<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gülsüm Ekinci, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/gulsum-ekinci/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/gulsum-ekinci/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 20 Jul 2020 10:01:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Gülsüm Ekinci, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/gulsum-ekinci/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İstanbul Sözleşmesi Nedir, Ne Değildir?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/20/istanbul-sozlesmesi-nedir-ne-degildir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülsüm Ekinci]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2020 07:30:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Alev Erkilet]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=56067</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Sözleşmesi’nin kapsamını konuştuğumuz Prof. Dr. Alev Erkilet, sözleşmeden geri çekilme konusundaki tartışmayı değerlendirirken, “ Sözleşmeden geri çekilmek nefret suçlarını ve cinsiyetçi suçları müsamahasız bir şekilde takip etme ve cezalandırma kararlılığından geri adım atıldığı şeklinde yorumlanacaktır.” Dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/20/istanbul-sozlesmesi-nedir-ne-degildir/">İstanbul Sözleşmesi Nedir, Ne Değildir?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul Sözleşmesiyle ilgili özellikle sosyal medya üzerinden toplumsal bir karşı çıkış var gibi görünüyor. Hatta sözleşme üzerinden yine bir “o taraf ve bu taraf” kutuplaşması oluşturulmaya çalışılıyor, diyebiliriz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak </span><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/10/toplumun-yuzde-552si-istanbul-sozlesmesini-duymamis/"><span style="font-weight: 400;">Argetus Araştırma</span></a><span style="font-weight: 400;">, geçtiğimiz hafta İstanbul Sözleşmesiyle ilgili üzerinde konuşulmaya değer veriler açıkladı. Araştırmayı cevaplayanların yarısından fazlası sözleşmeyi duymuş ama okumamış. İstanbul Sözleşmesi/ni bilen, inceleyerek yorumlanma oranı %5. Amacının aksine sözleşmenin şiddeti teşvik ettiği ve boşanmaların artmasına sebep olduğu/olacağı iddiaların desteklenme oranı yüksek. Aynı zamanda bu iddialar, sözleşmeyi okuyup inceleyenlerin yarısından fazlası tarafından ret ediliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bütün bu hengame arasında Prof. Dr. Alev Erkilet ile İstanbul Sözleşmesi’nin bütününe dair bir söyleşi gerçekleştirdik.</span></p>
<p><b>Kadın cinayetlerinin bir türlü sonlandırılamadığı, kadın ve çocukların aile içinde ve dışında cinsel şiddet, taciz ve ağır travmalara maruz kaldığı bir ortamda İstanbul Sözleşmesi bize ne vadediyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-56068 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/alev-erkilet-640x960.jpg" alt="Alev Erkilet" width="334" height="501" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/alev-erkilet-640x960.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/alev-erkilet.jpg 1000w" sizes="(max-width: 334px) 100vw, 334px" />İstanbul Sözleşmesi, tam adıyla Kadına Yönelik Şiddet ve Aile içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi kadınlara her türlü şiddete karşı korunmayı, kadınlara yönelik şiddetin ve aile içi şiddetin önlenmesini, bunların gereği gibi kovuşturulmasını, cezalandırılmasını ve son tahlilde tamamen ortadan kaldırılmasını vadediyor. Ama bunları bütünsel bir yaklaşımla ele almak gerektiği ilkesine yaslanıyor. Süreci, hazırlayıcı sebepler ve sonuçlarıyla birlikte analiz ederek gerekli tedbirleri almayı şart koşuyor. Mesela, şiddetin ardında yatan ve suçun işlenmesi sürecinde ve sonrasında kadınların mağduriyetlerine neden olan her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını, kadınların güçlendirilmesini ve şiddet mağdurlarının korunmasını/desteklenmesini gerekli kılıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yasal bir çerçevenin sosyal politika tedbirleriyle desteklenmediği sürece bu köklü sorunla başa çıkmada yeterli olamayacağının bilinci içinde “politika ve tedbirler tasarlamak”, “uluslararası işbirliğini yaygınlaştırmak” gereğinden ve bir izleme mekanizması oluşturulmasından söz ediyor. Mağdurlarla çalışacak profesyonel kadroların eğitimi, ayrımcılığı besleyen müfredatın gözden geçirilmesi ve eşitsizliği besleyen eğitim içeriklerinin kaldırılması, sivil toplum-medya- özel sektör ve devletin işbirliği içinde çalışması, mağdurlara psikolojik ve hukuki destek sağlanması, sığınma evlerinin, ücretsiz yardım hatlarının ve cinsel şiddet sevk merkezlerinin kurulması da sözleşmede altı çizilmesi gereken önemli hususlar arasında. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bütünselci yaklaşım gereği, sözleşmede sadece ev içi şiddet değil aynı zamanda taciz amaçlı takip, cinsel taciz ve şiddet, zorla evlendirme, kadın sünnetine, kürtaja ve kısırlaştırmaya zorlama da zikrediliyor. Sözleşme bizi, bu ve benzeri şiddet edimlerine, zaman içinde üretilmiş geleneksel yorumlarla mazeret bulunması eğilimiyle de yüzleşmeye çağırıyor. Bu konuda Ali Şeriati’nin Dine Karşı Din ve Fatıma Fatımadır adlı kitaplarında işaret ettiği ya da İSAV’ın Dini ve Toplumsal Boyutlarıyla Cinsiyet tartışmalı ilmi toplantısında Abdülaziz Bayındır hocanın ve benim ele aldığım hususları örnek vermek isterim. Her üç analizde de İslam’ın eşitlikçi yaklaşımının zaman içinde hiyerarşi üreten ve destekleyen yaklaşımlarla özünden nasıl uzaklaştırıldığı üzerinde durulmaktadır. Daha pek çok konuda sözleşmeye atıf yapmak mümkün ama burada ele aldığımız hususların sözleşmenin vaatlerini özetleme konusunda yeterli olduğunu düşünüyorum.  </span></p>
<p><b>“Toplumsal cinsiyet” nedir, sözleşmedeki kapsamını açar mısınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplumsal cinsiyet kısaca bireyin biyolojik cinsiyetiyle, toplumun ve kültürün bu cinsiyetin üzerine kurguladığı toplumsal işbölümü arasındaki farka işaret eden önemli bir toplum bilimsel ve antropolojik katkıdır. Son zamanlarda sıkça ele alındığı için malumunuzdur diye düşünüyorum ama biraz açacak olursak, kavramın kökeninin Margaret Mead’in Papua Yeni Gine’deki üç toplulukta yaptığı araştırmalara dayandığını söyleyebiliriz. Çok ilginçtir ki Mead benzer geçim örüntülerine sahip bu üç topluluktan her birinde farklı bir kadın ve erkek davranış örüntüsü bulunduğunu tespit etti. Topluluklardan birinde erkekler de kadınlar da hassas, nazik ve iş birliğine yatkın iken, diğerinde kadınlar de erkekler de şiddetli, saldırgan ve güç düşkünüydüler. Sizin de dikkat edeceğiniz gibi birinci grup özellikler genellikle kadınsı, ikinci grup özellikler ise erkeksi kabul edilmektedirler. Üçüncü topluluktaysa kadınlarla erkekler birbirinden farklıydı ama yine çok ilginçtir ki kadınlar dominant iken erkekler duygusal manada daha bağımlı bir haleti ruhiye içindeydiler. Mead bu gözlemleri sayesinde kadın-erkek farklılıklarının kaynağında sabit sayılan cinsiyetin değil kültürel farkların olduğu görüşünü geliştirdi. Bu tespit kaçınılmaz olarak toplumsal iş bölümüne dayalı eşitsizlikleri de teşrih masasına yatıracaktı. Zira bu toplumsal iş bölümü hatırı sayılır bir eşitsizlik ve hiyerarşi üretmektedir. Kanımca toplumsal cinsiyet kavramını çok önemli kılan da, kadınların maruz kaldığı ayrımcılıkların biyolojik cinsiyete ait özelliklerle gerekçelendirilmekte olduğunu bize fark ettirmiş olmasıdır. </span></p>
<p><b>İstanbul sözleşmesinde geçen “kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet” ifadesini nasıl anlamalıyız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sözleşmede geçen kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ifadesini az önce değindiğimiz etiketleme, cinsiyetçi işbölümü ve kalıp yargılar açısından ele alırsak çok daha iyi anlarız diye düşünüyorum. Mesela kalıp-yargıları ele alalım; sosyal psikoloji literatüründe önemli bir yeri olan kalıp-yargılarla ilgili çalışmalar bize bireyleri ait oldukları gruba göre değerlendirme/yargılama/damgalama eğiliminin tehlikeli sonuçlarını göstermektedir. Bir başka deyişle, kadınlara kadın oldukları için ve kadınlıkla alakalı kalıp-yargılara ve önyargılara dayalı olarak yönelen şiddetle mücadele sıradan bir şiddetle mücadele meselesi değildir. Zira algı, tutum ve tavırlar, derinlere kök salmış anlayışlar tarafından beslenir, temellendirilir, gerekçelendirilir. Nefret söylemlerine ve nefret suçlarına yol açarlar. O kadar ki, grup düşmanlığı başlığı altında ele alınırlar. İşte, kadına dönük ev içi ve dışı şiddetin, yakın partner şiddetinin bu temellere dayandığını düşünüyoruz ve bu nedenle de özel olarak ele alınıp mücadele edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bunun temel nedenlerinden biri, kadınlara karşı işlenen suçların, mağdurun kadın olması üzerinden mazur gösterilmeye çalışılmasıdır. Örneğin zora dayalı cinsel müdahalelerin “kadın istemese” gerçekleşmeyeceği türünden mazeretler. Ya da tecavüzü sorgulamak yerine kadının neden o saatte ve orada bulunduğunu sorgulama gibi mazeretler. Eşidir yapar türü mazeretler. Ve hepimiz bunlara ilişkin sayısız atasözü bulunduğunu da biliyoruz. İşte kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet dediğimizde şiddetin arkasındaki toplumsal ve kültürel bagajın sorgulanmasını gerektiğini beyan etmiş oluyoruz. Sözleşme tam da bu mazeretlerin bir mazeret olarak kabul edilemeyeceğinin altını çiziyor. Bence en önemli katkısı da burada görülmelidir. </span></p>
<p><b>Sözleşme kapsamında verilen taahhütlerden gerçekleşeni, uygulananı var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu oldukça tartışmalı bir mevzu. Mesela Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı olarak faaliyet gösteren ŞÖNİM’ler (Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri) var. Bakanlık, ŞÖNİM’ler aracılığıyla tam zamanlı olarak şiddetin önlenmesi ve koruyucu, önleyici tedbirlerin etkin olarak uygulanması için destek ve izleme hizmetleri sağladığını belirtiyor. Şiddetin önlenmesi ve tedbir kararlarının izlenmesi, şiddet mağduru kişilere yönelik hizmetler ve nihayet şiddet uygulayan kişilere karşı tedbirler olmak üzere üç başlık altında hizmet veriyor. Şiddet/istismar vakalarında Alo 183 Hattı üzerinden ilgililere ulaşılabiliyor ve kolluk kuvvetleri durumdan hemen haberdar ediliyor.  Bu süreçte Bakanlığın İl Müdürlüklerindeki acil müdahale ekiplerine de bilgi veriliyor. ŞÖNİM’lerde verilen hizmetler arasında barınma, geçici maddi yardım, rehberlik ve danışmanlık, geçici koruma altına alma, kreş yardımı, hukuki, tıbbi, istihdama yönelik destek ve nihayet eğitim-öğretim destekleri sayılabilir. Bunlar işin kurumsal tarafı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Meselenin izlemesini yapan, GREVİO’ya (Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Eylem Uzman Grubu) gölge raporlar sunan sivil toplum kuruluşları, özellikle kadın örgütleri ve avukatlar gibi profesyoneller ise, bu çabaların önemli olduğunu ama kesinlikle yeterli olmadığını belirtiyorlar. Onlara göre bunun nedenleri arasında şiddet olaylarına müdahalede bulunanların ya da kadınların başvurduğu karakolların meseleyi kadını şiddet gördüğü eve geri göndererek çözme eğilimi içinde olması, tecavüz kriz merkezlerinin açılmaması, sığınma evlerinin yetersizliği, buralarda kadının güçlendirilmesiyle ilgili çalışmaların yapılmaması, en genelde de kolluk ve yargıdaki ataerkil zihniyetin kadını koruma ve suçluyu cezalandırma konusunda yetersiz kalması sayılabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ama şiddetle mücadelenin uzun vadeli bir kararlılık gerektirdiğini ve yukarıda zikrettiğimiz sorunlar nedeniyle bütüncül yaklaşımın çok önemli olduğunu biliyoruz zaten. Onun için müfredatın yeniden ve yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Onun için kamu görevlilerinin toplumsal cinsiyet eğitimi alması gerekiyor. Onun için mağdurlarla çalışacak iyi eğitilmiş profesyonellere ihtiyacımız var&#8230; </span></p>
<blockquote><p><b> </b><span style="font-weight: 400;">Mesele bir dindarlar-dindar olmayanlar tartışmasına indirgenemez. Kazanılmış haklardan da vazgeçilemez.</span></p></blockquote>
<p><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/10/toplumun-yuzde-552si-istanbul-sozlesmesini-duymamis/"><b>Argetus</b></a><b> araştırmasında sözleşmeyi okumayanlar “İstanbul Sözleşmesi şiddeti teşvik ediyor.” ya da “Boşanmayı teşvik ediyor.” değerlendirmelerine katılırken; sözleşmeyi inceleyenlerin yarısından çoğu her iki değerlendirmeye de katılmadığını belirtiyor. Bu sonucu nasıl değerlendirmeliyiz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yeterli ve doğru bilgilendirme yaptığımız takdirde toplumun sözleşmenin mahiyetini ve amacını daha iyi anlayacağını, sürece olumlu yönde katkıda bulunmasını sağlayacak bireysel bir kavrayış sahibi olacağını düşünüyorum. Argetus’un araştırması konunun yeterince bilinmediğini ve maalesef toplumun bilgiye dayanmayan kanaatlerle yönlendirilmek istendiğini göstermiş oldu. Bu açıdan 13 Mayıs Çarşamba günü yapmış olduğumuz </span><a href="https://www.youtube.com/watch?v=bTGpIz3oDcs&amp;t=51s"><span style="font-weight: 400;">Hak İnsiyatifi’nin Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları ve Uygulamada İstanbul Sözleşmesi</span></a><span style="font-weight: 400;"> başlıklı canlı yayınını konuyla ilgilenenlere bir kere daha hatırlatmak isterim. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu sohbette hem önceki sorunuz bağlamında söz ettiğimiz uygulama sorunlarına dikkat çekildi, hem de ben meselenin dini rehberlik pozisyonu olan mesela DİB gibi kurumlar tarafından doğru anlaşılmasının ve halka anlatılmasının önemine dikkat çekmiştim. Aynı değerlendirmeyi Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı için de yapabiliriz. Sivil toplumun temsilcileri için de yapabiliriz. Akademi için de yapabiliriz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Velhasıl Argetus’un konunun yeterince bilinmediği yönündeki bulgularını çok önemli buluyorum. Bu konu anlaşılmadan geçiştirilecek önemsiz bir konu mu ki, öylece yolumuza devam edelim. Mesele bir dindarlar-dindar olmayanlar tartışmasına da indirgenemez. Kazanılmış haklardan da vazgeçilemez. O nedenle bugünden yarına konuyla ilgili tüm sorunları çözemeyebileceğimizi kabul ederek ısrarla meselenin anlaşılmasına odaklanmalıyız diye düşünüyorum. Tabii yasal kazanımları muhafaza ederek.  </span></p>
<p><b>Son haberlere göre Ağustos ayında İstanbul sözleşmesinden çıkma kararı alınmış. Bu ayrılış kadınlar ve toplum olarak bizi nasıl etkiler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin sözleşmeden çekilmesinin kadınları ama son tahlilde tüm toplumu olumsuz etkileyeceği muhakkak. Söyleşimizin başından beri tekrar tekrar atıf yaptığım kadınlara karşı olumsuz kalıp yargılar ve önyargılar lehine bir karar olacağını düşünüyorum. En hafifinden kadınlara ve kız çocuklarına dönük cinsiyetçi yargıları hafife almak anlamına gelir. Bu bağlamda Bell Hooks’un Duygu Yoldaşlığı kitabından ufak bir alıntı yapmak isterim. Hooks son dönemlerde kız çocukluğuna dair yapılmış araştırmaların bulgularından bahsederken şunları söylüyor: “Bu araştırmalar genç kızların genel kabul gören kadınlık anlayışlarına uymaya teşvik eden yıkıcı cinsiyetçi mesajlar almaya başlayıncaya kadar, genellikle kendilerini güçlü, cesur ve oldukça yaratıcı hissettiklerini onaylıyor. Uyum sağlamak için güçlerinden vazgeçmeleri gerekiyor”. Bu meselenin yalnızca bir tarafı, diğer tarafında ise çok daha yakıcı bir manzara var. Bu açıdan bakıldığında, sözleşmeden geri çekilmek nefret suçlarını ve cinsiyetçi suçları müsamahasız bir şekilde takip etme ve cezalandırma kararlılığından geri adım atıldığı şeklinde yorumlanacaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçmişte de kadınlara dönük suçların hafife alındığını, suçluların türlü mazeretlerin ardına saklandığını ve maalesef bu mazeretlerinin makul karşılanıp suçlarının çoğu kez cezasız kaldığını toplumca gayet iyi biliyoruz. Kadın cinayetleri çoğu örnekte kadının çocuklarını, anne babasını, kardeşlerini hatta onların eşlerini bile içerecek şekilde aile katliamlarına dönüşmekteyken; öldürmek üzere peşine düştüğü eşinin yerini söylemediği için öz evladını öldürmeye kadar varabilirken; suçlular sürekli iyi hal indirimlerinden yararlanırken; tecavüze uğrayıp öldürülen kadınlar, geride kalanları da perişan eden cinsiyetçi suçlamalarla karşı karşıya kalırken ve sözleşme bütün bu yaklaşımlarla mücadeleyi ana ilkesi olarak belirlemişken geri çekilmenin saldırganlığa prim vermek anlamına geleceğini düşünüyorum.     </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Uluslararası etkileri fazla önemsemiyorum açıkçası, önemli olan bizim kendimize ne yaptığımız. Başkalarının tepkileri değil bu toplumun kadınlarının ve çocuklarının güvenliği ve esenliği önemli.</span></p></blockquote>
<p><b>Sözleşmeden çıkmanın uluslararası etkisi nasıl olur?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uluslararası etkileri fazla önemsemiyorum açıkçası, önemli olan bizim kendimize ne yaptığımız. Başkalarının tepkileri değil bu toplumun kadınlarının ve çocuklarının güvenliği ve esenliği önemli. Toplumdaki her bir bireyin esenliği ve güvenliği önemli. Adaletin, en temel insani hakların korunması önemli. Yaşama hakkı, şiddete maruz kalmama hakkı, onurunu ve izzetinefsini koruma hakkı, ırzını koruma hakkı, seçtiği kişiyle evlenme hakkı, eğitim alma hakkı, kendi hayatının anlamını belirleyebilme ve onu kurma hakkı, söylem geliştirme hakkı, aşağılanmama hakkı… Bunlar ve benzerleri tamamen İslami ve insani haklardır ve kadın-erkek, siyah-beyaz, her etnik gruptan ve bölgeden insanın bunları talep etme hakkı vardır. Bu haklara tasallut edenlere karşı devlet korumasında olma hakkı vardır. İşte sözleşme bütün bu bakımlardan önemlidir. </span></p>
<p>İstanbul Sözleşmesi metni için<a href="https://www.sivilsayfalar.org/raporlar/istanbul-sozlesmesi/"> tıklayınız. </a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/20/istanbul-sozlesmesi-nedir-ne-degildir/">İstanbul Sözleşmesi Nedir, Ne Değildir?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Önceki Bireysel ve Ailevi Dinamikler Karantina Sürecini de “Belirliyor”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/01/onceki-bireysel-ve-ailevi-dinamikler-karantina-surecini-de-belirliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülsüm Ekinci]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2020 07:51:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[karantina]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[Vahide Ulusoy]]></category>
		<category><![CDATA[yeni normal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=54414</guid>

					<description><![CDATA[<p>Covid-19 salgınıyla başlayan karantina günlerinin ardından yeni normalleşme dönemi 1 Haziran itibariyle başladı. Klinik psikolog Vahide Ulusoy Gökçek ile toplumsal ve bireysel olarak karantinada hangi psikolojik süreçlerden geçtiğimizi, ilerleyen “yeni normal” günlerde bizi bekleyen ruhsal durumları anlamaya çalıştığımız bir söyleşi gerçekleştirdik. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/01/onceki-bireysel-ve-ailevi-dinamikler-karantina-surecini-de-belirliyor/">‘Önceki Bireysel ve Ailevi Dinamikler Karantina Sürecini de “Belirliyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Süreç sonunda bugünlerin acısı bizden çıkacak mı? Süreç içerisindeyken farkında olarak ya da olmayarak neler yaşıyoruz? Bireysel ve toplumsal bir değerlendirme yapar mısınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaşadığımız karantina sürecinin üzerimizdeki beklendik veya beklenmedik etkilerini sorduğunuzu düşünüyorum. Toplumsal değerlendirme yapmak için açıkçası kendimi yetkin görmüyorum. Ama bireysel düzeyde bazı faktörlerin etkili olduğunu süreç içerisinde tecrübe ettik, elbette bunları aktarabilirim. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kayıp yaşamayan veya yakınlarını kaybetmeyenlerde belki çok fazla bir etkisini görmeyebiliriz. Ancak şunu söylemek mümkün, kişisel yatkınlıklarımız bu süreçte etkisini gösterecek. Karantinadan önce de zaten nevrotik yapısı olan, halk arasında pimpirikli, kaygılı, vesveseli gibi ifadelerle tarif edilen kişilik özelliklerine sahip kişiler elbette daha zor bir süreç geçiyor. Haliyle bizden daha yoğun kaygı yaşıyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu süreçte etkisini gösterecek faktörlerden bir başkası sosyal destek ağımız. Yalnız yaşayanlarla kalabalık bir ailede yaşayanların pandemi sürecini atlatma biçimlerindeki farklılıkları da ileride daha iyi anlayacağız. İki ay evde, yalnız başına hiç dışarıya çıkmadan yaşamanın zorluğuyla evde sürekli birilerinin olması ve birlikte baş etmeye çalışmanın zorluğu fark yaratacakmış gibi görünüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-54415 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/vahide-ulusoy.jpg" alt="Vahide Ulusoy" width="299" height="319" />Bununla birlikte ev içerisindeki dinamikler daha da önemli hale geldi. Kişiler birbirleriyle anlaşıyorlar mı, birbirlerine saygı duyuyorlar mı, aralarındaki ilişki nasıl? Doğal olarak ilişkilerin şu zamana kadarki biçimi karantina sürecindeyken de kendini devam ettirecektir. Bu nedenle hem ilişkilerin sağlığı hem de ilişkilerin insan sağlığı üzerindeki etkisi bakımından sonuçlarla karşılaşmamız tabii ki mümkün. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bununla birlikte pek çoğumuzun iş ve ev hayatı iç içe girmiş durumda. Bir yandan çocuklar eteğimizi çekiştiriyor, diğer yandan ellerimiz klavyede iş yetiştirmekle uğraşıyoruz. Çocuklarla aynı çatı altında olmanın getirilerinden biri ilgi taleplerini yalnızca bizimle gidermek istemeleri ve bunu yapamadığımız durumlarda tepkilerini pandemi öncesinden daha ısrarcı bir şekilde dışa vurmaları. Açıkçası üniversitedeki dersleri uzaktan eğitimle vermek, ilk kez uzaktan sınavlar düzenlemek, danışanları yine çevrimiçi platformlara çekmek, araştırmalarımı sürdürmeye çalışmak, ev işlerini yapmak ve evi düzenli tutmaya çabalamak, çocuklarla ilgilenmek ve bunları yaparken tükenmemek zor bir deneyim benim için de. Eşimle elbette paslaştık ama yine de hepsi bir arada zorlayıcı. Çünkü her </span><span style="font-weight: 400;">birinin organizasyonu daha önceden tecrübe etmediğimiz, daha zorlayıcı bir hâl almış durumda. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Karantina öncesi yürüttüğümüz işleri, kurduğumuz düzeni değiştirip ev içi bir düzene geçmiş durumdayız ve bütünüyle buna ayak uydurmak için yoğun bir çaba sarf ediyoruz aslında. Belki de bugüne kadar bu kadar yoğun bir şekilde ekran karşısında olduğumuzun farkında değildik. Şimdi sürekli ekran karşısında olmak, sürekli konuşmak çok daha yorucu bir hâl aldı. Artık verdiğimiz mola da, işlerimiz de, sosyal desteğimiz de, arkadaşlarımız da evin içerisinde. Üstelik bunların neredeyse hepsi ekran başında. Hayatımız ekran/monitör merkezli işlemeye başladı. Bunun da ilerleyen zamanlarda sonuçlarını görebiliriz.</span></p>
<p><b>Kaygı ve stres bozukluğu yaşadığımızı ne zaman anlarız? Belirtileri nelerdir ve bunu fark ettiğimizde kendimizi nasıl teskin edebiliriz? Psikoloğumuzu arama sınırı nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle şunu söylememiz lâzım; şu anda kaygılı ve stresli olmamız kadar normal bir şey yok. Pandemi (salgın) gerçek bir tehlike. Fakat ne zaman sınırı zorladığımızı düşünürüz; uzmanların önerilerini dikkate alıp uygulamamıza, yakınlarımızda herhangi biri hastalanmamasına, hasta biriyle temas etmememize, karantinayı hiç delmememize rağmen hâlâ çok endişeliysek; hâlâ en son nereye dokundum, ellerimi yıkadım mı, tekrar yıkamalı mıyım, acaba kime temas ettim gibi düşünceler gün içerisinde vaktimizin önemli bir kısmını alıyorsa, evin içinde yürütmek istediğimiz çalışmaları yapamıyorsak, üretkenliğimiz zedelendiyse o zaman bir sorun var demektir.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Sonuç olarak vardığımız yer şu: Aile içi dinamikler salgın öncesi her nasılsa salgında da varlığını benzer biçimde sürdürecek. Besleyiciyse bu süreçte de besliyordur, zedeleyiciyse bu süreçte de zedeliyordur. </span></p></blockquote>
<p><b>Sokağa çıkmak yasak, anneye, babaanneye, dedeye, dayıya sarılmak yasak. Anne babaları sürekli evde olsa da çocukların da düzenleri, alışkanlıkları bozuldu aslında. Çocuklar bu durumdan nasıl etkileniyor?</b><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sanırım çocuklar bizden daha kolay uyum sağladılar. Yaş burada etkili olabilir. Her çocuk için geçerli olmasa da örneğin benim küçük kızım hepimizden daha çabuk adapte oldu. Daha üç yaşında ve dışarıya çıkmayı talep bile etmiyor. Çünkü onun hayatında anne babasının ve ablasının varlığı mutlu olması için yeterli. Arada bir dışarı çıkmayı istediği zamanlar tabii ki oldu ama hastalığı açıkladığımızda çıkmamaya kolayca ikna oldu. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Çocuklar gönüllerince oynamak istediğinde evlerimizin ne de komşularımızla paylaştığımız apartmanımızın buna elverişli olmadığını gördük.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Ama yaş büyüdükçe işler değişiyor. Meselâ sekiz yaşındaki kızım, dışarıdaki hayatın ne kadar tatlı, güneşin ne kadar güzel, çimenlerin ne kadar hoş olduğunu, arkadaşlarıyla dışarıda oynamanın tadını kardeşinden daha iyi hatırlıyor ve daha iyi biliyor. Bu nedenle beş yaş ve üzeri çocukların daha fazla direnç gösterebilmelerini ve sıkılmaları anlaşılabilir. Özellikle bazı aileler karantinayı delerek çocuklarını çıkarmaya devam ettiğinde evde kalan çocukların hayatı daha da zorlaşıyor. Çünkü dışarıdaki akranlarını gördükçe sabretmeleri zorlaşıyor. Sokağı, dışarıdaki hayatını özleme potansiyeli yüksek yaşlardaki çocuklarda daha çok öfke, sıkılma söz konusu olabiliyor. Karikatürlerde de görmüşsünüzdür; sürekli etkinlik yapmak, çok fazla “yapılandırılmış” oyun ve zamana maruz kalmak aslında çocuklar için sandığımız (belki de umduğumuz) gibi etkili değil.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diğer yandan ebeveynleri de anlamak gerekiyor. Zira evin içerisinde her saniye istedikleri gibi oynayan çocuklara tahammülümüz sandığımız kadar yüksek değil. Takdir edersiniz ki yirmi dört saat birlikteyiz. Çocuklar gönüllerince oynamak istediğinde evlerimizin ne de komşularımızla paylaştığımız apartmanımızın buna elverişli olmadığını gördük. Haliyle anne babaların zamanı değerlendirmek için neden yapılandırılmış etkinlikleri tercih ettiğini anlayabiliyoruz. Ama dediğim gibi aslında çocukların yapısı bunun için çok da müsait değil. O yüzden çocuklarla ebeveynler arasında çatışmalar yaşanması kaçınılmaz. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Şimdi evde kendisini olduğu gibi kabul etmeyen, birlikte geçirdikleri zamanı onu azarlayarak susturmaya ya da durdurmaya çalışan, “yapıştığı koltuktan” kaldırmaya çalışarak veya eğitsel etkinliklere boğarak kendisini yoğun bir şekilde değiştirmek isteyen ebeveynleriyle tıkılıp kalmış durumda.</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak yine daha önce de bahsettiğimiz gibi pandemi öncesinde eğer anne baba ve çocuk arasındaki ilişki zaten sağlıklıysa karantina sürecini de sağlıklı atlatacaklardır. Ama anne baba çocuk arasında yaralayıcı, örseleyici bir ilişki varsa, anne babanın ebeveynlik biçimi fazla katı veya fazla serbestse, çok yoğun eleştirel dil kullanılıyorsa çocuk için bu süreç elbette daha da zorlayıcı ve sarsıcı olacaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocuk okuldaki günlerinde ebeveyninin bu eleştirel yaklaşımından uzaklaşıp bir nebze rahatlayabiliyordu, belki kendisini kabul edilmiş hissettiği bir yer bulabiliyordu. Ama şimdi evde kendisini olduğu gibi kabul etmeyen, </span><span style="font-weight: 400;">birlikte geçirdikleri zamanı onu azarlayarak susturmaya ya da durdurmaya çalışan, “yapıştığı koltuktan” kaldırmaya çalışarak veya eğitsel etkinliklere boğarak kendisi</span><span style="font-weight: 400;">ni yoğun bir şekilde değiştirmek isteyen ebeveynleriyle tıkılıp kalmış durumda. Bu yüzden çocuk rahatlama alanı bile bulamayabilir. Umuyorum ki bu durum az sayıda çocuk için geçerlidir. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Elbette çocuk “niçin dışarı çıkmıyoruz?” diye sorduğunda yalan söylemek yerine yaşına uygun bir şekilde gerçeği söyleyeceğiz. “Dışarıda hastalık var, salgın var.” açıklaması daha önce de söylediğim gibi üç yaşındaki çocuk için bile yeterli olabiliyor.</span></p></blockquote>
<p><b>Çocuklara salgın, hastalık, virüs vb. hastalıkla ilgili durumlar anlatılmalı mı, nasıl anlatılmalı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocukların yaşına, mizaçlarına ve anlama becerilerine uygun biçimde bu durum onlara anlatmak durumundayız. Onları gerçeklerden korumak değil, gerçeklerle tanıştırmak bizim görevlerimizden biri. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Neden dışarıya çıkmadıklarını onlara bir şekilde açıklamak zorundayız. Elbette çocuk “niçin dışarı çıkmıyoruz?” diye sorduğunda yalan söylemek yerine yaşına uygun bir şekilde gerçeği söyleyeceğiz. “Dışarıda hastalık var, salgın var.” açıklaması daha önce de söylediğim gibi üç yaşındaki çocuk için bile yeterli olabiliyor. Kızım görüntülü konuşma yaptığında “Hastalık bitsin biz geleceğiz. Amcalar gitsin biz geleceğiz.” diyor. Amcalar, dediği de polisler. Yani hastalık hakkında kendi yaşınca bu kadarını bilebiliyor ve gerekçe olarak kabul edebiliyor çocuk. Önemli olan da bu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ama “Acaba ben hasta olur muyum, annem babam hasta olur mu?” gibi kaygıları edinebilecek ileriki yaşlardaki çocuklara farklı yaklaşmak gerekir. Hastalığın daha çok kimleri etkilediğini, nasıl korunabileceğimizi, baş edebileceğimizi konuşabiliriz. Online platformlarda özellikle okul öncesi, dört beş yaş çocuklar için; salgın sürecini görsel ifadelerle hikâyeleştirerek çocuklara anlatma yollarını gösteren bu konuyla ilgili pek çok sağlıklı çalışmalar paylaşılıyor.  Ebeveynlerin buralardan çok yararlanacağını düşünüyorum. </span></p>
<p><b>Haziran ayı itibariyle yavaş yavaş da olsa normale dönüyoruz. Yaygın söylem halindeki şekliyle söylersek “yeni normal”de bizleri ne bekliyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pandemi sonrası peş peşe ve çok sayıda travmaların, patolojilerin ortaya çıkacağını düşünmüyorum açıkçası. Çok esnek bir toplum olduğumuzu baş etme mekanizmalarımızın da ister istemez güçlü olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla normale dönmemiz de bizi çok zorlamayacak. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rakamlar ve önlemler istediğimiz gibi olursa kısa bir sürede eski hayatımıza geri döneceğimizi ve adapte olacağımızı düşünüyorum. Önemli olan bu sırada her şeyin normale döndüğünü düşünüp de tedbiri elden bırakmamak.</span></p>
<p><b>Vahide Ulusoy Gökçek Hakkında</b></p>
<p>Bilgi Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun oldu. Uzmanlığını FSM Vakıf Üniversitesi ve Bezmialem Üniversitesi Ortak Klinik Psikoloji programında yaptı. Programı bağlanma stillerinin karar verme süreçleri üzerindeki etkisini incelediği tezle tamamladı. Eğitimine FSM Vakıf Üniversitesi ve Medeniyet Üniversitesi Ortak Klinik Psikoloji doktora programında devam etmektedir. Özel bir üniversitenin psikoloji bölümünde öğretim görevlisi olarak dersler vermektedir. İyi Şeyler Psikolojik Danışmanlık Merkezi’nde yetişkin ve ergenlere yönelik psikoterapi hizmeti vermektedir. Çalışma alanları içerisinde depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, kaygı bozuklukları, kişilik bozuklukları bulunmaktadır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/01/onceki-bireysel-ve-ailevi-dinamikler-karantina-surecini-de-belirliyor/">‘Önceki Bireysel ve Ailevi Dinamikler Karantina Sürecini de “Belirliyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Ekonominin Kurtarılması İçin Acele Edilmeli&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/16/ekonominin-kurtarilmasi-icin-acele-edilmeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülsüm Ekinci]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2020 10:43:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Politik Araştırmalar Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=52658</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Politik Araştırmalar Merkezi (İstanpol) tarafından hazırlanan COVID-19 Salgınının Türkiye’de Gelir Dağılımına Etkisi ve Mevcut Politika Seçenekleri raporunda, salgınının Türkiye'de gelir dağılımına etkisi ve mevcut duruma karşı uygulamaya koyulabilecek politika önerilerine yer verilirken, ekonomik krizin önlenmesi için acele edilmesi gerektiği vurgulanıyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/16/ekonominin-kurtarilmasi-icin-acele-edilmeli/">&#8220;Ekonominin Kurtarılması İçin Acele Edilmeli&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul Politik Araştırmalar Enstitüsü (IstanPol) ve Henrich Böll Stiftung Derneği’nin hazırladığı raporda Koronavirüs salgınının ekonomi ve gelir dağılımına etkileriyle uygulama seçenekleri incelendi.  Salgınla mücadelede uygulanan farklı senaryoları analiz ederek ekonomi politik önerilerde bulunan raporu, Doç. Dr. Ayşe Aylin Bayar, Prof. Dr. Öner Günçavdı ve Prof. Dr. Haluk Levent hazırladı</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">COVID-19 salgınına karşı uygulanan iki temel stratejinin ekonomik etkileri kıyaslandığı raporda, virüsü tümüyle baskılamayı amaçlayan “sıkı izolasyon” uygulamasının; toplumun büyük kesimini hayattan çektiği için ekonomik maliyeti yükselttiğini ancak hasta ve kayıp sayısının nispeten düşük kalacağı belirtiliyor. Düşük izolasyonu içerdiğinden virüsün görece daha geniş bir kesime yayılmasını ve yüksek kayıp riskini göze alan “sürü bağışıklığı” yönteminin uygulanması halinde ise ekonominin nispeten daha az etkileneceğinin altı çiziliyor.</span></p>
<blockquote><p>COVID-19’a bağlı olarak ortaya çıkan derin ekonomik kriz bu eşitsizliğin daha da derinleşmesine neden olmaktadır. Hesaplamalara göre en zengin yüzde 20’lik grup en yoksul yüzde 20’lik grubun 7,3 katı daha fazla pay elde ederken bu oranın her iki senaryo altında da yükseldiği ve iki grup arasındaki farkın daha da derinleşerek 8,6 kata kadar ulaştığı görülmektedir.</p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">İlk stratejiyi uygulayan ülkelerin virüsle mücadelenin ekonomik etkilerini hafifletmek için büyük bir bütçe ayırmaları gerektiği vurgulanan r</span><span style="font-weight: 400;">apora göre, kamunun müdahalesi öncesinde olumsuz etkilenen ücretli istihdam oranının düştüğü Türkiye’de istihdam edilenlerin bakmakla yükümlü oldukları nüfus artarken yoksullar daha fazla, zenginler daha az gelir kaybına uğrayacak. Yaşanabilecek ekonomik şokun uzun ve derin bir bunalıma dönüşmemesi için daha ağır etkilenen kesimleri destekleyecek ek tedbirlere ihtiyaç duyulacağını işaret eden raporda, ilk tedbir olarak tüketim harcamalarını canlı tutabilmek için borç erteleme ya da yeniden yapılandırma uygulamaları öne çıkıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Salgın sebebiyle oluşacak olan gelir kayıpları ve gelir dağılımındaki bozulmaları minimuma indirebilecek ekonomi politika alternatiflerinin de analiz edildiği raporda sonuç olarak Türkiye’nin çok geç olmadan, uluslararası kaynakları göz önünde bulundurması öneriliyor.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Raporun tamamına </b><a href="https://www.sivilsayfalar.org/raporlar/istanpol-covid-19-salgininin-turkiyede-gelir-dagilimina-etkisi-ve-mevcut-politika-secenekleri/"><b>buradan</b></a><b> ulaşabilirsiniz. </b></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/16/ekonominin-kurtarilmasi-icin-acele-edilmeli/">&#8220;Ekonominin Kurtarılması İçin Acele Edilmeli&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul Fellowship Uluslararası Telif Zirvesi TURCA Mart Ayında Toplanıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/18/istanbul-fellowship-uluslararasi-telif-zirvesi-turca-mart-ayinda-toplaniyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülsüm Ekinci]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Jan 2020 09:39:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Fellowship Ulusararası Telif Zirves]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Ticaret Odası]]></category>
		<category><![CDATA[TURCA]]></category>
		<category><![CDATA[YAYFED]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=47053</guid>

					<description><![CDATA[<p>
İstanbul’u yayın ve telif ticaretinin merkezlerinden biri haline getirmek hedefiyle İstanbul Fellowship ile YATEDAM tarafından başlatılan ve TURLA ismiyle yürütülen organizasyon, artık TURCA markası altında faaliyetlerine devam edecek. Yayıncılık sektörü için önemli bir girişim olan İstanbul Fellowship Ulusararası Telif Zirvesi ise 3-5 Mart tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleşecek.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/18/istanbul-fellowship-uluslararasi-telif-zirvesi-turca-mart-ayinda-toplaniyor/">İstanbul Fellowship Uluslararası Telif Zirvesi TURCA Mart Ayında Toplanıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk edebiyatını dünyaya daha etkin şekilde tanıtma amacıyla iki önemli projenin çatı markası olarak oluşturulan Turkish Culture Abroad (TURCA), İstanbul Ticaret Odası (İTO)’da gerçekleştirilen toplantıda tanıtıldı.</p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-47054 size-boldthemes_small" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/EOJsiEzX4AAPjKS-320x240.jpg" alt="" width="320" height="240" />Beşincisi 3-4-5 Mart&#8217;ta gerçekleştirilecek İstanbul Fellowship programının tanıtım filminin ardından söz alan İTO Yönetim Kurulu Üyesi ve Yayımcı Meslek Birlikleri Federasyonu (YAYFED) Yönetim Kurulu Başkanı Münir Üstün, yayıncılık sektörünün ekonomiye olan katkısının yanı sıra toplumsal, kültürel ve sosyal yapıyı da kapsayan yelpazesiyle hem ulusal hem de uluslararası ölçekte büyük öneme sahip olduğunu söyledi. Üstün, projenin önemini ve etkisini vurgularken, &#8220;Bizler kültür alanında yapacağımız her yatırımın gün geçtikçe etkisini arttıracağını biliyoruz. Bunun ülkemizin geleceğine yapacağı katkının büyüklüğünün de bilincindeyiz.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türk edebiyatının önemli eserlerinin dünyaya tanıtılmasına ve yayıncıların kitaplarının telif satışlarına katkı sağlamak, kültürlerin ve fikirlerin bir araya geldiği İstanbul&#8217;u uluslararası yayıncılık merkezine dönüştürmek istediklerini dile getiren Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği (TBYM) Başkanı Mustafa Doğru da; &#8220;Dünya yayıncılarıyla Türk yayıncılarının karşılıklı iş birliğinin artırılması ve İstanbul&#8217;un bir telif marketi haline getirilmesi amacıyla ilk kez 2016 yılında düzenlemeye başladığımız İstanbul Fellowship Uluslararası Telif Zirvesi, her yıl hedeflerini büyüterek yayıncılık dünyasının kalbini İstanbul&#8217;a taşıyor.&#8221; dedi.</p>
<p>İstanbul Fellowship sayesinde Türk yayıncıların dünya yayıncılarıyla çok kolay buluşabildiğini kaydeden Doğru, &#8220;Her yayıncı her yayınlandığı kitabın kitlelere ulaşmasını ister o amaçla yayınlar. Bizim şu an Türkiye&#8217;de çok hızlı ilerleyen bir yayıncılık sektörümüz var. Kitaplarımız yurt dışında ve farklı dillerde de yayınlansın istiyoruz. Türk yazarları yurt dışında daha çok tanınsın istiyoruz.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Zirve Katılımcıları 30 Ocak’ta Açıklanacak</strong></p>
<p>Her geçen yıl katılımcısı programa bütün dünyadan yayınevi yöneticileri, editörler, telif ajansları, yayımcı meslek birlikleri ve yayımcı sivil toplum kuruluşu temsilcileri başvurdu. İlki 2016’da14 ülkenin katılımıyla gerçekleşen İstanbul Fellowship programına bu sene 98 ülkeden 620 başvuru yapıldı. Uzak Asya&#8217;dan Latin Amerika&#8217;ya, Kuzey Avrupa&#8217;dan Afrika&#8217;ya kadar dünyanın farklı ülkelerinden yayımcıları telif ve çeviri görüşmeleri için İstanbul&#8217;da buluşturan programa en çok katılım 38 başvuru ile Endonezya&#8217;dan geldi. Endonezya&#8217;yı takip eden ülkeler ise sırasıyla şöyle; İngiltere, Hindistan, Brezilya ve İtalya.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-47056 size-boldthemes_small_square" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/EOKSEcTWsAQ0S-3-320x320.jpg" alt="" width="320" height="320" />Tanıtım toplantısında konuşan TURCA Genel Koordinatörü Esra Ceceli, İstanbul Fellowship&#8217;e gösterilen ilginin her geçen yıl artarak devam ettiğini belirterek, şunları söyledi: &#8220;Bu 3 günde Türkiye&#8217;deki yayıncılığın dış ticaretinin, telif satışının yarısından fazlası gerçekleşiyor. Uzmanlarımız oluşturdukları ağ ile buradaki yayıncıları buluşturmuş oluyor ve daha sonra da bunun takibini yapıyorlar. TURCA markası altında yurt dışı kültür sanat projeleri yapmayı planlıyoruz. Bütün bu çalışmalara yeni kültür etkinlikleri de ekleyeceğiz. Bu yıl yazarlarımızla gideceğimiz, yazarların kitaplarını anlatacakları buluşmalar da yapılacak. Ayrıca Türkiye&#8217;nin tanıtımının yapılacağı Türkiye&#8217;nin edebiyata aktarılmış önemli değerlerinin anlatılacağı etkinlikler de düzenleyeceğiz.&#8221;</p>
<p><strong>Yayıncılık Dünyasında Bir İlk</strong></p>
<p>Uluslararası fuarlara gitme imkânı bulamayan Türkiyeli yayıncılara yurtdışındaki meslektaşlarıyla bir araya gelme imkânı sağlayan İstanbul Fellowship kapsamında 3 gün boyunca yayıncılık seminerleri, telif görüşmeleri ve birebir iş görüşmeleri yapılacak. Mart ayında gerçekleşecek zirvenin tam katılımcı listesinin 30 Ocak&#8217;ta &#8220;fellowship.istanbul&#8221; adresinden yayınlanması planlanıyor.</p>
<p>Bu seneki programın sektöre kattığı yeniliklerden biri de başvuruların çevirimiçi yapılmasını sağlayan İstanbul Fellowship Portalı’nın hayata geçirilmesi oldu. Böylece yurtiçi ve yurtdışından tüm yayımcılar, yıl boyunca birbirlerini tanıyarak iletişim ağlarını genişletip geliştirebilecek.</p>
<p>Portala dahil olarak hesaplarını oluşturan yayımcılar kurumlarını ve yayınlarını tanıtırken farklı ülkelerden yayıncılarla mesajlaşabilecek ve sadece kullanıcılara özel içeriklere de ulaşabilecek.</p>
<p>Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği tarafından sponsor kurumların desteğiyle beş yıldır düzenlenen İstanbul Fellowship Ulusararası Telif Zirvesi’ne geçtiğimiz sene yurt içinden 85 temsilci ve 68 ülkeden 200’e yakın firma katılmış, 2778 görüşme gerçekleştirilmişti. Projenin sponsorları arasında Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Ticaret Odası ve Basın Yayın Birliği de bulunuyor.</p>
<p>Türk ve Dünya yayıncılarının bir araya gelerek telif alışverişi yaptıkları Türkiye&#8217;deki önemli organizasyonlardan biri olan İstanbul Fellowship Ulusararası Telif Zirvesi 3-5 Mart tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleşecek.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/18/istanbul-fellowship-uluslararasi-telif-zirvesi-turca-mart-ayinda-toplaniyor/">İstanbul Fellowship Uluslararası Telif Zirvesi TURCA Mart Ayında Toplanıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İGİAD: “İşgörenin Alacağı Ücret İnsan Onuruna Yaraşır Olmalı!”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/09/igiad-isgorenin-alacagi-ucret-insan-onuruna-yarasir-olmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülsüm Ekinci]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jan 2020 12:15:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Adem Korkmaz]]></category>
		<category><![CDATA[asgari insani geçim ücreti]]></category>
		<category><![CDATA[Ayhan Karahan]]></category>
		<category><![CDATA[İGİAD]]></category>
		<category><![CDATA[insani geçim ücreti]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[İstatistiki Bölge Sınıflaması]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İstatistik Kurumu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=46704</guid>

					<description><![CDATA[<p>İGİAD, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) İstatistiki Bölge Sınıflaması’nda yer alan 12 farklı bölgeyi dikkate alarak yaptığı araştırmanın sonucunda 2020 yılı insani geçim ücretini 3 bin 192 lira olarak açıkladı. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/09/igiad-isgorenin-alacagi-ucret-insan-onuruna-yarasir-olmali/">İGİAD: “İşgörenin Alacağı Ücret İnsan Onuruna Yaraşır Olmalı!”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği (İGİAD) bünyesindeki İGÜ Tespit Komisyonu on altı yıldır; her aralık ayında Türkiye’nin farklı bölgelerinde “İki çocuklu bir ailenin geçinebilmesi için gerekli asgari ücret nedir?” sorusu çerçevesinde bir araştırma yapıyor. Araştırma iki çocuklu dört kişilik bir ailenin aylık insani geçim maliyetinin hesaplanmasından hareketle yapılan bu araştırma, bir ailenin, gıda, giyim, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar, mobilya, ev aletleri ve ev bakımı, sağlık, ulaştırma, haberleşme, eğlence ve kültür, eğitim hizmetleri ve sair harcamalarını içeriyor. Bu ana sorunun cevabını da içeren İnsani Geçim Ücreti (İGÜ) raporunu ocak ayının ilk haftasında açıklıyor. TÜİK verilerine dayanarak yapılan hesaplamalarda devlet tarafından karşılanan eğitim giderleri, SGK ve vergi ödemeleri dışarıda bırakılıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İGİAD’ın dün açıkladığı rapora göre İstanbul’daki bir işgörenin ailesini geçindirebilmesi için gerekli (asgari) insani geçim ücreti (prim, ikramiye, yardım vb. yan ödemeleri dâhil) toplam 3 bin 192 lira. İGİAD, bu rakamı, işgörene verilmesi gereken insani geçim ücreti tutarı olarak işverenlere tavsiye ediyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İGİAD Başkanı Ayhan Karahan, bu yıl için Türkiye&#8217;de 12 ayrı bölgenin İnsani Geçim Ücreti’nin belirlendiğini, İstanbul için İnsani Geçim Ücreti’nin 3 bin 192 lira olduğunu belirterek, “2020 yılı İnsani Geçim Ücretinin Türkiye Ortalaması 2 bin 676 liradır. Devletin her yıl asgari ücreti belirlerken İGİAD&#8217;ın belirlediği İGÜ’yü dikkate alması, asgari ücrette işgören ve işverenden alınan vergi yükünün azaltılması ve bölgesel asgari ücrete geçilmesi önem arz etmektedir.” diye konuştu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Karahan, İGÜ’nün iş görenlerin harcamaları üzerinden reel rakamlarla hesaplandığını, işletmelerde uygulanması halinde gelir dağılımının iyileşmesine, refah seviyesinin artmasına, toplumsal dayanışmanın gelişmesine katkı sağlayacağını vurgulayarak, İGÜ’nün işletmelerde uygulanmasının maliyet artışı getirmediğini, aksine verimliliği ve bereketi artırdığını dile getirdi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İGÜ Tespit Komisyonu Üyesi ve Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adem Korkmaz da “İGİAD’ın belirlediği İGÜ bireyi değil iki çocuklu bir ailenin onurlu yaşayabileceği insanca geçinebileceği aylık asgari insani geçim ücretini esas almaktadır. İşgörenin alacağı ücret insan onuruna yaraşır olmalı, çalışanın verimini değil varlığını esas almalı, çalışanın ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını ortalama olarak karşılamalı, içinde yaşadığı toplumun refah seviyesini yansıtmalıdır.” İfadelerini kullandı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İGİAD’ın 2004 yılından beri Asgari Geçim Ücreti (AGÜ) ismiyle İstanbul için yaptığı çalışma, 2014 yılı itibariyle İGÜ olarak revize edildi ve hesaplamada daha ileri yöntemlerin kullanılmasına geçildi. İGÜ, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) İstatistiki Bölge Sınıflaması’nda yer alan 12 farklı bölge için yapılmaya başlandı.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/09/igiad-isgorenin-alacagi-ucret-insan-onuruna-yarasir-olmali/">İGİAD: “İşgörenin Alacağı Ücret İnsan Onuruna Yaraşır Olmalı!”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8221;Gençleri Yargılamadan Anlamak Zorundayız&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/26/gencleri-yargilamadan-anlamak-zorundayiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülsüm Ekinci]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Dec 2019 11:35:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Başakşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlerde Değişim ve Farklılaşan Talepler Çalıştayı]]></category>
		<category><![CDATA[Veysel Bozkurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=46252</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumumuzun son yirmi yılda daha fazla modernleştiğini ve sekülerleştiğini ortaya koyan veriler farklı araştırmalarda karşımıza çıkıyor. Ancak hem Gençlerde Değişim ve Farklılaşan Talepler Çalıştayı'ndaki tartışmalarda hem de 2019 araştırmasında gençlerin, kategorik olarak din ve değerler konusunda toplumun genelinden radikal düzeylerde farklılaşmadığını gösteriyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/26/gencleri-yargilamadan-anlamak-zorundayiz/">&#8221;Gençleri Yargılamadan Anlamak Zorundayız&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Geçtiğimiz kasım ayı içerisinde Başakşehir Belediyesi tarafından “Gençlerde Değişim ve Farklılaşan Talepler Çalıştayı” düzenlendi. Akademisyenler, fikir insanları, yazarlar, öğrenciler ve gazeteciler; Değer ve İnanç Farklılaşması, Bireyselleşme ve Sivil Topluma Katılım, Yerel Yönetim, Siyaset ve Devlet Kurumlarına Karşı Tutum, Gençliğin Eğitim ve Kültür Talepleri ile Yeni Ekonomi ve Gelecek Kaygısı komisyonlarında bir araya gelerek düşünce ve önerilerini paylaşıp tartıştı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu çalışmalar öncesinde ARGETUS Araştırma tarafından İstanbul’un 39 ilçesindeki gençlerle “Gençlerde Değişim ve Farklılaşan Talepler” araştırması yapıldı. Sivil Sayfalar olarak araştırmanın Bilimsel Danışma Kurulu üyesi ve aynı zamanda “İstanbul Gençlik Çalıştayı” komisyon başkanlarından Prof. Dr. Veysel Bozkurt ile hem çalıştay öncesinde yapılan araştırmayı hem de sonuçlarını konuştuk.</span></p>
<p><b>Gençlerle yürütülen çalışmada hem durum tespiti hem de gençlerin farklı konulara yaklaşımlarını anlamaya çalışan bir araştırma çıkmış. Çalıştay sonuçlarına ilişkin görüşlerinizi de konuşacağız ama öncesinde Gençlerde Değişim ve Farklılaşma Çalıştayı’nı ve araştırmasını değerlendirelim. </b><b><br />
</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-46254 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/E3A4076-640x427.jpg" alt="" width="346" height="231" />“Gençlerde Değişim ve Farklılaşan Talepler Çalıştayı” Başakşehir Belediyesi tarafından, gençlerdeki farklılaşmalara kaynaklık eden değişimin, toplum ve yöneticiler tarafından anlaşılması; muhtemel sorunların üstesinden gelmek, kuşaklar arasında oluşabilecek tepkiler ve garipsenmeler ile geleneksel bazı konulardaki sürdürülebilirlik taleplerine yönelik uzlaşmacı çözümlerin hayata geçirilmesini sağlamak amacıyla düzenlendi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çalıştay öncesinde komisyon temalarının tartışmalarına hazırlık amacıyla daha önce de gençlikle ilgili araştırma ve bilimsel organizasyonlara imza atan ARGETUS Araştırma tarafından, İstanbul genelinde 1.948 gençle yüz yüze görüşme gerçekleştirildi. Dolayısıyla araştırma, farklı problem alanları üzerinden geliştirilen parametreler ve tartışma konuları göz önünde bulundurularak yapıldı. Komisyonlar ve sadece gençlerin katıldığı özel oturum değerlendirmeleri bu veriler ışığında çalıştı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Araştırma sonuçları ve çalıştay tartışmaları özetle iki şeye işaret ediyor: Birincisi, gençlerde karşılaştığımız farklılaşmalara kaynaklık eden değişimi toplum, akademisyenler, STK’lar veya yöneticiler olarak anlamak zorunda olduğumuzu. İkinci olarak da gençlerimizin, geçmiş ve gelecek arasında bağ kurarak, karşılaştıkları engelleri aşması için gençlere kulak verip yargılamadan, sorun ve talepleri konusunda sağduyulu ve kolaylaştırıcı bir rol üstlenmemiz gerektiğini.  </span></p>
<p><b>Gençlerde Değişim ve Farklılaşan Talepler</b> <b>araştırmasında ve raportörü olduğunuz çalıştayda dikkatinizi çeken, “Bunu beklemiyordum,” dediğiniz sonuçlar var mı; varsa neler?</b><b><i> </i></b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gençleri konu edinen araştırmaların çoğunda dijital iletişim araçlarının ve internet kullanımının farklılaştıran sonuçlarına işaret ediliyor. Ancak etkileri ve hangi alanlarda değiştirici sonuçlar ortaya çıkardığı konusunda operasyonel bulgulara rastlamıyorduk. Araştırmanın çoklu verilerle bu sonuçları ortaya koyduğunu görüyoruz. Yine son yıllarda din ve değerler konusunda gençlerin toplumun genelinden radikal bir şekilde ayrışmaya başladığına ilişkin iddialar gündeme geliyor. Bu araştırma bize farklı şeyler söylüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İlk olarak şunu belirtmek gerekiyor: Toplumumuzun son yirmi yılda daha fazla modernleştiğini ve sekülerleştiğini ortaya koyan veriler farklı araştırmalarda karşımıza çıkıyor. Ancak hem çalıştaydaki tartışmalarda hem de 2019 araştırmasında gençlerin, kategorik olarak din ve değerler konusunda toplumun genelinden radikal düzeylerde farklılaşmadığını gösteriyor. Dindarlığın özellikle metropollerde, genç ve yetişkin yaş gruplarında gerilediğini görüyoruz ve bu gerileme dini pratikler ve ibadetler alanında yaşanıyor. İnanma konusunda dini inanç heterojenleşmeleri (çoklu farklılaşmalar) geçmişe kıyasla artış gösteriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak özellikle gençlerde karşılaştığımız ve söylenenin aksine, Allah’a-Tanrı’ya inanmayı sürdüren, peygamber inancı gibi dinin temel imani esaslarını ve vahiy kaynaklı mesajlarını kabul eden, ancak değerler konusunda evrensel ilkeleri benimseyen, farklı bir ahlaki yaklaşımın öne çıktığıdır. </span></p>
<p><b>Araştırmaya göre gençlerin en önemli talepleri güvenli bir gelecek, peşinden eğitim geliyor. Güvenli gelecek beklentisi neleri karşılıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-46255 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/E3A3852-640x427.jpg" alt="" width="363" height="242" />Eğitim meselesinde, geleneksel eğitim modelimizin teknik ve ahlaki boyutta birçok imkânı barındırdığı muhakkaktır. Modern eğitim metotlarıyla geleneksel eğitim anlayışımızın uzlaştırılması, eğitimle öğretimin eşgüdümlü olması, gençlerin hem eğitimli hem ahlaklı ve erdemli bireyler olarak hayata katılımı toplumun beklentilerinin yoğunlaştığı alanlar olarak öne çıkmaktadır. Günümüz gerçekleriyle uyumlu, aynı zamanda geleneksel değer ve inançlarıyla barışık bir gençlik, herkesin ortak özlemi olarak görünmektedir. Sosyal medya üzerinden gençlerin, sanal bir dünyada ikameye zorlandığı kanaati yaygındır. Tabii komisyonlarda da en çok dile getirilen mevzuların başında dijital gelişmeler, internet ve sosyal medya kullanımının gençler arasında yaygınlaşması geliyordu. Dijital imkânları dışlamadan, bunları ihtiyatla kullanan gençlik modeline ulaşmanın yollarını arama konusunda neler yapılabileceği, kuşkusuz acil çözüm bekleyen konu olarak göze çarpmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dediğiniz gibi araştırmada öne çıkan güvenli gelecek konusuna gelelim: Gençlerin güvenli gelecek beklentisinin merkezinde, sürdürülebilir bir işte çalışmak ve sahip olduğu mesleği icra etmek var. Üniversite mezunu işsizlik oranının düşürülmesi de gençlerin üzerinde çok durduğu konulardan. Gençlerin talepleri var. Bir okuldan mezun olup hayata atılmış ama mezun olduğu ya da sevdiği mesleği icra edemeyen gençlere, maddi kaygıları olmasa halen yapmakta olduğu işe devam edip etmeyeceği sorulduğunda, çoğu devam etmeyeceğini söylüyor.</span></p>
<blockquote><p>Araştırmanın sonuçlarında ve çalıştayda öne çıkan eğitim beklentisi üzerinde durulması gereken konu “hüner” eğitimi altında ifade edebileceğimiz “mesleki eğitim”dir.</p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Şüphesiz işsizlik sorunu yaşamayan ve sevdiği işte çalışan gençlerin, kariyer talepleri, aile kurmaları, yaşamdan memnuniyetlerini sağlayacak faaliyetlere katılmaları kolaylaşır. Araştırmanın sonuçlarında ve çalıştayda öne çıkan eğitim beklentisi üzerinde durulması gereken konu “hüner” eğitimi altında ifade edebileceğimiz “mesleki eğitim”dir. Bunun için de mesleki eğitimin yaygınlaştırılması gerekiyor. Gençlere özel birimler kurulup bu birimler vasıtasıyla onları meslekler ve meslek erbapları ile tanıştırabiliriz. O mesleğin sahibinden mesleğin kolaylıkları ve zorluklarını da öğrenerek bir mesleği yakından tanıyıp seçme yollarını gösterebiliriz. </span></p>
<p><b>Aileden farklı düşünen, tercihleri değişen gençlere ailelerin saygı duyma oranı da (yüzde 46.7) yüksek görünüyor. Toplumsal beklentimize ters, daha doğrusu ezberimizi kırabilecek bir sonuç çıkmış. Ne dersiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyoloji ve Psikoloji disiplinlerinin yoğunlaştığı en büyük olgularından biri değişimin toplumsal alandaki yansımalarının gençler bağlamında tartışılması, esasen toplumun yaşadığı ve uzun vadede karşılaşacağı hususların müzakere edildiği anlamına da geliyor. Bu bağlamda, gençlerin aile ve çevrelerinden ne kadar farklı oldukları ile ailelerin bu farklılaşmaya tepkileri sorusu önemlidir. Gençler, iş ve meslek seçiminde, giyim seçiminde, teknolojiye bakış ve teknoloji kullanımında, müzik ve eğlence tercihlerinde aile ve çevrelerinden; yetişkinlerden ve toplumun genelinden farklı olduklarını özellikle belirtiyorlar. Ebeveynlerin ya da toplumun yarısının, bu farklılıklara her geçen gün daha fazla saygı duyarak, anlayışla karşıladıklarına şahit oluyoruz. Ancak gençlerin diğer yarısı da bu farklılığın ve kendi taleplerinin, bir biçimde aile ve çevrelerinde rahatsızlıkla karşılandığını belirtiyor. Bu durum kuşaklararası farklılaşmanın ve muhtemeldir ki çatışmanın yükselmesinin sosyolojik arka planını inşa ediyor. </span></p>
<p><b>Araştırmadaki ilginç sonuçlardan biri de gençlerin sivil toplum faaliyetlerine katılımın %30’lar düzeyinde çıkmasıydı. Bugüne kadar sıkça duyduğumuz, gençlerin bireyselleşerek sivil toplum faaliyetlerine ilgi göstermediğiydi. Diğer araştırmalardan farklı olan bu sonucu neye bağlıyorsunuz?</b><span style="font-weight: 400;">  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-46256 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/E3A4075-640x427.jpg" alt="" width="355" height="237" />Evet bu araştırmada, gençlerin sivil toplum faaliyetlerine katılımları ve aktif üyelikleri konusunda anlamlı farklılıklar ortaya koyan sonuçlar var. Örneğin araştırmayı yapan firmanın önceki çalışmalarında da gençlerin sivil topluma katılım oranı %7-10 arasında tespit edilmiş. Doğrusu, gençlerin sivil toplum faaliyetlerine katılımlarının düşük olduğuna, akademik çalışmalarda da rastlamak mümkün. Ancak üzerinde konuştuğumuz gençlik araştırmasında, konu salt üyelikle sınırlanmadan ve farklı sivil toplum örgütlenme modellerini de kapsayacak şekilde ölçüldü. Sonuç olarak sivil toplum çalışmalarına katılım düzeyinin %30’larda olduğu görülüyor. Bu sonuç, gençlerin sivil toplum kavramını sadece STK üyeliği ve gönüllülüğü olarak anlamamalarına dayanıyor. Gençler, örneğin öğrenci topluluklarındaki çalışmaları, dijital platformlardaki faaliyetleri ve mahalli kulüplerdeki etkinlikleri de STK faaliyeti olarak görüyor. Gençlerin STK’lara aktif katılımı yetişkinlere göre zayıf kalsa bile ve fiziki olarak gruplarda fazla rol almasalar da birlikte hareket etme anlamında, yeni sosyal ve dijital formları tercih ettikleri görülmektedir. WhatsApp grupları, sosyal medya üzerinden oluşturulan sohbet grupları, yardım ve dayanışma kampanyaları, oyun grupları bu değişimin en önemli gösterisidir. </span></p>
<blockquote><p>Gençlerin STK’lara aktif katılımı yetişkinlere göre zayıf kalsa bile ve fiziki olarak gruplarda fazla rol almasalar da birlikte hareket etme anlamında, yeni sosyal ve dijital formları tercih ettikleri görülmektedir.</p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Dolayısıyla gençlerin, geleneksel sivil toplum organizasyonlarına katılımın yanı sıra, olaylar ve aktüel konular doğrultusunda sosyal medyanın da gücüyle kitlesel eylemliliklerde bulunmayı tercih ettikleri söylenebilir. Ayrıca çalıştayda gençlerin, STK’lardan, siyasi kurumlardan ve partilerden, demokratikleşme, çevreye karşı duyarlılık, adil gelir paylaşımı ve özgürlükler konusunda beklentilerini dillendirdiklerini söylemek gerekir. </span></p>
<p><b>Çalıştay Sonuç Raporu’nda öne çıkan öneriler neler? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çalıştayda karşı geliştirilmesi gereken çözüm önerilerinden bazıları birçok kurumsal alanın acilen dönüştürülmesine vurguyla sıralanmış. Meselâ ilk öneri ilköğretime yönelik; ülke genelinde çocukların kendi kendini geliştirebilmesini ve kendine yetebilmesini amaç edinen özgür eğitim modellerinin yaygınlaştırılması gerekiyor. Ortaöğretim-liselerle ilgili öneride ortaöğretim kurumlarını yeniden düzenlemeli, ihtiyaca göre analiz yapılarak tematik liseler ve liselerde bölümler açılmalı, deniyor. Yükseköğretim önerisi de dikkate değer; üniversiteyi bölgesel ihtiyaca göre dizayn etmek gerekiyor. Endüstri ve tarıma dayalı bölümler oluşturulabilir. Üniversitelerin uzmanlaşmış mesleki temaları olmalıdır. Bazı üniversiteler bölgenin iş gücüne yönelik mesleki üniversitelere dönüşebilir. Mevcut krizi fırsata dönüştürmek için üniversiteler, bölgelerin ihtiyaçları ve özelliklerine göre düzenlenmelidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tabii çalıştay raporunda yüzlerce konu tespiti ve sayısız öneri yer alıyor. Gençlerin yerel yönetimlerden bekledikleri eğitim konuları gündeme alınmış. Gençler, dijital oyun, müzik, video ve kısa film yapımcılığı, robotik teknolojilerin üretimi, dijital uygulama yazılımcılığı, sosyal medya uzmanlığı, ekonomi okuryazarlığı, reklam ve grafik tasarımcılığı, yaratıcı fikirleri projelendirme ile senaryo ve metin yazarlığı konularında yoğun biçimde talepte bulunmuş. Bu gelişim taleplerinden gençlerin günceli takip ettiğini; teknik-mesleki eğitim faaliyetlerine ilgi gösterdiklerini ve bu doğrultuda bir alanda uzmanlaşmak istediklerini anlıyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aslında “yeni ekonomi” olgusunun sonuç raporunda ortaya çıkmasında bilgi teknolojisindeki devrimin yanı sıra küreselleşmenin yansımalarını da somut biçimde okuyabiliriz. Çalıştaydaki tespitlerle ifade edecek olursak, yeni ekonominin dijital olması, sanallaşmanın gerçekleşmesi, bir ağ ekonomisine dönüşmesi, bilgi mallarının ortaya çıkması, aracıların ortadan kalkmaya başlaması, yenilik temelli olması, hızın önem kazanması ve küreselleşmesi, sosyal problemleri de beraberinde getiriyor. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/26/gencleri-yargilamadan-anlamak-zorundayiz/">&#8221;Gençleri Yargılamadan Anlamak Zorundayız&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Birlik Vakfı Kapasite Güçlendirme Projesini Sürdürüyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/03/birlik-vakfi-kapasite-guclendirme-projesini-surduruyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülsüm Ekinci]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Dec 2019 07:13:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Birlik Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[AB Sivil Toplum Destek Hibe Programı]]></category>
		<category><![CDATA[Kurumsal Kapasite Güçlendirme Projesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mücahid Keskinoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=45171</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birlik Vakfı’nın Kurumsal Kapasitesinin Güçlendirilmesi Projesi kapsamında sürdürdüğü bölge toplantıları devam ediyor. Proje Koordinatör Asistanı Mücahid Keskinoğlu, AB Sivil Toplum Destek Hibe Programı kapsamında yürütülen proje için, "Başvurudaki temel motivasyonumuz oluşturduğumuz sistemleri güncellemek" dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/03/birlik-vakfi-kapasite-guclendirme-projesini-surduruyor/">Birlik Vakfı Kapasite Güçlendirme Projesini Sürdürüyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kurumsal Kapasite Güçlendirme Projesi’nin ana faaliyet alanlarından biri olan Bölge Toplantıları Türkiye’nin farklı illerindeki Birlik Vakfı şubelerinde gerçekleştiriliyor. Birlik Vakfı Bölge toplantılarında şube yönetimi ve gönüllülerin önerileri alınıp Kapasite Geliştirme Projesi ve diğer çalışmalarla ilgili istişare ediliyor. Geçtiğimiz günlerde Sivas ve Kahramanmaraş’ta yapılan buluşmalar, önümüzdeki günlerde Batman (13 Aralık), Nevşehir (21 Aralık) ve Bursa (5 Ocak) Bölge toplantılarıyla devam edecek.</p>
<p>Proje koordinatör asistanı Mücahid Keskinoğlu Bölge Toplantıları’ndaki hedeflerini “Vakıf olarak şube yönetimlerimizin ve gönüllülerimizin fikirlerine önem veriyoruz. Vakfımızla ilgili eksik, yanlış veya güçlü gördükleri kısımları bizimle paylaşmaları hayati bir öneme sahip. Daha iyiye götürecek fikirlere ulaşabilmek adına bölge toplantılarını düzenlemeye ve vakfımızın değerli üyeleri ile istişare etmeye karar verdik.” diyerek açıkladı.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-45173 size-boldthemes_small_square" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/D-O8OiWXkAADhed-320x320.jpg" alt="" width="320" height="320" />Gençler İçin Proje Yazma ve Yönetme Eğitimi </strong></p>
<p>Proje kapsamında gerçekleşen bir diğer etkinlik ise Gençler İçin Proje Yazma ve Yönetme Eğitimi; 19-20 Ekim ve 2-3 Kasım tarihlerinde Cumartesi-Pazar günleri toplamda 30 saatlik bir eğitim olarak yapıldı. Proje üretme, yazma ve yürütme alanlarına ilgi duyan herkesin katılabildiği eğitimler 19-20 Ekim ve 2-3 Kasım tarihlerinde yapıldı. Vakıf yetkililerinden aldığımız bilgiye göre talepler devam ettiği için ilan halen <a href="https://www.birlikvakfi.org.tr/Gencler-Icin-AB-Proje-Yonetimi-Egitimi-Ucretsiz-Verilecektir-y1667.html">birlikvakfi.org.tr</a> sayfasında yayınlanıyor. Başvuruların durumuna göre eğitimler yeniden düzenlenecek.</p>
<p>Birlik Vakfı Kurumsal Kapasite Güçlendirme Projesi kapsamında gerçekleşen AB Proje Yönetimi Eğitimine “Bir fikrim var ama nasıl yapabilirim?” sorusunu soran veya çeşitli sivil toplum kuruluşlarında görevli olup da bu eğitimden alacağı destekle bir proje başvurusu yapmayı planlayan herkes başvurabilecek.</p>
<p><strong>Kurumsal Kapasitesinin Güçlendirilmesi Projesi </strong></p>
<p>Sivil Toplum Destek Hibe Programı kapsamında iki dönemdir devam eden Birlik Vakfı’nın Kurumsal Kapasitesinin Güçlendirilmesi Projesi’nde kurum içi yönetim, kapasite artırımı ve bazı kısımlarıyla da re-organizasyon aşamaları yer alıyor. Proje vesilesiyle yüz yılı aşkın tarihe sahip Birlik Vakfı’nın genel merkez-şube, yönetici-görevli ilişkilerinin profesyonel bir düzleme oturtulması hedefleniyor. Projenin alt faaliyetleri olarak çalıştay, eğitim, istişare toplantısı, anket, Kamu-STK işbirliği zirvesi gibi çalışmalar da planlanıyor.</p>
<p>Kurumsal kapasite artırımı çalışmalarının süreceğini belirten Mücahid Keskinoğlu, &#8220;Sürekli bir analiz ve uyanıklık hali gerektiriyor. Biz de bu doğrultuda Sivil Toplum Destek Programı III. Dönemi’ne de projemizin devamı için başvurduk. Başvurudaki temel motivasyonumuz oluşturduğumuz sistemleri güncellemek ve ilk projede ele almadığımız bazı alanlara da yeni projeyle dokunmak.” sözleriyle projenin gelişerek devam edeceğini haber veriyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/03/birlik-vakfi-kapasite-guclendirme-projesini-surduruyor/">Birlik Vakfı Kapasite Güçlendirme Projesini Sürdürüyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>STK’ların Kamu, İş Dünyası ve Uluslararası İlişkilerini Konumlandırma Çalıştayı </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/04/stklarin-kamu-is-dunyasi-ve-uluslararasi-iliskilerini-konumlandirma-calistayi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülsüm Ekinci]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2019 09:08:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[YADA]]></category>
		<category><![CDATA[Bahattin Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Gökhan Tuncel]]></category>
		<category><![CDATA[kurumsal yönetim akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[Lütfi Sunar]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Yalçıntaş]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Mente]]></category>
		<category><![CDATA[Nihat Erdoğmuş]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Çaha]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Kuruluşları Çalıştayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=43887</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurumsal Yönetim Akademisi’nin üç yıldır organize ettiği Sivil Toplum Kuruluşları Çalıştayı’nın sonuncusu 2 Kasım Cumartesi Günü İlke Vakfı’nda yapıldı. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/04/stklarin-kamu-is-dunyasi-ve-uluslararasi-iliskilerini-konumlandirma-calistayi/">STK’ların Kamu, İş Dünyası ve Uluslararası İlişkilerini Konumlandırma Çalıştayı </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">STK’ların kamu, özel sektör ve uluslararası ilişkilerini nasıl konumlandırması gerektiğini konunun uzmanları ile tartışmaya açmak, bu ilişkilerin daha sağlıklı zeminde yürütülebilmesinin imkanlarını arayan çalıştayda bu sene </span><span style="font-weight: 400;">STK&#8217;ların Kamu, İş Dünyası ve Uluslararası İlişkilerini Konumlandırma</span><span style="font-weight: 400;"> konusunu ele alındı.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">KYA Başkanı Prof. Dr. Nihat Erdoğmuş&#8217;un karşılama konuşması ile başlayan çalıştayda akademisyenler, iş insanları ve birçok farklı STK&#8217;dan konuşmacılar üç oturumda düşünce ve önerilerini paylaştı. </span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-43889 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/STK-CALISTAYI-3-640x427.jpg" alt="" width="387" height="258" />Sivil Toplum Kurumları Devletin Hangi Yanına Düşer?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Başkanlığını Prof. Dr. Ömer Çaha’nın yaptığı </span><span style="font-weight: 400;">STK’ların Kamu ile İlişkileri</span><span style="font-weight: 400;"> oturumunda, kamu ile ilişkiler noktasında STK’ların konumlanma, konumlandırılma meselesi tartışıldı. İnönü Üniversitesi’nden Doç. Dr. Gökhan Tuncel; siyasetin, devletin desteğini gizli ya da açık sağlayabilen kurumların büyük işlere imza atabildiğini, ifade ederken “STK’lar az kızdığında devletin ateşine maruz kalıyor. Çok sevdiğinde ise pençeleri arasında can verme ihtimali var.” diyerek bu gerilimli ilişkinin risklerine dikkat çekti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Doç Dr. Lütfi Sunar ise Osmanlı dönemindeki adalet dairesi ve 90’lardan başlayarak Türkiye Sivil Toplum hareketlerinin haritasını çıkardığı konuşmasında, cemiyetçi ve toplum merkezli STK arasındaki farklarından söz açarak; refah, felah ve hak kavramlarını meşruiyetin temeline yerleştirdi. </span></p>
<p><b>Sosyal Fayda İçin İş Birliği </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">STK’ların İş Dünyası ile İlişkileri</span><span style="font-weight: 400;">’nin masaya yatırıldığı ikinci oturumda Bahattin Aydın’ın başkanlığında İstanbul Ticaret Odası eski Başkanı Doç. Dr. Murat Yalçıntaş ve Mustafa Mente söz aldı. Artısı, eksisiyle özel sektörle STK’lar arasında kurulacak ilişkinin mahiyeti ve pratiği konusu masaya yatırıldı. Firmalar kârlarını artırmak ya da imaj/algı yönetimini parlatmak amacıyla STK’larla iş birliği yapmak isteyebileceği konuşuldu. Sonuç olarak ortaya çıkan sosyal faydaya odaklanılması gerektiğinde uzlaşıldı. Oturum sonunda izleyicilerin sorularıyla mesele genişleyerek konuşuldu. Toplumsal dayanışma Vakıf aracılığıyla mı, STK aracılığıyla mı yürütülmeli tartışmasında Murat Yalçıntaş “Hayır işlemek istiyorsak vakıf güzel bir model ama sosyal bir problemi çözeceksek başka sistemlere de bakmak lâzım.” diyerek her iki modelin de geçerliliğini koruduğunu gösterdi.</span></p>
<p><b>STK&#8217;ların Fon Alması ya da Almaması</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-43890 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/KYA-STK-CALISTAYI-2-640x427.jpg" alt="" width="405" height="270" />STK’larda Kapasite Geliştirme Çalıştayı 3&#8217;ün son oturumunda sivil toplum ve uluslararası ilişkiler tartışıldı. </span><span style="font-weight: 400;">STK&#8217;ların Uluslararası İlişkileri</span><span style="font-weight: 400;"> oturumunda başkanlığı İlmi Etüdler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Güder yaparken Prof. Dr. İhsan Karaman ve Yaşama Dair Vakfı (YADA) kurucusu Mehmet Ali Çalışkan tecrübelerini ve çözüm önerilerini paylaştı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">STK&#8217;ların uluslararası arenada yer almasının gerekliliği, avantaj ve dezavantajlı yönleri tartışıldığı oturumda; yurt içi ve yurtdışından fon alarak çalışan STK’larla ilgili “kökü dışarıda” gibi ithamlara varan önemli bir yanlış anlamanın altı çizildi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kurumsal Yönetim Akademisi (KYA), sivil toplum alanında kar amacı gütmeden faaliyet gösteren kuruluşların “kurumsal kapasitelerini” ve bu kuruluşlarda “gönüllü ve profesyonel çalışanların yetkinliklerini artırmayı” amaçlayan çalışmalar yürütüyor.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/04/stklarin-kamu-is-dunyasi-ve-uluslararasi-iliskilerini-konumlandirma-calistayi/">STK’ların Kamu, İş Dünyası ve Uluslararası İlişkilerini Konumlandırma Çalıştayı </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
