<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>özel sektör arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/ozel-sektor/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ozel-sektor/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 12 Dec 2018 16:17:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>özel sektör arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ozel-sektor/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dünya Şirket Bağışçılığı Günü</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/26/dunya-sirket-bagisciligi-gunu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kılıçalp]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Feb 2018 08:04:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[TOG]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Derya Kılıçalp]]></category>
		<category><![CDATA[Diyalog]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Şirket Bağışçılığı Günü]]></category>
		<category><![CDATA[International Corporate Philanthropy Day]]></category>
		<category><![CDATA[özel sektör]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum Gönüllüleri Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=24743</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sosyal sorunların çözümünde aktif rol oynayan, çalışanları ile gönüllülük programı oluşturan, sivil toplum kuruluşları ile işbirliği yapan, onlara hibe desteği sunan şirketler, ve bu şekilde olumlu bir sosyal, ekonomik ve çevresel etki yaratmaya çalışan şirketler... Dünya Şirket Bağışçılığı Gününüz  kutlu olsun!</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/26/dunya-sirket-bagisciligi-gunu/">Dünya Şirket Bağışçılığı Günü</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Henüz bu tür adımlar atmamış şirketler de yakına gelsin, onlar için geç değil. Çünkü bugün, yani Şubat ayının son pazartesisi, dünyanın dört bir köşesinde Dünya Şirket Bağışçılığı Gününü (International Corporate Philanthropy Day) sizi şirket bağışçılığını keşfetmeye davet ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bugün neler mi yapılıyor? Şirketler dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için neler yaptıklarını anlatıyorlar; geçtiğimiz yıl kaç saat gönüllülük yaptıklarını, kaç çalışanın gönüllük programına katıldığını, ne kadar hibe desteği verdiklerini, kaç kuruluşu desteklediklerini, nasıl sonuçlar ortaya koyduklarını söylüyorlar; yeni destek programlarının duyurusunu yapıyorlar; hibe hedeflerini paylaşıyorlar; çalışanlarını yaptıkları bağış ve gönüllülük faaliyetleri için ödüllendiriyorlar. Bugün başarıları kutlama ve takdir etme günü olduğu kadar, şirketlerin sosyal yatırımcılarının yaratmış olduğu faydalar hakkında farkındalık uyandırma ve diğer şirketlere ilham verme amacı da taşıyor. Dolayısıyla sosyal yatırımlarınız hakkında bol bol konuşmamız ve mesaj vermemiz gereken bir gün.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Peki siz bugünden itibaren şirket olarak daha etkili bir bağışçı/sosyal yatırımcı olmak için neler yapabilirsiniz? İşte size 10 öneri.</p>
<p><strong> </strong></p>
<ol>
<li>Şirketinizin içindeki ve dışındaki paydaşlarınızın sizden beklentilerinin ve ihtiyaçlarının farkına varın. Özellikle genç nesil şirketin sosyal değişimdeki yeri ve şirketin toplum üzerindeki olumlu etkisini önemsiyor ve gerek çalışan olarak gerek tüketici olarak şirkete olan mesafesini veya bağlılığını buna göre kuruyor.</li>
<li>Yaptığınız sosyal katkıları masraf kalemi değil, geleceğe yatırım olarak görün.</li>
<li>Sosyal ve çevresel problemler dış dünyaya ait, sizden kopuk faktörler olmadığını, dolayısıyla bunlar çözülmediğinde sizin de iş hedeflerinizin başarısını ve şirketinizin sürdürülebilirliğinin etkilenebileceğini unutmayın.</li>
<li>Şirketlerin var oluş amacı paydaşlarınıza daha fazla kazandırmaksa, bunun yolunun toplumun gelişimine daha fazla yatırım yapmaktan geçtiğini hatırlayın.</li>
<li>Henüz yapmadıysanız mutlaka bir sivil toplum kuruluşuyla eşleşin, onların uzmanlıklarından yararlanın ve birlikte fark yaratan çalışmalar gerçekleştirmeye başlayın.</li>
<li>Çalışanlarınızın sahada, sivil toplum kuruluşu partneriniz ile omuz omuza çalışabilmesi için fırsatlar yaratın.</li>
<li>Sivil toplum kuruluşlarının belli alanlarda kapasite ihtiyaçlarını karşılamak için çalışanlarınızın pro-bono destek vermeye / uzmanlık transferi yapmaya teşvik edin.</li>
<li>Diğer şirketlerle biraraya gelin, neyi nasıl yaptığınızı konuşun, başarılı uygulamaları paylaşın, zorlandığınız noktaları birlikte değerlendirin ve birlikte çözüm bulmaya çalışın.</li>
<li>Alandaki fikir liderleri ile bağlantı kurun, sosyal yatırımın kurumsal dünyadaki önemi hakkında farkındalık oluşturun.</li>
<li>Şirketinizin sosyal yatırım programlarının etkisini ölçün ve sadece raporlama amacıyla değil aynı zamanda ilham vermek için bu sonuçları paylaşın.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türkiye’de son on yılda şirketlerin sosyal alanda oynadıkları rol ve sivil toplum kuruluşları ile yaptıkları işbirlikleri büyük bir gelişme gösterdi. Gerek yöneticiler gerekse çalışanlar projelerde yer aldıkça ve projeleri destekledikçe yaptıkları işin önemine inandılar, hem kendi hayatlarına anlam kattılar, hem sosyal değişime olumlu katkılarda bulundular. Şartların, ihtiyaçların ve beklentilerin çok hızlı değiştiği günümüzde planlama yapmak zor. Ama uzmanlıklarımızı ve farklı bakış açılarımızı biraraya getirdiğimizde herkes için anlamlı ve fayda yaratan yol haritaları çıkartmamız mümkün. Biz Toplum Gönüllüleri Vakfı olarak şirketlerle daha sık biraraya gelmek, özellikle gençlere yönelik sosyal yatırım programlarınızın etkisini arttırmanıza yardımcı olmak, saha izlenimlerimizi sizinle paylaşmak ve sizi gençlerle buluşturmak istiyoruz. Bunun bir parçası olarak Mayıs ayında bir toplantı dizisi başlatacağız. Siz de bu önemli diyalogun parçası olmak istiyorsanız bizimle bağlantıya geçin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Toplum Gönüllüleri Vakfı</p>
<p>Kaynak Geliştirme ve Kurumsal İletişim Yöneticisi</p>
<p>Derya Kılıçalp</p>
<p>derya.kilicalp@tog.org.tr</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/26/dunya-sirket-bagisciligi-gunu/">Dünya Şirket Bağışçılığı Günü</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil toplum kuruluşlarının &#8220;iş birliği&#8221; ile imtihanı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/09/sivil-toplum-kuruluslarinin-is-birligi-ile-imtihani-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan - Ulaş Tol]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Oct 2017 09:20:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Diyalog]]></category>
		<category><![CDATA[iş birliği]]></category>
		<category><![CDATA[kamu]]></category>
		<category><![CDATA[müzakere]]></category>
		<category><![CDATA[özel sektör]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşama Dair Vakıf (YADA Foundation)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=19051</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Sivil toplum kuruluşları (STK), hayatlarında sınırlı düzeyde yer bulan iş birliklerini daha çok bir tür güç birliği olarak ve çoğunlukla kendilerine benzeyenlerle gerçekleştiriyor. Oysa iş birliğinin demokrasi kültürüne katkısı, kendinize benzeyenlerle değil uzlaşamadıklarınızla tesis edildiğinde değerli&#8221; Sivil toplum söz konusu olduğunda ‘iş birliği’ nasıl bir kavram? Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının böyle bir kültürü var mı? [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/09/sivil-toplum-kuruluslarinin-is-birligi-ile-imtihani-2/">Sivil toplum kuruluşlarının &#8220;iş birliği&#8221; ile imtihanı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Sivil toplum kuruluşları (STK), hayatlarında sınırlı düzeyde yer bulan iş birliklerini daha çok bir tür güç birliği olarak ve çoğunlukla kendilerine benzeyenlerle gerçekleştiriyor. Oysa iş birliğinin demokrasi kültürüne katkısı, kendinize benzeyenlerle değil uzlaşamadıklarınızla tesis edildiğinde değerli&#8221;</strong><span id="more-20608"></span></p>
<p>Sivil toplum söz konusu olduğunda ‘iş birliği’ nasıl bir kavram? Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının böyle bir kültürü var mı? Neden işbirliğine çok yatkın değiliz?&#8230;<strong>*</strong></p>
<p><strong>Türkiye sivil toplumunda iş birliği kültürü var mı?</strong></p>
<p>Sivil toplumda iş birliği kültürü zayıf. Birçok kişi için malum olan tespitin ötesine geçen değerlendirme şu olabilir: Sivil toplum kuruluşları (STK), hayatlarında sınırlı düzeyde yer bulan iş birliklerini daha çok bir tür güç birliği olarak ve çoğunlukla kendilerine benzeyenlerle gerçekleştiriyor. Oysa iş birliğinin demokrasi kültürüne katkısı, kendinize benzeyenlerle değil uzlaşamadıklarınızla tesis edildiğinde değerli. Bu fark, sivil toplumun içinde olduğunu düşündüğümüz dönüşümle birlikte ele alındığında daha da önemli. Sivil toplumun “kapalı”, “gizli” ve “çatışmacı” yaklaşım ve niteliklerden “açık”, “şeffaf” ve “müzakereci” bir iklime geçişinin başladığı, en azından makbul bulunduğu bir dönemdeyiz. Hem kamu, hem STK yöneticileri hem de yurttaşlar, STK’lardan daha fazla açıklık ve şeffaflık bekliyor; dışarısıyla (başta hasımlarıyla) çatışmacı olmayan bir diyalog içinde olmalarını talep ediyor. Dolayısıyla bu iklim değişikliğinde, STK’ların dışarıyla iletişimi ve bu iletişimin nasıl kurulduğu, bir başka deyişle paydaşlar nazarında itibarı, önem kazanıyor.</p>
<p><strong>İş birliği kirli bir kavram mıdır?</strong></p>
<p>İş birliği, Türkiye siyaseti ve sivil toplum dünyası için genellikle kirli bir kavram oldu. Öyle ki, “işbirlikçilik” bir siyasi tutumu ya da bir STK’yı itibarsızlaştırmak için başvurulan ve hedefi açısından, işe de yarayan ithamlardan biri. Hem sivil toplum hem de siyasi oluşumlar için “ilkeli olmak” iş birliğinden uzak durmanın bir gerekçesi oluyor. İş birliği, özellikle birbirine benzemeyenler arasında neredeyse rastlamadığımız, hatta benzeyenler arasında dahi çok az denk geldiğimiz bir durum. Oysa son gelişmeler gösteriyor ki, iş birliği, benzerlerimizden ziyade benzemezlerimizle kurulduğunda sonuç getiriyor. Örneğin, “diyalog”, “görüşme”, “müzakere” gibi “iş birliği” çatısı altında kullanılan kavramlar, son dönemde, Kürt meselesinin çözümüne yönelik gelişmeler ekseninde siyaset ve sivil toplum dünyasının en gözde kavramları arasına girdi. Aslında belki de, Türkiye, bu kavramların kullanıldığı bağlamı oluşturan Kürt meselesini çözme ihtimalinin yanı sıra, “ortadan kaldırma”, “çatışma”, “tasfiye”, “ötekini inkâr” gibi yöntemlerin dışında bir sorun çözme ve siyaset yapma tarzını tedavüle sokma fırsatıyla da karşı karşıya.</p>
<p>Bu olumlu fakat tekil örneği bir kenara koyacak olursak “iş birliği”, temassızlığın, içe dönüklüğün, kapalılığın daha fazla yer kapladığı sivil toplum dünyasında kendine hacimli bir yer edinemiyor. STK’lar söz konusu olduğunda, iş birliği kavramının değersizliğini kabullenmek daha da zorlaşıyor. Zira STK’ların meydana gelme ve varlığını sürdürme koşullarında bizzat iş birliği var. STK’ların etkili olmaları ancak başta diğer STK’lar olmak üzere diğer kurumlarla iş birliği yapmalarıyla mümkün. Daha da önemlisi, STK’ların iş birlikleri geliştirmeden, başka yurttaşları ve kurumları etkilemeden varlıklarını sürdürmeleri oldukça güç.</p>
<p>Buna karşın Türkiye’de STK’lar, diğer STK’larla, kamu ya da özel sektörle iş birlikleri geliştirmekten uzak duruyor. İş birliği yapmak pek çok STK tarafından, iş birliği kurulan özneye teslim olmak, kirlenmek, ilkelerinden vazgeçmek ya da en azından ödün vermek olarak algılanıyor. Bu yaklaşımı besleyen iki etkenden söz etmek mümkün. Birincisi, STK’lar diğer kuruluşlara güvenmiyor ve onları samimi bulmuyor; ikinci ve daha önemlisi, STK’lar kendilerine güvenmiyor. STK’lar iş birliğinden uzak durdukları diğer kurumları samimi bulmuyor; çünkü gerçekten toplumun faydası için hizmet ettiklerine inanmıyor; iş birliğini manipüle edip kendi çıkarlarını öne çıkaracaklarını varsayıyor. STK’lar iş birliği geliştirmede özgüvensiz çünkü içe çok kapalı ve katılar. STK’lar, kendilerini başka kimlik ve fikirlerin bulaşma ihtimalinden koruma refleksiyle diğerleri ile temas etmiyor, ortak faaliyetlerde bulunmuyor.</p>
<p><strong>Neden iş birliğine yatkın değiliz?</strong></p>
<p>STK’lara yönelik bu değerlendirmeler, Türkiye toplumunun tarihsel birikimi ve özellikleriyle yakından alakalı. Türkiye’de toplum, varlığını uzun süre içe kapalı kimlik örgütlenmeleri şeklinde sürdürdü. Toplumsal grupların meselelerini birbirleriyle değil de devletle konuşmalarına imkân veren bir kamusal alandan söz etmek daha fazla mümkün oldu. Sonuçta teması sağlayan esas olarak devletti. Bu hem dinsel, etnik ve kültürel kimlikler hem de siyasi kimlikler için geçerliydi. Diyalog zeminlerinin kurulamaması, siyasi, dini ya da etnik kimliklerin birbirlerini etkilemeye dönük iletişim, diyalog ve müzakere üretebildikleri bir kamusal alandan ziyade devleti hedef aldıkları kutuplaşmalar üretti. Öte yandan devlet, tahayyülündeki makbul kimlikler dışındakileri tanımadı ve yakın zamana kadar onların temsilcileriyle hiç konuşmadı. Daha doğrusu onlarla sadece asker, polis ya da yargı aracılığıyla “konuştu”. Bu tür kimliklerin kendini ifade etmesinin yaygın yolları ise kimliğini, dışarıyla temas etmeden, içe kapanarak, gizlenerek koruma ve zaman zaman da isyan oldu. Karşıt/düşman kimliklerle iletişim kurma çabasına giren, taleplerini diyalogla dile getirmeye çalışanlar, kendi kimliklerinin mensuplarının dışlamasına, aşağılamasına ve şiddetine maruz kaldı. Günümüzde tüm kesimler kendi bünyelerinden çıkmış, diğer/karşıt siyasi, etnik ya da dinsel kimliklerle diyalog kurmaya çalışanları ortak ithamlarla yaftalıyor: “İş birlikçi”, “liberal” “liboş” vs. Velhasıl, Türkiye’de herhangi bir toplumsal meseleyi çözmenin yolu henüz yaygın olarak diyalogdan, müzakereden ve iş birliğinden geçmiyor. İş birliğine rastladığımız durumlar, topluluğun kendisinden farklı ama aynı büyük çatı altında olduğuna inandığı diğer gruplarla kurulan dayanışma ilişkileri: Devrimci dayanışma, Müslüman dayanışması gibi. Bu yaklaşımlar, toplumsal mücadelelerin bir grubun diğerinin varlığını ortadan kaldırmayı hedeflemesini meşrulaştıran bir eksende yürümesine sebep oluyor. Sonuç olarak, Türkiye toplumunda güçlü bir iş birliği kültürünün olmaması, başkasına duyulan güvenin zayıflığı gibi faktörler, sivil toplum dünyasının iş birliğine yatkın olmayışında önemli bir etken.</p>
<p>STK’lar, daha açık ve görünür oldukları son 10-20 yılda dahi bu toplumsal özellikleri yansıtmaya devam ettiler ve iklim değişikliğine ayak uyduramadıkları için de iş birliği yanlısı olmaktan geri durdular. 2000’li yıllar şüphesiz STK’ların daha önceki zamanlara göre çok daha fazla görünür, konuşulur, üzerine çalışılır olduğu, başta belirttiğimiz üzere, gizli, kapalı ve çatışmacı özelliklerinin sorgulanmaya ve değiştirilmeye çalışıldığı yıllar oluyor. STK’lara artan ilgi, bizim de dahil olduğumuz birçok araştırma yapılmasını sağladı. STK’lar üzerine veriler, katılımın hala önemli bir sorun olduğunun altını çiziyor. STK’ların kamuyla, özel sektörle ya da kendi aralarındaki diyaloğu ve/veya işbirliği de bu katılım eksikliği zemini üzerinde şekilleniyor.</p>
<p><strong>İş birliği kültürü zayıflığında katılım sorunu ne kadar etkili?</strong></p>
<p>Sivil toplumun ikliminde işbirliği kültürünün zayıf olmasında etkili olduğunu düşündüğümüz üç önemli katılım sorunu var. İlki, Türkiye’de STK sayısının hala çok az olması. İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye’de 100.000’e yakın dernek ve vakıf var. Bu sayı ilk anda yüksek gibi görünse de bize göre iki nedenden dolayı düşük. İlkin nüfusu da gözeterek başka ülkelerle kıyaslarsak, aşağıdaki tabloda görüleceği üzere diğer ülkelerin oldukça gerisindeyiz.</p>
<p>İkincisi, sivil toplumun mevcut ikliminin değerlendirilmesi açısından katılımın niteliği, bir başka deyişle, söz konusu yüz binin dağılımı. YADA Vakfı’nın yaklaşık 2500 STK ile yapılan görüşmelere dayanan bir araştırmasındaki veriler, toplumun diğer kesimlerini etkilemeyi ve kapsamayı hedefleyen ve bu özellikleriyle diğerlerine göre daha açık olması gereken STK’ların oranları hakkında da fikir veriyor. Araştırmaya göre, Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının çoğunluğunu hak eksenli olan veya toplumsal faydayı öne çıkaran STK’lar değil, sosyalleşme veya sportif amaçlı olanlar, cami, okul gibi bina inşa etme, iktisadi çıkarları koruma gibi amaçlar taşıyanlar, hemşehrilik odaklı olanlar gibi, dışarıya açıklığı daha sınırlı olanlar oluşturuyor. Savunuculuğa ağırlık veren kuruluşların oranı sadece  yüzde 3,3. Bu rakama kimlik eksenli mücadele hedefiyle kurulan öz örgütleri (%5,1) ve politika üretimine bilimsel ve/veya bilgi eksenli katkı sağlayan uzman kuruluşları (%4,7) eklediğimizde de %13,1’de kalıyoruz. Hayırseverlik (%5,3) ve himayeciliği (%4,3) de toplumsal fayda açısından en etkili kümede görecek olursak oran ancak yüzde 22,7’yi buluyor.  Sonuç olarak, zaten sayıca az olan STK’ların niteliksel özelliklerine göre dağılımı da etraflıca bir tartışmayı hak ediyor.</p>
<p>STK’ların sayıca az ve niteliksel olarak tartışmalı olmasının yanında bir başka sorun ise yurttaşların STK’lara katılımının son derece sınırlı oluşu. STK’ların yüzde 60’ında aktif üye sayısının 50’yi geçmemesi, katılımın düşüklüğünün önemli bir işareti. Demografik olarak incelediğimizde bile katılımda homojen bir tabloyla karşı karşıyayız: STK yönetimlerinin ağırlığını orta yaş grubundan, eğitimli erkekler oluşturuyor (%69,6’u 31-50 yaş grubunda, %72,3’ü erkek). Bu da orta yaş üzeri erkeklerden oluşan küçük bir grubun kontrol ettiği, iş birliği kültürünün zayıf olduğu, içe kapalı, şeffaflıktan uzak, kamu ve özel sektör gibi kararlarını etkilemesinin beklendiği muhatapları ile mesafeli bir STK profilini ortaya çıkarıyor. Niteliğinden ve niceliğinden şüphe ettiğimiz STK’lara katılımın toplumdaki farklılıkları kavradığını söylemek de zor.</p>
<p>STK’ların bu katılım zaafiyetli iklimi, iş birliği kültürünü doğrudan etkiliyor. Birçok başka veri de Türkiye’de STK’ların işbirliği kültüründen uzak olduğu yargısını destekliyor. Beş farklı tematik alanda en aktif STK’lar üzerine gerçekleştirdiğimiz bir araştırmada, iki kurumdan daha fazla kurumla ortak bir etkinlik içinde olan STK’ların oranın yüzde 30’u bulmadığına tanık oluyoruz. STK’ların %36,5’unun ise herhangi bir kurumla bir ortaklık ilişkisi olmamış. Söz konusu STK’ların, faaliyette bulundukları alanda en aktif STK’lar olduğu gözetilerek değerlendirildiğinde bu tablo, STK’larda işbirliği kültürünün zayıflığına dair önemli bir gösterge.</p>
<p>STK’ların işbirliğiyle mesafelerine işaret eden diğer bir gösterge, kuruluşların yaygınlaşmıyor olmaları ya da bunu tercih etmemeleri olarak görülebilir. Türkiye sivil topografyasındaki gönüllü kuruluşların ciddi bir çoğunluğu, oran olarak söylemek gerekirse yaklaşık dörtte üçü (%73,6), şubesi ya da temsilcilikleri olmayan kuruluşlardan meydana geliyor. Buna paralel olan diğer bir veri, STK’ların, genellikle kendilerinden başkasına itibar etmiyor olması. STK’lar kendi itibarlarını 10 üzerinden 8,5 olarak değerlendirirken, diğer STK’lara verdikleri itibar notu 5,7’de kalıyor. Üstelik STK yöneticileri, STK’ların diğer kurumlarla işbirliğindeki zayıflığın da farkındalar. Örneğin, yöneticiler STK’ların toplum veya kamuyla iletişimini oldukça zayıf buluyorlar – ve kendi aralarındaki iletişim konusunda daha da kötümserler</p>
<p><strong>STK’ların özgüven eksikliği nelere yol açıyor?</strong></p>
<p>STK’ların işbirliğiyle mesafeli duruşlarında güvensizliğin etkili olduğunu belirtmiştik. Güvensizlik, STK’ların birbirlerine yaklaşımlarına da yansıyor. Gönüllü kuruluşlar, Türkiye STK’larında en yanlış buldukları özelliği “amaç dışı faaliyetlerde bulunmak” olarak tarif ediyorlar (%16,7). Kuruluşlar arası dayanışma/işbirliği eksikliği (%12,7), kuruluşların “politikleşmesi” (%11,8), etkinliklerinin yetersiz olması (%8,9) sık telaffuz edilen diğer eleştiriler. Bu tablo, gönüllü kuruluşların dahi sivil toplum faaliyetlerine şüpheci yaklaştıklarını gösteriyor. STK yöneticilerinin “STK itibarı” konusunda zihniyetlerini resmetmeyi hedefleyen bir bilişsel haritalama çalışması da yine,<a href="https://www.sivilsayfalar.org/YeniHaberDetay.aspx?id=298#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> “STK’lar arasında işbirliği” konusundaki kaygıları ve birbirleri hakkındaki şüpheciliği ortaya koyuyor. STK’ların itibarlarını en fazla etkileyen faktörler arasında “iletişimsizlik/kopukluk”, “STK’lar arası işbirliğinin olmaması”, “rekabet” gibi doğrudan işbirliği eksikliğine işaret eden faktörlerin yanında “kişisel çıkar sağlamak”, “şeffaf olmamak”, “yönetici zaafları”, “kurum içi demokrasi eksikliği”, “güven vermemek”, “amaç dışı faaliyetler”, “bağımsız olmamak” gibi kavramların da öne çıkması dikkat çekici.</p>
<p>Özetle tüm bu veriler, STK’ların gerek birbirlerine gerekse diğer kurumlara özellikle güvensizlik duymaları ve kendilerine uzak buldukları kurumlarla temassızlığı tercih etmeleri nedenleriyle, işbirliğine yatkınlık göstermediklerine işaret ediyor.</p>
<p><strong>Sivil toplum kuruluşları neden var?</strong></p>
<p>STK’lar açısından işbirliği eksikliğinde üç eksen öne çıkıyor:</p>
<ol>
<li> STK – Kamu</li>
<li> STK &#8211; Özel Sektör</li>
<li> STK &#8211; STK</li>
</ol>
<p>Buna bir de STK-Toplum eksenini  (ya da STK-Hedef Grup) eklemek mümkün. Ancak konu gereği STK’ların diğer kurumlarla işbirliği potansiyelini tartışmak daha öncelikli.</p>
<p>Sözkonusu üç öznenin rollerine baktığımızda <em>kamu ve özel sektörün rollerinde mutabakat, STK’larınkinde belirsizlikler öne çıkıyor. </em>Günümüzde STK’ların öneminden, demokrasi için ne kadar gerekli olduklarından söz etmeyen neredeyse kimse kalmadı. Siyasetten bürokrasiye, özel sektörden akademiye herkes, STK’ların bu “değerine” katılıyor. YADA’nın yeni sonuçlandırdığı, kamu yöneticilerinde STK itibarını sorgulayan bir araştırmaya göre, karar alma süreçlerine STK’ların katılımının önemi, kamu yöneticilerinin yaklaşımlarında bir norm haline gelmiş durumda. STK’ların her çevreyi memnun eden bir kategori olması, bize göre etki potansiyellerinden ziyade, henüz bir rol üstlenmemiş olmasıyla ilgili. Sorulması gereken soru şu: Sivil toplum kuruluşları neden var? Mesela siyasi partilerin neden var olduklarını anlamak mümkün. Kamu kuruluşlarının, akademinin, özel sektörün de öyle. Temsil, yasama, yürütme, bilgi üretme, vs. Peki STK’ların rolünü nasıl tarif edebiliriz? STK’ların önemi ve demokrasi için gerekliliği üzerine kurulan büyük uzlaşma, “demokrasi için STK’ların çok önemli” olduklarının tespitiyle başlıyor ve sona eriyor. Rolü, misyonu vs. konusunda yaklaşımlar çeşitli, etkisi konusunda ise bilgiden ziyade kaygılar mevcut. Siyaset, kamu, akademi, özel sektör gibi kategoriler söz konusu olduğunda daha tanımlı ve anlaşılır rollerden söz etmek mümkünken, sivil toplum kuruluşları bahsine geldiğimizde netlik kayboluyor; muğlak, genel geçer, değer eksenli, klişeleşen doğrular duyulmaya başlıyor. Buna karşın STK’ların rolleri konusunda yaygın kabulün, karar alma süreçlerine etki beklentisi olduğunu görüyoruz. Aslında, mevcut etkilerinden ziyade etkileri olması gerektiğine duyulan inanç. Türkiye’de durum, idealden hayli uzak görünüyor. Hem kamu kuruluşları hem de özel sektör için STK’ların kararlara katılımının makbulü, dekoratif olanı. Yani karar sürecinde STK’ları dekorda gösterme, fotoğrafta ona da yer açma. “Bu konuyu tartışmaya açtık, STK’lara danıştık” klişesine delil oluşturma.</p>
<p><strong>Devlet, politikaların oluşum ve uygulanmasında katkıya açık mı, iletişim kanalları oluşturuyor mu?</strong></p>
<p>Peki aslında STK’lar devletten ne ister, devlet onlardan ne bekler; aralarındaki arz-talep ilişkisi nasıl kurulur? STK’lar ile devletin birbirlerinden beklentileri ve temennileri arasında bir gerilim olduğunu tespit etmek zor değil. STK’lar faaliyet gösterdikleri alanlara ilişkin ürettikleri bilgi, politika, model/pilot uygulama ve eylemler gibi araçlarla kamu politikalarını etkilemeye çalışıyorlar. Siyasetin ve bürokrasinin, uzmanlıklarını, birikimlerini ve tecrübelerini hesaba katmasını, politika ve uygulamalarında bunlara yer açmasını bekliyorlar. Devlet ise genellikle her türlü bilgiye sahip olan yegane öznenin kendisi olduğunu, STK’ların sunduğu katkıya ihtiyacı olmadığını düşünüyor. Uygulama konusunda ise sorumluluğun ve karar yetkisinin kendisinde olduğunu ifade ediyor ve STK’ların bu yetkiye müdahalesini meşru bulmuyor. Bu konudaki meşru hak ve yetkinin siyasette/siyasi iktidarda olduğunu düşünüyor. Dolayısıyla bürokrasi, siyasetin/iktidarın kendilerine STK’lardan faydalanma talimatı vermeden, STK’ların beklentilerine uygun bir davranış geliştirmeyeceğini açıkça ortaya koyuyor. Böylece STK’larla devlet arasında kararları etkilemeye dönük katılım mekanizmaları kurulamıyor. Bir başka deyişle Türkiye’de STK’ların politika ve karar üretme süreçlerine katılımı her şeyden önce siyasi karar ve irade gerektiriyor.</p>
<p>Öte yandan beklentilerdeki bu mesafe, ilişkisizlik anlamına gelmiyor. Kamu kuruluşlarının son yıllarda STK’larla ilişkilerini çeşitli zeminlerde geliştirdiklerini görüyoruz. Bazı yasa tasarılarının tartışmaya açılması, STK’larla ortak projeler yapılması, birlikte etkinlikler düzenlenmesi gibi işbirliklerinden söz etmek mümkün. Ancak bunların neredeyse tamamı kamunun cevaz verdiği, kamu politikalarını destekleyen, kamunun uygulamalarını güçlendiren ya da onların eleştirisi olmayan girişimler.</p>
<p><strong>Devlet STK’larla hangi koşullarda iş birliği yapıyor?</strong></p>
<p>Devlet, kendisi tarafından kurulmuş/kurdurulmuş olanların dışında kalan STK’larla üç şekilde iş birliği yapıyor. <span style="color: #bf6034;"><strong>İlki, hayırseverlik odaklı.</strong></span> Devlet STK’ların öz kaynakları ya da harekete geçirdiği kaynaklarla yapılan/yaptırılan ve sonra da yönetimi devlete devredilen okullar, hastaneler, camiler vs. gibi hayır işlerini memnuniyetle kabul ediyor. <span style="color: #bf6034;"><strong>İkincisi, katılımcı demokrasiye dekor oluşturma amaçlı.</strong> </span>Devlet, karar ve yönetim mekanizmasını elinde tuttuğu çeşitli kurumsal yapılarda STK’ların temsil edilmesini, kabullenmek bir yana teşvik ediyor ve buna uygun düzenlemeler yapıyor. Misal, Türkiye’nin bütün il ve ilçelerinde bulunan ve yoksullukla mücadelenin önemli kurumlarından biri olan, başında vali ya da kaymakamın bulunduğu Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları. Devlet neden bir STK kurar; vali, kaymakam nasıl bunlara başkanlık eder gibi, en ilkel demokrasilerde bile kabulü sorunlu olabilecek durumları şimdilik bir kenara bırakarak mevzumuza dönelim. Doğrudan devlet tarafından kurulan ve yönetilen bu vakıfların mütevelli heyetlerine, bulundukları illerde iki, ilçelerde bir STK temsilcisi dahil ediliyor. İki STK’nın yanında iki de hayırsever de heyete katılıyor. Ancak bu katılımların kararları etkilemesi mümkün değil. Zira hem kaynaklar hem de işleyişe ilişkin pek çok stratejik karar, merkezi idare tarafından alınıyor. Detaylara ilişkin kararlar da mütevelli heyetin çoğunluğunu oluşturan kamu görevlilerince alınıyor. Bu durumda STK’larla hayırsever yurttaşların heyete katılımları, katılımcı demokrasi için ihtiyaç duyduğumuz dekordan başka bir şeye hizmet etmiyor. <span style="color: #bf6034;"><strong>Üçüncüsü ise uzmanlık eksenli iş birliği.</strong></span> Devlet kendi kararlarına kaynaklık etmek üzere topladığı veriler arasına ilgili alandaki STK’ların yaptığı araştırma, izleme, değerlendirme çalışmalarını dahil ediyor; kararların oluşumunda kullanıyor. Ancak bu iş birliğinde bir ayrım yapıyor. Kendisi için zararsız olduğunu düşündüğü konular ve zararsız bulduğu STK’larla doğrudan ilişki kurarken, zararlı bulduğu ya da birlikte görünmenin itibarını zedeleyeceğini düşündüğü STK’larla, onlardan faydalansa bile, açık ve şeffaf bir ilişki kurmuyor, temas etmiyor, metinlerinde onlara referans vermiyor.</p>
<p>Kamu-STK iş birliğindeki bu tabloda, YADA’nın kamu yöneticileriyle gerçekleştirdiği araştırma bulgularına göre, kamu yöneticileri, sorunun faturasını hem kamuya hem STK’lara kesiyor. Kamu yöneticileri, STK’larla iş birliğinin STK’lardan kaynaklanan zorluklarını şu şekilde sıralıyor:</p>
<ul>
<li>STK’ların uzmanlık ve organizasyonel kapasitesi, kamuya etkileme becerisi sınırlı.</li>
<li>STK’lar siyasi taleplerle sivil talepleri ayrıştırmıyor, siyasi pozisyonlar ve tarafgirlik, sivil taleplerin önüne geçiyor ve STK’lar kamuya siyasi hasım olarak yaklaşıyor.</li>
<li>STK’lar demokratik değiller, kendi içlerinde ve birbirleriyle çekişme ve rekabet içindeler; üyelerinin, hedef gruplarının tabanlarının iradesini yansıtmıyorlar.</li>
<li>STK’lar toplumdan kopuklar, toplum onları tanımıyor.</li>
<li>STK’lar belli toplumsal kesimleri dışlıyorlar.</li>
</ul>
<p>Kamu yöneticileri, iş birliğinde kamudan kaynaklanan zorluklarını ise şöyle tarif ediyor:</p>
<ul>
<li>STK’lara yönelik mevzuat geçmişe göre daha iyi olmakla birlikte yeterli değil.</li>
<li>Geçmişten gelen otoriteryan devlet geleneğinin izleri, birlikte çalışmayı zorluyor; STK’ların iradesi tanınmıyor.</li>
<li>STK’larla çalışmak için nasıl bir prosedür izleneceği belirlenmiş değil.</li>
<li>STK’lara zaman ayırma, iş planlarında tanımlı olmadığı için yüke dönüşüyor ve istenmiyor.</li>
</ul>
<p>Bu zorluklara karşın STK’ların kaçınılmaz olarak kamu yaşamında yer tutmaya başladığını ve kamunun STK’ları tam olarak muhatap almaya başlamamış olsa bile hesap etmeye başlamış olduğunu söyleyebiliriz. Hal böyle iken devlet, yok sayamadığı STK’ları içererek kontrol etme çabasına giriyor<em>. </em>Bu duruma yol açan temel neden olarak devletin kontrol merkezli bir tutuma yatkın olması gösterilebilir. Türkiye’de devlet, öteden beri toplumla ilişkilerini karşılıklılık ve müzakere esasıyla değil toplumu kontrol etme motivasyonuyla kuruyor. STK’ların sayısal olarak artması, yasal mevzuatın AB yasalarıyla uyumlulaştırılmasına dönük adımlar, STK’ların kendilerine yeni kaynaklar bulması gibi faktörlerle birlikte devletin STK’ları kontrol imkanları giderek azalıyor. Ancak bu değişim etkin bir demokrasiye de yol açmış değil. Devletin kontrol stratejisi, STK’ları kararların dışında tutmaktan, kısmen ve dekoratif düzeyde içermeye dönüşüyor. Buna karşın bu, sivil toplum-devlet ilişkilerinde geçmişle karşılaştırılamayacak kadar önemli imkanları da içeren bir durum. Zira toplumun taleplerinin seslendirilebildiği zeminler üretiyor ve henüz müzakereye değilse de diyaloğa imkân veren bir ortam yaratıyor.</p>
<p><strong>Özel sektör STK’ları nasıl keşfetti?</strong></p>
<p>Devlet-STK ilişkilerine benzer bir durum özel sektör-STK ilişkileri için de geçerli. Şirketlerin STK’ları keşfi, kurumsal sosyal sorumluluk (KSS) kavramının yükselişiyle birlikte oldu. KSS projelerinde şirket-STK ortaklıkları, şirketin hayırseverlik faaliyetlerini bir STK aracılığıyla yapmaktan şirketin sürdürülebilirlik yaklaşımlarının toplumsallaştırılmasına kadar pek çok alanda ortaya çıktı. Şirketlerin STK’larla ilişkilerine baktığımızda ise devletin kontrol stratejisinin, benzer metotlarla fakat farklı bir amaç için işlediğini görüyoruz. Şirketlerin devletten farkı, STK’ları kontrol etmekten ziyade sözcü yapmak istemesi.</p>
<p>STK’ların çevre, insan hakları, kadın, çocuk, engellilik gibi toplumsal meselelerde bilgi üretmesi, politika geliştiren, stratejilerini model uygulamalarla toplumsallaştıran yeni birikimler ve tecrübeler ortaya koyması, devletin yanı sıra şirketlerin de bu konularda önemli karar merkezleri olduğunu gösterdi. Şirketlerin, çevreden insan haklarına pek çok alanda politikalar geliştiren, kararlar alan, uygulamalarıyla toplumsal ve çevresel etkilere yol açan kuruluşlar olduğu daha da belirginleşti. Bu durum STK’ların, kararları etkileme misyonlarının alanını devletten özel sektöre doğru genişletmelerine yol açtı. Şirketler için de yeni bir iş yapma kültürünü tartışma ihtiyacı ortaya çıktı. Bu gerilim, şirket-STK diyaloğuna imkan veren yeni bir zemin ortaya çıkardı. Bir de bu zemini anlatan sihirli bir kavramı: Sürdürülebilirlik. Sürdürülebilirlik bahsi bir başka yazının konusu. Ancak bu zemin, Türkiye’de şirketlerle STK’lar arasındaki ilişkilere yeni bir boyut kazandırdı. Şirketler STK’larla iş birliğine dayalı ilişkileri önemsemeye, yaygınlaştırmaya başladılar. Ancak tıpkı devlet bahsinde olduğu gibi şirket-STK ilişkilerinde de STK’ların henüz müzakere edebilecek olgunlukta olmadıkları görülüyor. Devlet ve şirketlerle karşılaştırıldığında STK’lar, gerek kurumsal kapasiteleri gerekse toplumsal destekleri açısından müzakere kabiliyetinden uzak görünüyorlar. Ancak son yıllardaki çeşitli STK girişimleri, kampanyalar, hukuksal mücadeleler, müzakere atmosferine yaklaşmakta olduğumuzun işaretleri. Bunun yanında içinde bulunduğumuz dönem, daha çok şirketler ile STK’ların, çoğunluğu hayırseverlik odaklı olan toplumsal projeleri, birlikte hayata geçirdikleri bir dönem. Bu durum, müzakereci bir demokratik ortam için zayıflıklara işaret ediyor olsa da geçmişle karşılaştırıldığında önemli bir farkın altını çiziyor. Şirketler geçmişte STK’larla herhangi bir zeminde bir araya gelme ihtiyacı duymazlar, STK’ları, politikaları ve kararları hakkında ikna edilmesi gereken bir kategori olarak görmezlerdi. Devletin kararlarını manipüle edebilme gücüne sahip olmak, şirketler için yeterliydi. Ancak günümüzde, özellikle gelişmiş demokrasilerde, STK’ların performansları sonucu şirketlerin hareket alanlarını daraltan hükümet düzenlemelerinin ortaya çıkmaya başlaması, hükümetlerin şirketleri ilgilendiren kararlar öncesinde şirketlerle yürüttüğü müzakereleri giderek azaltması, STK’ları şirketler için hesaba katılması gereken bir kategori haline getiriyor.</p>
<p>Devlet-STK ilişkilerinde altını çizdiğimiz, STK’larla ilişki kurma biçimi, özel sektör için de geçerli. Özel sektör de toplumsal ve çevresel etkileriyle ilgili performanslarının eleştirisini yapan STK’larla doğrudan, açık ve şeffaf ilişkiler kurmuyor. İlişkileri daha çok STK’nın şirketin sözcülüğünü yaptığı dekoratif bir konumlanma ya da STK’ların ürünlerinden karar süreçlerinde dolaylı olarak faydalanma şeklinde. Buna karşın şirketlerin kararlarını, gerek STK’ların girişim, faaliyet ve kampanyaları sonucunda gerekse STK’lara doğrudan danışarak şekillendirdiklerini gösteren örnekler, cılız da olsa, mevcut. Bu durum özel sektör-STK ilişkilerinde de temassızlıktan diyaloğa geçildiğini gösteren önemli bir işaret.</p>
<p><strong>STK’ların iş birliği konusunda en kötü performans gösterdiği alan hangisi?</strong></p>
<p>STK’ların iş birliği konusunda en kötü performans gösterdiği alan, herhalde STK’lar arası iş birliğidir. STK’lar, iş birliği ihtiyacını -belli ölçülerde- platform ve ağlar gibi yapılarla karşılamaya çalışıyor ancak etkin sonuçlar alacak ortak performanslar sergileyemiyorlar. Bunun önemli nedenlerinden biri STK’ların faaliyet gösterdikleri tematik alanlarda farklı STK’ların varlıklarına karşı tahammülsüzlükleri. Bu tahammülsüzlük STK’lar arasında bir güven eksikliğine işaret ediyor. STK’lar aynı tematik alanda faaliyet gösteren diğer STK’ların varlıklarını meşru bulmuyor; onları ya “başka kuruluşların uydusu” olarak görüyor ya da “amacından sapmış” kuruluşlar olarak. Amacından sapma, bir STK’nın diğeri için yaptığı, başta gelen eleştirilerden biri. Genellikle ideolojik/politik yönelimleri gayrı-meşru bulmakla ilgili. Mesela, hayırseverlik alanında faaliyet gösteren iki kuruluştan biri diğerini İslamcı olduğu, diğeri ise ötekini Kemalist olduğu için meşru bulmuyor. Bunlardan biri başörtülü olana, diğeri olmayana yardım yapmayı, burs vermeyi vs. tercih ediyor. Ancak bu tercihler birbirleri için gayr-ı meşru. Bu durum kadın, çocuk gibi hak kuruluşları için de geçerli, çevre kuruluşları için de. Her biri ötekini amacından sapmış olmakla eleştiriyor.</p>
<p>Türkiye’nin olağanüstü dönemlerinde STK’lar çeşitli mağduriyetlere uğradılar. 12 Eylül ile 28 Şubat, pek çok STK için önemli mağduriyetlere yol açtı. Ancak birbirleriyle ilişkilerini güvensizlik ekseninde kuran STK’lar, ötekinin mağduriyetine yol açan durumlara kayıtsız kalmayı seçiyor. Söz gelimi laik/seküler camia, Türkiye’nin STK tarihindeki kırılmaları dönemselleştirirken 28 Şubat’ı bir kırılma olarak kayda geçmiyor. Aynı şekilde İslami eğilimli kuruluşlar, 12 Eylül’ün muhalif sivil toplum kuruluşlarını düşürdüğü mağduriyeti ya görmezden geliyor ya da meşru bulabiliyor. Bunun temel nedeni, birbirlerini meşru bulmamaları ve birbirlerine güvenmemeleri. Oysa STK’ların faaliyet gösterebileceği güvenli ve demokratik bir ortamın oluşturulabilmesi için STK’lar arası ilişki, diyalog ve iş birliği zaruri. Bu konuda da cılız işaretleri görmek mümkün. Birbirleriyle yıllarca hiçbir ilişki kurmamış, diğerini  görmezden gelmiş, ötekinin başına gelen felakete sessiz kalmış hatta destek vermiş pek çok STK, birbirlerini etkinliklerine izleyici olarak da olsa davet ediyor. Türkiye’nin yakın geleceğinde, STK’lar arası diyaloğun güçlenmesiyle farklı politik, kültürel, dini vb. çevreleri temsil eden STK’ların, birbirlerinin varlığını ortadan kaldırmaya dönük anti-demokratik uygulamalara birlikte karşı çıkabildiğini gördüğümüz müzakereci ve demokratik iş birliklerini görmek sürpriz olmayacaktır.</p>
<p><strong>İş birliği hangi koşullarda, nasıl etkili olabilir?</strong></p>
<p>STK’ların kamu, özel sektör ve kendi aralarındaki iş birliği kültürünü genel olarak değerlendirecek olursak, sınırlı olan iş birliği pratiğinin ya da retorikte var olan iş birliği tahayyülünün dışlayıcı olduğunu söyleyebiliriz. Bize göre iş birliği, benzerler arasında değil farklılar arasında kurulduğunda anlamlı olabilecek bir hukuk. Birbirine benzeyenlerin arasında birlik, dayanışma gibi ilişkiler kurulabilir. İş birliği, esas olarak birbirinden farklı amaçları, yaklaşımları olan ve uyuşmak zorunda olmayan kurumların ortak bir zemin üzerinde hareket etmeleri olarak görülmelidir. Bir başka deyişle iş birliği, “iş birliği yapılabilir paydaşlarla” değil “iş birliği yapılabilir olmayanlarla” kurulduğunda etkili ve anlamlı olacaktır. Bunun sonuç vermeyeceğine dair inanç ise iş birliğinin önündeki en büyük engel. Öte yandan iş birliğinden “romantik bir mutlak uzlaşma” beklentisinin arkasında, iş birliğini ya “güç birliği” veya “düşmana karşı daha güçlü bir dayanışma içinde olma” tarifiyle sınırlayan yaklaşım ya da “düşmanla bir savaş pazarlığı” olarak gören algı yer alıyor.  Oysa, iş birliğini aşk ve nefret ikileminden çıkarıp diyaloğu, müzakere kültürünü, çoğulculuğu geliştirme bağlamında ele almak gerekir.</p>
<p>Peki, STK’lar arasında ya da bir STK ile diğer kurumlar arasında, benzerlerle, özellikle de farklı olanlarla, ne tür iş birlikleri kurulabilir? “Benzerler” tabiriyle kastedilen kuruluşlar, aynı alanda veya aynı hedefler doğrultusunda çaba harcayan ya da dünyaya bakışları birbirine benzeyen kuruluşlar. İş birliği denince, son yıllardaki müdahaleler nedeniyle, kamu-STK arası iş birliği, akla gelenlerde, önde yer alan örneklerden biri. Mevcut pratiklerde iş birliğinin, STK’larca kamunun davet edildiği etkinliklerde hizmet ve lojistik desteklerle sınırlı olduğunu, kamu tarafından STK’ların davet edildiği etkinliklerde ise dekoratif katılımın ötesine geçmediğini gözlemliyoruz. Bu iş birliklerinin değerlendirilmesine yukarıda yer vermiştik, daha ayrıntılı bir değerlendirme ayrı bir yazıyı hak ediyor. Ama yukarıdaki çerçeveye uyan bir kamu-STK iş birliğinin, karşılıklı arz talep dengesini kuran, müzakereye açık bir tarzda olması gerektiğini de belirtelim. Benzer bir durum, özel sektörle iş birliklerinde de geçerli. Günümüzde, Türkiye için özellikle özel sektörün kurumsal sosyal sorumluluk projeleri yapma motivasyonu ile kurulan iş birliklerinde de arz-talep dengesi kurulamıyor. Bir uçta şirketin kendisine sağlayacağı faydalar değersizleştirilmek istenirken diğer uçta, STK etkinlikleri ya da projelerindeki hedefler geri planda kalabiliyor.</p>
<p>STK’ların kendi aralarındaki iş birlikleri düşünüldüğünde en sık akla gelen ise güçleri birleştirmek. Aynı amaç uğruna çaba harcayan ya da ortak paydaları olan kuruluşların birlikte hareket etmesi. Bu, iş birliği denince akla en fazla gelen, bize göre iş birliğinden ziyade güç birliği olarak adlandırılması gereken bir birlikte hareket etme tutumu. Şube ve temsilcilikler açmak, ağlar oluşturmak, platformlar kurmak, federasyonlar oluşturmak, ortak proje ve etkinlikler yapmak bu tür örnekler. Kuşkusuz, bu güç birlikleri sivil toplum açısından önemli. Hattı zatında, STK’ların kendisi de “etki yaratmak isteyen bireylerin iş birliği veya güç birliği girişimi” olarak tarif edilebilir. Öte yandan benzerlerle değil de farklılarla yapılacak iş birlikleri, etki ve sonuç potansiyelleri itibariyle çok daha kilit önemdedir. Ancak STK dünyasında bunun fazlaca örneği olduğunu söylemek mümkün değil. Bu tür çabalar, farklara rağmen bir iş birliği tesis etmekten ziyade farkları azaltmaya yönelince kolaylıkla tıkanabiliyor.</p>
<p><strong>Hem benzer hem benzemez STK’lar arasında geliştirilebilecek işbirliği örnekleri nelerdir?</strong></p>
<ol>
<li>İlki mikro ve coğrafi yakınlığı olan tüm STK’lar için geçerli -fakat Türkiye’deki güvensizlik atmosferini düşününce birbirine belli açılardan daha yakın olan STK’lar için daha fazla geçerli- ve ekonomi alanından bir öneri. STK’ların kaynak yaratma ve mali sürdürülebilirliği sağlamada sorunları olduğu malum. Bunu aşmak için kaynak ortaklıkları kurulabilir. En basitinden mekân paylaşımını yaygınlaştırmak gerekiyor. Birçok STK tam zamanlı kullanmadığı ofislere sahip. Ayrıca tam zamanlı kullansalar dahi daha geniş bir ofisi birlikte kullanmanın sağlayacağı farklı tasarruflar söz konusu. Mekân kullanımı basit bir öneri. Bundan bir hamle daha kuvvetli olanı, diğer kaynakların da ortak kullanımı: Örneğin insan kaynağını en vasıfsızdan en vasıflıya kadar ortaklaştırmak mümkün. STK’larda, çalışanlara düzenli bir gelir sağlamak, tüm STK’lar için her daim mümkün olmuyor. Farklı kaynakların farklı zamanlarda seferber edebilmesiyle STK’ların istihdamı ortaklaştırmasının, hem çalışanların çalışma koşulları hem de STK için avantajları çok.</li>
<li>İkincisi makro bir öneri: STK’ların hukuksal sürdürülebilirliği için çalışacak ortak bir <strong>sivil toplum platformu</strong>. Amacı yalnızca STK’ların kurumsal ve hukuki sorunlarıyla ilgilenmek, bu sorunların kamuoyuna ve politika yapıcılara aktarılmasını sağlamak ve bu çıkarların takipçisi olmak olan bir platforma ihtiyaç var. Bu platformun, tüm STK’ların çıkarlarının savunuculuğunu yaparken hepsine mesafeli de durabilmesi lazım. İçinde farklı kimlikleri temsil eden (seküler, İslami, Kürt, Alevi, LGBTİ, feminist, ekolojist vb.) farklı ölçekte ve çeşitlilikte kuruluşun yer aldığı ve STK’ların STK olmaktan kaynaklı sorunları ötesine karışmayan bir platform olmalı.</li>
<li>Üçüncüsü iletişimle ilgili: STK’ların demokratik bir müzakere kültürü içinde temas edecekleri, tartışacakları, birbirlerini takip edebilecekleri bir iletişim platformuna ihtiyaç var. Zamanın ruhuna uygun olarak bunun mecrası, bize göre sosyal medya. Mevcutların etkin kullanımı haricinde, doğrudan STK’lara yönelik bir sosyal medyaya ihtiyaç var.</li>
</ol>
<p>Bunlar tüketici olmayan ve çözümü kapsayıcı olma iddiası taşımayan üç basit örnek. Metnin sonunda bu örnekleri vermekteki gayemiz, anahtar niteliğinde iş birliği tarifleri yapmak değil, STK’lar arasında yapılabilecek çok fazla iş birliği imkanı olduğunun altını bir kez daha çizmek. Bu tür örneklerin çoğalmasının ve gerçekleşmesinin kolay olduğunu iddia etmiyoruz. Ama imkânsız da değiller. Bu örnekleri çoğaltmak ve işbirliği peşinde olmak bize göre bir zaruret.</p>
<p>Nihayetinde, Türkiye’de toplumsal grupların diğerleri ve/veya karşıtlarıyla iletişim kurabileceği, müzakere edebileceği, iş birliği yapabileceği bir kamusal hayattan söz etmenin güç olduğunu teslim ediyoruz. Diyalog, müzakere ve iş birliği, reddedilen, küçümsenen, sakınılan yöntemler. Hal böyleyken iş birliğini savunmak ve bir sorun çözme yöntemi olarak önermek zor bir iş. Buna karşın günümüzün pek çok meselesinde demokratik ve müzakereci işbirlikleri geliştirmek, meselelerin çözümünde en etkili yol.</p>
<p><strong>*Söz konusu yazı <a href="https://www.sivilsayfalar.org/sivil-toplum-kuruluslarinin-is-birligi-ile-imtihani/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Mehmet Ali Çalışkan</a> ve Ulaş Tol tarafından birlikte kaleme alınmıştır.</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/09/sivil-toplum-kuruluslarinin-is-birligi-ile-imtihani-2/">Sivil toplum kuruluşlarının &#8220;iş birliği&#8221; ile imtihanı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özel Sektör Çalışanı LGBTİ’ler Anketi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/22/ozel-sektor-calisani-lgbti-ler-anketi-basladi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jun 2017 13:39:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Kaos GL]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ]]></category>
		<category><![CDATA[Anket]]></category>
		<category><![CDATA[kaos gl]]></category>
		<category><![CDATA[özel istihdam]]></category>
		<category><![CDATA[özel sektör]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet eşitliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16109</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaos GL Derneği, LGBTİ çalışanların Türkiye’nin özel sektör istihdamındaki durumunu anlamak ve emek gücüne tam, eşit ve özgür katılımlarının sağlanma çabalarına katkı sunmak amacıyla hazırlanacak 2017 raporu için anket çalışmasına başladı. 24 sorudan oluşan anket LGBTİ çalışanlar için gizliliği önemsiyor. Ad veya şirket adı talep etmeyen anket LGBTİ çalışanların ve toplumsal cinsiyet eşitliğinden yana tutum [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/22/ozel-sektor-calisani-lgbti-ler-anketi-basladi/">Özel Sektör Çalışanı LGBTİ’ler Anketi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kaos GL Derneği, LGBTİ çalışanların Türkiye’nin özel sektör istihdamındaki durumunu anlamak ve emek gücüne tam, eşit ve özgür katılımlarının sağlanma çabalarına katkı sunmak amacıyla hazırlanacak 2017 raporu için anket çalışmasına başladı.</p>
<p><span id="more-16109"></span></p>
<p>24 sorudan oluşan anket LGBTİ çalışanlar için gizliliği önemsiyor. Ad veya şirket adı talep etmeyen anket LGBTİ çalışanların ve toplumsal cinsiyet eşitliğinden yana tutum alan şirketlerin özel ve öncelikli gereksinimlerinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak.</p>
<p>Bu bilgiler analiz edildikten sonra, ABD ve Almanya’daki benzer örnekler ile karşılaştırılarak bir durum değerlendirme raporu hazırlanacak.</p>
<p>Karşılaştırmalı rapor, özel sektörün ve sivil toplumun farkındalık artırma ve kapasite geliştirme etkinliklerine bilgi zemini oluşturacak; LGBTİ çalışanları kapsayan özel istihdam ve toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının geliştirilmesi için harcanan çabalara destek olacak.</p>
<p><strong><a href="https://tr.surveymonkey.com/r/KaosGLOzelSektor2017" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Ankete katılmak için tıklayınız</a></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/22/ozel-sektor-calisani-lgbti-ler-anketi-basladi/">Özel Sektör Çalışanı LGBTİ’ler Anketi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filantropi Profesyonelleri Konuşuyor toplantı serisinin ilki 16 Mayıs’ta gerçekleşecek</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/04/filantropi-profesyonelleri-konusuyor-toplanti-serisinin-ilki-16-mayista-gerceklesecek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 May 2017 08:36:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışçılık]]></category>
		<category><![CDATA[Filantropi]]></category>
		<category><![CDATA[Filantropi Profesyonelleri]]></category>
		<category><![CDATA[Filantropi Profesyonelleri Eğitim Programı]]></category>
		<category><![CDATA[Filantropi Profesyonelleri Konuşuyor]]></category>
		<category><![CDATA[özel sektör]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[TÜSEV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14283</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜSEV tarafından 2014 yılından beri düzenlenen Filantropi Profesyonelleri Eğitim Programı’nın mezunları ve sivil toplum alanından uzmanların stratejik bağışçılık ve filantropi ile ilgili konularda bilgi ve deneyim paylaşımında bulunacağı Filantropi Profesyonelleri Konuşuyor toplantı serisinin ilki 16 Mayıs 2017 Salı günü gerçekleşecek. Özel sektör ve sivil toplum arasında kurulan işbirliklerinde etkili yöntemlerin konuşulacağı ilk toplantıda Tohum Otizm [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/04/filantropi-profesyonelleri-konusuyor-toplanti-serisinin-ilki-16-mayista-gerceklesecek/">Filantropi Profesyonelleri Konuşuyor toplantı serisinin ilki 16 Mayıs’ta gerçekleşecek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<header class="entry-header">
<p class="entry-title">TÜSEV tarafından 2014 yılından beri düzenlenen Filantropi Profesyonelleri Eğitim Programı’nın mezunları ve sivil toplum alanından uzmanların stratejik bağışçılık ve filantropi ile ilgili konularda bilgi ve deneyim paylaşımında bulunacağı Filantropi Profesyonelleri Konuşuyor toplantı serisinin ilki 16 Mayıs 2017 Salı günü gerçekleşecek. Özel sektör ve sivil toplum arasında kurulan işbirliklerinde etkili yöntemlerin konuşulacağı ilk toplantıda Tohum Otizm Vakfı Genel Müdürü ve Filantropi Profesyonelleri Eğitim Programı 1. Dönem Mezunu <strong>Betül Selcen Özer </strong>kurumsal sosyal sorumluluk ve sponsorluk konuları hakkında, Kanserli Çocuklara Umut Vakfı Kaynak Geliştirme Koordinatörü ve Filantropi Profesyonelleri Eğitim Programı 3. Dönem Mezunu <strong>Halil Mete Yapıcı </strong>özel sektörle ürün işbirlikleri konusunda, Özel Sektör Gönüllüleri Derneği Genel Koordinatörü <strong>Başak Güçlü Elbir</strong> ise çalışan gönüllülüğü uygulamaları hakkında bilgi ve deneyim paylaşımında bulunacaklar. Toplantı detayları ve katılım için aşağıdaki davetiyeyi inceleyebilirsiniz.</p>
</header>
<div class="entry-content al-left">
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14284" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/FilantropiDavet.24.04.17-768x1536.jpg" alt="" width="768" height="1536" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/FilantropiDavet.24.04.17-768x1536.jpg 768w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/FilantropiDavet.24.04.17-768x1536-640x1280.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/FilantropiDavet.24.04.17-768x1536-610x1220.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/FilantropiDavet.24.04.17-768x1536-320x640.jpg 320w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
</div>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/04/filantropi-profesyonelleri-konusuyor-toplanti-serisinin-ilki-16-mayista-gerceklesecek/">Filantropi Profesyonelleri Konuşuyor toplantı serisinin ilki 16 Mayıs’ta gerçekleşecek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Girişimciler için Finansal Okuryazarlık Eğitmen Eğitimi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/07/girisimciler-icin-finansal-okuryazarlik-egitmen-egitimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Apr 2017 12:49:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitmen]]></category>
		<category><![CDATA[finansal okuryazarlık]]></category>
		<category><![CDATA[Finansman]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[girişimci]]></category>
		<category><![CDATA[Girişimciler için Finansal Okuryazarlık Eğitmen Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Habitat Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[kamu]]></category>
		<category><![CDATA[özel sektör]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[T.C. Kalkınma Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[UNDP]]></category>
		<category><![CDATA[Visa Europe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13125</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sen de girişimcilerin finansal okuryazarlıklarının geliştirilmesi konusunda gönüllü eğitmen olmak istiyorsan 03 – 07 Mayıs 2017 tarihleri arasında Kuşadası’nda gerçekleştirilecek eğitmen eğitimine başvuru yapabilirsin. Paramı Yönetebiliyorum Projesi “Girişimciler için Finansal Okuryazarlık” Segmenti 03 – 07 Mayıs 2017 tarihlerinde Kuşadası’nda düzenlenecek eğitmen eğitimi için 25 kişilik kontenjan bulunmaktadır. Eğitim tüm Türkiye’den başvurulara açık olup, değerlendirmelerde cinsiyet dengesi, bölgesel [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/07/girisimciler-icin-finansal-okuryazarlik-egitmen-egitimi/">Girişimciler için Finansal Okuryazarlık Eğitmen Eğitimi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sen de girişimcilerin finansal okuryazarlıklarının geliştirilmesi konusunda gönüllü eğitmen olmak istiyorsan 0<strong>3 – 07 Mayıs 2017 </strong>tarihleri arasında Kuşadası’nda gerçekleştirilecek eğitmen eğitimine başvuru yapabilirsin.</p>
<p>Paramı Yönetebiliyorum Projesi “Girişimciler için Finansal Okuryazarlık” Segmenti 03 – 07 Mayıs 2017 tarihlerinde Kuşadası’nda düzenlenecek eğitmen eğitimi için 25 kişilik kontenjan bulunmaktadır. Eğitim tüm Türkiye’den başvurulara açık olup, değerlendirmelerde cinsiyet dengesi, bölgesel dağılım, finansal okuryazarlık ve girişimcilik konularına ilgi göz önünde bulundurulacaktır.</p>
<p>Sen de genç girişimcilerin finansal bilinçlenmesi konusunda gönüllü olmak istiyorsan hemen başvur.</p>
<p><strong><u>Son Başvuru Tarihi:</u></strong> <strong>16 Nisan 2017</strong></p>
<p><strong>Başvuru Linki: </strong> <a href="https://form.jotform.com/70952548933971" target="_blank">jotform.com</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Eğitim İçeriği</strong></p>
<ul>
<li>Girişimcilik kavramına genel bakış</li>
<li>Girişimcilikte başarının temel şartları</li>
<li>Bütçe yönetme tüyoları</li>
<li>Bütçe Simülasyonu</li>
<li>Riskler</li>
<li>Finansal Tablolar</li>
<li>Finansman</li>
<li>Kaynaklar</li>
</ul>
<p><strong>Kimler Eğitmen Olabilir?</strong></p>
<p><strong> </strong>Sivil toplum kuruluşları, öğrenci kulüpleri, gençlik meclisleri gibi gençlik çalışmalarında bulunan kurumlarda yer alan ve/veya gönüllü proje eğitmeni olma motivasyonuna sahip 15-30 yaşları arasındaki gençlerin eğitmen eğitimine başvurmasını bekliyoruz.</p>
<p><strong>Eğitmenlerin Sorumlulukları Nelerdir?</strong></p>
<p><strong> </strong>Gönüllü eğitmenlerden proje ekibiyle iş birliği içerisinde çalışarak aldıkları eğitmen eğitimi doğrultusunda yerel eğitimler vermeleri ve bir yıllık dönemde en az 150 kişiye ulaşmaları ve eğitimlerini raporlamaları beklenmektedir. Ayrıca yaşadığı ilde projenin eğitim dışı faaliyetlerinin yürütülmesi ve projenin savunuculuğunu yapması beklenmektedir.</p>
<p><strong>Eğitmen Eğitimi Detayları Nelerdir?</strong></p>
<p><strong> </strong>Eğitmen eğitimini 19 – 23 Nisan 2017 tarihleri arasında Kuşadası’nda gerçekleştireceğiz. Katılımcılarının konaklama, yeme içme ve ulaşım masrafları tarafımızdan karşılanacaktır.</p>
<p><strong>Proje Hakkında</strong></p>
<p>Gençlerin, sağlıklı bir finansal gelecek oluşturabilmeleri konusunda bilinçlendirilerek, sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunmalarını hedefleyen “Paramı Yönetebiliyorum” projesi, Türkiye’de ilk kez finansal bilinç alanında kamu, özel sektör ve sivil toplumu bir araya getirdi. Proje T.C. Kalkınma Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Habitat Derneği, Visa Europe Türkiye ve üye bankalarının katılımıyla geliştirilerek, 2009 yılının Aralık ayında hayata geçirildi.</p>
<p>Türkiye’de ilk kez finansal okuryazarlık konusunda kamu, sivil toplum ve özel sektörün bir araya geldiği “Paramı Yönetebiliyorum” projesi, Türkiye’de 15-30 yaş arası gençler için, kişisel mali kaynaklarını bütçelemelerine ve finans hizmetlerini doğru kullanmalarına destek olacak bir eğitim olanağı sunmayı amaçlamaktadır.</p>
<p>Bütçeleme ve finansal yönetim üzerine geliştirilen eğitim müfredatı, genç eğitmenler tarafından toplam 81 ilde, akran eğitimi modeli ile verilen eğitimlerle yaygınlaştırılmaktadır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/07/girisimciler-icin-finansal-okuryazarlik-egitmen-egitimi/">Girişimciler için Finansal Okuryazarlık Eğitmen Eğitimi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eleştirel yaratıcılık vasatlığa karşı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/06/elestirel-yaraticilik-vasatliga-karsi/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/06/elestirel-yaraticilik-vasatliga-karsi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Aydagül]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Apr 2017 08:39:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[2011 Genel Seçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[AR-GE çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim 360]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Gözlemevi]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Laboratuvarı]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitimde İyi Örnekler Konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[eleştirel yaratıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Entelektüel]]></category>
		<category><![CDATA[Entelektüel Eylem]]></category>
		<category><![CDATA[ERG]]></category>
		<category><![CDATA[Gülün Adı]]></category>
		<category><![CDATA[kamu]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen Ağı]]></category>
		<category><![CDATA[Okul]]></category>
		<category><![CDATA[özel sektör]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’de Vasatlıkla Yüzleşme Paneli]]></category>
		<category><![CDATA[Umberto Eco]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13090</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlk romanı Gülün Adı ile adını edebiyat tarihine yazdıran İtalyan edebiyatçı ve felsefeci Umberto Eco 19 Şubat 2016’da 84 yaşında hayatını kaybetti. Ölümünün ardından sosyal medyada yapılan paylaşımlar arasında Eco’nun 2008 yılında The Paris Review için verdiği bir röportaj gözüme çarptı. Röportajda, Eco’ya ‘kendisinin dünyanın en ünlü entelektüellerinden biri olduğu ve entelektüelliği nasıl tanımladığı’ soruluyor. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/06/elestirel-yaraticilik-vasatliga-karsi/">Eleştirel yaratıcılık vasatlığa karşı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İlk romanı Gülün Adı ile adını edebiyat tarihine yazdıran İtalyan edebiyatçı ve felsefeci Umberto Eco 19 Şubat 2016’da 84 yaşında hayatını kaybetti. Ölümünün ardından sosyal medyada yapılan paylaşımlar arasında Eco’nun 2008 yılında <a href="https://www.theparisreview.org/interviews/5856/umberto-eco-the-art-of-fiction-no-197-umberto-eco" target="_blank">The Paris Review için verdiği bir röportaj</a> gözüme çarptı. Röportajda, Eco’ya ‘kendisinin dünyanın en ünlü entelektüellerinden biri olduğu ve entelektüelliği nasıl tanımladığı’ soruluyor. Eco, entelektüelin yaratıcı olarak bilgi üreten biri olduğunu söylüyor ve ekliyor: Eleştirel yaratıcılık- yaptığımızı eleştirmek veya daha iyi yapmanın yollarını keşfetmek &#8211; entelektüel eylemin tek işaretidir.</p>
<p>Bu okuma, eleştirel yaratıcılık terimiyle ilk ve sanki uzun zamandır beklediğim bir karşılaşmaydı. Son yıllarda Türkiye’de farklı sektörlere ve alanlara dair gözlemlediğim önemli bir sıkıntının çözümüne dair bir uyanma anı yaşadım. Ülkemizde yaygın bir vasatlıktan şikayetçiyim; kamu, özel sektör ve sivil toplumda yapılan işlerin niteliği ekseriyetle ortalama düzeyde ve ortalama performans yaygın olarak geçer akçe oldu. Etkili, yaratıcı ve yenilikçi işler yapılıyor ama azınlıkta kalıyor. Tasarım sürecinde bu tür üst düzey ürün, hizmet ya da uygulama geliştiren kurumlar bunu zaman içinde gözden geçirmekte, Eco’nun işaret ettiği gibi yaptıklarını eleştirmekte ve daha iyi yapmanın yollarını keşfetmekte isteksiz kalabiliyorlar. İstanbul Sanayi Odası (İSO) 2014’te düzenlediği “21. Yüzyıl ile Yüzleşme” temalı 12. Sanayi Kongresi’nde “<a href="http://www.iso.org.tr/haberler/etkinlikler/kongrenin-turkiyede-vasatlik-ile-yuzlesme-paneli-buyuk-ilgi-gordu/" target="_blank">Türkiye’de vasatlıkla yüzleşme</a>&#8221; başlığı altında farklı alanlarda bu konuyu işledi. İSO düzeyinde bir kurumun Türkiye’de yaygın bir vasatlık sorunu olduğunu cesaretle, açıklıkla ve veriyle ortaya koyması ülkemiz adına değerli bir eleştirel yaratıcılık örneği oldu.</p>
<p><strong>Değişim sürecinde eleştirel yaratıcılık</strong></p>
<p>Mesleğim, eğitim politikası uzmanlığı. Profesyonel olarak ve tutkuyla 2003’ten bu yana Eğitim Reformu Girişimi’nde (ERG) çalışıyorum. ERG’de başlangıcı 2012’ye kadar giden bir değişim süreci yaşıyoruz. Bu süreç, anlaşılacağı gibi zaman alıyor, öğretici ve bir o kadar da zor. ERG, kurulduğu 2003’ten sonra geçen on yıl boyunca Türkiye’de eğitime dair bağımsız ve güvenilir bilgi arayanların başvurduğu referans olmayı, eğitimin meseleleri üzerine kamuyla beraber çalışma deneyimi oluşturmayı ve özellikle “<a href="http://www.egitimdeiyiornekler.org">Eğitimde İyi Örnekler Konferansı</a>”yla öğretmenlerimize dokunmayı başarmıştı. Ancak, 2011 genel seçimleri sonrası hızla değişen eğitimin ekonomi-politiği, 2007 sonrasında sosyal medyanın iletişimde yarattığı önemli yenilikler ve bunun bilginin hem sunumuna hem kullanılmasına etkisi, bunlarla birlikte ERG’nin kurulduğunda oluşturulan yönetişim yapısının yenilenme ihtiyacı, değişim gerektiren önemli etmenlerdi.</p>
<p>Bunlara ek olarak, ilk on yılda aldığımız yol bize kendimizi rahat hissettiğimiz bir alan sağlamıştı. Bu alan içerisinde yapageldiğimiz bazı işleri eleştirel yaratıcılık süzgecinden geçirmediğimiz için değişen bir ortamda kendimizi tekrar ettiğimizi fark ettik. Örneğin, bilgiye ulaşmak için gerçekleştirdiğimiz araştırmalar giderek daha fazla kaynağımızı alıyor ancak o bilginin iletişimi ve savunusu için göreceli olarak yetersiz kaynak ayırıyorduk. Halbuki, ERG’nin varlık nedeni bilgiyi kullanarak etki yaratmak üzerine yapılandırılmıştı. Benzer şekilde, iletişim alanında gözlemlediğimiz değişiklikler bize o alana özel bir insan kaynağı ayırmamızın zamanının geldiğini hatırlatıyordu.</p>
<p>Son yıllardaki değişim sürecinde öğretmenlerle gerçekleştirdiğimiz AR-GE çalışmalarında da benzer bir öğrenim süreci yaşadık. Öğretmenlerin gelişimi için hazırladığımız okul temelli ve uzun dönemli eğitime okuldaki öğretmenlerin yarısı katılmadığında, oturup neyi eksik yaptığımızı düşündük. Sonrasında, yeni bir araştırma fırsatı çıktığında bu sefer insan odaklı tasarım yaklaşımıyla öğretmenler hakkında farklı içgörülere ulaşmaya gayret ettik. “<a href="http://atolye.io/en/home/" target="_blank">Atölye”</a> ile başladığımız ve zaman içerisinde öğretmenler dahil çok farklı alanlardan kişilerin katıldığı süreçten yepyeni bir girişim çıktı: Öğretmenlerin güçlenmesi için onlara inisiyatif ve destek veren “<a href="http://www.ogretmenagi.org" target="_blank">Öğretmen Ağı</a>&#8220;.</p>
<p>ERG’nin değişim sürecinde artık somut adımları görmeye başlıyoruz, önümüzdeki dönemde ERG “yaratıcı AR-GE” yaklaşımıyla çalışacak. Bunun için, “Eğitim Gözlemevi”nde eğitime dair gelişmeleri izlemeye ve bunlarla ilgili kamuoyunu bilgilendirmeye devam ederken Eğitim Laboratuvarı kapsamında eğitime dair bildiklerinden ve öğreneceklerinden çözüm üretmeye gayret edecek.  Bugünlerde ERG, yeni <a href="http://www.egitimreformugirisimi.org" target="_blank">web sitesini</a> ve kapsamlı veri portalı “<a href="http://www.egitim360.org" target="_blank">Eğitim 360</a>”ı yayına sokuyor ve dijital yayımcılığa doğru küçük adımlar atıyor. Velileri daha iyi tanımak için plan yapıyor ve velilere giden yolda en yeni araştırma yaklaşımlarını kullanmak için iş birlikleri oluşturuyor.  Yaratıcılığını, çocukların akıllarını ve kalplerini bir bütün olarak gözeten bir eğitimin herkese ulaşması hayalinin arkasına koyuyor.</p>
<p><strong>Vasata razı olma lüksümüz yok</strong></p>
<p>Hem ülkemizde hem de yakın coğrafyamızda önemli zorluklarla karşı karşıyayız. Bunlarla başa çıkabilecek asgari kaynaklara (nitelikli insan gücü, para ve teknoloji) sahibiz ve vasata razı olmak gibi bir lüksümüz yok. Öncelikle özel sektör ve sivil alandaki kurumlar ve kişilerden başlayarak yaptıklarımızı daha sık eleştirmeli ve hem kendimizi hem de birbirimize eleştirel yaratıcılık penceresinden değerlendirmeliyiz. Rahat hissettiğimiz alanlarımızdan çıkmalıyız ve bunun zor bir yol olacağını bilerek cesur olmalıyız. Bu yolculukta birbirimizden güç almalı, samimi ve dürüst olmalıyız.</p>
<p>Eleştirel yaratıcılık penceresinden gördüklerimi ve ötesini iki haftada bir Sivil Sayfalar’da paylaşacağım. Bu yazıların birlikte düşünmemiz, birbirimizden beslenmemiz ve birbirimizi beslememiz için vesile olmasını umuyorum ve diliyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/06/elestirel-yaraticilik-vasatliga-karsi/">Eleştirel yaratıcılık vasatlığa karşı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/06/elestirel-yaraticilik-vasatliga-karsi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avrupa Kalkınma Günleri 7- 8 Haziran tarihlerinde Brüksel’de</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/04/avrupa-kalkinma-gunleri-7-8-haziran-tarihlerinde-brukselde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Apr 2017 07:11:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Kalkınma Günleri]]></category>
		<category><![CDATA[Brüksel]]></category>
		<category><![CDATA[EDD]]></category>
		<category><![CDATA[European Development Days]]></category>
		<category><![CDATA[Forum]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[iyileştirilmiş yaşam koşulları]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kalkınma aktörleri]]></category>
		<category><![CDATA[küresel kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[küresel strateji]]></category>
		<category><![CDATA[özel sektör]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası kalkınma politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[Yoksulluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13017</guid>

					<description><![CDATA[<p>2006 yılından bu yana Avrupa’nın önde gelen kalkınma platformu olan Avrupa Komisyonu tarafından düzenlenen Avrupa Kalkınma Günleri (EDD), 7-8 Haziran 2017 tarihlerinde Belçika&#8217;nın başkenti Brüksel’de gerçekleştirilecek. Avrupa Kalkınma Günleri 2017 (European Development Days), mevcut küresel kalkınmanın içinde bulunduğu zorlu koşulların  çözümüne yönelik en acil ve en yeni küresel stratejiyi teşvik etmeyi  ve  yoksulluğun üstesinden gelecek [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/04/avrupa-kalkinma-gunleri-7-8-haziran-tarihlerinde-brukselde/">Avrupa Kalkınma Günleri 7- 8 Haziran tarihlerinde Brüksel’de</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2006 yılından bu yana Avrupa’nın önde gelen kalkınma platformu olan Avrupa Komisyonu tarafından düzenlenen Avrupa Kalkınma Günleri (EDD), <strong>7-8 Haziran 2017</strong> tarihlerinde Belçika&#8217;nın başkenti Brüksel’de gerçekleştirilecek.</p>
<p>Avrupa Kalkınma Günleri 2017 (European Development Days), mevcut küresel kalkınmanın içinde bulunduğu zorlu koşulların  çözümüne yönelik en acil ve en yeni küresel stratejiyi teşvik etmeyi  ve  yoksulluğun üstesinden gelecek kalkınma aktörleriyle özel sektör katılımcılarını bir araya getirmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Forum boyunca uluslararası kalkınma politikalarında özel sektörün rolü tartışılacak ve katılımcılar bu roller konusunda bilgilendirilecek. Özel sektör katılımının hedefleri arasında, kapsayıcı büyümenin teşvik edilmesi, özellikle kadınlar ve gençler için iyileştirilmiş yaşam koşullarına yol açan iyi işler yaratılmasının teşvik edilmesi bulunuyor. Bu hedefle birlikte etkinlik küresel politikayı şekillendirebilir, kalkınma aktörleriyle bilgi ve deneyim paylaşımı sağlayabilir ve yenilikleri teşvik edilebilir.</p>
<p>Dünyanın her yerinden<strong> katılımcılara açık</strong> olan etkinlik ile ilgili detaylı bilgi almak için <a href="https://eudevdays.eu/practical-information" target="_blank">tıklayınız.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/04/avrupa-kalkinma-gunleri-7-8-haziran-tarihlerinde-brukselde/">Avrupa Kalkınma Günleri 7- 8 Haziran tarihlerinde Brüksel’de</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İş Dünyası Şeffaflık Sistemi Analizi Kapanış Konferansı Katılımcılarını Bekliyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/10/is-dunyasi-seffaflik-sistemi-analizi-kapanis-konferansi-katilimcilarini-bekliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Mar 2017 13:57:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Dürüstlük]]></category>
		<category><![CDATA[hesap verebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası Şeffaflık Sistemi Analizi]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası Şeffaflık Sistemi Analizi Kapanış Konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[Kamu kurumları]]></category>
		<category><![CDATA[özel sektör]]></category>
		<category><![CDATA[şeffaflık]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12244</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası Şeffaflık Derneği, ‘İş Dünyası Şeffaflık Sistemi Analizi Kapanış Konferansı’ 14 Mart 2017 Salı Günü, 9.30-17.30 saatleri arasında, Hilton İstanbul’da gerçekleştirilecek. Katılım için info@seffaflik.org ve  i.borsuk@seffaflik.org adreslerine email atabilir; 0 212 240 5281 numaralı telefondan derneğe ulaşabilirsiniz. Yayınlanan duyuru metnini aşağıda bulabilirsiniz. “Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin yolsuzlukla mücadelede önleyici bir araç olan şeffaflık ilkesini yaygınlaştırma ve etik bir iş anlayışını [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/10/is-dunyasi-seffaflik-sistemi-analizi-kapanis-konferansi-katilimcilarini-bekliyor/">İş Dünyası Şeffaflık Sistemi Analizi Kapanış Konferansı Katılımcılarını Bekliyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası Şeffaflık Derneği, ‘İş Dünyası Şeffaflık Sistemi Analizi Kapanış Konferansı’ <strong>14 Mart 2017 Salı Günü</strong>, 9.30-17.30 saatleri arasında, Hilton İstanbul’da gerçekleştirilecek. Katılım için <strong>info@seffaflik.org</strong> ve  <strong>i.borsuk@seffaflik.org</strong> adreslerine email atabilir; 0 212 240 5281 numaralı telefondan derneğe ulaşabilirsiniz. Yayınlanan duyuru metnini aşağıda bulabilirsiniz.</p>
<p>“Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin yolsuzlukla mücadelede önleyici bir araç olan şeffaflık ilkesini yaygınlaştırma ve etik bir iş anlayışını egemen kılma hedeflerine uygun olarak gerçekleştirilen İş Dünyası Şeffaflık Sistemi Analizi – Türkiye çalışması; şeffaflık sisteminin başlıca üç paydaşı olan kamu kurumları, özel sektör ve sivil toplumun şeffaflık, hesap verebilirlik ve dürüstlük politikalarını karşılıklı etkileşim ve iletişim içinde ele almakta ve yasaları, kurumların uygulamalarını ve kapasitelerini incelemektedir.</p>
<p>Raporumuzun lansmanının da yapılacağı kapanış konferansında iş dünyasının ve sivil toplumun önde gelen temsilcileri değerli katkılarıyla aramızda olacaktır.</p>
<p>Takviminize lütfen not edin! Sizleri aramızda görmekten memnuniyet duyacağız.<br />
İş Dünyası Şeffaflık Sistemi Analizi – Türkiye çalışmasına vereceğiniz destek bizleri onurlandıracaktır.”</p>
<p><strong>Etkinlik Başlangıç Tarihi</strong> : 14/03/2017</p>
<p><strong>Etkinlik Bitiş Tarihi</strong>:  14/03/2017</p>
<p><strong>Adres</strong>: Harbiye Mahallesi Cumhuriyet Cd. 50 D. 34367 Şişli İstanbul Türkiye</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/10/is-dunyasi-seffaflik-sistemi-analizi-kapanis-konferansi-katilimcilarini-bekliyor/">İş Dünyası Şeffaflık Sistemi Analizi Kapanış Konferansı Katılımcılarını Bekliyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>LGBTİ çalışanların özel sektör istihdamındaki koşullarını biliyor musunuz?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2016/09/04/lgbti-calisanlarin-ozel-sektor-istihdamindaki-kosullarini-biliyor-musunuz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Sep 2016 07:30:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[kaos gl]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[murat köylü]]></category>
		<category><![CDATA[özel sektör]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=10473</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaos GL, LGBTİ çalışanların Türkiye’nin özel sektör istihdamındaki durumunu anlamak ve emek gücüne tam, eşit ve özgür katılımlarının sağlanma çabalarına katkı sunmak amacıyla 2015 yılında bir anket çalışması başlattı ve anket sonucu bir rapor çalışması yayınladı. Kaos GL’de dış ilişkiler koordinatörü olan ve rapor çalışmasını yürüten Murat Köylü çalışma hakkındaki sorularımızı yanıtladı. Köylü, çalışmanın bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/09/04/lgbti-calisanlarin-ozel-sektor-istihdamindaki-kosullarini-biliyor-musunuz/">LGBTİ çalışanların özel sektör istihdamındaki koşullarını biliyor musunuz?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kaos GL, LGBTİ çalışanların Türkiye’nin özel sektör istihdamındaki durumunu anlamak ve emek gücüne tam, eşit ve özgür katılımlarının sağlanma çabalarına katkı sunmak amacıyla 2015 yılında bir anket çalışması başlattı ve anket sonucu bir rapor çalışması yayınladı. Kaos GL’de dış ilişkiler koordinatörü olan ve rapor çalışmasını yürüten Murat Köylü çalışma hakkındaki sorularımızı yanıtladı. Köylü, çalışmanın bu sene ve önümüzdeki birkaç sene tekrarlanacağını söylüyor</strong><span id="more-10551"></span></p>
<h4><strong>“LGBTİ çalışanların hakları adına düzenleme ve iyileştirmelere gidilmesini önerebilmek üzere bu çalışmaya başladık”</strong></h4>
<p><strong>Bu araştırmayı niçin yaptınız? </strong></p>
<p>Biz temelde bir insan hakları çalışması yapıyoruz. LGBTİ kişilerle ilgili olması aynı zamanda insan haklarıyla ilgili bir çalışma olduğu anlamına geliyor. Baktığımız zaman üç çeşit insani örgütlenme görüyoruz. Bunlar kamu örgütlenmesi, özel örgütlenme ve sivil örgütlenmeler. Kamu sektörü; devlet, hükümet ve tüm bu yapılar, en güçlü olanlar, kuralları koyanlar olmakla birlikte, özel sektör de aslında bugünün dünyasında insan hayatını son derece etkileyen, hem kamu ile kurduğu ilişkileri hem özel hayatıyla kurduğu ilişkileri hem de o çalıştığı özel sektör alanındaki uzunca süren, kişinin gündelik hayatını da son derece etkileyen bir kuvvet halinde aslında.</p>
<p>O anlamda bizim devletlere veya hükümetlere insan haklarıyla ilgili önerilerde ve şikayetlerde bulunuyoruz fakat baktığımızda özel sektör içerisinde ve hatta çok büyük şirketler dünyasında yaşadığımızı düşünürsek, bazı durumlarda devletlere kıyasla daha ön planda olabiliyorlar. İnsan haklarının kurulması, güçlendirilmesi için bir teşvik unsuru olabilecekleri gibi; şirketler, insan hakları ihlallerinden de sorumlu olabiliyor. Bugünün dünyasında biz kamu personeliyle ve hükümetlerle kurduğumuz bir sivil toplum diyaloğunu ve benzerini özel sektörle kurmamızın gerekli olduğunu düşündük.</p>
<p>Bunun yanında Türkiye’de ne yazık ki bugünkü siyasal gündem içinde ve  siyasal öncelikler içinde Türkiye’deki LGBTİ kişilerin sorunlarını siyasal gündeme getirmek çok kolay olmuyor. Acaba bir stratejik veya bir taktiksel davranış geliştirerek bunu özel şirketlerin gündeminde yaşatabilir miyiz, onların gündemine alabilir miyiz diye düşündük. Çünkü özellikle ABD ve Avrupa kaynaklı büyük şirketlerin, diğer insan hakları kriterlerinin vepolitikalarının yanında LGBTİ çalışanlara özelinde düzenledikleri politikalar ve değerler gün geçtikçe artıyor. Baktığımız zaman küresel şirketlerin kuzeydeki ve batıdaki merkezlerinde ve o ülke sınırları içinde çok gelişmiş politikaları olduğunu görüyoruz. Fakat bu sırada Türkiye gibi ikinci kuşak ülkelerde, bu politikaların yürürlükte olmadığını gördük.Bu da başka bir nedenimizdi.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-10475" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/09/murat-koylu.jpg" alt="murat-koylu" width="800" height="533" /></p>
<p>Özel sektörde LGBTİ koşulları alanı, çok geniş bir alan olduğu için Dünya’da ve Türkiye’de yeni bir alan. Bu yüzden elimizde veri çok fazla yok. Tahminlerimiz ve gözlemlrimiz var fakat daha derinlikli bilgi, hakların daha öncelendirildiği bir veri elimizde olsun diye böyle bir araştırma yaptık. Ayrıca bunu diğer ülkelerde de diğer şirketlerin merkezlerindeki politikalarla karşılaştırmak üzere bir ekonomistle çalıştık. Yani hem sosyal psikoloğun gözünden geçmiş oldu bu çalışma, hem de bir ekonomistin gözünden geçmiş oldu. Toplumsal rolümüz gereğince bütün bunları politika düzeyine aktararak bir insan hakları önerisi olması için, LGBTİ çalışanların hakları adına düzenleme ve iyileştirmelere gidilmesini önerebilmek üzere bu çalışmaya başladık.</p>
<h4><strong>“LGBTİ’ler kimlikleri yüzünden işe alınmama korkusu yaşıyor, işe alınmıyor ve çalıştıkları yerde taciz ve şantajla karşılaşabiliyor”</strong></h4>
<p><strong>Bu çalışma sonucu elde ettiğiniz verilere göre LGBTİ çalışanlara yönelik ayrımcılık çalışanlar tarafından nasıl fark ediliyor ve işe alanlar bunu nasıl yapıyor?</strong></p>
<p>Öncelikle ayrımcılıkları işe alım öncesindeki ayrımcılıklar ve istihdam sırasındaki ayrımcılıklar olarak ayırabiliriz. Lezbiyen, biseksüel, trans ve diğer kategorilerdeki her bireyin karşılaşmaları farklı olabiliyor. Yani eşcinsel erkekler, erkek olma durumlarından kaynaklı başka deneyimler yaşarken, lezbiyen ve biseksüel kadınlar kadınların yaşadığı sıkıntılar benzeri sıkıntılar yaşıyorlar. Translar tabii ki çok görünür oldukları için ve nüfus cüzdanı problemleri olduğu için başka problemler yaşıyorlar ama üç aşağı beş yukarı benzerlikler üzerinden konuşmak gerekirse hepsi işe alım öncesinde, işe alım sürecinde ve işe başladıktan sonra farklı farklı ayrımcılıklar yaşıyorlar. İşe alım öncesinde bir kişinin kendi istihdam gücünü yaratabilmesi için, yani eğitim alanında barınma alanında örselenmemesi için, korunuyor olması gerekiyor ki bu sayede okulda, aile içinde veya sosyal hayatta diğer kişilerle rekabet koşulları aynı olabilsin. Fakat son derece dezavantajlı ve fobik davranışlarla karşılaşma olasılığı yüksek bir gruptan bahsettiğimiz için henüz istihdam piyasasına girmeden önce, genç yaşlarında, öğrenim hayatları boyunca, problemler yaşayarak akranlarının gerisinde kalma problemiyle karşı karşıyalar. Ayrıca insanın kişilik kimliğini gizlemesi ve kişinin kendini gizlemesi, başka bir insan gibi davranması onun yaşam kalitesini ve bununla beraber kendisini geliştirmesini olumsuz anlamda etkiliyor.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-10476" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/09/lgbti-ozel-sektor-2.jpg" alt="lgbti-ozel-sektor-2" width="550" height="413" /></p>
<p>Özellikle transların durumunu düşündüğümüzde zorunlu seks işçiliğine yönelmek durumunda kalabiliyorlar. Son derece düzensiz ve şiddet riski olan o sektöre girdikleri takdirde başka sektörlere geçmeleri son derece zor, hatta imkansız hale gelebiliyor.</p>
<p>İş alım esnasında ise yine kimliklerin açık olması korkusu yaşıyor. Bu korkularının üstesinden gelip, aslında olması gerektiği gibi, kimliklerini açık ettikleri zaman da işe alım sürecinde çeşitli olumsuz tavırlarla karşılaşıyorlar. Dolayısıyla yarışın gerisinde kalabiliyorlar. Onun dışında zaten kişilerin “ben LGBTİ’yim, benim ayrımcılığa maruz kalma olasılığım çok yüksek” diyerek pek çok iş alanına başvurmadığını da görüyoruz. İşe alım sürecinde, özellikle mülakatlarda, kişinin kendisinden beklenilen cinsiyet rollerine göre davranmaması; kişinin bilgi ve beceri kapasitesi başvurduğu işin karşılığını verse de işe alınmamasına sebep olabiliyor. İşe alındıktan sonra da kişiler iş yerindeki aynı düzeydeki çalışanlar, alt/üst düzeydeki çalışanlar veya yöneticiler tarafından tacize maruz kalabiliyorlar. Kimliklerinin açık edilmesi tehdidi alıp şantajlarla karşılaşabiliyorlar. Bu şantajların karşılığında daha fazla mesai yapmak durumunda kalabiliyorlar. Terfi ettirilmiyorlar ve bütün iş hayatları boyunca kimliklerini saklamak zorunda kalabiliyorlar, sevgililerinden bahsedemiyorlar, hayat arkadaşlarından bahsedemiyorlar. Mesela ortamda bir LGBTİ kişinin olmadığı düşünülerek yapılan aslında nefret söylemi olan, gündelik hayattaki küfürler, onlar için oldukça incitici olabiliyor.</p>
<h4><strong>“Beş LGBTİ çalışandan yalnızca biri kimliğini açıklayabiliyor”</strong></h4>
<p><strong>Kimliğini gizleyen LGBTİlere dair yaklaşık bir oran var mı elinizde? </strong></p>
<p>Bir sayı olmasına imkan yok çünkü Türkiye istatistiki yapısı güçlü olan bir ülke değil. Sadece bu konuda değil, birçok insan hakkı konusunda istatistik anlamında çok fazla gri alanı, boş alanı olan bir ülke. Bu anlamda bir rakam vermek çok zor. Fakat bizim geçen sene yaptığımız bu araştırmada 151 yanıtlayan kişiden 59’u, yani yaklaşık olarak yüzde 40’ı tamamen kapalı olduklarını söylemiş, 33’ü de, yani beşte biri de tamamen açık olduğunu söylemiş. Beş kişiden yalnızca bir tanesi tamamen açık olduğunu söylemiş. Kalan 5’te 4’ü ya tamamen kapalı ya da çok yakın iş arkadaşına anlatarak veya bir şekilde, istemese de kimliğini açık etmiş oluyor ya da kimliği ifşa ediliyor.</p>
<h4><strong>“Farkındalık çalışmaları sırasında ilgili sivil toplum kuruluşlarından destek alınmalı”</strong></h4>
<p><strong>Çalışmanız gösterilen ayrımcılıklara karşı alınması gereken tedbirleri de içeriyor. Bu tedbirlerden biraz bahseder misiniz?</strong></p>
<p>İlk yapılması gereken şey hem LGBTİ çalışanların hem de iş yeri yetkililerinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin iş istihdam politikalarını ve iş istihdam mevzuatını prensip insan hakları standartlarına yükseltmesidir. Bu bütün çalışanlar ile birlikte LGBTİ çalışanları da olumlu etkileyecek adım olacak. Bu adım doğrultusunda insan hakları anlayışına dair farkındalık çalışmalarının yapılması, bunun özel sektör alanında da yapılması ve bu farkındalık çalışmalarının yürüyüşü konusunda alakalı STK’lardan destek alınması sonucu LGBTİ bireyler de dahil olmak üzere tüm çalışanlar adına bazı iyileşmeler görebileceğiz. Bunun dışında, LGBTİ çalışanlar özelinde konuşmak gerekirse; ayrımcılık mevzuatına ve nefret suçları mevzuatına, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği kategorilerinin eklenmesi ve bu kategorilerdeki ayrımcılıkların ve nefret suçlarının yasaklanması temel değerde bir yol olacak. Özel şirket yetkililerinin, tıpkı siyasal liderler ve kamu yetkilileri gibi, iş yerlerinde cinsel yönelimi veya cinsel kimlikleri ne olursa olsun hiç kimseye ayrımcılık yapmayacaklarına dair beyanatlarda bulumaları, işe alım ilanlarında bu beyanı açık açık belirtmeleri insanlar açısından son derece teşvik edici olacak. LGBTİ’lerin <em>“Ben burada kim olduğumu saklamadan çalışabilirim”</em> veya <em>“işe alındıktan sonra diğer herkesle eşit koşullarda terfi edebilirim”</em> veya <em>“sosyalleşme durumunda kendi bilgi ve mesleğimi gizlememe gerek kalmaz” </em>gibi cümleleri güvenle kurabilmeleri şart.</p>
<p>Çözüm aşamasında uzlaşı taraftarı olan özel şirketler veri toplama ve çözüm üretme çalışmalarını, ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla ortak yürütürse eğer sonuca ulaşmak konusunda verimlilik kazanacak.</p>
<p>Bu konu bir insan hakları konusu. Bütün çaba sadece LGBTİ çalışanlar için özelmiş gibi gözüküyor ama eşit vatandaşlık ve eşit istihdam koşullarının yaratılması için diğer toplumsal kesimler özelinde yapılması gerekiyorsa, çok benzerlerinin LGBTİ çalışanlar için de vatandaşlar için de mülteciler için de yapılması gerekiyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-10477" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/09/lgbti-ozel-sektor-3.jpg" alt="lgbti-ozel-sektor-3" width="717" height="478" /></p>
<h4><strong>“LGBTİ’ler özelinde olumlu eylemler veya pozitif ayrımcılıklar benzeri tedbirlerin getirilmesi gerekiyor”</strong></h4>
<p><strong>Çözüm sürecinde pozitif ayrımcılık gerekli mi?</strong></p>
<p>Ben gerek olduğunu düşünüyorum. Sosyal anlamda dezavantajlı birçok grup gibi LGBTİ’ler özelinde de olumlu eylemler veya pozitif ayrımcılıklar benzeri tedbirlerin getirilmesi gerekiyor. Çünkü siz de biliyorsunuz ki son derece dezavantajlı bir gruptan bahsediyoruz. Aile içinde dahi dezavantajlı olan, sosyal koruma ve sosyal destek mekanizmalarından kısıtlı bir şekilde yararlanan bir grup. Biz sadece kanun önündeki eşitliği sağlasak bile mevcut durum kişilerin fiziksel ve psikolojik şiddete gündelik olarak defalarca maruz kaldıkları bir durum. Bunu biz piyasa koşulları içinde veya hayatın olağan akışı içinde eşitlenmesini beklersek inanın bana yüzlerce yıl geçebilir. Bu kadınlar ve toplum tarafından geride bırakılmış başka topluluk ve kesimler için de böyledir. Bu anlamda hakkaniyetli, adil bir kota sisteminin getirilebileceğini düşünüyorum. Çünkü ötekileştirme, marjinalleştirme, kişiliğin örselenmesi ve saldırılar daha çocuk yaşta başladığı için kişiler sürekli geride kalmak durumunda kalıyorlar. Rekabet koşullarına uyum sağlamaları daha fazla zaman alabiliyor. Elbette bir liyakat sistemi içinde değerlendirerek, yani beceri ve bilgi seviyeleri değerlendirilerek yapılması gerekiyor.</p>
<p><strong>“2-3 sene daha aynı sorularla, aynı minvalde ve aynı kanalları kullanarak gideceğiz”</strong></p>
<p><strong>Bu seneki çalışmanızda geçen seneki çalışmayla aynı sorular ve aynı çalışma yöntemlerini mi kullanıyorsunuz? </strong></p>
<p>Tamamen aynı. Türkiye’deki genel durumun tamamıyla farkına varmak istiyoruz. Geçen sene ilkti bu sene ikincisi olacak. 2-3 sene daha aynı sorularla, aynı minvalde ve aynı kanalları kullanarak gideceğiz. Gerçekten tam derinleşmiş bir bilgiye sahip olduktan sonra daha detaylı, daha sofistike yöntemler kullanmayı düşünüyoruz. Zaten bu alanda neredeyse hiçbir, özel sektör olsun kamu sektörü olsun, çalışanların kapsanması için neredeyse hiçbir uygulama olmadığı için son derece temel olan sorular soruyoruz. Eğer bu zamana kadar bir politika veya mevzuat gelişmiş olsaydı onlar özelinde, şöyle sorular sorabilirdik <em>“kadın eşcinseller ne yaşıyor?/erkek eşcinseller ne yaşıyor?/yaşlısı ne yaşıyor?/genci ne yaşıyor?/hayat arkadaşı olan ne yaşıyor?/ yalnız olan ne yaşıyor?”</em> gibi Fakat şu an bu alan o kadar boş ki; sorabileceğimiz sorular çok temel insan hakları özelinde sorulardı.</p>
<h4><strong>“Bu ülkede ayrımcılık ve şiddet doğasının içinde var oluyoruz, o havayı teneffüs ediyoruz”</strong></h4>
<p><strong>Çalışmaya dair eklemek istedikleriniz nedir?</strong></p>
<p>Bu, en başta söylediğim gibi, LGBTİ çalışanlar özelinde bir çalışma olmakla birlikte bir insan hakları konusu. Toplumsal barışı ve iş yeri barışını sadece LGBTİler özelinde değil, onların arkadaşlarını ve çevrelerindeki herkesi, genel anlamda ise Türkiye toplumunu ilgilendiren bir çalışma.</p>
<p>Bu ülkede ayrımcılık ve şiddet doğasının içinde var oluyoruz, o havayı teneffüs ediyoruz. Biz LGBTİ konusunu çalışan bir sivil toplum kuruluşu olarak bu konuya yönelik çözüm önerileri çıkarıyoruz, başka sivil toplum kuruluşları başka alanlarda önerilerde bulunuyorlar ama aslında yapılan her şey en sonunda toplumun geneli için yapılmış oluyor. İnsanlar kendilerine özel haklar elde etmenin peşinde değiller. Toplumsal barış, toplumsal vicdan gelişsin, sorunlar en azından konuşulabilir olsun, uzlaşma yolları aransın kaygısıyla yapıyoruz bu çalışmaları. Bu çalışma özel sektör alanında yapıldı ama amacımız insanların hayatlarını kolaylaştırmak. Farklı ülkelerdeki insanların azınlıklara geliştirdikleri fobiler nedeniyle, iletişimsizlik ve önyargılar nedeniyle toplumsal kutuplaşmanın önünü bu tür çalışmalarla almak gerekiyor. İnsanlar ötekileştirilmiş gurpları tanıyıp bilmeli. Bu sayede iletişim kurabilirler. Bu çalışma da buna dair küçük naçizane bir katkı vermeye çalışıyor.</p>
<h6>Çalışmanın tamamı için: <a href="http://www.kaosgldernegi.org/resim/yayin/dl/de_ozel_sektor_calisani_lgbti__turkce.pdf">http://www.kaosgldernegi.org/resim/yayin/dl/de_ozel_sektor_calisani_lgbti__turkce.pdf</a></h6>
<p>2016 yılı anketine <a href="https://tr.surveymonkey.com/r/H3T6JGT">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/09/04/lgbti-calisanlarin-ozel-sektor-istihdamindaki-kosullarini-biliyor-musunuz/">LGBTİ çalışanların özel sektör istihdamındaki koşullarını biliyor musunuz?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
