<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>salgın arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/salgin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/salgin/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 23 Feb 2022 10:23:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>salgın arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/salgin/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tiyatro Kooperatifi, Kültür Bakanlığı&#8217;ndan Şeffaflık ve Eşitlik İstiyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/16/tiyatro-kooperatifi-kultur-bakanligindan-seffaflik-ve-esitlik-istiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Nov 2021 13:17:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[GalataPerform]]></category>
		<category><![CDATA[özel tiyatrolar]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro Kooperatifi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=76001</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Destekten yararlanamayan tiyatroların başvurularının olumsuz sonuçlanma nedenlerinin bildirilmesini talep ediyor ve bekliyoruz.” Tiyatro Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, GalataPerform Kurucusu ve Genel Sanat Yönetmeni Yeşim Özsoy’la hazırladıkları raporun içerdiği soruları merceğe alarak özel tiyatrolara yönelik destek politikalarındaki sorunları konuştuk. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/16/tiyatro-kooperatifi-kultur-bakanligindan-seffaflik-ve-esitlik-istiyor/">Tiyatro Kooperatifi, Kültür Bakanlığı&#8217;ndan Şeffaflık ve Eşitlik İstiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Tiyatro Kooperatifi, 5 Kasım’da internet sitesinden ve sosyal medya hesaplarından yayınladığı raporu, Kültür ve Turizm Bakanlığı&#8217;na bağlı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü&#8217;nün dikkatine sundu. Rapor, özel tiyatrolara verilen ve verilmeyen destekleri odağına alarak kültür sanat politikalarında eşitlik ve şeffaflık çağrısı yapıyor. </span></p>
<p><b>Çatınız altında 64 özel tiyatro bulunuyor. Gündeminizde ağırlıklı olarak hangi konular yer alıyor? Özel tiyatroların öne çıkan meseleleri neler? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-76006 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/yesim-ozsoy-640x426.jpg" alt="Yeşim Özsoy" width="340" height="226" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/yesim-ozsoy-640x426.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/yesim-ozsoy.jpg 700w" sizes="(max-width: 340px) 100vw, 340px" /></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tiyatro Kooperatifi olarak özel tiyatroların sanatsal üretimini zenginleştirirken ekonomik, sosyal ve hukuki açıdan güçlenmesi ve sürdürülebilir hâle gelmesi için çalışıyoruz. Özel tiyatroların yaşadığı sorunların önemli ölçüde ekonomik temelli olduğu gözlemine dayanarak bu sorunların çözümü için kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, akademi ve özel sektör ile iş birliği yapabileceğimiz doğru yapılanmayı, sosyal kooperatifçilik modelinde bulduk. Bu yapılanmayla ortaklarımız için ekonomik ve sosyal fayda yaratmak üzere projeler üretiyor, birlik ve dayanışmadan güç alarak ilerliyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özel tiyatrolar, mevzuat uyarınca tacir statüsündeki işletmelerdir. Kamusal bir faaliyet yürütüyoruz ancak vergi ve benzeri maddi yükümlülüklerimiz, herhangi bir ticari işletmeden farksız. Bu durum, salgın öncesinde dahi pek çok özel tiyatronun sürdürülebilirliğini tehlikeye atıyordu. Geldiğimiz noktada bu alanda köklü değişiklikler yapılması, ayakta kalabilmemiz için hayati önem taşır hâle geldi. Bu sebeple şu anda ana gündemimizi, mevzuat değişikliği için yürüttüğümüz savunuculuk çalışmaları oluşturuyor. Özel tiyatroların çalışma koşullarının ve ihtiyaçlarının gözetildiği yeni bir yasal statü oluşturulması amacıyla araştırmalarımızı ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarıyla görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Ek olarak Kooperatif ortağı tiyatrolar için kaynak geliştirme, Türkiye çapındaki özel tiyatrolar için örgütlenme hedefiyle yürüttüğümüz projeler de devam ediyor. </span></p>
<p><b>Geçtiğimiz günlerde Kültür ve Turizm Bakanlığı&#8217;na özel tiyatrolara sunulan destekler konusunda hazırladığınız raporu sundunuz. Genel olarak Bakanlığa sunduğunuz rapordaki ana sorular nelerdir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">5 Kasım 2021’de Kültür ve Turizm Bakanlığına 2021-2022 sanat sezonu için Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü tarafından özel tiyatroların projelerine yapılan destek konusunda, Tiyatro Kooperatifi ortakları tarafından sağlanan veriler ışığında hazırladığımız raporu ilettik. Kooperatifimizin çatısı altında küçük, orta ve büyük ölçekli, farklı kategorilerde üretimleri olan 64 ortağımız bulunuyor; bu anlamda sağlıklı bir örneklem sunabiliyoruz. Raporda çeşitli veriler ve karşılaştırmalar üzerinden destek yönetmeliğinde yer alan kriterlerin, özel tiyatroların başvurularının değerlendirilmesine ne şekilde yansıtıldığını sorguluyoruz. Bakanlığa yönelttiğimiz ve </span><a href="https://tiyatrokooperatifi.org/2021-2022-sanat-sezonu-icin-guzel-sanatlar-genel-mudurlugu-tarafindan-ozel-tiyatrolarin-projelerine-yapilan-destek-konusunda-t-c-kultur-ve-turizm-bakanligina-ilettigimiz-sorularimiz/">bağlantıdaki</a><span style="font-weight: 400;"> duyurumuzda yer alan soruların yanıtlarını da arıyoruz. Değerlendirme kriterlerinin işlenme şeklinin ve bütçe dağılımının şeffaf bir biçimde açıklanmasını, değerlendirme komisyonunda yer alan isimlerin kamuoyuyla paylaşılmasını, sunulan destek bütçelerindeki düşüşün ve tiyatro salonlarına ek destek sağlanmamasının gerekçelerinin belirtilmesini, destekten yararlanamayan tiyatroların başvurularının olumsuz sonuçlanma nedenlerinin bildirilmesini talep ediyor ve bekliyoruz. </span></p>
<p><b>Raporda değindiğiniz pek çok başlık var. Bunlardan biri destek başvurusu yapmayan özel tiyatroların gerekçeleriyle ilgili. Sizce raporda da yer verdiğiniz gerekçeler, özel tiyatroların güncel durumu hakkında bize neler anlatıyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özel tiyatrolar son derece kırılgan bir yapıya sahip ve sürdürülebilirlik noktasında büyük sorunlar yaşıyor, raporda sunulan başvuru yapmama gerekçeleri de aslında bu gerçeği gözler önüne seriyor. Kooperatif ortaklarının %59’u desteğe başvuru yapamamış veya yapmamayı tercih etmiş; bu, çok çarpıcı bir oran. Desteğe başvurmak için Ticaret Odası kaydı, “Vergi borcu yoktur” yazısı gerekliliği gibi ön koşullar bulunuyor. Maddi yetersizlikler sebebiyle pek çok tiyatro bu koşulları karşılayamıyor. Tiyatrolar, destekten faydalandıkları takdirde zorlayıcı bir prosedür ve yoğun evrak yüküyle karşılaşıyor ancak birçoğunun bu süreci tamamlayabilecek yeterli insan kaynağı bulunmuyor. Salgın sürecinin de etkilerini gözlemliyoruz tabii. Koşulların getirdiği belirsizlik sebebiyle üretimlerine ara veren, salonlarını kapayan tiyatrolarımız var. Örnek vermek gerekirse salgın sürecinde Kooperatif ortağı dört tiyatro sahnelerini kapadı. Mevcut destek bütçeleri, ayakta kalma mücadelesi verebilmek için maalesef yeterli değil. Geçen senelerdeki deneyimlerine dayanarak sürecin adil ve şeffaf bir biçimde yürütüleceğine güven duymayan ve bu sebeple başvuru konusunda çekimser davranan tiyatrolar da bulunuyor. Kültür ve Turizm Bakanlığının açıkladığı veriler, destek başvurusu yapan tiyatro sayısının geçen seneye göre arttığını gösteriyor (2020 yılında toplam 390 özel tiyatro başvuru yaparken 2021 yılında 472 özel tiyatro başvuru yapmış) fakat sunulan bütçelerle “Bu tiyatrolardan kaç tanesi, desteğin gerekliliklerini karşılayabildi, oyunlarını sahneleyebildi?” sorularına yanıt veremiyoruz çünkü Bakanlık da süreçle ilgili herhangi bir raporlama yapmıyor.  </span></p>
<p><b>Rapordaki bir diğer önemli başlık, yapılan desteklerin tahmini maliyetin %70’ini karşılayabilir denmesine rağmen ortalama %24’te kalmasıyla ilgili. Destekler özel tiyatroların yaratıcılığına, üretmesine ne kadar katkı sunuyor? Yoksa göz boyamadan ibaret mi kalıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kooperatif ortağı tiyatroların sağladığı veriler doğrultusunda, 2021-2022 sanat sezonu için Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü tarafından özel tiyatroların projelerine yapılan desteğin ortalama 30.000 TL olduğunu gözlemliyoruz. Bu meblağ, 2020-2021 ve 2019-2020 sanat sezonlarında sağlanan ortalama miktarlardan da düşük. Salgın sürecindeki kayıplarımız ve ülkemizdeki mevcut ekonomik koşullar göz önünde bulundurulduğunda bu desteklerin yeni projeler üretmek ve bu projeleri seyirciyle buluşturmak için son derece yetersiz kaldığını söyleyebiliriz.  </span></p>
<p><b>Özel tiyatroların çocuk ve gençlik tiyatrosu yapan özel tiyatroların desteklerden daha az yararlanabildiğine işaret ediyorsunuz. Bu durum, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın çocuk ve gençlere yönelik sanat ortamına verdiği önem hakkında neler anlatıyor? Buradaki negatif ayrımcılık hakkında neler söylersiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-76007 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/tiyatro-kooperatifi-640x787.jpg" alt="Tiyatro Kooperatifi" width="342" height="421" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/tiyatro-kooperatifi-640x787.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/tiyatro-kooperatifi.jpg 700w" sizes="(max-width: 342px) 100vw, 342px" /></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle raporda da belirttiğimiz üzere Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından çocuk ve gençlik tiyatrosuna yönelik yapılan destekleri değerlendirmek üzere elimizde yeterli veri bulunmuyor, bu konuda herhangi bir yorum yapmamız doğru olmaz. Ancak geçmiş dönemde yapılan çeşitli kamu desteklerine ve yerel yönetimler tarafından oluşturulan projelere baktığımızda çocuk ve gençlik tiyatrosuna ayrılan bütçenin, yetişkin tiyatrosuna kıyasla genellikle çok daha düşük olduğunu görüyoruz. Bu sebeple hem çocuk hem de yetişkin oyunları üreten pek çok tiyatro, destek başvurularında yetişkin oyunlarıyla ilerlemeyi tercih ediyor. Tiyatro Kooperatifi olarak çocuk ve gençlik tiyatrosu alanındaki üretimlerin artması ve gelişmesini çok önemsiyoruz hatta bu konuya odaklanan bir çalışma grubumuz da bulunuyor. Bu alanın zenginleşebilmesi için tiyatroların teşvik edilmesi ve kamu ve özel sektör tarafından desteklenmesi önem taşıyor. </span></p>
<p><b>Pandemiyle birlikte özel tiyatrolara sunulan desteklerde bir artışın söz konusu olmadığı aksine diğer yıllara göre bir düşüş yaşandığını görülüyor. Kapalı kalan, zorunlu kapasite sınırlamasıyla perde açabilen tiyatrolara sunulan destek miktarlarının düşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yukarıda da belirttiğimiz üzere tiyatro başına ayrılan destek bütçesindeki düşüş, yeni projeler üretmeyi ve sahnelemeyi planlayan özel tiyatroları zor durumda bırakıyor. Sahneler uzun zaman sonra yeniden açılmaya başladı, son yayımlanan genelgeyle birlikte özel tiyatroların faaliyetlerini sürdürmesinin önünde bir engel olan kapasite sınırlaması da kalktı ancak salgın sürecindeki kayıplarımızı telafi edebilmek için çok çalışmak durumundayız, ayakta kalma mücadelemiz devam ediyor. Bu noktada tüm nakdî destekler bizim için hayati önem taşıyor ve bütçedeki düşüşle ilgili endişe duyuyoruz. </span></p>
<p><b>Raporda verilen destekleri detaylı karşılaştırmalarla incelediğiniz tablolar mevcut. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın destek miktarlarını belirlemede hangi kriterleri gözettiği yeterince açık mı? Bu konuda daha eşit ve açık bir dağıtım için Bakanlığa önerileriniz neler? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kültür ve Turizm Bakanlığı, “Özel Tiyatroların Projelerine Yapılacak Yardımlara İlişkin Yönetmelik”in 8. maddesinde değerlendirme ölçütlerini açıklıyor. Ancak elimizdeki veriler doğrultusunda yaptığımız karşılaştırmalar sonucunda bu kriterlerin, değerlendirmeye ve sunulan bütçelere nasıl yansıtıldığına dair soru işaretlerimiz oluşuyor. Bu noktada devreye, yönetmelikte de yer alan “başvurulan projenin tiyatro sanatına sağlayacağı katkı”, “sanat seviyesi”, “sahnelemedeki başarı düzeyi” gibi subjektif kriterler de giriyor. Bu kriterlerin değerlendirme komisyonu tarafından nasıl değerlendirildiği, komisyonda hangi isimlerin yer aldığı şeffaf bir biçimde açıklanmıyor. Bu noktada, eşit ve açık bir dağıtım için somut ölçütlerin yer aldığı bir puantaj sistemi oluşturulmasının elzem olduğunu düşünüyoruz. </span></p>
<p><b>Sorun olarak işaret ettiğiniz noktalardan biri de değerlendirme kriterlerinde yer alan subjektif maddeler. Bu kısımla ilgili önerileriniz neler? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Raporda da aktardığımız üzere ideal senaryoda, sürecin adil bir biçimde yürütülebilmesi adına değerlendirmede subjektif bir kriterin olmaması gerektiği görüşündeyiz. Kasım 2020’de Bakanlığa ilettiğimiz yönetmelik değişikliği önerilerinde de yer alan, uluslararası alandaki destek mekanizmalarında da örnekleri görülen puantaj cetveli sisteminin uygulanmasının, pek çok soru işaretini ortadan kaldıracağını düşünüyoruz. Objektif kriterlerin yer aldığı bir puantaj cetvelinin hazırlanmasının; bu cetvelin, başvuru çağrısıyla birlikte ilan edilmesinin ve değerlendirme sürecinden sonra sonuçların tiyatrolara iletilmesinin, güven tesisini sağlamak adına önemli bir adım olacağına inanıyoruz. Mevcut durumda ise değerlendirme komisyonu tarafından yapılan öznel yorum ve iyileştirme önerilerinin tiyatrolara aktarılması, şeffaflığın sağlanabilmesi için bizce bir gereklilik.  </span></p>
<p><b>Başvuru yapan tiyatroların yüzde 92’si olumlu dönüş alırken yüzde 8’i red almış. Ancak red nedenleri açıklanmamış. Bu konuda olumsuz dönüşlerin nedenlerini açıklamasının gerektiğini vurguluyorsunuz. Bu talebiniz ve diğer soru ve taleplerinizle ilgili Kültür Bakanlığı’ndan bir geri dönüş oldu mu? Bundan sonra şeffaflık arayışınızda nasıl ilerlemeyi planlıyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu konuya ilişkin taleplerimizle ilgili Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından henüz bir dönüş yapılmadı. Tiyatro Kooperatifi olarak süreci takip etmeye ve taleplerimizin arkasında durmaya devam edeceğiz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak Kültür ve Turizm Bakanlığına ilettiğimiz, röportaj boyunca bahsi geçen raporu </span><a href="https://tiyatrokooperatifi.org/wp-content/uploads/2021/11/Tiyatro-Kooperatifi_2021-2022-Sanat-Sezonu-Guzel-Sanatlar-GM-Destegi-Hk-Rapor.pdf">internet sitemizden</a><span style="font-weight: 400;"><a href="https://tiyatrokooperatifi.org/wp-content/uploads/2021/11/Tiyatro-Kooperatifi_2021-2022-Sanat-Sezonu-Guzel-Sanatlar-GM-Destegi-Hk-Rapor.pdf"> </a>okuyabilirsiniz. Sesimizi güçlendirmek için alanımızda çalışan tüm bileşenlerin ve tiyatro seyircilerinin desteğini ve paylaşımlarını bekliyoruz.  </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/16/tiyatro-kooperatifi-kultur-bakanligindan-seffaflik-ve-esitlik-istiyor/">Tiyatro Kooperatifi, Kültür Bakanlığı&#8217;ndan Şeffaflık ve Eşitlik İstiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Çocuk ve Gençlerin Sağlıklı Gelişimi İçin Yüz Yüze Eğitimin Önemi Büyük”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/01/cocuk-ve-genclerin-saglikli-gelisimi-icin-yuz-yuze-egitimin-onemi-buyuk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Jun 2021 12:24:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[çevrim içi eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Emin Karip]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[Okul]]></category>
		<category><![CDATA[online sosyalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal kısıtlamalar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=70737</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüz yüze eğitimden ve okul merkezli sosyalleşmeden mahrum kalmanın çocuk ve ergen psikolojisi üzerindeki etkilerini konuştuğumuz Eğitim Bilimci Prof. Dr. Emin Karip, sağlıklı gelişim için yüz yüze eğitimin öneminde dikkat çekerek, “Çocuklar ve gençler salgın sürecinde sağlıklı bir sosyal ve duygusal gelişim için hayati öneme sahip akran etkileşiminden ve aile dışındaki yetişkinlerle olan etkileşimlerden yoksun kaldılar” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/01/cocuk-ve-genclerin-saglikli-gelisimi-icin-yuz-yuze-egitimin-onemi-buyuk/">“Çocuk ve Gençlerin Sağlıklı Gelişimi İçin Yüz Yüze Eğitimin Önemi Büyük”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin OECD ülkeleri içinde okulların en uzun süre kapalı kaldığı ülkeler arasında olduğunu ifade eden Prof. Dr. Emin Karip, okul temelli sosyalleşmenin çocuk ve ergenlerin kişilik gelişimindeki önemine vurgu yaparak, “Salgınının doğrudan ve dolaylı psikolojik, sosyal etkileri çocukların ve ergenlerin zihinsel sağlığını şimdiden etkilemiş durumda, gelecekte de bu etkilerin onların sosyal ve ruhsal esenliğine zarar vermeye devam etme potansiyeli var” diyor.</span></p>
<p><b>Okul ortamı, çocuklar ve ergenlerin sosyalleşmesinde ve kişilik gelişiminde ne kadar yer tutuyordu? Pandemi nedeniyle uzaktan eğitime geçen bu yaş gruplarında okul ortamından ayrı kalmanın etkileri neler olacak? Okul temelli sosyalleşmenin eksikliği nasıl giderilebilir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-70738 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/emin-karip.jpg" alt="Emin Karip" width="288" height="300" />Okulu, çocukların ve gençlerin sosyalleşmesinde aileden sonra en temel kurumlardan biri olarak görürüz. Okulun işlevlerinden birinin de çocuğun sosyalleşmesini sağlamak olduğunu düşünürüz. Hatta öğrenmenin sosyal bir etkinlik olduğunu, akranlarla ve öğretmenlerle sosyal bir etkileşim içinde gerçekleştiğini söyleriz. Diğer yandan çoğu çocuğun okula gitmeyi pek de sevmediğini biliriz. Okula gitmeyi sevmemelerinin nedeni de büyük ölçüde okulda kendi tercihleri olmayan pek çok şeyi öğrenmek ve yapmak zorunda olmaları, diğerleriyle birlikte belirli kurallar ve kalıplar içinde yaşamak zorunda kalmaları ile ilişkili olabilir. Bu koşullarda bile çoğunlukla çocukların dönem arası tatillerde ve yaz tatilinde okula dönüşü iple çektiklerine, okula dönüşün heyecanını yaşadıklarına tanık oluruz. Bu heyecanın kaynağı büyük ölçüde okulda olmanın sosyal boyutu ile ilişkilidir.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;"> İster televizyon olsun ister bir bilgisayar, öğrenciler öğrenme için bütünüyle ekrana bağımlı hale geldiğinde, özellikle de çevrim içi etkileşim olanakları da sınırlı ise, okulu ve öğrenmeyi eğlenceli kılan, akranları ile takılmak, birlikte zaman geçirmek, öğretmenleri ile etkileşim gibi sosyal ve duygusal gelişimi destekleyen kısımları kaybediyoruz. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyalleşmeyi sağlayan unsurlar büyük ölçüde ortadan kalkıyor. Geriye ise sosyal etkileşimden yoksun, çoğunlukla sıkıcı bulunan müfredat odaklı kısımlar kalıyor. Salgın sürecinde gördük ki, uzaktan eğitim nedeniyle çocuklar sosyal ve duygusal gelişim boyutunda eğlenceden daha fazlasını kaçırıyorlar. Çocuklar aslında salgın sürecinde sosyal kısıtlamalarla birlikte derslerden çok daha fazlasını kaçırdılar. Sağlıklı bir sosyal ve duygusal gelişim için hayati öneme sahip akran etkileşiminden ve öğrenme sürecinde aile dışındaki yetişkinlerle olan etkileşimlerden yoksun kaldılar.</span></p>
<p><b>Bahsettiğimiz yaş grubu arasında online sosyalleşme yaygın olsa da tek seçenek olarak kalması, nasıl sıkıntılar doğurabilir? Bu bağlamda eğitimin de sanal mecralarda yapılması neleri etkileyecek? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yüz yüze eğitim, sosyalleşmenin gerçekleşmesinde, çocukların ve ergenlerin kişilik ve kimliklerinin gelişiminde, sosyal ve duygusal zekalarının ve yetkinliklerinin gelişiminde çok önemli bir rol oynar. Çocuklar ve gençler uzunca bir süredir sosyalleşmeyi destekleyen yüz yüze öğrenme ve etkileşim ortamından uzak kaldılar. Peki sosyalleşme ve sosyal gelişimdeki kayıplar çocukların ve gençlerin yaşamını gelecekte nasıl etkileyecek? Salgının çocukların ve gençlerin sosyal gelişimi üzerinde uzun dönemli etkileri neler olacak? İşte bu soruların yanıtlarını tam olarak bilmiyoruz. Bilimsel bir yaklaşımı esas aldığımızda bu sorulara kesin yanıtlar vermekten de kaçınmalıyız. Bir yandan salgının başlangıcından bu yana geçen sürede bazı araştırmalar çocukların ve gençlerin sosyal ve duygusal gelişiminde ciddi boyutta sorunlar olduğuna işaret ediyor. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Bilimsel veriler, kısıtlamaların çocukların eğitimi, refahı ve zihinsel sağlığı üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor. Bu etkilerin uzun vadeli olduğu varsayılıyor. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Diğer yandan okulların yeniden açıldığı yerlerde çocukların okula yeniden başlamasında sosyal ve duygusal uyumun yetişkinlerin, eğitimcilerin, sosyologların ve psikologların beklenti ve öngörülerine göre çok daha kolay, daha hızlı ve daha olumlu olduğuna tanıklık ediyoruz. Ayrıca araştırma bulguları ve gözlemler küçük yaşlardaki çocukların ergenlik çağındakilere ve gençlere göre salgının sosyal ve duygusal gelişim üzerindeki olumsuz etkilerine karşı daha esnek ve dirençli olduklarına, daha kolay uyum sağladıklarına işaret ediyor. Uzun vadeli etkilerin neler olacağını ise tam olarak bilemiyoruz. Çünkü çocukların okula döndüklerinde eğitimcilerin öngörülerine kıyasla daha hızlı ve kolay bir sosyal uyum sağlayabilmesi de olası gözüküyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sorunun önemli bir boyutu kuşkusuz ki, salgının çocukların ve gençlerin sosyal gelişiminde uzun vadeli olumsuz etkilerini en aza indirmek için neler yapabiliriz sorusunun yanıtı ile ilgili. Yüz yüze eğitim ortamında akran etkileşimi sosyal ve akademik gelişimi destekler. Okul ve sınıf ortamında olmak, akranlarıyla etkileşim kurma fırsatı sağlar. Bu etkileşim benlik algısının gelişimi, özgüven gelişimi ve bir kimlik inşa etmede hayati önem taşır. Öğrenci bu etkileşim içinde dahil olma, diğerleriyle birlikte çalışma, belirli kurallar çerçevesinde diğerleri ile iş yapma, kendini ayarlama, özdenetim gibi yetkinlikleri geliştirir. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Her ne kadar sanal öğrenme platformları da çocukların gelişimini destekleyecek sınıf temelli etkileşim ve iletişim, çevrimiçi kulüpler, dijital etkileşimli platformlar gibi bazı sosyalleşme fırsatları sağlasa da yüz yüze eğitimin yerini tutamaz. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Kurumsal düzeyde atılacak en önemli adım, aşılamanın da yaygınlaşması ile birlikte, salgının yayılmasını önlemek için gerekli düzenlemeleri yaparak okulları açmaktır. Okulların açılması daha fazla geciktirilemez, ertelenemez. Belirsizlikler çocuklar ve gençler üzerinde salgının olumsuz etkilerini artırıcı bir etkiye sahip. Bu nedenle anne babaların aile içinde iletişimi ve beklentileri açık tutması önemli. Anne babaların salgının yarattığı stresle ve kaygıyla baş etme konusunda çocuklarına model olmaları çocukların salgının etkileri ile baş etmelerini kolaylaştırabilir. Ayrıca çocukların ve gençlerin akranlarıyla güvenli bir şekilde etkileşimini sağlayacak yüz yüze ve çevrim içi oyunlar, etkinlikler, birlikte zaman geçirmenin koşullarının sağlanması ve desteklenmesi sosyal gelişimi olumlu yönde etkileyecektir. </span></p>
<p><b>Bu dönemin uzaktan eğitime devam eden çocuk/ergen psikolojisi üzerinde oluşturduğu kendine has kaygı/baskı faktörleri, yaygın ruh halleri neler? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Küresel ölçekte bir salgınla baş etmeye çalışıyoruz. Öğrencilerin ailelerinin işleri bozuldu, pek çok ailede birileri işini kaybetti, gelirini kaybetti. Bazı ülkelerdeki araştırmalar salgın sürecinde anne babaların ruh sağlığının da belirgin bir olumsuz etkilendiğini gösteriyor. Anne babaların stres ve kaygı düzeylerinin yükselmesi doğrudan veya dolaylı olarak aile içi ilişkileri ve çocukların iyi olma halini etkiliyor. Pek çok öğrencinin ailesinde veya yakın çevresinde birileri COVID 19 geçirdi, daha kötüsü entübe edildi, tanıdık birisi veya yakını hayatını kaybetti. Salgının kendisi pek çok çocuk ve genç için kendi başına yeterince rahatsız edici bir olgu. Salgının çocuklar ve ergenlerin ruh sağlığı ve esenliği üzerinde etkileri konusunu gün geçtikçe daha iyi anlıyoruz. Bütün dünyadan bu yönde veriler, araştırma bulguları gelmeye devam ediyor. Türkiye OECD ülkeleri içinde okulların en uzun süre kapalı kaldığı ülkelerden birisi. Diğer yandan ailede işlerin kaybedilmesi veya işin bir şekilde bozulması bakımından da salgından en çok etkilenen ülkelerden birisi aynı zamanda. 2020 yılında gerçekleştirilen, OECD tarafından yayınlanmış bir uluslararası araştırmaya göre ülkemizde hanelerin yarıdan fazlasında bir şekilde işlerin bozulduğu ve her dört haneden birinde en az bir kişinin işini kaybettiği rapor edildi. Bu verileri şunun için paylaşıyorum; yalnızca okulların kapalı kalması değil, sağlık açısından bir olgu olarak salgının kendisi kadar aileler üzerinde ekonomik etkileri de özellikle ergenler için travmatik sonuçlar doğuracak nitelikte gözüküyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kuşkusuz ki salgının çocukların ve ergenlerin ruh sağlığı üzerindeki etkileri kültürel olarak aile ortamında ilişkiler ve bağların niteliğine bağlı olarak değişmektedir. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Küresel ölçekte elimizdeki veriler göstermektedir ki, salgın ergenlerde görece olarak daha yüksek oranda anksiyete, depresyon ve stres oluşmasına neden olmuştur. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Buna ilave olarak madde bağımlılığı, ekran bağımlılığı ve pek çok ruhsal sorun eğilimlerinin gideren artan oranda rapor edildiğine tanık oluyoruz. Ayrıca travma sonrası stres bozukluğu gibi etkilerin de yaygın olarak rapor edildiğini görüyoruz. Kısacası salgın toplumun, özellikle de gençlerin ruh sağlığını tehdit ediyor. Ne yazık ki salgının negatif ruhsal etkileri sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı ve hassas kesimleri daha çok etkiliyor. </span></p>
<p><b>Yaşıtları ve öğretmenleriyle aynı ortamı paylaşamayan çocuklar/ergenler; derslerine odaklanma, kendini çevresine ifade edebilme, sosyal bir kimlik edinme gibi gereksinimlerini nasıl karşılayabilir? Burada ebeveynlere ne gibi görevler düşüyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocuklar ve gençler açısından ortaya çıkan durum çok karmaşık ve çok boyutlu. Bu dönemde dayanıklılık ve esneklik öne çıkan iki kavram. Daha önce hiçbirimizin deneyimlemediği boyutta ve derinlikte bir salgın ve bu salgının ortaya çıkardığı bir kriz ile baş etmeye çalışıyoruz. Bir tarafta salgınla ilgili kaygılar, korkular ve belirsizlikler, diğer yanda eğitim hayatı, öğrenme ve kendi geleceği ile ilgili belirsizlikler… Bu dönemde öğrenmenin sürdürülebilmesi birkaç temel koşula bağlı. Bunlardan birincisi öğrencinin motivasyon düzeyi, bağımsız çalışabilme, bir işi veya görevi kendi başına başlatma, sürdürme ve tamamlayabilme yeterliği ve bu konuda tutumların ne olduğu. Bu konuda hem aile içinde hem çevrim içi olarak öğretmenler ve rehber öğretmenler öğrencilere destek olabilir. Bu yönde ailelere yönelik destek eğitimleri veya materyalleri yanında rehberlik hizmetlerinin de sağlandığını biliyoruz. Ama bunların etkileri veya etkililiği konusunda bir veri yok elimizde. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkinci olarak öğrencinin kendi kendine öğrenebilmesi, çevrim içi eğitimlerden verimli bir şekilde yararlanabilmesi bilişsel olarak, akademik olarak hazır bulunuşluk düzeyine bağlı. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Ne yazık ki, şu ana kadar ulusal ölçekte veriler kamuoyu ile yeterince paylaşılmamış olsa da hem uluslararası hem de ulusal ölçekte, akademik başarı düzeyi düşük öğrenciler ile ilkokul çağındaki çocukların, özellikle de birinci ve ikinci sınıfların uzaktan öğrenmede oldukça geride kaldığını biliyoruz. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Özel eğitime ihtiyacı olan, öğrenme güçlüğü yaşayan veya dikkat bozukluğu gibi özellikleri olan öğrenciler açısından da durum oldukça olumsuz gözüküyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tabii ki, bütün bunların ötesinde ve üzerinde, uzaktan öğrenmeye erişim sorunu ve teknolojik yetersizlikleri ile birlikte aile içinde öğrenme için uygun bir ortamın olmaması ciddi boyutta öğrenmeyi engellemiştir. Ailenin eğitim düzeyi, aile içi iletişim ve etkileşimin niteliği, aile sorunları yanında ailenin ekonomik koşulları ve fiziki yetersizlikler zaten dezavantajlı olan öğrencilerin daha da geriye düşmesine neden olmuştur. Ne yazık ki, salgın döneminin dezavantajlı öğrenciler üzerindeki olumsuz etkileri uzun dönemli ve kalıcı olabilir, yaşamları boyunca refah ve esenliklerini olumsuz etkileyebilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uluslararası kuruluşlar, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, okullaşmada, öğrenmede fırsat eşitsizliklerinin azaltılmasında, temel becerilerin kazandırılmasında ve eğitimde kalitenin geliştirilmesinde, daha önemlisi cinsiyet eşitliğinin sağlanması gibi alanlarda onlarca yıllık kazanımların kaybedilmesi konusunda ciddi boyutta kaygılarını ifade ediyorlar. Ne yazık ki zaten öğrenme düzeyi düşük olan öğrencilerin bir kısmı salgın sürecinde tamamen geride kalmış ve kopmuş durumda. Bu öğrencilerin büyük çoğunluğu için eğitim ve öğrenme bir daha hiçbir şekilde rayına girmeyebilir. Bence ülke olarak en temel sorunlarımızdan biri, öğrencilerimizin bir kısmının tamamıyla eğitim öğretimden koptuğunu, buna bağlı olarak orta ve uzun vadeli sosyal, duygusal ve ekonomik etkilerin neler olacağını konuşmamak. Felaket tellallığı yapmayalım, ama yapıcı çözümler üretmek de sorunları doğru tanımlamak ve sorunların varlığını açık yüreklilikle kabullenmekle başlar. Bunu geleceğimiz için yapmak zorundayız.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Ebeveynlerden öğretmenlik yapmalarını bekleyemeyiz. Sürecin sorumluluğunu onlara yıkarak bu işin içinden de çıkamayız. Onlar öğretmen değil. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Üstelik, ebeveynlik rolleri ile öğretmenlik rolleri bir ölçüde çelişebilir de. Onlardan daha çok çocukları ile sağlıklı bir iletişim sürdürmelerini, dinlemelerini, anlamaya çalışmalarını, kaygılarını ve streslerini anlayışla karşılamalarını ve moral-motivasyon desteği sağlamalarını beklemek daha makul bir beklenti olur. Çocukları için mümkün olduğunca, ev ortamında rutinler oluşturmaları ve programlı şekilde çalışmalarını sağlamaları önemli. Elbette akademik açıdan destek sağlama imkanı olan anne babalar öğrenme desteği de sağlayabilir. </span></p>
<p><b>Küresel çapta bir salgını çocukluk veya ergenlik döneminde deneyimlemiş bir bireyde gelecekte hangi psikolojik sorunların görülme riski bulunuyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Salgın yaşamımızı köklü biçimlerde etkiledi. Öğrenme pratiklerimiz, rutinlerimiz, alışkanlıklarımız, iş yapma biçimimiz, yakınlarımızla ve toplumsal çevremizdeki insanlarla ilişki biçimimiz, alışveriş yapma biçimimiz dahil olmak üzere hayatımızda pek çok şey köklü bir şekilde değişti. Yaklaşık bir buçuk yıllık bir zaman diliminde her şey alt üst oldu. Bazılarımız kayıplara, bazılarımız ise fırsatlara daha çok ağırlık verdik söylemlerimizde. Ancak bir eğitim bilimci olarak şunu söyleyebilirim ki, salgınının doğrudan ve dolaylı psikolojik ve sosyal etkileri çocukların ve ergenlerin zihinsel sağlığını şimdiden etkilemiş durumda ve gelecekte de bu etkilerin onların sosyal ve ruhsal esenliğine zarar vermeye devam etme potansiyeli var. Halihazırda, salgınların çocuklar ve ergenler arasında stres, endişe, çaresizlik, sosyal ve riskli davranış sorunlarına neden olabildiğini biliyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ne yazık ki, mevcut bilimsel veriler, çocukların ve ergenlerin salgın sırasında ve sonrasında yüksek oranda anksiyete, depresyon, uyku ve iştahtaki bozuklukların yanı sıra sosyal etkileşimlerde bozulma, diğer insanlarla ilişkilerin restorasyonu ve sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi gibi sorunları yaygın olarak yaşadığını ve bu sorunların yaşamlarının ileriki dönemlerinde de devam edebileceğini göstermektedir. </span></p>
<p><b>Pandemi ve uzaktan eğitim, çocukların üzerindeki not/başarı baskısını, sınav stresini nasıl etkiledi? Özellikle sınav dönemindeki çocukların kaygı ve stres bozuklukları, normal eğitim düzenine kıyasla ne gibi farklılıklar barındırıyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uzaktan eğitim demeyelim isterseniz. Ben daha çok uzaktan öğrenme ifadesini kullanmayı tercih ediyorum salgın sürecinde yapılan öğrenme çalışmaları için. Üzgünüm ama çocukların ve gençlerin sınav stresinin artmasına biraz da kararsızlıklar ve tutarsızlıklarımız neden oldu. Salgın 2019 yılı sonlarına doğru başladı. Aşı geliştirme çalışmaları ve takvimi, salgının eğitim ve ekonomi üzerinde etkileri üzerinde 2020 yılının ilk ayarında ciddi çalışmalar, tahminler ve öngörüler yapılıyor. DSÖ, CDC, ECDC gibi sağlık otoriteleri yanında OECD, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, Uluslar ası eğitim otoriteleri ve pek çok ülkenin eğitim bakanlıkları salgının en azında 2021 yılının Eylül ayına kadar yüz yüze eğitimi büyük ölçüde etkileyeceğine dair senaryolar üzerinde çalışıyor. Böyle bir ortamda biz ülke olarak sınavları ve notları konuşuyoruz, sınavları erteliyoruz, sonra daha yakın bir tarihe çekiyoruz. Ne yazık ki, nasıl not vereceğimiz çocukların nasıl daha iyi öğrenmesini sağlayabileceğimizin önüne geçti. Notlar anlamını kaybetti, güvenilir olmaktan tamamen uzaklaştı. Aynı zamanda salgının olumsuz etkileriyle baş etmek zorunda kalmak, sınav stresini ve kaygıları daha artırdı.</span></p>
<p><b>Okul hayatına pandemiyle ve uzaktan eğitimle başlayan, hiç (ya da yeterince) okul ortamında bulunamamış çocukların psikolojisi için neler söylersiniz? Bu çocukların hayat normale döndüğünde okul ortamına adapte olmaları sürecinde neler yaşanabilir? Sorun yaşamamaları için neler yapılmalı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ne yazık ki salgından eğitim öğretim anlamında en çok zarar gören kesimlerden biri ilkokul birinci sınıf ve ikinci sınıf öğrencileridir. Henüz okuma yazmayı öğrenmeye çabalarken yüz yüze eğitimden uzak kaldılar. Ortaokula, liseye veya üniversite eğitimine salgın döneminde geçiş yapan öğrenciler henüz okullarıyla, öğretmenleriyle ve akranlarıyla bir arada olma fırsatını dahi bulamadılar. Üniversite eğitimine iki yıllık yüksekokullarda başlayan öğrenciler neredeyse hiç yüz yüze eğitim almadan diploma alacaklar. Uygulama imkânları olmadı. Pek çok öğrenci yetersizlik algısı ve duygusu içinde mezun olacak. İş yaşamına geçişte nasıl karşılanacakları ile ilgili ciddi kaygıları var. Bu durum öğrencilerde akademik güçlüklerle birlikte bir boşluk duygusu oluşturdu. Tabii ki yukarıda sözünü ettiğimiz sosyal ve duygusal sorunlarla birlikte… </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eğitim öğretime yaşamına devam eden öğrenciler için uzun dönemli olumsuz etkilerin bir ölçüde azaltılabileceğini düşünüyorum. Bunun için öncelikle yetişkinlerin çocuklar için kaygı ve endişe verici bir dil kullanmaktan uzak durmalarını öneririm. İkinci olarak da salgının uzun dönemli negatif etkilerinin sağaltılması için sanat temelli programlar, destek hizmetleri ve rehber öğretmenlerin liderliğinde bireysel ve grup etkinlikleri, psikososyal hizmetler gibi müdahaleler geliştirilmesinin ve hayata geçirilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte uzaktan öğrenme dönemindeki eksikler, unutulanlar kadar yanlış öğrenmelerin de giderilmesi için etkili bir program ve planlamaya ihtiyacımız var.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/01/cocuk-ve-genclerin-saglikli-gelisimi-icin-yuz-yuze-egitimin-onemi-buyuk/">“Çocuk ve Gençlerin Sağlıklı Gelişimi İçin Yüz Yüze Eğitimin Önemi Büyük”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İş Dünyası Aile İçi Şiddete Karşı Projesi  ‘Salgın Sürecinde Çalışma Hayatı ve Ev İçi Şiddet’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/19/is-dunyasi-aile-ici-siddete-karsi-projesi-salgin-surecinde-calisma-hayati-ve-ev-ici-siddet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Aktay]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Mar 2021 12:43:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası Aile İçi Şiddete Karşı projesi]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[Salgın Sürecinde Çalışma Hayatı ve Ev İçi Şiddet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67349</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu'nun; TÜSİAD iş birliği, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) ve Sabancı Vakfı desteğiyle 2014 yılında başlattığı İş Dünyası Aile İçi Şiddete Karşı projesi kapsamında hazırladığı “Salgın Sürecinde Çalışma Hayatı ve Ev İçi Şiddet” başlıklı raporu çevrimiçi tanıtım toplantısıyla kamuoyu ile paylaşıldı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/19/is-dunyasi-aile-ici-siddete-karsi-projesi-salgin-surecinde-calisma-hayati-ve-ev-ici-siddet/">İş Dünyası Aile İçi Şiddete Karşı Projesi &lt;br&gt; ‘Salgın Sürecinde Çalışma Hayatı ve Ev İçi Şiddet’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Rapora göre, kadın çalışanların %62’si son 3 ay içinde şiddetin bir türüne en az bir kez maruz kaldı. Kadın çalışanların en çok maruz kaldığı şiddet türü %58 ile psikolojik şiddet oldu. Sosyal şiddet görenlerin oranı %15, fiziksel şiddet görenlerin oranı %12, cinsel şiddet görenlerin oranı ise% 9 olarak belirlendi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplantının açılışında </span><b>UNFPA Türkiye Temsilcisi Hassan Mohtashami, Sabancı Vakfı Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan, TÜSİAD Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Çalışma Grubu Başkanı Oya Ünlü Kızıl</b><span style="font-weight: 400;"> tarafından rapor değerlendirmeleri paylaşıldı.</span></p>
<p>Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Türkiye Temsilcisi Hassan Mohtashami<b>, </b>p<span style="font-weight: 400;">andemi süresince, kadınlar ve kız çocuklarının, aile içi şiddete karşı daha kırılgan bir duruma geldiğini, buna ayrıca, cinsel sağlık ve üreme sağlığı hizmetlerine kısıtlı erişim ile derinleşen ekonomik ve sosyal stresin de eklendiğini söyledi. Mohtashami, rapora ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:</span><b> ‘</b><span style="font-weight: 400;">Rapor bir kez daha bize hayatın diğer tüm alanında olduğu gibi yaşamakta olduğumuz bu krizin de  kadınları ve erkeklerden farklı etkilediğini gösterdi. Böyle bir eşitsizlik varken yaşanan her türlü kriz daha da derinleşiyor. Küresel olarak raporlarımıza da baktığımızda görüyoruz ki pandemide aile içi şiddet, ev içi şiddet arttı. Alarm verici bir düzeyde kadınların çeşitli bilgiler ve hizmetlere erişimi azaldı. Ekonomik sosyal stresin her durumu artmış durumda. Küresel seviyede yaklaşık 12 milyon kadın pandemi sırasında kontresepsiyona erişimlerini kaybettiler ve 1.4 milyon planlanmamış gebelik sonuçlandı ve bu planlanmamış gebelik dediğimiz şey yüksek kürtaj oranı ve iş kaybı anlamına gelebilir. Çünkü kendi rızaları olmadan bu kadınlar gebe olmak durumunda kalmışlardır. Şiddetinde ötesinde başkaca hususlara da bakılması teklifini getiriyoruz.&#8221;</span></p>
<p>Sabancı Vakfı Genel Müdürü Nevgül Bilsel,<span style="font-weight: 400;"> konuşmasında BM kadın birimi raporlarına göre tüm dünyada şiddettin en az yüzde yirmi oranında artmış durumda olduğunu hatırlatarak sözlerini şöyle sürdürdü; &#8220;</span><span style="font-weight: 400;">Bugün evden çalışarak buraya bağlanıyoruz ve bu süreçte, evlerin kadınlar için ne kadar  güvensiz  mekanlar olduğunu gördük. Pandemi süreci boyunca çok sayıda veri ulaştı elimize. Ulusalda değil sadece bu konuda uluslararası çok sayıda takip ettiğimiz istatistikler var. Her kriz döneminde olduğu gibi bu dönemde de biliyoruz ki bazı gruplar çok daha fazla etkilendiler, bazı sorunlar da çok daha fazla derinleşti. Kadın ve kız çocukları en fazla etkilenen grupların başında geliyor. BM kadın birimi raporlarına göre tüm dünyada şiddet en az yüzde yirmi oranında artmış durumda.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diğer taraftan erken yaşta zorla evlendirilmeler ve kız çocuklarının okul terk oranlarındaki artışlara dikkat çeken Bilsel, &#8220;Tüm dünyada  aşırı yoksulluğa sürüklenen 47 milyon kadın ve kız çocuğu olduğunu görüyoruz. Ama bunlara bir de ulusaldan bir rakam  eklemek istiyorum. Kadın Dernekleri federasyonu Başkanı Canan Güllü’nün paylaştığı bilgi, bu dönemde acil yardım hattına yapılan aramalarda, komşu aramalarında %100 artış olmuş. Bizim konumuzla çok ilişkin olarak eve sıkışan kadınların kendileri acil yardım  hattını arayamazken komşularının %100 oranında bu hatları arıyor olmaları da çok çarpıcı.&#8221; diyor.</span></p>
<p>TÜSİAD Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Çalışma Grubu Başkanı Oya Ünlü Kızıl <span style="font-weight: 400;">ise toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı şirketlerde çalışan kadınların daha az stres yaşadığını erkek çalışanların da eşlerine daha az oranda şiddet gösterdiklerine dikkat çekiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8220;Salgın sürecinin çalışanlar üzerindeki etkilerini kadınlar ve şiddet odağında ortaya koyan çok çarpıcı verileri olan bu raporumuza iş dünyası gözünden baktığımızda;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birincisi salgın sürecinde görülüyor ki kadın çalışanlar ev iş yükününün çok büyük bir kısmını yüklemişler.  Dolayısıyla hem psikolojik hem fiziksel olarak çok daha zorlanmışlar. Diğer yandan toplumsal cinsiyet eşitliğine   duyarlı şirketlerde çalışan kadınların daha az stres yaşadığını erkek çalışanların da eşlerine daha az oranda şiddet gösterdikleri görülüyor, şirketlerin operasyonlarını etki edecek çok önemli bir bulgu da son 3 ay içerisinde fiziksel veya cinsel şiddet yaşadığını belirten kadınların yaklaşık yarısı salgın sonrasında işerine geri dönmek istiyor. Yani evde kalmak istemiyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bu bulgular arasında aslında bakınca ne yönde aksiyon almamız gerektiğini de açıkça gözüküyor diye düşünüyorum, ilk sırada ‘ölçemezsen yönetemezsin’ kuralına da paralel olarak etkili mücadele edebilmemiz için kadınların karşı karşıya kaldıkları olumsuzlukların  görünür olmasının şart olduğunu düşünüyorum.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkincisi şirketlerin toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik izledikleri stratejiler  ve yürüttükleri faaliyetlerin güçlenerek devam etmesi çok önemli. Bunu da somut ifade etmem gerekirse kadına yönelik şiddetin toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadan tamamen sona ermesi gerçekten mümkün değil. Toplumun kadına ve erkeğe biçtiği roller ve beklentilerin yarattığı hiyerarşi bu alt üst ilişkisi kadınların aile yaşamından eğitime siyasetten istihdama kadar her alanda  ayrımcılığa uğramaları ve ayrımcılık görmelerine  neden olur. Dolayısıyla şirketlerin başta çalışanları olmak üzere, tüm iç ve dış paydaşları nezdinde toplumsal cinsiyet eşitliği bakış açısını  oturtacak projeler  yürütmeli. Bu  bakış açısını reklamlarından insan kaynaklarına kadar  tüm stratejilerin içine entegre etmeleri, toplumsal dönüşümü tetikleyebilecek bir güçtür. Bu gücü kullanmayı seçmek de bir sorumluluktur. İş dünyası projesi içinde yer alan herhangi bir şekilde toplumsal cinsiyet alanında emek veren şirketlerin sayısının artması için bu konuda hepimizin çaba sarf etmesi gerekiyor.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak işbirliklerini vurgulayan Kızıl, her zaman ama özellikle kriz dönemlerinde eşitsizliklerin daha da derinleşmemesi için eşitlikçi ve dönüştürücü müdahaleler planlanmasının çok önemli olduğunu belirtiyor ve bunun ancak özel sektör, sivil toplum ve kamu işbirliği ile mümkün olabileceğini söylüyor.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;"> Ev içi şiddet konusu buna güzel bir örnek. Diğer ülkelerde de  ev içi şiddet olgusu daha çok özel alan kapsamında görülen bir sorun olduğu için akademi ve sivil toplum örgütlerinin bu konudaki bilgi ve deneyimi, kamu kurumlarından çok daha fazla. Bu sadece bir örnek tüm verilerde tecrübelerimiz ışığında diyoruz ki devletin bu konuda sivil toplum kuruluşları ve özel sektörle, akademi ile el ele çalışması soruna daha etkili müdahale edebilmesi için son derece kritik bir konu.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul Sözleşmesi&#8217;ne de değinen Kızıl, ülkede ev içi şiddet tablosu bu kadar vahimken ve tüm bu veriler bunu gösteriyorken 2020 yılının çoğunu İstanbul Sözleşmesi&#8217;ni tartışarak geçirdiğimizi söylüyor. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Tekrar tekrar söylüyoruz toplumun her kesiminde kabul görene kadar da söylemeye devam etmemiz gerekiyor. İstanbul Sözleşmesi&#8217;nin ve 6284 sayılı yasanın amaçlarına uygun olarak etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamak zorundayız. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu sözleşmenin ve yasanın amacının kadına karşı şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak olduğunu asla unutmamamız gerektiğini belirten Kızıl, &#8220;Toplumsal cinsiyet eşitliği ve toplumsal cinsiyet kavramlarının ideoloji gibi sunulmasına şiddetin amalar ve fakatlarla meşrulaştırılmasına  toplumsal cinsiyet kavramında gizli bir anlam gizli bir gündem aranmasına  sessiz kalmamamız gerekiyor. Unutmayalım şiddeti tamamen ortadan kaldırmadıkça diğer alanlarda kalkınmanın  herhangi bir alt başlığında yol kat etmemiz  ve kalkınmış bir ülke olmamız mümkün değil.&#8221; diyor.</span></p>
<p>PhD  Sabancı Üniversitesi kurumsal yönetim  Forumu direktörü Melsa Ararat, bu <span style="font-weight: 400;">raporun ayırt edici özelliğinin şirketlerin  toplumsal cinsiyet eşitliği ve aile içi şiddetle  politikalarının ve uygulamalarının nasıl bir fark yarattığını görmek olduğunu belirtiyor.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Raporda  gördüğümüz çok önemli bir sonuç var; evden çalışma kadınların ve erkeklerin ev içerisinde daha uzun süre bir arada olmaları bir takım sorunlar yarattı ve bütün krizler gibi pandemide eşitsizlikler daha fazla pay alan kadınları vurdu. Bu alanda pek çok araştırma yapıldı ama bu araştırmanın ayırt edici özelliği şirketlerin toplumsal cinsiyet eşitliği ve  -aile içi şiddetle politikalarının ve uygulamalarının nasıl bir fark yarattığını görebilmemiz.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Şirketlerin bu alana girmeleri ve bu alanda politikalar geliştirmeleri  ve uygulamalarının çok yeni olduğunu söyleyerek başlayan Ararat, &#8220;Şirketlerin organizasyonel kültürünün bir parçası olması için  biraz zamana  ihtiyaç var. Hiçbir ilerleme o ilerlemeyi savunacak kökleşmeyi sağlayacak  çabaları olmadan kalıcı hale gelmiyor. Dolayısıyla biraz önce Oya Hanımın da söylediği gibi İstanbul Sözleşmesi ile birtakım kazanımlar elde ettiğini düşünen kadınların paydaşlarla beraber şimdi onu tekrar korumak için mücadele etmek zorunda kalmaları buna çarpıcı bir örnek. Şirketlerin bu alanda politika geliştirmelerinin organizasyonel kültüre ve oradan da toplumsal kültüre sıçramasının  etkilerini çok daha büyük oranda görmek için biraz daha beklememiz gerekecek.&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu beklemenin olmamak zorunda olduğunun altını çizen Ararat, tamamen aynı şekilde aynı istekle çalışmalara devam etmek ve şirketlerin sadece toplumsal cinsiyet alanında değil sürdürülebilir kalkınmanın gerektirdiği, ihtiyaç duyduğu bütün insani gelişme alanlarında BM&#8217;nin ve sivil toplumun vazgeçilmez bir  paydaşı olmaya teşvik edilmesi gerektiğini hatırlatıyor.</span></p>
<h5><b>Pandemi Sürecinde Çalışma Hayatı ve Ev İçi Şiddet Raporu </b></h5>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Kadın katılımcıların %76’sının, erkeklerin ise %53.5’inin ev işlerine, pandemi öncesine göre daha fazla zaman ayırdıkları görülmektedir.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Anket sonuçları kadının evden çalışması halinde bazı hanelerde erkeklerin pandemi öncesinde üstlendikleri işlerin de bir kısmını eşlerine yükleyebildiklerine işaret etmektedir.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Ankete katılan tüm çalışanların %38.8’i pandemi sona erdikten ve sosyal mesafe kuralları kaldırıldıktan sonra işyerinde çalışmaya geri dönmeyi tercih ederken, %41.7’si haftada birkaç gün evden çalışmayı tercih ettiklerini belirtmişlerdir. </span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Eşi veya nişanlısı ile yaşayan katılımcıların pandemi sonrası çalışma tercihleri cinsiyete ve ev işlerine ayırdıkları zamana göre farklılaşmaktadır. Kadınlar genel olarak erkeklere kıyasla evden çalışmayı daha çok tercih etseler de bu tercihlerinin ev işlerini üstlendikleri oranda azaldığı görülmektedir.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Tüm katılımcılara COVID-19 sürecinde şirketlerin aldığı önlemler ve destek mekanizmalarının onlar açısından önemi sorulduğunda, bu soruya yanıt verenler, iş sağlığı ve güvenliğine yönelik önlemleri (%87.8), ücretli hastalık iznini (%84.3) ve ücretli acil bakım iznini (%76.5) en önemli destekler olarak belirtmişlerdir.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Sonuçlar kadın çalışanların %62’sinin son 3 ay içinde şiddetin bir türüne en az bir kez maruz kaldığını göstermektedir.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Şiddete maruz kalan kadınların en çok maruz kaldığı şiddet türü daha önceki araştırmaların da ortaya koyduğu gibi psikolojik şiddet (%58) olmuştur. Bunu %15 ile sosyal şiddet, %12 ile fiziksel şiddet ve %9 ile cinsel şiddet takip etmektedir.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Erkek katılımcıların %5’i, eşlerine şiddet içeren bir davranışta bulunduğunu beyan etti. Bu davranışın nedenleri sorulduğunda ise ekonomik sorunlar ve çocuklarla ilgili sorunlar vakaların yarısında başta gelen sebepler olarak belirtilmiştir.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Şiddet gören kadınların yarısına yakını bu durumu kimseyle paylaşmadıklarını belirtirken hiçbir kadının bu durumu işyeri ile paylaşmaması dikkat çekmektedir.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">BADV şirketlerinde çalışan ve şiddete karşı işyeri politikasının farkında olan kadınların, diğer şirketlerde çalışan ve iş yerlerinde bir politika olmadığını beyan eden kadınlara kıyasla daha az psikolojik zorlanma yaşadıkları anlaşılmaktadır.</span></li>
</ul>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/19/is-dunyasi-aile-ici-siddete-karsi-projesi-salgin-surecinde-calisma-hayati-ve-ev-ici-siddet/">İş Dünyası Aile İçi Şiddete Karşı Projesi &lt;br&gt; ‘Salgın Sürecinde Çalışma Hayatı ve Ev İçi Şiddet’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eğitimin Çıktıları, Akademik Başarı ve Çocuğun İyi Olma Hali</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/18/egitimin-ciktilari-akademik-basari-ve-cocugun-iyi-olma-hali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2021 11:17:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[ERG]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim İzleme Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67252</guid>

					<description><![CDATA[<p>ERG’nin Eğitim İzleme Raporlarının 2020 yılına ait altıncı ve son dosyası olan Eğitimin Çıktıları, 17 Mart 2021, Çarşamba günü ERG YouTube kanalında canlı yayımlanan etkinlikle kamuoyuna sunuldu. Eğitim İzleme Raporu 2020: Eğitimin Çıktıları’nın sunulduğu etkinlikte, 4. sınıftan 12. sınıfa kadar öğrencilerin girdiği tüm ulusal ve uluslararası değerlendirmelerin akademik başarı ve çocuğun iyi olma hali açısından sonuçları paylaşılırken, COVID-19 salgınının eğitimin çıktılarına etkisi değerlendirildi. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/18/egitimin-ciktilari-akademik-basari-ve-cocugun-iyi-olma-hali/">Eğitimin Çıktıları, Akademik Başarı ve Çocuğun İyi Olma Hali</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">ERG Araştırmacısı Umay Aktaş Salman’ın moderasyonuyla gerçekleşen etkinlik, ERG Direktörü Işık Tüzün’ün açış konuşmasıyla başladı. Dosyanın yazarlarından olan, ERG Araştırmacısı Özgenur Korlu tarafından yapılan rapor sunumunu, MEF Üniversitesi Eğitim Fakültesi Matematik ve Fen Bilimleri Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zelha Tunç Pekkan ve Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Ölçme ve Değerlendirme Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Ömer Kutlu’nun da konuşmacı olarak yer aldığı tartışma bölümü takip etti. Bu bölümde matematik öğretimine ilişkin ihtiyaç ve çözümler ile ölçme ve değerlendirmenin önemi ve yararları tartışıldı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-67260 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/erg-egitimin-ciktilari-1.jpg" alt="erg eğitimin çıktıları" width="270" height="347" />Etkinlikte açış konuşmasını gerçekleştiren ERG Direktörü Işık Tüzün, eğitimin çıktılarına ilişkin değerlendirmelere anlam kazandırabilmek için eğitimden ne beklediğimizi ve eğitimin amaçlarını anımsatmakta yarar olduğunu belirtti. Referans kaynağı olarak Türkiye’nin de tarafı olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’yi gösteren Tüzün, “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, eğitim hakkını eğitime erişimin ötesine geçerek eğitimin amaçları ve niteliğiyle birlikte güvence altına alır. Bu da, çocuğun kişiliğini, yeteneklerini, farklı boyuttaki becerilerini en üst düzeyde geliştirmesi gerektiğini ifade eder. Bunlar devletin eğitim hakkı kapsamında temel yükümlülükleri arasındadır. Eğitimin bu yönde çıktılar üretip üretmediği, eğitim hakkından çocukların yararlanıp yararlanmadığının temel bir göstergesi olduğu için bu dosyayı oldukça önemli buluyoruz” dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüzün’ün ardından raporun bulgularını paylaşan Özgenur Korlu, “Eğitimin çıktıları deyince akla akademik başarı ve beceriler geliyor. Bu yanlış değil ama eksik bir tanım. Çocuğun iyi olma haline ilişkin göstergeler de dikkate alınarak çıktılar değerlendirilmeli” diyerek sözlerine başladı. Korlu, okul türleri ve bölgeler arasındaki farklılıklar ile sosyoekonomik durumun eğitime etkilerine dair rapor bulgularını paylaştıktan sonra, öğrenme yoksulluğu ve öğrenme kaybına değindi. Türkiye’de 4. sınıf düzeyinde öğrenme yoksulluğu oranının %22 olduğunu söyleyerek, COVID-19’dan kaynaklanan öğrenme kaybına ilişkin kamuoyuyla paylaşılan kapsamlı bir araştırma bulunmadığının altını çizdi. Korlu, ABD, Belçika ve Hollanda’da  COVID-19’un eğitimin çıktılarına etkilerine yer veren araştırmaların bulguları arasında da matematik başarısının olumsuz etkilendiğine dikkat çekti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rapor sunumunun ardından, ölçme değerlendirme kavramına daha yakından bakabilmek için ERG Araştırmacısı Umay Aktaş Salman sözü Dr. Ömer Kutlu’ya verdi. Kutlu, konuşmasında PISA, TIMSS gibi uluslararası uygulamaların öğrenci ve öğretmen donanımlarının zenginleştirilmesi gerektiğine işaret ettiğini, Türkiye&#8217;nin bulunduğu yeterlik düzeyini yükseltmesinin düşük başarı grubunda yer alan öğrencilere daha fazla eğitim yatırımı yapmasına bağlı olduğunu söyledi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ölçme ve değerlendirmenin dinamik bir süreç olduğunu ve izlenebilecek farklı yöntemlerin bulunduğuna değinen Kutlu, eğitimin elemanlarını etkileyen neyse ölçme değerlendirmeyi de o etkiliyor. İnsanın çok boyutlu bir yapıyla öğrendiğini ortaya koyan tıp bilimi, beyin araştırmaları ve psikolojiye veri sunmuş birçok çalışmaya bakılırsa,  bilgileri nokta atışıyla ölçmeye çalışması anlamsız.” dedi. Okulların bir an önce çoktan seçmeli, kısa yanıtlı, boşluk tamamlamalı vb. madde türlerinden uzaklaşması gerektiğini söyleyen Kutlu, &#8220;Öğrencilerin üst düzey düşünme becerilerini kullanacağı açık uçlu maddelere, göreve dayalı uygulamalara, projelere yönelmelidir. Bakanlığımız 21. yüzyılın gereği olan bilişsel, içsel ve sosyal becerileri ayrı ayrı kazandıran ve ölçen bir yaklaşımı değil, öğrencilerin becerileri birlikte kullanmasını sağlayan yeni öğretim programı anlayışına yönelmelidir&#8221; diyerek sözlerini tamamladı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Panelin diğer konuşmacısı Doç. Dr. Zelha Tunç Pekkan ise konuşmasında matematik öğretimi alanındaki gelişime açık alanlara odaklandı. Matematiğin yöntem farklılıkları olan bir alan olduğunu söyleyen Pekkan, “Eğer biz öğretmenler olarak ‘Matematiğin kesin sonuçları vardır, doğruları vardır’ dersek çocuklar risk almazlar. Risk almadıkları bir ortamda da öğrenme motivasyonları düşer.” dedi. Öğretmenlerin sadece doğru cevabı veren değil, yönlendirici kişiler olması gerektiğinin altını çizen Pekkan, “Ebeveynlerin eğitim düzeylerini değiştiremeyiz. Fakat çocukların öğrenme ortamlarıyla, öğretmenlerin davranışlarıyla yaklaşımımızı değiştirebiliriz” dedi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Panelde son sözü alan Korlu ise, sunulan bulgular arasında çocuğun iyi olma hali bağlamında beslenme hakkını vurguladı. TIMSS verilerine göre 4. sınıf öğrencilerinin %40’ının, 8. sınıf öğrencilerinin %46’sının okula aç gittiğini söyleyen Korlu, “Türkiye’de okullarda ücretsiz yemek uygulaması olmadığı için okulda ne yediklerini de bilmiyoruz. Bu da çocuğun beslenme hakkının ihlal edildiğinin bir göstergesi. Bu durumun iyileştirilmesi, okula aidiyeti de güçlendiren bir konu olurdu” dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eğitim İzleme Raporu 2020’nin son dosyası ulusal ve uluslararası değerlendirmeler ışığında eğitimin çıktılarına odaklanıyor. Bu bağlamda Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA), Uluslararası Matematik ve Fen Eğilimleri Araştırması (TIMSS), Akademik Becerilerin İzlenmesi ve Değerlendirilmesi (ABİDE) çalışması, Öğrenci Başarı İzleme Araştırması (ÖBA), Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamında uygulanan merkezi sınav ve üniversiteye giriş sınavlarına ilişkin güncel veriler inceleniyor. Uluslararası raporlar ve Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından yayımlanan raporlar çalışmanın temel dayanaklarını oluşturuyor. Bulgular değerlendirilirken Türkiye’de ve başka ülkelerde yürütülen akademik çalışmalardan yararlanılıyor. Özellikle COVID-19 salgınının eğitimin çıktılarına etkisi değerlendirilirken başka ülkelerde yürütülen güncel araştırmalardan yararlanılıyor. </span></p>
<p>Raporun tamamı için <a href="https://www.sivilsayfalar.org/raporlar/erg-egitimin-ciktilari-2020/" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/18/egitimin-ciktilari-akademik-basari-ve-cocugun-iyi-olma-hali/">Eğitimin Çıktıları, Akademik Başarı ve Çocuğun İyi Olma Hali</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çatışma Bölgelerinde Koronavirüs Salgını…  Yemen’de Salgını Konuşmak Lüks</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/28/catisma-bolgelerinde-koronavirus-salgini-yemende-salgini-konusmak-luks/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rumeysa Özüyağlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2020 13:15:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Bölgelerinde Covid 19 Salgını]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[savaş bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[yemen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=56246</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından 11 Mart’ta küresel salgın olarak ilan edilen koronovirüs salgını için dünyanın birçok farklı ülkesi farklı şekillerde tedbir aldı. Savaş ve çatışmaların sürdüğü bölgelerde salgınını konuşmak lüks kalıyor. Bu ülkelerden biri de Yemen…</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/28/catisma-bolgelerinde-koronavirus-salgini-yemende-salgini-konusmak-luks/">Çatışma Bölgelerinde Koronavirüs Salgını… &lt;br&gt; Yemen’de Salgını Konuşmak Lüks</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">2015’ten beri devam eden bir iç savaşın yaşandığı Yemen’de bütün dünyayı etkisi altına alan Covid19 salgınıyla alakalı bir tedbirden bahsetmek biraz güç. İçinde bulunduğumuz temmuz ayında bile Sana ve diğer birkaç Yemen şehri daha Suudi Arabistan tarafından defalarca kez vuruldu. Bu saldırıların Husilerin hemen önceki saldırılarına misilleme olduğu söyleniyor. Ülkedeki çatışmalar dünya Covid19 salgınından başka bir şeyden bahsetmezken oluyor, Yemen için ise durum tam tersi. Yemen’de salgını konuşabiliyor olmak lüks. Ancak salgın öncesinde de Yemen’de olanların dünya kamuoyunun ilgisini çekebildiğini söylemek güç. İnsan hakları ihlallerinin hiç hız kesmeden hatta aksine artarak devam ettiği bu iç savaş ortamı Yemen’de yıllardır devam ediyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-56248 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/yemen.jpg" alt="yemen" width="347" height="227" />Dünya Sosyalist Web Sitesi’nde (<a href="https://www.wsws.org/tr/">World Socialist Web Site</a>) bulunan habere göre UNICEF’in Yemen temsilcisi Sara Beysolow Nyanti, “Sağlık ve su sistemlerinin çökmesini önlemeye çalışıyoruz. Artık biz de çöküşün eşiğindeyiz,” dedi ve şunları ekledi: “COVID bardağı taşıran son nokta olabilir. Şu anda toplumun yüzde 75’inin parası sabun almaya yetmiyor ve paraları olsa, yiyebilecekleri bir şey ya da ilaç almayı seçerler.” </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nisan ayının başlarında Suudi destekli hükümet Yemen’de tek taraflı ateşkes ilan etmiş ve bu ateşkesin devamı için Birleşmiş Milletler’den gelecek desteği de onayladıklarını açıklamıştı ancak süreç başarısız oldu ve ateşkes ilan edilemedi. BBC’de yer alan haberlere göre, Yemen’de durumun bu kadar kötü olmasının tek bir sebebi yok. İç savaşın durmaksızın devam ediyor olması sebeplerden biri mesela. Savaş yüzünden ülkenin sağlık sisteminin çökmüş olması yüzünden hem sağlık çalışanlarının kendi güvenliklerinin olmaması hem de çalışabilecekleri şartlardan yoksun olmaları bir diğer sebep.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yemen, Covid19 salgını başlamadan 3 yıl önce Birleşmiş Milletler tarafından dünya üzerinde yardıma en çok ihtiyacı olan yer ilan edilmişti. Nüfusun yaklaşık %80’ini oluşturan 24 milyon insan hayatta kalabilmek için dışarıdan gelecek yardıma muhtaç. Ülkede yaşayanların çoğu açlıktan ölmenin eşiğinde. Halihazırda 2 milyon çocuk akut yetersiz beslenme içinde, daha ilk korona vakası ilan edilmeden önce ülkede zaten dang humması, kolera ve malarya gibi hastalıklardan mustarip birçok insan vardı. </span></p>
<h5><strong>Salgında Çocukların Durumu</strong></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">UNICEF’in yöneticisi Henrietta Jore, mayıs ayında düzenlenen bir basın toplantısında Yemen’in Covid19 salgınından en kötü etkilenen birkaç ülkeden biri olduğunu belirtti. Şiddet ve istikrarsızlık ülkede gündelik hayatın bir parçası olduğunu belirten Jore, okul ve hastanelerin saldırı altında olduğunu da söyledi. Aynı açıklamaya göre, Yemen’de temiz yemek ya da suya ulaşmak çok zor ve ülkenin ekonomisi çökmüş vaziyette. Ülke genelinde 12 milyondan fazla çocuk insani yardıma muhtaç, neredeyse beş yüz bin çocuğun akut yetersiz beslenme için tedaviye ihtiyacı var ve eğer acilen tedavi edilmezlerse ölebilirler. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Covid19 salgınından önce de 2 milyon çocuk eğitime ulaşamıyordu. Şimdi de salgın yüzünden ülkenin dört bir yanındaki okullar kapandı ve 5 milyon çocuk okulsuz kalmış durumda. Yoksulluk ve çatışmalarla boğuşan ülkelerde çocukların okuldan uzak kalma süreleri ne kadar uzarsa, okula geri dönebilme ihtimalleri o kadar azalıyor. Kolera ve ishal sürekli bir tehdit olmaya devam ediyor çünkü ailelerin ve çocukların temiz suya erişimleri yok. Ülkede düzgünce işleyen sanitasyon ve hijyen sistemleri mevcut değil. Milyonlarca insan ellerini yıkayamıyor ve sosyal mesafe uygulayamıyorlar, ki bunların ikisi de hastalıkların yayılmasını durdurmak için alınabilecek en temel önlemler. Hava ve deniz limanlarının şu anda kapalı olması yüzünden Yemen’e yardım ulaştırmak neredeyse imkânsız. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-56249 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/salgin-640x259.jpg" alt="salgın" width="467" height="189" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/salgin-640x259.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/salgin-1024x414.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/salgin.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 467px) 100vw, 467px" />Aşılama kampanyaları hakkında da konuşan Henrietta Jore, salgının aşılama kampanyalarının askıya alınmasına sebep olduğunu belirterek, “Bu aşılama kampanyaları sağlık sitemi çöktüğünden beri hizmetlerin kapsamını genişletmeye çalışan bizler için kritik önem taşıyordu. Salgın şartlarında aşılamaya devam edemediğimiz için 5 yaşın altındaki 5 milyon çocuğa, çocuk felci aşısı ulaştıramayacağız.” Jore, 1.7 milyon çocuğun difteriye karşı, 2.4 milyon çocuğun koleraya karşı aşı olamayacağını; 400 binin üzerinde hamile kadının da tetanos aşısına erişemeyeceğini de sözlerine ekliyor. </span></p>
<h5><strong>Yemen’de Vakalar</strong></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">The Guradian’da yer alan habere göre alınabilecek önlemlerin yetersizliğinden dolayı Yemen’de en az 97 sağlık çalışanı Covid19’dan öldü. Sağlık çalışanları ne hükümetten ne de isyancılardan alabilecekleri bilgilere güvenemediklerinden Covid19 semptomlarına benzer semptomlar taşıdığını düşündükleri meslektaşlarının ölümlerini analiz ederek salgının etkilerini anlamaya çalışıyorlar. Resmî açıklamalara göre, Yemen’de vaka sayısı 1.610, ölümle sonuçlanan vaka sayısı ise 446. MedGlobal’de yayınlanan rapora göre ise, gerçek sayı ve ölüm raporu çok daha yüksek. Kıyaslama yapmak gerekirse virüsün en kötü vurduğu ülkelerden biri olan İtalya’da 245 bin kişi bu virüse yakalandı. 35 bin kişi ve 100 sağlık çalışanı salgın hastalık dolayısıyla öldü. Yemen’de ise ölüm oranı %27 ve bu rakam Yemen’deki ölüm oranlarını küresel ortalamanın 5 katına çıkarıyor.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/28/catisma-bolgelerinde-koronavirus-salgini-yemende-salgini-konusmak-luks/">Çatışma Bölgelerinde Koronavirüs Salgını… &lt;br&gt; Yemen’de Salgını Konuşmak Lüks</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Koronavirüs Salgınında Seyahat ve Konaklama Nasıl Yapılacak?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/22/koronavirus-salgininda-seyahat-ve-konaklama-nasil-yapilacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seda Karatabanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2020 08:06:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=55069</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni normalin 1 Haziran itibariyle başlamasıyla yaz tatili seyahatleri de arttı. Otel işletmecisi Nurcihan Yücel Özşahin söz konusu önlemlerin nasıl hayata geçtiğini Sivil Sayfalar için anlattı. Özşahin, özellikle turizm alanında çalışan ve zincir şirketleri olmayan, aile işletmelerinin, zor bir zamandan geçtiğini söylüyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/22/koronavirus-salgininda-seyahat-ve-konaklama-nasil-yapilacak/">Koronavirüs Salgınında Seyahat ve Konaklama Nasıl Yapılacak?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Tüm dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs salgınına yönelik alınan önlemler, 1 Haziran itibariyle gevşetilmeye başlandı. Yeni normale dönmek için atılan ilk adımlardan biri de şehirlerarası seyahat yasağının kaldırılması oldu. Haziran, temmuz ve ağustos aylarında günde ortalama 500 bin kişinin otobüs yolculuğu yapması bekleniyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-55076 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/seyahat-izni-640x360.jpg" alt="karayolları seyahat izni" width="364" height="205" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/seyahat-izni-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/seyahat-izni.jpg 880w" sizes="auto, (max-width: 364px) 100vw, 364px" />Kara yolu ve hava yolu ulaşımı için alınan pek çok önlemde ortak nokta Hayat Eve Sığar (HES) kodunun yolcular için zorunlu hale getirilmesi. Virüs yayılımını takip edebilme amacıyla Sağlık Bakanlığı tarafından zorunlu tutulan HES kodu olmadan, yurt içi ve yurt dışı yolculuklarda uçak, tren ve otobüs bileti satışı yapılamıyor. Yolcuların hasta veya hasta temaslı olup olmadığını tespit etmek için kullanılan HES kodu SMS, e-Devlet ve Hayat Eve Sığar uygulaması üzerinden alınabiliyor. Kişisel araçlara yapılan yolculuklar içinse HES kodu zorunluluğu bulunmuyor. </span></p>
<p><b>Otobüslerde Alınan Önlemler</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir dizi önlemle başlayan otobüs seyahatleri için İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı ve Türkiye Otobüsçüler Federasyonu&#8217;nun (TOF) görüşünü alarak hijyen genelgesi hazırladı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Söz konusu genelgeye göre otobüs firmaları kapasitelerinin yüzde 50’sini kullanacak, otogar tuvaletlerinde sabun, dezenfektan ve kağıt mendil bulundurulacak, el kurutma makineleri kullanılmayacak. Maskesiz yolculara bilet satışı yapılmayacak ve hizmet verilmeyecek. Sorumlu yönetici, personel ve yolcular için ateş ölçer bulunduracak. Personelin işbaşı öncesi ateşi ölçülecek. Yolcuların bilet satış noktalarında, servis araçlarına ve otobüslere binmeden önce temassız ateş ölçümleri yapılacak. Ateşi yüksek çıkan yolcular ve personel şüpheli durumlarda yöneticilere bilgi verilerek çalışmaları veya seyahatleri engellenecek ve yasal prosedürler işletilecek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Personel ise maske ve yüz siperliğiyle çalışacak. Yolcu salonlarında, restoranlarda, girişlerde ve çıkışlarda oturma düzeninde sosyal yaklaşma mesafesi şartları uygulanacak. Mola yerlerinde masalar sık sık dezenfekte edilecek, kaşık çatal bıçak kapalı paket içinde servis edilecek. Mola yerlerinde masalarda tuzluk ve biberlik bulundurulmayacak. Sosyal yaklaşma mesafesi, maske, dezenfektan ve salgınla ilgili uyarılar için afiş ve panolar yer alacak. Ara duraklardan binen yolcular için aynı işlemler yapılacak.</span></p>
<p><b>Uçakta Alınan Önlemler</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hava yolu ulaşımı için Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü ve Sağlık Bakanlığı’nın ortak hazırladığı bir dizi genelge yayımladı. Yeni döneme geçişte havalimanlarında yoğunluk beklenmesi nedeniyle, yurt içi ve yurt dışı uçuşlar için en az 3 saat önceden havalimanında olunmasını öneriliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Buna göre, maskesiz yolcuların havalimanlarına girişlerine izin verilmeyecek. Refakatçi zorunluluğu olmayan yolculara eşik etmek mümkün olmayacak. Yolcuların havalimanında termal kamera ve temassız ısı ölçerler ile ateşi ölçülecek ve yüksek ateşli yolcuların girişine izin verilmeyecek. Havalimanı taşımacılığı yapan servis araçlarında yolcular arasında en az 1 metrelik boşluk olması gerecek. Sosyal mesafeye uyulacak araçlara maskesiz binilmeyecek. </span></p>
<p><b>Otellerde Alınan Önlemler</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sağlık Bakanlığı tarafından normalleşme süreci kapsamında hizmet verecek &#8220;Konaklama Tesislerinde Alınması Gereken Önlemler&#8221; başlıklı rehber yayımlandı. Rehberde yer alan önlemlere göre otellerde konaklayan misafirlerin kayıtlarının tam ve düzenli tutulması, vaka çıkması durumunda, vaka temaslı kişilerin doğru yönlendirilmesi gerektiğini vurgusu yapılıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rehberde yer alan kurallar göre otellerde; oda temizliği eldivenli ellerle yapılmayacak, genel temizlik su ve deterjanla yapılacak, özellikle ellerle sık dokunulan kapı kolları, bataryalar, tırabzanlar, sık dokunulan düğmeler, telefon ahizesi, televizyon ve klima kumandası, ortak kullanım alanlarındaki tuvalet ve lavabo temizliğine özen gösterilecek, bardak ve tabak gibi ortak kullanılan eşyalar her kullanım sonrasında su ve deterjanla yıkanacak ve kullanımına kadar temiz bir ortamda saklanacak, çarşaf ve havlu gibi tekstil ürünleri ise 60-90 derece arasında deterjan ile çamaşır makinesinde yıkanacak, havuzların klor düzeylerinin mevzuatta belirlenen düzeyde uygun olacak, sauna, masaj salonları, spor salonları ve çocuk kulüpleri mümkün olduğu kadar kullanılmayacak. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-55075 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/mountain-lodge.jpg" alt="mountain Lodge" width="394" height="263" />Otel işletmecisi Nurcihan Yücel Özşahin söz konusu önlemlerin nasıl hayata geçtiğini Sivil Sayfalar için anlattı. Nurcihan Yücel Özşahin ve eşi Selim Özşahin, Fethiye’de Mountain Lodge isimli bir otel işletiyor. 2 yıl önce otel işletmeciliğine başladıklarını söyleyen Yücel Özşahin, özellikle turizm alanında çalışan ve zincir şirketleri olmayan, aile işletmelerinin, zor bir zamandan geçtiğini söylüyor: “Ticari açıdan şu ana kadar yaşanan kaotik durumun hemen toparlanabileceğini düşünmüyoruz.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Seyahat yasaklarının kalkmasıyla birlikte, dış turizm olmasa bile, iç turizme yönelik önlemler alarak sezonu açıklarını belirten Yücel Özşahin, “Otele giriş çıkış saatlerini değiştirdik. Böylece hem misafirlerimiz giriş çıkışlarda yoğun yaşamıyor hem odaları daha uzun süre sterilize edebiliyoruz” diyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Oteldeki 8 odanın her giriş çıkışta temizlik sonrası ayrıca dezenfekte edildiğini söyleyen Yücel Özşahin, “Misafirlerimizi Covid-19 hakkında otel olarak hangi önlemleri aldığımız aktarıyor ve onları iletişim zincirimize misafirlerimizi ekliyoruz” diye konuşuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">*Habere dair Türkiye Seyahat Acentaları Birliği’nin (TÜRSAB) görüşlerine başvurulmuş ancak yoğunluk sebep gösterilerek görüş talebimiz reddedilmiştir. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/22/koronavirus-salgininda-seyahat-ve-konaklama-nasil-yapilacak/">Koronavirüs Salgınında Seyahat ve Konaklama Nasıl Yapılacak?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Salgın Sürecinde Diyarbakır’da Mülteci Olmak</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/02/salgin-surecinde-diyarbakirda-multeci-olmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2020 08:06:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Lotus genç Alan Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal uyum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=54471</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyarbakır’ın Sur ve Bağlar ilçesinde Suriyeli mülteciler ve yerel halk arasında 'sosyal uyum' projesi yapan Lotus Genç Alan Derneği Başkanı Seyhan Alu ve dernek yöneticilerinden Dilbin Saruhan ile pandemide yaptıkları çalışmalarını konuştuk. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/02/salgin-surecinde-diyarbakirda-multeci-olmak/">Salgın Sürecinde Diyarbakır’da Mülteci Olmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Pandemi ile beraber başladınız bu projeye. Çalışmanızı anlatır mısınız&#8230;</b></p>
<figure id="attachment_54483" aria-describedby="caption-attachment-54483" style="width: 242px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-54483" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/seyhan-640x800.jpg" alt="Seyhan Alu " width="242" height="303" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/seyhan-640x800.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/seyhan-1024x1280.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/seyhan.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 242px) 100vw, 242px" /><figcaption id="caption-attachment-54483" class="wp-caption-text">Seyhan Alu</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Proje kapsamında kültür sanat atölyeleri ve etîk aktiviteleri, psiko-sosyal destek programları uygulayarak, özellikle kadınların ve çocukların savaş travmasını atlatmalarına, dayanışma ruhunu oluşturmaya yardımcı olup umutlarını ve hayallerini yeniden inşa etmeleri amaçladık. Projeye dahil olan Suriyeli mülteci ailelerle Koronavirüsün neden olduğu bu süreçte yaşamlarında nelerin değiştiğine dair tekrar görüşmeler yapmaya başladık. </span></p>
<p><b>Çalışmanızı Diyarbakır&#8217;ın hangi bölgesinde yaptınız? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diyarbakır’ın Sur ve Bağlar ilçesinde yaptık çünkü bu iki ilçe sosyo-ekonomik skalası birbirine yakın ve yoksulluk sınırının altında bir yaşam standardına sahip çoğunlukla geniş ailelerin yaşadığı ilçeler. 1980-2000’li yıllar arasında kırdan yoğun göç alan ilçeler, Suriye’deki savaştan kaçan savaş mağduru mültecilerin de ekonomik kaygılarla seçtiği ilçeler oldu. Göç idaresinin 8 Mayıs 2020 tarihli verilerine göre Diyarbakır’da yaşayan Suriyeli mülteci nüfusu 22 bin 960 olmakla birlikte toplam nüfusun %1,33’üne tekabül etmekte.</span></p>
<p><b>Diyabakır’da mülteciler ile ilgili özellikle bu pandemi sürecinde ne gibi tespitleriniz oldu? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yapmış olduğumuz görüşmeler kapsamında ortalama 6 yıldır Diyarbakır’da yaşayan Suriyeli mülteci ailelerin yaşadığı hanelerde yaşayan kişi sayısı 5 ila 8 arasında değişiyor. Kalabalık ailelerde sadece birer kişinin sürekli, birkaç kişinin ise geçici olarak gündelik işlerde çalıştığını tespit ettik. Çoğunlukla fabrika, lokanta ve fırın gibi yerlerde sigortasız ve ucuz emek olarak çalışan aile bireyleri Koronavirüs süreciyle beraber var olan işini kaybetmiş olup bu süreçte geçimini komşuya ve/veya mahalle bakkalına borçlanarak sağlamakta. Borçlanma ile geçimini sağlayan ailelerin süreç bittikten sonra borçlarını nasıl ödeyeceklerine dair bir fikirleri yok. Bazı ‘’şanslı’’ ailelerde ise süreçle beraber işini kaybeden aile bireyleri kısıtlamaların kaldırılmasıyla birlikte yeniden güvencesiz ve ucuz emek olarak çalışmaya başlamış. Yoksulun ve ötekinin yoksulluğunun giderek derinleştiği bu süreçte evinde ekmek, bulgur ve makarnadan başka yiyecek bir şeyi olmayan aileler için sebze ve meyve yiyebilmek büyük bir lüks olmakla beraber herhangi bir yerden ayni veya nakdi yardım alamıyorlar. Bazı mahallelerde Suriyeli mülteciler ile yerel halk arasında komşuluk ilişkileri süreçle beraber gelişme göstermiş fakat bu gelişim sadece kısa sohbetlerle kısıtlanmış. Bazı mahallelerde ise dayanışma ve komşuluk ilişkisinin birlikte gelişerek güçlendiği gözlemleniyor. Daha önce kendilerine selam bile vermeyen komşularının süreçle beraber kısa sohbetlere başlamasının ve bir tabak yemek paylaşımının ne kadar kıymetli olduğunu bir kere daha vurguluyor, mülteci kadınlar.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Koronavirüs süreci ve dışarı çıkma yasakları konusunda Anadilde bilgilendirme yapılmayan hane sayısı oldukça fazla olmakla birlikte sürece dair gelişmelerden kendi aralarında oluşturdukları sms ve whatsapp iletişim ağı sayesinde haberdar olmaktalar.</span></p>
<p><b>Mülteciler bu süreçten nasıl etkilendiler? </b></p>
<figure id="attachment_54484" aria-describedby="caption-attachment-54484" style="width: 381px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-54484" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/dilbin-640x480.jpg" alt="Dilbin Saruhan" width="381" height="286" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/dilbin-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/06/dilbin.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 381px) 100vw, 381px" /><figcaption id="caption-attachment-54484" class="wp-caption-text">Dilbin Saruhan</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Görüşme yaptığımız Suriyeli mülteci kadınlar hane içerisinde herhangi bir fiziksel şiddete maruz kalmasa da sosyo-ekonomik eşitsizliğin getirmiş olduğu yoksulluk ve yoksunluk karşısında ekonomik ve psikolojik şiddete maruz kalıyorlar. Koronavirüs sürecinden önce el becerisi veya eğitim programı dahilinde terzilik yaparak geçimini sağlayan kadınlardan birkaçı programın kapanmasıyla birlikte işini kaybetti. Kadınların tek isteği bu sürecin bir an evvel sona ermesi. Yoksulluğa işsizlik ve yoksunluğun da eklendiği bu süreçte mutfak içerisindeki döngüyü sürdürebilmek için evi idare etmeye çalışan kadınlar, çoğu zaman evde var olan kısıtlı gıdayı çocukları yiyebilsin diye kendileri aç kalarak günü idareli geçirmeye çalışıyorlar. Kadınların en çok düşündükleri konu ise; bu süreç uzarsa çocuklar için yiyecek bulamama korkusu ile biriken kira, elektrik, su ve bakkal borçlarının nasıl ödeneceği sorusu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocukların eğitim süreci ile ilgili tespit ettiğimiz sorunlardan biri çoğunluğunun EBA’ya erişim sağlayamadığı için eğitim hakkından faydalanamamaları. Çoğu aile sisteme nasıl girileceği, sistemin nasıl kullanılacağı konusunda yeterli bilgiye sahip değiller. Sisteme erişim sağlayabilen aileler ise Arapça dil seçeneği olmadığından dolayı EBA’yı kullanamıyorlar. Bazı evlerde uzaktan eğitim için gerekli olan bilgisayar, televizyon ve internete erişim olmamakla birlikte bazı evlerde ise yetişkinlerin telefonunda bulunan internet kalitesiz ve yetersiz kalıyor. Diğer önemli bir sorun ise bazı öğretmenlerin ödev ve aktiviteler konusunda ailelerle iletişime geçmemesi. Bu durum çocukların eğitimden geri kalmasında en önemli nedenlerden birini oluşturuyor. Geçtiğimiz yıl yapmış olduğumuz çalışma atölyelerinde sosyal uyumun en çok yaşanan alanların, önyargıların sebep olduğu ve ötekileştirmeye yol açan algıların çocuklar arasında da kendini gösterdiği, okul ve sosyal alanda da yaşamlarını etkilediğini tespit etmiştik. Çocukların daha çok zaman geçirdiği okul ve mahalle hayatlarında maruz kaldıkları dışlanma psikolojisini genelleyerek her yerde karşılaşma sorunu yaşamaktaydılar. Çoğu zaman akran zorbalığına maruz kalarak kendini eksik veya fazlalık olarak gören çocuklar için bu süreçte ev, psikolojik olarak okuldan ve dışarıdan daha güvenli bir hal alsa da sürekli evde olmanın verdiği huzursuzluk ve hane yoksulluğu en çok çocukları olumsuz etkiliyor. Sokağa çıkma yasağının 20 yaş altı çocuklar için kaldırıldığı günlerde ise 15 yaş altı bazı çocuklar el arabasıyla semt pazarına giderek 2-3 TL karşılığında alışveriş yapan insanların eşyalarını taşıyorlar.</span></p>
<p><b>Tespit etmiş olduğunuz sorunlar için çözüm önerileriniz neler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Koronavirüs sürecinde tamamen eve kapanarak yoksulluk ve açlıkla baş başa kalan Suriyeli Mülteciler için tespit etmiş olduğumuz sorunlar doğrultusunda bu süreçte acilen yapılması gerekenler arasında öncelikli olarak; yerel halka dağıtılan ayni ve nakdi yardımların mültecileri de kapsayacak şekilde dağıtımının yapılması acilen sağlanmalı. Kızılay kart aylık miktarı arttırılmalı ve bu karttan tüm mülteci ailelerin yararlanması, kira, elektrik ve su faturası ertelenmemeli, yetkili kurumlar tarafından karşılanmalı, en önemlisi ise mülteciler için sürekli, insan onuruna yakışır istihdam alanları açılmalı. İşini kaybeden mültecilerin işsizlik ödeneğinden faydalanması sağlanmalı. Çocuklar için güvenli alanlar oluşturulmalı, eğitim, sağlık ve gıdaya erişimleri sağlanmalı, akran zorbalığının önüne geçilmesi konusunda okullarda hem öğretmenler hem de öğrencilere yönelik eğitim modülleri hazırlanmalı.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/02/salgin-surecinde-diyarbakirda-multeci-olmak/">Salgın Sürecinde Diyarbakır’da Mülteci Olmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2020 Küresel Gıda Krizi Raporu &#8216;Krize&#8217; İşaret Ediyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/13/2020-kuresel-gida-krizi-raporu-krize-isaret-ediyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2020 07:24:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[2020 Küresel Gıda Krizi Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=53732</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Küresel salgın nedeniyle, açlık eşiğindeki kişi sayısı iki katına çıkabilir.” Bir yandan Covid-19 haberleri manşetleri doldururken, öte yandan bir başka acil durum, gıda güvenliği, insanların hayatını tehdit etmekte. 2020 Küresel Gıda Krizi Raporu’na göre hâlihazırda küresel ölçekte 135 milyon kişi açlık sınırındayken; yıl sonuna kadar bu rakamın 265 milyona yükselme ihtimali bulunmakta.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/13/2020-kuresel-gida-krizi-raporu-krize-isaret-ediyor/">2020 Küresel Gıda Krizi Raporu &#8216;Krize&#8217; İşaret Ediyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-53740 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/aclik-siniri.jpg" alt="açlık sınırındaki insan sayısı" width="243" height="146" />Bu yıl dördüncüsü hazırlanan rapor; yaşam ve geçim kaynakları üzerinde büyük bir etkisi olan akut gıda tehlikesinin giderek yaygınlaşma ihtimaline odaklanmakta. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rapor, gıda güvenliğine ilişkin tehlikeyi asgari, gerilimli, krizde, acil ve afet durumu olarak beş farklı kategoride ele almakta. Rapor ölçeğine göre hâlihazırda 135 milyon kişi açlık sınırındayken bu etkileri Aşama 3’ten itibaren hafifletmek için acil önlemler almak gerekmekte. Söz konusu rakamın bazı ülkelere göre dağılımı ise şu şekilde: </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-53734 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/gida-krizi.jpg" alt="Gıda Krizinde Öne Çıkan Ülkeler" width="611" height="261" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><br />
<img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-53735 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/afrika-640x352.jpg" alt="Afrika gıda krizi" width="345" height="190" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/afrika-640x352.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/afrika.jpg 875w" sizes="auto, (max-width: 345px) 100vw, 345px" />Raporun altını çizdiği bir diğer nokta ise analiz edilen 55 ülkedeki yaklaşık 75 milyon çocuğun hayatını sürdürmeye yardımcı olacak yeterli beslenmeye, temiz içme suyuna ve sağlık hizmetine sınırlı bir şekilde erişebildiği… Bu çocukların 17 milyonu ise akut beslenme yetersizliği ile mücadele etmekte. Rapor, 2020 yılında akut gıda güvensizliğinin temel nedenlerinin; uluslararası sistemdeki çatışmalar, kötü hava koşulları, çöl çekirgeleri, ekonomik şoklar ve Covid-19 salgını olacağını vurgulamakta.<br />
16 farklı ortak kuruluşla hazırlanan rapora göre önlem alınmadığı durumda, Covid-19 salgınının beraberinde getirdiği kriz nedeniyle açlık krizindeki kişi sayısının 265 milyona yükselme ihtimali bulunuyor. Söz konusu rakam ise kabaca ABD nüfusuna yaklaşmakta. Açlık krizinin büyük ölçeğini ise Afrika kıtası kaplamakta.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-53736 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/olumsuz-faktorler-640x148.jpg" alt="2020 yılında gıda güvenliğini olumsuz etkileyen faktörler" width="640" height="148" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/olumsuz-faktorler-640x148.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/olumsuz-faktorler-1024x238.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/olumsuz-faktorler.jpg 1138w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" />2020 yılı akut gıda güvensizliği tahminleri Covid-19, bir salgın haline gelmeden önce kaleme alınmaya başlandığı; dolayısıyla tahmin edilenden daha olumsuz sonuçlarla da karşılaşılabilineceğinin altını çizmekte. Rapora göre; savaş, ekonomik şoklar, mahsul zararlılarının kombine etkileri ve sonunda da salgın krizi eklendiğinde Yemen gıda krizinde en kötü etkilenen ülke olarak karşımıza çıkıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Doğu Afrika’da ise bir yandan bol miktardaki mevsim yağmurları mahsullere ve meralara fayda sağlamışken, öte yandan gıda güvensizliğini doğrudan etkileyecek ciddi bir çöl çekirgesi istilası bölgeyi tehdit etmekte. BM, hâlihazırda Covid-19 salgınıyla mücadele eden Doğu Afrika ülkelerinin,  gelecek yağmur döneminde öncekilerin 20 katı büyüklükte bir çekirge istilasıyla karşılaşabileceğini bildirmekte. Aylardır Doğu Afrika ve Orta Doğu ülkelerindeki tarlalara zarar veren çekirge sürüleri, her gün 150 kilometre yol kat edebilirken; bir kilometrekarede yer alan 40-80 milyon çekirge, sadece 1 günde 35 bin kişiye yetecek gıdayı yok edebiliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şiddetli çatışmalar ve ülkelerin para biriminin gittikçe değersizleşmesi, yani alım gücünün düşüşü Orta Doğu ve Orta Asya ülkelerinin en önemli sorunlarının başında gelmekte. Bu durum ise bölgedeki akut yetersiz beslenme düzeylerini özellikle çocuklar için doğrudan tehdit eden faktörleri de beraberinde getiriyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rapora göre, Latin Amerika ve Karayipler&#8217;de ise sosyopolitik krizler, aşırı seyreden hava koşulları, istihdam eksikliği ve yüksek gıda fiyatları bazı ülkelerde akut gıda güvensizliğinin dengeli seyrini kaybetmesine yol açacak. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Salgın ise özellikle kırılgan tarım sektöründe gıda güvenliğini ve geçim kaynaklarını tahrif edebilecek güçteyken; küresel durgunluk gıda tedarik zincirini büyük ölçüde sarsacak.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-53737 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/insani-yardim-dagilimindaki-esitsizlik-640x337.jpg" alt="İnsani yardım dağılımındaki eşitsizlik" width="640" height="337" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/insani-yardim-dagilimindaki-esitsizlik-640x337.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/insani-yardim-dagilimindaki-esitsizlik-1280x674.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/insani-yardim-dagilimindaki-esitsizlik-1024x539.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/insani-yardim-dagilimindaki-esitsizlik.jpg 1314w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rapor’a göre 2018 yılında “akut açlık” (IPC / CH Faz 3 veya üstü) olarak tanımlanan ölçekte, 32 ülkeden 106 milyon insan incelendi. Beklendiği üzere tarım ve beslenme yardımları insani yardımların büyük bir kısmını oluşturdu. Fakat Yemen, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Afganistan, Suriye, Sudan ve Güney Sudan gibi ülkelerde insani yardıma muhtaç olan kitle ile insani yardıma ulaşabilen kitle arasında derin bir eşitsizlik mevcuttu. Bununla birlikte Yemen, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Afganistan&#8217;ın her birinde yardıma muhtaç 10 milyondan fazla akut gıda yetersizliği yaşayan insan vardı, ancak Yemen, Demokratik Kongo Cumhuriyeti&#8217;nden beş kat, Afganistan&#8217;dan yedi kat daha fazla insani yardım aldı. Benzer bir şekilde Güney Sudan, Suriye ve Sudan&#8217;ın her birinde 6-6.5 milyon kişi akut gıda güvensizliği ile karşı karşıya ve benzer ihtiyaçlara sahipken;  Güney Sudan ve Suriye, Sudan&#8217;dan neredeyse dört kat daha fazla yardım aldı.</span></p>
<p><b>Afrika Risk Altında!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gıda güvensizliği dünya nüfusunu derinden etkilerken, Afrika diğer kıtalara göre daha büyük bir tehlike ile karşı karşıya. Rapor’da 73 milyon kişinin gıda krizi ile karşı karşıya olduğu vurgulanırken; söz konusu nüfusun büyük bir kısmı sahra altı Afrika bölgesinde. Afrika kıtasında 15 milyon nüfusun akut gıda krizi ile karşı karşıya olduğu Demokratik Kongo Cumhuriyeti öne çıkmakta. Ülkede Mart ayından beri yoğun silahlı çatışmalar yaşanmakta ve Ebola’nın bölgede yeniden ortaya çıkma riski ise bir başka kriz alanı olarak kenarda duruyor.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-53738 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/gida-guvensizligi-640x827.jpg" alt="Afrikada Gıda Güvensizliği" width="640" height="827" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/gida-guvensizligi-640x827.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/gida-guvensizligi.jpg 746w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><b>Orta Doğu’da Askeri Çatışmalar ve Göç Öne Çıkıyor!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Orta Doğu’da ise 43 milyon kişi Afrika’daki nüfusa benzer zorluklarla başa çıkmaya çalışmakta. Analizlere göre dünyanın en güvensiz ülkesi konumunda olan 15.9 milyon nüfuslu Yemen, neredeyse 3 yıldır süren vekâlet savaşları nedeniyle gıda güvensizliğinin “Felaket” düzeyinde (IPC/CH-Aşama 5) olduğu tek coğrafya konumunda!</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-53739 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/orta-doguda-gida-guvensizligi-640x603.jpg" alt="Orta Doğuda gıda güvensizliği" width="640" height="603" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/orta-doguda-gida-guvensizligi-640x603.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/orta-doguda-gida-guvensizligi.jpg 752w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bölgedeki bir diğer problemli bölge ise 1.3 milyon insanın akut gıda güvensizliği açısından kritik bir eşikte bulunduğu Afganistan! Ocak-Mart 2020 döneminde İran ve Pakistan’dan 138.000 göçmen ülkesine geri dönmek zorunda kaldı ve bu durum gıda kaynaklarının yükünü daha artırdı. Analiz edilen Pakistan nüfusunun yarısından fazlası (% 51), Asya&#8217;daki en yüksek akut gıda güvensizliği ile karşı karşıya iken; ortalamanın altındaki muson yağmurları gibi aşırı düzeyde seyreden hava koşulları nedeniyle durum daha da kötüleşmekte.</span></p>
<p><b>Sonuç</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rapora göre Covid-19 krizi nedeniyle küresel ekonomi daralacağından, büyük insani yardım kuruluşlarında fon kesintileriyle karşı karşıya kalınabilir. Dünya Gıda Programı Başkanı’na göre bu gerçekleşirse her gün 300.000 kişi gıda krizi nedeniyle hayatını kaybedebilir. Rapor ayrıca, büyük veri boşlukları ve devam eden zorluklar nedeniyle bu projeksiyonların hala yetersiz olduğu konusunda uyarıda bulunmakta. Örneğin İran veya Filipinler gibi 16 ülke, yetersiz veri nedeniyle analize dâhil edilemedi. Raporu analiz eden Visual Capitalis uzmanı Iman Gosh’un uyarısı ise dikkate değer nitelikte: “Covid-19 virüsünün oluşturduğu toz bulutu çökünce, gıda krizini daha net göreceğiz.”</span></p>
<p><b>Kaynaklar</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Global Report on Food Crisis 2020” </span><i><span style="font-weight: 400;">World Food Programme</span></i><span style="font-weight: 400;">, April 20, 2020.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Iman Ghosh, “AFRICAHunger Pandemic: The COVID-19 Effect on Global Food Insecurity” </span><i><span style="font-weight: 400;">Visual Capitalist</span></i><span style="font-weight: 400;">, May 8, 2020.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/13/2020-kuresel-gida-krizi-raporu-krize-isaret-ediyor/">2020 Küresel Gıda Krizi Raporu &#8216;Krize&#8217; İşaret Ediyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pandemide Kadın Akademisyen Olmak Eşitsizlikte Aslına Rücu Etmek</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/06/pandemide-kadin-akademisyen-olmak-esitsizlikte-aslina-rucu-etmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 May 2020 09:06:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyen kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=53454</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özyeğin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Deniz Şenol Sert, Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Didem Danış, Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Feyza Akınerdem ve Mardin Artuklu Üniversitesi Antropoloji Bölümü’nden Neslihan Akbulut Arıkan’la salgın sürecine ilişkin deneyimlerini, bu süreçte kadın akademisyen olmayı toplumsal cinsiyet eşitsizliği çerçevesinde konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/06/pandemide-kadin-akademisyen-olmak-esitsizlikte-aslina-rucu-etmek/">Pandemide Kadın Akademisyen Olmak &lt;br&gt;Eşitsizlikte Aslına Rücu Etmek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Koronavirüs salgını eşitsizlikleri daha görünür kılıyor ve derinleştiriyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği de bu süreçten nasibini aldı… Son yıllarda güçlendiğini umduğumuz kadın hareketi ile umutlarımız artmışken, COVID-19 ile izolaysonun yarattığı Evde Kal Günleri yeni “normal” oldu. Medyada yer bulan analizler ve sosyal medyada yapılan paylaşımlarla kadın-erkek eşitsizliği her sınıf ve kesimden kadın için bir anda daha görünür oldu…</p>
<p>Bu görünürlük bazı kadınlar için bilinenin tezahürü iken bazı kadınlar için şok etkisi yaratmış gibi görünüyor. Nitekim kendisi ile yapılan bir <a href="https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2020/04/30/deniz-kandiyoti-salgin-modern-kadinin-yasadigi-illuzyonu-yikti-gecti/" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2020/04/30/deniz-kandiyoti-salgin-modern-kadinin-yasadigi-illuzyonu-yikti-gecti/&amp;source=gmail&amp;ust=1588844910380000&amp;usg=AFQjCNGjXMV_bFx07ElKu1r2j0ZDuxDhTA">söyleşide Prof. Dr. Deniz Kandiyotti, </a>yaşları 20 ila 35 arasında değişen ve post-feminist kuşak olarak adlandırdığı kadınlar için salgının şok etkisi yaratmış olabileceğini” söylüyor. “Biz her şeyi yaparız, her şeye kadiriz diyen… kendilerini çok güçlü, çok özgür gören” post-feminist kadınların sahip olduğu güç ve özgürlük noktalarının çoğunun hayali olduğunu savunan Kandiyotti’ye göre, “salgın krizinin getirdiği şoku yaşayacaklar aslında küçük bir elit” kesimden oluşuyor.</p>
<p><strong>Pandemi Sürecinde Kadın Akademisyenlerin Akademik Üretimi Düştü</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-53468 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/kadin-akademisyen.jpg" alt="akademide kadın olmak" width="348" height="165" />Salgın günlerinde ve aynı koşullarda erkek akademisyenlerin normalden yüzde 50 daha fazla makale gönderdiğini söyleyen <a href="https://www.thelily.com/women-academics-seem-to-be-submitting-fewer-papers-during-coronavirus-never-seen-anything-like-it-says-one-editor/" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.thelily.com/women-academics-seem-to-be-submitting-fewer-papers-during-coronavirus-never-seen-anything-like-it-says-one-editor/&amp;source=gmail&amp;ust=1588844910380000&amp;usg=AFQjCNEzBmgdv2WBO8uLXJLFczRxiFMqSA">bir editör</a>, kadın akademisyenlerin daha az bildiri-makale gönderdiklerini söylerken; daha önce benzer bir durumu deneyimlemediğini sözlerine ekliyor. Bu tespitlere benzer şekilde, Özyeğin Üniversitesi’nde Evren Balta da <a href="https://twitter.com/Evreki/status/1255025057908359168" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://twitter.com/Evreki/status/1255025057908359168&amp;source=gmail&amp;ust=1588844910380000&amp;usg=AFQjCNGI5gpyrOO6KcqPemxJY-Lz93dSsw">sosyal medya paylaşımında</a> kişisel deneyimini “İşe gitmek gerçekten daha az yorucuydu. Kesintisiz bir çalışma hali. Ev işi korkunç ağırlaştı.” sözleriyle özetlemiş. Salgın döneminde kadın akademisyenlerin durumunu araştırırken karşımıza Murat Sevinç’in <a href="https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2020/04/28/cocuklu-karantina-ve-ev-kadinligi-kurumu-uzerine/" target="_blank" rel="noopener noreferrer" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2020/04/28/cocuklu-karantina-ve-ev-kadinligi-kurumu-uzerine/&amp;source=gmail&amp;ust=1588844910381000&amp;usg=AFQjCNEtXAyIG0thBNCoet0FTtOI0v1lVg">Çocuklu Karantina ve Ev Kadınlığı Kurumu Üzerine</a> adlı yazısı çıktı. Sevinç yazısında “…üç küsur yılını evde geçiren ve ev kadınlarının yaşadığı zorlukların binde birini tecrübe etmemiş biri olarak çok iyi anlıyorum… Bu yaşıma dek, böyle ağır, yorucu ve sona ermeyen bir iş, bir yaşam tarzı olabileceğini düşünmemiştim… Kadın olmak, başlı başına bir macera bu memlekette ve hayli külfetli malum” sözleriyle aslında tüm kadınların hakkını teslim ediyor.</p>
<p>Bu tespitleri not ederken, Türkiye’de salgın döneminde 4 farklı kadın akademisyenle salgın sürecine ilişkin deneyimlerini konuştuk. Özyeğin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Deniz Şenol Sert, Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Didem Danış, Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Feyza Akınerdem ve Mardin Artuklu Üniversitesi Antropoloji Bölümü’nden Neslihan Akbulut Arıkan’dan, Evde Kal Günleri’nde kadın akademisyen olmayı toplumsal cinsiyet eşitsizliği çerçevesinde değerlendirmelerini  istedik.</p>
<p>Yanıtlar bize pandemi döneminde “modern kadının yaşadığı eşitlik illüzyonu” ile kadınların kazanılmış haklarını koruma ve mevcut eşitsizlikleri gidermede dayanışmaya çok daha fazla ihtiyaç duyduğunu hatırlattı. Didem Danış’ın vurguladığı gibi, “Bu salgın vesilesiyle pek çok şeyi yeniden düşünmek ve sorgulamak zorundayız”.  COVID-19 salgını bu yönüyle, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ilişkin yeni bir yüzleşmenin de gereğini ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>“Akademik İşlere Vakit Ayırmak İmkânsız</strong><strong>”</strong></p>
<figure id="attachment_53467" aria-describedby="caption-attachment-53467" style="width: 355px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-53467" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/deniz-senol-sert.jpg" alt="Deniz Şenol Sert" width="355" height="288" /><figcaption id="caption-attachment-53467" class="wp-caption-text">Deniz Şenol Sert</figcaption></figure>
<p>COVID-19 döneminde akademik çalışmalarını evden sürdürüp sürdüremediklerini sorduğumuz akademisyenlerden Deniz Şenol Sert, çalışmalarımı evden yürüttüğünü ve vaktini daha çok derslere verdiğini söylemekle birlikte, “yazmak gibi daha fazla odaklanma gerektiren akademik işlerime pek eğilemiyorum” derken; Didem Danış, “Sokağa çıkma kısıtlarından dolayı, biz sosyologlar için saha araştırması yapmak neredeyse imkânsız. Çevremizde bunca kaygı verici gelişme yaşanırken ve kadınların üzerindeki sorumluluklar bunca artmışken insanın zihnini toparlayıp yazı yazması neredeyse imkânsız.” tespitini yapıyor. Feyza Akınerdem de benzer şekilde vaktinin büyük bir kısmını eve ve ev ahalisinin bakımına ayırmak zorunda kaldığından; pandeminin getirdiği kaygıların yanında fiziksel ve mental olarak akademik işlere vakit ayırmanın imkânsız olduğunu belirtirken, Neslihan Akbulut Arıkan salgın öncesi ofiste çalışma imkânı bulabilmesine karşın salgın sürecinde “bitmek tükenmek bilmez ev işleri” nedeniyle çalışmalarının ciddi sekteye uğradığını  söylüyor.</p>
<p><strong>“Ev İşlerinde Kadın ve Erkek Arasında Eşitsiz Dağılım” </strong></p>
<figure id="attachment_53470" aria-describedby="caption-attachment-53470" style="width: 309px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-53470" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/Didem_Danis.jpg" alt="Didem Danış" width="309" height="205" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/Didem_Danis.jpg 490w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/Didem_Danis-350x231.jpg 350w" sizes="auto, (max-width: 309px) 100vw, 309px" /><figcaption id="caption-attachment-53470" class="wp-caption-text">Didem Danış</figcaption></figure>
<p>COVID-19 döneminde kendilerini nasıl hissetiklerine ve erkek akademisyenler ile eşit koşullarda olup olmadıklarına ilişkin sorumuza Deniz Şenol Sert, “Virginia Woolf&#8217;un bahsettiği o &#8220;kendine ait bir oda&#8221;yı tamamen kaybetmiş durumdayım. Kendimi nasıl hissettiğimi kendime sormaya korkuyorum bu aralar&#8230; Verimli çalışamıyorum çünkü devamlı bölünüyorum.&#8221; diyor. “Ev içi iş bölümünde kadın ve erkek arasında eşitsiz bir dağılım var. Söz konusu eşitsizlik akademisyen kadınların hanelerinde de geçerli” tespitinden hareket eden Didem Danış, <a href="https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2020/04/30/deniz-kandiyoti-salgin-modern-kadinin-yasadigi-illuzyonu-yikti-gecti/">Deniz Kandiyoti</a> röportajında modern kadının eşitlik illüzyonuna kapıldığını, oysa aile içindeki iş yükünün önemli bir kısmının hala kadınların sırtında olduğunu söylediğini hatırlatıyor. Danış ayrıca kendilerinden evin içinde, hem tam zamanlı ev işlerinden ve çocukların bakımından sorumlu çalışan, hem de akademisyen olmalarının beklendiğini;  uzaktan eğitime geçilmesiyle çocuklara öğretmenlik görevi ile 65 yaş üstü anne-babası olan çalışan kadınların ek bakım görevi de üstlenmek zorunda kaldığını belirtiyor. Didem Danış, kadın akademisyenlerin salgında ağırlaşan yüklerini not etmekle birlikte, salgın öncesi dönemde de her zaman erkek meslektaşlarına göre kadın akademisyen olmanın çok daha ağır olduğunu vurguluyor.</p>
<figure id="attachment_53469" aria-describedby="caption-attachment-53469" style="width: 306px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-53469" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/feyza-akinerdem.jpg" alt="Feyza Akınerdem" width="306" height="306" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/feyza-akinerdem.jpg 400w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/feyza-akinerdem-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 306px) 100vw, 306px" /><figcaption id="caption-attachment-53469" class="wp-caption-text">Feyza Akınerdem</figcaption></figure>
<p>Kadınların bir meslek edinip onda ilerlemek konusunda tarihsel olarak zaten dezavantajlı konumda olduklarını ve bu asimetriyi pandemi yokken de hep hissettiğini söyleyen Feyza Akınerdem ise, “Benim çalışmak için, benzer aile düzenlerine sahip olduğum erkek akademisyenlerden hep daha az vaktim oldu. Şimdi de bunun daha uca taşınmış halini yaşıyoruz.” diyor. Hangi yaştan ve hangi statüden olursa olsun evde kalma sürecinde ev içi işlerde kadınlara daha çok yük bindiğine dikkat çeken Neslihan Akbulut Arıkan, kadının yardım alabildiği ölçüde kendine zaman bulabilmesine karşın, erkeğin hiçbir zaman böyle bir zorunluluğu olmadığına dikkat çekiyor. Salgın döneminde içinde bulunduğu durumu “çoğu zaman &#8216;söyleyip uzatmaktansa kendim yapayım&#8217; diyerek ev işleri yaparken buluyorum” sözleriyle özetleyen Arıkan, COVID-19 sürecinde bazı erkek akademisyen arkadaşlarının kendini gün içinde evden yalıtıp, ayrı bir odada tüm gün çalışabildiklerinden gıptayla bahsediyor. Zira kendini evden yalıtma ve odaklanabilecek imkân bulma pek çok kadın akademisyen için mümkün değil…</p>
<p><strong>&#8220;Kadınların Mekânları Ayırarak Yürütebildiği Denge Çatırdadı”</strong></p>
<p><strong>“</strong>Pandemi  Günlerinde Kadın Akademisyen Olmak” başlığının kendilerine ne hatırlattığını sorumuza, akademinin genelindeki devamlı üretkenlik baskısını zaten her zaman hissettiğini ve salgın sürecinde bir kadın akademisyen olarak kendi kişisel deneyimini “dibe vurmak” deyimiyle açıklayan Deniz Şenol Sert, başkalarının sorumluluğunu yüklenmek zorunda kalan kadın arkadaşlarının bu süreçteki deneyimlerinin çok daha zorlu geçtiğini belirtiyor. Salgının modern toplumdaki pek çok arıza gibi toplumsal cinsiyet eşitsizliğini de aşikar kıldığını söyleyen Didem Danış, izolasyon sebebiyle evlerin birdenbire modern öncesi zamanda olduğu gibi hem ev, hem iş yerine dönüştüğünü; evin aynı zamanda bir ilkokul, bir çocuk parkı, üç öğün karın doyurulması gereken bir yemekhane, bir üniversite dersliği, bir toplantı salonu, bir dinlenme alanı ve bir uyku mekânı haline geldiğini ifade ediyor. Danış’a göre, karantina günlerinde çok sayıda işlevin aynı mekânda toplaşması, çalışan kadınların ancak mekânları ayırarak yürütebildiği dengeyi çatırdattı.</p>
<p>“Eşim tam zamanlı mesai düzenini evde kurmayı başarırken, ben gündüzleri daha çok bir ev kadınına dönüştüm” diyen Danış, COVID-19 krizi vesilesiyle pek çok şeyi yeniden düşünmek ve sorgulamak zorunda olduğumuza inanıyor.</p>
<blockquote><p>Kadın-erkek eşitsizliği kuşkusuz listenin baş sıralarında ama buna modern çekirdek aileyi, üstümüzdeki üretkenlik baskısını ve esnek çalışma denilen meseleyi de eklemeliyiz. Kadınlar olarak onca mücadele ile elde ettiğimiz –kısıtlı da olsa çok değerli olan- hakları korumak ve daha da ileri götürmek için mücadele ve dayanışmaya devam etmeliyiz. Bence bunun en önemli adımlarından biri de yalnız olmadığımızı unutmamak.</p></blockquote>
<p><strong>“Kadın (akademisyen) Olmak Haksızlık Kelimesinin Sözlük Anlamıdır” </strong></p>
<figure id="attachment_53471" aria-describedby="caption-attachment-53471" style="width: 277px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-53471" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/neslihan-akbulut-640x574.jpg" alt="Neslihan Akbulut Arıkan" width="277" height="248" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/neslihan-akbulut-640x574.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/neslihan-akbulut-1024x919.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/neslihan-akbulut.jpg 1216w" sizes="auto, (max-width: 277px) 100vw, 277px" /><figcaption id="caption-attachment-53471" class="wp-caption-text">Neslihan Akbulut Arıkan</figcaption></figure>
<p>Salgının toplumsal cinsiyet eşitsizliği açısından “Eşitsizliğin en güçlü normlardan biri olduğu bir toplumda eşit paylaşımın mümkün olduğuna inanmıyorum” sözleriyle değerlendiren Feyza Akınerdem’e göre, “Erkekler hala evle ilgili işlere katkılarını &#8220;yardım etmek&#8221; olarak görüyorlar. Ben eşitlik talep etmediğimi fark ettim; pandemide, sadece daha az haksızlığa uğrayayım diye bir mücadele içindeyim. Bu açıdan pandemi günlerinde kadın (akademisyen) olmak benim için haksızlık kelimesinin sözlük anlamıdır”. Neslihan Akbulut Arıkan da benzer şekilde, kadının yüksek eğitim almasının ya da istihdamının toplumsal cinsiyet eşitliğinin toplumda edindiği yeri göstermek açısından yetersiz kaldığını düşünüyor. Arıkan, “Akademi bu illüzyonun belki de en yaygın hâkim olduğu alan olarak karşımızda duruyor” derken, feministlerin vurguladığı gibi eşitliğin evde sağlanmadığı, ev içi işlerde eşit sorumluluk paylaşımı olmadığı sürece, kadınların kafasında zihin yükü olarak kalmayı sürdürdüğüne inanıyor.</p>
<p>“Pandemide Kadın Akademisyen Olmak” başlığını Neslihan Akbulut Arıkan şu sözlerle özetliyor: “Kadın ve erkek akademisyenler için akademik üretimin eşit şartlarda olduğundan bahsedemeyiz. COVID-19 süreci bu illüzyonu kırıp, eşitsizlikleri gözle görünür hale getirdi. Burada yeni bir yüzleşme yaşamamız lazım.”</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/06/pandemide-kadin-akademisyen-olmak-esitsizlikte-aslina-rucu-etmek/">Pandemide Kadın Akademisyen Olmak &lt;br&gt;Eşitsizlikte Aslına Rücu Etmek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
