 115 imzacı hoca var ve bu hocaların atılma tehlikesi var. Noemi hocanın sözleşmesi Aralık’ta yenilenmişti ve 1 yıllık yenilenmiş sözleşmesi olduğu halde iptal edildi. Oturma izni ve çalışma izni iptal edildi. Eşi Türk ve bir çocukları var. Başka bir ülkede iş bulması kolay olabilir ama o buraya dönmek istiyor. YÖK hiçbir gerekçe sunmadan iptal etti bu sözleşmeyi.</p>
<p>Ortalıkta yayılan yanlış bir bilgi var. İnsanlar Noemi hocanın sözleşmesinin yalnızca yenilenmediğini söylüyorlar. Bu kesinlikle yanlış. Sözleşmesi Aralık’ta yenilenmişti ve kısa zaman önce 1 senelik çalışma izni almıştı. Bunların hepsi iptal edildi. Hocamızın yaşadıklarını insanlara aktarabilmek için bu çadırda &#8216;Tarihin Nöbeti&#8217;ni başlattık. Tarih Bölümü öğrencileri olarak başladık ama herkese hitap etmek ve okulda her bölümden öğrencinin dikkatini çekmek istiyoruz. Onlarla beraber dayanışmak bizim için önemli.</p>
<figure id="attachment_12675" aria-describedby="caption-attachment-12675" style="width: 729px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12675" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/noemi-levy-e1490271863260.jpg" alt="" width="729" height="499" /><figcaption id="caption-attachment-12675" class="wp-caption-text">Noemi Levy-Aksu</figcaption></figure>
<h4>&#8220;Mottomuz özgür akademiyi ve ifade özgürlüğünü savunmak&#8221;</h4>
<p><strong>-Bu dayanışma sürecinden bahseder misiniz?</strong></p>
<p>Nöbete başladığımızdan beri çok fazla hoca destek verdi bize. Bu bizi çok motive etti. Örneğin Martin hoca her cuma günü gelip öğleden sonra çadırda ders yapma kararı aldı. Buna ek olarak çadırda biyoloji dersi yapma kararı aldık. Zeynep Oktay Uslu hocayla mistisizm dersi yaptık.</p>
<p><a href="https://www.facebook.com/sena.n.narin/videos/10155015531467180/">https://www.facebook.com/sena.n.narin/videos/10155015531467180/</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Martin hocayla politika felsefesi dersleri yaparak demokrasi nedir, özgürlük nedir diye sorular sorarak cevaplarımızı bulmak istiyoruz. Demokrasi, özgürlük, hak gibi kavramlar üzerine yoğunlaşmamız gerektiğini düşündük.</p>
<p>Çadır olarak aldığımız ilk karar her öğrenciyi kapsamak oldu. Mottomuz özgür akademiyi ve ifade özgürlüğünü savunmak.</p>
<h4>&#8220;Boğaziçi Üniversitesi’nin korunaklı bir alan olduğunu düşünüyorduk&#8221;</h4>
<p><strong>-Öğrencileri burada nöbet tutmaya, dayanışmaya iten motivasyon nedir?</strong></p>
<p>Sosyoloji, Psikoloji ve Tarih bölümü öğrencileri olarak yara almış durumdayız. Hocalarımızın ihracına şahit olduk. Boğaziçi Üniversitesi’nin korunaklı bir alan olduğunu düşünüyorduk. “Burası Boğaziçi, bizim başımıza gelmez” diyorduk ama geçen sene Esra Mungan hocamızın cezaevinde tutulmasıyla bunun yanlış olduğunu anladık. “Bizim okulumuzun başına gelmez” dedik, geldi. “Bizim bölümümüzün başına gelmez” dedik; Psikoloji bölümünden Esra Mungan’ın alınmasından sonra Sosyoloji bölümünden de Abbas Vali atıldı ve Tarih bölümünden Noemi hoca ihraç edildi. Artık görüyoruz ki hiçbirimiz, hiçbirimizin hocası güvende değil ve daha fazla hocanın işten çıkarılmasından endişe ediyoruz.</p>
<p><strong>-Talepleriniz var mı?</strong></p>
<p>İlk olarak Noemi Hocanın işe geri alınması ve kararın iptal edilmesini istiyoruz. İkincisi ise imzacı diğer hocalarımızın işten atılmayacağına dair rektörlüğün bizlere güvence vermesi. Her cuma yeni bir KHK gelecek korkusu yaşıyoruz. Her hafta sonu pazartesiyi zor ediyoruz.</p>
<h4>&#8220;Hocalarımızın bizi yalnız bırakmadığını görüyoruz ve biz de onları yalnız bırakmayacağız&#8221;</h4>
<p><strong>-Bundan sonra neler yapmayı planlıyorsunuz?</strong></p>
<p>Başka okullardan atılmış akademisyenlere de ulaşacağız ilerleyen süreçte. İlk başta Tarih Bölümü akademisyenleri olmak üzere diğer bölümlerdeki atılmış akademisyenlere de ulaşıp onları çadırımıza davet etmek istiyoruz. Hocalar ve öğrenciler olarak birbirimize karşılıklı duygusal destek veriyoruz. Hocalarımızın bizi yalnız bırakmadığını görüyoruz ve biz de onları yalnız bırakmayacağız. Bu desteği elimizden geldiğince genişletmek, atılmış diğer akademisyenlere ve onların öğrencilerine de ulaştırmak bizim için önemli.</p>
<p><a href="https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10210322441230066&#038;set=gm.628425977348872&#038;type=3&#038;theater">https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10210322441230066&amp;set=gm.628425977348872&amp;type=3&amp;theater</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Makale sunumlarına ve açık derslere ek olarak nisan ayının başında bir şenlik düzenleme fikrimiz var. Mezunlara ulaştık ve onlardan da olumlu dönütler aldık. Mezunların, öğrencilerin ve hocaların bir arada olacağı, dayanışacağı alanları var etmek için fikir alış verişinde bulunmaya devam edeceğiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/23/bogazici-universitesinde-tarihin-nobeti/">Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nde &#8220;Tarihin Nöbeti&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/23/bogazici-universitesinde-tarihin-nobeti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarih Vakfı “Olağanüstü Akademi Konferansları” başlıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/15/tarih-vakfi-olaganustu-akademi-konferanslari-basliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Mar 2017 12:21:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Akademinin Ev Hali: Türkiye’de Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[BAK]]></category>
		<category><![CDATA[Barış için Akademisyenler]]></category>
		<category><![CDATA[Berivan Gökçenay]]></category>
		<category><![CDATA[Ece Öztan]]></category>
		<category><![CDATA[Ev Hanımlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kanun Hükmünde Kararnameler]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Olağanüstü Akademi Konferansları]]></category>
		<category><![CDATA[tarih vakfi]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Özel Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[yurttaşlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12441</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Tarih Vakfı tarafından düzenlenen “Olağanüstü Akademi Konferansları”  Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen akademisyenler Dr. Berivan Gökçenay ve Dr. Ece Öztan’ın sunumlarıyla başlıyor. Tarih Vakfı’nın düzenlediği “Olağanüstü Akademi Konferansları” 16 Mart’ta Berivan Gökçenay’ın “Üniversite, İfade Özgürlüğü ve Akademik Özgürlükler: Bir Yok Oluşun Ardından” başlıklı sunumu ve 17 Mart’ta akademisyen Ece Öztan’ın “Akademinin Ev [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/15/tarih-vakfi-olaganustu-akademi-konferanslari-basliyor/">Tarih Vakfı “Olağanüstü Akademi Konferansları” başlıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tarih Vakfı tarafından düzenlenen “Olağanüstü Akademi Konferansları”  Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen akademisyenler Dr. Berivan Gökçenay ve Dr. Ece Öztan’ın sunumlarıyla başlıyor.</strong></p>
<p>Tarih Vakfı’nın düzenlediği “<strong>Olağanüstü Akademi Konferansları</strong>” 16 Mart’ta Berivan Gökçenay’ın “<strong>Üniversite, İfade Özgürlüğü ve Akademik Özgürlükler: Bir Yok Oluşun Ardından</strong>” başlıklı sunumu ve 17 Mart’ta akademisyen Ece Öztan’ın “<strong>Akademinin Ev Hali: Türkiye’de Bilim, Üniversite ve Toplumsal Cinsiyet</strong>” konuşmasıyla başlıyor.</p>
<p>Dr. Berivan Gökçanay, devlet güvenliği/milli güvenlik argümanlarıyla temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasını konu ediyor. Söyleşide  yakın dönem örneği olarak “Barış İçin Akademisyenler” (BAK) imzacılarına yönelik soruşturmalar ve ardından Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile çok sayıda akademisyenin kamu görevinden ihraç edilme süreci ele alınacak.</p>
<p>Bir bildiri imzalamaları nedeniyle ihraç edilen akademisyenlerin aslında akademik özgürlükleri çerçevesinde hareket ettikleri ve bunun da temel bir insan hakkı olan düşünce ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi gerektiği hukuki normlar ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarıyla açıklanmaya çalışılacak.</p>
<p>Konferans dizisi 17 Mart’ta Dr. Ece Öztan’ın “Akademinin Ev Hali: Türkiye’de Bilim, Üniversite ve Toplumsal Cinsiyet” konuşmasıyla devam edecek. Öztan’ın söyleşisinde, akademinin normatif beklentisi ve bilimin bir uğraş olarak tanımından başlayarak, akademik hayatın örgütlenişi ve işleyişi tartışılacak.</p>
<p>Akademik hayat ile iş piyasasındaki cinsiyet örüntülerindeki farklılıkları Türkiye’deki toplumsal cinsiyet rejimi içerisinde nasıl konumlandırabiliriz? Bu rejime damgasını vuran “ev hanımlığı” sözleşmesinin akademinin içi ve dışına yansımaları nelerdir? Akademi içerisindeki dikey, yatay ve içsel ayrışma örüntüleri nelerdir? Akademik hayat gerçekten “kadın dostu” mu? gibi sorulara yanıt aranacak.</p>
<p>Biri üniversite diğeri de araştırma-geliştirme merkezleri üzerine iki farklı saha çalışması verilerine de değinilerek, Türkiye’deki cinsiyet rejimine akademi ve bilimsel faaliyetin “içerisinden” bakılmaya çalışılacak.</p>
<p><strong>Dr. Berivan Gökçenay hakkında</strong></p>
<p>Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi lisans eğitiminin ardından yüksek lisansını yine aynı üniversitede tamamladı. 2000’den itibaren Yıldız Teknik Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde çalıştı. 2009’da özel hukuk alanında doktora derecesini aldı. Sussex Üniversitesi’nde araştırmacı olarak bulunmuş; ayrıca kısa bir dönem de çalışmalarını Arab American Üniversitesi’nde (Jenin/Filistin) ve İsrail’de yürüttü. Uluslararası Özel Hukuk, Uluslararası Hukuk ve İnsan Hakları Hukuku alanlarında araştırmaları ve yayınları bulunmakta.</p>
<p><strong>Dr. Ece Öztan hakkında</strong></p>
<p>Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeki lisans ve aynı Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi alanında üniversitede yüksek lisansını tamamladı. 2009’da Siyaset Bilimi doktorasını Marmara Üniversitesi&#8217;nden aldı. 2002’den itibaren Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü&#8217;nde çalıştı. 2005-2008 döneminde Amsterdam Üniversitesi, Göç ve Etnik Araştırmalar Enstitüsü’nde konuk araştırmacı olarak bulundu. Siyaset sosyolojisi, göç çalışmaları, sosyal bilimlerde araştırma yöntemleri, toplumsal cinsiyet çalışmaları, kadın istihdamı, yurttaşlık ve siyasal katılım konularında araştırma ve yayınları bulunmakta</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/15/tarih-vakfi-olaganustu-akademi-konferanslari-basliyor/">Tarih Vakfı “Olağanüstü Akademi Konferansları” başlıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yrd. Doç. Dr Nil Mutluer: “İçe kapanmak yerine dayanışarak var olmalıyız”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/02/yrd-doc-dr-nil-mutluer-ice-kapanmak-yerine-dayanisarak-var-olmaliyiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2017 11:37:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Barış için Akademisyenler]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[nil mutluer]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[yüzleşme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12009</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barış İçin Akademisyenler bildirisine imza attığı için işten çıkarılan ilk akademisyenlerden olan Yrd. Doc. Dr. Nil Mutluer’le son bir yılı ve O’nun batının ‘makbul mülteci’ bakışıyla örttükleriyle ilgili makalesini konuştuk. -Bildiri sonrası işten atılmanın üzerinden bir yıl geçti şimdi Berlin’desin ve akademik hayatında burada devam ediyor nasıl bir yıldı diye sorsam? Hüzünlü, dayanışmacı, hayal kırıklığı [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/02/yrd-doc-dr-nil-mutluer-ice-kapanmak-yerine-dayanisarak-var-olmaliyiz/">Yrd. Doç. Dr Nil Mutluer: “İçe kapanmak yerine dayanışarak var olmalıyız”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Barış İçin Akademisyenler bildirisine imza attığı için işten çıkarılan ilk akademisyenlerden olan Yrd. Doc. Dr. Nil Mutluer’le son bir yılı ve O’nun batının ‘makbul mülteci’ bakışıyla örttükleriyle ilgili makalesini konuştuk.</h3>
<p><strong>-Bildiri sonrası işten atılmanın üzerinden bir yıl ge</strong><strong>ç</strong><strong>ti şimdi Berlin’desin ve akademik hayatında burada devam ediyor nasıl bir yıldı diye sorsam</strong><strong>?</strong></p>
<p>Hüzünlü, dayanışmacı, hayal kırıklığı ve umut dolu&#8230; Yani çelişki dolu, memleket gibi, memlekete meselelerine yakından bakan hepimiz gibi. Yılın yarısı İstanbul&#8217;dan, diğer yarısı Berlin&#8217;de geçti. Bu hayat tipi alışık olduğum bir tip lakin, bu sefer önemli kalbim ve aklım arasında önemli bir yarılma var. Berlin&#8217;deyim ama Türkiye&#8217;deyim&#8230; Ve biliyorum ki bunu bir çok Türkiyeli hissediyor. Tüm yıl boyunca savruldum, savrulduk ama şimdiye kadar hiç yaşamadığım bir dayanışma ağının içinde de buldum kendimi. Bir yanıyla çok güçlü bir dayanışma ağı ördüğümüzü fark ettim ancak, maalesef bu dayanışmanın kitlelere ve tabana yayılmadığını da hissettim/biliyorum. Tekrarlamak gerekirse dayanışmanın örülmesine sevinmek güzel fakat bunun toplumsallaşamaması, aksine toplumsal kutuplaşmanın güçlendiği de bir gerçek. Üstelik neoliberalizm ve milliyetçiliğin eksenin de bu kadar rahat ve güçlü yeniden örülmesi ister istemez bir hayal kırıklığı yaratıyor. Sadece Türkiye için değil, belki dünya için de çıkış buradan olacak.</p>
<p><strong>-Bu i</strong><strong>ç</strong><strong>inde kimi zaman da öfke barındıran hayal kırıklığı çok yaygın hepimiz i</strong><strong>ç</strong><strong>in. Sen de yaklaşık on beş yılı akademik alanda hem de sivil toplum alanında sözün kurulması, demokratik ortamın sağlanması ve </strong><strong>ç</strong><strong>oğullaşma i</strong><strong>ç</strong><strong>in </strong><strong>ç</strong><strong>alışmalar yürüten birisin bunun sebebi biraz da bu değil mi? Yani boşa </strong><strong>y</strong><strong>ürüdük hissi mi?</strong></p>
<p>Hayal kırıklığı hissediyoruz çünkü, kısa bir dönemde olsa bir şeylerin değişeceğine inandık. Demokratikleşme adımlarında son on beş yıldır yaptığımız çalışmalara, içinde yer aldığımız tartışmalara bakıyorum. Özgürlükler, barış, Kürt, Ermeni, doğa meseleleri, kadın ve cinsiyet meseleleri, inanç özgürlüğü yani bütün farklı alanlarda ve bir arada yaşama alanlarında yaptıklarımız değişiklik yarattı. Bugün kutuplaşma içinde göremesek de pandoranın kutusu açıldı, hiçbir şey artık aynı değil. Evet zorluklarla, alan açmaya çalışmayla gittiği zamanlar epeyce oluyordu ama, en azından konuşarak, açık siyaset yapılacak alanlar vardı. Bugün  radikal bir geri adım, adını koyalım, sistem değiştirme mücadelesi var şu anda. Ve maalesef demokrasi, katılım ve çoğulculuğun gerekleri yerine getirilerek yapılmıyor. Bir şeylerin değişeceğine olan inancımızı düşününce ilk tepkim hayal kırıklığı oluyor. Fakat biraz daha sakinleşince şunu da görüyorum. Aslında özgürlük ve bir arada yaşam için yaptığımız çalışmalar bugün yaşanan kutuplaşma sonrasında daha sağlam bir geleceği kurmanın da adımı olabilir. Bunun için demokrasi, barış, özgürlük ile ilgili kullandığımız kavramları içselleştirmek, gündelik hayatta bunlara sahip çıkmak önemli. Bir sorun karşısında kimlik siyaseti ile kutuplaşmayı körüklemek yerine zihniyet değişimine yol açacak tartışmalar ve ortamları yaratmak önemli. Tabi bunu söylerken bile farkındayım ki, bu ancak özgür bir ortamda, kamusal alanda yapılabilir. Şu anda o alan yok. Bir nebze olsun özgür tartışma alanı sağlanana kadar merkezileşerek içe kapanmak yerine, dayanışarak var olmaya devam etmemiz gerekiyor.  Kimlerin, daha doğrusu hangi zihniyet ve yaklaşımların yan yana durabildiğini görüp anlayabilmek kıymetli kanımca. Yan yana duramama nedenlerimizi sağlıklı bir şekilde tespit etmek, üzerine düşünmek, gerektiğinde hatalarımızı kabul edip yüzleşmek, çözüm için adım atmak gerekiyor. Yüzyıldır yapamadığımız yüzleşmeyi hiç bırakmamak gerekiyor.  Bundan sonrasını nasıl kurabileceğimizin çıkış yolu bu. Kısaca, o yüzden bir yanıyla çok depresifim. Ama bir yandan da ara ara gördüğüm umut alanları var. Her şey bu dönemi nasıl atlatacağımıza da bağlı. Şu da bir gerçek bugün tahrip olan bütün kurum ve adalet mekanizmalarını ve toplumsal kutuplaşmayı düşündüğümde çok ciddi bir zamana ihtiyaç olduğu da açık.</p>
<p><strong>-Türkiye’de akademinin özellikle de eleştirel duruşun alanı giderek azalıyor. Berlin’deki akademinin durumu özellikle de dışardan gelen bir akademisyen i</strong><strong>ç</strong><strong>in </strong><strong>ele</strong><strong>ştirellik ve toplumsal üretim açısından ne durumda?</strong></p>
<p>Almanya&#8217;da, Avrupa&#8217;da akademik alanda sözümüzü söylüyoruz. Zaman zaman özellikle Avrupa-batı merkezli bakışı zorladığımız da oluyor. Bu anlamda özgürüz. Ancak, Alman akademisi kendi içerisine kapalı ve ne kadar eleştirel kürsüler olsa da hiyerarşik ilişkiler hakim.  Ayrıca, akademisyenler buldukları fon ile kendilerine pozisyon yaratarak var oluyor. Hal bu olunca Almanya&#8217;da doktorasını tamamlamış birçok kişi akademiyi kariyer olarak düşünemiyor. Ve bu var olamama hali akademik bilgiye bağlı olamadan  neoliberal sistemde proje yazma gücüne bağlı. Bu ortamda akademide bilgi üretimi veya tartışma ortamı özgür olsa bile fon veren kuruluşların ilgileri hangi bilgiye odaklanılacağını şekillendiriyor ister istemez. Bu hal dünyada akademinin ahvalinden de bağımsız değil. Ancak, gene de verimli, özgür tartışma ve karşılaşma ortamını küçümsememek lazım.</p>
<p><strong> </strong><strong>-Almanya’da yaşayan Barış İçin Akademisyenlerin sayısı artıyor. Grup olarak ne gibi </strong><strong>ç</strong><strong>alışmalar yürütüyorsunuz dayanışma ve ilerisi i</strong><strong>ç</strong><strong>in?</strong></p>
<p>Barış için Akademisyenler Almanya grubunun bizim geldiğimiz zaman başladığını söylemek haksızlık olur. Çünkü burada zaten Türkiye ile ailesi veya diğer bağlantılar üzerinden ilgisi olan, olmayan Türkiyeli ve Alman akademisyenlerin de olduğu bir grup bizlerin gelmesi için dayanışma çalışmaları yürüttüler. Alman hükümetinin bu konudaki politikası da kaynak yaratmak yönündeydi. Onlar da bu kaynakları değerlendirerek dayanışmayı örmek için ciddi bir çaba gösterdiler.  Tabi gelenlerin sayısı arttıkça hem grup büyüdü hem de Türkiye’deki aktif siyasi hava da buraya taşındı. Ancak, unutmamak gerekir ki Barış için Akademisyenler bir metni imzaladıktan sonra, hatta hedef gösterildikten sonra dayanışma temelli birlikte çalışan bireylerden oluşuyor. O yüzden herkesin uzlaşabileceği iki konuda; sürekli KHK&#8217;larla temel yurttaşlık hakları ellerinden alınan meslektaşlarımızla dayanışmak ve barış sözümüzü yaymak için çalışmalar yürütüyoruz. Türkiye’de yaşananları yakından takip ederken neler yapabiliriz, dayanışma ve barış sözünü nasıl yükseltebiliriz. Tüm çaba bu ikisi üzerinde şekilleniyor.</p>
<p><strong>-Humbolt Ü</strong><strong>niversitesi&#8217;nde araştırmacı öğretim üyesisin ve aynı zamanda mültecilerin ağırlıkta olduğu </strong><strong>GetMA</strong><strong> y</strong><strong>üksek lisans programında</strong><strong> Modern T</strong><strong>ürkiye dersi veriyorsun. Biraz bahseder misin hem öğrencilerinden hem de oradaki mültecilik hallerinden, ev sahibi toplumla ilişkilerden?</strong></p>
<p>Mülteci öğrencilerimin olması hayatımın ilginç bir dönemine geldiği için hem derslerdeki tartışmalarımız hem de sonrasındaki sohbetlerimiz oldukça ilişkisel bir şekilde ilerliyor. Dersimizin konusu olan Türkiye ile ilgili yaptığımız her tartışma bir şekilde Ortadoğu, Avrupa siyaseti ve Almanya&#8217;da bizlerin farklı konumlarına ister istemez geliyor. Okul dışında mülteci hareketi ile ilgili çalışmalarda da bir araya gelebiliyoruz. Birbirimizin ülkelerindeki farklı baskı düzeylerinden kaynaklanan yaslarımız Almanya&#8217;daki var olma halimiz ilişkimizi şekillendiriyor ve bugünle ilgili çok şey söylüyor.</p>
<p><strong>-Mülteci konusuna değinmiş</strong><strong>ken Bat</strong><strong>ılı devletlerin bu konuda iyi sınav vermediğini biliyoruz, sivil alanda durumlar nası</strong><strong>l?</strong></p>
<p>Bir yandan Avrupa&#8217;da milliyetçiliğin yükseldiğini biliyoruz. Devletler nezdinde de Avrupa Birliği&#8217;nin mültecilere sınır kapayan resmi politikası ortada. Bu politikanın 18 Mart&#8217;ta yıldönümüne yaklaşıyoruz. Tüm bunlara rağmen özellikle Türkiye&#8217;den farklı olarak gündelik hayatta mültecilerle dayanışan ve meselenin farkında olan önemli bir sivil toplum var. Bu da gündelik hayatı farklılaştırıyor. Ayrımcılık olmadığını söylemiyorum ancak, bununla mücadele için mültecilerin ulaşabilecekleri daha fazla kurum var. Üstelik bunların bir kesimi tabandan yani toplumun içinde örgütlenmiş gruplar. Bu hali oldukça kıymetli buluyorum, ve bizdeki acımasız ayrımcılığı düşününce utanıyorum. Ve Türkiye&#8217;de tabandan örgütlenen ve memleketteki bir çok siyasi ve harekete rağmen mültecilerle dayanışmaya devam etmek için çalışan Mülteci Dayanışma Ağı gibi yapılara olan saygım da artıyor.</p>
<h4><strong>“Makbul mülteci” Bakışının Örttüğü…</strong></h4>
<p><strong>-Fransa’da yayınlanacak makalende batının ‘makbul bir mü</strong><strong>lteci</strong><strong>’ yaratarak kendini de kurtarıcı rolüne soyunduğunu dile getiriyorsun. Bu bakış nasıl şekilleniyor?</strong></p>
<p>Fransa’da Mouvements dergisinde Nisan ayında yayınlanacak makale uzun zamandır sürdürülen &#8220;Avrupalı olmayan düşünebilir mi?&#8221; veya &#8220;mağdurun sesi duyulur mu?&#8221; tartışmasıyla konuşuyor bir anlamda. Almanya&#8217;ya gelmeden önce de takip ettiğim ve üzerine düşündüğüm bir konuydu bu. Ancak, buraya gelince kendimi tartışmanın vücut bulmuş örneği gibi hissettim. Gerçi tartışmamı veya hissimi sadece Almanya ile kısıtlayamam. Batı merkezli bakışın ötekini kurma ilişkisi bu. Ve bir Avrupalı kadar Türkiyeli’nin de sahip olabileceği bir yaklaşım. Türkiye’de akademisyenlerin barış bildirisi sonrasında yaşadıkları şiddet, ötekileştirme ve bizim buraya gelmemiz batı merkezli bakışın ilgisini çok çekti. İki nedeni var. İlk olarak vermek istedikleri mesajı bizim üzerimizden verebileceklerini gördüler. Basına verdiğim görüşlerin bütününü değerlendirdiğimde çoğunun ciddi bir kurguya uğradığını fark ediyorum. Fikrimin, yarısı ama, ana yarısı yok! Bu da ikinci nedenle çok bağlantılı. Bizim sözlerimizin yarısı üzerinden batı bakışı bizi mağdur olarak konumlandırırken, kendisini kurtarıcı olarak aklıyor. Fail, mağdur, kurtarıcı üçgeninde tüm yük faile yani, Türkiye&#8217;deki yönetime biniyor. Türkiye’deki şu andaki yönetimi de &#8216;baskıcı bir diktatörlük&#8217; ilan ederek kendilerini rahatlatabiliyorlar. Böylece mağduru -bizler oluyoruz- kurtaran kahramanlar -batı bakış açılı kurumlar- oluyor. Türkiye&#8217;de bugün ciddi baskı, hukuk ve hak ihlallerinin olduğu bir gerçek ancak, bu batı bakışının neyi örttüğüne bakmak lazım. Bu yaklaşım, mültecilerin sesini yok sayarken kendisinin seçtiği yazar, çizer, akademisyeni öne çıkartarak ideal potansiyel mülteci profili çiziyor. Makbul öteki, yeni gelenin toplum nezdinde normalleştirilmesi gereken sınırları çiziliyor. Mülteci değiliz, ancak batı bakışının bu yaklaşımı kendi mesajını taşıyor. Bu yaklaşım neyi örtüyor? Türkiye&#8217;de olan güç çatışmasını tam olarak yansıtmıyor. İktidar güçlerini tek başına bir kişi olarak gösteriyor. Oysa yönetim her zaman olduğu gibi kendine yeni güç ortakları bulmuş durumda. Bunların hiçbirini konuşmuyoruz. Ve bu nedenle siyasi dinamiğin analizi derinleşmiyor. Bu yaklaşım ayrıca Kürt meselesini görmüyor. Sanki bir anda yönetim otoriter olmaya kadar verdi ve akademisyenleri mağdur etti gibi bir basitlikle gösteriyor durumu. Bu bakışın üzerine örttüğü oldukça önemli bir konu daha var: Ortadoğu’da yaşananlarda batının rolünü, sorumluluğunu görünmez kılıyor. Meşhur mülteci anlaşmasından silah transferlerine kadar oradaki savaşın devam etmesi, insanların ölmesine zemin hazırlayan ortamın aktörleri eksik anılıyor. Gerçekler konuşulamamış oluyor.</p>
<p><strong>-Çok önemli bir saptama bu ve aynı zamanda oluşturmak istenen ‘senaryoda kurban rolüne’ girmemek de… Bu aynı zamanda tıkanıp kalınan yerden bir çıkış yolu sunabilir mi hem oradakiler i</strong><strong>ç</strong><strong>in hem de buradakiler i</strong><strong>ç</strong><strong>in  ne dersin?</strong></p>
<p>Önemsediğim bir noktayı tekrarlayarak cevaplamaya başlayayım. Eleştirdiğim batı merkezli ana akım bakışı hem diğer Avrupa ülkelerinde hem de Almanya’da eleştiren bir çok kurum, akademik çevre ve medya var. Türkiye’de de olduğu gibi. Modern bakış bizi ister istemez daha çok kategorilerle düşünmeye sevk ediyor. Zıtlıklar içinde çarpışan kimlik kategorileriyle. Ve sürekli kategoriler içinde birilerini ötekileştiriyoruz. Aradaki sesleri duyulmaz kılıyoruz. Bize bakış homojen bir mağdur homojen bir kurtarıcı homojen bir kötü. Öyle değil tabi. O yüzden aradaki kırılma ihtimallerini yani bir meseleye  bakarken ki o çoklu güç ilişkilerini görebilmek çok önemli. İkincisi yüzleşmeye her dönemden daha fazla bugün ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Sadece tarihle değil kendi kendimizle de yüzleşmek. Eğer biz yüzyıllık tarihimizle yüzleşme adımlarını daha toplumsal bir şekilde  zamanında atabilmiş olsaydık bugün herhalde daha farklı olurdu. Aslında yarının formülü dün çalıştıklarımızda yatıyor. Yüzleşme, çoğulcu bir toplumu yeniden kurma, duyulmayana alan açma, ses verme, yani biz yeniden demokratikleşmeyi çıkarırken de kendi iç iktidarlarımızı da gerektiğinde denetleyebileceğimiz bir mekanizma kurmalı. Bundan kaçmak da kolay değil. Onun heyecanıyla. O hiyerarşileri denetleyebilecek bir mekanizmayla bugünden kurtulabiliriz. Bugün bir yandan mevcut duruma eleştirilerimizi yükseltirken geleceği düşünmemizin de gerektiğine inanıyorum. Şu anda verilen tahribatın çok kısa bir zamanda giderilemeyeceği aşikar. Ama çaba göstermekten başka da yapacak bir şey yok.</p>
<h6><strong>Kapak fotoğrafı: <a href="http://www.tagesspiegel.de/wissen/tuerkische-soziologin-im-exil-warum-nil-mutluer-in-berlin-zuflucht-sucht/14667158.html" target="_blank">Tagesspiegel</a></strong></h6>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/02/yrd-doc-dr-nil-mutluer-ice-kapanmak-yerine-dayanisarak-var-olmaliyiz/">Yrd. Doç. Dr Nil Mutluer: “İçe kapanmak yerine dayanışarak var olmalıyız”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
