<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>HASUDER arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/stk/hasuder/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/stk/hasuder/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 23 Feb 2023 11:39:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>HASUDER arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/stk/hasuder/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>HASUDER Saha Ekibi &#8216;Hatay İli Saha Raporu&#8217;nu Yayınladı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2023/02/23/hasuder-saha-ekibi-hatay-ili-saha-raporunu-yayinladi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2023 11:39:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Afet]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[HASUDER]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[saha raporu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=83101</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER), 6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş’ta meydana gelen iki depremin sonucunda depreme hazırlık ve yanıt verme düzeyinin saptanması ile hem müdahale hem de toparlanma evresi için halk sağlığı izdüşümüyle öneriler geliştirilerek yerel ve merkezi yönetimlere sunulması amacıyla bir rapor hazırladı: 'Bu rapor, kimsenin üzerine böylesi bir güneş bir daha doğmasın diye yapılan çabalara minik bir katkı.'</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/02/23/hasuder-saha-ekibi-hatay-ili-saha-raporunu-yayinladi/">HASUDER Saha Ekibi &#8216;Hatay İli Saha Raporu&#8217;nu Yayınladı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çalışma, altı gün saha çalışması ve üç gün de raporlama olacak şekilde toplam dokuz gün olarak planlandı. Ziyaret, Hatay’ın depremden en çok etkilenen ilçeleri olan Antakya ve Defne merkez ilçeleri ile Belen, Samandağ, Kırıkhan, Arsuz, Dörtyol ve İskenderun ilçelerinde yapıldı. Dördü profesör, biri uzman ve biri de araştırma görevlisi ünvanlı altı hekim (Halk Sağlığı Uzmanı/Doktoru/Asistanı) sahada çeşitli yöntemler kullanarak çalışmayı gerçekleştirdi.</p>
<p><strong>Saha Günlüğü</strong></p>
<p>Alanda bölgede bulunan KLİMİK Derneği üyeleri Prof. Dr. Alpay Azap, Prof. Dr. Esin Şenol, Prof. Dr. Serap Şimşek Yavuz ve Doç. Dr. Selçuk Özger ile bulaşıcı hastalıkların kontrolü amacıyla yapılması gerekenler üzerine değerlendirmeler yapıldı.</p>
<p><strong>Arama Kurtarma</strong></p>
<p>Bölgede özelikle arama kurtarma çalışmaları ile ilgili genel kanı çalışmaların geç başladığı ve gelen ekiplerin de enkazlara yerleştirilmesinde bir koordinasyon sorunu olduğu yönünde.</p>
<p>İfade edilen konulardan biri de kendilerinin bir şekilde ihmal edildiği. Bunun nedeni olarak, haberleşme ve ulaşım sorunları yanı sıra, belli bir etnik kimlik ya da siyasi görüşe ait olma gibi nedenler ifade edildi. Raporda, zaten mevcut olan ayrımcılığın afette de sürdüğünü dile getirenler olduğu belirtildi.</p>
<p><strong>Yardımların Sevk ve İdaresi</strong></p>
<p>Hatay’a çok sayıda yardım yüklü aracın geldiği ancak bu yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasında halen sıkıntılar yaşandığı HASUDER ekibi tarafından gözlendi. Bir yandan Antakya’da ve Defne’de bazı sokaklarda açılmamış su şişeleri ve giyecekler etrafa saçılmış olarak gözlenirken, özellikle evlerinin yanında nöbet tutan veya kırsal alanda yaşayan depremzedelerin gereksinimlerinin karşılanmadığı belirtildi.</p>
<h5><strong>Afet Süreçlerine Özel Öneriler</strong></h5>
<p>Hatay’da bir yandan iki büyük depremin etkisi sürerken, diğer yandan da 20.02.2023 tarihinde olduğu gibi 6.4 büyüklüğünde yeni depremler ve artçı sarsıntılar yaşanıyor. Bu nedenle henüz depreme yanıt verme evresi sürmekte.</p>
<p><strong>Bu bağlamda;</strong></p>
<ul>
<li>Etkili acil durum müdahalesi sürdürülmeli, etkilenen nüfusun nitelikli sağlık hizmetlerine zamanında erişmesini sağlamak için hayat kurtaran sağlık girişimlerinin uygulanması sağlanmalıdır. Son depremden sonra hizmet sunumuna devam edebilen sınırlı sayıda kamu hastanesi kaldığı için ivedi olarak ihtiyaca yanıt verecek ölçüde her ilçede yeter sayıda geçici hastaneler ve kırsal kesime de ulaşmak amacıyla sabit ve mobil birinci basamak hizmet sunan birimler oluşturulmalıdır.</li>
<li>Yardımların uygun biçimde deprem bölgesine ulaşmasının sağlanması amacıyla ilaçların sınıflandırılarak gönderilmesi, kamyon ya da tırların mümkünse tek tip malzeme taşıması gibi düzenlemeler yapılmalıdır.</li>
<li>Birinci basamak sağlık hizmetleri en kısa zamanda işlerlik kazanmalıdır. Mümkün olan en kısa sürede rutin bağışıklama hizmetleri ve kronik hastalıklar için (örn. diyabet, hipertansiyon, TB ve HIV) tedavinin sürekliliği sağlanmalıdır.</li>
<li>İvedi olarak sağlık hizmetleriyle ilgili eşgüdüm sağlanmalıdır (Sağlık Bakanlığı, yerel yönetimler, meslek örgütleri, sivil toplum örgütleri, uluslararası sağlık kuruluşları ve gönüllü sağlık çalışanları arasında eşgüdümün sağlanması amacıyla bir örgüt yapısı kurulmalıdır).</li>
<li>Sağlık Bakanlığı yetkilileri tarafından ‘Sağlık Durumu Değerlendirmesi’ yapılmalı, belirli aralıklarla güncellenmeli ve toplumla paylaşılmalıdır.</li>
</ul>
<p>gibi önerilere işaret ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.sivilsayfalar.org/raporlar/hasuder-6-subat-depremleri-hatay-ili-saha-raporu/" target="_blank" rel="noopener">Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/02/23/hasuder-saha-ekibi-hatay-ili-saha-raporunu-yayinladi/">HASUDER Saha Ekibi &#8216;Hatay İli Saha Raporu&#8217;nu Yayınladı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tıp Bayramı Polipandemi Süreci ve Sindemi Koşullarında Kutlanıyor!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/15/tip-bayrami-polipandemi-surecin-ve-sindemi-kosullarinda-kutlaniyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Mar 2021 07:17:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[HASUDER]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[Polipandemi]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Selma Karabey]]></category>
		<category><![CDATA[sindemi]]></category>
		<category><![CDATA[tıp bayramı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67029</guid>

					<description><![CDATA[<p>Koronavirüs nedeniyle hem hastalıkla hem de açlık, eşitsizlik, yoksulluk, şiddet, eğitimsizlik pandemilerini yaşadığımız “polipandemi” sürecinde olduğumuzu kaydeden HASUDER'den Prof. Dr. Selma Karabey, salgının sağlık hizmetleri ile diğer hastalıklar üzerindeki olumsuz etkilerinin “sindemi” olarak tanımlandığını belirterek, Tıp Bayramı'nın bu koşullarda kutlandığını söylüyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/15/tip-bayrami-polipandemi-surecin-ve-sindemi-kosullarinda-kutlaniyor/">Tıp Bayramı Polipandemi Süreci ve Sindemi Koşullarında Kutlanıyor!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-67057 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/selma-karabey.jpg" alt="Prof.Dr. Selma Karabey Sivil Sayfalar" width="302" height="302" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/selma-karabey.jpg 400w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/selma-karabey-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 302px) 100vw, 302px" />Halk Sağlığı Uzmanları Derneği’nin (HASUDER) hazırladığı “Halk Sağlığı Bakış Açısıyla Pandeminin Birinci Yılı” adlı kapsamlı raporda, COVID-19 pandemisinin başlangıcından itibaren 120 milyona yakın vaka ve 2,7 milyona yakın ölüm gerçekleştiği ve daha birçok veri paylaşıyor. COVID-19 pandemisi bütün dünyada, ancak özellikle düşük gelirli ülkelerde veya orta-yüksek gelirli ülkelerin kaynakları sınırlı olan sosyal gruplarında, rutin sağlık hizmetlerinin aksaması, hizmete erişim sorunları veya sosyal ve ekonomik eşitsizlikler nedeni ile kronik hastalıkların yönetimini olumsuz yönde etkilediği ve fazladan olumsuz sağlık sonuçlarına neden olduğu kaydediliyor. Bulaşıcı olmayan hastalıklar ve COVID-19 arasındaki bu ilişkinin “sindemi” olarak adlandırılmasına neden olduğu kaydedilen raporda, kısa vadede “<strong>salgın yönetimine</strong>”, orta vadede “<strong>Sağlık Hizmet Sunumda Gerçekleştirilmesi Gerekenler</strong>”, uzun vadede ise <strong>Eşitsizliklerin ve Ayrımcılığın Giderilmesi</strong>” konusuna ağırlık verilmesi <a href="https://hasuder.org.tr/halk-sagligi-bakis-acisiyla-pandeminin-birinci-yili/" target="_blank" rel="noopener">öneriliyor</a>.</p>
<p>İstanbul Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Öğretim Üyesi ve HASUDER Toplum Ruh Sağlığı Çalışma Grubu Yürütücüsü Prof. Dr. Selma Karabey ile Tıp Bayramı vesilesiyle hem raporu hem salgının 1 yılda yarattığı etkileri konuştuk.</p>
<p><strong>Türkiye’de ilk vakanın ilanının üzerinden 1 yıl geçmişken 14 Mart Tıp Bayramı vesilesiyle, hem bir akademisyen hem bir sağlık emekçisi olarak öncelikle mevcut durumu nasıl özetlersiniz? Biz (insanlık) pandemi sürecinden ne öğrendik? Ne öğrenemedik? </strong></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-66979 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/hasuder-salginin-birinci-yili.jpg" alt="HASUDER Halk Sağlığı Bakış Açısıyla Pandeminin Birinci Yılı" width="356" height="268" />Sorunuzun yanıtını tek cümlede özetlemek istersek: Bilim ve bilim insanları sınavı geçtiler, ülkeleri yönetenlerin çoğu -istisnalar dışında- sınıfta kaldı. Albert Camus,<em> </em><em>“</em><em>Veba”</em> kitabında, “Salgın, aynı anda hem kötülük hem de ifşadır; yozlaşmış bir dünyanın gerçeklerini su yüzüne çıkarır” diye yazmış.  COVID-19 sürecinde sadece bir hastalıkla değil, açlık, eşitsizlik, yoksulluk, şiddet, eğitimsizlik pandemileri ile de yüz yüze gelmekteyiz. Polipandemi olarak adlandırılıyor bu süreç.</p>
<h5><strong>Dünya Düzeninde Radikal Bir Dönüşüm Yapılmazsa, Gemi Batacak! </strong></h5>
<p>Ruh sağlığı alanında “travma sonrası büyümek” diye bir kavram var. Eğer kişiler ve toplumlar travma süreci ve sonrası iyi yönetilir ve gerekli destek mekanizmaları kurulmuş olursa büyüyüp olgunlaşarak üstesinden gelebiliyorlar travmanın. Pandemi de aslına bakacak olursanız insanlığın karşısına bu fırsatı çıkardı. Dünya kaynaklarını sadece insanların dilediği gibi tüketebileceği bir yer değil, tüm canlılarla paylaştığımız, birbirimizin yararlarını gözetmek zorunda olduğumuz, gözümüzün içi gibi bakmamız gereken harika bir gezegen. Vahşi doğaya karşı ne kadar istilacı yaklaşırsak çok geçmeden bir salgın patlıyor. Tarihsel süreçte bu hep böyle olmuş. Yani insanlık olarak sınırlarımızı çizmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Kaynaklarımızı da daha hakkaniyetli kullanmamız gerekiyor.</p>
<blockquote><p>Vahşi doğaya karşı ne kadar istilacı yaklaşırsak çok geçmeden bir salgın patlıyor. Yani insanlık olarak sınırlarımızı çizmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Kaynaklarımızı da daha hakkaniyetli kullanmamız gerekiyor.</p></blockquote>
<p>Öte yandan, ülkeler arasında ve içinde başta ekonomik koşullar olmak üzere, eğitim, iş, sağlık gibi en temel insan hakları alanında inanılmaz boyutlarda bir eşitsizlik yaşanıyor ve bu gün gün artıyor. Salgınla birlikte çok daha fazlalaştı. Şu çok net: eğer var olan dünya düzeninde radikal bir dönüşüm yapılmazsa, kaynak paylaşımı ve güç dağılımında çok açılmış olan makası daraltacak önlemler hızla alınıp hayata geçirilmezse gemi batacak ve unutmayalım hepimiz aynı gemideyiz. Geminin henüz suya gömülmemiş yerinde duran bazıları belki bir miktar daha uzun yaşayabilir ama böyle giderse eninde sonunda gemi batacak.</p>
<h5><strong>“Tüm Sağlıkçılara Değer Verilmesi </strong><strong>Önemli</strong><strong>”</strong></h5>
<p><strong>COVID-19 salgınının meslek hastalığı olarak kabul edilmeyişi ve tüm diğer sorunlarını dikkate aldığımızda, Türkiye’de 2021 yılı Tıp Bayramı’nda sağlık emekçileri ne durumda? Küresel örneklerle kıyasladığımızda Türkiye’nin sağlık sisteminin genel olarak “daha iyi durumda” olduğu ve pandemide “iyi bir sınav verdiği” görüşüne katılır mısınız?  </strong></p>
<p>Ne yazık ki Türkiye’de sağlık emekçilerinin çalışma koşullarında çok fazla sorunlu alan var. Ülkemizde sağlıkta 2000’li yıllardan sonra hız kazanan neo-liberal politikalar, sağlık hizmetlerinin serbest piyasa yaklaşımıyla ele alınması, sağlık üzerinden kar elde edilmesini meşru hale getirdi. Bunun bir yansıması olarak da kısa sürede daha fazla “kazanç” sağladığı için, tedavi edici sağlık hizmetlerine daha fazla öncelik veriliyor. Daha az sağlık çalışanı ile daha çok hizmet üretilmeye çalışılıyor. Bu da sağlık çalışanlarında ciddi bir tükenmeyi beraberinde getiriyor.</p>
<p>Bunun üzerine bir de pandemi nedeniyle oluşan aşırı yoğun çalışma koşulları ve yüksek hastalık riski, her gün yaşamını yitiren sağlık çalışanı haberlerini işitmemiz, çalışma arkadaşlarımızı, hekim olmamızda büyük emeği geçen hocalarımızı COVID nedeniyle kaybetmemiz ruh sağlığımızı çok olumsuz etkiliyor. Düşünün ki pandemi 3-5 haftalık bir süreç değil, bir yıldır yaşıyoruz ve daha ne kadar süreceğini de bilmiyoruz. Tüm zorluklara karşın yine de görevlerini büyük özveri ve cesaretle yerine getiren tüm sağlıkçılara değer verilmesi, yaptıkları işin kıymetinin takdir edilmesi çok önemli. Ne yazık ki yıllardır çabalanmasına rağmen hala sağlıkta şiddeti önlemeye yönelik yasal düzenleme yapılmıyor.</p>
<blockquote><p>Başta Amerika olmak üzere birçok zengin batı ülkesine kıyasla sağlık sistemimizin daha iyi bir sınav verdiğini söyleyebilirim.</p></blockquote>
<p>Ülkemizde hem birinci basamakta sahada hem de hastanelerde çalışan sağlıkçılarının insanüstü gayretleri sayesinde salgına yönelik sağlık hizmeti sunumu aksatılmadan devam ettiriliyor. Sahada filyasyonda, olgu takibinde, aşılamada görev alan arkadaşlarımız gece-gündüz demeden çalışarak salgının toplumda yayılmasını önlemeye ve hastanelerin yükünü azaltmaya gayret ediyor. Burada da Türkiye’nin 1960’lı yıllarda sosyalleştirilmiş sağlık hizmeti modelini anmamız lazım. Bu model sayesinde ülkenin her yerinde binlerce sağlık ocağı kuruldu, birinci basamakta koruyucu ve tedavi edici hizmetler birbirine entegre bir şekilde yürütüldü. Topluma ve bireye yönelik koruyucu hizmetler son 10-15 yıldır aile hekimliği sistemine geçişle birlikte parçalı bir yapıya dönüştü, bu nedenle salgın sürecinde aile hekimlerinden yeterince yararlanılamadı. Yine de başta Amerika olmak üzere birçok zengin batı ülkesine kıyasla sağlık sistemimizin daha iyi bir sınav verdiğini söyleyebilirim.</p>
<h5><strong>“Salgın Yönetiminde En Önemli Konu, Yönetimler ve Halk Arasındaki Güven Duygusu</strong>”</h5>
<p><strong>“Halk Sağlığı Bakış Açısıyla Pandeminin Birinci Yılı</strong><strong>” başlıklı yeni yayınlanan raporunuzda “halkımız COVID-19 pandemisine müdahalede bilime dayalı, şeffaf ve hesap verebilir bir salgın yönetimini hak etmektedir” deniyor. Neden Türkiye’de şeffaf ve bilime dayalı bir süreç yürütülmedi? </strong></p>
<p>HASUDER raporunda da vurgulandığı gibi salgın yönetiminde en önemli konu, yönetimler ve halk arasındaki güven duygusudur. Çünkü salgınla mücadele etmek için getirilen kısıtlamalar herkes için zorlayıcıdır. Bunlar doğal olarak bir süre sonra psiko-sosyal ve ekonomik yönden çeşitli sıkıntılara yol açıyor. Toplumun bu kısıtlamalara uyum sağlaması için gerekçesinin çok iyi açıklanması ve kuralların herkes için aynı koşullarla geçerli olduğunun bilinmesi çok ama çok önemli. Öbür türlü insanlardan önlemlere uyması beklenemez. Açıklanan sayılara da güven duymak bu uyumun olmazsa olmaz koşulu.</p>
<blockquote><p>Salgın yönetimi asıl olarak halk sağlığı uzmanlık alanının görevidir.</p></blockquote>
<p>Yönetimlerin salgın ile ilgili verileri halk sağlığı uzmanları ile paylaşmaması aslında bu uzmanlardan yararlanamamasına neden oluyor. Salgın yönetimi asıl olarak halk sağlığı uzmanlık alanının görevidir, nitekim ülkemizin güney-doğu illerinde salgın yönetiminin örneğin Karadeniz illerine göre daha başarılı yürütülmesinin en önemli nedeni güney-doğu illerinde halk sağlığı uzmanlarına daha fazla yetkinin verilmiş olmasıdır.</p>
<p><strong>Raporunuzda yer alan “Giderek sosyal bir hastalık olmaya doğru giden COVID-19 salgını” ifadelerini nasıl yorumlamalıyız? Derinleşen eşitsizlikleri aynı zamanda bir halk sağlığı sorunu olarak da görebilir miyiz?  </strong></p>
<p>Halk sağlığının iyiye gidebilmesi için en temel koşul sağlığın sosyal belirleyicileri dediğimiz gelir, eğitim, sağlık, barınma, beslenme vb. koşullarının toplumun tüm kesimleri için hakkaniyetle düzenlenmesi. Oysa salgın var olan hakkaniyetsizliği iyice artırdı. Yaşadığımız süreçte çok sayıda çocuk ve genç eğitimden koptu, çocuk işçiliği arttı, kadına ve çocuğa yönelik şiddet arttı. Bunların her biri acil sosyal politikalar geliştirilmesi gereken çok önemli sorun alanları ve bunlar halk sağlığının da önemli bileşenleri aynı zamanda.</p>
<h5><strong>“Salgın Sonlansa Bile Sağlık Sistemi ve Sağlık Çalışanlarını Zorlu Bir Süreç Bekliyor” </strong></h5>
<p><strong>Bulaşıcı olmayan hastalıklar ile koronavirüs arasındaki ilişkinin “sindemi” olarak adlandırılmasını nasıl anlamalıyız? Pandemi kronik ve tüm diğer hastalıklar üzerindeki olumsuz etkilerini şimdiden görüyor muyuz? Salgın bittiğinde, sağlık sistemini ve sağlık emekçilerini çok daha fazla hasta ve zorlu bir süreç mi bekliyor? </strong></p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-67034 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/pandemide-tip-bayrami.jpg" alt="Pandemide Tıp Bayramı" width="348" height="232" />HASUDER’in pandeminin 1.yıldönümü nedeniyle hazırladığı raporun yönetici özeti bölümünde bu sorunuza cevap niteliğinde bir paragraf var: “Sağlık sistemi tüm bileşenleri ile COVID-19 ile uğraşırken, Dünya genelinde bulaşıcı olmayan hastalıkların küresel mortalite ve morbidite içindeki önemli payı, bu hasta grubunun kırılganlığı, risk faktörlerinin başat rolü ve erken tanı/tedaviye ilişkin erişim sorunları, pandemi döneminde daha da belirginleşmiştir. COVID-19 pandemisi bütün dünyada, ancak özellikle düşük gelirli ülkelerde veya orta-yüksek gelirli ülkelerin kaynakları sınırlı olan sosyal gruplarında, rutin sağlık hizmetlerinin aksaması, hizmete erişim sorunları veya sosyal ve ekonomik eşitsizlikler nedeni ile kronik hastalıkların yönetimini olumsuz yönde etkilemiş ve fazladan olumsuz sağlık sonuçlarına neden olmuştur.</p>
<p>Bulaşıcı olmayan hastalıklar ve COVID-19 arasındaki bu ilişki, COVID-19’un pandemi değil, “sindemi” olarak adlandırılmasına neden olmuştur. Bu hastalıklar doğaları gereği, sağlık sistemi ile tekrarlayan teması gerektirmekte, bu da; temel ilaçlara erişim ve rehabilitasyon hizmetlerini de içeren bir hastalık yönetimini gerekli kılmaktadır. Bu salgından ve önceki salgınlardan elde edilen kanıtlar, doğru sağlık yönetim ilkeleri uygulanmadığı takdirde, kronik hastalık tanılarının gecikeceğini, hastaların durumlarının kötüleşeceğini, risk faktörlerindeki durumun hızlanarak toplumdaki hastalık yükünün artacağını ve erken yaşlara kayacağını göstermektedir.” Özetle<em>,</em> salgın sonlansa bile kronik hastalıklar konusunda sağlık sistemi ve sağlık çalışanlarını zorlu bir süreç bekliyor.</p>
<p><strong>Bir akademisyen ve halk sağlığı uzmanı olarak, küresel düzeyde aşıya ulaşamayan ülkeler ve aşı milliyetçiliği tartışmalarını da dikkate aldığımızda, bizi kısa ve uzun vadede nasıl bir tablo bekliyor?</strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletler’in bütün çabalarına karşın salgına yönelik mücadelede zengin ülkelerin bencil davranıp kaynakları paylaşmaması ve aşı milliyetçiliği devam ediyor. Oysa hastalık bütün ülkelerde bitmeli ki dünya olarak rahata kavuşabilelim. Çünkü bu hastalık bir bölgeye lokalize olarak devam edebilecek bir yapıda değil, geçtiğimiz bir yılda gördüğümüz gibi hızla dünyanın her yerine yayıldı. Sınırları kapatmak da çok anlamlı değil, bu sınırlar virüs için geçerli değil çünkü.</p>
<p>Bir yandan da birçok uluslararası kurumla birlikte sorumluluk duyan ve küresel politikalarda söz sahibi olabilecek kişiler, dayanışma kültürünün hâkim kılınması ve eşitsizliğin azaltılmasına yönelik olarak ciddi çabalar içindeler. Dileyelim bu çabalar sonuç versin ve salgından öğrenerek, yanlışlarımız bir nebze de olsa düzeltme gayretiyle çıkalım.</p>
<p>Bu vesileyle, tüm insanlığa dayanışmanın ve “diğeri”nin ihtiyacını gözeten bir tutumun hâkim olması yönündeki dileğimi tekrarlamak istiyorum.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/15/tip-bayrami-polipandemi-surecin-ve-sindemi-kosullarinda-kutlaniyor/">Tıp Bayramı Polipandemi Süreci ve Sindemi Koşullarında Kutlanıyor!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HASUDER: “Yüz Yüze Eğitime Başlanması Kararı, Yerel Düzeyde Alınmalı!&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/02/05/hasuder-yuz-yuze-egitime-baslanmasi-karari-yerel-duzeyde-alinmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2021 11:35:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[HASUDER]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[Okullarda Yüz Yüze Eğitime Başlanmasına İlişkin Raporu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=65077</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk Sağlığı Uzmanları Derneği’nin (HASUDER) hazırladığı Okullarda Yüz Yüze Eğitime Başlanmasına İlişkin Rapor’da Türkiye’de ilköğretim ve ortaöğretimdeki okulların COVID 19 Pandemisi koşullarında yüz yüze eğitim verebilmesi için gereklilikler sıralanıyor.  “Tüm okulların açılması ya da kapatılması” kararının alınması için en uygun ve doğru mercinin İl ve İlçe Hıfzıssıhha Kurulları olduğu belirtilen raporda, kararların yerel düzeyde alınması gerektiğine dikkat çekiliyor.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/02/05/hasuder-yuz-yuze-egitime-baslanmasi-karari-yerel-duzeyde-alinmali/">HASUDER: “Yüz Yüze Eğitime Başlanması Kararı, Yerel Düzeyde Alınmalı!&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>HASUDER’in Okullarda Yüz Yüze Eğitime Başlanmasına İlişkin Raporu, Türkiye’de ilköğretim ve ortaöğretimdeki okulların COVID 19 Pandemisi koşullarında yüz yüze eğitim verebilmesi için gerekliliklerini belirlemek amacıyla hazırlandı. Eğitim hizmetlerini kesintiye uğratmanın ekonomiler ve toplumlar için eşitsizliğin artması, sağlık alanında daha kötü sonuçlarla karşılaşılması ve sosyal bütünlüğün azalması gibi ciddi ve uzun vadeli sonuçlarının bulunduğuna dikkat çekilen raporda, okulların eğitime devam edip etmeme kararını verme durumunda olan birçok ülkede virüs yaygınlığına ilişkin verilerin eksik ve karar vericilerin değerlendirmelerini eksik bilgi ve belirsizlik bağlamında yapmalarının gerekli olduğunun altı çiziliyor.</p>
<h5><strong>Pandemide Eğitime İlişkin Bilimsel Veriler</strong></h5>
<p>Raporda, pandemi sürecindeki belirsizliklerle birlikte elimizdeki verile şu şekilde sıralanıyor:</p>
<ul>
<li>UNESCO verilerine göre 14 Aralık 2020 itibarıyla toplam 210 ülkeden 106’sında okullar tamamen açık, 43’ünde ise kısmen açık, 34 ülkede ara tatilde, 27 ülkede ise kapalıdır. Pek çok ülke de okulların açık tutulup tutulmaması konusunda kararsızlık yaşanıyor.</li>
<li>COVID-19 hastalığını kontrol etmede okulları kapatmanın yararına ilişkin elimizdeki kanıtlar kısıtlı. Okul çağı çocukların hastalığa ne kadar duyarlı oldukları, hastalığın taşınmasındaki etkileri halen net olarak belirlenemedi.</li>
<li>Okulların kapanması da açılması da içinde birtakım riskleri barındırıyor. Önceki salgınlardan elde edilen veriler okul çocuklarının hastalığın yayılımında görece küçük bir rol oynadığını, 20 yaş altındakilerin COVID-19’a bağlı şiddetli akut solunum sendromuna yetişkinlerin yaklaşık yarısı kadar duyarlı olduğunu ve daha az semptomatik olduklarını gösteriyor.</li>
<li>Ancak viral yük ile ilgili veriler, çocukların yetişkinlerinkine benzer COVID-19 viral yüküne sahip olabileceğini düşündürüyor. Ek olarak bazı solunum yolu virüslerinden farklı olarak, çocukların bulaştırma olasılığının yetişkinlerden daha yüksek olduğuna dair ise hiçbir kanıt yok.</li>
<li>Okullarda bulaş ile de ilgili veriler yetersiz olmakla birlikte, dünyanın çeşitli ülkelerinde geçtiğimiz dokuz ayı kapsayan araştırmalar, okulların kapanmasının COVID-19 yayılımını azaltmadığını, açılmasının ise COVID-19 olgularını artırmadığını, okulların bu salgında hastalığın ana yayılma merkezi olmadığını ve okullarda görülen olguların toplumdaki yayılmanın bir yansımasından ibaret olduğunu gösteriyor.</li>
<li>COVID-19 pozitif biri ile teması olan 20 yaş altındaki çocuk ve gençlerin hastalığa yakalanma olasılığının, pozitif biri ile teması olan yetişkinlerden yarı yarıya az olduğu belirtilmektedir. 6-12 yaş çocukların hastalığa yakalanma ve bulaştırma riski yetişkinlerden çok daha düşüktür. 12 yaş üstü gençlerin ise hastalığa yakalanma riskleri daha düşük olsa da, yetişkinler kadar bulaştırıcı olabilmektedirler</li>
</ul>
<p><strong><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/02/hasuder-okullarin-acilmasi-raporu-1.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-65078 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/02/hasuder-okullarin-acilmasi-raporu-1.jpg" alt="HASUDER Okullarda Yüz Yüze Eğitime Başlanmasına İlişkin Rapor" width="603" height="413" /></a></strong></p>
<h5><strong>Türkiye’de Eğitim Çağındaki Çocukların Pandemi Koşullarındaki Durumu  </strong></h5>
<p>Türkiye&#8217;de çocukların büyük çoğunluğunun derse katılmak için teknik ekipman (bilgisayar, mobil telefon vb) ve altyapı (internet, kendine ait oda vb) sorunları var. Öğretmenler EBA’yı aktif olarak kullanmakta iken öğrencilerin önemli bir kısmı çeşitli nedenlerle erişim sağlayamadığı durumlar yaşıyor.</p>
<p>Bütün bunların yanında, okulların kapalı kalmasının zararları tüm çocuklara eşit dağılmamakta, yoksullar, eğitimsiz aile çocukları, kız çocukları ve özel eğitim gereksinimi olan çocuklar bundan daha fazla zarar görüyor.  Yoksul, çok çocuklu ailelerde çocukların kendine ait odası, bilgisayarı, mobil telefonu vb. ekipmanları ve internet alt yapısı yoktur ya da yetersizdir. Türkiye’deki annelerin %92’si lise mezunu değildir ve bu annelerin uzaktan eğitimde çocuklarına destek vermeleri çok zor, kimi zaman imkansızdır.</p>
<p>Pandemide özellikle okulların güvenlik, sağlık ve hijyen koşullarının yeterliliği önem kazanmaktadır. Ancak MEB 2019-2023 Stratejik Planı’nda GZFT analizinde “Okul ve kurumlarda güvenlik, sağlık ve hijyen koşullarının yeterliliği” zayıf yön olarak belirtilmektedir. Bu da okulların tümünde bu şartların karşılanamadığını gösteriyor.</p>
<h5><strong>Okulların Açılmasındaki Temel Ölçütler </strong></h5>
<p>Okullar yeniden açılmak üzere seçildiğinde, hazır olma durumlarını değerlendirmek ve planlamada kullanılacak bilgileri sağlamak için kilit önemdeki dört ölçüt kullanılmalıdır:</p>
<ol>
<li>Uygun ortamın sağlanması (politika, finansman)</li>
<li>Adaptasyon finansman (özellikle birden fazla yoksunluğun olduğu ortamlarda: yoğun nüfuslu alanlar, düşük su mevcudu, çatışma, vb.); yerel ihtiyaçlara ve koşullara cevap vermek</li>
<li>Analiz: Pandemi öncesi koşullara karşı, hem az miktarda kaynağın bulunduğu mevcut sınırlamaların farkında olarak hem de operasyonel koşulları ve öğrenme koşullarını iyileştirmek için hedef geliştirerek</li>
<li>Öğrenme çıktılarını iyileştirmek, eğitime adil erişimi artırmak ve çocukların korunmasını, sağlığını ve güvenliğini güçlendirmek (Uzaktan eğitim açısından büyük bölgesel eşitsizlikler var. Uzaktan eğitimle erişilemeyenler, kırsal ve yoksul hane halklarının çocuklardır) Okulları kısmen kapatma, tamamen kapatma, yeniden açma kararlarının kanıta dayalı olması ve coğrafi bölge, il, ilçe, birim düzeyinde izlenip güncelleniyor olması gerekir.</li>
</ol>
<h5><strong>Ne Yapılmalı? </strong></h5>
<p>Tüm bu verilen ışığında, Umumi Hıfzıssıhha Kanunu (No. 1593) kapsamında il ve ilçe düzeyinde halen var olan ve işlemesi gereken İl ve İlçe Hıfzıssıhha Kurullarının bu kararları, ulusal rehberler doğrultusunda alabilecek “en uygun ve en doğru” kurullardır ve bu tür toplumu ilgilendiren konularda kararlar yerel olarak bu kurullarda alınmalıdır.</p>
<p>Alınan kararlar çerçevesinde, Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı&#8217;nca tanımlanan ve alınması gereken önlemlerin titizlikle uygulanması gerekiyor.</p>
<p>Ayrıca, uygulamalar sırasında özdeğerlendirme ve denetim sistemlerinin işletilmesi sayesinde okulların açık kalma sürecinde kalmasının sağlanacağı ve bu sayede çocukların sağlıklı olarak eğitimlerini sürdürebilecekleri bir ortamın sağlanması mümkün olabilecek.</p>
<p>Raporun tümüne <strong><a href="https://www.sivilsayfalar.org/raporlar/hasuder-okullarda-yuz-yuze-egitime-baslanmasina-iliskin-rapor/" target="_blank" rel="noopener">buradan</a></strong> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/02/05/hasuder-yuz-yuze-egitime-baslanmasi-karari-yerel-duzeyde-alinmali/">HASUDER: “Yüz Yüze Eğitime Başlanması Kararı, Yerel Düzeyde Alınmalı!&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Sağlık Etki Değerlendirmesi Süreçleri Henüz Yasalarımızda Yer Almıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/09/saglik-etki-degerlendirmesi-surecleri-henuz-yasalarimizda-yer-almiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurcan Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Dec 2020 09:01:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[HASUDER]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Maden Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Yönleriyle Türkiye’nin Maden Gerçeği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=62161</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm Yönleriyle Türkiye'nin Maden Gerçeği Dosyası'nda, maden şirketlerinin faaliyete geçmeden önce “Sağlık Etki Değerlendirmesi”(SED) süreçlerini yerine getirmesi gerektiğine vurgu yapan HASUDER Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Melike Yavuz, “Herhangi bir tesis/yapı kurulmadan önce bunun sadece çevreye değil, sağlığa olan etkilerini de değerlendirmemizi sağlayabilecek olan Sağlık Etki Değerlendirmesi (SED) süreçleri henüz ülkemiz yasalarında yer almıyor” diyor. Maden işçileri için meslek hastalıkları denildiğinde ilk akla gelen pnömokonyoz hastalığına dikkat çeken Uzm. Dr. Elif Altundaş Hatman ise, “Meslek hastalıkları ister madencilerde isterse diğer işçilerde ve iş kollarında olsun, tümüyle önlenebilirdir. Fakat tedavi ne yazık ki çoğu zaman mümkün değildir. Tedavisi mümkün olan meslek hastalıklarında da ilk adım kişinin işten uzaklaştırılması olmalıdır.” şeklinde bilgilendirmelerde bulundu. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/09/saglik-etki-degerlendirmesi-surecleri-henuz-yasalarimizda-yer-almiyor/">&#8220;Sağlık Etki Değerlendirmesi Süreçleri Henüz Yasalarımızda Yer Almıyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">“Tüm Yönleriyle Türkiye’nin Maden Gerçeği” başlığıyla hazırladığımız maden dosyamızın üçüncü bölümünde Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) ile yaptığımız röportajımızla devam ediyoruz. HASUDER Yönetim Kurulu üyesi, Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Melike Yavuz ve İş ve Meslek Hastalıkları Uzmanı, Yedikule Eğitim ve Araştırma Hastanesi Uzm. Dr. Elif Altundaş Hatman ile “Madencilik faaliyetlerinin insan sağlığı üzerindeki geri dönüşü olmayan tahribatlarını ve meslek hastalıklarını” konuştuk. </span></p>
<figure id="attachment_62162" aria-describedby="caption-attachment-62162" style="width: 214px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-62162" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Dr.-Melike-Yavuz-640x853.jpg" alt="Melike Yavuz" width="214" height="285" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Dr.-Melike-Yavuz-640x853.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Dr.-Melike-Yavuz.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 214px) 100vw, 214px" /><figcaption id="caption-attachment-62162" class="wp-caption-text">Melike Yavuz</figcaption></figure>
<p><b>HASUDER’in de paydaşı olduğu; Çevre, İklim ve Sağlık için İşbirliği Projesi (ÇİSİP) başlatılmıştı. Bu projenin ana kavramlarından olan “tek sağlık” kavramı ile vurgulanmak istenen konu nedir? Bu kavramı madencilik çalışmaları üzerinden değerlendirir misiniz? </b></p>
<p><b>Melike Yavuz: </b><span style="font-weight: 400;">Tek Sağlık, sağlığın korunması için</span> <span style="font-weight: 400;">insanlar, hayvanlar, bitkiler ve bunların ortak çevresi arasındaki bağlantıyı bir bütün olarak ele alan; işbirliğine dayalı, çok sektörlü ve disiplinler arası bir yaklaşımdır. Tek Sağlık yaklaşımına göre ekosistem sağlığı tüm insanların, hayvanların, bitkilerin, yaşam ortamlarının sağlığından ayrı ele alınamaz. </span></p>
<h5><b>Kaçak Madenler Ülkemizin Bir Gerçeği</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Madencilik üzerinden ‘tek sağlık’ kavramından bahsedildiğinde ise akla ilk gelen madenlerde çalışan insanlar ve grizu patlamaları oluyor. En son Soma Faciası’nda yaşadığımız üzere madenlerde meydana gelen kazalar ülkemiz hafızasında önemli izler bırakmıştır. Bu anlamda ülkemizde madencilik daha çok iş ve meslek hastalıkları çerçevesinde ele alınıyor. ‘Tek sağlık’ madencilik sektörünü değerlendirirken de kullanılması gereken bir yaklaşım. Madenlerde çalışan işçiler sadece kazalar değil, buralarda çalışma esnasında yoğun olarak maruz kaldıkları tozlar nedeniyle pnömokonyoz, kanser gibi kronik hastalıklar açısından da risk altındadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kaçak madenler ülkemizin bir gerçeği. Bu madenlerde düşük ücretle ve sigortasız çalıştırılan işçiler kaza veya hastalık durumunda sağlık hizmetine erişememe, maluliyet hakkından yararlanamama gibi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu durumdan aileleri de etkilenmektedir. Sadece fiziksel değil ruhsal sağlık sorunları da yoğun olan bir gruptur madenciler ve aileleri. Eşini, evladını madene gönderen kadın her seferinde onun eve dönüp dönemeyeceğine dair kaygı yaşamaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><b><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-62165 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-2-640x427.jpg" alt="maden" width="429" height="286" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-2-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-2-1024x682.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-2.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 429px) 100vw, 429px" /></b>Madenler önemli çevre sorunları da yaratmaktadır. Hem çıkarılması işlemleri sırasında hem de yakma aşamasında önemli çevresel kirlilik kaynaklarıdır. Madenlerin ülke ekonomisine kazandırılması hedefi ise doğrudan ekonomi alanı ile ilişkilidir. Madencilik; göğüs hastalıkları, iş ve meslek hastalıkları, onkoloji, psikiyatri, halk sağlığı gibi birçok disiplinden; sağlık profesyonelleri, çevre mühendisleri, ekonomistler hatta sosyolog ve iletişimciler gibi birbirinden bağımsız görünen farklı sektörlerin birlikte çalışmasını gerektiren kompleks bir başlıktır. </span></p>
<p><b>Hasuder’in sağlıklı bir çevrede yaşam hakkını savunmak adına yürüttüğü başka projeleri var mı?</b></p>
<p><b>M.Y: </b><span style="font-weight: 400;">Halk Sağlığı çok geniş bir alan, birçok alt başlığı içeriyor. Derneğimiz bu alanlardaki çalışmalarını, çalışma grupları üzerinden yürütüyor. Çevre Sağlığı Çalışma Grubumuz bu gruplardan biri. Çevre sağlığı üzerine olan çalışmalarımız ağırlıklı olarak bu grup üzerinden yürüyor. Çalışma grubumuz kendi içinde toplantılar yaparak çalışma başlıklarını belirleyerek bu çerçevede çalışmalarını yürütmektedir. Hava kirliliği, iklim krizi, toksik kimyasallar başta olmak üzere çevreyi ilgilendiren hemen her başlıkta çalışmalar yapıyoruz. Bazen acil yanıt üretilmesi gereken durumlarda hızlı aksiyon alabilmek için iç yazışmalarla görevlendirme de yapılabilmektedir. Çalışma gruplarımızda yer almak için Dernek üyeliği şartı aranmıyor. Bizimle birlikte bu alanda çalışma isteyenler çalışma grubu yürütücümüz ile iletişime geçebilirler. Bilgiler web sitemizde mevcuttur. </span></p>
<h5><b>Sağlık Etki Değerlendirmesi (SED) Süreçleri Ülkemiz Yasalarında Yer Almıyor</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-62219 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/SED-640x360.jpg" alt="sed raporu" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/SED-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/SED.jpg 700w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">HASUDER, içlerinde Türk Tabipler Birliği (TTB) , Greenpeace, TEMA Vakfı’nın da bulunduğu 16 meslek örgütü ve sivil toplum kuruluşunun bir araya gelerek kuruduğu Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP) içinde de aktif olarak yer almaktadır. Yürütme kurulunda yer aldığımız THHP’nin başlıca mücadele alanı termik santrallerden kaynaklı hava kirliliği. Platform her yıl “Kara Rapor” adıyla ülkemizin hava kirliliği ile ilgili güncel durumu değerlendiren bir rapor yayımlamaktadır. Ülkemizde maalesef hava kirliliğinin sağlık etkilerini değerlendirecek araçlara sahip değiliz. Platform bu amaçla araçlar geliştirilmesi, bu araçların savunuculuk faaliyetlerinde kullanılması ve mevzuatta da karşılık bulması için çalışmalar yürütmektedir. Örneğin herhangi bir tesis/yapı kurulmadan önce bunun sadece çevreye değil, sağlığa olan etkilerini de değerlendirmemizi sağlayabilecek olan Sağlık Etki Değerlendirmesi (SED) süreçleri henüz ülkemiz yasalarında yer almıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Platform olarak geçtiğimiz yıl bir ilke imza atarak Eskişehir’de kurulması planlanan Alpu Termik Santrali için bir SED yaptık. Bunu rapor haline getirerek önce lansmanını yaptık, hem sosyal medya hesaplarımızda hem de HASUDER’in her yıl yaptığı Halk Sağlığı Kongresi’nde sunduk. Bu raporu sunmak ve taleplerimizi iletmek için Çevre Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü temsilcilerinden oluşan bir heyetle online bir toplantı gerçekleştirdik. Birlikte yapılabilecekleri ve bizim nasıl desteklerde bulunabileceğimiz tartıştık. Bu toplantı ülkemiz için belki de bir başlangıç olarak kayıtlara geçecektir. </span></p>
<h5><b>“Atıkların Nasıl Bertaraf Edileceği Önemli Bir Halk Sağlığı Sorunudur”</b></h5>
<p><b>Dünya Sağlık Örgütüne göre her yıl 15 milyona yakın insan çevresel nedenlerle ortaya çıkan hastalık ve yaralanmalarla yaşamını yitiriyor. Bu çevresel nedenler arasında madenlerin olumsuz etkileri nelerdir?</b></p>
<figure id="attachment_62166" aria-describedby="caption-attachment-62166" style="width: 402px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62166" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Pavlofox-640x427.jpg" alt="pavlofox" width="402" height="268" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Pavlofox-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Pavlofox-1024x682.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Pavlofox.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 402px) 100vw, 402px" /><figcaption id="caption-attachment-62166" class="wp-caption-text">Foto: Pavlo Fox</figcaption></figure>
<p><b>M.Y: </b><span style="font-weight: 400;">Madenlerin çevresel etkileri madenin cinsine göre değişmekle birlikte genel birkaç başlık altında toparlanabilir. Ormansızlaşma bunlardan birisidir. Yeni açılan ya da kapsamı genişletilen her maden ormanların yok edilmesine neden olmaktadır. Ormanlar yaşamımızın temel taşlarından biri, nefes kaynağımızdır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yine madencilik faaliyetleri sırasında kullanılan kimyasallar toprağa karışarak çevredeki toprağa ve bitkilere zarar vermektedir. Hemen etrafında bitkisel tarım yapılıyorsa, burada yetiştirilen bitkiler aracılığıyla insan vücuduna girmekte ve ayrıca yeraltı sularına karışarak içme suyu yoluyla da insan vücuduna alınabilmektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Madencilik faaliyetleri sırasında ortaya çıkan atıklar ve bu atıkların nasıl bertaraf edileceği önemli bir halk sağlığı sorunudur. Atık bertarafı bir maliyet kalemidir ve maden şirketleri uygunsuz atık bertarafı yöntemlerini kullanabilmektedir. Bu açıdan çok sıkı denetlendiklerini söyleyemeyiz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Madenlerin çalışması kadar kapatılması da karmaşık ve zor bir süreçtir. Kapatılan madenlerin nasıl ıslah edileceği, madencilikten geriye kalan atıkların bertarafı ve bunların maliyeti çok büyük bir sorunlardır. O nedenle hiç açılmamaları daha iyi olacaktır. </span></p>
<h5><b>“Kanun Teklifi’nin Geri Çekilmesi Gerektiğini Düşünüyoruz”</b></h5>
<p><b>5 Ekim’de TBMM Başkanlığı&#8217;na ‘Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ sunuldu. Mevcut haliyle bile çok tartışılan, çevre ve insan sağlığını korumaktan çok uzak olan bir mevzuat var. Kanun teklifinin özellikle 3. ve 5. maddelerinde getirilen değişikliklerle madencilik faaliyetlerinin çevreye ve insan sağlığına olumsuz etkilerini artıracak düzenlemeler içeriyor. Torba yasayla birlikte madencilik faaliyetlerinin çevreye, doğadaki canlılara ve insan sağlığına verdiği ve daha da artacak olan zararları nelerdir?</b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-62221 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Partrikul.jpg" alt="partikül" width="396" height="252" />M.Y: </b><span style="font-weight: 400;">Bu konuyu gündeme getirdiğiniz için çok teşekkür ederim. Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ilgili komisyonlardan geçerek TBMM Genel Kurulu’nda görüşmeye açılmıştır. Teklif, ekonomik büyüme adı altında insan ve çevre sağlığı açısından yeni tehditler doğuracak maddeler içermektedir. Eğer kabul edilirse maden ve enerji şirketine yeni imtiyazlar ve teşvikler sağlanacaktır. Tarım alanlarının maden şirketlerine devredilmesinin önü açılarak, yatırım bölgelerinde yer alan arazilerin, tarım alanlarının “kamu yararı kararı” olmaksızın istimlak edilerek maden ve enerji şirketlerine devredilmesi bu torba yasa ile mümkün hale gelecektir. Ruhsatları biten maden şirketleri süre bitiminden 12 ay önce başvurmaları halinde ruhsat süreleri uzatılacak. Bu süre içinde başvurmazlarsa maden şirketleri için önemsiz sayılabilecek kadar düşük bir meblağ ceza ödeyecekler. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Torba yasa ile yenilenebilir enerji kapsamı da genişletilerek, atık araba lastiklerinin ve plastik çöplerin yakılarak elektrik üretilmesinin önü de açılmaktadır. Bu yasa ile hurda araba lastikleri, plastik çöpler, arıtma havuzu çamurları, belediye atıkları yenilenebilir enerji kapsamına alınacaktır. Böylece bunların yakılması ile elektrik üreten biyokütle santralleri de hızlıca artacaktır. Araba lastiğinin, arıtma havuzu çamurlarının, belediye atıklarının elektrik üretimi için biyokütle santrallerinde yakılması sonucu ülkemizde zaten var olan hava kirliliği daha da artacak, hava kirliliğinin çevre ve insan sağlığı üzerinde görülen olumsuz etkileri çok daha ciddi boyutlarda görülmeye başlanacaktır. Tüm bu nedenlerle bu yanlıştan bir an önce geri dönülmesi, Kanun Teklifi’nin geri çekilmesi gerektiğini düşünüyoruz. </span></p>
<h5><b>“Kanser, Kalp-Damar Hastalıkları Gibi Kronik Sağlık Sorunları”</b></h5>
<p><b>Ayrı bir başlıkla değerlendirecek olursak. Madencilik faaliyetleri yapılan çevrede sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini vurgulayabilir misiniz?</b></p>
<p><b>M.Y: </b><span style="font-weight: 400;">Madenlerin çevresinde yaşayan insanların sağlığı üzerindeki etkileri yine madencilik türüne göre değişmektedir. Tozlu olan madenlerde çevreye yayılan tozlar başta madende çalışanlar olmak üzere çevresindeki herkesi etkiler. Taş ocakları buna örnek gösterilebilir. Diğer taraftan örneğin altın madenciliği gibi kimyasallarla yürütülen maden arama faaliyetlerinde siyanür gibi çok tehlikeli kimyasallar toprağa, suya, bitkilere karışarak insan vücudunda birikebilmekte ve kanser, kalp- damar hastalıkları gibi kronik sağlık sonuçlarına yol açabilmektedir. Metal madenciliği çevreye ağır metallerin yayılmasına ve hayvan ve insanlar üzerinde olumsuz sağlık sonuçlarına yol açabilmektedir. </span></p>
<figure id="attachment_62163" aria-describedby="caption-attachment-62163" style="width: 302px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-62163" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/elif-hasuder-640x853.jpeg" alt="Elif Altundaş Hatman" width="302" height="403" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/elif-hasuder-640x853.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/elif-hasuder-1024x1365.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/elif-hasuder.jpeg 1200w" sizes="auto, (max-width: 302px) 100vw, 302px" /><figcaption id="caption-attachment-62163" class="wp-caption-text">Elif Altundaş Hatman</figcaption></figure>
<h5><b>Maden İşçilerinin Maruz Kaldıkları Meslek Hastalıkları </b></h5>
<p><b>Maden işçilerinin karşılaştığı meslek hastalıkları nelerdir? Bu hastalığa çalışma hayatlarının kaçıncı yılında yakalanıyorlar?</b></p>
<p><b>Elif Altundaş Hatman: </b><span style="font-weight: 400;">Maden işçilerinin meslek hastalıkları denildiğinde ilk akla gelen pnömokonyoz hastalığı oluyor. Pnömokonyozlar çok yaygın görülen ve solunum belirtileri nedeniyle de daha sık tanı konulan bir hastalık grubu, maruz kalınan tozun niteliğine göre maden işçilerinde pek çok farklı formu görülebilir. Bunların başlıcaları; silikozis, mix toz pnömokonyozu, asbestozis, kömür işçisi pnömokonyozu olarak sıralanabilir. Diğer yandan madencilere sadece toza maruz kalmıyor, maruz kaldıkları tozlar da sadece pnömokonyoza neden olmuyor. Kronik Obstruktif Akciğer Hastalığı (KOAH), Akciğer Kanseri, Akciğer zarı kanseri olarak bilinen Mezetelyoma, romatizmal hastalıklar yine toza bağlı önemli meslek hastalıkları olarak sıralanmalı.</span></p>
<h5><b>“Maden İşçileri Gürültü Nedeniyle İşitme Kayıpları Yaşıyor” </b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Madenciler çok çeşitli mesleki kas-iskelet sistemi hastalıkları; eller ve el bileklerinde b</span><span style="font-weight: 400;">eyaz parmak sendromu, karpal tünel sendromu, tüm vücut vibrasyonuna bağlı bel fıtığı, epikondilit ve bursit gibi. G</span><span style="font-weight: 400;">ürültü nedeniyle mesleki işitme kayıpları, çeşitli mesleki deri hastalıkları, parazit ve mantarların neden olduğu mesleki hastalıklar,  madenlerdeki yetersiz aydınlatma koşullarına bağlı gözün istemsiz hareketleri (madenci nistagmusu) gibi pek çok meslek hastalığına tutulabilirler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sözünü ettiğimiz hastalıkların her biri için maruziyetin başlangıcı ile hastalığın gelişimi arasında geçen süre farklı olabilir. Bireysel farklılıkların yanı sıra bu süreyi belirleyen bir başka önemli faktörün de maruziyet miktarı olduğu bilinmeli, meslek hastalıkları genellikle maruziyet sonrası uzun dönemde ortaya çıkar ancak kısa sürede yüksek dozda maruziyet sonucu da gelişebilir.</span></p>
<h5><b>“Tedavisi Ne Yazık ki Çoğu Zaman Mümkün Değil”</b></h5>
<p><b>Maden meslek hastalıklarının önlenmesi ve tedavi mümkün müdür? </b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-62224 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-iscisi-640x350.jpg" alt="maden işçisi" width="343" height="188" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-iscisi-640x350.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-iscisi-1024x559.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/maden-iscisi.jpg 1047w" sizes="auto, (max-width: 343px) 100vw, 343px" />E.A.H: </b><span style="font-weight: 400;">Meslek hastalıkları ister madencilerde isterse diğer işçilerde ve iş kollarında olsun, tümüyle önlenebilirdir. Tedavi ise ne yazık ki çoğu zaman mümkün değildir. Tedavisi mümkün olan meslek hastalıklarında da ilk adım kişinin işten uzaklaştırılması olmalıdır.</span></p>
<p><b>Madencilik çalışmaları rakamlarla insan sağlığını nasıl etkiliyor? </b></p>
<p><b>E.A.H: </b><span style="font-weight: 400;">Meslek hastalıkları dışında madencilik sektöründe bir diğer sağlık riski de iş kazaları. Örneğin Çin’de 2002 yılında 6995 olarak bildirilen madencilikte iş kazalarına bağlı ölüm sayısı 2012 yılında azaldığı halde yine de 1384 ölümle sonuçlanmış. Kömür işçisi pnömokonyozunun görülme sıklığı yine Çin’de %6 iken, ABD’de %3,2, İngiltere’de %0,8, ülkemizde ise %1,6 olarak tahmin ediliyor. Hindistan’da yapılan çalışmalar madenciler arasında asbestozis sıklığının %3 olduğunu gösteriyor. Bu rakamlar çoğaltılabilir ancak rakamları bir yana koyarak, güvensiz çalışma koşullarının çok sayıda madencinin sağlığını tehdit ettiğini söylememiz gerekiyor.</span></p>
<p><b>Madencilik faaliyetlerinin çeşitli yöntemlerle yapılıyor. Siyanürle altın çıkarma gibi. Bu yöntemlerde hangileri insan sağlığına daha zararlı?</b></p>
<p><b>E.A.H:</b> <span style="font-weight: 400;">Siyanür belki de en çok tartışılan yöntem ancak siyanüre gelmeden özellikle Afrika’da çok sayıda kadın ve çocuk işçinin altın madenciliği sırasında civa kullanımına bağlı risklerle karşı karşıya olduğunu hatırlatmamız gerekiyor.</span> <span style="font-weight: 400;">Civa maruziyeti, yaşam boyu sakatlığa, böbrek yetmezliğine ve konuşma, görme ve bilişsel bozukluğa neden olabilir. Kadınlar, gebeler ve çocuklar özellikle risk altındadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Siyanür ile yapılan altın madenciliği de hem ölümle sonuçlanabilecek akut zehirlenme riski nedeniyle hem de uzun dönemde maruziyetin kalp, beyin ve sinir hasarına yol açmasıyla insan sağlığı için oldukça tehlikeli olduğu biliniyor.</span></p>
<p><b>Madencilik faaliyetleriyle ortaya çıkan mevcut sağlık sorunları pandemi sürecinden nasıl etkilendi?</b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-62167 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/duman-640x428.jpg" alt="duman" width="354" height="237" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/duman-640x428.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/duman.jpg 879w" sizes="auto, (max-width: 354px) 100vw, 354px" />E.A.H: </b><span style="font-weight: 400;">Meslek Hastalıklarının çoğu kez tamamen tedavi edilemeyen, destek tedavilere ihtiyaç duyulan, kronik hastalıklara yol açıyor. Pandemi süreci diğer tüm kronik hastalıklar gibi meslek hastalıklarının da tanı ve tedavi süreçlerinin aksamasına neden oluyor. </span></p>
<h5><b>“Sağlıklı Bir Çevrede Yaşamak Anayasal Hakkımızdır”</b></h5>
<p><b>HASUDER olarak insanların ve tüm canlıların sağlıklı bir çevrede yaşamaları için toplum ve kamu yararına yetkililere duyurmak istediğiniz talepleriniz ve tavsiyeleriniz var mı?</b></p>
<p><b>M.Y: </b><span style="font-weight: 400;">Sağlıklı bir çevrede yaşamak Anayasal hakkımızdır. Hiçbir kanun Anayasa’nın üzerinde değildir ve Anayasa’ya aykırı maddeler içeremez. Bizim gibi zayıf ve politik olarak yönlendirilebilen hukuk sistemine sahip ülkelerde ancak toplumun baskısı ile hukuka uygun kararlar alınabilmektedir. İçinde yaşadığımız pandemi koşulları bize sağlığın her şeyin önünde olduğunu gösterdi. Sağlıksız bir çevrede sağlıklı kalmak da olası değildir. Halkımızın bunun bilincine sahip olması için bize çok iş düşüyor. HASUDER olarak bunun toplumsal sorumluluğumuz olduğunu düşünüyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yasa yapanlar ise ekonomik kaygıları ön planda tutarak uzun sürede ağır sonuçları olabilecek kararlara imza atabilmektedir. Umutlu olmamakla birlikte, onlardan talebimiz ise attıkları her imzanın kendilerini, çocuklarını, en sevdiklerini ve gelecek tüm kuşakları derinden etkileyecek sonuçları olabileceğini göz önünde bulundurmalarıdır. Başka bir dünya yok. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de bir kömürlü termik santral projesi için yapılan ilk sağlık etki değerlendirmesi çalışmasının bir çıktısı olan “Eskişehir Alpu Kömürlü Termik Santrali Sağlık Etki Değerlendirmesi Raporu”nun Sağlığa Olumsuz Etkileri: Raporun tamamına </span><a href="https://www.sivilsayfalar.org/raporlar/eskisehir-alpu-termik-santrali-sed-raporu/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><span style="font-weight: 400;">buradan</span></a><span style="font-weight: 400;"> ulaşabilirsiniz. </span></p>
<h5><b>Alpu Termik Santrali Hayata Geçirilirse 24 İl Olumsuz Etkilenecek</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-62220 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Eskisehir-1-640x846.jpg" alt="eskişehir" width="300" height="396" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Eskisehir-1-640x846.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Eskisehir-1-1024x1354.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Eskisehir-1.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" />Alpu Termik Santrali’nin hayata geçmesi halinde; santralin çalışacağı tahmini 35 yıl boyunca santralin verdiği zararlardan sadece Eskişehir değil, 24 il etkilenecek. Bu durumda  11 milyonu aşkın insanın sağlığı olumsuz etkilenmesi öngörülüyor. Rapora göre santralin yaratacağı hava kirliliğinin, rüzgarın etkisiyle; Ankara, Afyonkarahisar, Aksaray, Bartın, Bilecik, Bolu, Bursa, Çankırı, Çorum, Denizli, Düzce, Isparta, Karabük, Kastamonu, Kırıkkale, Kırşehir, Kocaeli, Konya, Kütahya, Sakarya, Uşak, Yozgat ve Zonguldak’a yayılması bekleniyor. Bu durumun 35 yılda toplam 3200 erken ölüme neden olacağı belirtiliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Santralden kaynaklı kirlilik nedeniyle; 419,9 hektar yani 575 futbol sahası büyüklüğündeki tarım arazisinin yok olacağı vurgulanıyor. Bitkisel ürün ekili olan ve 2019 yılı içerisinde 135 milyon 472 bin TL gelir getiren 125 bin 770 dekarlık tarımsal alan da projeden olumsuz etkilenecek. </span></p>
<h5><b>35 Yıl Boyunca Tüm Türkiye’ye Dağılma Riski Bulunuyor</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayrıca projenin, su kaynakları üzerinde de ciddi olumsuz etkiler yaratması bekleniyor. Kömür külünde bulunan arsenik, kurşun, civa, kadmiyum, krom ve selenyum gibi zehirli metallerin su ve gıdalara bulaşması söz konusu olacak. Rapora göre santralin yakacağı kömürden ortaya çıkacak civa, yeraltı tatlı su kaynakları ve buradan dolaşımla Porsuk Çayı ve Sakarya Nehri’ne ulaşacak. Bu sebeple, avlanan balıklar ve tarımda sulama amaçlı kullanılan akarsular aracılığıyla besin zincirine geçerek sadece bölgeye değil, 35 yıllık zaman zarfında tüm Türkiye’ye dağılma riski bulunuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kömür yakımı sonucunda ortaya kükürt dioksit, azot oksit gibi gazlarla, partikül maddeler özellikle de 2,5 mikrondan daha küçük partikül maddeler insan sağlığı üzerinde onarılmaz etkiler yapıyor. Özellikle 2,5 mikron ve altındaki partikül maddeler sadece solunum sistemi hastalıklarına, yani kronik obstrüktif akciğer hastalığına, bronşite, astıma ve akciğer kanserlerine neden olmuyor, çocukların bilişsel gelişiminde durmalara, otizm gelişmesine yol açıyor. Çeşitli organ kanserlerinin görülmesine neden oluyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-62223 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Akciger-640x358.jpg" alt="akciğer hastalığı" width="640" height="358" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Akciger-640x358.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Akciger-1024x573.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Akciger.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">SED raporunda, işsizliğin yanı sıra, santralin planlanan minimum faaliyet süresi olan 35 yılda 17 bin 852 iş kazası meydana geleceği ve bunlardan 290’ının ölümle sonuçlanacağı öngörülüyor. </span></p>
<p>Dosyanın diğer içeriklerine <a href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/tum-yonleriyle-turkiyenin-maden-gercegi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/09/saglik-etki-degerlendirmesi-surecleri-henuz-yasalarimizda-yer-almiyor/">&#8220;Sağlık Etki Değerlendirmesi Süreçleri Henüz Yasalarımızda Yer Almıyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>COVID-19’un Gölgesinde Ruh Sağlığı Günü: “Ruh Sağlığına Ayrılan Kaynak Artırılmalı!”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/10/covid-19un-golgesinde-ruh-sagligi-gunu-ruh-sagligina-ayrilan-kaynak-artirilmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2020 10:08:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[HASUDER]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=59326</guid>

					<description><![CDATA[<p>10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü, bu yıl COVID-19 salgınının gölgesinde kutlanıyor. ‘Yeni normal’ bireylerin ruh sağlığını da etkiliyor. Pandeminin psikolojik etkilerine dikkat çeken Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASÜDER), her kriz dönemindeki gibi ruh sağlığı ve psikososyal desteğe olan ihtiyacın önümüzdeki dönemde artacağı uyarısında bulunarak, bu alana ayrılan kaynağın artırılması gerektiğini vurguluyor. HASÜDER ayrıca etik, şeffaf, hesap verebilir salgın yönetiminin, toplumun ruh sağlığını da koruyacağını hatırlatıyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/10/covid-19un-golgesinde-ruh-sagligi-gunu-ruh-sagligina-ayrilan-kaynak-artirilmali/">COVID-19’un Gölgesinde Ruh Sağlığı Günü: “Ruh Sağlığına Ayrılan Kaynak Artırılmalı!”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>COVID-19 salgını sürecinde 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nü kutlamak, kaçınılmaz olarak yeni normal’in içerdiği belirsizlik ve değişimlerle bireylerin ruh sağlığına etkilerini hatırlatıyor. Pandeminin siyasi, sosyal ve ekonomik etkileri yanında psikolojik etkilerine dikkat çeken HASÜDER, Dünya Ruh Sağlığı Günü vesilesiyle <a href="https://korona.hasuder.org.tr/covid-19un-golgesinde-dunya-ruh-sagligi-gunu/">yayınladığı metinde</a>, kriz deneyimleri çerçevesinde ruh sağlığı ve psikososyal desteğe olan ihtiyacın önümüzdeki aylarda ve yıllarda önemli ölçüde artacağını, zaten yetersiz olan ruh sağlığı hizmetlerinin pandemide kesintiye uğradığını, bu nedenle ulusal sağlık bütçelerinde ruh sağlığına ayrılan %2’lik payın yükseltilmesi gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>HASÜDER tarafından yapılan açıklamada, ruh sağlığı hizmetlerine neden daha çok kaynak aktarılması gerektiğine ilişkin değerlendirme dikkat çekiyor. Sağlık sisteminde ruh sağlığına kaynak aktarılmasının ekonomik getirisinin ne kadar yüksek olduğu, yapılan araştırmalar ile hatırlatılıyor. Buna göre, pandemi öncesinde yalnızca depresyon ve anksiyete nedeniyle oluşan üretkenlik kaybı yaklaşık 1 trilyon ABD dolar civarında idi. Daha dikkat çekici olan, depresyon ve anksiyete ile mücadelede etkinliği kanıtlanan yöntemler için harcanan her 1 ABD dolarının 5 ABD doları getirisinin olduğu. Söz konusu bulgular, pandeminin ruh sağlığı üzerindeki etkilerinin ekonomik maliyetinin göz ardı edilemeyecek boyutlarda olduğunu gösteriyor.</p>
<h5><strong>Pandemide Değişen ve Zorlaşan Hayatın Psikolojik Yansımaları</strong></h5>
<p>HASÜDER, pandemide günlük hayatımızın önemli ölçüde değiştiğini ve beraberinde getirdiği psikolojik zorlukları farklı kesimler açısından birkaç örnekle hatırlatıyor;</p>
<ul>
<li>Zor koşullarda çalışan ve COVID-19’u eve getirmekten korkarak işe giden sağlık çalışanları,</li>
<li>Okula gidemeyen, evden ders almaya uyum sağlamaya çalışan, öğretmenleri ve arkadaşları ile çok az teması olabilen ve gelecekleri konusunda endişeli öğrenciler,</li>
<li>Geçim kaynakları tehdit altında olan işçiler,</li>
<li>Pandemide sınırlı koruma ile yoksulluk içinde yaşayan veya kırılgan insani yardım ortamlarında hayatta kalma mücadelesi veren çok sayıda insan,</li>
<li>Öncekinden daha fazla sosyal izolasyon yaşayan, kronik ruh sağlığı sorunları olan bireyler,</li>
<li>Bazen vedalaşamadan kaybedilen yakınlarının acısıyla baş etmek durumunda kalan insanlar…</li>
</ul>
<h5><strong>Pandemide Kesintiye Uğrayan Ruh Sağlığı Hizmetleri</strong></h5>
<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), pandemi öncesinde ülkelerin ulusal sağlık bütçelerinin %2’sinden daha azını ruh sağlığı için harcadıklarına ve bunun yetersiz olduğuna işaret etmişti. Yas, tecrit, gelir kaybı ve korku gibi pek çok nedenle, pandemi ruh sağlığı sorunlarını tetikliyor veya mevcut olanları kötüleştiriyor. Alkol ve uyuşturucu kullanımında artış, uykusuzluk ve anksiyete çok sayıda insanın yaşadığı sorunlar arasında. Bu arada, COVID-19’un kendisi de deliryum, ajitasyon ve felç gibi nörolojik ve zihinsel komplikasyonlara yol açabiliyor. Tüm bu sebeplerle, pandemi ruh sağlığı hizmetlerine olan talebi artırıyor.</p>
<p>DSÖ tarafından Haziran-Ağustos 2020 arasında 130 ülkede gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarına göre, COVID-19 salgını ülkelerin %93’ünde kritik ruh sağlığı hizmetlerini aksattı veya durdurdu. Birçok ülke (%70) yüz yüze hizmetlerde yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için teletıp veya teleterapiyi benimsendi. Ancak diğer alanlarda olduğu gibi, bu hizmetlere erişimde eşitsizlik göz çarpıyor. Buna ek olarak DSÖ araştırması, ülkelerin %89’unun ruh sağlığı ve psikososyal desteği ulusal COVID-19 müdahale planlarının bir parçası olduğunu bildirmesine rağmen, bu ülkelerin yalnızca %17’sinin bu faaliyetleri kapsamak için yeterli ek fona sahip olduğunu gösteriyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/10/covid-19un-golgesinde-ruh-sagligi-gunu-ruh-sagligina-ayrilan-kaynak-artirilmali/">COVID-19’un Gölgesinde Ruh Sağlığı Günü: “Ruh Sağlığına Ayrılan Kaynak Artırılmalı!”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Sindemiyi Bitirmenin Yolu; Sisteme Topyekün Müdahale&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/26/sindemiyi-bitirmenin-yolu-sisteme-topyekun-mudahale/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Aktay]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2020 07:27:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HASUDER]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[sindemi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı Ve Kaçakçılığı İle Mücadele Günü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=55127</guid>

					<description><![CDATA[<p> ‘Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı Ve Kaçakçılığı İle Mücadele Günü'nde bağımlılık üzerine konuştuğumuz Halk Sağlığı Uzmanları Derneği'nden (HASUDER) Prof. Dr. Ahmet Topuzoğlu, yoksulluk, eşitsizlik gibi toplumsal sorunların bağımlılığı arttırmasını 'sindemi' kavramıyla açıklandığını belirterek, "Sindemiyi bitirmenin yolu sisteme topyekün bir müdahale ile mümkün olur" dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/26/sindemiyi-bitirmenin-yolu-sisteme-topyekun-mudahale/">&#8220;Sindemiyi Bitirmenin Yolu; Sisteme Topyekün Müdahale&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yayınlanan Dünya Uyuşturucu Raporuna göre 31 milyon olan uyuşturucu bağımlısı sayısı, 2016’da 29,5 milyon idi. Aynı raporda dünya genelinde uyuşturucu kullanımı 275 milyon olarak yer alırken, bu rakam 2016 raporunda 250 milyon olarak veriliyordu. Aradaki 25 milyonluk artış uyuşturucuyu deneyen ve kullananların sayısında hızlı bir artış olduğunu gösteriyor. BM&#8217;nin raporuna bakılırsa uyuşturucu üretimi tarihinin en yüksek seviyesinde.<span style="font-weight: 400;"> ‘Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı Ve Kaçakçılığı İle Mücadele Günü&#8217;nde HASUDER&#8217;den Prof. Dr. Ahmet Topuzoğlu ile ülkemizdeki mevcut durumu konuştuk.</span></p>
<p><b>Bağımlılık nedir? Nasıl başlıyor</b><span style="font-weight: 400;">?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-55129 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/ahmet-topuzoglu.jpg" alt="Ahmet Topuzoğlu" width="206" height="207" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/ahmet-topuzoglu.jpg 206w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/ahmet-topuzoglu-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 206px) 100vw, 206px" />Bağımlılık kavramı kapsamlı ve karmaşık bir sendromu açıklamaktadır. Bir madde kullanıma bağlı olduğu gibi bir davranışsal bağımlılık da söz konusu olabilir. Bağımlılıktan bahsetmek için kullanılan maddenin ya da gösterilen davranışın oluşturduğu hazza karşı bir tolerans gelişmesi söz konusudur. Haz veren durum kesildiğinde ya da azaltıldığında bir yoksunluk gelişmesi beklenir. Madde kullanımı ya da bağımlı olunan davranışı kesme çabası bir çok kez başarısız olmuş olabilir. Kişi haz aldığı eylemlerini yeniden oluşturmak için zamanının büyük kısmını aynı koşulları yaratmak için kullanır hale gelir. Sosyal ya da mesleki işlevlerini düzenli sürdüremez hale gelir. Daha fazla haz almak için sürekli etki dozunu artırma çabası söz konusudur. Kişi bedensel ve ruhsal olarak zarar görmesine rağmen haz alma davranışını sonlandıramaz. Bu kriterlerden üç veya daha fazlasının varlığında bir bağımlılıktan söz edilebilir ve tedavi gereksinimi söz konusudur.</span></p>
<p><b>Kişileri uyuşturucu madde kullanmaya iten, bu sorunun büyümesindeki nedenler nelerdir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çok bileşenli ve bu bileşenler arasında çok etkileşimli nedensellik bağımlılığın ardında yatan karmaşık sistemi oluşturur. Aslında insanı yaşama bağlayan önemli beyin yolaklarından biri olan haz yolağıdır. Beyin çok çeşitli işlevleri yine çeşitliliğini artırarak, yeni durumlara adapte olarak sürdürürken bağımlılık geliştiğinde bu çeşitlilik kaybolur ve sadece haz arama, haz almaya odaklı tek yönlü bir yolağa saplanma söz konusu olur. Bu şekilde bir gelişimin oluşmaması için koruyucu faktörler söz konusudur. Güçlü ve pozitif aile bağları, ebeveynlerin çocuklarının arkadaşlarından ve neler yaptıklarından haberdar olması, aile içi kuralların açık olması ve herkesin bunlara uyması, ebeveynlerin çocuklarının yaşamlarına ilgili olmaları, okulda başarılı olma, okul, kulüpler gibi kurumlarla kurulmuş güçlü bir bağ, uyuşturucu kullanımı ile ilgili doğru bilgilenme koruyucudur. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Uyuşturucu madde kullanımına başlama süreci için olumsuz bir mikro çevre oluşması önemli bir etmendir. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Ebeveynlerin çeşitli ruhsal sorunları ya da davranışsal problemleri olması, sosyal etkileşimin yetersizliği, çocuklarla bağlanma sorunları yaşamak, şiddet varlığı, aşırı içe kapanıklık, uyuşturucu kullanımının onaylandığı bir ortamda bulunmak, davranışsal sorunları olan akranların yeterli yönlendirilmediği ya da değişim için desteklenmediği ortamların varlığı, uyuşturucu maddelere ulaşımın kolay olması bağımlılığı besler. Özünde içinde yaşadığımız sistem tüketime dayalı olduğu için çabuk tüket, çabuk hazza ulaş ve tekrar tüketmek için hazzın peşinden git mesajını çok şekilde beslemektedir. Bireylerin dürtüleri sürekli uyarılmaktadır bu da önemli bir bağımlılık zemini oluşturmaktadır. Bir toplumda yoksulluk, eşitsizlikler, salgın hastalıklar, intiharlar, şiddet yaygınlığına madde kullanımı yaygınlığı da rahatlıkla eşlik edebilir. Bu kavrama Sindemi denmektedir. Sindemide birden fazla salgının benzer hazırlayıcı faktörlerle aynı anda toplumda patlaması söz konusudur.</span></p>
<p><b>Uyuşturucu maddelerin etkileri konusunda toplumun her kesimini bilinçlendirmek için ne gibi önerileriniz olur? Ne yapmalı? HASUDER&#8217;in bu konu özelinde bir çalışması veya Türkiye’nin uyuşturucuyla mücadele için bir eylem planı var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aslında bir sindemiyi bitirmenin yolu sisteme topyekün bir müdahale ile mümkün olur. İnsanı önceleyen, toplum yararını önceleyen politikalar ile insanın sadece tüketime odaklandığı, kendini gerçekleştirmeye ve sağlıklı doyum alma olanaklarını bulamadığı bir ortamdan daha iyiye doğru evrilmesine yönelik çabaların gerçekleştirilmesi gerekir. Halk sağlığı uzmanları tüm yaşam dönemleri için sağlığı geliştirme çabası içindedirler. Uyuşturucu kötüdür demenin ötesindeki bu bağımlılık konusunda kullanıcıların dahi çok iyi bildiği bir şeydir, yapılması gereken uyuşturucu kullanımını doğuran mikro çevreleri sağlıklı çevrelere dönüştürmektir. Halk sağlıkçılar daha çok sigara mücadelesi, sağlık yaşamın geliştirilmesi, bunun için sistemler kurulması ile ilgili yaygın savunuculuk yapmaktadır. Bağımlılık daha yaygın basit bağımlılıklar üzerinden gelişmektedir. Erken yaşta sigara kullanımına başlama ya da alkol tüketimine başlama gibi davranışlar ileride gelişecek daha ağır bağımlılıkların öncülü olmaktadır. Halk sağlığı uzmanları bağımlılık sorunun çözümünde sağlık sistemi içinde farklı branşlar ile birlikte ve sistemin yönetimi içinde madde bağımlılığının kontrolünde rol almaktadırlar. Hem sorunun yaygınlığı belirleme hem de azaltılmasına dönük proje ve araştırmalar yapılmaktadır. Her yıl bu tür çalışmalar kongrelerde sonuçları açısından tartışılmaktadır. Türkiye’nin uyuşturucu ile mücadele konusunda ulusal eylem planı mevcuttur. Bu planın amacı uyuşturucu maddenin yarattığı zararları azaltmak toplumu bu sağlık tehlikesinden korumaktır. Madde bağımlılığı ile ilgili çok sektörlü bir mücadele yürütülmesi gereği bu planda da kendini göstermektedir.</span></p>
<p><b>Madde bağımlılığı hangi yaş aralığında daha sıklıkla görülüyor? Yasadışı maddelerin yaygınlık ve idame oranlarının cinsiyet ve yaş gruplarına göre dağılımı nasıldır?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaşam boyu madde kullanımı sıklığı %3,1 civarındadır. Madde kullanımında bulunanların %94’ü erkektir. Kadınlarda madde kullanımı çok daha az sıklıkta görülmektedir. Hayatında bir kez madde kullananların %65’i 15-34 yaş arasındadır. 15-24 yaş arasında bu sıklık %35’tir. Bu sıklıklar da erken gençlik ve gençlikte karşılaşmanın daha sık olduğunu göstermektedir.</span></p>
<p><b>Madde kullanımı insan sağlığı üzerinde ne gibi hasarlara yol açıyor? Etkisini anlatır mısınız? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bağımlılık yapan maddelerin çeşitlerine göre değişen fiziksel ve ruhsal sağlık etkileri vardır, uzun süreli ve yüksek dozlarda kullanım hemen her zaman sağlık sorunlarına yol açar. Bağımlılık kendi başına yaşamı tutsak alan bir bozukluktur. Tüm yaşam bağımlılığın etrafında şekillenir ve kişi sağlığını ve sosyal işlevselliğini kaybeder. Örnek vermek gerekirse genç üniversiteye devam ederken esrar ve sentetik esrar türevleri kullanmaya başladıktan sonra işitsel ve görsel varsanılar tarif etmeye başlayabilir bu maddeye bağlı psikotik bozukluk gelişmesi anlamına gelir. Bütün hayatı bu bozukluktan etkilenir, aile ve sosyal çevre etkileşimi bozulur, ders başarısızlığı gelişebilir, başlayabilir. Hastanede yatış ve uzun tedaviler gerekir. Tam iyileşme mümkün olsa da her zaman gerçekleşmeyebilir. Bazı belirtiler kalıcı olabilir. İsteksizlik yaşamdan çekilme, sürekli yalnız kalma ve üretkenliğin kaybı gibi ağır sonuçlar söz konusu olabilir. Maddi problemler, yasal sorunlar ortaya çıkar. Çoğu bağımlı bu nedenlerle madde kullanımını bırakma çabasına girişmektedir.</span></p>
<p><b>Bağımlılığa bağlı gelişen ölümler ile ilgili ne söylersiniz ? Varsa istatistiki bilgiyi bizimle paylaşır mısınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2016-2018 arasında 2518 madde bağımlılığına bağlı ölüm saptanmıştır. Bunların yarıya yakınında kullanılan madde sentetik kannabioidlerdir. Ecstasy ve afyon türevleri ölümlere neden olan maddelerde ikinci ve üçüncü sırayı takip etmektedir.</span></p>
<p><b>Bağımlılıkla mücadelede en etkin yöntem sizce nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bağımlılık yapıcı maddelerin topluma ulaşması ve tedavi ile ilgili çalışmalar sürse de maliyet etkinlik açısından sonuçları yüz güldürücü değildir, hem çok çaba, masraf gerektirirler hem de sonuçları madde kullanımı tablosunu değiştirecek gücü barındırmaz. İnsanın psikolojik ve sosyal ekonomik gereksinimlerinin doyurulması ile ilgili sistem kurguları daha yüksek başarıya aday müdahaleleri içerir. Bu müdahaleler daha çok insana yatırımı içinde barındırır. Tam okullaşma, okul niteliklerinin artırılması, öğretmenlere yatırım yapılaması, spor, kültür, hobi gibi faaliyetlerin geliştirilmesi. Kişini kendini gerçekleştirmesinden haz almasını sağlayacak programlar geliştirilmesi böylece doğal haz alınan alanlar yaratılması gerekmektedir. Kısa yoldan dürtüsel şekilde hazların madde uyarımı ile doyurulmasının yarattığı bağımlılık, tüketici toplumun bir hastalığıdır aynı zamanda ve toplumsal yozlaşmanın bir göstergesidir. Kentlerde kapsamlı sosyal müdahaleler ve daha eşitlikçi, olanaklara sahip insanlar için madde bağımlılığı bir seçenek olmayacaktır. Daha çok doğada zaman geçirmek de önemli bir koruyucu etkinliktir. </span><span style="font-weight: 400;">Bağımlılıkla mücadelede en etkin yöntem önleme çalışmalarıdır.</span></p>
<p><b>Kişiyi tedaviye yönlendirmek için gerekli yöntemler nelerdir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bağımlılık başladıktan sonra tedaviye gelmekte çok zorluk yaşanabilmektedir, çünkü kişi buna gereksinimi olduğunu çoğunlukla reddeder. Bu gereksinimi oluşturana kadar iş birliği yapılabilen aile üyelerinin bulunması çok önemlidir. Zararları yaşayan hasta bu konuda farkındalığını artıran bir iletişime geçerse sağlık kuruluşlarındaki hizmetlerden yararlanabilir. Mahalle muhtarları ve yurttaşların, ailelerin talepleri sonucu büyükşehirlerde kaymakamlıkların koordinasyonunda bağımlılık tedavi birimleri açılması buna iyi bir örnektir. Büyükşehirlerde artan madde bağımlılığı sorunu halkın talebiyle çözümleri ulaşılabilir kılan bir yapılanmaya gidilmesi sonucunu doğurmuştur. Madde bağımlılığı tedavisine katılım süreci, ardından tedavi bir süreçtir. Başlangıçtan itibaren çok iyi gittiği gibi başa sarmalar olabilir, tedavi işbirliğine hastanın çevresini de olabildiğince katarak devam etmek gerekir. İşbirliği yapmak ve bunu geliştirmek gerekir.</span></p>
<p><b>Bağımlılığın yol açtığı bedensel ve ruhsal sağlık sorunları ile ilgili ne söylersiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Esrar, akıl hastalığına yol açabilir. Şizofreni riski kullanmayanlara göre 7 kat fazladır. Sık ve düzenli kullanıldığında bağımlılık yapar. Kişinin düşünme, öğrenme ve sorun çözme yetisini azaltır. Panik atak ve depresyona yol açar.  Uzun süre kullananlarda tembelliğe ve kayıtsızlığa yol açar. Alınganlık veya Paranoya yapabilir. Rahatlayamama, gevşeyememe, uyku bozukluğu görülebilir. Akciğer kanserine yol açar. Eroin; Şiddetli bağımlılık yapar. Bağımlılığından kurtulmak oldukça güçtür. Bulantı, kusma, mide spazmlarına, baş dönmesi, kabızlık, diş çürümesine, cinsel istek azalmasına, solunum bozukluğu ve ölüme neden olur. Uyarıcı özellik taşıyan maddelere bağımlılıkta ise karaciğer yetmezliği, böbrek yetmezliği, ani kalp ritm bozuklukları ve ölüm gibi bir çok sağlık sorunu oluşabilir. Paranoyak düşünceler gelişebilir.</span></p>
<p>Dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle uygulanmaya başlanan sosyal izolasyon, sokağa çıkma kısıtlamaları, sosyal hayattaki değişiklikler, hayatı tehdit eden gerçek bir tehlikenin varlığı insanları psikolojik olarak  da etkilemeye başladı. Sürekli evde olma hali, hareket  alanının kısıtlanması, sınırlı sosyalleşme ve iletişim, aile bireyleri ile fiziksel temasın azalması bireylerde  kaygıyı, endişeyi  hatta öfkeyi ortaya çıkardı.</p>
<p><b>Basından okuduğumuz kadarıyla pandemi döneminde;</b></p>
<ul>
<li>Corona virüs salgınının madde kullanımına etkilerini saptamak amacıyla ABD&#8217;de yapılan araştırmaya göre, alkol ve uyuşturucu kullanımında artış var.</li>
<li>Kanadalılar, Covid-19 önlemlerine karşı esrar mağazaları önünde kuyruk oluşturuyor</li>
<li>Fransa&#8217;da Covid-19 salgınını önlemek için uygulanan karantina döneminde kaçakçılık azalırken uyuşturucu maddelerin fiyatı arttı.</li>
<li>Koronavirüs salgınına karşı evde kalmak isteyen Kanadalılar, sosyal mesafe uygulaması dönemi için esrar stokları yapıyor. Ülkede henüz sokağa çıkmayı kısıtlayan önlemler alınmasa da halk, böyle bir duruma hazırlık için esrar mağazaları önünde kuyruk oluşturuyor<span style="font-weight: 400;">. </span></li>
</ul>
<p><b>Türkiye uyuşturucu ile</b> <b>mücadele konusunda ne durumda?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Covid-19 salgının kısa ve uzun etkili ruhsal sorunlar doğurduğu ve bunun toplum ruh sağlığını etkileyen ciddi yönleri olduğunu biliyoruz. Bu dönemde madde kullanımı ile ilgili sorunlar da olacaktır. Kanada’da esrar devlet tarafından organize edilen tanzim satış mağazalarında satılmaktadır, serbestleştirilmiştir. Kanada başbakanı her türlü hesaplamayı yaptıklarını bildirmiştir. Kapitalist bir toplumda esrarı yasaklamakla serbest bırakmak arasındaki politikalar karşılaştırılmış ve serbest bırakılması yönünde bir karar alınmıştır. Maliyet etkin bir strateji yaklaşımı güdülmüştür. Bunun sonuçları yıllar içinde görülecektir. Benim düşüncem maddeye bağlı psikozun Kanada’da artacağı yönündedir. Alınan karar maddeye bağlı psikozun göze alındığını düşündürmektedir. Toplum ruh sağlığı açısından bir dizi yeni sorunla uğraşacaklarını düşünüyorum. Öte yandan yasal maliyetlerini azaltmış oluyorlar. İnsan sağlığı maliyeti artacak gibi görünüyor. En önemlisi kronik esrar kullanımının yarattığı bir kayıtsızlık tablosu vardır tedaviye de çok yanıt vermez bunun da 10 yıl içinde Kanada’da artacağını düşünüyorum. Yasağın kalkması sosyal onayı çok artırdığı için kullanım da yaygınlaşmaya devam edecektir. Sonuçlar katlanarak artabilir. ABD’de ise şu anda ciddi bir opioid bağımlılığı krizi sürmektedir. Kültürel olarak madde bağımlılığının hoş görülmemesi , onaylanmaması önemli bir koruyucu etmendir. Bunu kaybetmemek gerekli. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de önleme ve tedavi için bir çok kamu ve sivil toplum projesi yürütülmektedir. AMATEM ve ÇEMATEM, Alo 191 Uyuşturucu Mücadele Hattı gibi uygulamalar tedaviye ulaşım ve tedavinin yürütülmesini sağlamak için organize olmuştur. Alo 191’e 2018’de 48416 başvuru olmuştur. </span><a href="http://www.alo191uyusturucuilemucadele.saglik.gov.tr"><span style="font-weight: 400;">www.alo191uyusturucuilemucadele.saglik.gov.tr</span></a><span style="font-weight: 400;"> sitesinden de ulaşılabilir. Tedavi le ilgili yönlendirmeler, danışmanlık hizmetleri verilmektedir.</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/26/sindemiyi-bitirmenin-yolu-sisteme-topyekun-mudahale/">&#8220;Sindemiyi Bitirmenin Yolu; Sisteme Topyekün Müdahale&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>40 Milyon Sağlık Çalışanından G20 Başkanlarına Mektup</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/27/40-milyon-saglik-calisanindan-g20-baskanlarina-mektup/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2020 07:46:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[HASUDER]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[#HealthyRecovery]]></category>
		<category><![CDATA[#SağlıklıToparlanma]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Küresel İklim ve Sağlık İttifakı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=54278</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyanın dört bir yanından 40 milyon sağlık çalışanı G20 ülkelerinin devlet başkanlarına hitaben bir mektup yayınladı. Covid-19 ekonomik toparlanma paketlerinin merkezine halk sağlığının koyulması için çağrıda bulunan sağlıkçılar, hükümetlerden halk sağlığı, temiz hava, temiz su ve istikrarlı iklim koşullarına yapılacak yatırımları önceliklendirilmelerini talep ediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/27/40-milyon-saglik-calisanindan-g20-baskanlarina-mektup/">40 Milyon Sağlık Çalışanından G20 Başkanlarına Mektup</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>COVID-19 salgınıyla mücadelede ön saflarda yer alan sağlık çalışanlarının da aralarında bulunduğu, 90 farklı ülkeyi temsilen bir araya gelen 40 milyondan fazla doktor, hemşire ve sağlık uzmanı, G20 liderlerine bir<a href="https://healthyrecovery.net/letter/turkish/?fbclid=IwAR2H6OacRkMgHQWlBl0kFXXtIxwUJw2uP9gxO-buCj55LwFZKLoeUdGAoO4" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> mektup</a> gönderdi. Mektup, gelecekte oluşabilecek krizlerden kaçınmak ve dayanıklılığı artırmaya yardımcı olmak için, halk sağlığının ekonomik toparlanma paketlerinin merkezine konulmasını talep ediyor.</p>
<p>2015’de Paris’de imzalanan iklim anlaşmasının öncesinde sağlık konusunda çalışan sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelmesinden bu yana gerçekleşen bu en büyük seferberlikte, Dünya Tıp Birliği (World Medical Association), Uluslararası Hemşireler Konseyi (International Council of Nurses), İngiliz Milletler Topluluğu’ndaki Hemşireler ve Ebeler Federasyonu (Commonwealth Nurses and Midwives Federation), Dünya Aile Doktorları Birliği (World Organization of Family Doctors) ve Dünya Halk Sağlığı Dernekleri Federasyonu’nun (World Federation of Public Health Associations) da aralarında bulunduğu sağlık uzmanlarını temsil eden 200&#8217;den fazla tıbbi dernek ve kuruluş , üyeleri adına mektubu imzalarken, binlerce sağlık uzmanı da mektubu bireysel olarak imzaladı.</p>
<p>Mektup, hükümetlerden, hali hazırda değerlendirilmekte olan ekonomik teşvik paketlerinde, halk sağlığı, temiz hava, temiz su ve istikrarlı iklim koşullarına yapılacak yatırımları önceliklendirilmelerini talep ediyor. Bu yatırımlar, insan sağlığına zarar vermenin ve gelecekte oluşabilecek küresel salgınlara karşı direnci artırmanın yanı sıra, daha sürdürülebilir istihdam olanakları oluşmasını sağlıyor.</p>
<p>#SağlıklıToparlanma kampanyası, küresel ölçekte tıp doktorları ve sağlık uzmanlarına hizmet eden Küresel İklim ve Sağlık İttifakı (Global Climate and Health Alliance), Her Nefes Önemlidir (Every Breathe Matters) ve Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organization) tarafından destekleniyor.</p>
<h4>&#8220;Halk Sağlığı Önceliklendirilmeli&#8221;</h4>
<p>Kampanyaya Türkiye&#8217;den Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) ve Türk Tabipleri Birliği Halk Sağlığı Kolu’na ek olarak onlarca sağlık çalışanı katıldı.</p>
<p>İmzacılardan Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) Başkanı Dr. Pınar Okyay: “Sağlık çalışanları olarak ülkelerin, ekonomilerin ve toplumların Covid-19 gibi ani salgınlara ne kadar kırılgan olduğunu anladığımız bir dönemden geçiyoruz. Bu kriz bize halk sağlığının önceliklendirilmemesi halinde tüm dünyaya ne kadar pahalıya mal olabileceğini gösterdi. 40 milyon meslektaşımızla birlikte bu mektuba imza atmanın çok önemli bir mesajı olduğunu düşünüyoruz: Salgın sonrasındaki ekonomik toparlanma çabalarını halk sağlığını merkeze koyarak planlamazsak, iklim değişikliği gibi yanı başımızda bekleyen sonraki bir krizde bu kadar şanslı olmayabiliriz.” dedi.</p>
<p>Türk Tabipler Birliği Halk Sağlığı Kolu Üyesi Doç. Dr. Gamze Varol da sağlıklı bir çevrede yaşamanın sağlıklı olabilmek ve sağlıklı kalabilmenin ön koşulu olduğunu vurgulayarak, &#8220;Covid-19 pandemisi insanlığa bir kez daha sınırların gerçekte var olmadığını ve adil bir dünya düzenine ne kadar çok gereksinimimiz olduğunu gösterdi. Hepimizin iklim, çevre, ve insan sağlığı arasındaki bağı görmemizi sağladı. Bunu halk sağlığı için fırsata dönüştürebilmeliyiz. Ülkemizde hava kirliliği, sağlığımızı olumsuz etkileyen en önemli çevresel sorun, binlerce erken ölüm, hastalık ve sakatlığın nedeni. Bu nedenle hava kirliliğinin azaltılmasına yönelik politikaların ivedilikle hayata geçirilmesi yaşamsal önemde. Ülkemizde ve tüm Dünya’da politika belirleyicilerden halk sağlığını öncelemelerini, hava kirliliği önlemleri başta olmak üzere iklimi, havayı, suyu ve toprağı koruyacak kararlara imza atmalarını talep ediyoruz&#8221; değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-54280 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/kampanya.jpg" alt=" #SağlıklıToparlanma kampanyası, küresel ölçekte tıp doktorları ve sağlık uzmanlarına hizmet eden Küresel İklim ve Sağlık İttifakı (Global Climate and Health Alliance), Her Nefes Önemlidir (Every Breathe Matters) ve Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organization) tarafından destekleniyor." width="350" height="300" />Küresel çaptaki kampanyaya katılan kurumlardan Dünya Tıp Birliği Başkanı Miguel R. Jorge, sağlık sektörü çalışanlarının krizde ön saflarda yer aldığını ve harekete geçmekte geç kalındığı için çok fazla yaşam kaybına şahit olunduğunu hatırlatarak,  &#8220;Artık yaşamı sağlıkla idame ettirmenin gezegenin sağlığına bağlı olduğunu her zamankinden daha açık şekilde görüyoruz. Toparlanma sürecine girerken, bizleri daha fazla zarar görmekten koruyan bir sistemi inşa etmemiz gerektiğini görmezden gelemeyiz. Bu sebeple hükümetlerin, kurtarma paketlerini değerlendirirken, halk sağlığını dikkate almaları önem arz ediyor. Kapsamlı bir yaklaşımla hazırlanacak sağlıklı ve yeşil bir toparlanmaya hemen şimdi ihtiyaç duyuyoruz” dedi.</p>
<p>Uluslararası Hemşireler Konseyi Başkanı Annette Kennedy, “COVID-19 dünyayı durma noktasına getirerek, bizleri geçmişi yeniden değerlendirme zorunluluğunda bırakıyor. Bu durum, bizlere, gezegene ve üzerindeki tüm insanlara fayda sağlayacak değişiklikler yapmak için eşsiz bir fırsat sağlıyor. İklim değişikliği, dünya nüfusunun sağlığına şimdiden ve önemli ölçekte tehdit oluşturuyor. Hükümetleri, çocuklarımızın ve torunlarımızın yaşanabilir ve sürdürülebilir bir iklimde, sağlıkla büyüyebilmeleri için kirlilik seviyelerinin kriz öncesi seviyelere dönmemesini sağlamaya davet ediyoruz. COVID-19 küresel salgınından olumlu olarak değerlendirebilecek bu yegane fırsatın elimizden kaymasına izin vermek affedilemez. Uluslararası Hemşireler Konseyi üyeleri, gelecekte oluşabilecek krizlere hazırlıklı olmanın, sağlık hizmetlerine yatırım ve iklim değişikliğini önemsemekten geçtiğinin farkında. Sürdürülebilir bir geleceği ancak, sağlık hizmetlerine ve çevreye yatırım yaparak sağlayabiliriz&#8221; diyor.</p>
<p><strong>Kampanyaya katılan diğer kurumlardan temsilcilerin görüşleri şöyle:</strong></p>
<p>Küresel İklim ve Sağlık İttifakı (Global Climate and Health Alliance, GCHA) Genel Müdürü Jeni Miller,“Ekonomik toparlanmanın sağlıklı şekilde gerçekleşmesi; insanların, ekonominin ve gezegenin sağlığının yakın ilişkisini gözetiyor. Yaşadığımız pandemi, ekonomik iyileşmenin küresel sağlık sisteminin dayanıklılığını güçlendirecek şekilde planlanması gerekliliğini gösteriyor. Ulusal toparlanma programları, büyük ölçekli kamu fonu yatırımları aracılığıyla tasarlanırken, hükümetlerin, bu önemli ilişkiyi göz önünde bulundurması gerekiyor. Bu kapsamda hükümetlerin, insan sağlığı üzerinde doğrudan etkileri bulunan çevre standartlarında esneklik sağlamak üzere şirketlerin baskılarına boyun eğmemeleri gerekiyor. Yaşanan kriz, işlerin her zamanki şekliyle yürütüldüğü düzene geri dönmek yerine, insanları ve gezegeni koruyan bir gelecek yaratmak için cesur adımlar atmanın zamanının geldiğine işaret ediyor.&#8221;</p>
<p>Hindistan Halk Sağlığı Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Prof. K Srinath Reddy, “COVID-19, insan ırkı için öldürücü patojenler içeren ve yaban hayat içinde bulunan virüsleri aktive eden ekolojik etmenlerin yarattığı tehdidi gözler önüne seriyor. Hava ve su kirliliği, doğuştan gelen bağışıklığın azalması ve virüsün verebileceği zararı artıran tıbbi geçmiş nedeniyle dayanıklılık kapasitemizi olumsuz etkiliyor. Bu etmen, çevre sağlığının temelinde yatıyor ve geleceğimizi ne şekilde yeniden belirleyeceğimiz hakkında bizleri uyarıyor. Doğa ile uyumun bozulduğu durumda zarar gören insanlık oluyor. Var oluşumuzu devam ettirebilmek için doğayla uyum içinde ve akılcı şekilde hareket etmemiz gerekiyor.&#8221;</p>
<p>İrlanda&#8217;nın ilk kadın cumhurbaşkanı, İhtiyar Heyeti Başkanı ve eski Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Mary Robinson, &#8220;Dünyanın dört bir yanındaki sağlık uzmanlarının kaygılarını tekrarlıyorum. Sağlıklı bir toplumun yeniden inşası, iklim üzerinde gerçek ve kalıcı şekilde harekete geçmek anlamına geliyor. COVID-19 krizi, ortaklaşa yaşadığımız kırılganlıkların birbiriyle ilişkisine ışık tutarak, halk sağlığı ve gezegenin sağlığının korunmasının ayrılmaz bağını gösteriyor.&#8221;</p>
<p>Kampanya ile ilgili geniş bilgiye ulaşmak için <a href="https://healthyrecovery.net/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">tıklayınız.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/27/40-milyon-saglik-calisanindan-g20-baskanlarina-mektup/">40 Milyon Sağlık Çalışanından G20 Başkanlarına Mektup</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HASUDER&#8217;den Pandemi Sürecinde Mülteciler Raporu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/17/hasuderden-pandemi-surecinde-multeciler-raporu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2020 11:41:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[HASUDER]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=52749</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) COVID-19 ile mücadelenin herkesi kapsayacak şekilde yürütülmesini sağlamak üzere, Türkiye’deki uluslararası göçmen ve mültecilerle ilgili son durumu raporlaştırdı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/17/hasuderden-pandemi-surecinde-multeciler-raporu/">HASUDER&#8217;den Pandemi Sürecinde Mülteciler Raporu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>HASUDER’den yapılan açıklamada, salgın durumunda özel gereksinime sahip savunmasız gruplara yönelik özel politikaların geliştirilmesi ve hizmetlerin titizlikle ele alınmasının önemli olduğu hatırlatılarak, “COVID-19 ile mücadele herkesi kapsayacak şekilde ve tüm tarafların ortak çaba ve dayanışması ile gerçekleşebilir. Bu amaçla farklı kaynaklardan yararlanarak bu kısa durum değerlendirme raporu hazırlanmıştır” denildi.</p>
<p>Türkiye’deki mültecilere ve uluslararası göçmenlere dair istatistikler ilgili bilgilerle başlayan raporda, sağlık hakkı ve sağlık hizmetlerine erişim, COVID 19 kapsamında mültecilere sunulan sağlık ve sosyal hizmetler, COVID 19 ve alınacak önlemler konusunda bilgilendirme,  COVID 19 sürecinde yaşanan sorunlar ve bu sorunların sağlık koşullarına etkisi ile çözüm önerileri yer alıyor.</p>
<p>HASUDER’in mültecilerle ilgili son durumu derlediği rapora ulaşmak için <a href="https://korona.hasuder.org.tr/pandemi-surecinde-gocmenler-ve-multecilerle-ilgili-durum/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">tıklayınız.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/17/hasuderden-pandemi-surecinde-multeciler-raporu/">HASUDER&#8217;den Pandemi Sürecinde Mülteciler Raporu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HASUDER: “Sağlık Personelinin Tüm İhtiyaçları Karşılanmalıdır”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/23/hasuder-saglik-personelinin-tum-ihtiyaclari-karsilanmalidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2020 07:17:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[HASUDER]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=50721</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) Koronavirüs salgınıyla ilgili yayınladığı haber bülteninde, “Hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının COVID-19 korku ve kaygısıyla baş etmeleri için gerekli  destek sağlanmalıdır. Çalışanların başta kişisel koruyucuları kullanımı olmak üzere pandemi ile ilgili tüm bilgi eksiklikleri giderilmelidir” çağrısında bulunuyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/23/hasuder-saglik-personelinin-tum-ihtiyaclari-karsilanmalidir/">HASUDER: “Sağlık Personelinin Tüm İhtiyaçları Karşılanmalıdır”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>HASUDER düzenli olarak yayınlamaya başladığı  Yeni Koronavirüs Haber Postası isimli bültende; salgınla ilgili son bilgilerin yanı sıra önerilere de yer veriyor.  Günün önerisi olarak ‘Sağlık personelinin tüm ihtiyaçları karşılanmalıdır’ çağrısına yer verilen bültende, “Pandemi ile savaşın en önünde duran askerler olan sağlık çalışanlarının her türlü ihtiyacının karşılanması önceliklidir. Sağlık çalışanlarının enfekte olmasını önlemek birincil hedef olmalıdır. bu kapsamda tüm sağlık kuruluşlarında (Hastaneler, Aile Sağlığı Merkezleri vd.) çalışanların kişisel koruyucu donanım eksiklikleri karşılanmalıdır. Hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının COVID-19 korku ve kaygısıyla baş etmeleri için gerekli  destek sağlanmalıdır. Çalışanların başta kişisel koruyucuları kullanımı olmak üzere pandemi ile ilgili tüm bilgi eksiklikleri giderilmelidir.” Deniliyor.</p>
<p>Bültene ulaşmak için <a href="https://korona.hasuder.org.tr/hasuder-yeni-koronavirus-covid-19-haber-postasi-22-03-2020/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">tıklayınız.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/23/hasuder-saglik-personelinin-tum-ihtiyaclari-karsilanmalidir/">HASUDER: “Sağlık Personelinin Tüm İhtiyaçları Karşılanmalıdır”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
