<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yargı arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/yargi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/yargi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Mar 2023 15:12:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>yargı arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/yargi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8216;Toplumsal Kültürden Kaynaklanan Meseleleri Cezalarla Çözemeyiz&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2023/03/13/toplumsal-kulturden-kaynaklanan-meseleleri-cezalarla-cozemeyiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Mar 2023 12:36:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Afet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[İdil Elveriş]]></category>
		<category><![CDATA[yargı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=83342</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kahramanmaraş depremlerinin ardından oluşan mağduriyetleri gidermede mahkemeler ve oradan çıkacak cezaların adaleti sağlamada yetersiz kalacağından hareketle tarafların bir araya geleceği geniş kapsamlı bir komisyon[1] kurulması önerisinde bulunan Akademisyen ve Arabulucu İdil Elveriş’le dünyada benzeri durumlarda kurulan mekanizmaları konuştuk… Elveriş, ait olduğumuz toplumsal kültürden kaynaklanan meselelerin sadece cezalarla çözülemeyeceğini, bunların değişmesi için toplum olarak harekete geçilmesi gerektiğini belirtiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/03/13/toplumsal-kulturden-kaynaklanan-meseleleri-cezalarla-cozemeyiz/">&#8216;Toplumsal Kültürden Kaynaklanan Meseleleri Cezalarla Çözemeyiz&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Kahramanmaraş depremlerinde, yargı ve adalet konusu 17 Ağustos&#8217;tan hatırladığımız gibi yine müteahhitlerin etrafında dönüyor. Sadece müteahhitlere yönelik bir yargılama adalet için yeterli olur mu? </b></p>
<figure id="attachment_83347" aria-describedby="caption-attachment-83347" style="width: 337px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-83347" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2023/03/idil-elveris-640x640.jpg" alt="İdil Elveriş" width="337" height="337" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2023/03/idil-elveris-640x640.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2023/03/idil-elveris-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2023/03/idil-elveris.jpg 700w" sizes="(max-width: 337px) 100vw, 337px" /><figcaption id="caption-attachment-83347" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Ahmet Sel</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu kadar çok aktörlü bir sektörde sadece belli kişilere sorumluluk yöneltilmesi çok doğru bir şey olmayabilir. Yani bunu bir piramit gibi düşünmek lazım. Müteahhitler en alttaki vatandaşın daha birebir muhatap olduğu kişiler. O yüzden belki erişimleri daha kolay gibi. Ama onun üstü, onun üstü, onun üstü var. Bu izni veren, denetimi yapan o şehir planını oraya koyan… İnşaat sektörünü çok iyi bilmiyorum ama genel anlamda bence buradaki temel mesele siyasal bir politikanın sonucu olan bir sektörün, bir gelişimin, siyasal şekilde tartışılmadan bunun yargıya havale edilerek ortaya çıkmış bir felaket karşılığında, belli kişilerin böyle ortaya atılarak sanki bir adalet gerçekleşecekmiş gibi yapılıyor. Bunu, ‘müteahhitlerin bir sorumluluğu yoktur, onlar pir-ü paktır’ anlamında  söylemiyorum. Fakat yüz bine yakın insanın öldüğü tahmin ediliyor. Bu yüz bine yakın insanın kaç tanesi dava açabilecek? Bunu ispatlayacak? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Vatandaşların erişiminin kolay olmadığı, yıllarca sürecek, masraf yapılacak, usullerini anlamadığı bir sistemin içerisine çekilmesi olarak görüyorum ben bunu. Olay sadece müteahhitler meselesi değil. Ya da onların üstündeki insanlar değil, asıl mağdurların düşünülmesi gerekiyor. Biz sorumlulara kitleniyoruz. Ama o sorumluluğu belirlemenin yargısal yoldan geçtiği sanrısına kapıldığımızda zaten evini, ailesini, şehrini kaybetmiş insanlardan bir de yıllar sürecek süreçlere girmelerini istiyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gölcük&#8217;te, İzmit&#8217;te, İstanbul&#8217;da açıldı davalar. Ne oldu sonunda? İnsanların duygusu, adalet duygusu, tatmin oldu mu? Hayır. Zaten buradaki meselelerden bir tanesi de biz intikamcı bir yaklaşımla &#8216;o da hapse girsin o da sürünsün&#8217; ile mi çözeceğiz bunu? Böyle çözülmüyor ki. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><b>Sadece faillere odaklanıldığında mağdurlar bir bakıma göz ardı mı ediliyor?</b><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Ceza yargılamasındaki temel mesele bu. Ceza yargılaması sanık hakları üzerine dönen bir şey. Yani ben sizi suçluyorum. Siz kendinizi savunuyorsunuz. Sizi savunan birisi var. Sizin lehinizde, aleyhinizde deliller toplanıyor. Sanık hakları üzerine dönen bir süreç ya tabii bunun bir sürü tarihsel sebebi var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İki kişi arasındaki, hadi bilemediniz üç dört kişi arasındaki süreçler için planlanmış bir süreç, yargı süreci. Bu kadar çok mağdurun olduğu yerlerde çok işe yarayacak bir şey değil ve tekrar söylüyorum; sanık hakları üzerinden giden bir şey. Mağdurlar oraya gidip sanığın aleyhine bir şey söyleyen birisi durumuna düşüyorlar. Bir tanık gibiler adeta ama yargılama için gerekli olan dışında onların dile gelmesini, acılarını, hikayelerini anlatabilecekleri bir platform değil yargılama ve mahkeme. O yüzden de zaten bütün araştırmaların gösterdiği birçok ülkede yapılan yargılama sürecinden en mutsuz olan kişiler şaşırırsınız, sanıklar değil, mağdurlar. Sanıkların olmasını bekleriz. Hayır, sanıklar o kadar mutsuz değil. En mutsuz olanlar mağdurlar. Çünkü dile gelmiyorlar ve söyledikleri şeye inanılmıyor. Sanık haklarından dolayı. Sorgulanıyorlar vesaire. Bir kez geldin konuştun. Hadi ondan sonra git otur bekle. Bunun kişilerin adalet duygusunu tatmin etmesi ya da onlara ses vermesi, söz vermesi, söz konusu değil.</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p><b>Soma örneğini de yaşadık. Bu tip afetler veya kazalarda dünyadaki örneklere baktığımızda ne gibi mekanizmalar oluşturuluyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yapılan şeylerden bir tanesi bu, benim de dile getirmeye çalıştığım komisyon örneğiydi özellikle Amerika&#8217;da bunun yapıldığını biliyoruz. 11 Eylül saldırılarından sonra ama onun öncesinde de böyle toplu ölüm ya da acı yaşandığı zaman, bunların böyle mahkeme süreçlerinde sürüncemede bırakılmasından ziyade mağdurların dile gelmesi önemseniyor. Zaten cezacılar daha iyi bilirler. Son yirmi otuz senede herhalde mağdur hakları yönünde acayip bir gelişme oldu. Dolayısıyla komisyon tarzı süreçler ki bunu Güney Afrika&#8217;dan ve başka ülkelerden de biliyoruz. Mağdurların dile gelmesini sağlayan süreçler. Tabii ki sanıklar da dile geliyor ve buradan toplumsal bir öğrenme gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Bu komisyonda önerdiğim şey biraz 11 Eylül&#8217;ün benzeri, yani sadece bir hakikat dile gelsin. ‘Mağdurlar dile gelsin’in ötesinde bir de bir ödeme yapılsın. Bir tazminat belirlensin, bunun çeşitli formülleri olabilir. Bu insanlar yirmi sene daha yaşasaydı, kırk sene daha yaşasaydı kaç para kazanırdı? Nasıl bir hayat sürerdi? Bunların hepsi matematiksel şeyler olabilir ama onun ötesinde burada bir tazminatın ötesinde deminden beri vurguladığım bir dile gelme meselesi var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mesela Londra&#8217;da yetmiş, yüz kişinin yandığı, öldüğü bir facia gerçekleşti yirmi beş katlı bir binada. Ve kaç zamandır hem, &#8216;itfaiye nasıl cevap verdi? Acil hizmetler nasıl cevap verdi? Binanın yönetimi nasıl cevap verdi?&#8217; Vesaire diye konuşuluyor insanlarla ve burada da yargısal bir süreç olmadığı için herkes herkesi suçlayacak, buradan bana dönecek keser sap döner diye düşünülmediği için de bu proseslerde gerçeğin daha ortaya çıkması sağlanmaya çalışılıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şunu tekrar tekrar sormamız lazım; bizim amacımız suçlu aramak mı? Yoksa bu olayların tekrarlanmasını engellemek mi? Yoksa mağdurların dile gelmesini mi sağlamak? </span></p>
<p><b>Önerdiğiniz barış süreçlerindeki hakikat komisyonları gibi bir komisyon mu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Benim önerdiğim komisyon biraz 11 Eylül&#8217;dekine benziyor. Çünkü mağdurlarla konuşuyor. Çünkü mağdurlar sadece para almak istemiyorlar. Yaşadıklarını anlatmak istiyorlar. Ses istiyorlar, söz istiyorlar. Dolayısıyla ben böyle bir şeyi düşündüm. Yani insanlar konuşabilsin. Ama belli bir onarım da sağlasınlar, tazmin de sağlasınlar. Hem sözleriyle hem de bir ödemeyle ama asıl toplum da öğrensin, çünkü bu toplum da bunun bir parçası. Ailemizde kat çıkmamış, izinsiz bir şey yapmamış, onu oraya katmamış, sonra cezasını öderim diye düşünmemiş, hadi ben de bunu böyle halledeyim dememiş insan var mı? Toplum da bunun bir parçası. E toplum da birtakım şeyleri öğrenmek durumunda ki hepimiz buradan bir sonuç çıkartalım. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Eğer sorunları farklı şekilde konuşmayı ve sorun için toplumu angaje etmeyi öğrenirsek o zaman ceza süreçlerini bu kadar fazla kullanmak zorunda kalmayız.</span></p></blockquote>
<p><b>Sivil toplum bu konuda yani mağdurlara odaklı bir adalet mekanizması için ne yapabilir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bence sivil toplumun cezacılığı ve ceza odaklılığı bırakması gerekiyor. Biz her şeyi cezayla, toplumsal uzlaşmayla, konuşmayla, barışmayla bir araya gelerek, konuşarak çözmeyi unuttuk. Bizim bunları konuşmamız, böyle mekanizmaları düşünmemiz ve bir yerlerden başlamamız gerekiyor. Çünkü öbür türlü çok eleştirdiğimiz devletin sürekli kucağına itilip duruyoruz, yani ceza demek, kolluk demek, savcılık demek. Hepimizin iyi işlemediğini bildiğimiz mekanizmalara tekrar tekrar düşmek demek. Ama biz eğer sorunları farklı şekilde konuşmayı ve sorun için toplumu angaje etmeyi öğrenirsek o zaman ceza süreçlerini bu kadar fazla kullanmak zorunda kalmayız. Bugün hayvanlara yapılan işkenceyi bile yine cezayla çözmeye çalışıyoruz. Ama kadına şiddet vakasını eve gönderen kolluk, ‘ya köpek için mi buraya geldiniz?’ deyip oraya başvuran insanları da geri gönderecek ya da herkese eşit muamele yapmayacak. Dolayısıyla bizim bu devlet, kolluk, polis mekanizmasından topluma dönmemiz gerekiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yani toplumu ikna ederek toplumu harekete geçirerek bir şeyler yapmamız gerekiyor. Nitekim bunun örnekleri de var. Toplum zaten, ‘hadi kalkın gidelim’ demeden kendiliğinden depremzedeler için bir şey yapmak için angaje oldu. Dolayısıyla toplumda öyle bir kaynak var bence. Sadece bunun doğru yerlere yöneltilmesi lazım. Bizim topluma dememiz lazım ki ‘evet kadınlar taciz edilmesin’ ama kadınları taciz eden erkekleri utandıracak bir mekanizma var mı bu toplumda? Yani siz erkekler olarak bu adamla aynı masada oturup kahvede pişpirik oynamaya devam ediyorsanız o adam bundan dolayı bir hicap duymayacak. Bizim toplumsal anlamda sadece devletten değil, devletin her şeyi kriminalize etmesiyle değil, toplumsal anlamda ne yapabileceğimizi düşünmemiz, bu değişim için mücadele etmemiz gerekiyor. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Eşitsizlikten, adaletsizlikten, ataerkiden, şundan, bundan kaynaklanan yani hepimizin ait olduğu toplumsal kültürün parçası olmamızdan kaynaklanan meseleleri cezalarla çözemeyiz.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Right to be diye bir sivil toplum kuruluşu var Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde. Kadınların sokakta ya da başka yerlerde sadece kadınların da değil tabii ki başka grupların, bireylerin de tacize uğraması karşısında, mağdurlara nasıl destek olunabileceğine ilişkin toplumu bilinçlendirmeye çalışıyor. Onlar da kriminalizasyona, cezaya karşılar çünkü bu ceza meselesinin özellikle azınlıklara karşı daha farklı uygulandığını, diğerlerine karşı daha sert yani onlara karşı daha sert uygulandığını biliyorlar ve toplumun ataerkiden, şundan, bundan kaynaklanan meselesinin sadece birilerine ceza verilerek çözülmeyeceğini savunuyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bence bizim de toplum olarak gelmemiz gereken yerler buralar. Eşitsizlikten, adaletsizlikten, ataerkiden, şundan, bundan kaynaklanan yani hepimizin ait olduğu toplumsal kültürün parçası olmamızdan kaynaklanan meseleleri cezalarla çözemeyiz. Bunların değişmesi için toplum olarak bir şey yaparsak çözebiliriz diye düşünüyorum.</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><b>Eklemek istediğiniz bir şey var mı? </b><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Devletten bahsediyoruz. İktidar böyle. Ama muhalefet de böyle. Muhalefet de düşünüyor ki yirmi sene önce yargımız çok iyiydi, çok bağımsızdı. Dolayısıyla ‘biz yargıyı düzelteceğiz. Her şey çok güzel olacak.’ yaklaşımından muhalefetin de uzaklaşması gerektiğini düşünüyorum açıkçası. Yani bütün dünyada bu tarz şeylerin konuşulmasının, tartışılmasının bir sebebi var. Biz hep bütün problemlerimizi Türkiye&#8217;ye has zannediyoruz. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok. Bunlar niye konuşuluyor? Tam da yargı sisteminin hantallığından konuşuluyor. Bu sadece bir iktidar meselesi değil. Bu her şeyin yargısal mekanizmalarla çözüleceğini sanma yanılgısını muhalefetin de bırakması gerektiğini düşünüyorum açıkçası.</span></p>
<p><em>[1] https://www.politikyol.com/mahkemelerde-sorumlu-aramak-yerine-deprem-komisyonu-kurulmali/</em></p>
<p>Kapak görseli: James Heimer</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/03/13/toplumsal-kulturden-kaynaklanan-meseleleri-cezalarla-cozemeyiz/">&#8216;Toplumsal Kültürden Kaynaklanan Meseleleri Cezalarla Çözemeyiz&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;9 Yıl Babamın Cinsel İstismarına Uğradım;&#8217;  Verilen Hapis Cezasına Rağmen Sanık Tutuklu Değil</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/07/9-yil-babamin-cinsel-istismarina-ugradim-verilen-hapis-cezasina-ragmen-sanik-tutuklu-degil/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurcan Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Dec 2021 13:48:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[BİMER]]></category>
		<category><![CDATA[CİMER]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel İstismar]]></category>
		<category><![CDATA[Erkek Şiddeti]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk mücadelesi]]></category>
		<category><![CDATA[yargı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=76216</guid>

					<description><![CDATA[<p>8 yaşından 17 yaşına kadar öz babası tarafından cinsel istismara maruz kalan A.A, yıllardır hukuk mücadelesi veriyor. Uzun bir terapi sürecinden sonra babasına dava açmaya karar veren A.A, 'Ben 9 yıl öz babamın cinsel istismarına uğradım; yasalar ona 13 yıl ceza verdi. Şimdi o elini kolunu sallayarak geziyor.' diyerek yetkililere seslendi. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/07/9-yil-babamin-cinsel-istismarina-ugradim-verilen-hapis-cezasina-ragmen-sanik-tutuklu-degil/">&#8216;9 Yıl Babamın Cinsel İstismarına Uğradım;&#8217; &lt;br&gt; Verilen Hapis Cezasına Rağmen Sanık Tutuklu Değil</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Bianet</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">in </span><span style="font-weight: 400;">‘</span><span style="font-weight: 400;">Erkek Şiddeti Çetelesi</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">ne göre, 2021 yılının ilk on ayında en az 160 çocuk, erkeklerin cinsel istismarına uğradı. Okuyacağınız bu haberde yıllar önce istismara uğrayan bir kız çocuğunun yıllar sonra verdiği hukuk mücadelesi anlatacağız. Dileriz adalet daha fazla geç gelmez!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uşak</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">ta, 8 yaşından 17 yaşına kadar öz babası tarafından cinsel istismara maruz kalan A.A, aldığı terapiler neticesinde cesaretini toplayarak 26 yaşında dava açmaya karar veriyor. Mayıs 2016 yılından beri adaletin tecelli etmesini bekleyen A.A. ile istinaf sürecini tamamlayan ve yargıtay aşmasında olan dava sürecini ve bu süreçte verdiği mücadeleyi konuştuk. </span></p>
<h5><b>&#8216;Annem İnanmadı, Beni Tehdit Etti&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Dava açmaya karar verme sürecinin hiç kolay olmadığını belirten A.A yaşadıklarını şöyle anlattı: </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“9 yıl boyunca babamın cinsel istismarına maruz kaldım ve bu süre boyunca öz annem dahil kimse bana inanmadı. Annem , ‘Şikayetçi olursan bize kim bakacak karnımızı kim doyuracak?’ ‘Kızlığın mı bozuldu, gebe mi kaldın sanki, ne var bunda bu kadar büyütülecek?&#8217; gibi sözlerle bana inanmadığı gibi şikayetçi olursam iftira attığımı, başkasıyla birlikte olduğumu ve babama iftira attığımı söylemekle tehdit etti. Sadece erkek kardeşim benim yanımda oldu hep, çünkü o zaten yaşadıklarıma şahitti. Mahkemede de birinci derece görgü şahidi oldu.”</span></p>
<figure id="attachment_76654" aria-describedby="caption-attachment-76654" style="width: 335px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class=" wp-image-76654" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/sendika-org-arsivi.jpg" alt="Sendika.org Arşivi" width="335" height="251" /><figcaption id="caption-attachment-76654" class="wp-caption-text">Sendika.org Arşivi</figcaption></figure>
<h5><b>&#8216;Uzun Bir terapi Sürecinden Sonra Dava Açmaya Karar Verdim&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">19 yaşına geldiğinde evlenerek baba evinden ayrılan A.A, “Yaşadığım istismarı hiç unutamadım. Evliliğimde de sorunlar yaşamaya başladım. Eşime karşı sürekli agresif tavırlar içindeydim. 2 kız çocuğu sahibi olduktan sonra kaygılarım iyice arttı ve eşimin de desteğiyle psikoloğa gitmeye karar verdim. Eşim yaşadıklarımı ve annem dahil kimse tarafından destek görmediğimi biliyordu. Uzun bir terapi sürecinden sonra dava açmaya karar verdim.” dedi.</span></p>
<h5><b>&#8216;İddianamenin Hazırlanması 20 Ay Sürdü&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">A.A, Mayıs 2016’da Uşak Cumhuriyet Başsavcılığı&#8217;na suç duyurusunda bulunduktan 1 ay sonra babası tutuklanıyor. Babasının 6 ay tutuklu kaldıktan sonra denetimli serbestlik yasalarından faydalandığını belirten A.A şöyle devam etti: </span><span style="font-weight: 400;">“Her ne kadar suçu işlediğine dair deliller güçlü olsa da, ‘Hüküm yememiş birisini daha fazla hürriyetinden yoksun bırakamayız’ diye tahliye ettiler. İddianamenin hazırlanması 20 ay sürdü. Yine benim mücadelem sayesinde bu kadar sürdü diyebilirim. Gecikmeden dolayı BİMER&#8217;e ve CİMER&#8217;e şikayetlerde bulundum ama her defasında ‘Yargı bağımsızdır, bizim herhangi bir yaptırımımız olamaz’ şeklinde dönüş yapıldı.”</span></p>
<figure id="attachment_76655" aria-describedby="caption-attachment-76655" style="width: 357px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" class=" wp-image-76655" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/gulnaz-bingol.jpg" alt="Fotoğraf: Gülnaz Bingöl" width="357" height="238" /><figcaption id="caption-attachment-76655" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Gülnaz Bingöl</figcaption></figure>
<h5><b>&#8216;Sesimi Duyurmak İçin Gazeteci Melis Alphan’a Ulaştım&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">“Ülkemizde hukukun gerçekten yavaş işlediğine şahit oldum. Baktım beklemekle olmuyor; sesimi duyurmak için sosyal medya üzerinden gazeteci Melis Alphan’a ulaştım. O dönem Hürriyet gazetesinde olan Melih Alphan bir cumartesi günü benim haberimi yaptı. Haberin gündem olmasıyla birlikte 1 gün sonra pazar günü resmi tatil olmasına rağmen Uşak Adliyesi&#8217;nden arandım. CİMER başvurumun incelendiğini ve iddianamenin hazırlandığı bilgisi verildi. Hemen sonraki gün de Nisan 2018’e dava günü verildi. Sonra hemen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı konuya müdahil oldu. Fakat çok bir katkısı olmadı. Bu süreçte birçok kadın sivil toplum örgütü davayı yakından takip etti. </span><span style="font-weight: 400;">Dava iki duruşma olarak görüldü. Nisan 2018’deki ilk duruşmada 13 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Fakat ‘hürriyetinden yoksun bırakmaktan’ beraat verildi. Hürriyetimden yoksun bırakmamış, aynı mülkü kullandığımız için herhangi bir yere kaçırıp, kapatmadığı için ‘hürriyetinden yoksun bırakmaya’ girmiyormuş. Bu durumdan faydalanmış. Cinsel istismar suçundan ise olayın işlendiği tarih baz alınarak o dönemin yasalarına göre en üst sınırdan ceza verildi. Biz karara itiraz ettik; 2 yıldan fazla istinaf mahkemesi sürdükten sonra Ekim 2021’de karar çıktı.&#8221;</span></p>
<h5><b>&#8216;Yasalar Böyle Olmamalı, Aklım Almıyor&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">“‘Hürriyetinden yoksun bırakmaya’ itiraz etmiştik, ‘Hürriyetinden yoksun bırakmamıştır, aynı mülkü kullanmıştır’ diyerek kabul edilmedi. Ben burada şunu anlamıyorum: Adam zaten aynı evde istediğini yapıyor, neden beni kaçırmak istesin ve başını belaya soksun ki? Üstelik benim kapıları kilitlediğim ve anahtarı bulup kapıların kilitlerini söktüğü davada yer almasına rağmen itirazımız reddedildi. Benim kendime oluşturduğum güvenli alanı ihlal etmesi de hürriyetten yoksun bırakmak değil mi?”</span></p>
<figure id="attachment_76656" aria-describedby="caption-attachment-76656" style="width: 307px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-76656" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/serra-akcan.jpg" alt="Fotoğraf: Serra Akcan" width="307" height="205" /><figcaption id="caption-attachment-76656" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Serra Akcan</figcaption></figure>
<h5><b>&#8216;Ona Bu Gücü Yasaları Uygulamayanlar Veriyor&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">“İkinci anlamadığım konu ise o zamanki yasalara göre ceza veriliyor. O dönem cezalar caydırıcı değildi demek ki şimdi cezalar artırıldı. Neden günümüze göre ceza verilmiyor. Böyle bir yasa olamaz, aklım almıyor. Hem yerel mahkeme hem de istinaf tarafından bana ‘evet sen haklısın, evet bu suçu işlemiştir, şüphemiz yoktur’ yanıtı verilmesine rağmen neden tutuklanmıyor? Ben 9 yıl öz babamın cinsel istismarına uğradım yasalar, 13 yıl ceza verdi. Şimdi o elini kolunu sallayarak geziyor. Nerede düğün dernek var hep orada. Herkese de ‘Ben suçlu olsam burada ne işim var?’ diyerek kendisine iftira attığımı söylüyormuş. Hala beni bu şekilde bile rahatsız etmeye çalışıyor. Ona bu gücü yasaları uygulamayanlar veriyor.”</span></p>
<h5><b>&#8216;Bu Korkunç Şeyi Yaşayan Kim Bilir Kaç Çocuk Var?&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">“Ben davayı açtığımda o evden ayrılmıştım ve istismar son bulmuştu ama benim gibi bu korkunç şeyi yaşayan kim bilir kaç tane çocuk var. Ve maalesef seslerini çıkaramıyorlar. Çünkü korkutuluyor ve susturuluyorlar. Hatta en yakınları tarafından susturuluyorlar. Benim annelik yanım ağır bastı ve şikayetçi oldum ama her anne benim gibi değil.”</span></p>
<figure id="attachment_76658" aria-describedby="caption-attachment-76658" style="width: 275px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-76658" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/sumeyye-kahraman-640x853.jpeg" alt="Sümeyye Kahraman | A.A’nın avukatı " width="275" height="366" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/sumeyye-kahraman-640x853.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/sumeyye-kahraman.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 275px) 100vw, 275px" /><figcaption id="caption-attachment-76658" class="wp-caption-text">Sümeyye Kahraman | A.A’nın avukatı</figcaption></figure>
<h5><b>&#8216;Verilen Hapis Cezasına Rağmen Sanık Tutuklu Değil&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">2016’da açılan davanın en başından beri A.A’nın avukatlığını yapan Sümeyye Kahraman dava açıldıktan sonraki süreci şöyle özetledi: </span><span style="font-weight: 400;">“Yerel Mahkeme tarafından sanık hakkında 13 yıl 6 ay cezalandırma kararı verilmişti. Biz verilen cezanın az olması sebebiyle itiraz ettik. Karşı tarafın avukatı da cezanın azaltılması ve beraat yönünde talepte bulunmuştu. Bölge Adliye Mahkemesi de cezayı onadı, şu an 13 yıl 6 ay hapis cezası var. İki tarafta temyiz isteminde bulunduğu için dosya şu an Yargıtay aşamasında. Yargıtay’dan olumsuz bir karar çıkacağını ummuyoruz. Zaten dava açıldıktan sonra 20 ay iddianamenin hazırlanmasını bekledik. Sonra yerel mahkeme aşamasında karar çıktıktan sonra istinaf aşamasında 3 yıl bekledi dosya. 11 Ekim 2021’de karar çıktı ve şimdi de Yargıtay aşaması derken bu süreç çok uzadı. Verilen hapis cezasına rağmen sanık tutuklu değil. Dışarda istediği gibi dolaşıyor olması müvekkilimi tedirgin ediyor.” </span></p>
<h5><b>&#8216;Cinsel Suç Davaları Daha Hızlı Sonuçlanmalı&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Çok uzun yargılama süreçlerini adalet sağlanmış olsa bile ‘geç gelen bir adalet’ olduğuna dikkat çeken avukat Sümeyye Kahraman, “Türkiye’de müvekkilim gibi bir çok kadın, mağdur. Çünkü yargılama süreci hem çok yavaş işliyor hem de çok uzun sürüyor. Bu kadar uzun sürmesi mağduriyeti daha da artırıyor. Cinsel suç davaları daha hızlı sonuçlanmalı. Bu tarz dosyalarda dava sürecinin hızlanması için çalışma yapılmalı. Hapis cezası olmasına rağmen sanık dışarıda dolaşıyor. Sonuçta bunu kızına yapan başka kadınlara neler yapar kim bilir?” dedi. </span></p>
<figure id="attachment_76657" aria-describedby="caption-attachment-76657" style="width: 253px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-76657" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/canan-tekin-cekicc-640x853.jpeg" alt="Canan Tekin Çekiç | Avukat " width="253" height="337" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/canan-tekin-cekicc-640x853.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/canan-tekin-cekicc.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 253px) 100vw, 253px" /><figcaption id="caption-attachment-76657" class="wp-caption-text">Canan Tekin Çekiç | Avukat</figcaption></figure>
<h5><b>&#8216;Hukukta Tutukluluk Tedbirdir&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">UCİM Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı İle Mücadele Derneği avukatlarından Canan Tekin Çekiç, A.A’nın yaşadığı dava sürecine dair değerlendirmelerde bulundu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Cinsel istismar davalarında, istismarın devam etmemesi için verilen hükümle birlikte tutukluluğun devam etmesini vicdanen istediklerini belirten avukat Canan Tekin Çekiç, “Şu an tahliye olması bu cezayı çekmeyeceği anlamına gelmiyor. Hukukta tutukluluk bir tedbirdir. Bu tedbir tanığın kaçma şüphesi varsa, yerleşik bir ikamet sahibi değilse, delilleri karartma gibi bir şüphesi varsa mahkemeler tutukluluk tedbirine başvurabilirler. Yargıtay da istinaf gibi karar verir ve bu hükmü onaylarsa sanık cezasını çekecek” dedi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu tarz davalarda Yargıtay büyük oranda üst mahkemelerin gördüğü, istinafın verdiği kararı onadığına vurgu yapan Tekin Çekiç, “Karar ancak dosyada ilk incelemeleri yapan yerel mahkemenin gözünden kaçan ve dosyanın seyrini değiştirecek çok önemli bir eksiklik tespit ederlerse ancak bozulur. Böyle olsa bile beraat gibi bir sonuç çıkmaz, eksikliğin giderilerek dosyanın devamına karar verilir” şeklinde konuştu. </span></p>
<h5><b>&#8216;Tutuksuz Yargılanan Sanıklar, Dışarıda Olduğu İçin </b><span style="font-weight: 400;">‘</span><b>Suçsuzum</b><span style="font-weight: 400;">’ </span><b>İmajı Yaratmaya Çalışır&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">“Cinsel istismar davalarında tutuksuz yargılanan sanıklar genelde, dışarda olduğu için ‘suçsuzum’ imajını yaratmaya çalışır” diyen avukat Tekin Çekiç şöyle devam etti: “Mahalle halkı ‘tutukluluk nedir?’ tam olarak bilmediği için, sanıklar bu yönde bir imaj takınabiliyor ama bu durum suçsuz oluğu veya cezasını çekmeyeceği anlamına asla gelmiyor. </span></p>
<h5><b>&#8216;Rehabilitasyon Desteği Şart&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz bu süreçte STK olarak mağdur olan kişilere bu süreçle baş edebilmeleri için manevi gücü, desteği vermeye devam ediyoruz. Rehabilitasyon desteği bu süreçte çok önemli. Bu dava sürecinde de mağdur olan arkadaşımızın bu rehabilitasyon desteğini almasını hukuka erişim kadar önemli olduğuna inanıyoruz. Davanın sonucu ne çıkarsa çıksın kişinin hayatına devam edebilmesi için rehabilitasyon desteği şart” açıklamalarında bulundu. </span></p>
<p><em><b>Fotoğrafı: Hale Güzin Kızılaslan</b></em></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/07/9-yil-babamin-cinsel-istismarina-ugradim-verilen-hapis-cezasina-ragmen-sanik-tutuklu-degil/">&#8216;9 Yıl Babamın Cinsel İstismarına Uğradım;&#8217; &lt;br&gt; Verilen Hapis Cezasına Rağmen Sanık Tutuklu Değil</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren:  &#8216;Hukukun Üstünlüğünü, Yargının Bağımsızlığını Savunma Yükümlülüğümüz Var&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/13/diyarbakir-barosu-baskani-nahit-eren-hukukun-ustunlugunu-yarginin-bagimsizligini-savunma-yukumlulugumuz-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2021 13:53:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır Barosu]]></category>
		<category><![CDATA[hak ve özgürlükler]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Nahit Eren]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil toplum ve siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[yargı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=72731</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyarbakır Barosu’nun yeni dönemdeki vizyon ve perspektifini konuştuğumuz Baro Başkanı Avukat Nahit Eren, Türkiye’de bağımsız, tarafsız yargı sorunu olduğunu belirterek, “Sivil toplum ve hukuk örgütleri olarak, her koşulda ve şartta hukukun üstünlüğünü, yargının bağımsızlığını savunma yükümlülüğümüz var” dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/13/diyarbakir-barosu-baskani-nahit-eren-hukukun-ustunlugunu-yarginin-bagimsizligini-savunma-yukumlulugumuz-var/">Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren: &lt;br&gt; &#8216;Hukukun Üstünlüğünü, Yargının Bağımsızlığını Savunma Yükümlülüğümüz Var&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe loading="lazy" title="&#039;Hukukun Üstünlüğünü, Yargının Bağımsızlığını Savunma Yükümlülüğümüz Var&#039;" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/vrsk5BBpnzk?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Yeni yönetim olarak, sivil toplumun, meslek örgütlerinin aktif çalışma alanlarının kısıtlandığı, baskılandığı bir dönemde göreve başladıklarını belirten Başkan Nahit Eren, Diyarbakır Barosu’nun yıllardır hukuk ve insan hakları alanında mücadelesi ile tanınan bir baro olduğunu söyledi. Diyarbakır Barosu’nun bu alandaki gücünü emek ve bedellerle ortaya koyduğunu dile getiren Eren, “Diyarbakır Barosu’nun her başkanı, her yönetimi Diyarbakır Barosu’nun bu misyonunu sürdürme yükümlülüğü altında. Omuzlarımızdaki sorumluluğun ağırlığının da farkındayız. Biz bu uğurda başkanını yitirmiş bir baronun üyeleriyiz, yöneticileriyiz, başkanlarıyız. Bu sorumluluğun farkında olarak insan hakları alanındaki çalışmalarımızı, özellikle de cezasızlıkla mücadelemizi sürdüreceğiz.” Dedi.</p>
<h5><strong>Tarafsız ve Bağımsız Yargı Sorunu…</strong></h5>
<p>Türkiye’nin en önemli sorunlarından birinin tarafsız ve bağımsız yargı sorunu olduğunu belirten Nahit Eren, &#8220;Türkiye’de ciddi bir yargı krizi, ciddi bir doğal hakim sorunu var. Bu atmosferde hukuk örgütlerinin sorumluluğu daha fazla. Sivil toplum, hukuk örgütleri olarak her koşulda, her şartta hukukun üstünlüğünü, yargının bağımsızlığını savunmak gibi bir yükümlülüğümüz ve mecburiyetimiz var.&#8221; dedi. Diyarbakır Barosu’nun mücadelesinin sadece bölgeyle sınırlı olmadığını da belirten Nahit Eren, “Türkiye’nin neresinde olursa olsun, toplumun geneline etki edecek, hak ihlallerine, özellikle cezasızlıkla mücadelede gücümüzü bu ülkenin her kentinden, her ilçesinden esirgemeyeceğiz” dedi. Öncelik olarak bireyin hak ve özgürlüklerini gördüklerini dile getiren Eren, “Diyarbakır Barosu Hopa’daki bir hak ihlali için Trabzon’daki yargılamaya da, Mersin’deki bir hak ihlalinde ya da ırkçı söylemlere karşı geliştirilecek hukuki mücadelede de olacak. Diyarbakır Barosu bu ülkenin neresinde olursa olsun çocuk hak alanına yönelik ya da kadın hak alanına yönelik her türlü ihlalin hukuki destek anlamında oradaki dinamiklerle, oradaki barolarla gereken dayanışmayı ve desteği sergileyecek. Diyarbakır Barosu’nun bana göre önemli bir rolü, görevi ve misyonu aynı zamanda…” diye konuştu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/13/diyarbakir-barosu-baskani-nahit-eren-hukukun-ustunlugunu-yarginin-bagimsizligini-savunma-yukumlulugumuz-var/">Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren: &lt;br&gt; &#8216;Hukukun Üstünlüğünü, Yargının Bağımsızlığını Savunma Yükümlülüğümüz Var&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selahattin Demirtaş Neden Tutuklu?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/13/selahattin-demirtas-neden-tutuklu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yasin Kobulan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Jun 2021 08:50:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kobani Davası]]></category>
		<category><![CDATA[Selahattin Demirtaş]]></category>
		<category><![CDATA[yargı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=71340</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hızla serbest bırakılması gerektiğine hükmettiği halde HDP eski Genel Başkanı Selahattin Demirtaş yaklaşık beş yıldır tutuklu. Avrupa Komisyonu ise geçen hafta uygulanmayan kararlarla ilgili Türkiye'yi uyardı. Peki iş buraya nasıl geldi?</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/13/selahattin-demirtas-neden-tutuklu/">Selahattin Demirtaş Neden Tutuklu?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son çeyrek asırda Türkiye’nin önemli siyasi liderlerinden biri haline gelen Selahattin Demirtaş, 4 Kasım 2016’dan bu yana tutuklu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) verdiği “derhal tahliye” kararı bir yana, yerel mahkemelerden de verilen tahliye kararlarına rağmen, Demirtaş’ın tahliye olması her defasında “karşı hamlelerle” bir şekilde engellendi. İlk tutuklamaya gerekçe gösterilen ve yıllar süren dava, yeni açılan ve kamuoyunda “Kobani Davası” olarak bilinen dava ile birleştirilince yargılamada bu kez en başa dönüldü.</p>
<p>14 Haziran’da üçüncü duruşması görülecek olan yargılama, oldukça tartışmalı ve gergin başladı. 26 Nisan’daki davanın ilk duruşmasında mahkeme heyeti, avukatların bir kısmını duruşma salonuna almadı. Bu savunmaya yönelik kısıtlamalar protestolarla karşılandı ve tüm avukatlar duruşma salonunu terk etti. 18 Mayıs günü ise davanın ikinci duruşması görüldü. Davada avukatlar ve yargılanan siyasetçiler mahkeme heyetinin “bağımsız ve tarafsız” olmadığını ileri sürerek reddi hakim ve tahliye talebinde bulundu. Talepler mahkeme tarafından reddedildi.</p>
<p>İlk iki duruşmada başlayamayan yargılamanın üçüncü duruşması farklı olacak mı tahmin etmek zor.</p>
<p>Bu arada, geçen hafta Avrupa Komisyonu Bakanlar Konseyi, Türkiye&#8217;nin uygulamadığı AİHM kararlarını gündemine aldı. Komisyon, ilk olarak 3 yıl 7 aydır tutuklu bulunan sivil toplum lideri ve iş insanı Osman Kavala ve Demirtaş olmak üzere, kararlara direnmeye devam ettiği takdirde Türkiye’ye yaptırım uygulanacağını duyurdu.</p>
<p>Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Selahattin Demirtaş&#8217;ın uygulanmayan AİHM Büyük Dairesi kararı için de, Türkiye&#8217;ye yargı bağımsızlığını güçlendirmek için alınan tedbirleri de içerecek bir eylem planı sunulması için 22 Haziran&#8217;a kadar süre verdi.</p>
<p>Komite&#8217;nin 9-11 Mart tarihli kararına rağmen Demirtaş&#8217;a örgüt propagandasından verilen 4 yıl 8 aylık hapis cezasını onayan Yargıtay kararının çevirisi ve kararın yol açacağı sonuçlarla ilgili de kapsamlı bilgi istendi. Komite, Eylül oturumunda dosyayı incelemeye devam edecek.</p>
<p>AİHM, Demirtaş başvurusunda ilk kararını 20 Kasım 2018&#8217;de açıkladı. Demirtaş’ın “özgürlük ve güvenlik” ile “seçme ve seçilme” haklarının ihlal edildiğine hükmetti. Mahkeme, ayrıca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi&#8217;nin (AİHS) 18. Maddesi&#8217;ne atıfta bulunarak, Demirtaş’ın hukuki değil, siyasi nedenlerle tutuklandığı sonucuna da vardı. Bu kararla Türkiye ilk kez AİHS’in 18. Maddesi&#8217;ni ihlal etmekten suçlu bulunmuş oldu.</p>
<p>Türkiye’nin uymakla yükümlü olduğu kararla Demirtaş’ın tahliyesi beklenirken, hükümet kanadından ilk açıklama Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan geldi. Erdoğan, karara ilişkin “Bizi bağlamaz. Karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Erdoğan’ın açıklamasının ardından Demirtaş’ın tutuklu yargılandığı ve AİHM’in ihlal kararı vererek, derhal tahliyesini istediği davanın görüldüğü Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi, tahliye talebini reddetti.</p>
<p>Erdoğan’ın “Karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz” söylemi de bu kararla devreye girdi. Demirtaş’ın AİHM kararından iki ay önce, 7 Eylül 2018’de, “Örgüt propagandası yapmak” gerekçesiyle yargılandığı ve 4 yıl 8 ay hapis cezası aldığı davada yeni bir gelişme yaşandı. 4 Aralık 2018 günü İstinaf Mahkemesi, yerel mahkemenin kararını onadığını açıkladı. Kararın onanması ile birlikte Demirtaş artık yargılanmış olduğu başka bir dava kapsamında hükümlü statüsüne geçmiş oldu.i</p>
<h5><strong>AİHM Duruşması Öncesi Tahliye Kararı</strong></h5>
<p>AİHM Büyük Daire, tahliye talebinin reddedilmesine yapılan itirazlar üzerine, Demirtaş dosyası ile ilgili 18 Eylül 2019&#8217;da duruşma günü verdiğini açıkladı. Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi, AIHM duruşmasından hemen önce, 2 Eylül 2019&#8217;da, daha önce tahliyesini reddettiği Demirtaş&#8217;ı tahliye etti. Artık Demirtaş, yargılandığı ana davadan değil, “Örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla yargılandığı bir diğer davadan aldığı cezanın onanması nedeniyle hükümlü olduğu için tahliye edilmemiş oldu.</p>
<p>Büyük Daire, 22 Aralık 2020 tarihinde açıkladığı kararında, bir önceki kararını daha da sertleştirdi. Hakkındaki hak ihlallerinin ortadan kaldırılması için Demirtaş’ın “derhal serbest bırakılması” gerektiğini bir kez daha tekrarladı. AİHS’nin özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili 5’inci maddesinin 1 ve 3’üncü paragraflarının ihlal edildiği sonucuna varan Daire, Demirtaş’ın tutukluluğunun “hukuki değil, gizli siyasi amaçlardan kaynaklandığı” hükmünü yeniden vurguladı. Bu kararla Demirtaş’ın “hukuki değil, siyasi olarak tutuklandığı” bir nevi tescillenmiş oldu.</p>
<p>Ancak bu karara rağmen Demirtaş, dört yıl yedi ayı aşkın süredir cezaevinde.</p>
<h5><strong>‘7 Haziran 2015 Seçimlerini Asla Unutmayın!’</strong></h5>
<p>Demirtaş’ın siyasi saiklerle tutuklu olduğunu bir başka itirafı da 9 Haziran 2021 tarihindeki AK Parti Grup toplantısında Erdoğan’ın altını çizdiği sözlerle açığa çıkıyordu. “7 Haziran 2015 seçimlerini asla unutmayın” sözlerini sarf ettiğinden iki gün önce, 7 Haziran’ın altıncı yıl dönümünde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı HDP’nin kapatılması ve 451 siyasetçi hakkında siyasi yasak istediği iddianameyi hazırlayarak Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi.</p>
<h5><strong>Tahliye Kararı Verilen Gün Yeniden Tutuklandı</strong></h5>
<p>“Yargı Reformu Strateji Belgesi” çerçevesinde hazırlanan 1. yargı paketinin Resmî Gazete&#8217;de yayımlanarak yürürlüğe girmesiyle, avukatlarının Demirtaş’ın tahliye edilmesi talebiyle İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yaptıkları başvuru olumlu sonuçlandı.</p>
<p>Ancak henüz karar infaz savcılığına ulaşmamışken, yeni bir “karşı hamle” devreye sokuldu.</p>
<p>Çözüm süreci sırasında IŞİD’in Suriye’nin kuzeyinde yer alan Kobani kentine saldırması, başta Güneydoğu’daki bölge kentleri olmak üzere Türkiye’nin onlarca kentine protesto edilmişti. Resmî açıklamalara göre, 35 il ve 96 ilçede yapılan protestolar suresince yaşanan olaylarda 37 kişi yaşamını yitirdi. İktidar, ilerleyen yıllarda olaylar sırasında meydana gelen ölümlerle ilgili olarak sokak eylemi çağrısı yapan HDP&#8217;yi suçladı.</p>
<p>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 20 Eylül 2019’da Kobani olayları ile ilgili yeni bir soruşturma başlattı. Demirtaş’ın, İstanbul mahkemesinin kararı üzerine tahliye edilmesinin beklendiği gün, Kobani olayları soruşturması kapsamında ikinci defa tutuklanmasına karar verildi. Demirtaş ve HDP’nin Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, savcılığın talebi üzerine Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliği, tarafından tutuklandı. Böylece Demirtaş için verilen tahliye kararı uygulanamadan, Kobani soruşturması kapsamında yeniden tutuklanmış oldu.</p>
<p>Savcılık tarafından 31 Aralık 2020 tarihinde hazırlanan ve 234 klasörden oluşan 3 bin 500 sayfalık iddianame Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Ocak 2021’de kabul edildi.</p>
<p>Hazırlanan iddianamede, 28’i tutuklu 108 kişi sanık olarak yer alıyor. Demirtaş ve Yüksekdağ’ın yanı sıra dönemin Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Gültan Kışanak, Kars Belediye Başkanı seçildikten sonra görevden alınarak, yerine kayyum atanan, sonrasında tutuklanan Ayhan Bilgen, HDP eski milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder ve Ayla Akat Ata ile başka bir davadan tutuklu bulunan Sebahat Tuncel gibi siyasetçiler de sanıklar arasında.</p>
<p>Davada 2 bin 676 kişi ve kurum ise müşteki olarak yer alıyor.</p>
<p>Söz konusu iddianame kapsamında sanıklara &#8220;devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma,&#8221; &#8220;öldürme,&#8221; &#8220;öldürmeye teşebbüs,&#8221; &#8220;yağma&#8221;, &#8220;alıkoyma,&#8221; &#8220;mala zarar verme,&#8221; &#8220;kamu malına zarar verme&#8221; gibi suçlamalar yöneltiliyor. 108 kişi hakkında açılan davada sanıklar hakkında 29 ayrı suçlamayla 38&#8217;er kez ağırlaştırılmış müebbet ve 19 bin 680&#8217;er yıl hapis cezası isteniyor.</p>
<p>Ne var ki Kobani eylemleri gerekçesiyle Demirtaş hakkındaki soruşturmada esasen 2016’da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yetkisizlik kararı verilmiş, dosya Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmişti. Böylece soruşturma ana dava iddianamesi içerisinde 31 no&#8217;lu fezleke olarak yer almıştı.</p>
<p>Demirtaş, tutuklu olduğu Kobani davasından tahliye edilmez, yargılama sonunda da ceza alırsa, hükümlü olarak hapiste olacak. Ancak bu davadan ceza almasa bile, ilerleyen zamanlarda Demirtaş’ı hapiste tutmaya devam edebilecek pek çok başka dava da bulunuyor.</p>
<p>Daha geniş bir kronoloji için<a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/13/selahattin-demirtas-neden-tutuklu-2/" target="_blank" rel="noopener"> tıklayınız.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/13/selahattin-demirtas-neden-tutuklu/">Selahattin Demirtaş Neden Tutuklu?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DDA: “Siyasi ve Sivil Muhalefete En Büyük Baskı Unsuru: Yargı” </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/30/dda-siyasi-ve-sivil-muhalefete-en-buyuk-baski-unsuru-yargi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2020 07:15:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Denge Denetleme Ağı]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[yargı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=51718</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz haftalarda “Yargıya Güvenin Yeniden Tesis Edilmesi İçin Somut Öneriler” başlığını taşıyan yeni bir rapor yayımlayan Denge Denetleme Ağı (DDA), Türkiye’de “yargıya güven azalıyor, vatandaşların adaletsizlik algısı pekişiyor” diyor ve güveni yeniden tesis etmenin yollarını sıralıyor. DDA’dan Genel Koordinatör Hayriye Ataş ve Yargı Reform Grubu Sözcüsü Kadri İnce ile denge denetleme sisteminin önemini ve Türkiye’de yargıya azalan güvenin sebeplerini konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/30/dda-siyasi-ve-sivil-muhalefete-en-buyuk-baski-unsuru-yargi/">DDA: “Siyasi ve Sivil Muhalefete En Büyük Baskı Unsuru: Yargı” </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Katılımcı ve çoğulcu demokrasinin güçlendirilmesini amaçlayan bir sivil toplum hareketi olan DDA, “İfade Özgürlüğünü Sınırlayan Hakaret Suçu, Ceza Kanunundan Çıkmalı”, &#8220;Makul Gerekçeden Yoksun ve Orantısız Tutukluluklar, Yargıya Güveni Zedeliyor: Tutukluluğun Cezaya Dönüşmemesi İçin Somut Öneriler” gibi pek çok çalışma ile Türkiye&#8217;de denge ve denetlemenin mümkün kılınabilmesi için yargı erkine ilişkin somut önerilerde </span><span style="font-weight: 400;">bulunuyor. </span><span style="font-weight: 400;">  </span></p>
<p><b>“Denge denetlemeyi” ve bunun demokratik toplum için taşıdığı önemi, yurttaşların anlayacağı sadelikte, nasıl anlatırsınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-51720 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/Kadri_ince.jpg" alt="Kadri İnce" width="198" height="255" />DDA, katılımcı ve çoğulcu demokrasinin güçlendirilmesi için mücadele eden bir sivil toplum hareketidir. 2011 yılından bu yana denge ve denetleme sistemini süregelmiş akademik okumadan çıkararak, hayatın her alanına sirayet etmesi ve vatandaşlar tarafından içselleştirilmesi için çalışmalar yürütüyoruz. Bizim için denge ve denetleme sistemi yasama, yürütme ve yargı arasındaki güçler ayrılığını ifade ediyor;  yalnızca aktörleri ve kuralları olan bir sistemden ibaret değil; aynı zamanda demokrasi kültürünün özümsenmesiyle ortaya konacak bir yaşam biçimidir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şu an üye sayımız 295, ülkenin her yerinden, her siyasi görüşten ve çalışma alanından sivil toplum kuruluşları bizim üyemiz. Denge ve denetleme sistemi, hak ve özgürlükler açısından kimsenin kimseden üstün olmadığı, güçlerin tek bir erkte toplanmadığı, adil, bir arada ve insanca yaşam formunu ifade eder. Bu sistem içerisinde en büyük rol ise hesap soran, herkesin hakkını gözeten, katılımcı, duyarlı aktif vatandaşlardır. Bu nedenle uzun süredir çalışmalarımızın odağına karar vericilerden ziyade vatandaşları koyuyoruz. Vatandaşlara sistem içerisindeki yerlerini hatırlatıp, sivil ve siyasal demokrasi kültürünü geliştirmeye çalışıyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Vatandaşlara genelde yargı, yürütme, yasama gibi kavramlar çok üst ölçekli geliyor ve “beni neden ilgilendirsin ki?” sorusunu yöneltiyor. Biz de bu nedenle, denge ve denetleme sisteminin günlük hayatla bağlantısını kurmaya başladık. Bir çevre sorunu, trafik kazası ve salgınlar aslında  bir yönetim meselesidir, dolaylı ya da doğrudan sistemdeki aktörleri, yasaları, uygulayıcıları, vatandaşları ilgilendirir ve bu nedenle denge ve denetleme sisteminin işlemesi her zaman yaşamsaldır.  </span></p>
<p><b>Siyasi Partilerin Denge Denetlemenin Önemiyle İlgili Mutabakatı… </b></p>
<p><b>2011’de kurulduğunuzdan bu yana, yürüttüğünüz faaliyetlerin karar alıcılar üzerinde ne ölçüde etki yarattığını söyleyebilir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-51721 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/Hayriye_atas.jpg" alt="Hayriye Ataş" width="192" height="218" />Çalışmalarımızda bir diğer önemli hedef grubumuz, karar vericiler ve siyasi partiler. Bütün siyasi görüşlere eşit yakınlıktayız. Hepsi ile diyalog kurmaya ve yasa yapım süreçlerine etki etmeye çalışıyoruz. DDA bu anlamda da ülkenin en uzun soluklu savunuculuk yapan örgütü. İlk kurulduğumuz zamanlar denge ve denetleme kamuoyunda doğru tarif edilemiyordu, referans verilmiyordu. Bugün ise siyasi partiler denge ve denetleme sisteminin vazgeçilmez olduğunu düşünüyorlar. Anayasa ve yönetim sistemleri gündem konusu olduğunda denge ve denetlemeden bahsetmemek imkânsız hale geldi. Bu konuda kendimize de pay çıkarmakta bir beis görmüyorum. Israrla yıllardır hem kampanyalarımızla hem raporlarımızla bu konuyu siyasetin gündeminde tuttuk, kamuoyu oluşturduk. Partiler kendi programlarında, hatta parti okullarında bir başlık olarak denge ve denetlemeyi anlatır duruma geldiler. 15 Temmuz’dan sonra sivil toplum makası bizim için de daralıp siyasi parti ilişkilerimiz görece zayıflasa da çalışmalarımızı, özellikle politika belgelerimizi ve raporlarımızı bütün siyasi partilerin ve görüşlerin yakından takip ettiklerini biliyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çalışmalarımızda, sivil toplumun sesi olarak günlük etkilerden ve anlık tepkilerden ziyade, uzun süreli ve sürdürülebilir öneriler sunmaya ve çözüm odaklı çalışmaya gayret ediyoruz. DDA’nın ürettiği içerikler aynı zamanda 300’e yakın sivil toplum örgütünün de sesi, böylesi güçlü bir duruşun es geçilemeyeceğini düşünüyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Başka bir çalışmamızda, OHAL döneminde herkes kutuplaşmadan bahsederken, bizler bu ülkeye dair ortak hayallerimizin ve müştereklerimizin peşine düştük. “1 Türkiye Hayali” diye yola çıkıp 2030 Türkiyesine dair vatandaşların hayallerini topladık. Ortak hayallerimizin eğitim, sağlık, ekonomi, kentleşme ve insan onuruna yaraşır bir yaşam olduğunu gördük. Bütün partileri ziyaret edip “bu ülkenin insanları sizlerden bu konularda politikalar bekliyor” dedik. Bu çalışmamızda elde ettiğimiz veriler, bütün siyasi partilerin seçim vaatlerinde yer buldu, birebir kullanıldı. Tepkisel ve büyük etkilerden ziyade, bizim için kulağa kar suyu kaçırmak, bazen de unuttuğumuz müştereklerimize odaklanarak biraraya gelebilmek bile çok önemli.    </span></p>
<p><b>Küresel ve Ulusal Düzeyde Demokrasi Krizi</b></p>
<p><b> 2020 yılında denge denetleme kriterleri açısından Türkiye’yi nasıl değerlendirirsiniz?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aslında haklar, özgürlükler ve demokraside bir gerileme yaşadığımız hepimizin malumu, üstelik bu durum sadece ülkemize özgü bir durum da değil. Dünyadaki ırkçı siyasi eğilimler, yükselen popülizm ve demokratik değerler konusunda referans verdiğimiz ülkelerin, kurumların insani sorunlar karşısındaki tutumları, demokrasinin varoluş amacını ve kurumları çokça sorgulamamıza neden oldu. Ülkemizde de yaşanan demokrasi krizi hem bu eğilimlerin bir parçası hem de kendi özgün koşullarımızın sonucu.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bildiğiniz üzere cumhurbaşkanlığı sisteminin değişmesi yeni sorun alanlarını da beraberinde getirdi. DDA olarak çoğulculuk ve katılımcılık konularında her zaman ısrarcıyız. Son yargı reform paketinde bu konuyu masaya yatırdık ve yargı alanında ülkenin önde gelen uzmanları ve akademisyenleri ile birlikte yargı stratejisini değerlendirdik. Adalet Bakanlığı’na görüşlerimizi ve çözüm önerilerimizi bildirdik, bakanlığın ve diğer kurumların toplantılarına dâhil olmayı ve gelecek reform paketlerini bekliyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir diğer yandan muhalefet partilerinin, ilgili örgütlerin bütün reform başlıklarında özellikle yaşamsal bir alan olan yargı paketi konusunda hazırlıklı olmaları ve sürece dâhil olmaları gerekiyor. Bu nedenle tek tek partileri ziyaret ederek yargı reform paketi konusundaki hazırlık durumlarını da irdeledik, görüş alışverişinde bulunduk. İlerleyen dönemlerde DDA olarak, denge ve denetleme sisteminin diğer aktörleri olan yerel yönetim, yasama, yürütme reform alanlarında da çalışmalarımızı sürdüreceğiz. </span></p>
<p><b>“Yeni Sistemin Denge ve Denetlemeyi Sağladığını Söylemek Güç”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> </span><b>Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CHS) Türkiye’de denge ve denetleme açısından, bütün olarak, nasıl bir sonuç yarattı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’ nin yüzyılı aşkın bir süredir sahip olduğu parlamenter sistem geleneği, referandumla yerini cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine bıraktı. Her ne kadar Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi özgün bir yönetim sistemi olarak tanımlansa da başkanlık sistemi özelliklerini içinde barındırıyor. Denge ve denetleme sistemi ise başlı başına gücün tek elde toplanmamasını sağlar, meclisin güçlü, çoğulcu olması çok önemlidir; hukukun üstünlüğü yaşamsaldır ve yargı bağımsız, tarafsız olmalıdır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1-Bizdeki CHS’nin</span> <span style="font-weight: 400;">mevcut haliyle tam olarak denge ve denetlemeyi sağladığını söylemek oldukça güç&#8230; Sistem fiilen hayata geçmiş olabilir ancak hala tüm kurumları, yetki ve sorumlulukları dönüştürecek revizyon ve reformlar tamamlanamadı. Reform süreçlerinden sonra daha sağlıklı bir tespit ortaya koyabiliriz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2-Başkanlık sistemlerinde, yasama yetkisi meclistedir ve meclis güçlüdür. Bizdeki mevcut uygulamada, kararname yetkisi, hudutları açısından netleştirilmeye ihtiyaç duymaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">3-Ayrıca, demokratik başkanlık sistemlerinde, OHAL dönemlerinde dahi olsa, kararnameler anayasa yargısına tabidir; Türkiye’deki mevcut durumda AYM, OHAL kararnameleri üzerinde herhangi bir anayasal denetim uygulamamaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">4-Hukukun üstünlüğü ve yargısal denetimin üst organı konumundaki AYM üyelerinin seçimlerinde de benzer bir durum söz konusudur. Bu durumda yargı bağımsızlığı ve yürütmenin yargısal denetiminin hakkıyla yapılıp yapılmadığı konusunda, kurumsal bir güvenceden bahsetmek zordur. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">5-Denge ve denetleme sistemi içinde medya, sivil toplum ve vatandaş denetimi önemlidir. Basın, ifade ve örgütlenme özgürlüklerinin sistemin düzgün işleyebilmesi için sağlanması gerekir, ancak bu konularda da gerileme söz konusu ve denge ve denetleme sisteminin önemli ayakları eksik durumda. </span></p>
<p><b>Politika belgelerini hazırlaması sürecinde ve sonrasında, karar alıcılar ile nasıl bir  iletişim ve ilişki yürütüyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hazırlandıktan sonra kendilerinin görüşüne ve bilgisine sunuyoruz. Ayrıca ilgili birimden randevu talep ederek, yüz yüze taleplerimizi ve eksiklikleri müzakere etmeye çalışıyoruz. Kendileri bizimle iletişime çok açıklar, görüş farklılıkları olsa da talepleri kendilerine iletmemizden memnunlar.</span></p>
<p><b>Örneğin son hazırladığınız belgede, Adalet Bakanı ve diğer ilgili birimlerden size geri dönüşler oldu mu?</b><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Bu belgenin yayınlandığı süreç göz önünde bulundurulduğunda olağanüstü bir dönem olduğu kuşkusuz&#8230; Bu nedenle bakanlık makamından bu belgeye dair dönüş olmadı. Ancak 2018 ve 2019 yılları içinde Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı ile birçok kez görüşme fırsatımız oldu, raporlarımızı inceleyip dönüşlerini yaptılar.</span></p>
<p><b> “Siyasi ve Sivil Muhalefete En Büyük Baskı Unsuru: Yargı”</b><b> </b></p>
<p><b>Politika belgenizde “…insan hakları savunucularına yönelik yargı eliyle oluşturulan baskı sivil alanı daraltmakta, sivil toplumun işlevlerini yerine getirmesinin önüne geçilmektedir” deniyor. Sivil alandaki daralma, nasıl aşılır? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Siyasi ya da sivil muhalefete dönük en büyük baskı unsuru, yargı&#8230; Yargı eliyle yürütülen soruşturmaların da gerekçesi genelde terör&#8230; Terörle Mücadele Kanunu&#8217;ndaki (TMK) terör tanımının genişliği sebebiyle, sosyal medyada basit bir paylaşım bile terör kapsamına dâhil edilebiliyor.   Bu nedenle, TMK&#8217;daki tanımın tekrardan ele alınması, şiddet içermeyen unsurların terörden ayrılması gerekiyor. Bunun dışında, suçüstü halleri dışında tutukluluk istisnai olarak kullanılmalı. Kanuni düzenlemesi yeterli olmakla beraber, uygulamada sıkıntı yaşanıyor.</span></p>
<p><b>İnfaz paketini göz önüne alarak, siyasi iradenin izleyeceği adımlara dair öngörünüz nedir?  </b><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">İçinde olduğumuz salgın süreciyle beraber cezaevlerinin boşaltılması yönünde bir eğilim olduğu görülmekte. Bu düzenleme ile özellikle muhalif mahkûmların tahliyesi ile &#8216;toplumsal barışı sağlama&#8217; fırsatı önümüzde. Bu fırsatın iyi değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.</span></p>
<p><b>Karar Alıcılarla İletişimin Güçlendirilmesinin Önemi </b></p>
<p><b> “Yargı üzerindeki yürütme etkisinin arttığı, yargı kurumlarının bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü ilkesinin geçerliliğinin sorgulanır hale geldiği” tespitini yapıyorsunuz.  Karar alıcıların politikalarında bir değişikliğe gitmesi  için ne yapılabilir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu hususların sıkça ve yüksek sesle vurgulanması, bu vurguyla beraber toplumsal uzlaşı ile varılan somut modellerin önerilmesi, karar alıcılarla iletişimin kuvvetlendirilmesi gerekir. Diğer yandan, kamuoyu kanaatini talebe dönüştürmek için mücadele edilmelidir.</span></p>
<p><b>DDA bünyesinde yer alan STK’lara  ve diğer STK’lar ile yurttaşlara vermek istediğiniz bir mesaj var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zor ama bir o kadar da verimli bir coğrafyada yaşıyoruz. </span><span style="font-weight: 400;">Birarada, farklılıklarımızı zenginliğimiz kabul ederek yaşamak, hak ve özgürlüklerimizi gözetmek, müştereklerimizde buluşmak, toplum olabilmek ve insanca yaşayabilmek adına oldukça önemli. Kimi zaman bu olguları unutuyoruz, günlük siyasetin yıpratıcı ve ayrıştırıcı dilinde savruluyoruz. Bu tuzağa düşmeden buluştuğumuz alanları ve değerleri çoğaltmamız gerekli, bunun için mücadele eden insanların</span><span style="font-weight: 400;">, oluşumların her zaman var olması ve artması tek dileğimiz. DDA özelinde, hem üye hem de destekçi olarak çalışmalarımıza katılabilirsiniz, demokrasi etrafında farklı fikirlerin varlığı bize güç verir. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/30/dda-siyasi-ve-sivil-muhalefete-en-buyuk-baski-unsuru-yargi/">DDA: “Siyasi ve Sivil Muhalefete En Büyük Baskı Unsuru: Yargı” </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil Toplum Perspektifinden Yargı Reformu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/15/sivil-toplum-perspektifinden-yargi-reformu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kadri İnce]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Nov 2019 11:09:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz Darbe Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Wikipedia]]></category>
		<category><![CDATA[yargı]]></category>
		<category><![CDATA[Yargı Reformu Strateji Belgesi]]></category>
		<category><![CDATA[youTube]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=44476</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 30 Mayıs 2019’ta açıklanan ‘Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin bir kısmı geçtiğimiz ay içinde yasalaştı. Ancak hayata geçen bu düzenlemelerin sivil topluma neler getirdiği-götürdüğü yeterince tartışılmadı. Bu durum, yargı reformuyla ilgili beklentilerin düşük olmasıyla ya da sivil toplumun sesinin kısılmasıyla ilintili olabilir. Yine de, sivil toplumun mevcut durumunun analizini yaparak hukuki zeminde eksiğin ne olduğunu düşünmekte yarar var.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/15/sivil-toplum-perspektifinden-yargi-reformu/">Sivil Toplum Perspektifinden Yargı Reformu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Neler Getirdi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İlk paketi 24 Ekim 2019’da yürürlüğe giren ilk pakette, ifade özgürlüğü ile ilgili yargılamalara temyiz yolu açıldı. Bu anlamda olumlu bir adım atıldığını söylemekte yarar var. Yine ifade özgürlüğü bağlamında, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2. Maddesine </span><i><span style="font-weight: 400;">“</span></i><span style="font-weight: 400;">Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.”</span><span style="font-weight: 400;"> Hükmü eklendi. Yapılan düzenlemenin AİHS’in 10., Anayasa’nın 26. Maddesi’nden farklı bir yönü bulunmadığı düşünüldüğünde, yapılan düzenlemenin tekrar mahiyetinde olduğu görülecektir. Diğer yandan bu düzenleme, karar alıcılar tarafından ifade özgürlüğünü kullanan basın mensupları ya da sivil toplum mensuplarının ‘terör propagandası’ iddiasıyla yargılandığının üstü kapalı bir kabulünü de gösteriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pakette, sivil topluma bakan ikinci düzenleme ise tutukluluk sürelerine ilişkin. Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 102. Maddesine şu fıkra eklendi:</span></p>
<p>“Soruşturma evresinde tutukluluk süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler bakımından altı ayı, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler bakımından ise bir yılı geçemez. Ancak, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu olarak işlenen suçlar bakımından bu süre en çok bir yıl altı ay olup, gerekçesi gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.”</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum perspektifinden değinebileceğimiz üçüncü düzenleme ise erişimin engellenmesi kararlarına ilişkindir. Uygulamada, erişimin engellenmesi kararı URL bazında değil, sitenin tamamına verilmekteydi. (Wikipedia, YouTube örneği.) Yapılan yeni düzenleme ile, erişimin engellenmesi kararları, ihlalin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL vb. şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verilecek. Ancak, teknik olarak ihlale ilişkin içeriğe erişimin engellenmesi yapılamadığı veya ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla ihlalin önlenemediği durumlarda, internet sitesinin tümüne yönelik olarak erişimin engellenmesi kararı verilebildiği de unutulmamalıdır. Yapılan düzenlemenin ifade ve basın özgürlüğü açısından olumlu bir düzenleme olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Ancak eklemek gerekir ki, sivil toplumun ve aktörlerinin bu düzenlemelerden daha hayati ihtiyaçları bulunmaktadır.</span></p>
<p><b>Sorun Nerede, Ne Yapılmalı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu düzenlemelerin iyi niyetli bir çaba olması dışında, sivil toplumun yaşadığı sorunlara çözüm ürettiğini söylemek mümkün değildir. Zira sorun yasada değil uygulamadadır. İfade özgürlüğüne ilişkin yargılamalarda da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin emsal kararında ‘şiddete çağrı yapılmayan açıklamaların ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirileceği’ belirtilmiştir. Ancak, yargı sistemimizin ifade özgürlüğü ile ilgili aldığı kararlar doğrultusunda AİHM’de en çok davası olan ülkeler arasındayız. Aynı şekilde AİHM tarafından Türkiye hakkında ihlal kararı verilen hususlardan diğerleri de adil yargılanma hakkı ve özgürlük ve güvenlik hakkıdır. Bunun temel sebebi yasalar değil, yargı bağımsızlığının tesis edilememesindendir. Bu doğrultuda hakim ve savcıların mesleğe kabul süreci, HSK üyelerinin seçim süreci ve mülakatları şeffaf bir şekilde yürütülmelidir. Strateji belgesinde yer alan coğrafi teminat gerçek anlamıyla uygulamaya koyulmalıdır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">15 Temmuz Darbe Girişimi ve akabinde yaşanan OHAL sürecinin yarattığı yıkım sivil toplumda halen yankılarını sürdürmektedir. Büyükada ve Gezi davası başta olmak üzere, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü kullandığı için görevlerinden, özgürlüklerinden edilen, kurumları kapatılan sivil toplum aktörleri ciddi hak ihlallerine uğradıkları gibi, içinde bulunduğumuz süreç diğer sivil toplum aktörlerinin içine kapanmasına neden olmuş, kamu-sivil toplum ilişkisini zayıflatmıştır. Bu bağlamda KHK’lar ile oluşturulan mağduriyetler giderilmeli, beraat eden kişilere ve haksızca kapatılan kurumlara iade-i itibar sağlanmalı, bu sayede sivil toplumun hukuki güvenliği ve hukuki öngörülebilirliği yeniden tesis edilmelidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Belirtilmesi gereken bir diğer husus da toplantı ve gösteri yürüyüşü alanındadır. Uygulamada valilik ve kaymakamlık makamlarının ‘kamu güvenliği’ ve ‘kamu sağlığı’ gibi soyut, ucu açık gerekçelerle toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin önlendiği görülmektedir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğüne ilişkin yasal düzenlemelerin yeterli olduğunu belirtmekle beraber, bu ucu açık kavramların sivil toplum üzerinde tehdit unsuru olarak tutulması doğru değildir. Yapılacak düzenlemelerle bu kavramların yasal zeminde açıklanması hukuki öngörülebilirlik açısından önemlidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum aktörlerinin örgütlenme özgürlüğü kapsamında gerçekleştirdiği faaliyetler zaman zaman ‘silahlı terör örgütüne üye olma/propaganda yapma’ gibi suç isnatlarıyla karşı karşıya kaldığı görülmektedir. Her ne kadar Anayasa Mahkemesi’nin dernek üyeliğinin silahlı terör örgütüne üyelik kapsamında delil olarak değerlendirilemeyeceğine yönelik aldığı <a href="https://www.anayasa.gov.tr/tr/haberler/bireysel-basvuru-basin-duyurulari/yasal-bir-dernegin-faaliyetlerine-katilmanin-teror-orgutu-uyeligi-sucundan-mahkumiyette-delil-olarak-kullanilmasi-nedeniyle-orgutlenme-ozgurlugunun-ihlal-edilmesi/">son karar</a></span><span style="font-weight: 400;"> yerinde ve önemli olsa da, sorunun temeli Terörle Mücadele Kanunu’nda yer alan terör tanımındadır. Bu tanım çerçevesinde, BM İnsan Hakları Konseyi’nin özel raportörü Ben Emmerson tarafından hazırlanan 22 Şubat 2016 tarihli raporundaki hususlara dikkat edilmesi yararlı olacaktır</span><span style="font-weight: 400;">: </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">(a) ifadede teşvik edilen fiil gerçek anlamda terör niteliği taşımalı,</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">(b) ifade özgürlüğünü mümkün olan en az şekilde sınırlamalı,</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">(c) kanunda net bir şekilde ifade edilmeli, “öven” veya “yücelten” gibi kelimelerden kaçınmalı,</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">(d) teşvik edilen fiilin işlenmesinin gerçek (objektif) bir risk olduğu şartını içermeli,</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">(e) ifade eden kişinin o fiilin gerçekleşmesi amacını taşıdığını açıkça gösterebilmeli,</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">(f) suça teşvik oluşturmayan ifadelerin cezai sorumluluk taşımayacağını belirtmeli.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/15/sivil-toplum-perspektifinden-yargi-reformu/">Sivil Toplum Perspektifinden Yargı Reformu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
