<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bahar Kılınç, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/bahar-kilinc/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/bahar-kilinc/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Jan 2020 11:47:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Bahar Kılınç, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/bahar-kilinc/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Üniversite Öğrencileri Ve Yerel Halk Arasında Bir Köprü: Mahalle Derneği</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/20/universite-ogrencileri-ve-yerel-halk-arasinda-bir-kopru-mahalle-dernegi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Aug 2019 08:04:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Mahalle Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Dursun Deliboran]]></category>
		<category><![CDATA[Rumelihisarı Mahallesi Güzelleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Yakup Kaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41560</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rumelihisarüstü, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine ve 50’lerin sonlarından beri kırdan kente göçmüş Anadolu halkına ev sahipliği yapan bir mahalle. Bu kozmopolit mahallede, çeşitli hayat tarzını benimseyen öğrenciler ve on yıllar içerisinde bir mahalle kültürü benimsemiş mahalle halkı beraber yaşıyorlar. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/20/universite-ogrencileri-ve-yerel-halk-arasinda-bir-kopru-mahalle-dernegi/">Üniversite Öğrencileri Ve Yerel Halk Arasında Bir Köprü: Mahalle Derneği</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Daha önce <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/23/hemsehri-deyip-gecme-hemsehri-derneklerinin-turkiye-sivil-toplumundaki-yeri/" target="_blank" rel="noopener">hemşehri dernekleri dosyası</a> kapsamında görüştüğümüz Rumelihisarı Mahallesi Güzelleştirme, Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği başkanı Yakup Kaya ve başkan yardımcısı Dursun Deliboran öğrenciler ve yerliler arasındaki ilişki hakkındaki gözlemlerini paylaştı. Kuşak ve kültür farklılığın yarattığı problemleri mahalleli dayanışmasıyla aştıklarını düşünen Kaya ve Deliboran, mahalle derneğinin bunda önemli katkısı olduğuna inanıyor.</p>
<p><b>Hisarüstü çok özgün bir mahalle. Boğaziçi Üniversitesi gibi eski, İstanbul&#8217;un en güzel yerlerinden birine kurulmuş bu üniversitenin çevresine kurulmuş, bu yüzden de mahalleliyle öğrencinin bir arada yaşadığı bir mahalle. Çeşitli şehirlerden gelen öğrencilerle beraber yaşamak mahallenin yapısını değiştiriyor olmalı. Siz bu değişiklikleri nasıl tanımlarsınız? Öğrenciler ve mahalleli arasındaki iletişim hakkında ne söylemek istersiniz?</b></p>
<p><b><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-41578 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/08/bogazici.jpg" alt="" width="344" height="229" />Yakup Kaya:</b><span style="font-weight: 400;"> Kesinlikle değiştiriyor. Şöyle diyebilirim, biz burada gecekondularda büyüdüğümüz zamanlar Boğaziçili öğrenciler evlerimizde, kira ödemeden oturuyorlardı. Arkadaş gibiyidik onlarla. Top oynardık, mesela Rumelihisarı futbol takımındaki oyuncuların yarısı öğrenciydi. Günümüzdeyse mahallelinin öğrenciyle ilişkileri zayıf. Ticari bir kazanç aracı olarak bakıyorlar öğrenciye. Ben buna tamamen karşıyım. Geçmişte de öğrenciler ve öğretim görevlileriyle bir araya gelip bu konu hakkında toplantı yaptık, fakat ne yazık ki buradaki ev sahiplerinin çoğu Almanya&#8217;da. Emlakçıya teslim ediyorlar evlerini, emlakçılar da bir daire en fazla 4 öğrenci alabilecekken 5-6 öğrenciye vermeyi tercih ediyor ki kirayı yükseltebilsin. Aslında bu mahallenin bu kadar pahalı olmaması gerekir. Benim de evimde oturan öğrenciler var. 1000 lira kira alıyorum. Bana diyorlar ki &#8220;Çıkar onu 2 bin lira verecek olanı getir&#8221; Olmaz yakışmaz. Benim de öğrenci evladım var. </span></p>
<p><b>Dursun Deliboran:</b><span style="font-weight: 400;"> Burada oturan öğrencilerle iyi geçinmek isteriz çünkü benim de üç tane evladım var. İki kızım da bir oğlum da farklı şehirlerde üniversite okuyor. Biz de buralara başka yerlerden geldik, taşındık. Çocuklarımıza nasıl muamele ediyorsak burada yaşayan öğrencilere de öyle muamele etmeye çalışıyoruz. O yüzden pek sorun yaşanmaz bu mahallede. Belki öğrenciler arasında farklı düşünenler çıkabilir ama şimdiye kadar ciddi bir sorun yaşanmadı. </span></p>
<p><b>Kaya:</b><span style="font-weight: 400;"> Aslında öğrenciler derneklerle iletişime geçse, biz emlakçılarla da konuşabilir fakat ev sahiplerinden kaynaklanıyor bu sorun. Ha gider ev sahipleriyle de konuşup yardımcı olmaya çalışırız. </span><span style="font-weight: 400;">Bu mahallede kolay kolay olay olmaz. Mahallenin yerlilerini tanıyorum ben. Öğrenciler de kültürlü insanlar. Mahalleliye bir zararları dokunacağını sanmam. Ufak tefek şeyler olduğunda da dernek olarak haberimiz olsun diyoruz, gerekirse önlem alırız, yapılması gerekene bakarız. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fakat dışarıdan gelenlerin de mahalleyi karıştırmalarını istemiyoruz. Gelecek olan kişi bizim şartlarımıza uysun. </span></p>
<p><b>Bahsettiğiniz şartlar nedir?</b></p>
<p><b>Kaya:</b><span style="font-weight: 400;"> Mesela Doğa Park var mahallemizde. Onun altında, direkt manzaraya bakan yerde sürekli bir olay çıkabiliyor. Esrar içen, alkol alıp çevresine sataşan&#8230; Her gün telefon açıp polise haber veriyoruz. Mahalledeki insanlar oraya gidemiyor. Belediye yıllardır orada bir şey yapmak istiyor ama yapmadı hala. Dışarıdan gelen insanların çıkardığı kavgada bıçaklama olayı oldu. Daha birkaç hafta önce parkta piknik yapıldı mahallecek. Bütün mahalle yığıldı oraya ama tek bir kavga çıkmadı. Fakat dışarıdan gelen insanlar alkol alıp birbirlerine giriyorlar. Her akşam zabıta, polis aranır mı ya? Her akşam arıyoruz. Diğer yandan öğrenciler, bana göre, mahalleyle uyumlu görünüyorlar. Öğrencilerden memnunuz, bize uyum sağladılar. Biz de onlara uyum sağladık.</span></p>
<p><b>Fakat öğrenciler dediğimiz kalabalık çok kozmopolit, ayrıca kuşak farklılıkları da var. Mahallelilerin öğrencilerden yana hiç şikayetleri, sitemleri yok mu?</b></p>
<p><b><img decoding="async" class="wp-image-41579 alignright" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/08/hisar%C3%BCst%C3%BC-mahallesi-640x427.jpg" alt="" width="450" height="300" />Kaya:</b><span style="font-weight: 400;"> Çok şey yok. Gürültü patırtı olabiliyor bazen, o da geçiçi sorun. Benim de oğlum başka şehirde üniversite okuyor. Ben de vaktinde okuduğum halde kendisiyle kuşak çatışması, kültür çatışması yaşayabiliyorum bazen. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ev sahibi şuna bakar, kira düzgün yatıyor mu yatmıyor mu? Gözlemlediğim zaman, ev sahiplerinin öğrencilerle uyumlu olduğunu görebiliyorum. Ben de evimde kalan öğrencilerle arkadaş gibiyim.</span></p>
<p><b>Deliboran: </b><span style="font-weight: 400;">Boğaziçili öğrencilerin en büyük şansı; buranın yerlileri olan bizlerin, bizden önce babalarımızın Anadolu değerlerini disiplinli bir şekilde yaşatmış olmaları. Buradaki öğrencilere de o değerle baktığımız için çatışma yaşanmıyor.</span></p>
<p><b>Kaya:</b><span style="font-weight: 400;"> Benim memleketimde, Gümüşhane&#8217;de, okuyan öğrencilerden duyuyorum; yöre halkından şikayetciler. Yöre halkının bağnaz olduğunu, bu öğrencilere bakış açılarının olumsuz olduğunu söylüyorlar. Gümüşhane&#8217;deki insanlar kalıplara bağlı yaşadıkları için gençleri anlayamıyorlar. Yöre halkı geri kalmış, kendilerini yetiştirememişler. </span></p>
<p><b>Deliboran:</b><span style="font-weight: 400;"> Biraz da gençlerin üniversite hayatını daha özgür yaşamak istemelerini garipsiyorlar.</span></p>
<p><b>Kaya:</b><span style="font-weight: 400;"> Biz öyle düşünmüyoruz, hayatlarını yaşıyor öğrenciler. Benim evimde kalan öğrencilerden yana hiç şikayetim yok. Hanım sarma yapıyor, onlara da bir tabak veriyoruz. Köyden fındık getiriyorum, onların da payını ayırıyorum.</span></p>
<p><b>Deliboran:</b><span style="font-weight: 400;"> Biz burada öğrencilere &#8220;senin başın niye açık, niye kapalı, niye öyle giyiniyorsun?&#8221; gibi sorular sormayız.</span></p>
<p><b>Burası pahalı bir yer. Pazar, market, mağaza&#8230; Her şey daha pahalı. Sizce neden? Bunda öğrencilerin mi payı var? Örneğin ben bir mahalleliden şunu duydum, &#8220;Burası kendi halinde bir gecekondu mahallesiydi ama öğrenciler geldi, her şey pahalılandı. Artık biz de bir şey alamıyoruz.&#8221; Bu doğru mu?</b></p>
<p><b>Deliboran:</b><span style="font-weight: 400;"> Evet öğrenciyle biraz bağlantısı var. Burada cumartesi günü pazar kuruluyor. O gün gittim dolaştım, domatesi üç liraya veriyorlardı. Pahalı buldum, almadım. Pazar günü Armutlu&#8217;daki pazara gittim, domates yarı fiyatına. Aynı pazarcıyı orada gördüm. Dedim ki &#8220;Hisarüstü&#8217;nde üç liraya veriyordun, burada niye yarı fiyatına?&#8221; &#8220;Abi semtine göre fiyatlar değişiyor&#8221; dedi. </span></p>
<p><b>Kaya:</b><span style="font-weight: 400;"> Buradaki yerlilerin çoğu emekli. Biz de şikayetçiyiz bundan. Zengin bir aile değiliz. Yerliler artık Armutlu&#8217;daki pazara gidiyor. Buradaki pazara ise Bebek&#8217;ten, Etiler&#8217;den geliyorlar. Yani pazarın zengin alıcısı var zaten, öğrencilerin öyle çok büyük bir etkisi yok. Biz bu soruna çözüm bulmak için öğrencilerle beraber toplantı yaptık. Bizden de, onlardan da kaynaklanmadığı konusunda uzlaştık. Biz de çok anlam veremiyoruz.</span></p>
<p><b>Öğrencilerden yana pek bir şikayetiniz olmadığını söylüyorsunuz. Kendim de bir öğrenci olarak, öğrencilerin çok şikayetçi olduklarını söyleyebilirim. &#8220;Çok bakımsız evler yüksek kiralara veriliyor.&#8221;, &#8220;Evde hiçbir tadilat yapılmıyor. Ev sahibi şikayet edince &#8216;istersen çık evden, evin en az 10 alıcısı var&#8217; diyor&#8221; gibi şikayetler&#8230; Özetleyecek olursam öğrenci şöyle düşünüyor, &#8220;Biz ev sahiplerine mecburuz, ev sahipleri de bizden geçiniyorlar. Eve de hiç bakım yapmıyorlar.&#8221; Bunlar hakkında ne söyleyebilirsiniz?</b></p>
<p><b>Kaya:</b><span style="font-weight: 400;"> Benim bildiğim çoğu ev sahibi emlakçıya verdi evini. Çok fazla iletişimleri de yok. Arada emlakçı olunda öğrenci, ev sahibine sesini duyuramıyor. Tamam dediğiniz doğru, tadilat vesaire yapılmıyor ama mesela bundan önce evimde kalan öğrenciler çıktıkları zaman alt kata gittim. Evimi mahvetmişler. 5 bin lira zararım var. Bu zararı kim yaptı diye soruyorum, odada ondan önce kalanlar yapmış öyle diyor. &#8220;Ama onlar senin arkadaşın, sorumluluk sizde. Şimdi kim karşılayacak bu zararı?&#8221; diyorum. Cevap veremiyor. Bir tane İngilizce öğretmenliği okuyan çocuk, odanın duvarların haç yapmış ya. &#8220;Buna nasıl izin verdin?&#8221; diye soruyorum, cevap veremiyor. Beyaz duvarın üzerine kırmızı, mavi, bordo haçlar yapmış çocuk. </span></p>
<p><b>Deliboran:</b><span style="font-weight: 400;"> Şimdi burada hata nerede? Hisarüstü&#8217;nün yerlisinde mi hata, öğrencilerde mi yoksa sistemde mi? Buraya bir üniversite kurulmuş. Devletin görevi öğrencilerin kalacağı yurtları inşa etmek. Eğer yurt olsaydı evlerde oturan öğrenciler yurtları tercih ederdi. O zaman da kiralar yükselmezdi bu şekilde. Buradaki sorun sistemde. Tabii ki ev sahiplerinin de biraz Yakup başkanımız gibi vicdanlı davranması lazım ama öyle davranmayanlar da var. </span></p>
<p><b>Kaya:</b><span style="font-weight: 400;"> Burada kiraların 1000-1500 lirayı geçmemesi lazım ama ev sahipleri bakıyor, &#8220;O aynı benimki gibi evi 3 bin liraya kiraya vermiş, ben de o kadara vereceğim&#8221; diyor. Yükseliyor bu şekilde. Geçen bir ev gördüm mahallede. Tadilatsız, dökülüyor ev. Adam 3 bin 400 liraya kiraya veriyor. &#8220;Nasıl olsa gelecek olan öğrenci mahvedecek burayı, tadilata gerek yok&#8221; diye düşünüyor. </span></p>
<p><b>Bu röportajı Boğaziçili öğrenciler de okuyacak diye umuyorum. Buradan kendilerine söylemek istediğiniz bir şey var mı?</b></p>
<p><b>Kaya:</b><span style="font-weight: 400;"> Gelsinler derneğimizle iletişime geçsinler. Biz her konuda elimizden gelen yardımı yaparız. Daha önce toplantı yaptığımız öğrencilere kartlarımı veriyorum, çeşitli konularda yardım istedikleri oldu. Elimizden geleni yaptık, yaparız da. Yeter ki bizimle iletişim kursunlar.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/20/universite-ogrencileri-ve-yerel-halk-arasinda-bir-kopru-mahalle-dernegi/">Üniversite Öğrencileri Ve Yerel Halk Arasında Bir Köprü: Mahalle Derneği</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Hemşehri Dernekleri Temel Haklara Erişim Tecrübesine Sahip”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/30/hemsehri-dernekleri-temel-haklara-erisim-tecrubesine-sahip/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jul 2019 08:15:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[YADA]]></category>
		<category><![CDATA[hemşehri dernekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[Rize]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşama Dair Vakıf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41075</guid>

					<description><![CDATA[<p>"Hemşehri Deyip Geçme" dosyamızın son röportajında hemşehri dernekleri ve sivil toplumun diğer aktörleri arasındaki ilişkiyi değerlendiren YADA Vakfı Kurucusu Mehmet Ali Çalışkan, "Hemşehri dernekleri temel haklara erişim tecrübesine sahip" diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/30/hemsehri-dernekleri-temel-haklara-erisim-tecrubesine-sahip/">“Hemşehri Dernekleri Temel Haklara Erişim Tecrübesine Sahip”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Hemşehri derneklerinin bir araya gelme motivasyonunu nedir sizce?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hemşehri derneklerinin ortaya çıkışı 60-70 yıllık bir geçmişe dayanıyor. Dernek formu olarak, statü olarak ortaya çıkmaları daha yakın zamana dayanıyor fakat bir sivil toplum kuruluşu olarak hemşehri derneklerine baktığımızda, Türkiye&#8217;deki iç göçün sonucu şehirlere göçmüş kırsal nüfusun şehre tutunma ihtiyacını karşılamak için yurttaş girişimi olarak ortaya çıkıyorlar. Tüzel kişilik olan dernekler değil ama aynı mahallenin etrafında toplanmış; aynı köyden, aynı şehirden gelmiş olan göçmenlerin geldikleri yerde hayata tutunabilmeleri için bir dayanışma ihtiyacı oluyor ve bu sayede ortaya çıkıyorlar. Benim hemşehri derneklerine ilişkin aslında çok sembolik olarak gördüğüm ortaya çıkış hikayelerinden bir tanesi, bir grup göçmenin mahallesinde hemşehrilerinden biri hayatını kaybettiğinde onun cenazesini köye götürmek için arabaya, paraya, topluluğu köye taşıyacak kaynağa ihtiyaç duymaları. Yani önce cenazesini köye götürmek için bir ihtiyaç duydular. Aslında bu çok önemli bir dayanışma halinde ortaya çıkar. Dernek olmuyorlar ama aralarında para toplayıp araba tutuyorlar. Bu sayede hem cenazelerini hem de hemşehrilerini köye götürebiliyorlar ve cenazelerini orada defnediyorlar. Dolayısıyla hemşehri derneklerinin bir dernek formu olarak ortaya çıkmadan önce, bir grup yurttaşın ortak meselelerini çözmek için geliştirdikleri bir dayanışma formu olarak görüyoruz. </span></p>
<p><b>Hemşehri derneklerinin sivil toplum sektörü içinde ikinci sınıf olarak görüldüğüne dair bir tespit var. &#8216;Lokallerde pişpirik oynamaktan öteye geçemediklerine&#8217; dair bir kanı var. Bu algının sebebi nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-2223" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2016/02/Turkiyede-oyun-oynayan-yetiskin-olmadigi-icin-oyun-oynayan-cocuk-yok.-Mehmet-Ali-Caliskan-Aktif-Yasa-e1455662344608.jpg" alt="" width="276" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/02/Turkiyede-oyun-oynayan-yetiskin-olmadigi-icin-oyun-oynayan-cocuk-yok.-Mehmet-Ali-Caliskan-Aktif-Yasa-e1455662344608.jpg 491w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/02/Turkiyede-oyun-oynayan-yetiskin-olmadigi-icin-oyun-oynayan-cocuk-yok.-Mehmet-Ali-Caliskan-Aktif-Yasa-e1455662344608-320x417.jpg 320w" sizes="(max-width: 276px) 100vw, 276px" />Bunun sebebi Türkiye sivil toplum dünyasının kendi iç yapılanmasındaki bir takım dinamikler olabilir. Daha kentli arka plana sahip olan yurttaşların oluşturdukları yapılar, bu derneklerle karşılaştırıldığında görece seçkinci bir performans ortaya koyuyor. Mesela onlar daha hobi odaklı, hizmet odaklı ya da savunuculuk odaklı kuruluşlar kuruyorlar. Yani kendilerinin mağdur olmadıkları meseleler hakkında mağdurların hakkını savunmak üzere bir yapı kuruyorlar. Bu da ortak bir bilgi birikimine ihtiyaç duyuyor. Bir tür kentli ortak sosyallik ya da mağduriyet tarifine dayanıyor. Dolayısıyla ya hayırsever bir yaklaşım ya da belli bir kültürel arka plandan gelen kuruluşlar ortaya çıkıyor (hobi gibi). Daha çok da bir bilgi birikimine ve yurttaşlık kültürüne dayanan, bilginin üzerine inşa edilmiş bir entelektüel form ortaya çıkıyor. Şimdi bu formları üretenler, kendilerine benzemeyen; hem sınıfsal olarak kendilerinin temsil ettiği orta-orta üst sınıfın kültürel kodlarına uymayan hem de kültürel olarak kentlilikle arasında mesafe gördükleri kuruluşlara bir küçümsemeyle bakabiliyorlar. Eğer Türkiye sivil toplum dünyasının içerisinde bir ikinci sınıflaştırma söz konusuysa, bunu yapanların kendilerini birinci sınıf olarak görmesiyle ilgili. Bu sadece hemşehri topluluklarına yönelik bir küçümseme değil aslında. Mesela hangi konuyla ilgileniyor olursa olsun -çevre, insan hakları, kent hakkı vs.- bu seküler kuruluşlar da daha inanç eksenli örgütlenmiş olanları da aynı şekilde sivil toplum dışı olarak görebiliyor.. Ya da savunuculuk odaklı, hak eksenli olarak kendisini tarif eden kuruluşlar kendilerine benzemeyen kuruluşları &#8220;hizmet eksenli&#8221; ya da &#8220;hayırsever eksenli&#8221; kuruluşlar olarak görüyorlar. Oraya yönelik bir talileştirici bakış ortaya koyabiliyorlar. Sivil toplum kuruluşları arasında bir değer hiyerarşisi üretiyorlar. İlgilendikleri konunun sofistike, rafine ve kentli bir konu olduğunu düşünüyor ve buna uygun olmayanları; yani kentli bulmadıkları, rafine bulmadıkları, bir uzmanlık kategorisinin dışında buldukları, daha kültürel, daha inanç odaklı buldukları ya da daha kırsal buldukları şeylere dair bir değer hiyerarşisi yarattıklarını ve bu değer hiyerarşisi içerisinde kendilerini yukarıda yerleştirdiklerini düşünüyorum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yani hemşehri dernekleri kendilerinin ikinci sınıf görmezler ama kendilerini birinci sınıf bulanlar onları ikinci sınıf olarak konumlandırır. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Hemşehri derneklerinin de hak eksenli kuruluşlar kadar hakla ilgili kuruluşlar olduklarını düşünüyorum. Çünkü mesela cenazeyi köyüne götürme girişimi aslında hak bağlamında değerlendirilmeli. Ya da kendi köyünden hemşehrisi şehre göçtükten sonra onun gecekondusunu onunla birlikte yapmak için inşaat çalışmasına destek verme girişimi, barınma hakkıyla ilgili bir girişim. </span></p></blockquote>
<p><b>Dosya için görüşlerini bildiren Ulaş Bayraktar da buna yakın tespitlerde bulunmuştu. Sivil toplumun, hemşehri derneklerinin nasıl bir potansiyele sahip olduklarının farkında olmadığını ifade etti. Bu potansiyeli nasıl değerlendiriyor sunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye sivil toplum dünyasında özellikle ayrımı şu şekilde yapma eğilimi çok güçlü; hak eksenli olanlar, hizmet eksenli olanlar ve hayır eksenli olanlar diye ayrım yapma davranışı. Bunu böyle ayırdığımızda hizmet eksenli ya da hayır eksenli olanların hakla bir bağı olmadığını varsaymış oluyoruz. Bu tasnifin kendisini problemli buluyorum. Çünkü Türkiye&#8217;nin sivil toplum yapısına ve tasnifine uygun bulmuyorum. Hemşehri derneklerinin de hak eksenli kuruluşlar kadar hakla ilgili kuruluşlar olduklarını düşünüyorum. Çünkü mesela cenazeyi köyüne götürme girişimi aslında hak bağlamında değerlendirilmeli. Ya da kendi köyünden hemşehrisi şehre göçtükten sonra onun gecekondusunu onunla birlikte yapmak için inşaat çalışmasına destek verme girişimi, barınma hakkıyla ilgili bir girişim. Ya da birlikte enformel, kayıt dışı işler yapıp hayatını geçindirmeye çalışan yoksul bir hemşehri mahallesinin yaptığı şey bir istihdam hakkı girişimi. Zamanla bu derneklerin şehre tutunmasıyla, refahtan daha fazla pay aldıkça, göçtükleri yerdeki çocukların, gençlerin eğitime daha fazla katılması için dayanışma geliştirmeye başlıyorlar. Bu eğitim hakkıyla ilgili bir girişim. Dolayısıyla hak eksenli, hizmet eksenli ayrımı yaptığınızda bunun hakla ilgisini görmüyorsunuz. Bunu bir sosyal dayanışma ya da hizmet gibi görebiliyorsunuz. Bu ayrımın kendisi çok problemli olduğu için biz hemşehri derneklerinin hakla kurdukları bağdaki potansiyeli göremez hale geliyoruz. Fakat ayrımı hak eksenli-hizmet eksenli diye yapmaktan çıkarıp konu eksenli ayrım yapmaya başlarsak, mesela barınma hakkıyla, eğitim hakkıyla, inanç haklarıyla ilgili meseleler olarak görmeye başlarsak hemşehri derneklerinin çok önemli bir potansiyel ortaya koyduklarını görüyoruz. Kürt şehirlerinden gelen hemşehrilerin kurdukları derneklerde Kürtçe konuşulur. Suriyelilerin bugün Türkiye&#8217;de kurduğu derneklerde Arapça konuşulur ya da Kafkas derneklerinde Kafkas dilini koruma etkinlikleri yapılır ve sonraki nesle de aktarılır bu diller aynı zamanda. Bu ana dil hakkıyla çok ilgili bir faaliyet aslında. Dolayısıyla bu ayrımın kendisi onların esas potansiyellerinin ortaya çıkmasını engelliyor ve kendini hak eksenli olarak tarif edenlerin kendilerini izole etmelerini de aşamıyor. Bu yüzden asıl potansiyelin, onların haklarla olan bağının görünürleştirilmesiyle ortaya çıkacağını düşünüyorum.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Hemşehri kuruluşlarının, açıkça haklarla çok doğrudan bir bağı var. Bir katkısı var bu alana, bir tecrübe katkısı var. Örneğin bütün haklar devletle müzakere edilerek elde edilemeyebiliyor, onu uygulayarak elde edilebiliyor. Hemşehri dernekleri bize barınma, istihdam, eğitim gibi hakların müzakereci, savunucu odaklı; görece daha orta üst sınıflara ait, batılı yurttaşlık kültürünün içerisindeki bir tarzdan farklı olarak tecrübeyle, bu tür uygulamalarla elde edilebileceğini gösteriyor. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir potansiyel daha gördüğümü söylemek istiyorum. Hemşehri kuruluşları şehirdeki refahtan daha fazla pay almaya başladıkça, kendilerinden başka hemşehri gruplarıyla da temas etmeye başlıyorlar. Dolayısıyla bu, bir arada hayatı mümkün kılacak olan diyalog kanallarının oluşma imkanını da sağlıyor. Yani Türkiye&#8217;nin göç hakikatine baktığımızda gördüğümüz önemli bir dinamik var. O da, Türkiye göçünü şehirlerden topluca yapan bir ülke. Yani Sivas&#8217;tan, Kars&#8217;tan, Tokat&#8217;tan, Rize&#8217;den topluca göçüyor insanlar. Burada küçük topluluklar oluşturuyorlar. Küçük Sivas, Küçük Kars, Küçük Tokat&#8230; Fakat yeni kuşaklar için böyle değil. Başlangıçta birbirinden uzak, kendi izole hayatlarını kuran ve bu küçük, izole topluluklarının içerisindeki dayanışma ağlarıyla haklara erişmeye çalışan topluluklar iken, yeni kuşakların yeni formlar yaratmalarıyla beraber, diğerleriyle temas ettikleri, köprüler kurdukları, diyalog kurdukları bir araca dönüşüyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birinci büyük potansiyelin hakla kurdukları bağda olduğunu inanıyorum. İkincinin ise şehirlerdeki farklılıkların birbiriyle diyaloglarını kurabilme kanalları oluşturduklarını ve birlikte bir hayatın nasıl inşa edileceğine ortak tecrübeyle karar verme verme potansiyeli olduğunu düşünüyorum.</span></p>
<p><b>Yaptığım görüşmelerde, özellikle KAFFED&#8217;le yaptığım görüşmede, şunu gördüm ki; gençlerin hemşehri derneklerine ilgisi çok az. Ya burs almaya gidiyorlar ya çocukken babalarıyla bir kez gitmişlerdir. KafDer gibi dil ve folklor kurslarının olduğu bir kuruluş yine gençlerin ilgisini daha çok çekiyordur ama daha küçük çaplı dernekler, gençlerin gözünde babalarının sosyalleşme alanından ibaret. Bu durum hemşehri derneklerinin eleştirilmesi gereken bir yönü mü sizce?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu bence hemşehri derneklerinin sorunu değil, bu Türkiye sivil toplum dünyasındaki dernek formunun bir sorunu. Yani dernek ya da vakıf statüsü şeklinde örgütlenen, devletten bir statü talep eden, onun formal prosedürünü izleyerek kurumsallaşan bütün yapıların sorunu bu. Türkiye&#8217;deki genç kuşaklar çevre odaklı derneklere de aktif bir şekilde katılmıyor. Ya da hak eksenli kuruluşlara da aktif katılmıyor. Yani Türkiye&#8217;nin insan hakları camiası genç kuşaklardan yeterince insan kaynağı elde edebiliyor mu ki hemşehri dernekleri buradan yeterince insan kaynağı elde edemiyor diye bunu onların sorunu olarak görelim? Bence buradaki konu esas olarak, Türkiye sivil toplum dünyasının vakıf, dernek, kooperatif vesaire gibi formlarının; bir statü ile kurulmuş formlarının artık eskimiş olduğunu ve yeni kuşakların bu formlarla ilişki kurmak istemediğini gösteriyor. Esas üzerine düşünülmesi gereken şey de bu. O zaman soruyu şöyle sormalıyız, hemşehri derneklerinin fonksiyonlarını yerine getirmek için kullandıkları bu araçlar, genç kuşaklar tarafından itibar görmüyor ve buraya katılım ortaya koymuyorlarsa o zaman bu gençler o performansı nerede ve nasıl icra ediyorlar? Bu, bir yurttaşlık tavrının olmadığı anlamına gelmez. Gözlemlerimden yola çıkarak söylüyorum, Türkiye&#8217;nin çevre meseleleri çevre kuruluşlarının dışında gençler tarafından da tartışılıyor, konuşuluyor. Fakat o formlarda değil. Bu kent hakları, hayvan hakları gibi meseleler için de geçerli. Gençler bu konuşlarda yeni formlar ortaya koyuyorlar. Yani kurumsal yapılar artık statüsüzleşerek sivil toplumun kendini yeniden ortaya koymasını sağlıyor. Kurumlar statüsüzleşiyor, genç kuşaklar statüsüz sivil toplum girişimleri kuruyorlar. Mesela internette bir Facebook grubu kuruyorlar. O Facebook grubu içerisinde kendi kültürlerini de konuşuyorlar, kendi dilleriyle alışverişte bulunuyorlar ya da kent hakları konusunda gidip bir dernek kurmuyor ama bisiklet topluluğu olarak hayata bir performans geçiyor. Onunla birlikte &#8216;farkındalık sürüşleri&#8217; diye sürüş yapıyor. Yani 50 tane genç Facebook&#8217;ta konuşup kararlaştırıyorlar ve mesela &#8220;Bugün Ümraniye&#8217;de bir farkındalık sürüşü yapacağız&#8221; diyorlar ve 50 tane genç bisikletleriyle Ümraniye&#8217;den, trafiğin içerisinden geçiyorlar ve yurttaşlara &#8220;bisikletin trafikte bir yeri vardır&#8221; farkındalığı kazandırmaya çalışıyorlar Dolayısıyla bence gençler katılmıyorlar demek doğru değil, gençler katılıyorlar. Neye katılıyorlar? O konuya katılıyorlar. Hemşehri dernekleri açısından düşünürsek, gençler kendi memleketlerinin lokal jargonunu öğreniyorlar. Nereden öğreniyorlar? Dernekteki yetişkinden öğrenmiyorlar ama internetten öğreniyorlar. Kendi coğrafyalarından, oradaki kültürden, geçmişlerinden haberdar olmadıklarını söyleyemeyiz. Bunlardan haberdar oluyorlar ama bilgiyi kendi araçları üzerinden elde ediyorlar. Yetişkinler gibi dernekler, buluşmalar üzerinden değil sosyal medya üzerinden yapıyor. Onun için buradaki esas konu, hemşehri derneklerinin gençlerini kapsayıp kapsayamadığı değil. Gençlerin hemşehri derneklerinin mevcut formu yerine ne koyduğuyla ilgili. </span></p>
<p><b>İkinci potansiyeli ele alalım. Hemşehri derneklerinin bulundukları şehirlerde iletişim köprüleri kurabilme potansiyelinden bahsediyorsunuz. Bana göre bunu ikinci nesil üstlenmeli, çünkü onların sırası geldi. Fakat diğer yandan ikinci nesil de hemşehri derneklerinin yöntemleri yerine daha yeni yöntemlere yönelmiş durumda. Bunların yanı sıra, az önce kendilerini birinci sınıf olarak addettiklerini söylediğin sivil toplum sektörüyse sosyal medyayı kullanma konusunda daha başarılı. Buradan şöyle bir çözüme varamaz mıyız? Sivil toplum sektörü bir şekilde hemşehri dernekleriyle irtibata geçmeli ayrıca gençlerle birinci nesil arasındaki iletişimi sağlamalı. Bu şekilde şehir içi diyalogun gerçekleşmesi mümkün diyebilir miyiz?</b></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Fonlara, insan kaynağına, mekansal kaynağa ulaşan ve kendini hak eksenli olarak tanıtan kuruluşların bence Türkiye&#8217;deki temel açmazlarından bir tanesi bu. Kendilerini değer hiyerarşisinin tepesinde konumlandırdıkları için kendilerinin dışında olan her sivil toplum yapısıyla ilişkisini de o hiyerarşiyle kuruyor, tepeden bir dille, üstten bir akıl olarak, bilen olarak bilmeyene öğretmeye çalışan akıl olarak&#8230; Bizim buradaki ilişkideki bu birinci, ikinci sınıf tutumunu ortadan kaldırmaya ihtiyacımız var. Aradaki ilişkiyi daha eşitlikçi kılmaya ve birbirinden öğrenen bir ilişki haline getirmeye, ortak bir tecrübe arayışına ihtiyacımız var. </span></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8220;Sivil toplum hemşehri dernekleriyle irtibata geçmeli&#8221; cümlesine bir itirazım var. Çünkü, sanki sivil toplum içerisinde gerçekten birinci sınıf diye bir şey varmış da hemşehri dernekleri de ondan ayrı bir sivil toplum olmayan bir şeymiş gibi konuşuyoruz.</span></p>
<p><b>Fakat diğer yandan, eleştirsek de kabullensek de kendini ayrı bir yere konumlandırmış durumda. Fonları onlar alıyor, sosyal medyayı onlar kullanıyor&#8230;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tam da buna değinmek istiyorum. Böyle konumlandırdığımızda birinci grubun ikincisine öğretecek bir şeyi varmış gibi yorumlamış oluyoruz. Yani bilgi orada, kaynaklar orada, paraya onlar erişiyor, vasıflı insan kaynağına onlar erişiyor. Dolayısıyla bütün kaynaklar orada konsantre oluyormuş gibi düşünüyoruz. Böyle düşününce de onların ötekilere öğretecek bir şeyi varmış gibi kuruyoruz. Şimdi ilişkiyi böyle tahayyül ettiğimizde, çok tahakkümcü ve hiyerarşik bir ilişki olur. Oysa benim argümanım şu; bu &#8220;birinci sınıf&#8221; kategorisinin, hemşehri dernekleri gibi yapılarla ilişkisinde öğreteceklerinden daha çok öğrenecekleri şeyler var. Çünkü tecrübe orada, temel haklara erişim tecrübesi de orada. Biz oradaki lokal tecrübeyi değersizleştirdiğimiz için, burada ürettiğimiz bilgiyi hakiki bilgi olarak konumlandırdığımız için onlara haklara nasıl erişeceklerini anlatmaya gidiyoruz. Fonlara, insan kaynağına, mekansal kaynağa ulaşan ve kendini hak eksenli olarak tanıtan kuruluşların bence Türkiye&#8217;deki temel açmazlarından bir tanesi bu. Kendilerini değer hiyerarşisinin tepesinde konumlandırdıkları için kendilerinin dışında olan her sivil toplum yapısıyla ilişkisini de o hiyerarşiyle kuruyor, tepeden bir dille, üstten bir akıl olarak, bilen olarak bilmeyene öğretmeye çalışan akıl olarak&#8230; Bizim buradaki ilişkideki bu birinci, ikinci sınıf tutumunu ortadan kaldırmaya ihtiyacımız var. Aradaki ilişkiyi daha eşitlikçi kılmaya ve birbirinden öğrenen bir ilişki haline getirmeye, ortak bir tecrübe arayışına ihtiyacımız var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eski kuşakla yeni kuşak arasında da benzer bir ilişki görüyoruz. Eski kuşak kendini şöyle konumlandırıyor; diyelim hemşehri derneklerindeki yönetici &#8220;Gençler artık çok yozlaştı, buraya hiç gelmiyorlar. Kendi kültürlerini merak etmiyorlar&#8221; diyebiliyor. Aynı o hak eksenli kuruluşun hemşehri derneğiyle kurduğu ilişkiye benziyor ve o yetişkin, gence bir şey öğretmek istiyor. Buradaki varsayım da şöyle, &#8220;Gençler buna ilgi göstermiyor.&#8221; Bu varsayımın da doğru olmadığını düşünüyorum. Sorunun şöyle olması gerekiyor; &#8220;Gençler bu tutumlarını nasıl gerçekleştiriyorlar? Yani kendi kültürleriyle bağlarını hangi araçlarla kuruyorlar? Hangi yaratıcı, yenilikçi yöntemleri kullanıyorlar?&#8221; Eski kuşak yeni kuşağa böyle yaklaşsa, yeni kuşaktan öğrenecek şeyleri var. Yaşlının gence öğrettiği bir halden çıkıp ikisinin arasında görece daha eşitlikçi ve ortak tecrübe üretmeye dönük bir ilişki haline getirecek olsalar, gençlerinin araçlarının o derneklerde yer bulma imkanları oluşur. Dolayısıyla bu meselenin arkasındaki temel problemin katılım eksikliği değil, değer hiyerarşisinde kendilerine biçtikleri yer olduğunu düşünüyorum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İletişimi kurma rolü de gençlere düşmüyor bana kalırsa çünkü gençler için bu önemli değil. Gençler oraya gidip de hayatlarını oraya vakfetmek istemiyorlar. Gençler çevre kuruluşlarına da hayatlarını vakfetmek istemiyorlar, hemşehri kuruluşlarına da. Geçmişteki dernek kurma davranışına baktığımızda, insanların oraya kendilerini, enerjilerini, zamanlarını vakfettiklerini görüyoruz. Gençlerin katılım mekanizmalarına baktığımızdaysa artık bunu görmüyoruz. Daha esnekler. Üç beş gün çevre meseleleriyle ilgili bir şey yapıyor, ondan sonra gidiyor bir koruma projesinde çalışıyor veya başka bir şey yapıyor. Yani konudan konuya geçiyor. Nasıl dernek formu statüsüzleşiyorsa, enformelleşiyorsa, bir dernek mekanında olmaktan çıkıyor ve sosyal medyada bir mecra haline geliyorsa katılma mekanizmalarında da bir esneklik yaşıyor. Onun için bu esnekliğin inkar edilmemesi ve buna uyum sağlanması gerekiyor. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Savunuculuk odaklı kuruluşları iyi rapor yazarlar, bilgi üretirler, bir konuyu gündemleştirmeyi iyi bilirler. Ötekiler ise daha geniş topluluklara erişmeyi, onların mekanlarına ulaşmayı daha iyi biliyorlar. Bu iki yaklaşımın ve mekan kullanımının aralarında bir etkileşime ihtiyaç var. Dolayısıyla hemşehri kuruluşlarının siyasi angajmanlarını gözden geçirmeleri ve yeniden bir toplumsal kuruluş olarak faaliyet göstermeye ihtiyaçları var, sivil toplumun savunuculuk odaklı çalışanlarının ise hemşehri derneklerinin mecra, mekan kullanımlarını, geniş kitlelere erişme olanaklarını anlamaya ve onunla bir etkileşim kurmaya ihtiyacı var. </span></p></blockquote>
<p><b>Sonuç olarak bir iletişim gerekliliğinden bahsettik. Sivil Sayfalar da sivil toplum içerisinde iletişim ve haberleşme sağlamayı hedefleyen bir platform olarak geçti hayata. Bu dosya yayınlandıktan sonra, okuyacak olan insanlar &#8220;Evet burada bir potansiyel var ve bu potansiyelin değerlendirilmesi lazım. Hak temelli kuruluşların hemşehri derneklerine, hemşehri derneklerinin de gençlere ulaşmak konusunda inisiyatif alması lazım&#8221; diyecek belki. Fakat sonuçta somut bir ilk adım nasıl gerçekleşmeli?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bence burada birkaç dinamik var. Birincisi, hemşehri derneklerinin kendini gözden geçirmesi gereken bir alan var. Hemşehri dernekleri, toplumsal bir ihtiyaçla ortaya çıkmış ama günümüzde daha siyasi angajmanlara girmeye başlamış bir özellik gösteriyor. Özellikle de Türkiye&#8217;nin girdiği seçim dönemlerinde, şu geçtiğimiz 10 yılda da sık seçim gerçekleştiği için, siyasi partiler Türkiye&#8217;deki seçmenin oy verme davranışının da kolektif olduğunu varsaydığı için hemşehri derneklerini, kitlesel oyu iknada bir araç olarak görmeye başladılar. Yani Sivaslılara tek tek, birer yurttaş olarak seslenen propaganda dilinden ziyade gidip Sivaslı dernekleriyle, Erzurumlu dernekleriyle, Ordulu, Trabzonlu dernekleriyle bütün o memleketlilerin oyunu almaya çalışan bir araç olarak görmeye başladılar. Siyasetçiler için bu çok kullanışlı bir araç, yani daha az enerjiyle daha büyük bir kitleye seslenebiliyorsunuz. Siyasetin keşfettiği bu imkanı sivil toplumun da keşfetmesi gerekir. İki düzeyi var bunun, hemşehri derneklerinin siyasi araç angajmanı olmaktan çıktıkları, daha toplumsal bir rol üstlendikleri, farklılıkların bir arada yaşamasına yönelik yeni tecrübeleri ürettikleri bir mecraya  dönüşmeleri gerekir. Siyasetle arasındaki mesafeyi yeniden tarif etmeleri gerekir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye sivil toplum dünyasının, özellikle savunuculuk ve hak eksenli gibi kategorilerinin de, oradaki tecrübeden öğrendiklerini kendi projelerine yansıttıkları bir yeni düşünme tarzına geçmeleri gerekir. Mesela orada gördüğüm çok önemli şeylerden bir tanesi şu, proje odaklı çalışan sivil toplum kuruluşlarının mekanları ofisleri ve toplantı yaptıkları salonlardır. Hemşehri derneklerinin hedef gruplarıyla buluşma mekanları ise mahalleleri, dernek lokalleri, piknik alanlarıdır. Buradaki mekansal mesafe bana çok önemli geliyor. Aşılabilir olduğunu düşündüğüm şeylerden bir tanesi de bu. İkisinin de kendi mecralarından biraz ötekilerin mecrasına geçmeye ihtiyaçları var. Çünkü salonlarda yapılan önemli bir iş var ya da ofislerde üretilen önemli bir bilgi alanı var. Savunuculuk odaklı kuruluşları iyi rapor yazarlar, bilgi üretirler, bir konuyu gündemleştirmeyi iyi bilirler. Ötekiler ise daha geniş topluluklara erişmeyi, onların mekanlarına ulaşmayı daha iyi biliyorlar. Bu iki yaklaşımın ve mekan kullanımının aralarında bir etkileşime ihtiyaç var. Dolayısıyla hemşehri kuruluşlarının siyasi angajmanlarını gözden geçirmeleri ve yeniden bir toplumsal kuruluş olarak faaliyet göstermeye ihtiyaçları var, sivil toplumun savunuculuk odaklı çalışanlarının ise hemşehri derneklerinin mecra, mekan kullanımlarını, geniş kitlelere erişme olanaklarını anlamaya ve onunla bir etkileşim kurmaya ihtiyacı var. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/30/hemsehri-dernekleri-temel-haklara-erisim-tecrubesine-sahip/">“Hemşehri Dernekleri Temel Haklara Erişim Tecrübesine Sahip”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Hemşehri Dayanışması Mahalleli Dayanışmasına Dönüyor”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/29/hemsehri-dayanismasi-mahalleli-dayanismasina-donuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jul 2019 06:57:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Dursun Deliboran]]></category>
		<category><![CDATA[hemşehri dernekleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41022</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde çoğunlukla orta yaşlı erkeklerin rağbet ettiği, tabiri caizse köylüsüyle pişpirik oynadığı lokallerden ibaret görülen hemşehri derneklerinin kurulma motivasyonlarını ve dinamiklerini anlatan “Hemşehri deyip geçme!” adlı dosyada hemşehri derneği üyelerine de söz vermek istedik. Bu yüzden Boğaziçi Üniversitesi’nin çevresinde kurulmuş bir mahalle olan Rumelihisarı’na göç etmiş insanların çocuklarıyla konuştuk. Yaşadıkları güçlükler karşısında çeşitli memleketten gelmiş insanların bir araya gelip kurduğu mahalle dayanışmasına tanık olduk. Bu insanlar zaman içerisinde ihtiyaç hissederek hemşehri derneklerini de kurmuşlar. Hemşehrilikten mahalleli olmaya giden sürecin güzel örneklerinden biri olan Rumelihisarı Mahallesi Güzelleştirme, Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği başkanı Yakup Kaya ve başkan yardımcısı Dursun Deliboran konu hakkında Sivil Sayfalar’ın sorularını cevapladı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/29/hemsehri-dayanismasi-mahalleli-dayanismasina-donuyor/">“Hemşehri Dayanışması Mahalleli Dayanışmasına Dönüyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Kısaca kendinizden bahseder misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-41024 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/yakup-kaya-640x320.jpg" alt="" width="418" height="209" />Ben Yakup Kaya. Rumelihisarı Mahallesi Güzelleştirme ve Sosyal Yardımlaşma, Kültür Derneği başkanı, aynı zamanda mahalledeki Gümüşhane&#8217;ye bağlı Şiran ilçesine bağlı Kırıntı ve Yeniköy dernekleri ve Giresun Çamoluk ve Sivas Kelkit vadisi derneklerinin de hepsiyle iletişim içerisindeyim. Hepsinin sanat- kültür festivallerine katılıyorum. Onlar da mahalle olarak düzenlediğimiz etkinliklere katılıyorlar. Ben doğma büyüme Hisarüstülüyüm fakat babam tarafı Gümüşhane Kırıntı köyünden geldiler. 60 senedir burada yaşıyorum.</span></p>
<p><b>Bu durumda siz Hisarüstü tarihinin canlı tanığısınız, buradaki ilk hemşehri dernekleri ne zaman kuruldu anlatır mısınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1946 yılında bu mahallede, Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nin çevresinde 15-20 hane varmış. Gümüşhaneliler, Giresunlular, Sivaslılar çoğunlukla göçmüşler buraya. Yöre dernekleri 90&#8217;larda kuruldu yöre insanlarının resmi olmayan faaliyetleri daha eskiye dayanır. Bu üç şehirden göçen insanlar önce yöresel bir dayanışma göstermiş, ardından mahalle derneği kurmuşlar. Resmi, tabelalı yöre dernekleri ise 90&#8217;lardan sonra kuruldu. </span></p>
<p><b>Sizce insanlar Rumelihisarı&#8217;nda hemşehri derneği kurmaya neden ihtiyaç duydular?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1946 ve sonrasında Anadoludan İstanbul&#8217;a göç başladı. Genelde aynı yörenin insanları aynı yerlere göçmeyi tercih ettiler. Ağırlıklı olarak saydığım üç şehirden gelen babalarımız da bu mahalleye yerleşmişler ve Anadoludaki geleneklerini devam ettirmişler. Düğünler olsun, cenazeler olsun, sosyalleşme faaliyetlerindeki kültürel dayanışma sürmüş fakat mahallede yol yok, kanalizasyon yok, elektrik yok. Mahallenin altyapı sorunlarını çözmek için bir araya gelip önce mahalle derneği kurmaya karar veriyorlar. Büyüklerimiz bu derneği kurarken hemşehri dayanışmasını mahalleli dayanışmasına döndürüyorlar. Yöre dernekleri ise 90&#8217;lı yıllarda cenazelerin memleketlerine taşınması gerekliliğinin de etkisiyle kuruluyor. </span></p>
<p><b>Dursun Deliboran:</b><span style="font-weight: 400;"> Yörelerine has gelenekleri bu sayede daha iyi yaşatabileceklerine karar veriyorlar. Diğer yandan bu birlik beraberlik köyde de devam ediyor. Köydeki eksikler de dernek aracılığıyla yardımlaşılarak hallediliyor. Mesela köyün kanalizasyon, yol gibi alt yapı problemleri de çözülüyor dernekler sayesinde. Birlik beraberlikle bu sorunların üstesinden geliyoruz. </span></p>
<p><b>Köylere uzanan bu birlik beraberlik örneklerinden biraz daha bahseder misiniz?</b></p>
<p><b>Deliboran:</b><span style="font-weight: 400;"> Burada herhangi birinin yakını öldüğü zaman durumu iyi değilse dernek aracılığıyla para yardımı yapılır. Bütün otobüs masraflarından tutun, yemek masraflarına kadar hepsi karşılanır. Bu para dernek üyeleri tarafından bağışla toplanır. </span></p>
<p><b>Kaya:</b><span style="font-weight: 400;"> Yöre derneklerinin bu konulardaki önemi büyük. Ben Kırıntı köyünden örnek vereyim, köyde ciddi sulama problemi vardı ve buna çözüm bulmak için İstanbul&#8217;daki hemşehriler köye gölet yaptırdılar. Bu sorunu devlet aracılığıyla çözmek için de gerekli başvuruları yine hemşehriler yaptı. Köydeki alt yapı sorunları derneğin öncülüğüyle çözüldü. Mesela çevre civar kazalarda doğalgaz yok ama bizim kazada (Şiran) var. Bunlar hep dernekler vasıtasıyla gerçekleşti. Bir de biz bu mahallede diğer hemşehri dernekleriyle de yakın olduğumuz için diğer hemşehri dernekleri de birbirlerine destek oldu. Amacımız Anadolu kültürünü yaşatmaya çalışmak, sadece kendi memleketimize değil Anadolunun diğer memleketlerine de bir faydamız olsun istiyoruz. Yöre derneklerinin en önemli faaliyetleri cenaze taşımadır. Olur ya insanın maddi durumu olmaz. Para toplarız, cenaze işlemlerini ayarlarız. Belediyeye telefon açarız. Bu konuda da büyükşehir belediyesi dahil devletimize teşekkür ediyoruz. Hiçbir sıkıntımız olmadı bu konuda, onların da çok yardımı oldu. Fakat burada kimse sadece kendi yöresinin düğününe, cenazesine gitmiyor. Her yöreden insan vardır burada. Onların da düğünlerine, cenazelerine gidiyoruz. Onlarla da birlik beraberlik kuralım istiyoruz.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/29/hemsehri-dayanismasi-mahalleli-dayanismasina-donuyor/">“Hemşehri Dayanışması Mahalleli Dayanışmasına Dönüyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Sivaslılar Derneği’yle Temas Ettiğinizde Önemli Bir Kitleye Ulaşmış Olacaksınız”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/26/sivaslilar-dernegiyle-temas-ettiginizde-onemli-bir-kitleye-ulasmis-olacaksiniz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jul 2019 07:53:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[hemşehri dernekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas]]></category>
		<category><![CDATA[Ulaş Bayraktar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40995</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hemşehri dernekleri deyince aklınıza ne geliyor? Aile büyüklerinizin sürekli gittiği, akrabaların bir araya geldiği alanlar mı yoksa bir sivil toplum öğesi mi? “Hemşehri Deyip Geçme” dosyası için görüştüğümüz Ulaş Bayraktar, sivil toplum içerisinde hemşehri derneklerinin nasıl algılandığını anlatıyor ve bu algı hakkındaki fikirlerini bizimle paylaşıyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/26/sivaslilar-dernegiyle-temas-ettiginizde-onemli-bir-kitleye-ulasmis-olacaksiniz/">“Sivaslılar Derneği’yle Temas Ettiğinizde Önemli Bir Kitleye Ulaşmış Olacaksınız”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Hemşehri dernekleri hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40997 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/kaynak-acık-radyo-640x427.jpg" alt="" width="397" height="265" />Hemşehri derneklerini önemli buluyorum. Şu an yeterince işlevsel değiller ama hala önemli bir potansiyel taşıdıklarını düşünüyorum çünkü her türlü örgütlülük bence mühim. İnsanların şu veya bu sebeple bir arada olması önemli. Özellikle kırılmaların yaşandığı bir dönemde, sadece Türkiye&#8217;de değil, tüm dünyada refah devleti erozyona uğrarken, piyasa sistemleri de sancılı bir süreçten geçiyor o yüzden bu zelzele bittiğinde bir aradalığa sahip insanların hayatta kalma şansı daha fazla olacak. Bu da yeni bir şey değil, bir arada olabilenler tarih boyunca daha fazla hayatta kalmıştır. </span></p>
<p><b>Sivil toplum sektörü arasında hemşehri derneklerinin rolü ve diğer sivil toplum kurumlarının hemşehri derneklerine bakışı sizce nasıl?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Küçümseyici bir bakış var ve bu inkar edilemez. Kanarya Severler Derneği&#8217;yle Siverekliler Derneği aynı amaçla açılmıştır onlara göre yani lokal açmak için kurulmuş birer paravan gibi görülürler. Sosyal sermaye yaklaşımını dünya çapında moda eden Robert Putnam adlı bir Amerikan siyaset bilimci var, o bu tür örgütlenmeleri ikiye ayırır; kaynaştırıcı sosyal sermaye ve köprüler suran sosyal sermaye. Putnam önemli olanın köprüler kuran sosyal sermaye olduğunu söyler. Toplumsal kesimin kendi içindeki bağlantılarını güçlendiren cemiyetleştiren yapıları önemser. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hemşehri derneği dediğimiz yapılanmaya baktığımızda aslında bunlar dernek olarak ortaya çıkmadılar. Köyden göçtüklerinde, bir kentte hayatta kalma stratejisiydi bu bağlantılar. Çünkü kente geldiğinizde en temel sosyal devlet ihtiyaçları olan konut, istihdam, ulaşım gibi ihtiyaçlar Türkiye&#8217;nin kentleşme sürecinde enformel olarak yürütüldü. Geldikten sonra siz köylünüzün, hemşehrinizin yanında bir gecekondu yaptınız, onunla beraber bir minibüs hattına girdiniz ve onunla birlikte seyyar satıcılık yaptınız. İnsanlar kentte var olabilmek için, sosyal devletin imkanlarından faydalanamadıkları için kendileri örgütlendiler. Zamanla, özellikle 90&#8217;lar itibariyle bu hayatta kalma stratejisi daha çok kültürel ihtiyaca hizmet eder oldu. Yani siz kendi kültürünüzün yemeğini, dansını, dilini ve ilişkilerini koruma amaçlı olarak bu alanı dernek statüsüne götürdünüz. Çünkü aynı memleketten olan insanlar artık aynı mahallelerde oturmuyorlardı. Bitirme tezimi yazarken bu derneklerin ağırlıklı olarak Mecidiyeköy ve Kağıthane&#8217;de yoğunlaştığını gördüm. Orası mesela Sivaslıların yoğun olduğu bir yer değil ama tüm Sivaslıların da kolay ulaşabileceği bir nokta. Dolayısıyla Türkiye&#8217;deki kentleşme motifininin bu hemşehri dernekleşmeleriyle çok yakından ilintili olduğunu düşünüyorum. Bu bir hayatta kalma stratejisiydi, kültürel olarak var olma yöntemine evrildi.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Bir kentleşme motifidir hemşehri dernekleri. Türkiye&#8217;de belki kentleşme değil de kente tutunma motifi olarak işlev gördü enformel dayanışma ağları ve daha sonrasında bunların dernekleşmesi. Oysa bu tür oluşumlarda yani Siverekilerle Sivaslıları, Sinoplularla Erzurumluları bir araya getirme alanları oluşturma görevini üstlenebilirdi sivil toplum.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;deki sivil toplum tartışmaları 90&#8217;ların ikinci yarısından itibaren ortaya çıktı. 96 yılında HABİTAT II adlı dünya yerleşimleri zirvesi bu tartışma alanını yarattı, sonrasında 99 yılındaki depremindeki yardım faaliyetlerinin, AKUT örneğinde görebiliriz, sivil topluma evrilmesi de bunu tetikledi. Bir yandan da Avrupa Birliği&#8217;ne giriş sürecinde ciddi fonlar gelmeye başladı ve bu fonlar, sivil toplumu bir sektöre dönüştürdü. Bu sektörleşme de belli bir terminoloji üzerinde ilerliyor. AB&#8217;den fon alıyorsanız onun terminolojisini, Birleşmiş Milletler&#8217;den fon alıyorsanız o kurumun terminolojisini benimsiyorsunuz. Hepsinin kendi terminolojileri var ve hemşehri derneklerini küçümsediğini varsaydığımız bu örgütlenmeler, daha fon odaklı, fonların talep ettiği hak temelli söylemleri üretmeye başladılar. Demokratikleşme, toplumsal cinsiyet, yönetişim, sürdürülebilirlik gibi söylemler&#8230; Fon arzına cevap vermeye çalışan bir dile evrildik. Benim için çok önemli bir örnektir bu, Cumhuriyet gazetesinde çıkmış bir karikatür vardı. Kasım depreminden sonra yayınlandı karikatür, bir deprem karesi var, bir kişi enkazın üzerine çıkmış ve &#8220;Nerede bu devlet?&#8221; diye bağırıyor. İkinci karikatürde, bu sefer karikatürün üzerinde Kasım ayı olduğu yazılıyor, aynı adam &#8220;Nerede bu sivil toplum?&#8221; diye bağırıyor. Yani sivil toplum devlet kadar dışsal bir duruma evrildi. &#8220;Sivil toplum diye bir şey var, eğitimler verirler, toplantılar yaparlar, önemli konuları gündem edinirler&#8221; izlenimi oluştu. Hemşehri dernekleri de bu konularla ilgilenmediler, kalkıp da &#8220;Avrupa Birliği&#8217;nden fon alalım da, hemşehrilerimiz faydasına cenaze aracı alalım&#8221; gibi bir arzuları yoktu. Böylece ayrım oluşmaya başladı. Bu tür bir örgütlenme var, bunlar sadece piknikler yaparlar, kurs düzenlerler, burs verirler ve cenaze hizmetleri yaparlar. Onlara müstehzi bir bakışla yaklaşan bir örgütlenme de oluştu paralelinde ve &#8220;Oysa biz daha medeni, insan haklarına daha saygılı ve toplumsal barışa hizmet eden bireyler yetişmesini istiyoruz&#8221; dediler. Bütün dünyada bahsettiğimiz ikinci tür örgütlenmeler daha orta sınıf ve eğitimli kitlelerin elinde oldu. Dolayısıyla da &#8220;Biz burada Türkiye&#8217;ye demokratikleşme getiriyoruz, onlar orada pişpirik oynuyorlar&#8221; bakışı var oldu. Bir takım toplantılarda da açık açık duymuşluğum vardır. </span></p>
<p><b>Siz bu bakışı neden eleştiriyorsunuz? Hemşehri derneklerinin piknik yapması, pişpirik oynaması nasıl bir öneme tekabul ediyor size göre?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40998 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/hemşehri-derneg-piknik.jpg" alt="" width="481" height="189" />Çünkü ben oradaki o dışlayıcı ve küçümseyici bakışın hemşehri derneklerine ve toplumun geri kalanına ulaşmada engel yarattığını düşünüyorum. Yani bir kentleşme motifidir hemşehri dernekleri. Türkiye&#8217;de belki kentleşme değil de kente tutunma motifi olarak işlev gördü enformel dayanışma ağları ve daha sonrasında bunların dernekleşmesi. Oysa bu tür oluşumlarda yani Siverekilerle Sivaslıları, Sinoplularla Erzurumluları bir araya getirme alanları oluşturma görevini üstlenebilirdi sivil toplum. Bu aralar tek bir kültürün sergilenmesi çok moda, oysa farklı kültürleri sembolize eden bu derneklerin bir araya gelmesiyle bu toprakların zenginleşmesini amaçlamak oldukça önemli. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Siz Sivaslılar Derneği&#8217;yle bir temas sağladığınızda aslında çok önemli bir kitleye ulaşmış olacaksınız. O dili, onlara ulaşmanızı sağlayacak pedagojik tavrı kavrayabileceksiniz. Niye bir otelde eğitim verilmesi önemli de Belgrad Ormanları&#8217;nda yapılan piknik anlamlı değil? Bir otel tutup göstermelik bir eğitim sonunda rapor yazarak para almaktan ziyade daha işlevsel bir yöntem neden geliştiremiyoruz? Hak temelli yaklaşımlar muhakkak samimi ama bir noktadan sonra bir &#8220;iş&#8221;e dönüşüyor, kurumun devamlılığını sağlamak esas ve bilindik yöntemlerin dışına hiç çıkılmıyor. Hemşehri dernekleri yeni yöntemler geliştirmede yardımcı olabilirdi sivil toplum sektörüne. Belki imkansız bir şey hayal ediyorum ama onlara temas etmeye çalışmak, onları bir meclise dönüştürmek neden mümkün olmasın? Kadınlar meclisi, engelliler meclisi gibi meclisler varken neden hemşehri dernekleri meclisi gibi bu derneklerin sektörün diğer kurumlarıyla temas edebildiği, ortak dil üretebildiği alanlar var edilmesin? </span></p>
<p><b>Aslında siyasi aktörler bunu yapıyor. Her yerel seçim öncesi hemşehri derneklerini teker teker ziyaret ediyorlar fakat sivil toplum sektörü bunu pek denemiyor.</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çünkü siyasal partilerle &#8220;al gülüm ver gülüm&#8221; ilişkisi kuruluyor. Yani &#8220;sen bana oy ver, ben sana meclis üyesi vereyim&#8221;, &#8220;sen bana oy ver, ben senin köyündeki sağlık ocağını onarayım&#8221; gibi bir patronaj ilişkisi kuruyor. Karşılıklılık ilkesine bağlı bir ilişki. Oysa başka bir hikaye yaratıp &#8220;komşuluk ilişkisi&#8221;, &#8220;kentte bir arada yaşama hukuku&#8221; gibi konuları tartışmak yine sivil toplumun görevi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Erzurumlu ve Beykoz&#8217;da yaşayan bir adam aynı zamanda Beykozludur. Onun diğer Beykozlularla yeni bir hemşehrilik hukuku yaratmasını sağlamak gerekiyor. Beykoz&#8217;da yaşıyoruz, farklı şehirlerden geldik ve ortak sorunlarımız var. Bu sorunları belirlemek ve yeni çözüm imkanları yaratmak &#8220;al gülüm ver gülüm&#8221; ilişkisinden öte bir ilişki gerektirir. Bu ilişkinin kurulması gerekliliğinin pek farkında değiliz.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Sivaslılar Derneği&#8217;yle bir temas sağladığınızda aslında çok önemli bir kitleye ulaşmış olacaksınız. O dili, onlara ulaşmanızı sağlayacak pedagojik tavrı kavrayabileceksiniz. Niye bir otelde eğitim verilmesi önemli de Belgrad Ormanları&#8217;nda yapılan piknik anlamlı değil? Bir otel tutup göstermelik bir eğitim sonunda rapor yazarak para almaktan ziyade daha işlevsel bir yöntem neden geliştiremiyoruz? Hak temelli yaklaşımlar muhakkak samimi ama bir noktadan sonra bir &#8220;iş&#8221;e dönüşüyor, kurumun devamlılığını sağlamak esas ve bilindik yöntemlerin dışına hiç çıkılmıyor. Hemşehri dernekleri yeni yöntemler geliştirmede yardımcı olabilirdi sivil toplum sektörüne.</span></p></blockquote>
<p><b>Geçen sene Artvin&#8217;deki HES karşıtı eylemlerde hemşehri dernekleri ve sivil toplumun diğer özneleri arasında bir dayanışmaya şahit olmuştuk aslında. İstanbul&#8217;dan ve Artvin&#8217;den hemşehri dernekleri çevre örgütleriyle dayanışmıştı. </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ama dikkatinizi çekerim, orada yine Artvin söz konusuydu. Yani buradaki Artvinliler Derneği oraya sahip çıkıyordu ve çevre örgütlenmeleriyle Artvin için bir araya geliyorlardı. Yaşadığın yer değil, geldiğin yerin sorunları söz konusu hala. Bu mühim tabii ama Kağıthane&#8217;de yaşayan Artvinlinin neden Kağıthane üzerine diğer şehirlilerle bir araya gelemediği hala sivil toplum sektörünün sorması gereken bir soru. Milyonlarca liralık fonların söz konusu olduğu bu alanda hemşehri derneklerinin hiç muhatap alınmamış olması bana garip geliyor.</span></p>
<p><b>Peki bu muhatap alınamama halinde hemşehri derneklerinin hiç kabahati yok mu? Şunu da sorayım, sizin hemşehri derneklerine yönelik eleştiriniz nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kabahat meselesi değil. Varoluşlarının, ortaya çıkışlarının dinamiğini özetledim. Bir hayatta kalış, şehre tutunma stratejisiydi. Bu stratejinin başka bir yöne evrilmesi için gereken ilgi ve emeği sunamadığımız, bunun metodlarını geliştiremediğimiz için kendi kültürlerini ve dayanışma örüntülerini yeniden üreten bir işleyişe sadık kaldılar. Siyasal ilişkiler de bunu mümkün kıldı hatta teşvik etti. Siyasi ve ekonomik sıkıntıların, krizlerin eksik olmadığı bir tarihsellikte başka bir yöne evrilmemesini çok da yadırgayamıyorum. Siyasiler teşvik ediyor, sivil toplum kaale almıyor, üyeler başka bir talepte bulunmuyor. Birden bambaşka bir temelde bir işleyiş ve anlayışı beklemek bana çok gerçekçi gelmiyor.</span></p>
<p><b>Siyasi patronaj mekanizmasından bahsedelim biraz. Hemşehri derneklerinin siyasi aktörlerle ilişkisini &#8220;al gülüm ver gülüm&#8221; ilişkisi olarak tabir ettiniz. Sadece bundan ibaret mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İyice sosyal devletin azalmasıyla, vatandaşlık mefhumunun da erozyona uğradığı dönemde kişilerin kendini belli kimliklerle tanımlama, özdeşleştirme ihtiyacına karşılık vermeye başladı memleket aidiyetleri. Bu süreç aynı zamanda siyasete de eklemlendi. Siz şu anda İstanbul meclis adaylarını belirlediğinizde ilk olarak nereli olduğunu sorarsınız çünkü kimden ne kadar oy alacağını belirler bu sorunun yanıtı. Belki İstanbul çok büyük bir ölçek ama Mersin&#8217;de adayların Araplardan oy alması için Arap, Alevilerden oy alması için Alevi, yörüklerden oy alması için yörük olması lazım. Siyasetin bu işleyişi hemşehri derneklerine hayatta kalmaları için yeni bir sebep üretiyor, hem de bu derneklerin patronaj mekanizmasında önemli işlevler üstlenmesine yol açıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diğer yandan dernek kamusal görünüm kazanmak için bir basamak. Yani her dernek başkanı aynı zamanda müstakbel bir aday gibi görülüyor. Siyasete atılmak için ihtiyaç duyduğu kamusal görünümü bu sayede sağlıyor. Ben kalkıp da &#8220;Bayramınız kutlu olsun&#8221; bilboardı hazırlayıp altına imzamı atsam &#8220;Sen kimsin?&#8221; derler bana ama altına bir hemşehri derneği başkanı olarak imza atsam o kabul görür. Kültürel varoluş gereksinimi siyasi bir araçsallaştırmaya döndü patronaj mekanizmasının yaygınlaşması sebebiyle. O patronaj mekanizması da aslında non governmental alanların hükümete- yerel hükümet de diyebiliriz- yönelik bir yatırım mecrası olarak görülmesine yol açtı. Siyasi aktörler hemşehri derneklerindeki potansiyeli gördü ve siyasal bir rol atfetti buralara. Dolayısıyla bu sefer de hemşehri dernekleri siyasal patronaj ilişkileri içinde kalmaya mahkum oldu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hemşehri dernekleri bir topluluk içi dayanışma mekanizması işletiyor. Örneğin doktora tezimi yazdığım dönem bu derneklerin rehberleri vardı. İçinde tesisatçıdan boyacısına çeşitli telefon numaraları&#8230; &#8220;Tesisatçıya mı ihtiyacın var? Al sana memleketlin tesisatçının numarası. Kazanacaksa memleketlin kazansın&#8221; gibi. Haliyle siyasi aktörlerle olan ilişkilerinde &#8220;al gülüm ver gülüm&#8221; en birincil motivasyon. Bir siyasi aktör olarak hemşehri derneğine gittiğinizde bir &#8220;derneğime nasıl bir faydan olacak?&#8221; iki &#8220;yöreme, memleketime nasıl bir faydan dokunacak?&#8221; diye sorulur size. Şişli Belediyesi buna iyi bir örnektir. Şişli&#8217;de ağırlık kazanan hemşehri gruplarına yönelik hizmetler vardır. Yazın bu grupların memleketlerine otobüs kalkar mesela, oraya destekte bulunur, kardeş belediye olur. Dolayısıyla başka bir katılım mümkün olmuyor. </span></p>
<p><b>Bugün hemşehri derneklerinin sivil toplumda değerli olan hak temelli söylemleri -kadın hakları, çocuk hakları, demokratikleşme gibi- gündemine almamaları onları kadük hale getiriyor mu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kendi iç dayanışma işlevlerini devam ettiriyorlar. Fakat bu kavramlar odağa alındığında evet işlevsiz kalıyorlar. Diğer yandan bu bir kader değil, tercih.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/26/sivaslilar-dernegiyle-temas-ettiginizde-onemli-bir-kitleye-ulasmis-olacaksiniz/">“Sivaslılar Derneği’yle Temas Ettiğinizde Önemli Bir Kitleye Ulaşmış Olacaksınız”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kafkas Dernekleri Federasyonu: &#8220;Temel Misyon Kültürü Korumak&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/25/kafkas-dernekleri-federasyonu-temel-misyon-kulturu-korumak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Jul 2019 07:03:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[hemşehri dernekleri]]></category>
		<category><![CDATA[kaffed]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas Dernekleri Federasyonu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40943</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Hemşehri Deyip Geçme” dosyamızda bu alandaki başarılı kuruluşlarından biri olan Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) ile görüştük. Türkiye’nin ilk federasyonlarından biri olan bu hemşehri örgütlenmesini anlatan federasyon başkan danışmanı Ömer Atalar, “Temel kültür misyonu korumak, tabii bunun bir boyutu da hakları savunmak.” dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/25/kafkas-dernekleri-federasyonu-temel-misyon-kulturu-korumak/">Kafkas Dernekleri Federasyonu: &#8220;Temel Misyon Kültürü Korumak&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>KAFFED&#8217;in derneklerden federasyona geçme sürecini anlatır mısınız?</b><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Çerkes derneklerinin tarihi Kafkas Savaşı&#8217;nın bitişi olan 21 Mayıs 1860&#8217;tır bizim için. Çerkes tehcirinden sonra bir kısım varlıklı aileler sarayın etrafına yerleşiyor. İlk dernek faaliyetleri burada başlıyor. Çoğunluklu kısım ise Anadolu&#8217;ya dağılıyor. Modern anlamda dernekleşme 1950-60&#8217;lı yıllarda köyden kente göçle başlıyor. Şu anda 53 üye derneğimiz var. Federasyona üye olmayan dernekler de var. Üyelerimizden 16 dernek 50 yaşının üstünde. Örneğin Ankara Derneği 61 yılında kurulmuş. İlk amaç şehirlerde insanları bir arada tutmak, kültürü korumak, gençlerin köklerinden kopmamaları için çalışmalar yapmak amacıyla örgütleniyorlar. Daha sonra da merkezi bir örgütlenme ihtiyacı doğuyor. Yaklaşık iki yıl süren bir tartışmadan sonra, federasyon kurmak çok zor olduğu için, bir merkezi dernek ve üye dernekler şeklinde bir yapı kuruluyor. Daha sonra AB ile müzakere sürecinde federasyon kurmak kolaylaşınca Türkiye&#8217;de ilk kurulan federasyonlardan biri oluyor Kafkas Dernekleri Federasyonu. 2003 yılında federasyonu kuruyorlar ve şubeler tekrar derneğe dönüşüyor. Şu an KAFFED Çerkeslerin Türkiye&#8217;deki en geniş örgütlenmesi. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40945 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/kaynak-kaffed-640x480.jpg" alt="" width="359" height="269" />KAFFED bugün hangi ihtiyacı karşılıyor?</b><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Temel misyon kültürü korumak. Tabii bunun bir boyutu da hakları savunmak. Örneğin Kayseri&#8217;de ve Düzce&#8217;de Çerkeslikle ilgili bölümler açıldı. Halk eğitim merkezlerinde Çerkesce ve Abazaca dilleri öğretiliyor, ortaokullarda seçmeli dersler olarak var bu diller. Bunların altyapı çalışmalarını federasyon olarak biz yürütüyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;nda bir Çerkesce uzmanlığı olmadığı için ders kitapları dahil her türlü içeriği biz hazırlıyoruz, ayrıca bu bölümlerin açılması sürecinde de savunuculuk ve lobi faaliyetlerini yine federasyonumuz yürüttü. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Derneklerimizde folklorik etkinliklerimiz var. Her yaş grubundan insanlara eğitim veren Kafkas oyunları çalışmaları devam ediyor. Dernek içerisinde dil kursları var, kadın komisyonlarımızın yürüttüğü el sanatları atölyelerimiz var. Burada ağırlıklı Kafkas motifleri işleniyor. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><b>Genç kuşakların katılımı nasıl?</b><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Vallahi bu büyük bir sorun. Genç kuşaklar artık hiçbir şeye katılmıyor. Geçen eylül ayında hem yeni sezona hazırlık, hem sorunları tartışmak, hem de yerel seçimlere hazırlığı değerlendirmek için normalde ayrı ayrı toplanan dernek başkanları ve genel yönetim kurulu bu sefer aynı toplantıda buluştu. 70 kadar yönetici bir araya geldi. Dışarıdan uzmanları da davet ettik. Bu konular dışında tartışma başlıklarından birisi kadınların ve gençlerin katılımıydı. En çok da ilgi çeken oturumlardan birisi oldu. Genç katılımı problemini çözmek için çalışmaya devam ediyoruz. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><b>Sorunu tarif eder misiniz peki? Özellikle geçmişe kıyasla genç katılımı neden az?</b><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Dernekçilik idealizm işi ve genç kuşak da idealizmi o kadar cazip görmüyor. Eskiden, özellikle iletişim imkanlarının az olduğu dönemlerde, dile ve kültüre dair merak edilen şeylerin bulunabileceği alanlar derneklerdi. Fakat şimdi internetten her türlü bilgi ve belgeye ulaşabilmeleri mümkün. Dolayısıyla derneklere ihtiyacı kalmadı gençlerin. Bir başka unsur da, bizim daha geleneksel bir yapımız var. Güncel yaşam tarzında, özellikle yeni nesil için, bunlar sıkıcı gelebiliyor. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><b>Derneğinizin siyasete katılımı nasıl? Hangi yöntemlerle katılmayı tercih ediyor ve bu süreçte benimsediği ilkeler neler?</b><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40946 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/halk-oyunlari-kursu-640x360.jpg" alt="" width="400" height="225" />Öncelikle hemşehri derneği formatındayız, fakat etnik kimliğin örgütlendiği bir yapı olarak Sivaslılar Derneği gibi hemşehri derneklerinden ayrılıyoruz, bu anlamda farklıyız. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Bizim federasyonun hem tüzüğünde hem de ilkeler bölümünde konuyla ilgili bilgiler var. 70&#8217;li yılllardaki sağ sol çatışmasından en eski derneklerimizden biri olan Ankara Derneği üyesi gençler de zarar görüyor. Geçmişteki dernek yöneticileri bu sebeple &#8220;derneklere siyaset sokmamak&#8221; gibi bir ilke belirlemişler. 12 Eylül öncesi ortamında bu belki faydalı da olmuş. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Aynı aile içerisinde dört farklı partiye oy veren insanlar var. Federasyonumuzda da çeşitli partilere eğilimi olan insanlar var. Bu heterojen doku içerisinde siyasete dahil olmak çok da kolay olmuyor. Fakat kurmak da gerekiyor. 5 liralık, 10 liralık aidatlarla UNESCO&#8217;nun &#8220;korunması gereken diller&#8221; statüsüne aldığı bir dili korumak çok mümkün değil. Bunu yapabilmek için muhakkak kamusal alanda da  örgütlenmek gerekiyor. Bu ihtiyacı gördüğümüz için son 5, 6 yıldır siyasetle ilişkiler konusunu konuşuyoruz. Çalıştaylar yaptık, siyaset tecrübesi olan büyüklerimizi dinledik. Özellikle yerel seçimden önce çeşitli partilerden ziyaretçileri ağırladık ve ağırlamaya da devam ediyoruz. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/25/kafkas-dernekleri-federasyonu-temel-misyon-kulturu-korumak/">Kafkas Dernekleri Federasyonu: &#8220;Temel Misyon Kültürü Korumak&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Hemşehri Dernekleri ‘Kentli’ Olma Vasfını Yitirirse Kapanırlar”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/24/hemsehri-dernekleri-kentli-olma-vasfini-yitirirse-kapanirlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Jul 2019 08:35:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Gürbüz Özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[hemşehri dernekleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40931</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mahallelerde, köşe başlarında rastladığımız hemşehri derneği tabelalarının ardında Türkiye’nin kentlileşme sürecinde önemli yeri olan bir dayanışma mekanizması var. Hemşehri derneklerinin işlevlerini anlatan Doç. Dr. Gürbüz Özdemir, “Hemşehri deyip geçme” dosyasına katkı sunarak bu derneklerin, dayanışma mekanizmasından siyasi aktörlüğe, geçirdiği işlevsel dönüşümü de bizimle paylaştı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/24/hemsehri-dernekleri-kentli-olma-vasfini-yitirirse-kapanirlar/">“Hemşehri Dernekleri ‘Kentli’ Olma Vasfını Yitirirse Kapanırlar”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr" style="line-height: 1.3800000000000001; margin-top: 0pt; margin-bottom: 10pt;"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: bold; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">İlk olarak, hemşehri derneklerinin işlevleri nedir? </span></p>
<p dir="ltr" style="line-height: 1.3800000000000001; margin-top: 0pt; margin-bottom: 10pt;"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Hemşehri derneklerinin çıkışına baktığımızda informal bir yapı olarak ortaya çıktığını görürüz. Hemşehrilik kavramı kırsala, köye ait bir kavram değil kente ait bir kavramdır. Kırsaldan kente göçen insanlar bazen kendilerini köy, bazen ilçe, il hatta bölge boyutunda tanımlamaya başladılar. &#8220;Karadenizliyim&#8221; dediler örneğin. Bunun ortaya çıkışının temel fonksiyonu da köyden geldikleri şehirde öncelikle yalnız kalmamak ve sığınacak bir yer bulma arzusu. Daha sonra kültürel olarak bir araya gelme arzusu duyan hemşehriler formal bir yapıya geçtiler.</span></p>
<p dir="ltr" style="line-height: 1.3800000000000001; margin-top: 0pt; margin-bottom: 10pt;"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40932 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/gürbüz-özdemir-640x391.jpg" alt="" width="416" height="254" />İlk işlev barınma ihtiyacının giderilmesiydi, ardından iş bulma gerekliliği doğdu. Kırsaldan gelenler, kendilerinden önce gelmiş, şehre yerleşmiş hemşehrisi aracılığıyla iş buldu. Şehirde hemşehrisi olan kişi daha iyi yerleşebildi şehre. Bu açıdan hemşehriler sosyal hizmet işleyi gördü bir nevi. Hemşehri derneklerinin fonksiyonları dönem dönem kendini yeniledi. İlk göçlerle, yani 60&#8217;lı yıllarda, bu tür bir dayanışma esas iken; ilk başta kıraathanelerde, kahvehanelerde informal bir biçimde kendini var eden hemşehri örgütlenmeleri zaman içerisinde şehirleşmeye başlayan bu insanların resmi bir topluluk haline geldi ve geldikleri kırsalın kültürel değerlerini koruma fonksiyonu gördü. Bu fonksiyon ikinci nesille ortaya çıktı. Kıraathaneler derneklere, lokallere bıraktı yerini. Dayanışma yine devam etti ama bununla beraber kültürü yaşatmak esas oldu. İkinci nesille beraber hemşehri dernekleri &#8220;Artık biz de kentliyiz, göçtüğümüz baba ocağının değerlerini yaşatmakla beraber yaşadığımız şehirde söz sahibi olmak istiyoruz&#8221; demeye başladılar. </span><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"><br />
</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"><br />
</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: bold; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Bu derneklerde bir araya gelmiş kırsaldan gelen insanlar kültürlerini koruma motivasyonu nasıl ortaya çıktı?</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"><br />
</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"><br />
</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Kırsaldan göçme kavramı şu an bitmiş durumda. Artık yepyeni bir süreç var. Birinci nesil çoğunlukla emekli oldu ve yılın önemli bir kısmını köyünde geçiriyor. Yoksulluk yüzünden gelmiş olduğu şehri terk ediyor ve köklerine dönüyor. Burada önemli olan nokta şu; ikinci nesilin geri dönüş gibi bir derdi yok. Üçüncü nesil tamamen şehirleşmiş durumda zaten. Üçüncü neslin köye dair bir hafızası kalmadı fakat ikinci nesil o hafızayı yaşatmak istedi. Dernekler de bu istekle beraber yeni bir işlev kazandı.</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"><br />
</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: bold; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"><br />
</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: bold; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Birinci nesile kıyasla, ikinci nesilin hemşehri derneklerine katılımı nasıl sizce?</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: bold; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"><br />
</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"><br />
</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Birinci nesil önce hemşehrilik kavramıyla yoğrulmuştu. Ardından dernekleşme ihtiyacı duydular. Günün çoğunu, belki işlerinden kalan bütün zamanı buralarda harcamaya başladılar çünkü onlar için hemşehri dernekleri kimliklerini oluşturdukları bir alandı. Fakat ikinci nesil imkanı varsa okudu, farklı iş kollarına dağıldı ve nispeten şehirlileşti. Dolayısıyla hemşehrilik kavramının sunmuş olduğu o fonksiyonlara büyük oranda ihtiyacı yok artık. İşi, okulu sayesinde yeni bir sosyal çevre edindi, sosyalleşme ihtiyacı da giderilmiş oldu. İkinci neslin hemşehri derneklerinde var olma motivasyonu çoğunlukla ilk nesilden öğrendikleri kültürü yaşatma ihtiyacı. Fakat dediğim gibi ilk nesil için hemşehri örgütlenmeleri bir ihtiyaçken ikinci nesil için bir seçenek oldu.</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"><br />
</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"><br />
</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Diğer yandan birinci nesilin hemşehri örgütlenmelerine bakış açısıyla ikinci nesilin bakış açısı farklı. Birinci neslin daha temel ihtiyaçlara dayalı ve muhafazakar diyebileceğimiz bakış açısı ikinci nesli cezbetmiyor. Buna rağmen hem memleketleri için faydalı olmak hem de artık yaşadıkları şehirde bir kentli sivil topluma dahil olmak isteyen ikinci nesilden kişiler bugün derneklerin yönetim kurullarında aktif. </span><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"><br />
</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"><br />
</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: bold; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Söylediklerinize eklemek istediğim bir şey var; sizin de söylediğiniz gibi birinci neslin sosyalleştiği bir alandı hemşehri örgütlenmeleri ve bir kimlik inşa ediyordu. Fakat ikinci kuşak sanki cenazeler ve düğünler dışında bu derneklere uğramıyor.</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"><br />
</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"><br />
</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Tam olarak söylediğiniz gibi. Dediğim gibi bu derneklere kentli bir anlam yükleyen, kendi toplumuna bir katkıda bulunmak isteyen kişiler dışında ikinci nesli cezbeden bir şey yok hemşehri derneklerinde. Kent odaklı anlamlar yüklendiğinde hemşehri dernekleri sonraki nesiller için daha cazip bir hale gelebiliyor. Bu yeni anlam ve işlevler ilk neslin anlayamadığı ya da işlerine gelmeyen konular, bu yüzden iki nesil arasında bir kopukluk yaşanıyor. Bu açıdan söylediğiniz kesinlikle doğru. Eğer derneği, artık yaşadığı kente dair kaygılar taşımıyorsa ancak düğünden düğüne, cenazeden cenazeye; dost hısımla bir araya gelmek için gittiği alanlar olarak kalıyor. Üçüncü nesil ise zaten olayın tamamen dışında şu anda. </span></p>
<p dir="ltr" style="line-height: 1.3800000000000001; margin-top: 0pt; margin-bottom: 10pt;"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: bold; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Hemşehri derneklerinin siyasi aktörlüğünden söz açarsak eğer, ne kadar etkililer?</span></p>
<p dir="ltr" style="line-height: 1.3800000000000001; margin-top: 0pt; margin-bottom: 10pt;"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Hemşehri derneklerinin siyasi aktör olarak gücünü, ilk olarak ikinci nesil fark etti. Fakat siyasete dahil olarak demokratik katılımı sağlamak kentli olmakla alakalı bir kavram. Dolayısıyla ilk neslin son dönemlerine ve ikinci neslin çıkış dönemlerine baktığımızda böyle bir çabanın, arayışın olduğunu görüyoruz çünkü şehirde işler böyle yürüyor. Yani şu şekilde; diyelim ki belediyeye bir talebiniz var ve bu talebin yerine getirilmesi için arkanızda bir güç arıyorsunuz. “Benim hemşehrilerim şu kadar kişi, bu kadar oyu temsil ediyoruz” diyorsunuz. Bu bir şeyleri değiştiriyor. Ya da hemşehrileriniz için istihdam alanı yaratmak istiyorsunuz ve siyasi aktörlerin bu isteğinize olumlu yanıt vermesi, temsil ettiğiniz oy sayısıyla doğru orantılı. </span></p>
<p dir="ltr" style="line-height: 1.3800000000000001; margin-top: 0pt; margin-bottom: 10pt;"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Derneklerin siyasi temsiliyet güçlerini zamanla organize ederek özellikle yerel seçimlerde etkili olmaya başladığını görüyoruz. Fakat bu örgütlenme türü “kara düzen” olarak adlandırabileceğimiz bir durum. Tamamen el yordamıyla işleyen, anlık ihtiyaçlar ortaya çıktığında başvurulan, uzun vadeli bir örgütlenme tasavvurunun gelişmediği bir durum. Bu açıdan hemşehri derneklerinin siyasi aktörlüğünü eleştirebiliriz. Sürekli bir örgütlenme olmadığı, hemşehriler bizzat sürece dahil olmadığı için seçimden seçime işleyen bir aktörlük olarak çıkıyor karşımıza. Fakat şehirli olmak adına yürütülen organize bir aktörlükten söz etmek mümkün değil şu aşamada. Bunu başarabilen birkaç hemşehri derneğini istisna sayıyorum.</span></p>
<p dir="ltr" style="line-height: 1.3800000000000001; margin-top: 0pt; margin-bottom: 10pt;"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: bold; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Konu yerel seçimlere geldiğine göre, geçen yerel seçimler gerçekleşti. Siz de hemşehri derneklerinin bu seçimlerde oynadığı rolün etkili olduğundan bahsettiniz. Merak ettiğim şey şu; hemşehri dernek yöneticileri siyasilerle üyeleri arasında bir ilişkilenme kurabiliyor mu yoksa salt yöneticilerle siyasiler arasında dönen bir iletişim mi söz konusu? Kısacası, yöneticiler üyelerinin siyasi aktörlük yürütebilmeleri için bir köprü fonksiyonu görebiliyor mu?</span></p>
<p dir="ltr" style="line-height: 1.3800000000000001; margin-top: 0pt; margin-bottom: 10pt;"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Dernekten derneğe değişiyor bu durum. Özellikle yerelde derneklerin ciddi anlamda etkisi olduğunu söyleyebiliyoruz. Derneklerin üyelerini “Bu seçimde şu partiye oy vereceğiz” şeklinde yönlendirmeler bazı derneklerde mevcut. Çoğunluklu olarak hemşehri derneklerinin korumacı bir yapısı olduğunu söyleyebiliriz. Bu açıdan homojen bir üyeler profili çıkıyor karşımıza. Aday belirleme ya da aday çıkarma sürecinde bu homojen yapıda söz birliği olma halini görüyoruz. Fakat bunun dışında benim gözlemlerim şu yönde; hemşehri dernekleri sayısal güçlerini kullanma çabası içerisinde yalnız dernekler geneline baktığımızda “Hadi arkadaşlar, bu seçimde şu partiye oy vereceğiz” yöntemine çok sık rastlanmıyor. Çünkü dernekler önceki sorunuzda da bahsettiğim gibi, siyasi potansiyellerini ancak seçimden seçime kullanabildikleri ve sürekli bir iletişim ve organizasyona dönüştürmedikleri için üyeleri üzerindeki etki alanları sınırlı. Bu sebeple üyeleriyle siyasi aktörler arasında köprü kurmakta da çok başarılı değiller. </span></p>
<p dir="ltr" style="line-height: 1.3800000000000001; margin-top: 0pt; margin-bottom: 10pt;"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Şehirli olma çabasının bir sonucu olarak, hemşehri dernekleri çoğunluklu olarak her partiye açıklar. Her partinin adayı gelir, misafir ederler, vekil adayının ya da belediye başkan adayının konuşmasını dinlerler. Yüzde 80-90 böyle bir strateji güderler. “Evet siyasi menfaatlerimiz var, bu anlamda bir siyasi aktörlüğümüz var ama doğrudan siyasetle ilişkimiz yok. Bize kim elini uzatırsa, derdimize kim çare olursa biz onu çağırırız, konuştururuz, hatta ‘Sizi destekleyeceğiz’ bile deriz.” Böyle bir stratejileri var. Bu sırada üyeleri ve siyasi aktörler arasına kurdukları bir köprü var belki ama süreksiz bir köprü.</span></p>
<p dir="ltr" style="line-height: 1.3800000000000001; margin-top: 0pt; margin-bottom: 10pt;"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: bold; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Hemşehri derneklerinin geleceğinden bahsedelim biraz. Sanırım bu gelecek üçüncü nesille ilişkili. Üçüncü neslin derneklerle hafızaya dair bir ilişkileri olmadığını söylemiştiniz. Bunu da hesaba katarsak, hemşehri derneklerinin geleceği nasıl?</span></p>
<p dir="ltr" style="line-height: 1.3800000000000001; margin-top: 0pt; margin-bottom: 10pt;"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Hemşehri dernekleri şehirli olma iddiasında oldukları sürece, ki hala o iddiadalar, kente uyum sağlamak zorundalar. Kente uyum sağlayamayan hemşehri dernekleri zaten bitiyor, kapanıyor. Özellikle köy dernekleri kentli olma fonksiyonlarını yitirdikleri için birer birer kapanıyorlar ya da yalnızca köylülerin lokal olarak kullandığı yerler haline geliyor ya da kapılarına kilit vuruyorlar. </span></p>
<p dir="ltr" style="line-height: 1.38; margin-top: 0pt; margin-bottom: 10pt;"><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Kentli olmaya devam etmek adına ikinci neslin daha fazla inisiyatif alması lazım çünkü üçüncü nesil bugün hemşehri derneğine ancak burs almak için uğruyor, ortak bir hafıza taşımıyor bu dernek üyeleriyle. İkinci nesil, derneklere sivil toplumda yer alabileceği, “kentli” vasfı taşıyabileceği yeni bir hüviyet kazandırırsa, siyasi aktörlükle beraber yeni fonksiyonlarıyla var olmaya devam ederler. Hemşehri dernekleri konfederasyonları buna iyi bir örnek. Fakat burada önemli bir nokta var -sivil toplum kuruluşu olmanın da bir gereği bu- “birey” olmayı gerçekleştiremezlerse yine varlıklarını devam ettiremezler. Birey olmak kentli olmanın da gereğidir. Dernekler üyeleri için görüşlerini ifade edebilecekleri, katılım sağlayabilecekleri, katılımları sayesinde değişim yaratabilecekleri alanları oluşturmak yerine onları “sayısal güç” olarak değerlendirirse hemşehri derneklerinin uzun bir geleceği olamaz.</span><span style="font-size: 11pt; font-family: 'Times New Roman'; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"> </span><span id="docs-internal-guid-8b18ae26-7fff-f96c-fc28-e4f73361fd4d"></span></p>
<p dir="ltr">İlginizi çekebilir: <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/23/hemsehri-deyip-gecme-hemsehri-derneklerinin-turkiye-sivil-toplumundaki-yeri/" target="_blank" rel="noopener">Hemşehri Deyip Geçme: Hemşehri Derneklerinin Türkiye Sivil Toplumundaki Yeri</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/24/hemsehri-dernekleri-kentli-olma-vasfini-yitirirse-kapanirlar/">“Hemşehri Dernekleri ‘Kentli’ Olma Vasfını Yitirirse Kapanırlar”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hemşehri Deyip Geçme: Hemşehri Derneklerinin Türkiye Sivil Toplumundaki Yeri</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/23/hemsehri-deyip-gecme-hemsehri-derneklerinin-turkiye-sivil-toplumundaki-yeri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jul 2019 09:41:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[hemşehri dernekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas Dernekleri Federasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Atalar]]></category>
		<category><![CDATA[Ulaş Bayraktar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40906</guid>

					<description><![CDATA[<p>İçişleri Bakanlığı’na bağlı Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğü’nün sitesine göre Türkiye’de faal olan hemşehri derneklerinin sayısı 15 bin 941. Bu sayı, faal olan tüm derneklerin yüzde 7.2’sini oluşturuyor. Hemşehri dernekleri Türkiye sivil toplumunda nicel olarak büyük bir yer kaplıyor. Bu dosya çalışması ise hemşehri derneklerinin oynadığı nitel rolü incelemeyi amaçlıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/23/hemsehri-deyip-gecme-hemsehri-derneklerinin-turkiye-sivil-toplumundaki-yeri/">Hemşehri Deyip Geçme: Hemşehri Derneklerinin Türkiye Sivil Toplumundaki Yeri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de 1950’li yıllardan itibaren kırdan kente gerçekleşen yoğun göç, şehirlerde “hemşehrilik” adı verilen kültürü yarattı. Göçün büyük oranda tamamlandığı günümüzde, hemşehrilik kültürü hala devam etmekte. Bu kültürü koruyan hemşehri dernekleri ise sivil toplum içerisinde özgün bir yere sahip.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İçişleri Bakanlığı’na bağlı Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğü’nün sitesine göre Türkiye’de faal olan hemşehri derneklerinin sayısı 15 bin 941. Bu sayı, faal olan tüm derneklerin yüzde 7.2’sini oluşturuyor. Hemşehri dernekleri Türkiye sivil toplumunda nicel olarak büyük bir yer kaplıyor. Bu dosya çalışması ise hemşehri derneklerinin oynadığı nitel rolü incelemeyi amaçlıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40908 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/hemşehri-giriş-yazısı-e1563872324337.jpg" alt="" width="399" height="193" />Geçmişte Mersin Üniversitesi’nde Kamu Yönetimi bölümünde öğretim görevliliği yapan Ulaş Bayraktar, kaleme aldığı “Formalleşen Hemşehri Dayanışma Ağları” adlı makalesinde, görüşme yaptığı hemşehri derneği yöneticilerinin hemen hepsinin kuruluşlarını her şeyden önce birer “kültür platformu” olarak algıladığını söylüyor:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Amaçlarının, memleketlerine ait kültürü kendi aralarında yaşatmaya çalışmanın ötesinde, yeni kuşaklara ve ‘yabancılara’ tanıtabilmek için çeşitli faaliyetler yürütmek olduğu hemen hemen her dernekte çok benzer ifadelerle duyduğumuz bir saptamadır.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün Çankırı Karatekin Üniversitesi’nde çalışan Doç. Dr. Gürbüz Özdemir, “Tampon Mekanizmadan Siyasal Aktörlüğe” adlı makalesinde hemşehri derneklerinin siyasi rollerine dikkat çekiyor. Kırdan kente göç etme sürecinde, insanların şehirlileşmesinde bir adım olarak ‘tampon mekanizma’ işlevi gören hemşehri dernekleri Özdemir’e göre; “demokrasiye katkı yapabilecek potansiyele sahip bir ‘siyasal aktör’ konumuna gelmişlerdir.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Akademi dünyasında hemşehri derneklerine, sivil toplum içerisinde bir önem atfedilse de sivil toplum dünyasıyla bu dernekler arasında bir mesafe olduğunu gözlemleyebiliyoruz.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Söz konusu mesafeyi tanımlamak için başlattığımız dosya çalışması boyunca;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Hemşehri derneklerinin işlevleri nedir?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Bu derneklerin geçmişten bugüne yaşadığı fonksiyonel değişim kendini nasıl gösterdi?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Türkiye sivil toplumu hemşehri derneklerine nasıl bakıyor?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Hemşehri derneklerinin siyasal mekanizma içerisindeki yerleri ne şekilde tanımlanır?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">şeklindeki soruların izini sürdük.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hemşehri derneklerinin varoluşundan bu yana gösterdiği gelişim ve dönüşüm hakkında konuşan Gürbüz Korkmaz, bu derneklerin “siyasi aktör” şeklindeki rollerini tanımlayacak.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin ilk federasyon derneklerinden biri olan Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun bir hemşehri derneği olarak kuruluş hikayesini ve çalışma alanlarını federasyon başkan yardımcısı Ömer Atalar’dan dinleyeceğiz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ulaş Bayraktar, hemşehri dernekleri ile sivil toplum dünyası arasındaki mesafeyi tanımladı ve bu derneklerin sivil toplum içerisindeki rolünün önemini vurgulayacak </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1940’larda çeşitli şehirlerden İstanbul’a göç eden Rumelihisarı mahallesi sakinlerinin hemşehri dayanışmasını mahalleli dayanışmasına döndürme hikayelerini dosyamızda göreceğiz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak Mehmet Ali Çalışkan dosya boyunca sorduklarımızı yanıtlarken, var olduğunu tespit ettiğimiz sorunlara da çözümler önerecek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">50’li yıllardan beri varlıklarını korumaya devam eden hemşehri örgütlenmelerinin Türkiye sivil toplumuna neler katabileceği, yine sivil toplum öznelerinin bir araya gelip konuyu ele almasıyla mümkün. Bu amaçla başlattığımız dosya çalışmasının, yapılacak katkılarla zenginleşmesini umuyoruz. </span></p>
<p><em>Kapak görseli: Star Gazetesi</em></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/23/hemsehri-deyip-gecme-hemsehri-derneklerinin-turkiye-sivil-toplumundaki-yeri/">Hemşehri Deyip Geçme: Hemşehri Derneklerinin Türkiye Sivil Toplumundaki Yeri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toplu Sözleşme Uzmanı İrfan Kaygısız: STK’lar Birer İşyeri Ve Çalışanları da İşçi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/16/toplu-sozlesme-uzmani-irfan-kaygisiz-stklar-birer-isyeri-ve-calisanlari-da-isci/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Oct 2018 09:04:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşik Metal Sendikası Toplu Sözleşme Uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[İrfan Kaygısız]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum çalışanları]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=31476</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil toplum çalışanlarının çalışma koşullarını tartışmaya devam ediyoruz. Birleşik Metal Sendikası Toplu Sözleşme Uzmanı İrfan Kaygısız’la çalışma koşullarını, bu koşulları yaratan sebepleri ve sivil toplumda sendikal mücadeleyi konuştuk. Kaygısız “Bu alanın sorunları çok, işler geçici, daimi çalışanlar azınlıktayken proje bazlı çalışanlar çoğunlukta ve işin geçiciliğinden kaynaklı örgütlenme arayışı zayıf” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/16/toplu-sozlesme-uzmani-irfan-kaygisiz-stklar-birer-isyeri-ve-calisanlari-da-isci/">Toplu Sözleşme Uzmanı İrfan Kaygısız: STK’lar Birer İşyeri Ve Çalışanları da İşçi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>“STK’lar emek sömürüsünün en yoğun olduğu alanlardan bir tanesi”</b></p>
<figure id="attachment_31478" aria-describedby="caption-attachment-31478" style="width: 500px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-31478" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/irfan-kaygisiz-kaynak-hafiza-kaydi.jpg" alt="" width="500" height="281" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/irfan-kaygisiz-kaynak-hafiza-kaydi.jpg 500w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/irfan-kaygisiz-kaynak-hafiza-kaydi-320x180.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /><figcaption id="caption-attachment-31478" class="wp-caption-text">İrfan Kaygısız</figcaption></figure>
<p><b>-Sivil toplumu emek meselesi üzerinden nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">STK’lar emek sömürüsünün en yoğun olduğu alanlardan bir tanesi. İlginç ve çelişik bir durum var. Bir kısım sivil toplum kuruluşları emek alanına duyarlı toplumsal işler, projeler, faaliyetler sürdürüyor ama aynı zamanda da emeğin en hor kullanıldığı alanlardan bir tanesi oluyor. Sendikalar da buna dahil olabiliyor bazen. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birkaç nedeni var: bir tanesi bu kuruluşlar hak temelli kuruluşlardır. Burada çalışan kişilerin büyük kısmı aslında sosyal ve politik duyarlılık sahibi insanlardır. Dolayısıyla çalıştıkları yere temelli gelir kaynağı olarak bakmakla birlikte bunu aşan bir duygu, düşünce ve politik durum içindedirler. Diğer taraftan da benzer refleksle hareket eden işveren, STK “yönetici” si var. Onlara göre; orası kar amacı güden bir kuruluş değildir, artı değer üreten bir yer değildir. Bu gibi gerekçeler üzerinden çalışanları en yoğun şekilde sömürürler. </span></p>
<p><b>-Bunları örneklendirir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çalışanların sendikalaşmak istediği bir sivil toplum örgütünde, sivil toplum kuruluşu yöneticisi çok net olarak şunu söylüyor: “burası kar eden bir kuruluş değil ki! Siz neden sendikalarla uğraşıyorsunuz?”.  Aslında birkaç nedeni var bunun. </span><b>İnsanların sendikalaşması, sadece artı üreten bir yerde değildir. Dolayısıyla sendikalaşmanın kendisi ek bir ücret almak demek değildir, bir dolu başka güvenceye sahip olmak demektir.</b><span style="font-weight: 400;"> Ayrıca bir dayanışma ve toplumsal ilişki demektir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dernek ve vakıfların örgütlenmesine sıcak bakan, kendisi de bu minvalde kurulmuş olan bir STK,  kendi çalışanlarının benzer şekilde örgütlenmesinden rahatsız oluyor çünkü onlar örgütlenince, herhangi bir işyeri gibi kendi inisiyatifi doğrultusunda çalışmayacak artık. Kurallar olacak, toplu sözleşme olacak, sendika temsilcisi vs. olacak. Dolayısıyla, çalışanları istediği gibi çalıştıramayacak. Yoğun sömürü vs. gibi keyfiyetin kendisi ortadan kalkacak.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir başka durum ise; STK’larda kar etmeme gerçek bir durum. Projelerin belli gelirleri var ve bunların dağılımı belli. Projede çalışan kişiler, pozisyonuna göre tabii, bunları biliyor. Bu bir gerilim işte. Yani hem onu bileceksin, hem de çalışma koşullarını iyileştirme çabası içerisinde olacaksın.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">STK yönetici çoğunlukla çubuğu öbür tarafa bükerse -ki çalışanlardan yana bükmüyor çoğunlukla,  diğer tarafa büküyor- bu çalışanların mağduriyetinin artmasına neden oluyor. Projelerde sigortasız çalışan çok sayıda arkadaşımız da var örneğin. Çünkü kurumun projeden gelir elde etmesi gerekiyor, o öyle bakıyor.  Projeden gelir elde etmekse sadece resmi proje bütçesindeki ayrılan payı kullanmakla olmuyor. Bazı dolambaçlı yollara girmekten geçiyor. Giderlerin farklı gösterilmesinden geçiyor. </span><b>Çalışan personele verilen miktarı 1000 TL gösterip 500 TL vermek gibi yöntemler çok yaygın bildiğimiz yöntemler.</b><span style="font-weight: 400;"> Bu nedenle, buradaki çalışma koşulları geleneksel işyerlerinden çok farklı. Tabii buradaki işverenler de farklı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çalışma koşullarında da farklılıklar var. Özel sektörde işçiler genelde haftalık 45 saat çalışıyor, haftanın belli günlerinde çalışıyor, fazlasında çalışırsa mesai oluyor ve karşılığında ücretini alıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir işçi, işyerinden çıkınca işyeri ile olan bağı kopuyor. Kendi sosyal yaşamına dönüyor ancak sivil toplum alanında çalışanlar için durum böyle değil. Neredeyse tümüne yakını, cep telefonları ve laptoplar nedeniyle sürekli çalışma ve mesai içerisindeler. Yöneticisi arayabilir ve sürekli telefonlara, e maillere bakmak zorundadır vs. Dolayısıyla; </span><b>mesai kavramı STK’larda fiilen ortadan kalkmış durumdadır.</b><span style="font-weight: 400;"> Çalışma saati süresi bu anlamda söz konusu değildir, zaman zaman işverenler de buna küçük imtiyazlar tanırlar. Çalışanın bir saat geç gelmesine göz yumar ama akşam iki saat fazladan çalıştırır. Bu anlamda sivil toplum, esnek çalışmanın yoğun olduğu alanlardan bir tanesi ve  bu, tümüyle pozitif bir esneklik değildir. Çalışan, işyerinden erken çıkabilir, mesaisini evde yapabilir ancak o maile bakmak, o telefona cevap vermek zorundadır. Bu fazladan çalışmanın ücretlendirmede bir karşılığı yoktur. </span></p>
<p><b>Bir STK işçisinin herhangi bir mavi yakalı fabrika isçisinden temel olarak farkı mesai kavramının hem süre olarak hem para olarak ortadan kalkmış olması. </b><span style="font-weight: 400;">Toplantılar diğer partner kuruluşlara göre ayarlandığında bazen hafta sonuna bazense akşam saatlerine sarkabiliyor. Peki akşam bu arkadaşlar diyelim Suriyelilerle ilgili bir proje toplantısına katıldıklarında fazla mesai alıyorlar mı? Hayır. STK’larda fazla mesai gibi bir kavram var mı? Hayır. Ben fazla mesai ücreti alan bir stk çalışanı tanımıyorum . Yani fazla mesai ücreti dışında herhangi bir yan hakkı olan bir STK çalışanıyla da karşılaşmadım. Hani varsa bile çok istisnadır. Aynı zamanda “Ben akşam 5’te  6’da çıkıyorum, bu saatlerden sonra gelen maillere bakmam, cevap vermem” diyen bir STK çalışanı da görmedim. O da yok, dolayısıyla çalışma saatlerinin belirsizliği aynı zamanda sosyal yaşamını etkileyen bir sonuç doğuruyor. Dışarıda gidip oturacak, arkadaşlarıyla eğlenecek ama öbür taraftan zaman zaman gelen telefonlara bakması lazım, gelen maillere cevap vermesi gerekiyor. Özellikle yurtdışı ilişkilerinde “ama oradakiler haber bekliyor, bu acil” şeklindeki gerekçeler üzerinden fazla çalışmanın koşulları yaratılıyor.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-31479" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/belirsizlesen-mesai-640x426.png" alt="" width="640" height="426" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/belirsizlesen-mesai-640x426.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/belirsizlesen-mesai.png 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/belirsizlesen-mesai-610x406.png 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/belirsizlesen-mesai-320x213.png 320w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><b>-Sivil toplumun sektörleşmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çalışma yaşamı olarak ifade ettiğimiz geleneksel sektörler (sanayi, hizmet vs.) açısından bakıldığında, hizmet sektörünün bir alt kolu olarak elbette yer edinmiş durumda. Bu anlamda, istihdam açısından dönemsel olarak genişleyen dönemsel olarak daralan bir sektörden bahsedebiliriz. Bu daralma ve genişleme, zaman zaman içinde bulunulan politik koşullar, özellikle Avrupa ile olan ilişkiler, uluslararası ilişkiler, Türkiye’deki siyasal koşullarla bağlantılı olarak gerçekleşiyor. Çünkü projelerin önemli bir kısmı Avrupa’dan alınan fonlarla uygulanıyor. Buralarla olan ilişkilerin gelişim seyri de, Türkiye’deki siyasal koşullara göre değişebiliyor. Bu durum, STK’ların ilgi alanlarını etkiliyor. Örneğin; son 5 senedir herkes Suriye ile ilgili projeler üretiyor. Daha öncesinde kadın meselesiyle ilgili projeler üretiliyordu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son dönemde STK’lar siyasal iktidarın denetimine alınmış durumda. Eskiden,  Türkiye’deki bir partner kuruluş Avrupa Birliği’ne doğrudan proje verebiliyorken, şimdi o kanal hükümet eliyle kontrol edilir hale geldi. </span><b>Bu, bir anlamıyla STK’ların da politikleşmesine yol açtı.</b><span style="font-weight: 400;"> Hükümetin kendi belirlediği alanlara STK’ları yönlendirmesi sonucunu doğurdu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu STK’ların bağımsızlığı ve kendi faaliyet alanına ilişkin bir gerilim alanı.  </span></p>
<p><b>-Gerilim alanı olarak tanımladığınız konuyu biraz daha açar mısınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Örneğin; ben kategorik olarak demokrat, aslında muhalif bir sivil toplum kuruluşuyum. Muhalif kimliğim net olduğu için hükümet bana herhangi bir proje yönlendirmiyor. Dolayısıyla o muhalif kimliğimi perdelemek zorunda kalıyorum, o alanda ses çıkarmamaya çalışıyorum. Aksi takdirde partner kuruluş olarak herhangi bir proje alamayacağım. Bu nedenle kuruluşlarınn terbiye edilmesi, ehlilleştirilmesi, denetlenmesi, söz konusu oluyor.</span></p>
<p><b>Hükümet, kendine yakın STK’lara proje verme eğilimini gittikçe güçlendiriyor. Özellikle AB fonlarını… </b><span style="font-weight: 400;">Ülke fonları belki bu kapsamda değil. Dolayısıyla, sektörün yüzünde böyle bir değişim hali yavaş yavaş başladı. Nereye gideceğini henüz bilmiyoruz ama eskisi gibi rahat, bağımsız ve gerektiğinde siyasal iktidarın hoşuna gitmeyecek projeler hazırlanamaz oldu.</span></p>
<p><b>-Bu dediğiniz önemli. Bir STK’nın politik görüşü, alacağı fonları belirsizleştirdiği için çalışanlarına vereceği sözü de belirsizleştiriyordur. </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet, çalışana yansıması böyle oluyor. Bu anlamda, istihdam edeceği profil de farklılaşıyor, olumlu olan ilişki de farklılaşıyor. </span></p>
<p><b>-Buradan yola çıkarak, sivil toplum çalışanlarının özgür düşünme imkanlarının kısıtlandığını söyleyebilir miyiz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aynı zamanda bunu söylemek istiyordum. Kurum olarak sivil toplum kuruluşları duruşlarını açıktan lanse etmezken, çalışanların da kendini politik olarak terbiye etmesi sonucuna yol açıyor. Görüntüsel olarak. İçsel bir terbiyeden bahsetmiyorum. Politik fikirleri bir anda değişmiyor tabii, o fikirleri ifade etmekten imtina ediyorlar. Sansüre uğruyor, denetim altına alınıyor, görünür olmak istemiyor, açıklama yapmıyor vs… Çünkü bir STK’da çalışan bir kişi, sosyal medyada ya da başka bir alanda bir laf söylediğinde, kurumuyla bir ilişki kurulacağı için bazen doğrudan bazen de oto-kontrol şeklinde kendini denetime alma ihtiyacı hissediyor. </span></p>
<p><b>-Peki bir idealden bahsedersek; sivil toplum çok idealize edilen bir alan. Özellikle üniversiteli bir gencin dışarıdan gördüğü kadarıyla çalışmak isteyeceği bir alan. Hem hak temelli bir alan hem fikrini ifade edebileceği bir alan olarak kurgulanmış. İdealden oldukça uzakta olduğunu az önce belirttiniz. Bu ideal koşullarla kıyaslarsak neler söylemek istersiniz? Hangi konularda eksik olduğumuzu düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birincisi, STK çalışanlarının bu idealleştirme meselesinden vazgeçmeleri gerekiyor. Bulundukları kurumla özdeşleşmekten vazgeçmeleri gerekiyor. Şöyle bir örnek vereyim; bir toplantı esnasında bir kurum çalışanları diyor ki: “kurumumuz bize kendi sosyal ya da politik faaliyetlerine katılmamıza izin vermiyor”. Vermez çünkü sen oranın çalışanısın. O kurumun iş yaptığı hedef kitle değilsin. Sen oranın çalışanı olarak kendi haklarını talep etmelisin. Diyelim sendikalar eylem yapıyorsa git, ona katıl. Ona katılma talebinde bulun ama o kuruluşun faaliyetine (çalışanlara yönelik olmayan faaliyetleri kast ediyorum) katılmanı engelliyor diye serzenişte bulunma. </span><b>Burası senin için işyeri. Bir işyerinde işçi-işveren ilişkisi nasılsa burada da bunu kurmak zorundayız.</b></p>
<p><b>-Yani siz diyorsunuz ki; o kadar da idealleştirmeyin, sonuçta burada emeğinizi satıyorsunuz.</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aynen öyle. Orası herhangi bir işyeri. Bir fabrikada işçi nasıl emek gücünü satıyorsa, bir STK’da çalışan işçi de farklı bir biçimde emek gücünü satıyor. Dolayısıyla ilişkiyi de buna göre kurgulamalıyız. Öbür şekilde, daha politik bir ilişki kurulduğunda bunun karşılığı olmuyor ve gerilim alanları yaratıyor. Bu gerilim alanları da kendisi için mutsuzluğa ve sömürüye yol açıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu açıdan, “burası bir işyeri, herhangi bir işyerinden farklı olabilir ama işyeri ve burada ben karşılıklı kurallar içerisinde çalışıyorum” diyebilirse bence daha mutlu olur. Hem de o idealleştirme diye gördüğümüz, gereksiz abartılan rollerden de sıyrılmış olur. </span></p>
<p><b>Hem çalışma ilişkisi hem politik mücadelenin iç içe geçtiği alan sorunlu bir alandır. </b><span style="font-weight: 400;">İkisi iç içe geçmemeli, geçemez. Hem ücretli iş ilişkisi hem eşit ilişki… Böyle bir hayat yok. Bundan biraz kurtulmamız lazım. Bu psikolojiden kurtulmamız lazım. Burası bir işyeri ve biz ücretli ilişki içerisindeyiz. </span></p>
<p><b>-Bu mantığa yöneticinin de uyması lazım aynı zamanda. İşveren demek daha uygun olur aslında.</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aslında teknik anlamda işveren oluyor. İşveren illa kar edilen bir yerde olmayabilir. Oranın gelirlerini, projelerden elde edilen gelirlerini yönetiyor. Ona karar veriyor. Bu onu işveren yapıyor aynı zamanda. Ben bir sendikada çalışıyorum ve sendikanın yönetimi teknik olarak benim işverenim. Sonuçta ben çalışma koşullarımı, izin durumumu, maaşımı onlarla konuşuyorum. Bu anlamda işverenim. </span></p>
<p><b>-Çalışanların az önce bahsettiğimiz eksikleri aşma noktasında başvurdukları yöntemler neler? Sendikalaşmaya varamayan, eksiklerle mücadele etme yöntemlerini kast ediyorum. </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">STK’ların bu anlamda göreli avantajları var. Sosyal ilişkilerin daha iç içe geçtiği bir alan. Kişisel yabancılaşmanın daha az olduğu bir alan. Fabrikada işçi makineleşiyor genelde ama STK’da sosyal ilişki daha gelişiyor, iş sonrası oturmayı da kapsıyor vs. Bir hukuk oluşuyor bu anlamda. Bu hukuku çalışma ilişkisinin farklılaşmasına dönüştürmesi de mümkün. Bunu içerde bir dayanışma, örgütlenme formu olarak görebilir. Yani, iş çıkışı oturduğunda “bu yönetici böyle davranıyor. Yarın hep birlikte gidelim ve konuşalım” diyebilir. Bu teorik olarak mümkün ama pratikte sorunları var. İçerden aykırı sesler bu anlamda dezavantaj oluyor. Çokça karşılaşılan bu. &#8221;</span><b>Burası kar eden bir kurum değil, kapasitesi buna yetmez, o yönetici iyidir vs.” söylemleri kendi iç örgütlenmesini, mücadelesini zedeliyor.</b><span style="font-weight: 400;"> Yani hem avantajı hem de dezavantajı var. Avantajı daha fazla tabii. </span></p>
<p><b>-Bu yöntemlerden biri olarak sendikalaşmaya geçebiliriz. Sendikalaşmanın nasıl bir yöntem olduğundan, neden bu kadar zor olduğundan bahsettiniz. Gerekliliği ve neden zor olduğu konusunu biraz daha açacak olursak; sivil toplum neden sendikalaşmalı ve neden sendikalaşamıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">STK’lar birer işyeri ve çalışanları da işçi. Fiilen de işçilik yapıyor. Onun mavi yakalı olması, beyaz yakalı olması, statüsü, unvanı, mezun olduğu bölüm çok da önemli değil bu anlamda. Toplamda bu bireyler de işçi sınıfının üyeleri. Hepsi İş Kanunu’na tâbi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de çalışmak için iki statü var. Ya devlet memurusunuz ya da işçisiniz. Ya 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na bağlısınızdır ya da 4857 sayılı İş Kanunu’na bağlısınızdır. Sivil toplumda çalışanlar da İş Kanunu’na tâbidir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Statü, yabancı dil ve eğitim seviyesi, unvanı önemli değildir. </span><b>STK çalışanları da bu anlamda işçi sınıfının üyeleridir. İşçi sınıfınınsa en gelişmiş örgütlerinden biri sendikadır.</b><span style="font-weight: 400;"> Başka örgütlerinden de bahsedebiliriz (dernek, vakıf vs.), böyle örnekler dönemsel olarak üretilebiliyor ancak en gelişmişi sendikalardır. Dolayısıyla bu alanda çalışan kişiler, çalıştıkları işyerinde işçiler ve örgütlenmeleri bir üst başlık olarak gerekliliktir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkincisi; iç ilişkiler, işverenle kurulan sosyal yakınlık, yöneticiyle olan ilişki, koşulların düzelmesi noktasında çok fayda sağlamıyor. Yani, bir çalışan rahatça yöneticisine gidip, “… bey/hanım, şunu şöyle yapalım” diyemiyor. Ancak bir başka kurum ve mekanizma, bunu onun adına rahatlıkla söyleyebilir. Sorunun çözümü noktasında daha rahat inisiyatif alabilir. Bu her işyeri açısından geçerli, STK’lar açısından daha fazla geçerli.</span></p>
<p><b>Başka işyerlerinden farklı olarak, STK çalışanları yöneticilerine korkudan dolayı gitmeme halinden öte, yöneticisiyle kurduğu sosyal ilişkinin zarar görmesini istemediği için gitmiyor. Bu anlamda bildik refleksleri göstermiyor. Üretim yavaşlatmıyor örneğin.</b><span style="font-weight: 400;"> Bu bir zorluk ve bu zorlukla baş edebilmenin en kolay yolu da sendikalaşmak. Başka alan kalmıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir de bu alanlar dönemsel çalışma ilişkilerinin yoğun olduğu alanlar. Proje bazlı çalışma ilişkileri yoğun. Proje bitecek ve çok sayıda işçi işsiz kalacak. Kıdem tazminatı da verilmeyecek (yaygın olarak). Örneğin; ben bir dönem uluslararası bir projede çalıştım ve proje bittiğinde bütçede kıdem tazminatı kalemi olmadığı gerekçesiyle tazminat alamadım. Fakat bu işverenin sorunu olmalı. İşveren işi projelendirirken ve bütçeyi oluştururken bunu ön görebilmeli. Çünkü bu bir yükümlülüktür. </span><b>Hukuk gereği herhangi bir şekilde işçiyi işten çıkartıyorsan kıdem tazminatını ödemekle yükümlüsündür. Tazminat verilmeyeceği çoğunlukla proje başlangıcında söylenir ancak bu yine de onları haklı kılmaz. </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dolayısıyla, bu gibi sorunları elbette sendika gibi mekanizmalar çözecek. Sadece çalışma süresi içerisindeki sorunları değil, çalışma süresinin bitiminde de yaşanan ciddi mağduriyetlere ancak sendikalar çözüm üretebilecektir. İç dayanışma ile bu sorunlar çözülemiyor. “Dışarıdan” bir resmî kurum gelmeli ve “bunu böyle yapmazsanız dava açarız, ifşa ederiz vs…” demeli, bu anlamda bir sosyal baskı uygulanmalı.</span></p>
<p><b>-Sivil toplumdaki “gönüllülük” pozisyonu sigortasız çalıştırılmaya çokça imkân veriyor. </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet, emek sömürü bir yönüyle de bunun üzerinden şekilleniyor. İnsanların politik ve sosyal faaliyet sürdürme eğilimleri vardır. Bu kurumlar, zaman zaman insanların bu eğilimlerini ve çabasını alenen suiistimal ediyor, sömürüyor. Ben herhangi bir konuda bir sosyal çalışmanın parçası olmak isteyebiliyorum ancak bu öngördüğümüz süre ile sınırlı olmuyor. Sonrasında bu bedava çalışmaya doğru bir kapı aralıyor. Ben gönüllü olabilirim ama yönetici; “burada kaynak var ve emeğinin maddi karşılığını verebilirim” diyebilir ve demelidir de. </span></p>
<p><b>Gönüllülük genellikle suistimal edilen bir şey.</b><span style="font-weight: 400;"> Kendim de örneklerine şahidim. Kaynak var ancak bazı işlerin yürütülmesinde gönüllü kaynağın kullanılması yönünde baskıya maruz kalıyorsunuz. Çünkü o kaynak kullanılmadığında kuruma kalacak. O kurum da oradan elde ettiği gelir ile sürdürülebilirliğini sağlayacak. Ancak bu kurumun sorunu, orada emek harcayan kişinin sorunu değil. </span></p>
<p><b>-Sendikalaşmanın Türkiye’de neden az başvurulan bir yöntem olduğunu netleştirdik. Peki sendikalaşma konusunda Avrupa’daki sivil toplum kuruluşları ne durumda?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çok farklı değil aslında. Abartılıyor ancak çok farklı değil. Bu konuda çok özel bilgi sahibi olmamakla birlikte, Avrupa’daki genel sendikalaşma oranlarını biliyorum. Oralara baktığımızda, böyle bir yoğunluğun olmadığını söyleyebiliriz. Hatta Avrupa’da sivil toplum kuruluşlarının da bizdeki denli yoğun olmadığını düşünüyorum. </span><b>Çünkü bizde sivil toplum kuruluşları bir geçim kaynağı olarak görülüyor.</b><span style="font-weight: 400;"> Projecilik özellikle. Yurtdışında birçok fon kaynağı mevcut ve belli başlıklarda “para” veriyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Avrupa’da sivil toplum sektörel olarak bu kadar geniş değil, çalışma ilişki ve koşulları da bizdeki gibi değil. Emek sömürüsünden ve gönüllülüğe dayalı sömürüden söz edemeyiz. </span></p>
<p><b>-Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?</b></p>
<p><b>Bu alanın sorunları çok, işler geçici, daimi çalışanlar azınlıktayken proje bazlı çalışanlar çoğunlukta ve işin geçiciliğinden kaynaklı örgütlenme arayışı zayıf.</b> <b>STK çalışanları, kısa dönem çalışacağı bir yer için sendikalaşmak gibi bir çabaya girmek ya da çalışmasını zora sokacak bir işe kalkışmak istemiyor.</b><span style="font-weight: 400;"> Sonra mutsuz da olsa başka bir arayışa girişmiyor, baştan durumunu kabulleniyor.</span></p>
<p>*Kapak fotosu: The Guardian/Martina Pauková</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/16/toplu-sozlesme-uzmani-irfan-kaygisiz-stklar-birer-isyeri-ve-calisanlari-da-isci/">Toplu Sözleşme Uzmanı İrfan Kaygısız: STK’lar Birer İşyeri Ve Çalışanları da İşçi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sendikalaşmak Af Örgütü’nde Neleri Değiştirdi?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/09/sendikalasmak-af-orgutunde-neleri-degistirdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Oct 2018 08:55:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Af Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[sendika]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası af örgütü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=31250</guid>

					<description><![CDATA[<p>Af Örgütü 2014 yılında sendikalaşan ve sivil alanda sendikalaşma konusunda örneklilik oluşturan bir kurum. DİSK Sosyal-İş’e üye olan kurum çalışanlarının sendikalaşma sonrası hissettikleri değişimi işyeri temsilciliğini üstlenen Burcu Gülten’den dinledik. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/09/sendikalasmak-af-orgutunde-neleri-degistirdi/">Sendikalaşmak Af Örgütü’nde Neleri Değiştirdi?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Öncelikle kendinizden ve kurumunuzda çalıştığınız işten bahseder misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uluslararası Af Örgütünde 6 yılımı doldurdum. Kurumun kaynak geliştirme bölümünde destekçi ilişkileri ve telefundraising sorumlusu olarak çalışmaktayım. Kurum hakkında bilgi vereyim biraz, Uluslararası Af Örgütü, insan haklarına saygı gösterilmesi, insan hakları ihlallerinin engellenmesi ve bu hakların korunması için çalışan insanların oluşturduğu, uluslararası alanda tanınan küresel bir harekettir. Vizyonu, her insanın İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi tarafından kabul edilen insan haklarına ve diğer tüm uluslararası insan hakları standartlarına erişebilmesini sağlamaktır. Uluslararası Af Örgütü dünyanın dört bir yanında 216 ülke ve bölgede faaliyet gösteren, 7 milyondan fazla insanın, herkesin insan haklarını kullanabilmesi için mücadele ettiği küresel bir harekettir. Farklı kültürlere, farklı dini ve ideolojik inançlara sahip bu insanlar, temel insan haklarına herkesin sahip olduğu, insan haklarının herkes tarafından benimsendiği, uygulandığı ve korunduğu bir dünya için çalışma kararlılığında birleşiyorlar. Uluslararası Af Örgütü, aktivist, üye ve destekçileriyle birlikte, uluslararası dayanışma temelinde kampanyalar yürüterek, insan haklarını geliştirmek için yılmadan mücadele veriyor. Ben ve ekibim de yürütülen kampanyalar üzerinden, bülten aboneliği kapsamında kuruma destekçi kazandırarak kaynak geliştirmeyi amaçlıyor ve yürütüyoruz.</span></p>
<p><b>“Birçok noktada toplumsal cinsiyet eşitliği bakımından sendikaların ufkumuzu açtığını düşünüyoruz”</b></p>
<figure id="attachment_31252" aria-describedby="caption-attachment-31252" style="width: 506px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-31252" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/2018-10-09_1147.png" alt="" width="506" height="278" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/2018-10-09_1147.png 506w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/2018-10-09_1147-320x176.png 320w" sizes="auto, (max-width: 506px) 100vw, 506px" /><figcaption id="caption-attachment-31252" class="wp-caption-text">Burcu Gülten</figcaption></figure>
<p><b>Af Örgütü&#8217;nün sendikalaşma sürecini anlatır mısınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İlk sendikalaşma sürecimiz 2014’te başladı ve imzalandı. Çalışanlar olarak en başta yöneticilerimizin isteği ve desteğiyle Sosyal iş çatısı altında örgütlenerek toplu sözleşme başlatma talebinde bulunduk ve yönetim kurulumuzun desteği ve memnuniyetiyle birlikte vakit kaybetmeden sürece dahil olduk. Sosyal-İş Sendikası,  Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi ile yeni dönem toplu iş sözleşmesi sürecini 6356 Sayılı Yasa’ya göre değil ILO’nun 87 ve 98 Sayılı Sözleşmeleri&#8217;ne dayanarak yürüttü. Toplu sözleşme yetkisini Bakanlık&#8217;tan değil Uluslararası Af Örgütü&#8217;nde çalışan üyelerinden aldı. </span><b>Sivil toplum örgütleri içerisinde toplu iş sözleşmesi imzalayan ilk sivil toplum örgütü olduğumuzu da belirtmek isterim.</b><span style="font-weight: 400;"> Birçok noktada toplumsal cinsiyet eşitliği bakımından sendikaların ufkunu açtığımızı, diğer STK’lara da örnek teşkil edeceğimizi düşünüyoruz.</span></p>
<p><b>Sendika öncesi Af Örgütü&#8217;yle bir kıyaslama yapmak gerekirse, sizce sendika neler değiştirdi?</b><b> </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle örgütün kendi içinde de tabi bir İnsan Kaynakları Yönetim Standartları ve İdari Usuller Belgesi var. Buradan da hareketle kazanılmış haklar korunurken elbette yeni haklar da eklendi.  Yemek ve yol ücreti talebimiz karşılandı mesela. </span><b>Evlenen sendika üyelerine 5 gün evlilik izni verilirken, sendikalaşmayla birlikte partneriyle birlikte yaşama kararı alan üyeler de aynı haktan yararlanmaya başladı. </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Doğum sonrası cinsiyetine bakılmaksızın ilgili tüm çalışanlar, 16 hafta tam maaşlı ebeveynlik iznine sahip, kadın çalışanlar için bu zaten iş kanununda da var, eşi doğum yapmış erkekler için de aynı sürenin olması önemli bir durum devamında onay halinde de 1 yıl ücretsiz izin hakkı var. </span></p>
<p><b>“Öngörülemeyen çalışma halleri, düşük maaşlar, sınırları net olmayan iş tanımları…”</b></p>
<p><b>Bu dosyayı hazırlama amaçlarımdan biri sivil toplum çalışanlarının çalışma koşullarını incelemek. Sizin bu koşullara dair deneyim ve gözlemleriniz nedir? Bu soruyu Af Örgütü özelinde değil genel olarak, sivil toplum sektörünü baz alarak soruyorum.</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">STK&#8217;larda profesyonelce çalışan insanlardaki en temel dürtü, en temel özellik, yaptıkları işin faydasına gönülden inanmaları. Gönüllülük kavramı üzerine oturtulmuş bir kariyer planlanmış olsa da, hepimiz bir yerde elbette hayatlarını idame ettirmeye çalışan insanlarız. </span><b>Geceli gündüzlü öngörülemeyen çalışma halleri, karşılığında alınan düşük maaşlar, sınırları net olmayan iş tanımları, hiyerarşinin çok belirgin ve baskın olması, örgütlülük içinde bireyselcilik</b><span style="font-weight: 400;">, bunlar, gözlemleyebildiğim sivil toplum örgütlerinin gerçeği. Gerek bireysel gerekse örgütsel olarak maddi gerçeklikle karşılaşıldığında ise, projeler ertelenebiliyor, sonlandırılabiliyor, daralmaya gidilebiliyor ya da çalışan umutsuzluğa kapıldığı için işten ayrılıp STK’lardan uzaklaşabiliyor.</span></p>
<p><b>Bu çalışma koşullarını da ele alarak sizce sivil toplumda sendikalaşma oranı ne düzeyde?</b><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bildiğim kadarıyla bizimle birlikte bir ya da iki sivil toplum örgütü sendikalaştı. Birkaç bildiğim STK’ya bu anlamda örnek olduğumuzu ve sendikalaşmaya gidecekleri yönünde duyumlar almıştım fakat olumlu bir yansıma olmadı şimdiye kadar. Dolayısıyla bu oranın oldukça ama oldukça düşük olduğu kanısındayım. Umarım diğer STK’ların da önümüzdeki süreçlerde örnek ve umut teşkil edecek toplu iş sözleşmelerine imza attıklarını görürüz.</span></p>
<p><b>Düşük olmasının sebeplerini açıklar mısınız? Sivil toplum çalışanları da beyaz yakalı. Diğer yandan hak temelli çalışmalar bu sektörde ağırlıkta. Sivil toplum çalışanlarındaki &#8220;sendika&#8221; algısı nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sendikalaşma oranının neden yetersiz olduğunu ele almak için STK’ların yönetim biçimlerine, yöneticilerin, çalışanların algılarına ve sendikalaşma bilincinin hangi noktada olduğuna bakmak lazım. Sendikalı olsun olmasın, hak temelli çalışıyor olsun olmasın, STK çalışanları olarak işçi olduğumuzun, insanca yaşama koşullarından birinin de sağlıklı bir çalışma ortamı olduğunun bilincindeyiz.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/09/sendikalasmak-af-orgutunde-neleri-degistirdi/">Sendikalaşmak Af Örgütü’nde Neleri Değiştirdi?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
