<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Alevi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/alevi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/alevi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Aug 2022 12:26:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Alevi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/alevi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8216;Nefret Suçu Olma İhtimali Titizlikle Soruşturulmalı&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/08/02/nefret-sucu-olma-ihtimali-titizlikle-sorusturulmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 12:26:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Cemevi]]></category>
		<category><![CDATA[İnanç Özgürlüğü Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[nefret suçu]]></category>
		<category><![CDATA[Norveç Helsinki Komitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=81513</guid>

					<description><![CDATA[<p>Norveç Helsinki Komitesi, İnanç Özgürlüğü Girişimi, 30 Temmuz’da Ankara’da iki cemevi ve bir Alevi vakfına yapılan saldırılarla ilgili açıklama yaptı. Türkiye’de herkes için din veya inanç özgürlüğünün korunması için çalışmalar yürüten girişimin yaptığı açıklamada, olayın nefret suçu olma ihtimalinin titizlikle soruşturulması gerektiğine vurgu yapıldı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/08/02/nefret-sucu-olma-ihtimali-titizlikle-sorusturulmali/">&#8216;Nefret Suçu Olma İhtimali Titizlikle Soruşturulmalı&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de nefret suçu mevzuatının yetersiz olduğunun ve bir an önce kapsamlı bir mevzuat düzenlemesine ihtiyaç duyulduğunun belirtildiği açıklamada, yetkililer nefret suçlarıyla mücadele konusunda gecikmeden adım atmaya davet edildi. Bu bağlamda nefret suçlarına karşı, faillere uygulanan cezasızlık politikalarının ortadan kaldırılması da dahil, bir kısmı Nisan 2021 tarihli </span><a href="https://insanhaklarieylemplani.adalet.gov.tr/resimler/%C4%B0nsan_Haklar%C4%B1_Eylem_Plan%C4%B1_ve_Uygulama_Takvimi.pdf"><span style="font-weight: 400;">İnsan Hakları Eylem Planı</span></a><span style="font-weight: 400;">’nda yer alan, etkili önlemler ve hukuksal düzenlemelerin bir an önce hayata geçmesi gerektiğinin altı çizildi. </span></p>
<p><b>Açıklamanın tamamı şu şekilde:</b><b> </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8216;Ankara’da, 30 Temmuz’da Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi, Ege Mahallesi Şah-ı Merdan Cemevi’ne, Gökçebel Köy Derneği’ne Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı’na arka arkaya saldırılar düzenlendi. Öncelikle, bu endişe verici saldırılarla ilgili Alevi toplumuna geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Olaylarla ilgili yetkililerin, siyasetçilerin ve sivil toplumun yaptığı açıklamalar ile dayanışma mesajlarını memnuniyetle karşılıyoruz. </span><b>Bir kişinin gözaltına alındığı açıklanan saldırılarla ilgili etkili bir soruşturma ve kovuşturma sürecinin yürütülmesini bekliyoruz.</b><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Muharrem orucunun ilk gününde düzenlenen bu saldırılarda hedef alınan mekanlar, ibadet yerleri ve Alevilerle ilişkili kurumlar. Bunun yanında fiziki saldırının hedefi olan kişiler arasında hem bir Alevi dedesi hem de Aleviler var. </span><b>Tüm bu sebepler, olayla ilgili önyargı saikinin ve olayın nefret suçu olma ihtimalinin titizlikle soruşturulması gerektiğini gösteriyor.</b><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçmişte ve günümüzde inançları nedeniyle, Türkiye’de ayrımcılığa, nefret söylemine ve nefret suçlarına en çok maruz kalan gruplardan biri Alevi toplumu. Maalesef hala sıklıkla, cemevlerine yönelik saldırılar ve Alevilerin evlerinin işaretlenmesi gibi tehlikeli olaylara şahit oluyoruz. Geçtiğimiz sene yayımladığımız </span><a href="https://inancozgurlugugirisimi.org/turkiyede-din-ve-inanc-temelli-nefret-suclari-2020-raporu-yayimlandi/"><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de Din veya İnanç Temelli Nefret Suçları 2020</span></a><span style="font-weight: 400;">’unda tespit edilen 14 nefret suçu veya olayından 8’i de Alevileri hedef alıyordu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de nefret suçu mevzuatı yeterli olmaktan uzak ve ivedilikle kapsamlı bir mevzuat düzenlemesine ihtiyaç duyuluyor. Türkiye’de din veya inanç topluluklarının hedefi olduğu nefret suçlarına karşı, faillere uygulanan cezasızlık politikalarının ortadan kaldırılması da dahil, etkili önlemler ve hukuksal düzenlemeler bir an önce hayata geçmeli.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Daha önce de </span><a href="https://inancozgurlugugirisimi.org/aciklama-haskoy-yahudi-mezarligi-saldirisi/"><span style="font-weight: 400;">belirttiğimiz</span></a><span style="font-weight: 400;"> gibi, Nisan 2021 tarihli </span><a href="https://insanhaklarieylemplani.adalet.gov.tr/resimler/%C4%B0nsan_Haklar%C4%B1_Eylem_Plan%C4%B1_ve_Uygulama_Takvimi.pdf"><span style="font-weight: 400;">İnsan Hakları Eylem Planı</span></a><span style="font-weight: 400;">’nda bir yıl içinde;</span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">ayrımcılık ve nefret suçuna ilişkin Türk Ceza Kanunu’nda yeni bir düzenleme yapılması (Faaliyet 4.4.e.) ve </span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">ayrımcılık ve nefret suçları ile kabahatlere ilişkin veri tabanı oluşturulması ve istatistiklerin sağlıklı bir şekilde toplanmasının sağlanması (Faaliyet 4.4.h.) hedefleri hala yerine getirilmiş değil. </span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Mevcut durumun etkili bir şekilde analiz edilmesi, buna göre önlemlerin alınması ve mücadele stratejilerinin geliştirilmesi için önyargı saikine göre ayrıştırılmış verilerin toplanması ve kamuyla paylaşılması gerekiyor. Ancak ne yazık ki, verilerin ayrıştırılması ve kamu ile paylaşılması söz konusu Eylem Planı’nda yer almıyor. Buna yönelik çalışmaların da ivedilikle yapılması gerekiyor. </span></p>
<p><b>Bu bağlamda, bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla, nefret suçlarıyla ilgili aşağıdaki adımların bir an önce atılması gerektiğini tekrarlıyoruz:</b></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Din veya inanç temelli nefret suçları da dahil olmak üzere tüm nefret suçlarını engellemek ve bu suçlarla ve cezasızlık politikalarıyla mücadele etmek amacıyla nefret suçlarına ilişkin mevzuat düzenlenmesi,</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">nefret suçlarının ayrıştırılmış bir şekilde kayıt altına alınması ve etkin soruşturma yapılması, kovuşturma ve uygun bir yaptırım uygulanması,</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">mağdurların desteklenmesi için ihtiyaçlarına yönelik çok boyutlu tedbirler alınması,</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">kolluk kuvvetleri ile sivil toplum ve din veya inanç toplulukları arasında bilgi paylaşımı ve iş birliğinin güçlendirilmesi.&#8217;</span></li>
</ul>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/08/02/nefret-sucu-olma-ihtimali-titizlikle-sorusturulmali/">&#8216;Nefret Suçu Olma İhtimali Titizlikle Soruşturulmalı&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Türkiye AİHM’nin Aleviler İçin Tespit Ettiği Ayrımcılığı Çözmede Yetersiz&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/07/turkiye-aihmnin-aleviler-icin-tespit-ettigi-ayrimciligi-cozmede-yetersiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Dec 2021 07:51:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dini Kimlik - İnanç]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnanç Özgürlüğü Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Din ve İnanç Özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Mine Yıldırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=76619</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarının uygulanmasını denetlemek için 30 Kasım-2 Aralık tarihlerindeki toplantısında, AİHM’in Türkiye aleyhine ihlal kararı verdiği davaların icra sürecini değerlendirdi. Bakanlar Komitesi, AİHM'nin din veya inanç özgürlüğüne ilişkin Türkiye'nin hak ihlali yaptığı kararları uygularken  aldığı tedbirlerin, Alevilere yönelik ayrımcılığı önlemede yetersiz olduğunu tespit ediyor.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/07/turkiye-aihmnin-aleviler-icin-tespit-ettigi-ayrimciligi-cozmede-yetersiz/">‘Türkiye AİHM’nin Aleviler İçin Tespit Ettiği Ayrımcılığı Çözmede Yetersiz&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin AİHM kararlarının uygulanmasını denetlemek için yaptığı toplantıda, cemevleri ve zorunlu din dersleriyle bağlantılı olarak, din veya inanç özgürlüğüne ilişkin ihlal tespitleri içeren AİHM davalarının uygulanmasına dair önemli kararlar verildi. Bu davalar arasında, Zengin Grubu Davaları/Türkiye, Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı/Türkiye ve İzzettin Doğan ve Diğerleri/Türkiye davaları <a href="https://hudoc.exec.coe.int/eng?i=CM/Del/Dec(2021)1419/H46-36E" target="_blank" rel="noopener">yer alıyor</a>.</p>
<h5><strong>Bakanlar Kurulunun AİHM Kararlarını Denetim Süreci </strong></h5>
<p>Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi&#8217;nin 46/4 maddesi uyarınca AİHM kararları, sözleşmeye imza atan devletler açısında bağlayıcı. Bakanlar Komistesi, ulusal makamlar, başvuru sahipleri, STK&#8217;lar, insan hakları kurumları ve diğer ilgili taraflarca sağlanan bilgilere dayanarak bu kararların uygulanıp uygulanmadığını denetliyor. Bu denetim süreci kapsamında, İnanç Özgürlüğü Girişimi 12 Ekim 2021’de, din veya inanç özgürlüğüne ilişkin ihlal tespitleri içeren söz konusu AİHM kararlarının uygulanmasına dair bildirim <a href="https://inancozgurlugugirisimi.org/avrupa-konseyine-aihm-alevi-davalariyla-ilgili-bildirim-sunduk/" target="_blank" rel="noopener">sunmuştu</a>.</p>
<p>Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin &#8220;Alevi topluluğuna, Alevilerin dinî uygulamalarına ve ibadet yerlerine yönelik tutumunun, devletin tarafsızlık ve eşit mesafelilik yükümlülüğüne ve dinî toplulukların özerk olarak var olma hakkına aykırı&#8221; olduğu tespitini yapıyor.</p>
<p><a href="https://inancozgurlugugirisimi.org" target="_blank" rel="noopener">İnanç Özgürlüğü Girişimi</a>’nden (İÖG) Dr. Mine Yıldırım, Bakanlar Komitesi’nin Alevi davalarına ilişkin kararının, bu davalarda ortaya konan din veya inanç özgürlüğü meselelerinin çözümü için atılması gereken köklü adımlarla ilgili ilerleme sağlanmadığını gösterdiğini söyledi.</p>
<p>Hatırlanacağı gibi, AİHM kararlarına rağmen Türkiye, zorunlu Din Kültürü Ahlak Bilgisi dersleri ve cemevlerinin ibadet yeri statüsü ve kamusal din hizmetlerinin eşitlik ilkesi gözetilerek sunulmaması konusunda bugüne dek adım atmadı. AİHM kararları, Türkiye’de herkesin inanç özgürlüğünün korunması için atılması gereken önemli bulgular içeriyor. Yıldırım, Bakanlar Komitesi’nin Alevi davalarına ilişkin kararının 2022’de Türkiye için kapsamlı bir danışma süreci ile bu sorunları çözmeye odaklanma olanağı sunduğunu ve hem sivil toplum hem din veya inanç topluluklarının bu konuda katkı sunmaya hazır olduğunu kaydetti.</p>
<h5>Türkiye’de İnanç Özgürlüğünün Korunması İçin Atılması Gereken Adımlar</h5>
<p>Bakanlar Komitesi’nin aldığı kararlarda, özetle Türkiye Hükümeti’nin şimdiye kadar aldığı tedbirlerin, AİHM tarafından tespit edilen ihlallerin çözümü ve Alevilere yönelik ayrımcılığın önüne geçilmesi açısından yetersiz olduğunun altını çiziyor.</p>
<p>AİHM nezdinde Alevilerle ilgili davalara dair Bakanlar Kurulu kararlarında yer alan genel tedbirler:</p>
<ul>
<li>yerel mahkemelerin cemevlerinin aydınlatma masraflarının geri ödenmesine karar verme uygulamasının, Alevi topluluğunun Devletin dinî sübvansiyonlarından ve vergi muafiyetleri dahil diğer avantajlardan genel olarak dışlanması da dahil olmak üzere, AİHM tarafından tespit edilen ayrımcılığı çözmede yetersiz,</li>
<li>bu nedenle, Alevi inancına eşit davranılmasını sağlamak için daha kapsamlı önlemler almaya ve cemevlerini aydınlatma masraflarından muaf tutmak için bazı pratik çözümleri değerlendirilmeli;</li>
<li>ilk ve orta dereceli okullarda verilen zorunlu “din kültürü ve ahlak bilgisi” derslerine yönelik 2018 müfredatının Mahkeme tarafından dile getirilen tüm endişeleri giderilmediği;</li>
<li>bu nedenle, Türk eğitim sisteminin, Devletin çeşitli dinlere, mezheplere ve inançlara karşı tarafsızlık ve eşit mesafelilik yükümlülüğünü yerine getirmeye, çoğulculuk ve nesnellik ilkelerine saygı duymaya ve Sünni İslam&#8217;dan farklı bir dinî veya felsefi inancı olan ebeveynlerin çocuklarına, öğrencilerin ebeveynlerinin dinî veya felsefi inançlarını açıklamak zorunda kalmadan zorunlu din eğitiminden muaf olması için için uygun seçenekler sunmasının gerektiği;</li>
<li>Alevi çalıştaylarında bu kararlarda vurgulanan sorunların nasıl çözüleceğine dair ulusal bir tartışma başlatıldığı, yetkililere, 2010 yılında bu çalıştayların nihai raporunda uzlaşmaya varılan tavsiyelerin uygulanmasının ilerletilmesi;</li>
<li>yetkilileri daha fazla gecikmeden belirli yasal ve idari önlemleri gösteren somut bir takvim içeren kapsamlı bir eylem planı hazırlamaya; bu bağlamda, 10 Aralık 2010 ve 29 Haziran 2016&#8217;da kabul edilen Irkçılığa ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu&#8217;nun (ECRI) raporları da dahil olmak üzere ilgili Avrupa Konseyi tavsiyelerinden ilham almaya teşviki;</li>
<li>yetkilileri, Mahkeme&#8217;nin mevcut dava grubundaki bulgularını ele almak için yeni İnsan Hakları Eylem Planı&#8217;nın uygulanması çerçevesinde belirli çözüm odaklı tedbirler alma çağrısı;</li>
</ul>
<h5><strong>AİHM Tarafından Verilen Önemli Alevi Dava Kararları </strong></h5>
<p>Zengin Grubu Davaları olarak adlandırılan <a href="https://hudoc.echr.coe.int/fre#{%22itemid%22:[%22001-82580%22]}" target="_blank" rel="noopener"><em>Hasan ve Eylem Zengin/Türkiye</em></a> ve <a href="https://hudoc.echr.coe.int/fre#{%22fulltext%22:[%22mansur%20yal%C3%A7%C4%B1n%22],%22documentcollectionid2%22:[%22GRANDCHAMBER%22,%22CHAMBER%22],%22itemid%22:[%22001-156852%22]}"><em>Mansur</em></a><a href="https://hudoc.echr.coe.int/fre#{%22fulltext%22:[%22mansur%20yal%C3%A7%C4%B1n%22],%22documentcollectionid2%22:[%22GRANDCHAMBER%22,%22CHAMBER%22],%22itemid%22:[%22001-156852%22]}" target="_blank" rel="noopener"><em> Yalçın ve Diğerleri/Türkiye</em></a> kararlarında AİHM’in Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) derslerine ilişkin önemli bulguları yer alıyor.</p>
<p>Kararlarda;</p>
<ul>
<li>DKAB ders içeriğinin nesnel ve objektif niteliklere sahip olmadığına,</li>
<li>eğitim sisteminin ebeveynlerin çocuklarını kendi dinî veya felsefi görüşleri doğrultusunda yetiştirme haklarına saygı gösterme konusunda yapısal sorunlar içerdiğine,</li>
<li>okullarda din eğitimi konusunda insan hakları standartlarıyla uyumlu bir reformun ivedilikle gerçekleştirilmesi gerektiğine dikkat çekiliyor.</li>
</ul>
<p><a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#{%22itemid%22:[%22001-158584%22]}"><em>Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür </em></a><a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#{%22itemid%22:[%22001-158584%22]}"><em>Merkezi</em></a><a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#{%22itemid%22:[%22001-158584%22]}" target="_blank" rel="noopener"><em> Vakfı/Türkiye</em></a> davasında; Yenibosna Cemevi’nin aydınlatma giderlerinin, ibadet yeri olarak tanınan diğer mekânlar açısından olduğu gibi, devlet tarafından karşılanması talebinin “Cemevleri ibadet yeri değildir” gerekçesiyle reddedilmesi ile ilgili. AİHM bu davayla ilgili verdiği kararında AİHS’nin ayrımcılık yasağını içeren 14. maddesinin, din veya inanç özgürlüğünü koruyan 9. madde ile bağlantılı olarak ihlal edildiğini tespit etmişti.</p>
<p>Benzer şekilde, <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#{%22tabview%22:[%22document%22],%22itemid%22:[%22001-164217%22]}" target="_blank" rel="noopener"><em>İzzettin Doğan ve Diğerleri/Türkiye</em></a> başvurusunun şikâyet konusu da İslam’ın Sünni geleneğine bağlı çoğunluğa sunulan dinî kamu hizmetinin Alevilere de sunulmasına ilişkin taleplerin reddedilmesiydi. Başvurucuların bu talepleri, Alevi dinine ilişkin hizmetlerin kamu hizmeti kapsamına alınması, Alevilerin ibadet yerlerinin ibadet yeri statüsü kazanması, Alevi din adamlarının memur olarak işe alınması ve Alevi inancını taşıyanların ibadetlerine bütçe ayrılması için özel bir hüküm çıkartılmasıydı. AİHM Büyük Daire 2016 yılında Türkiye’nin din veya inanç özgürlüğü hakkını koruyan 9. madde ve 9. maddeyle bağlantılı olarak ayrımcılığı yasaklayan 14. maddeyi ihlal ettiğine <a href="https://inancozgurlugugirisimi.org/dini-kamu-hizmetlerinin-sunulmasinda-esitlik-aihm-dogan-ve-digerleri-turkiye-karari/#_ftnref7" target="_blank" rel="noopener">karar vermişti</a>.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/07/turkiye-aihmnin-aleviler-icin-tespit-ettigi-ayrimciligi-cozmede-yetersiz/">‘Türkiye AİHM’nin Aleviler İçin Tespit Ettiği Ayrımcılığı Çözmede Yetersiz&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin İlk Günlük Alevi Gazetesi, Basında &#8216;Yol Açmayı&#8217; Hedefliyor </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/05/turkiyenin-ilk-gunluk-alevi-gazetesi-basinda-yol-acmayi-hedefliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Nov 2019 10:34:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Yol Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[Vedat Kara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=43920</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yarın yayın hayatına başlayacak Bir Yol Gazetesi'nin kurucusu Vedat Kara ile, gazetenin kuruluş hikayesi ve misyonunu konuştuk.  Toplumsal barışı arzulayan, hak savunucuları için ciddi bir platform olma iddiası taşıyan ve “Bir yol açıyoruz” sloganıyla yola çıkan gazete,  gazeteciliğe güvenin tesisini de hedefliyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/05/turkiyenin-ilk-gunluk-alevi-gazetesi-basinda-yol-acmayi-hedefliyor/">Türkiye’nin İlk Günlük Alevi Gazetesi, Basında &#8216;Yol Açmayı&#8217; Hedefliyor </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>&#8220;İlk günlük Alevi gazetesi çıkarıyoruz” sözleriyle duyurdunuz. Neden Alevi gazetesi çıkarma ve Alevi vurgusu yapma ihtiyacı duydunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de Alevi vurgusu yapmaya ihtiyacımız vardı. Alevilik üzerinde cam tavan var ve Alevilik görünmez kılınıyor. Türkiye’de her şeye dair laf ediliyor ama bu ayrımcılık sayılıyor. Aleviliğe dair bir şey söylenince bu ayrımcılık yapmayın diye aslında tersinden bir ayrımcılık yapılıyor. Biz açıkçası buna gönderme yapmak istiyoruz. </span></p>
<p><b>Mazlumun Yanında Olmak, Zalimin Karşısında Durmak</b></p>
<p><b>Alevilik vurgusu ayrıştırıcı olabilir mi? Alevi olmayanlar Bir Yol gazetesini neden okusun? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-43922 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/vedat-kara-foto.jpg" alt="" width="302" height="302" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/11/vedat-kara-foto.jpg 400w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/11/vedat-kara-foto-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 302px) 100vw, 302px" />İnsan haklarında kadın hakları gibi bazı gruplar açısından pozitifi ayrımcılık gerçek bir ayrımcılık değildir.  Aleviliğin de bu anlamda ayrımcılığa ihtiyacı var. Eğer diğer inançlara ve kültürleri saldıran bir dil kurarsak ayrımcılık yapmış oluruz. Biz tüm din ve dillerle, kültürlerle barışık bir ülkede yaşamak istiyoruz. Dolayısıyla dilimizi buradan kuracağız. Eğer siz “Aleviler habere nasıl bakıyor” diye bir derdiniz varsa, biz de buradan derdimiz kuracağız. Ancak Bir Yol gazetesi Aleviliğe dair iç yayın ya da ansiklopedi değil. Biz bir gazete yapıyoruz. </span></p>
<p><b>Okur kitleniz kimlerden oluşacak? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle Aleviler olacak. Onun dışında yönü demokrasi ve barıştan yana olan, diğer toplulukların farkındalığında olan, onlarla ortak yaşam ilkesinde sorunu olamayan insanlar olacak. Biz sadece Alevi yayıncılığı yapmayacağız. Elbette Alevilere pozitif bir alan ayıracağız ama bunun dışında Türkiye’de tüm sorunları gören yerden bir yayıncılık yapacağız. Türkiye’nin ve dünyanın gündemindeki herkesi ilgilendiren konular bizi de ilgilendiriyor. </span></p>
<p><b>Bir Yol gazetenin misyonu nedir? “Bir yol açıyoruz” diyorsunuz. Nasıl bir yol açacaksınız?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizim yaşamak istediğimiz dünyaya dair taahhüdümüz var. Bu ülkede yaşayan tüm kesimlerle toplumsal barışı arzuluyoruz. Birinin diğerine kem gözle bakmayacağı, ötekinin ibadetini, yaşamını, dilini dinini horlamayacağı bir toplum arzuluyoruz. Elbette demokrasi, moderniteden ve bilimden yana bir yaşam ve dünya beklentimiz var. Bunun içine toplumsal adaleti de ekleyebiliriz. Bütün bunları da içeren bir Türkiye arzuluyoruz. Dolayısıyla bunların karşısındaki duruşlara tabi ki muhalifiz. Aleviliğin temel desturu “mazlumun yanında olmak, zalimin karşısında durmak”. Bu varsa eğer siz burada sessiz kalamazsınız, burada tarafsız olamazsınız. Bu çizgide yayın yapacağız, muhalif olma çizgimiz bu ve bu bizim aynı zamanda misyonumuz. Şunu da ifade etmek isterim: gazetecilik siyasi aktivzayson alanı değildir. Gazeteci olarak aktivist değilsiniz.  </span></p>
<p><b>Bir Yol Hak Savunucuları İçin Ciddi Bir Platform</b></p>
<p><b>Siz Aleviler adına hak savunuculuğu yapacak mısınız? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz bir platform oluşturuyoruz. Sadece Aleviler adında değil, bu ülkede bu bahsettiğimiz konuları dert edinen kesimler için; haberciliği tarafsız şekilde ve haberciliğin 5N 1K kuralına, habercilik etiğine uygun şekilde şekilde yapmak istiyoruz. Bunun dışında çok sesli bir yazar kadromuz var. Elbette tüm yazarlar Alevi değil. Yazarlarımız demokratik insanlar ama siyaseten farklı mahallere mensuplar. Biz, daha insani bir dilin, seviyeli bir dilin oluşabileceği bir alan açmak istiyoruz. Bir Yol bir platform. Bu sadece kendimize dair değil, toplumun diğer kesimleriyle de öyle. Biz polemikler üzerinden gazetecilik yapmak istemiyoruz.  </span></p>
<p><b>&#8220;Bir Yol hak savunucuları için ciddi bir platformuz” dediniz. Alevilerin örgütlü olduğu sivil toplum kuruluşları ile nasıl bir ilişkiniz var?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz gazetecilik deneyimimizle biraz farklı bir yol izlemeye çalıştık. Bağımsız meselesi önemli bir meselesidir. Birlikte hareket ettiğiniz insanlar da dâhil olmak üzere, sizin bağımsız bir çizginiz olmalı, kendi gündem ve hikâyeniz olmalı ve o hikâye içinde bu insanlara da dokunmalısınız. Dolayısıyla, biz herhangi bir STK’nın kendi gündemine dâhil olmak yerine, onların gündeminin ana fikrini ya da toplamda yapmak istediklerini yansıtabiliriz. Bir şekilde yapmak istediklerine değinebiliriz. Ancak hiçbir kurumla doğrudan bir bağımız yok, bağımsızız. </span></p>
<p><b>Siz “Alevi yayıncılığı” tabirini kullanıyorsunuz. Alevi yayıncılığı yapanlar, medyanın yaşadığı sorunlardan azade mi? Siz Bir Yol yayın kadrosunda, gazetecilere ne tür haklar vereceksiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alevi yayıncılığında biz deneyimlerle ilerliyoruz;  sorunlar var tabii ; her şeyi mükemmel yaptık, başardık ve sürdürüyoruz diyemeyiz. Alevi yayıncılığı yapabilmek o kadar kolay değil. Mesela Alevi televizyonlarının çoğu reklam pastasından pay alamazlar. Alevilerin “elele, el hakkı desturu” var, bu şekilde imece ve lokma paylaşımı şeklinde Alevi yayıncılığı varlığını sürdürebiliyor. Çalışanlar, daha cüzi rakamlarla işlerini yürütüyor. Başlangıçta çoğu gönüllülerdi;  süreç içinde profesyonel oldular. Şimdi biz Bir Yol gazetesi ile bunu bir aşama daha yukarı çıkarmak istiyoruz. Biz büyük sermaye sahibi medya ile yarışamayız. Ama şunu yapabiliriz: bütün çalışanlarımızı kadrolu ve telifli çalışanlar olarak ayırıyoruz. Kadrolu çalışanlarımızın tamamı sigortalı olacaklar, onların sosyal haklarını sağlayacağız. Telifli olarak çalışan arkadaşlara da yasal olarak verilmesi gereken haklarını sağlayacağız. Biz bunlara özen göstereceğiz. Biz başından itibaren olması gerektiği gibi, gazetecilere vaatlerimiz yerine getireceğiz. Bu bir kurumsallaşma süreci, elbette şuan olduğumuz durum ile bundan 1 yıl sonraki süreç farklı olacak. Ama bu koşullarda şuan, bu işin ilkeleri ve piyasa koşullarına göre hareket ediyoruz. </span></p>
<p><b>Biryol basılı bir gazete olacak. Tüm içerikler aynı zamanda internet sitesinde yer alacak mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İçeriklerin bir kısmı internette olacak. </span></p>
<p><b>1970’lerin Gazetecilik Geleneğinden İlham Almak: Her Şeyden Biraz Olan Gazete </b></p>
<p><b>Neden internet gazeteciliği yerine daha maliyetli ve zor olan basılı gazete çıkarmayı tercih ettiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gazetenin basılı olması zor ve maliyetli ancak düşünülenin aksine internet medyacılığı daha maliyetlidir. 30 yıllık gazetecilik deneyimim var. Eğer çok kaliteli ve hızlı içerik üretecekseniz internet medyası çok daha maliyetli. Basılı medyada ise kâğıt meselesi var. Kâğıt zaman zaman çok dezavantajlı hale gelebiliyor. Açıkçası bizim solun, Alevilerin yayıncılık konusundaki işletme deneyimlerinden sorunlar da kaynaklandığını düşünüyorum. Bizler deneyimlerle bugünlere geldik. Basılı gazete çıkarmak çok da yapılamaz değil. “Basılı gazete çıkarılamaz” diyenler büyük sermaye. Büyük sermaye diyor ki, “Bunu siz yapamazsınız, bizim paramız var, sizin emeğiniz var: bizim adımıza siz gazetecilik yapın, emekçi olarak çalışın”. Ama bugün durum artık bunu da aştı ve “bizim istediğimizi yazın” diyen, medyayı kendi siyasal ve ekonomik bağlantılarının aracı olarak görmeye dönüştü. Gazetecilik tükenmeye yüz tuttu. Kimse basılı medya cesaret edemiyor. Bizimki biraz risk ve cesaret… </span></p>
<p><b>Basın tarihinde, Bir Yol “şu geleneğin devamı ya da şu gelenekten ilham aldı” diyebilir misiniz? Yoksa tamamen ayrı bir yerdeyiz mi dersiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz çok ayrı bir yerdeyiz demiyoruz. Biz, biraz fazla geleneğin başına döndük. 1970’lerin ve 1980’lerin başındaki gazeteci ailelerin yaptığı tarza dönmek istiyoruz. Biz Karacan ailesinin, Simavi ailesinin, Dinç Bilgin’lerin, siyasi görüşleri ne olursa olsun, bu insanların gazetecilik yapma kültürleri vardı. Bu kültür yok oldu. Şimdi medya,  matbaadan gazetecilikten anlamayan kişilerin yönettiği ve para kazanma dertlerinin olmadığı bir hale geldi. Bugün çok büyük gazeteler kapanma noktasına geldi. Bunlar bilinçli olarak yapıldı, bunlar ekonomik ve sosyo -politik tercihle yapıldı. Çünkü medya patronlarının çok başarılı yöneticileri var ve bunların bu gidişatı görmemeleri imkânsız.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dolayısıyla, biz onlardan farklı bir şey yapacağız. Mesela, Radikal güzel bir gazete idi, ama bizim hedefimiz o tarzda bir gazete çıkarmak değil. Biz daha kolay bir şey yapmak istiyoruz. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Eski gelenekçi ekolun yaptığını yapacağız: gazete haber verir, bilgi verir, eğlendirir, düşündürür. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Gazetede her şeyden biraz vardır. Bir Yol’da da haber var; politik olarak yazacak yazarlarımız var. Magazin de bizim için bir haberdir, fal ve bulmacamız da var. Turna adlı Pazar ekimiz var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz mesela Gazete Duvar’ı önemsiyoruz. Duvar, gazetecilikte çok sağlıklı bir yol tutturdu. Çok nesnel olarak haberciliğin tüm etik kuralları var. Ayrıca çok da iyi analiz ve yorumları var. Haber ile analizi ayırmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Bu ayrılmadığında,  muhalif habercilik zarar görür. Gazetecilik sadece muhalefet aracı değildir. Her kurum, kendi işini yapmalıdır. Bizde biraz karıştı. </span></p>
<p><b>Gazetenin ücreti nedir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pazar günleri hariç 1,5 TL, Pazar günü ek nedeniyle 2 TL.  Olması gereken rakam 2 TL ama gazete okurunun dar gelirli insanlar olduğunu düşünüyoruz. Biz de kurumsal olarak para kazanan, çalışanlarımızın haklarını vererek sürdürülebilir bir gazete yapmak istiyoruz. Ama gazeteciliği de zenginleşme aracı olarak da görmüyoruz. </span></p>
<p><b>Bir Yol gazetesini Türkiye’nin her yerine dağıtacak mısınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye genelinde dağıtıma gireceğiz. Satış öngördüğümüz yerlerde tabi daha yoğun gireceğiz. Bazen bayilerden de sorunlar olabiliyor. Ancak günlük gazetede çok fazla sorun yaşanmayacağını düşünüyorum. </span></p>
<p><b>Yayın hayatına yeni başlayacak Bir Yol için, son olarak ne eklemek istersiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İddialıyız, başarabileceğimizi düşünüyoruz ama bu kesin olur diyemiyoruz. Çeşitli sorunlar yaşanabilir. Türkiye gerçekleri çok zor ama Bir Yol iyi planladığımız bir çalışma; iyi bir kadromuz var. Çok geniş kadromuz yok ama iyi muhabir, editor ve yazarlarımız var. Ve ilişkilerimizin de buna katkı sağlayacağını düşünüyorum. Bunu başarabilirsek, aslında belki pek çok şey için yeni bir yol açacağız. “Bir yol açıyoruz” dediğimiz şey bu: gazeteciliğe güvenin tesisinde birazcık emeğimiz olabilir. İyi işler de yapılarak başarılabileceğini gösterebilirsek, bu basın tarihinde iyi bir şey olur.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gazetecilik okuyan ve işsiz gazetecilere umut olmak istiyoruz. Belki bizim yolumuzdan giden başka yayınlar da olacak. Şuan basında çok ciddi bir boşluk var. Muhalif yayınlar var belki ama siyasi angajmanlar onları daraltıyor olabilir. Basındaki bu boşlukta, bizim tarzımızda gazetecilik yapan, renkleriyle yayın yapan gazetelere ihtiyaç var.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/05/turkiyenin-ilk-gunluk-alevi-gazetesi-basinda-yol-acmayi-hedefliyor/">Türkiye’nin İlk Günlük Alevi Gazetesi, Basında &#8216;Yol Açmayı&#8217; Hedefliyor </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2 Temmuz Kınamaları Ve Amaları, Fakatları</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/12/2-temmuz-kinamalari-ve-amalari-fakatlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Tol]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jul 2019 07:07:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[2 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Anma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40616</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl 2 Temmuz geldiğinde, 2 Temmuz anmalarının ve kınamalarının da etkisiyle, ümitsizleşirim. Aradan artık çok uzun yıllar geçti, ama ne Alevi nüfus, ne de bunu önemseyen diğer yurttaşlar bu travmayı atlamadı. Sanırım, bu travmanın atlatılamamasının önemli bir sebebi, yeniden bu tür vakaların yaşanabileceğine dair duyduğumuz kaygılar. Her yıl benzer içerikteki insaniyet mesajlarını paylaşmak ve okumak bu kaygıları tazeliyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/12/2-temmuz-kinamalari-ve-amalari-fakatlari/">2 Temmuz Kınamaları Ve Amaları, Fakatları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">En azından eskiye göre (örneğin 90’lı yıllara göre) 2 Temmuz kınama mesajlarının yoğunluğunun ve çeşitliliğin artmış olması iyi bir gelişme. 2 Temmuz’u hafızalarda sıcak tutmak ve toplum vicdanının bir yarası olarak hatırlatmak, yeni ve benzer olayları oluşturabilecek iklimleri değiştirmeye önemli bir katkı kanımca. Ancak mevcut anma ve kınamalar kaçaklarla ya da indirgemelerle hareket ettiğinde ve yıllar geçmesine karşın yüzeysel kalmaya devam ettikçe, yeterli etkiyi oluşturmuyor.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yanıt aradığım sorular var: Anma ve kınamalar sırasında, hafızayı güncellerken, acı duyanların acılarını paylaşmakla beraber bir yüzleşme ikliminin gelişimini hedeflemek nasıl mümkün olabilir? Ümitsizliğin derinleşmesini değil, ümit aralıkları oluşması nasıl sağlanabilir? Örneğin toplumun farklı kesimlerince vicdan çağrıları yanıtlarına verilen olumlu tepkiler, Alevilerin taleplerinin tanınması ve diğer kesimlerle diyaloğunun geliştirilmesi ile nasıl ilişkilendirilebilir?. Başka bir çok soru var. Ben bu yazıda ise bu soruların yanıtlarından ziyade, bağlam içinde kalmaya çalışarak, sadece 2 Temmuz vasıtasıyla yapılan kınama mesajları üzerinde durmak istiyorum. Başta da belirttiğim üzere, anma ve kınama mesajlarının yaygınlaşmasını ve çeşitlenmesini takdirle karşılamak gerektiği düşüncesindeyim. Ancak, hem Alevilerin, hem onların acılarını en başından beri sahiplenen kesimlerin hem de onlara görece daha uzakta olanların tepkilerinde, bahsettiğim yüzleşmenin ve/veya diyaloğun önünde bloklar kurulmasına neden olabilecek mahiyetler olduğunu gözlemliyorum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunlardan ilki konuya duyarlı İslami camiadan gelen mesajların bir kısmında gördüğüm bir husus. Onların 2 Temmuz’u kınamaları, o mahalleden olmayanların ya da doğrudan Alevilerin kınamalarından daha ağırlıklı bir değer taşıyor. Zira bunu yaparken kendi mahallelerindeki bir çok önyargılı bakışa rağmen hareket ediyorlar ve Alevilere önyargılı kesimlere seslerini duyurma ve etki oluşturma olasılıkları daha fazla. Birçoğunun tonunda samimiyeti ve protestoların İslam adına yapılmış olmasından/görünmesinden ve sonuçlarından duydukları mahcubiyet, sorumluluk ve vicdani yaralanmayı da hissetmek mümkün. Öte yandan bunu yaparken, bir konudaki ısrarlarını, karşı mahalleye bir jest yapan benzer birçok çabada olan amalı, fakatlı bir tutumu da eleştirmek isterim: bu da kınamalarının yanına “tahrik”, “provokasyon” ya da “karanlık güçler” vurgularını eklemeleri.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İlkin, bir çok kınamaya 2 Temmuz’da solcuların ve/ve veya katılımcıların halkı kışkırttıkları yargısı da bir hata payı olarak eşlik edebiliyor. Bu vurgulu iliştirmeye itirazım var. Öncelikle boyutu ne olursa olsun hiç bir şiddet eylemi, tahrik ve/veya provakasyon ile masumlaştırılmamalı. Özellikle de neyin provokasyon neyin ifade özgürlüğü olduğu konusundaki sınırı da belirlemenin zorlaştığı zamanlarda. Ayrıca biri beni provake ettiğinde, bu provokasyonun beni getirmek istediği yere gelmeme, gayrimeşru olan tercihlerde bulunmamak benim sorumluluğum olmalı. Tahrik ve provokasyon hoşgörülmelidir demiyorum elbette. Hatta kimi zaman bunu planlı, sistematik ve örgütlü olan biçimleri olduğunu bu ülkede neredeyse herkes bilir. Fakat kitlelerin bu planlı/plansız provokasyonlardan bu kadar kolay etkilenebilmesini ve sağduyularını kaybetmesini ve bu durumun yadırganmamasını sorun etmeliyiz.  Öncesinde ya da sonrasında yapılan, “ama tahrik vardı/provokasyon vardı” açıklamaları, neredeyse uygulanan şiddetin de önüne geçebiliyor ve işlenen suçun hoş görülmesine, hatta sempati ile karşılanmasına neden oluyor. Bu açıklamalar sayesinde oradaydım, yine olsa yine orada olurdum diyenler hiç tükenmiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan Sivas’ta esas provokasyonun mağdurların varlığında değil, saldırgan kitleyi harekete geçiren, kitlenin içinden gelen bildik söylemlerde daha net bulunabileceği de ayrı bir boyut. Şenliklere gelmiş Alevilerin ve kanaat önderlerinin yaklaşımlarından hoşlanmayan kesimler elbette vardı ve hep olacak. Oradaki mağdurların hayata bakışları ve düşünceleri, faillere çok ters geliyor olabilir, yani hiç bir şey yapmasalar da failler tahrik oluyor olabilir. Ama bu toplumsal hassasiyetlere göre otosansürler uygulamak, bir kitle kendini kaybedip insanlıktan ya çıkarsa diye geri çekilmek, susmak, hatta kimi zaman (ki Aleviler için çoğu zaman) varlığını gizlemek zorunda kalmak, çoğunluğun tahakkümünü istemek değil mi?. Potansiyel mağdurlardan, kitle provoke olmasın diye, bu susma ve varolmama özenini beklemektense; farklılıklara dayanamayan potansiyel faillerin bu hemen provoke olan doğalarını değiştirmeye, değiştirene kadar da tedbirler almaya, onları durdurmaya yönelik hassasiyetler geliştirmek daha zahmetli olmakla beraber daha değerli. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ek olarak, bu tür kınamaların ardına bir ama, fakat mahiyetinde bir gerekçe eklemek, faili meşrulaştırıcı etki oluşturduğu için de iyi durmuyor. Provokasyon hatırlatması -geçerli bir temeli olsun olmasın- isteyerek ya da istemeyerek failleri ve varsa geriplandaki güçleri masumlaştırıyor. Hatta hata payının ağırlığını şiddete uğrayanlara, katledilenlere yıkıyor. Bu bir tür örtük vicdan rahatlatma. Oradaki insanlar, aşırı tahrik olmuş, belki de tanımlanamayan güçlerin sürüklediği bir eylemliliğin içinde bulmuş olabilir kendilerini. Tüm bunlar kitlenin linç ve katliam girişimlerinin parçası olmasının, hatta orada olup da buna engel olmamanın büyük yanlışlığını değiştirmiyor ve hafifletici unsurlar olarak da görülmemeli. Kitlesel linç ve şiddet eylemleri bu toplumun kanıksanmış temayüllerinden ya da kabullenişmiş çaresizliklerinden biri olmamalı.  Bu tür bir vakanın içinde kendini bulan kişiler kendilerini meşru değil, rahatsız hissetmeli; ancak “o olayda provakosyon vardı” hatırlatmaları bu vicdan rahatsızlığının gelişmesine engel oluyor, şiddete, saldırıya hatta katliama bir haklılık payı veriyor. Böyle olunca da yine olur böyle vakalar kaygısı haklı bir kaygıya dönüşüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Benzer bir eğilim de suçu karanlık/derin/dış güçlere atmak. Bunun olgu olup olmadığını bilmiyoruz,  elbette üzerine gidilmesi gereken iddialar, neden gidilmediği de belirsiz. Ancak kınamalarda bu göndermelerin altını kuvvetle çizenlerin de vicdan rahatlama arzularının yüksek olduğu görülüyor. Son kertede vakayı karanlık güçlerin planlı bir organizasyonu olarak gösteren resimde, kitle masumlaşarak temsil ediliyor. Saldırının arkasında oradaki geniş kitleden bağımsız nasıl bir güç ya da akıl olduğunu bilemiyoruz. Fakat orada olan ve saldırıyı destekleyen, yapılmasına engel olmayan, durdurmayan, gelişmelerden coşku duyan, zafer olarak gören, velhasıl saldırının bir parçası, faili olan geniş bir kitle ve bu kitle içinde daha ön planda yer almış kimseler olduğu açık. Dolayısıyla provokasyonların, eğer öyleyse dahi, karanlık güçler eliyle yapılması da kitleyi masumlaştırmıyor. Burada açık ki, bu sonucun oluşmasını, kendisi planlanmasa da, saldırının içinde olan ve sonuçlardan da memnuniyet duyan bir nüfus vardı (hatta çoğu zaman olduğu gibi orada olmayıp, bu coşkuyu paylaşan kalabalıklar da az değildi). Bu nüfusun bu memnuniyetini ve vicdansızlığını doğuran düşmanlık iklimini sorgulamak, bu düşmanlık iklimini kullanışlı bir silaha çeviren karanlık güçleri (eğer öyleyse) konuşmaktan daha önemli değil mi? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkinci eleştirim ilkinin aksine bir kısmında samimiyetinden de şüphe duyduğum, mesajlarını bağlamdan uzaklaştırarak, şarta bağlayarak ya da kapsam genişleterek yapılan kınama paylaşımları. Bunlardan yaygın olanı başka bir katliam kınamasını ya da vakaları da pakete ekleyen mesajlar. Bir başka deyişle 2 Temmuz kınamasını ancak başka bir kınama ile birleştirerek yapanlar/yapabilenler. Farklı bağlamları olan vakaları sepet yaparak aslında her ikisini de sıradanlaştırıyor bu girişimler. Oluyor böyle katliamlar bir tek sizin başınıza gelmedi diyor. Örneğin “Başbağlar katliamını siz kınamadınız, ama biz Sivas katliamını kınıyoruz”  ya da “Başbağlar katliamını da Sivas katliamını da kınıyorum” türü paylaşımlar, her iki olayı da bir tür basitleştirme ya da normalleştirme etkisi yaratıyor. Srebrenitsa katliamı mesajlarına 2 Temmuz’u iliştirmek de benzer bir örnek. “Bu tür vakalar oluyor, bir tarafta o varsa diğer tarafta da bu var” algısına yol açan bu kınamaları bir pakete sokma girişimleri, meselelerin kendilerinin konuşulmasından bir kaçış oluyor. 2 Temmuz örneğinde Alevilere yönelik ayrımcı sosyolojinin silikleştirilmesine yol açıyor. Bunun diğer bir versiyonu kınamayı daha evrensel bir pakete yerleştirmek. Kim yaparsa yapsın kimden gelirse gelsin bu tür katliamlara lanet olsun söylemi. Konuya girmeden girmeye çalışan, “kınamasam olmaz, kınasam taraf görünürüm” kaygılı tutumlar. Bunun bir türünü, Kürt sorunu ile ilgili bir çatışmalı durum oluştuğunda, sanki meselenin Kürtlerle ilişkisi hiç yokmuş gibi, genel barış çağrıları yapan mesajlarda da görmeye alışkınız, özellikle sanatçı mesajları böyledir. Bu evrenselleştirerek konuya temas etmemeye çalışma çabası da yine esas failleri, mağdurları ve meseleyi silikleştirmeye, önemsizleştirmeye hizmet edebiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üçüncü eleştirim ise Alevilere ya da onların acısını aynı ya da benzer mahallelerden paylaşan diğer kesimlere. 2 Temmuz’da yaşananların nasıl adlandırıldığı, farklı imalara yol açabiliyor. Aleviler yaşananlara katliam demeyi tercih ediyor. İslami kesimden gelen kınamalarda ise Sivas olayları/hadisesi tabirleri öne çıkabiliyor. Kimi zaman Aleviler arasında ya da mahalleye yakın birileri yaşananlara (yanlışlıkla ya da bilerek): yaşananlar, Sivas olayları ya da vaka diyecek olduğunda ağır tepkilere maruz kalabiliyor. Katliam tanımlamasına itirazın arkasında, bu tanımlama ile İslamcıların (ya da başka bir jargonla Siyasi İslamcıların) hatta orada bulunanlardan da daha geniş bir İslamcı kesimin suçlu ve fail olduğu mesajı verdiği kaygısı var. Bu yüzden yaşananları hiç tasvip etmese de bu şekilde adlandırmak istemeyen, kendisini Siyasi İslamcılar kümesinde görse de Alevilere yönelik saldırıları, şiddeti, nefreti doğru bulmayanlar var. Aleviler ise bu travma karşısında, faili kim olursa olsun, (devlet ya da örgütlü bir İslamcı grup ya da başka güçler), bir bireyi değil, bir topluluğu hedeflemiş olan bu saldırıyı katliam olarak nitelemeyi uygun görüyor. Bununla birlikte geri plandaki algılarında suçladıkları kesimin İslamcılık olduğu sanırım aşikar. Her iki tutumu ya da arada salınan tutumları tartışmak mümkün. Fakat katliam demediği için, bu konuda duyarlılık gösterenlere sert tepkiler vermek, bu duyarlıkların derinleşmesine, devam etmesine ve çeşitlenmesine zarar veriyor. Oysa karşı mahalleden gelen bir kınama ve veya vicdan muhasebesi tercih ettiği dil ve doz ne olursa olsun, değerli bulunmalı (yukarıda eleştirdiğim pozisyonlar dahil) ve bu aralığın genişletilmesi için bir fırsat olarak görülmeli ki o zaman 2 Temmuzun faillerini ve bu fiiliyata neden olan iklimi masaya yatırma şansı yükselebilsin.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Karşı mahalleden gelen kınamaların bir ümide dönüştürülmesinin önündeki bir engeli de tarihsel tutarsızlık arayışları oluşturuyor. 90’lı yıllarda 2 Temmuz için iyi bir pozisyon almadığı düşünülen kişi ya da çevrelerin bugünkü olumlu tavırları, geçmişteki yüklerine takılıyor. Bunu bir anektotla örneklemek isterim. 2000’li yılların başlarında Kürtler ve Aleviler örneklerinde bir ayrımcılıkla mücadele projesi tasarlamıştık. Geleneksel mağduru güçlendirme projelerinin aksine, hedef grubu Kürtler ve Aleviler olarak değil, Alevi olmayan Müslüman mütedeyyin kesim ve Türkler olarak belirlemiş, işbirliğini de zaruri görmüştük. Mazlum-Der işbirliği açısından iyi bir kurum olarak görünmüştü bize. O zamanki genel başkan, kendi tabanlarında bu tür bir projenin zorluklar yaratacağını, tepki alacağını ve istenmeyeceğini, ama yönetim olarak da bu tür bir sorumluluktan kaçamayacaklarını ifade ederek, işbirliği talebimizi olumlu karşılamıştı. Alevi STK’larından en önde gelen iki tanesinden biri, Kürtlerle Alevileri bir arada ele almasından dolayı projeyi doğru bulmadı. Diğeri ise dernek tabanının Mazlum-Der ile bir araya gelmeyi kabul etmeyeceğini öne sürerek ile talebimize olumsuz döndü. Gerekçe ise Mazlum-Der’in 2 Temmuz sonrası tavrına yönelik eleştirileri idi. Üstelik, Mazlum-Der’in ilerleyen yıllarda bu tavrını değiştirmiş olduğunu, hatta yaşananları bir katliam olarak değerlendirip kınamış olmalarını teslim ediyorlardı, ama  bu dönüşüm geçmiş performansın izini silememişti. Hattı zatında, Mazlum-Der’in kendisinin ve/veya yönetimlerinin değişmiş olabileceği de değerlendirme kapsamında değildi. Bu örnek çok rahat çoğaltabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Travmatik toplumsal olayların, katliamların anmalarındaki temel hedeflerden biri toplumsal hafızayı güncelleştirmek ve vicdan muhasebelerini güçlendirerek, süregelen sorunların çözümüne katkı sağlamak. Böyle olunca da geçmişte iyi bir tutum sergilememiş olan kişi veya çevrelerin bugün olumlu bir tavır sergilemelerini takdirle karşılamalı, tepkiyle değil. Aksi çözümü değil, çözümsüzlüğü güçlendiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son bir notum da şu: Alevilere yönelik saldırı ve katliamların konuşulduğu yer ve zamanlarda, bu olayları ortaya çıkaran ve bugün de aslında belli ölçülerde güncel olan nefret ikliminin konuşulması, anlaşılması ve geriletilmesi bir hedef olmalı. Örneğin bir araştırmacı olarak 2 Temmuz mağdurlarının ve ailelerinin yanısıra, orada olan, aktif ya da pasif, önde ya da geride, bilinçli ya da bilinçsizce bu suça iştirak edenlerle ya da vicdanları bu meseleden yara almamış olanlarla görüşebilmek, bugünkü duruşlarını görmek ve meselenin kapsamlı bir sosyolojik analizini yapabilmek isterdim. Maalesef bu tür girişimler kabul görülmüyor ve farklı taraflardan tepki çekmeye de çok açık. Ben buna rağmen fırsatım olursa ve kolektif bir çalışma imkanı doğarsa, böyle bir çaba içerisinde yer almak isterim elbette. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/12/2-temmuz-kinamalari-ve-amalari-fakatlari/">2 Temmuz Kınamaları Ve Amaları, Fakatları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alevilerin İletişimi, İletişimin Alevileri</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/01/alevilerin-iletisimi-iletisimin-alevileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Tol]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 08:07:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Ayrımcılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40194</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin son zamanlara kadar en fazla kendi içine kapalı kalmış kesimlerinden biri olan Aleviler, kaçınılmaz olarak, dış dünya ile iletişimlerinde, hatta öncelikle kendi içlerindeki iletişimlerinde henüz yolun başında olmanın zorluklarını yaşıyor. Gerek iletişim araçlarının kullanımında, gerek iletişim yaklaşımlarında, gerekse iletişim dillerinde kat edilmesi gereken çok yol olduğu görünüyor. Üstelik bu  ihtiyacın önemli olduğunu kabul eden Alevi çevreleri sınırlı. Özellikle dışarıya karşı güvensizlik ve temas etmeyi tercih etmeme motivasyonu, dış dünyayla iletişimin önündeki ilk engellerden biri. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/01/alevilerin-iletisimi-iletisimin-alevileri/">Alevilerin İletişimi, İletişimin Alevileri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Aleviler 2000’li yıllarda artan oranlarda, toplumda daha görünür, daha bilinir ve daha tanınır hale geldiler. Bunun nedenlerine aşağıda yer vereceğim. Ancak Alevilerin hem görünürlükleri, hem de bilinirlikleri hem hala yüksek düzeylerde sayılmaz, hem de bilinseler de yeterince tanındıklarını söylemek de zor. Öte yandan Aleviler yeterince tanınmıyor olsa da seveni de sevmeyeni de çok. Tanınmayan bir yapının veya kimliğin toplumdaki algısında beğeni, sempati ya da antipatinin oluşması kuşkusuz önyargıların, tarihsel anlatıların, ayrımcılıkların ve kimileri için de bunlara tepkilerin sonucu. Velhasıl, Alevilik toplumda iyi tanınmazken, Aleviler hakkında bir yanda sempati duyan diğer yanda antipati duyan geniş kesimler var. Her ikisi de niyetli ya da niyetsiz, Aleviler üzerindeki ayrımcılığı besliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kimilerine göre iletişim çağında olduğumuz zamanımızda, bu tanımadan sevme ya da sevmeme halinin, yaygın olmasının, bir yanda Alevilerin kendi toplumlarının dışarısı ile iletişimindeki zaaflar ile, diğer yanda da dışarıda iletişimi yapılan Aleviliğin ya aşırı bir güzellemeye ya da ayrımcılığa varacak düzeylerde ötekileştirmeye dayanması ile önemli bağıntıları olduğunu düşünüyorum. Örneğin Alevilerin temsili, kapsayıcı söylemlerde, “Aleviler güzel insanlardır”, “bu toplumun değeridir”, “Aleviler, iyidir, candır” şeklinde olabiliyor. Bu tepkiler Alevilere yönelik ayrımcı bir dil kullanımı, bir aşağılama ya da hakaret gündeme geldiğinde daha da yoğunlaşıyor. Yine böyle bir gelişme yaşandığı bir sefer, sosyal medyada bir paylaşım dikkatimi çekmişti. Bir Alevi genç, “yeter ya, ben iyi olmak istemiyorum, benim de iyi olmama hakkım olsun istiyorum” şeklindeki tepkisi ile bu güzellemelerdeki örtük ayrımcılığı açık etmişti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sadece Aleviler hakkında konuşanlar yapmıyor bu güzellemeleri. Aleviler de kendini topluma tanıtmaya ve kabullendirmeye çalışırken benzer davranabiliyor. Bu, ya hakaret ile ya da güzelleme ile gündeme gelme hali, Alevilerin toplum algısında normalleşmesini zorlaştırıyor. Alevilerin bu şekilde değil, ya kültürlerini ve/veya inançlarını tanıtırken ya da hak talepleriyle ve bu taleplerinin meşruiyeti ile gündeme gelmeyi başarması gerekiyor. Güzelleme odaklı iletişim, Alevileri zaten kendilerine sempati besleyenlerin haricindeki kesimlere erişim olanağı da sınırlandırıyor. Ayrıca Alevileri iyi olma haline sıkıştırıyor ve “ancak iyi ve güzel olursan var olabilirsin” sınırına getiriyor. Bu güzelleme iletişiminin bir versiyonunda da toplumun genelinde hakim olan kimi eleştirilebilecek özelliklerden Alevilerin azade olduğu vurgusunu öne çıkarma olabiliyor. Örneğin çok yaygın olarak Alevi güzellemeleri paketinde, Alevilerde kadınların özgür ve rahat olduğu iddiasını, son yıllarda, nihayet Alevilerin içinden gelen toplumsal cinsiyet duyarlı Alevi kadınların yükselen seslerinin de sayesinde, sorgulayabilir hale gelmiş olmak sevindirici. Bundan çok değil 5-10 yıl öncesine kadar, “Alevi kadınların da toplumun diğer kadınlarına benzer sorunları var, Alevi kurumlarında da kadınlara yönelik ayrımcılıklar var” diyecek olsanız büyük tepki alabilirdiniz, şimdi de çok değişmemiştir belki ama hiç değilse bunu dile getirirseniz bu ilk kez duydukları bir argüman olmayacak. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alevilerin iletişim performanslarına dair daha çok şey söylenebilir. İletişimdeki Alevilik peki nasıl diye soracak olursak, ilk yanıtımız bir boşluk olurdu sanırım. Gerekmedikçe, zorunda kalmadıkça tüm iletişim araçları Aleviliği konu etmiyor, hatta göründüğü yerler de Aleviliği ya görünmez kılıyor ya da örtük temsiller tercih ediyor. Yıllardır sayısız Alevi gencin katıldığı ve Alevi deyişleri dillendirdiği TV’lerdeki ses yarışmalarında dahi Alevilikle ya da Alevilerle ilgili hiç bir cümlenin kurulmamış olması buna iyi bir örnek olur sanırım. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aleviliğin görünürlüğünün ve tanınırlığının seyrinin, 90’lı yılları örgütlenme yılları olarak geçiren Alevilerin dışa daha fazla açıldıkları 2000’li yıllarda deneyimledikleri şu gelişmelere bağlamak mümkün:  </span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Kentlerdeki cemevlerinin sayılarındaki artış,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">kamuoyunda başta, cemevlerinin ibadethane statüsünün tanınması, din derslerinin zorunluk olmaktan çıkarılması, Aleviliğin genel olarak tanınması ve ders kitapları başta olmak üzere, Aleviler hakkındaki ayrımcı söylemle mücadele gibi talepler olmak üzere, taleplerinin duyulmaya başlanması, </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">sonuç alınmış olsun olmasın iktidarın Alevi Açılımı girişimleri ve bu girişimlerin Alevi toplumunda ve kurumlarında Alevilik ve Alevilerin talepleri üzerine varolan tartışmaları ivmelendirmesi,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">başta AİHM’de elde edilen kazanımlar olmak üzere, yukarıda sayılan taleplerle ilgili ilerlemelerin kat edilmesi,</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">kentleşme etkisiyle, kapalı bir toplum olmaktan çıkmaya başlaması ve Alevi mahallelerinin dahi daha fazla karma mahallelere dönüşmesi.</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu sebeplerle Aleviler toplumda daha fazla görünür hale geldiler. Bu görünürlük bilinirliği de artırdı. 20-30 yıl öncesine göre daha fazla kişi bugün Alevilerin en azından var olduğunu biliyor. Öte yandan bu ilerlemeye karşın, görünürlüğün ve bilinirliğin, henüz bir tanınırlık ve tanınma getirmediğini tekrar edelim. Ayrıca, bahsettiğimiz kendi doğal ve mecburi görünürlüklerinin haricinde bir görünürlüğe de hala çok rastlıyor sayılmayız. Örneğin tek tük denemeler dışında Alevileri kısmi de olsa konu eden TV dizilerine fazla rastlamıyoruz. Ya da dizi ve sinemalarda toplumun doğallığında karşımıza çıkan bir kesimi olarak belirmiyor. Aleviler ve Alevilik hakkında fikir sahibi bir yabancı bir araştırmacı, sadece popüler kültür ürünleri üzerine bir inceleme yapacak olsa Türkiye’de, Alevilerin var olduğuna zorlukla, ancak derin bir sembolizm okuması yapabilirse ancak kanaat getirebilirdi sanırım. Gizlenme geni çok güçlü olan Aleviler, popüler medyaya kültürel olarak sızmayı da başarabiliyor. Örneğin popüler ses yarışmalarına yoğun katılım gösteren Alevi gençleri, Alevi olduklarını ya da Alevi kültüründen kaynaklı müziğe ilgileri olduğunu dile getirmek istedikleri halde bunu yapmayıp, “bizim kültürümüzde türkülerin, deyişlerin önemli bir yeri vardır” gibi sözler ile “anladınız siz onu” diyerek ve seçtikleri türkülerle kimliklerini ifşa ediyor. Daha ilginç bir başka örnek, bildiğim kadarıyla iletişim fakültelerinde de bir konu olabilmiş değil henüz Aleviler ama deyişler ve ozanlar üzerine çalışmalar mevcut. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toparlayacak olursam, Alevilerin dış dünyayla iletişiminde sorunlu olan ve Alevi yapılarınca tartışılmasını gerekli gördüğüm başlıklar ve bu konularda kanımca yapılabilecek olan şeylerin bazıları şunlar:</span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">İlkin, bahsettiğim üzere, dış dünyayla iletişimde hakim ton Alevilik güzellemesi. Böyle olunca da dışarıya değil de içeriye seslenen bir tarz öne çıkıyor. Aleviler dışarıya seslenirken, özellikle de kültürlerini tanıtırken bu güzelleme tutkusunun en azından dozunu düşürmeli ve kendilerini duyacak olanların anlam dünyalarına seslenebilmenin yollarını bulmalı. Bir başka deyişle kendi diliyle konuşsa da diğer kesimlere de seslenebilmeli. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Hak taleplerini ya da uğradıkları ayrımcılıkları anlatırken, güzelleme söylemini tamamen kenara bırakmalı, hak taleplerini meşruluğunu öne çıkarmalı. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Aleviler haklı olarak iletişimlerinde tarihsel vakalara ve çektikleri acılara ağırlık veriyor. Bu vakaların ve acıların toplumsal hafızada yer bulması önemli. Örneğin  2 Temmuz’un hep hatırlatılması, vicdani olarak toplumda daha yaygın olarak cezalandırılması için gündeme getirilmesi, tartışılması önemli. Bu tür anmaları, hafızayı diri tutma, tüm katliam ve saldırıların kamu vicdanında gayrimeşruiyetini kuvvetlendirmeye yönelik çabalar olarak görerek, iç etkinliklerin ve protesto eylemlerinin ötesine taşımak daha etkili olabilir. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Öte yandan Alevilerin her kendilerinden bahsettiklerinde ya da her konu olduklarında tarihsel acılarına, çektiklerine ağırlık vermesi de yine iletişimi sınırlandıran bir unsur. Örneğin Aleviler bu acıları çekmemiş olsalardı dahi Cemevleri ya da din dersinin zorunlu olmaması talepleri meşru talepler olurdu. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Aleviler kendi içine fazla kapalılar. Dışa döndüğünde de sadece toplumun kendine en yakın kesimleri ile iletişim kuruyorlar. Uzak kesimlerle iletişime girmeyi tercih etmedikleri gibi bu tür iletişim çabalarını da olumsuz, hatta şiddetli tepkilerle karşılıyorlar. Bu güzellemesini yaptıkları Alevi kültürüne uygun bir tutum değil. Alevilerin iddia ettikleri gibi barışçıl yanlarını öne çıkarmaları ve her kesim ile iletişim kurmayı başarabilmeleri önemli. Karşı tarafın önyargıları, tutumları ya da tarihsel olarak Alevilere yanlışları olan kimlikleri sahipleniyor olmaları dahi iletişime engel olmamalı.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Sadece kendi medyalarında değil, öncelikle yakın ama kimi zaman da uzak medyalarda da yer bulmayı hedeflemeli. Şu anda Alevi medyalarını sadece Aleviler takip ediyor. İç iletişim açısından bunun önemi büyük. Ama hem kültürlerini hem de hak taleplerini tanıtma bir hedef olacaksa bunun kapalı devre medya performansı ile olması pek mümkün değil. Hem geleneksel hem de yeni medya araçları dışarıya dönük olarak daha etkin kullanılmalı. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Alevi sözcüler ağırlıkla orta yaş ya da yaşlı erkeklerden oluşuyor. Hem kadın hem de genç Alevi sözcüleri önünü açmaya ihtiyaç var. Tabi bunun için Alevi kurumlarının her açıdan kendini gözden geçirmesi gerekir. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Popüler kültür mecralarında Alevilerin Alevi olarak yer bulması önemli, artık daha az gizlenen bir Alevilik kültürüne ihtiyaç var. Bu bir kampanyaya dönüştürülebilir. Dizi senaristlerinden gazetecilere bir çok kanaat önderi buna öncülük yapabilir. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Alevilik kimliğinin vurgulanması ya da belirtilmesi, Aleviler tarafından kimi zaman bir ifşa, çoğu zamanda bir fişleme olarak nitelendirilebiliyor. Örneğin sosyolojik bir araştırmada bir Alevi’ye Alevi kökenli olup olmadığını soracak olsak, genellikle büyük tepki alırız. Ya da bir Alevi sanatçıya benzer bir soru sorulsa, “ne alakası var hepimiz insanız” cevabı verilir. Kuşkusuz bu reflekslerde tarihsel ayrımcılık birikiminin etkileri var. Ama bu ayrımcılıklarla mücadele etmenin bir yolu Aleviliği normalleştirmek, bunun içinde Alevi kimliğinin ifşa olmasından çekinmemek. Ayrıca bir araştırmacı olarak, Alevilikle ilgili daha fazla soru sorabilmenin ve yanıt alabilmenin, Alevilerin temsilini güçlendireceğini düşünüyorum. Devlet eliyle yapılmadıkça (ki amacına göre o dahi belli ölçüler de kabul edilebilmeli) Aleviler, araştırmalarda Alevilik üzerine sorular sorulmasını olumlu karşılamalı. </span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak neden Alevilerin iletişimi konusunu önemli bulduğumu not ederek bitireyim. Aleviler asimilasyon kaygısının itkisi ile kapanma refleksi ile hareket ediyor. Toplum Alevileri ve taleplerini ya bilmiyor, tanımıyor ya da bir kalıba sokarak karşılıyor. Hal böyle olunca da Alevilere yönelik ayrımcılıklar bitmiyor, biçim değiştirse de yaygın bir şekilde devam ediyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Elbette, Alevilerin hakim kültürlerin içinde erime, yani asimile olma kaygısı haksız bir kaygı değil, ama dışarı ile temas etmeyen, iletişim kurmayan bir Aleviliğin, toplumda Alevilerin tanınmasını, normalleşmesini ve hak taleplerinin kabullenilmesini sağlama şansı zor görünüyor. Temas ve iletişim teslim olma olarak görülmemeli. Daha özgüvenli, kadın ve gençlerin de öne çıkabildiği bir Alevi iletişiminin Alevilerin toplumdaki temsillerini etkinleştireceğine inanıyorum.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/01/alevilerin-iletisimi-iletisimin-alevileri/">Alevilerin İletişimi, İletişimin Alevileri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genç Alevi Dedesi Hüseyin Ağa Yılmaz: ‘Dedeler Kendini Geliştirmeli’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/28/genc-alevi-dedesi-huseyin-aga-yilmaz-dedeler-kendini-gelistirmeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seda Baştuğ Dilli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Jun 2019 09:35:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[alevi dedesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Ağa Yılmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40122</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gençlerin Alevilik yol ve ritüellerinden uzak kalması nedeniyle inançlarından uzaklaştığını söyleyen Alevi dedesi Hüseyin Ağa Yılmaz, “Eğitim ailede başlar.  Bunun yanı sıra dedelerimiz de gençler karşısında eksiktir. Dedelerimiz ve cem evleri kendini geliştirebilir. Dedelerimiz daha çok okuyup araştırabilir” diyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/28/genc-alevi-dedesi-huseyin-aga-yilmaz-dedeler-kendini-gelistirmeli/">Genç Alevi Dedesi Hüseyin Ağa Yılmaz: ‘Dedeler Kendini Geliştirmeli’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Alevilerin toplumsal hayatta pek çok sorunu, konuşması gereken konusu var. Gençlerin Alevi inancı ve kültürüyle ilişkisi ise Alevi toplumunun önemli konularından. Bu konuda daha önce Üniversiteli Alevi Gençler Derneği İstanbul temsilcisi Ada Çiçek Aksoy ile <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/25/genclerin-alevi-kulturunu-yasatmak-icin-destege-ihtiyaci-var/" target="_blank" rel="noopener">bir röportaj</a> gerçekleştirmiştik. Bugünkü röportajımız ise bir dede ile. Hüseyin Ağa Yılmaz, Alevi toplumunun genç dedelerinden. Kendisiyle dedeleri, gençlerin dedelerle ilişkisini ve Alevi gençlerin Alevilikle ilişkisini konuştuk. </span></p>
<p><b>Dedelik kurumunu hiç bilmeyenler için tanımlayabilir misiniz? Dedeliğin temsil ettiği misyonu anlatabilir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-40124 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/hüseyin-ağa-yılmaz2.jpg" alt="" width="284" height="284" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/hüseyin-ağa-yılmaz2.jpg 537w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/hüseyin-ağa-yılmaz2-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 284px) 100vw, 284px" />Dede, hiç bilmeyen bir insan için Alevi inancında yol yürüten önderdir. Eline, beline, diline, eşine, aşına, işine sahip olma yolunu gösterir. Güzel ahlak sahibi olmayı, doğruluktan, hakikatten, mazlumdan yana olma yolunu gösterir. Dede, 4 kapı 40 makam yoluyla, insan-ı kâmil mertebesine ulaşmak için yol gösterendir. Misyonu, cem ibadeti yürütmek, ibadetteki kuralları öğretmektir. Yol taliplerine önderlik etmektir. Onlara yol ve erkan içindeki kuralları öğretmektir. İnsan sevgisiyle 72 millete bir nazarda bakmayı aşılamaktır. Hak Muhammed Ali yolunda, yol ehli olmaya sevk etmektir.</span></p>
<p><b>Bazı dedelerin gençlerin inançlarına ilgisiz olduklarına yönelik eleştirileri var. Katılıyor musunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu konuda gördüğüm, tespit ettiğim izlenimler var. Günümüzde gençlerimiz, ne yazık ki Alevilik yol ve ritüellerinden uzak kalması sebebiyle inançtan uzaklaşmıştır. Cem evlerimiz gençlere yönelik çalışmalarında zayıf kalmış, gençleri sadece cem ve cenaze ile cem evlerine çekmeye çalışmıştır. Fakat gençler çağımızda internetten her bilgiye ulaşıyor. Dedelerimiz de maalesef bu konularda çok eksik kalmıştır.</span></p>
<p><b>‘Eğitim Ailede Başlar’</b></p>
<p><b>Dedelerin kırsaldaki pozisyonunu kentte devam ettiremediği ifade ediliyor. Buna katılıyor musunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Katılmıyorum. Az önce de açıkladığım gibi, gençlerimiz maalesef küçük yaştan eğitilmediği, ailede inancın ilk ışığını almadığı, öğretilmediği için inançtan uzak kalmıştır. Unutmamak gerek, eğitim ailede başlar.  Bunun yanı sıra dedelerimiz de gençler karşısında eksiktir. Kulaktan dolma bilgilerle cem evlerimizde anlatım yapılmaktadır. Gençler baş tacıdır. Gençlere bu konuda suç bulamıyorum. Geç kalmış da değiliz. Dedelerimiz ve cem evleri kendini geliştirebilir. Dedelerimiz daha çok okuyup araştırabilir.</span></p>
<p><b>Dedelerin kırsaldaki pozisyonunu kentte devam ettiremediği ifade ediliyor. Buna katılıyor musunuz? Neden?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-40125 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/semah1-640x360.jpg" alt="" width="377" height="212" />Katılıyorum. Çünkü aileler kente göçtüğünde gerek ekonomik sıkıntılar, gerekse ülkedeki sorunlardan dolayı ibadetlerini yapamamış, dedelik kurumundan, yoldan uzak kalmıştır. Bunlara birçok sebep olabilir. Daha sonrasında da yeni gelen neslin ailelerinden görmedikleri için büyükleri gibi gitmeleri, dedelerin de şehirde talip kitlesini boş bırakmaları, bunlara sebeptir. </span></p>
<p><b>Kentte Kırsaldaki Saf Alevi İnancına Sahip Çıkılamadı</b></p>
<p><b>Kırsaldaki dedelik ile kentteki dedeliğin farkları günlük hayatta nedir? Anlatabilir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kırsaldaki Alevilikte, herkes aynı köyde olduğu için herkesin saf, temiz, etkileşime uğramamış bir inancı vardı. Fakat şehirlere göçte, kentleşmede bu yok oldu. Komşu inançlardan etkileşimler, buna çok müdahil oldu. Şu anda dahi Muharrem ayımız, bazı cem evlerinde birer Ramazan’a, cemlerimiz de birer namaza dönüştü. Talip dedeyi, dede talibi tanımaz hale geldi. Ve maalesef kentlerde kurulan cem evleri de bu saf, temiz Alevi inancına sahip çıkamadı.</span></p>
<p><b>Dedelerin Alevi gençlerin kültürüne ve inancına olan ilgisini artırmasına yönelik olarak yapabilecekleri nelerdir?    </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle dedeler gençleri anlamaya, onların anladığı dili çözmeye çalışmalı ve anlayışlı olmalıdır. Dedeler eski kulaktan dolma bilgileri bir kenara bırakıp daha çok okuma ve araştırma yoluna gitmelidir. İmam Ali’nin dediği gibi, çocuklarınızı kendi yetiştiğiniz zamanın şartlarına göre değil, onların yaşayacağı zamanın şartlarına göre yetiştirin. Yine Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaşi Veli’nin dediği gibi, ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. O yüzden dedelerimiz gençleri anlamak için zamanın şartlarına uymalı, ilim yolunu takip etmelidir.</span></p>
<p><b>Sizin hayatınız içerisinde, dedelik nasıl gelişti? Çocukluğunuzdan bu yana bir dede olarak deneyimlerinizi ve düşüncelerinizi anlatabilir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocukluğumdan beri yoluma, inancıma çok bağlıyım. Her zaman dedelerin yanında oturup onları dinlemiş, muhabbetlerde bulunmuş ve sorular sormuşumdur. Çalınan telli Kuran’ın benim hafızamda her zaman bir etkisi ve o telli Kuran’da çalınan deyiş duvazların ruhumda hep bir kalıcı etkisi olmuş, bu yolla onları hep anlamaya çalışmışımdır. Daha sonra kirvem Ali Doğan dedeyle tanışmamla beraber, yolumuzla ilgili muhabbet yapmamız ve muhabbetlere katılmamız, yolumuzu okuyup anlayıp araştırmamız, benim için çok büyük bir katkı olmuştur. Canlı Kuran dediğimiz, büyüklerimizle sohbetlerimiz ve kirvemle çeşitli cem evlerinde muhabbet cemleri yapmamız, açıkçası kirvemle tanışmam da bu yola girmeme ve bu yola hizmet etmeme en büyük ışık olmuştur. Ona buradan saygı, sevgi ve hürmetle aşk-ı muhabbetlerimi sunuyorum. Daha sonra Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli Dergâhı Serçeşme Postnişinimiz Veliyettin Hürrem Ulusoy’la tanışmam ve ondan feyizler almam da bu yola büyük hizmetler etmeme katkı sağlamıştır.</span></p>
<p><b>‘Gençler Çekinmeden Her Şeyi Sormalı’</b></p>
<p><b>Sizin gençlere yönelik bir eleştiriniz ya da çağrınız var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eleştirim yok. Fakat gençlerimize Alevi yolundan, erkânından ayrılmamalarını, bu konuda her zaman okuyup araştırmalar yapmalarını, dedelere sorular sormalarını, cem evlerinde dedelerden çekinmeden, merak ettikleri her türlü konuyu saygı ve sevgi çerçevesinde sormalarını tavsiye ediyorum. Geleceğimiz gençlerimizdir. Bu yolu gelecekte yürütecek, sürdürecek olan onlardır. Gençliği olmayan bir toplumun geleceği olmaz.</span></p>
<p><b>Alevi sekülerleşmesi diye bir kavram var. Toplumun genelinde olduğu gibi, Alevilerde de böyle bir durum olduğu belirtiliyor. Siz buna nasıl bakıyorsunuz? Alevi gençlerin neredeyse tamamı, Alevi olduğunu söylüyor. Fakat inanç boyutunda değil, kimlik boyutunda bir Alevilikten söz ediliyor. Buna katılıyor musunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kesinlikle katılıyorum. Gün geçtikçe Aleviliğin inancı değil, sadece adı kalıyor. Toplumumuz gittikçe yolundan, erkânından uzaklaşmakla beraber, başka inançlara meylediyor.  Gençler konusunda da kesinlikle katılıyorum. Öncelikle ailelerde bir eğitim-öğretim olmadığı için gençlerimiz de maalesef inancını tanımıyor. Sadece Aleviyim, demekle yetiniyor. Fakat bu tanımamazlık, bir boşluk hissi yaratıyor ve bu boşlukta da Aleviliği komşu inançlarda arar hale geliyorlar. Bu arayış da zamanla gençlerimizin Şiileşmesi, Sünnileşmesi, ailelerinden dahi uzaklaşmasına sebep oluyor. Bu bağlamda, öncelikle aileler çocuklarına, gençlerimize sahip çıkmalı ve eğitimin küçük yaşta başladığını, bir çocuk 15 yaşını geçtiğinde ona artık bir şey veremeyeceğini, öğretemeyeceğini iyi anlamalıdır.</span></p>
<p><b>‘Alevi Anne Babadan Doğmak Kişiyi Alevi Yapmaz’</b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40126 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/hüseyin-ağa-yılmaz3-640x853.jpg" alt="" width="304" height="405" />Alevi kültürünü yaymak ve yaşatmak adına hem gençlere, hem dedelere, hem de toplumun tüm kesimlerine söylemek istedikleriniz nelerdir?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alevilik bir kültür değildir. Alevilik bir inançtır. Bunu da ancak yaşayarak ve yola ikrar vererek öğrenirsiniz. Alevi anne babadan doğmak, bir kişiyi Alevi yapmaz. Alevi olabilmek için yola ikrar vermek gerekir. Öncelikle burada dedeleri ve aileleri ele alalım. Çünkü en büyük görev onlara düşüyor. Ailelerin yapması gerekenler, çocuklara ve gençlere inanç boyutunda daha çok önem vermek, eğitici, öğretici olmak. Bir aile inançtan uzak kalırsa, o ailedeki çocuk da uzak kalır. Çünkü eğitim ailede başlar. Örneğin çocuk yaştayken bir Hak Muhammed Ali üçlemesini öğretmek, sabah erken kalkıp on iki imamı zikrederek dua etmek, Muharem ayında İmam Hüseyin’i ve davasını anmak, lokma kokusunu o çocuğa hissettirmek ve bunları dili döndüğünce anlatmak, gençlik çağına geldiğinde o çocuğa çok önemli bir ışık olacaktır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dedeler konusunda ise, dedelerimiz daha çok okumalı, araştırmalı, kendisini geliştirmeli, internet çağına uymalı, kulaktan dolma bilgilerle gitmemeli, ilim nerede ise, onu takip etmelidir.  Gençlerin diline hitap etmelidir. Bunun yanı sıra cemlerimizde muhabbetler unutuldu. Muhabbetlerden uzaklaşıldı. Sadece perşembeden perşembeye deyiş söyleyip gülbank okumak haline geldi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yüzden de insanlarımız, toplumumuz cemlerden uzaklaştı. Dedelerimiz cemlerde muhabbetlere daha çok eğilim vermelidir.  Ceme gelen canlara, çekinmeden merak ettikleri her şeyi sordurmalı, gençlere yönelik çalışmalar yapmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplumun tüm kesimine söylemek istediğim; sevgili canlar hak ve hakikat yolundan ayrılmayın, ayrıştırıcı değil birleştirici olmaya gayret edin. Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş-i Veli’nin dediği gibi: Bir olalım, iri olalım ve diri olalım.</span></p>
<p><b>‘Yolumuz Giderek Erkekleşiyor’</b></p>
<p><b>Sizin söylemek, eklemek istediğiniz bir şey var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yolumuzda, günümüze baktığımızda ana bacılar konusunda büyük bir eksiklik vardır. Maalesef yolumuz giderek erkekleşmeye başlamıştır. Dedelerimiz ve toplumumuz da buna seyirci kalmaktadır. Cemin, muhabbetin yürütülmesi için mutlaka dedenin yanında ana bacı oturmasının, cemi birlikte yürütmelerinin toplumda daha birleştirici olacağına ve bu yolun kuşaklara aktarılmasında önemli bir rol oynayacağına eminim.  Bu yolda Fatıma Ana’yı, Zeynep Anayı, Kadıncık Ana’yı iyi anlamak gerekir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu konularda yine Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş-i Veli’nin şu sözlerine kulak verelim: </span></p>
<p><b>Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde,</b></p>
<p><b>Hakkın yarattığı her şey yerli yerinde,</b></p>
<p><b>Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yoktur,</b></p>
<p><b>Eksiklik noksanlık senin görüşlerinde.</b></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/28/genc-alevi-dedesi-huseyin-aga-yilmaz-dedeler-kendini-gelistirmeli/">Genç Alevi Dedesi Hüseyin Ağa Yılmaz: ‘Dedeler Kendini Geliştirmeli’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlk Zazaca Ders Kitabı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/27/ilk-zazaca-ders-kitabi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Solgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Jun 2019 07:18:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Bingöl]]></category>
		<category><![CDATA[elazığ]]></category>
		<category><![CDATA[Hıdır Eren]]></category>
		<category><![CDATA[Zazaca]]></category>
		<category><![CDATA[Zazaca Ders Kitabı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40109</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde Fam Yayınları tarafından yayınlanan “Zazaca Ders Kitabı” kendi alanında bir ilk. Hıdır Eren tarafından hazırlanan kitap MEB bünyesindeki “Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü Yabancı Diller ve Yaşayan Diller 2016 Modüler Programı”na uygun. Hıdır Eren ile kitabı ve Zazaca üzerine konuştuk…</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/27/ilk-zazaca-ders-kitabi/">İlk Zazaca Ders Kitabı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Zazaca üzerine daha önce yayınlanmış bir çalışmanız var mı? Bu, “ders kitabı” olarak yayınlanmış ilk kitap mı?</b></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40111 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/ZazacaDersKit-640x913.jpg" alt="" width="296" height="422" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yazdığım ikinci ders kitabı. Birincisi STK’larda düzenlenen Zazaca kurslara yönelik 2010’dan beri biriktirdiğim Zazaca ders notlarımdan oluşan ve 2015’te yayınlanan Dersê Zazaki adlı kitap. İkincisi ise bu kitap. Kitabın oluşturulmasında Zazaca’nın kuzey diyalekti esas alındı. Sebebi de benim o diyalektin mensubu olmam ve hakimiyetimdi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2016 Şubat ayında Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü Modüler Programı’na “Anadolu’da yaşayan Diller” adı altında Zazaca da eklendi. Kitabı tamamen modüler programa konulan Zazaca A1 seviyesi içeriğine uygun olarak hazırladım (amaçlar, hedefler, konular, kazanımlar vb.). </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kitap, Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğünce henüz onaylanmış değil. Zaten ders kitapları Talim Terbiye’nin kurduğu komisyonca onaylanıyor. Yılda bir defa genellikle Temmuz ayı içerisinde bu komisyon toplanır. Bu kitap alanında tek olduğu için komisyona alternatifsiz katılmış oluyor. Hazırladığım kitap, kendi alanında bir ilk.</span></p>
<p><b>Hedef kitleniz kimler? Umduğunuz ilgiyle karşılandı mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kitabın 14 yaş ve üzeri bir hedef kitlesi var. A1 seviyesinde olduğundan Zazaca’yı bilmeyip öğrenmek isteyenlere yönelik hazırlandı. Bildiğiniz gibi 14 yaş ve üzeri 10 kişi başvurduğunda Halk Eğitim Müdürlüklerinin talep doğrultusunda dil kursu açma zorunluluğu var. Ancak Zazaca söz konusu olduğunda elde bir ders materyali yok. İşte bu kitap, bu ihtiyaca yönelik. Alanında bir ilk. Bana gelen dönüşler oldukça olumlu, umut verici.  </span></p>
<p><b>UNESCO, 2009 yılında yayınladığı bir raporda Türkiye&#8217;de konuşulan 15 dilin yok olmaya yüz tuttuğu bilgisine yer verdi. Bunlardan biri de Zazaca. Türkiye&#8217;de çok sayıda Zaza yaşadığı biliniyor ama dilleri yok olmaya yüz tutmuş. Neden?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir dilin yok olmaya yüz tutması, bir başka deyişle &#8220;kırılgan&#8221; diller arasında yer almasının tabii ki nedenleri var. İlk elde şunları söyleyebilirim: </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">*Merkezi hükümetin yerel dillere yönelik asimilasyoncu politikası, </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">*Dilin yasaklanması, Dilin horlanması, küçümsenmesi, dahası böyle bir dilin olmadığı propagandasının her alanda yaygınlaştırılması ve belirli bir program çerçevesinde bu propagandanın sürdürülmesi, </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">*Bu duruma bağlı olarak söz konusu dilin müdavimlerinin kendi dillerinin yasaklanması, kamusal alanlarda kullanılmaması, eğitim kurumlarında yer verilmeyişi gibi nedenlerle kendi dillerini konuşmaktan uzaklaşmaları, </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">*Pazarda resmi dilin halim kılınmasıyla bu alanda da dillerin çekilmesi (ki ben sosyolojide okurken “İstanbul’da cumhuriyetin ilk yıllarında kimler en çok nelerden dolayı soruşturma geçirmişler” araştırmamızda  gördük ki daha çok seyyar satıcılar soruşturma geçirmiş. Nedeni, “vatandaş Türkçe konuş” yasasına muhalefet etmek. Bu insanlar meyve-sebze adlarını Türkçe olmayan dillerde mahalle aralarında bağırarak yasaya muhalefet etmişlerdi.) </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">*Söz konusu dilin müdavimlerinin çocukları ve torunları tarafından  asimile (dede ve ninelerin) edilmeye başlamaları ve giderek söz konusu dilin mensuplarının ev içinde de kendi dillerini konuşamaz duruma gelmeleri… Dahası kendi dillerini konuşmaktan utanır olmaları…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu saydığım hususlar Zazaca açısından da geçerli ve ortaya çıkan sonuç, UNESCO raporuna konu olduğu üzere dilimizin yok olma tehlikesi altında olması&#8230;</span></p>
<p><b>Zazaca konuşan bölgeler (Dersim, Bingöl, Diyarbakır, Elazığ) açısından kıyaslama yaptığınızda farklılıkla gözlemliyor musunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet. Alevi Zazaların yaşadığı bölgeler ile Sünni Zazaların yaşadığı bölgeleri kıyasladığımızda sol kültürün yol açtığı bir farklılık görüyoruz. Açıkçası, sol kültürün Zazaca&#8217;nın yok oluşunda görmezden gelinemeyecek bir etkisi var. Çünkü sol, bugüne değin dil ve kültüre yönelik özgün çalışmaları &#8220;mikro milliyetçilik&#8221; olarak yaftaladı, bu bakış açısıyla ele aldı. Küçümsedi. Yargılayıcı tutumlar takındı. Bu arada sol jargonun da Türkçe olduğunu hatırlatayım. Solun bu yaklaşımı, genellikle sola açık duran Alevi Zazaların yaşadığı bölgelerde Zazacanın hızla konuşulamaz hale gelmesinde etken olmuştur. Bugün itibarıyla Bingöl ve Tunceli il milli eğitim müdürlükleri bünyesinde ortaokullarda Zazaca seçmeli ders alan öğrencilerin sayısı karşılaştırıldığında bu durum daha net bir şekilde karşımıza çıkıyor. Tunceli&#8217;de Zazaca seçmeli ders alan öğrencilerin sayısı 135, Bingöl&#8217;de ise bu sayı 2648&#8230;</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/27/ilk-zazaca-ders-kitabi/">İlk Zazaca Ders Kitabı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerin Alevi Kültürünü Yaşatmak İçin Desteğe İhtiyacı Var</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/25/genclerin-alevi-kulturunu-yasatmak-icin-destege-ihtiyaci-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seda Baştuğ Dilli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Jun 2019 07:46:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Üniversiteli Alevi Gençler Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Ada Çiçek Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi gençler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39903</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aleviliğin daha açık konuşulup tartışılmaya ihtiyaç duyduğunu söyleyen Üniversiteli Alevi Gençler Derneği İstanbul temsilcisi Ada Çiçek Aksoy, “Alevi kültürünün yaşatılmasına yönelik çalışmaların hem inançla, hem kültürle, hem zanaatla yapılması gerekiyor. Madımak: Carina’nın Günlüğü filmi çekildi. Aleviler tarafından eleştirildi. Alevi kültürü araştırılarak yapılmış çalışmalar değildi. Özellikle bizim sinema, televizyon mezunu arkadaşlarımızda böyle bir çalışma yapma isteği vardı ama bugün onu yapmak güç. Yetersiziz” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/25/genclerin-alevi-kulturunu-yasatmak-icin-destege-ihtiyaci-var/">Gençlerin Alevi Kültürünü Yaşatmak İçin Desteğe İhtiyacı Var</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Üniversiteli Alevi Gençler Derneği İstanbul temsilcisi Ada Çiçek Aksoy ile röportajımızın dünkü bölümünde, bir önceki nesilden ve dedelerden beklentilerini konuşmuştuk. Bu bölümde Alevi kültürünü yaşatmak için yaptıkları çalışmaları ve ihtiyaç duydukları destekleri konuştuk. </span></p>
<p><b>‘Aleviliği Daha Açık Konuşup Tartışmak Gerekiyor’</b></p>
<p><b>Aleviliğin şehirlerdeki durumu, zamanla yeni bir forma oturacak mı?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Oturur inşallah, ama bunun için şu olması gerekiyor, demek pek mümkün değil. Her yere cem evi yapılıyor, bu demek ki yeterli bir şey değil. Daha bilinçli toplum yetiştirmek, Aleviliği daha açık konuşmaya, tartışmaya hazır bir hale getirmek gerekiyor. İnsanların orada her alanda söz sahibi olabilmesi lazım. Eski Bektaşi sistemine bakıyoruz, çok güzel bir toplum yapısı var. Toplumu öyle bir içine almış ki içinde inanç var, zanaat var, toplumun tartışma alanları var. Kadınların birlikte hareket ettiği özellikle Bâciyân-ı Rûm hareketi bizim kadın birliği içinde çok önemli bir yer alır. Bu noktada toplumun her kesimini bir arada, aktif bir şekilde tutabilmesi lazım. Bunu hem inançla, hem kültürle, hem zanaatla yapması lazım. </span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39905 alignleft" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/06/t24-1.jpg" alt="" width="414" height="207" />Alevi Kültürüne İlişkin Sanat Atölyeleri Düzenliyorlar</b></p>
<p><b>Alevilerin kültür sanat hayatı çok zengin. Alevilerin de bilmeye, duymaya ihtiyacı var ama farklı inançlardan insanlara da ulaşmak mümkün. Kültür sanatla ilgili Alevilerin yaptığı çalışmaları yeterli buluyor musunuz? Siz neler yapıyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kesinlikle bir şeyler yapılmalı. Benim sadece eleştirdiğim nokta bugün birçok Alevi deyişi, bazı programlarda formatı değiştirilerek hoplamalı zıplamalı bir hale getirilip toplumun her kesimine hitap ediyor ama yanlış bir şekilde hitap ediyor. Söylediği sözlerle ritim birbirine hiç uymuyor. Bütün değer yargıları gidiyor. Ciddi manada son zamanlarda Alevilere ait deyişler, türküler, şiirler gündeme gelmeye başladı. Zenginliğinin temel nedeni bu; yazılı kaynakları çok az, sözlü edebiyatı çok fazla ve bunları şiirselleştiriyorlar. Özellikle Şah Hatayi’nin bütün deyişleri bizim inanç sistemimizin hemen hemen tüm öğretilerini verir. Zaten cem erkanın büyük çoğunluğu da Şah Hatayi’nin deyişleriyle devam ettirilir. İnancımızda mesela Kur’an-ı Kerim’de geçen bazı ayetlerin açıklamaları şiirsel bir dille verilmiş. Bunu topluma açmak gerekiyor. Peki biz ne yapıyoruz? Geçen bir resim sergisi yapmıştık, sanatın farklı alanlarıyla ilgileniyoruz ama özellikle müzikle ilgileniyoruz. Resim bölümünden arkadaşlarımızla onların soyut çalışmalarını yapmaya çalışıyor. Sergiye gelen misafirlere de anlatıyoruz, özellikle soyut çalışmalarda. Mesela portre sabittir ama soyut çalışmaların bir anlamı, hükmü olması lazım. Biz yerellerde eğitimde deyiş analizlerini veriyoruz özellikle. Ben bir eğitim koordinatörüyüm aynı zamanda. Ya da Yedi Ulu Ozanlar eğitimini şu şekilde veriyoruz; resim, tiyatro ve müzik olarak. Resimde Seyyid Nesimi’yi, tiyatroda Pir Sultan Abdal’ı, geri kalan ulu ozanlardan 2-3’ünü müzik, diğerlerini de şiir olarak veriyoruz. Amacımız ne?  Seyid Nesimi’yi resim olarak verirken, onun yaşamını öğrenmemiz lazım önce. Bunu bilen arkadaşlar önce bunu araştırıyorlar. Arkadaşlara bunu anlatıyorlar. Sonra da onu resmedip resmi anlatıyorlar. Onun dışında Pir Sultan Abdal’ın tiyatrosu, tiyatro gösterimi. Bu eğitimler 1 saatlik. Bu sürede hem araştırıyorlar, hem yapıyorlar. Atölye çalışmaları bunlar. Müzikte de Ulu Ozanlarımızın hayatları ve onların müzikleri oluyor. Genelde Şah Hatayi, Kul Himmet’in müzikleri; Virani, Yemini gibi kişilerin de hem hayatları anlatılıyor, hem de şiirleri okunuyor. Böyle bir atölye çalışması yapıyoruz. Kopmamaya çalışıyoruz. Geçen bir muhabbet gecesi yapmıştık Maltepe’de. Nirçok cem evinden zakir arkadaşlarla. Güzeldi. Müzik alanında yapılan işlerin geliştirilmesi gerekiyor. Her alanda böyle ama bugün müzik çok popüler. Çünkü Anadolu’yu besliyor, Alevi kültür yapısının içindeki bu sanatsal figürler. </span></p>
<p><b>‘Medyada Alevilikle İlgili Yayınlar Boğucu ve Eksik’ </b></p>
<p><b>Medyada yer bulmaya çalışıyor musunuz? Arzu ettiğiniz gibi yer bulabiliyor musunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pek mümkün değil. Ulusal kanallarda zaten böyle bir şeyin imkânı yok. Yerel kanallar da kendini ifade etme alanında çok zayıf. Formatı gereği kullanıldığını da düşünmüyorum. Ne yapılabilir, ne yansıtılabilir noktasında eksik kalınıyor. Ya da bazı programlar biraz boğucu oluyor. Daha akıcı anlatılabilir. Yörelerin inançsal yapıları üzerinde durulabilir. Bizim değer yargılarımız çok önemli. Yol bir, sürek binbir diyoruz. Her renk bizim için önemli. Bu televizyon programları varsa şayet Alevilik içinde neler var, tarihi nedir, süreği nedir? Biz neden Aleviyiz? Özellikle bu soru üzerinde durulması gerekiyor. Alevi türkülerini söyleyip de kerbela’yı anlatmakla, Muharrem ayı sohbetlerinin üzerinde duruyoruz. Ama bizim çok önemli olan tarihimiz var. :ok iyi bilmemiz lazım. Değer yargılrımızı bilmeliyiz. Abuzer Gaffari kimdir? Çok önemli bir kişi, Alevi inancı içerisinde. Ali’ye Selman olasın deniyor. Peki hangi Alevi Selman-ı Farisi’yi biliyor?  Artık bunlar üzerinde durulması gerekiyor. Ayrıca Aleviliği bir bütün olarak göstermek gerekiyor. Medyanın da tartışılan noktası bir yandan bu. Gösterdiğiniz şeyle yaşanan şey uyuyor mu? Kime göre? Ali’siz Alevilik kavramı. Ben kesinlikle kabul etmiyorum. Ali’nin olmadığı yerde Alevilik yoktur. Hak Muhammed Ali diyen bir toplumuz. Medya kesinlikle yeterli değil. Umarım alan bulabilir. Özellikle Alevi sorunları ve çözüm yollarıyla ilgili bol bol program ve panel yapılması gerektiğini düşünüyorum. </span></p>
<p><b>‘Sanatsal Çalışma Yapmak İsteyen Alevi Gençlerin Gücü Yok’</b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39899 alignright" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/06/cicekaksoy1-1.jpg" alt="" width="315" height="457" />Sinemada, dizilerde Aleviler yok. Üniversiteli gençler arasında bu alanlarda okuyan ve çalışmak isteyenler var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Madımak: Carina’nın Günlüğü filmi çekildi. Aleviler tarafından eleştirildi. Alevi kültürü araştırılarak yapılmış çalışmalar değildi. Özellikle bizim sinema, televizyon mezunu arkadaşlarımızda böyle bir istek vardı ama bugün onu yapmak güç. Yetersiziz. Yapmaya pek imkânımız yok. Birkaç dizinin içerisinde bazen yer alıyor. Bazen hakaretvari şeyler oluyor ama çok eksik. Geçen bir belgesel çekildi, onu da Kültür Bakanlığı hazırladı. Tam olarak karşılayacak bir şey değil. Bir Alman saz belgeseli çekiyor ve içinde senin inancına yer veriyor. Türkiye’de yoğun bir eksiklik var ama yapılması için de mücadele verilmiyor. </span></p>
<p><b>‘Gelin Canlar Bir Olalım’</b></p>
<p><b>Kültürel olarak Alevi olan ama Aleviliği bilmeyen genç arkadaşlara bir öneriniz var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gelin canlar bir olalım. Çok genel bir çağrı. Alevilik çatısı çok geniş. Önce kültürel yönünü benimsiyorsunuz, zamanla inançsal yönünü de benimsiyor insanları buna açıksa şayet. O yüzden önce tanımak, anlamlandırmak ve yaşamak gerekiyor. Yaşamadan anlatılmaz. Böyle arkadaşlar varsa, kendilerini davet ediyoruz. Sadece çay içip sohbet edip bu konular üzerinde çözüm yolu bulmak bile çok keyifli. Alevilik şiirsel edebi, sanatsal her alanda geniş bir konu. Onu dinlemek insanı rahatlatıyor, ruha terapi gibi. Şiddetle tavsiye ediyorum, isteyen herkesi bekliyorum. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/25/genclerin-alevi-kulturunu-yasatmak-icin-destege-ihtiyaci-var/">Gençlerin Alevi Kültürünü Yaşatmak İçin Desteğe İhtiyacı Var</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alevi Medyası Nasıl Daha Etkili Olur?   </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/22/alevi-medyasi-nasil-daha-etkili-olur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Solgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Jun 2019 09:15:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[alevi medyası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39926</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzun süredir yeniden kendi kabuklarına çekilme eğilimi içerisine giren Alevilerin, varlığından hoşnut oldukları medyayı aktif bir şekilde sahiplenmeleri gereği var. Alevi medyası, yeri geldiğinde doğal, gönüllü bir muhabir olan, yeri geldiğinde eleştirileriyle, önerileriyle etkide bulunan "aktif" bir izleyici kitlesine ihtiyaç duyuyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/22/alevi-medyasi-nasil-daha-etkili-olur/">Alevi Medyası Nasıl Daha Etkili Olur?   </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-39918" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/ŞükrüYıldız-1-640x360.jpg" alt="" width="360" height="203" />Şükrü Yıldız sosyal medya imkanlarının yayıncılığı herkesin yapabileceği bir düzeye taşıdığını ve bunun özellikle gençlere ulaşmak isteyen Alevi kurumlarının dikkate alması gereken bir yeni durum olduğunu vurgularken, Alevi kurumlarının televizyonculuk, gazetecilik yapmaktan da vazgeçmeleri gerektiğini söylüyor: &#8220;Alevi medyasının hem yazılı, hem de görsel anlamda geliştirilmesi Aleviler önünde duran bir zorunluluk. Bu alanda sosyal medya geleceğin medyası olarak önümüzde durmakta. Çok değişik çevrelerin kolayca yayın yapmasına ve fikirlerini yaymasına olanak veriyor. Yayıncılığı pahalı bir iş olmaktan çıkarmış bulunuyor. Özellikle de gençliğe ulaşmak isteyen kesimlerin elindeki en etkin araç. Diğer bir konu da Alevi kurum ve kuruluşlarının artık elini taşın altına koyup televizyonculuk, gazetecilik yapmaktan vazgeçmesi gerekiyor. Şimdiye kadar ki Alevi medyasında çalışmış ve yetişmiş olan yüzlerce medya çalışanı var. Bunlar yan yana getirilmek suretiyle yayıncılık yapılması doğru mecrada bir gelişmeye vesile olacaktır. Artık kurumların kendisini aşma dönemi gelmiştir.&#8221;</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yıldız bu düşüncesini, kurumların yönettikleri medyayı &#8220;kendilerini temsil&#8221; üzerine kurgulamalarına bağlıyor ve &#8220;Habercilik ve tartışma programlarında aleyhlerine olduğunu düşündükleri şeylerin yayınlanmaması için elindeki kurumsal ilişkileri devreye sokuyorlar&#8221; diyor. </span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39915 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/DoğanBermek-1-640x360.jpg" alt="" width="368" height="207" /></b>Doğan Bermek<span style="font-weight: 400;"> de Alevi kurum yöneticilerinin Alevi medyasına bakış açısıyla ilgili gözlemini şu şekilde ifade ediyor: &#8220;Kendi politik görüşlerine uygun yayınları izliyorlar. Alevilik inanç ekseninde değil politik, popülist eksenlerde kullanılmaya çalışılıyor.&#8221;</span></p>
<p>Hatice Çevik<span style="font-weight: 400;"> aynı konuda keyfiliğin önüne geçmenin yayın ilkeleri belirlenmesiyle mümkün olabileceğine vurgu yapıyor: &#8220;Yayın ilkelerinin belirlenmesi çok önemli; yoksa kurum yöneticilerinin ya da medya yöneticilerinin değişmesi ile yayın politikasının yapboza çevrilmesi emeği yok edecek, geleceğe taşınmasını mümkün kılmayacaktır. Bu nedenle ilkesel hareket edilerek yola hizmet edilebileceği kanaatimdeyim.&#8221;</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Alevi kuruluşlarının artık elini taşın altına koyup televizyonculuk, gazetecilik yapmaktan vazgeçmesi gerekiyor. Şimdiye kadar Alevi medyasında çalışmış, yetişmiş yüzlerce medya çalışanı var. Bunlar yan yana getirilmek suretiyle yayıncılık yapılması doğru mecrada bir gelişmeye vesile olacaktır. Artık kurumların kendisini aşma dönemi gelmiştir.</span></p></blockquote>
<p>Nilgün Mete<span style="font-weight: 400;"> Alevi kurumlarının Alevi medyasına yaklaşımı ile ilgili işlerini çok da rahat yapamadıklarını ifade ediyor: &#8220;Bazen yaptığımız haberlerden dolayı kimi kurum başkanları ve kişiler hedef alabiliyor. Bu geneli, büyük tabloyu görmediklerinden kaynaklanıyor. AKP iktidarının antidemokratik tutumu, yapılan habere, haberciye saldırısı, müdahalesi maalesef tüm toplum kesimlerine de yansıyor. Bu kötü alışkanlıktan kurtulmak zorunda herkes. Yoksa biz medya çalışanları işimizi nasıl özgürce yapacağız!&#8221;</span></p>
<p><b>&#8216;Aleviler Medyalarına Sahip Çıkmalı&#8217;</b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39928 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/NilgünMete-1-640x360.jpg" alt="" width="338" height="190" /></b>Nilgün Mete<span style="font-weight: 400;">, Alevi kurumlarının zaten kısıtlı olan medya imkanlarını gereğince iyi kullanmadıkları kanısında: &#8220;Haber değeri olan durumların bile bazen farkında değiller. Örneğin bir cemevinin elektriği aylar öncesinde kesilmiş, karanlıkta cem yapıyorlar ve bu mağduriyet medyaya bildirilmiyor.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mete kendi deneyiminden hareketle &#8220;PİRHA olarak epey çaba sarf ediyoruz&#8221; diyor ve devam ediyor. Biz Alevilere ulaşıyoruz çoğunlukla. Oysa kurumlar olsun, Alevi yurttaşlar birebir olsun kendi sesi olan medyaya ulaşmayı artık bilmeli, öğrenmeli.&#8221; Mete&#8217;nin gözlemi, medyayı sorunları doğrultusunda harekete geçirme konusunda Alevilerin henüz yeterli bir duyarlılık sergilemediklerini düşündürüyor kuşkusuz. </span></p>
<p><b>&#8216;Gençleri İkna Edecek Bir Yayıncılık Gerekli&#8217;</b></p>
<p>Şükrü Yıldız<span style="font-weight: 400;"> güncel duruma ilişkin olarak, “Bir Alevi medyası var demek, abartı olur” diyerek ekliyor: “Alevi medyasını varlığını iddia etmek abartı olur. Alevi kurumlarının yayın organları var demek daha doğru bir yaklaşım. Lakin bu da giderek aşılıyor. Özellikle internet yayıncılığı bunun oluşmasına imkan veriyor.” Yıldız mevcut Alevi yayınlarının izleyici kitlesinin önemli ölçüde kırsal kesimler ve yaşlılar olduğu kanısında ve buradan hareketle “Gençleri ikna edecek bir yayıncılık gerekli” diyor.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Aleviler haber değeri olan durumların bile bazen farkında değiller. Örneğin bir cemevinin elektriği aylar öncesinde kesilmiş, karanlıkta cem yapıyorlar ve bu mağduriyet medyaya bildirilmiyor.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Yıldız, Alevi medyasının yaşadığı sıkıntılar bakımından iki hususa dikkat çekiyor: “Alevi medyasının temel sorunlarından bir tanesi maddi olarak bu yayınları destekleyecek kurumsal bir aklın olmayışı ve sermayedar kesimin Alevi yayıncılığında ticari bir getiri görememiş olmalarıdır. İkinci bir durum da Alevi entelektüellerin Alevi kimlikleriyle barışık olmalarından kaynaklı uzak durmalarıdır. Kendilerini Alevi kimliğiyle ifade etmek istemeyen ‘yetenekli’ kesimlerin Alevi medyasıyla ilişkilenmeyi menfaatlerine uygun düşmediğini düşünmeleri farklı bir cepheden Alevi medyasına katılımcılığı düşürmektedir.Kısacası Alevi medyası da popüler saldırının baskısı altında&#8230;”</span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-39929 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/HaticeÇevik-640x427.jpg" alt="" width="334" height="223" /></b>Hatice Çevik<span style="font-weight: 400;">’e göre esas sorun ise, Alevi medyasının kendi içinde bir “bütün” oluşturamaması: “Kişi ya da kurumların sisteme ve Aleviliğe bakış açısı yayın çizgisini de belirliyor.” Çevik, mevcut yayınların güç şartlar altında sürdürüldüğünü belirterek bütün eksikliklerine rağmen “birbirimizden haberdar olmak adına” bu çabaların desteklenmesi gerektiğini vurguluyor ve Alevilerin, Alevi kurumların daha özverili olmaları gereğine dikkat çekiyor.</span></p>
<p><b>Sonuç</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alevi medyasını tartışıyoruz ama aslında &#8220;merkez medya&#8221;, &#8220;ana akım medya&#8221; denilen medyanın toplum nezdinde ne denli &#8220;etkili&#8221; ve özellikle de &#8220;güvenilir&#8221; olduğu da bir tartışma konusu. &#8220;Ana akım&#8221; medyaya güvenmeyenlerin ise sadece Aleviler olmadığı biliniyor. Uzun süredir medya, &#8220;güvenilirlik&#8221; anketlerinde &#8220;En az güvenilen&#8221; sıralamasının üst sıralarında yer alıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sorunları, talepleri, beklentileri ile birlikte ülkemizde Aleviler var. Sorun, talep ve beklentilerinin görmezden gelinmesi birincisi tabii ki bu gerçeği ortadan kaldırmıyor ve ikincisi, kendi gerçeklerini görebilecekleri, duyurabilecekleri bir medya ihtiyacını da ortaya koyuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2000&#8217;li yılların başlarında Avrupa&#8217;da başlayıp Türkiye&#8217;de peş peşe açılan Alevi televizyon kanalları, patronlarının farklı beklentileri bir yana, Alevilerin artık &#8220;gizli-saklı&#8221; olmaktan uzaklaşıp kimlikleri, talepleri ile birlikte &#8220;görünür&#8221; hale gelmelerinin kaçınılmaz sonuçlarından biriydi. Ekonomik sorunlarının üstesinden gelemeyip peş peşe kapandılar ama yerlerine yenileri açıldı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39930 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/İzmir_Miting.jpg" alt="" width="346" height="189" />Alevilere yönelik yayın yapan medya organlarının altı çizilen sorunları şu şekilde özetlenebilir: </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alevilerin &#8220;Alevi&#8221; kimlikleri, inançları nedeniyle yaşadıkları sorunlar ve talepleri var. Sorunun bu ayırt edici özelliğini göz ardı edip Alevileri herhangi bir &#8220;muhalefet aracı&#8221; olarak ele almak, &#8220;ideolojik&#8221; açıdan anlaşılabilir; fakat çözüm noktasında Alevilere çok da yararı bulunmamaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alevi kurumları, Alevi medyasını bazı kişisel ikbal hesaplarının uzantısı olarak &#8220;yönetmek-yönlendirmek&#8221; gayretkeşliğinden vazgeçerek haberleri ile, programları ile kaliteli bir Alevi medyasının gelişmesini &#8220;doğal&#8221; misyonları olarak ele almak sorumluluğu ile baş başadırlar.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Esas sorun Alevi medyasının kendi içinde bir bütün oluşturamaması.  Kişi ya da kurumların sisteme ve Aleviliğe bakış açısı yayın çizgisini de belirliyor. Eksikliklerine rağmen birbirimizden haberdar olmak adına Alevi medyasının desteklenmesi gerekir.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Uzun süredir yeniden kendi kabuklarına çekilme eğilimi içerisine giren Alevilerin, varlığından hoşnut oldukları medyayı aktif bir şekilde sahiplenmeleri gereği var. Alevi medyası, yeri geldiğinde doğal, gönüllü bir muhabir olan, yeri geldiğinde eleştirileriyle, önerileriyle etkide bulunan &#8220;aktif&#8221; bir izleyici kitlesine ihtiyaç duyuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alevi sermaye sahiplerinin meseleye &#8220;ticari&#8221; kaygılarla yaklaşması ilk bakışta normal olsa da, sıradan Alevi yurttaştan farklı bir özverili tutum sergilemesi beklenmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alevi medyasının daha &#8220;etkili&#8221; olması, sadece Aleviler için değil bir &#8220;ortak payda&#8221; olarak herkesin kendi dini, etnik, siyasi düşünceleri, değerleriyle özgürce yaşaması çabası, hedefi, özlemi açısından da gerekli ve önemlidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alevi medyası daha etkili bir duruma eriştiği oranda, bunun en doğrudan sonuçlarından biri, merkez medyayı dönüştürme etkisi yaratması olacaktır. Ancak o zaman kendi bünyelerinde Alevi inancına, kültürüne, sorunlarına daha duyarlı olmaları gerektiğini nihayet kabulleneceklerdir.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/22/alevi-medyasi-nasil-daha-etkili-olur/">Alevi Medyası Nasıl Daha Etkili Olur?   </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
